
2.635 kelime · ~13 dk okuma
Bölüm 7 Bir Apaç Sözü Derki Sert düştük. Yade, iyi misin? Karanlık. Evet, niye karanlık? Bir masendeyiz sanki. Sesimiz yankılanıyor. Dur, gözlerimiz alışır birazdan. Çantada fener olacak, çıkarabilir misin? Aferin Yade, çanta nihayet bir işe arayacak. Kutay amca bize boşuna taşıtıyor diyordum. Hiçbir bilgi boşuna değildir. Asırlardır zaman yolcuları var. Elbette neye ihtiyacı olduğunu tespit etmişlerdir.
Aaa! Ama burası bizim çiftliğin bodrumu. O kadar isteksizdin ki. Al işte geri döndük. Ya ne yapayım? Annemle tartıştıktan sonra seyahate çıkmak istemedi canım. Yadig, bu boşanma işini fazla kafana takmıyor musun? Sonuçta annenle baban ayrılıyorlar. Senden ayrılmıyorlar ki. Göremiyorum onları ama. Yok daha neler. Bütün yaz boyu bir hafta sonra annem, bir hafta sonra baban geldi. Bana ne boşanmasınlar. Hem annemin yüzünden. O tutturdu. Ne dedi sana en son telefonda? Biz babanla çocukluğumuzdan beri tanışıyoruz. Bu arkadaşlığımız ömür boyu sürecek. Sen bize güven. Ee sen de güven. Bırak şimdi annemle babamı. Aa ışıklar yandı. Deden döndüğümüzü fark etti herhalde. Yanında birileri var.
Baba, bak, bak. Zaman koltuğu fırt fırt dönüyor bile. Hemen atlayalım. Tibet, durun biraz. Bir nefes alın. Melisa, çantalarınız nerede? Şu köşede. Ama içini kontrol edelim. Geçen sefer ne varsa kullanmıştık.
Hadi tamamlayın eksiklerinizi. Annem de babam. Zaman koridoru bizi annenin çocukluğuna göndermiş. Aa evet. Koridorun bizi buraya atması çok garip. Hayır canım arkadaşım. Burunlarının dibindeyiz ama bizi görmüyorlar. Evet. Koridor bizi görmelerini engelliyor. Baba çanta tamam gibi. Sadece yara bandı kalmamış. Şuradaki dolapta olacak. Ben alırım Kutay amca.
Annemle babam birlikte gidiyorlarmış zaman yolculuklarına. Sen bilmiyor muydun? Hiç bahsetmediler ki. Hadi çocuklar bittiyse Melis'e nereye gideceğinizi söylesin. Tibet söyleyecek bu sefer. Onun istediği yere gideceğiz. 1885 Arizona. Soluk benizlerin korkulu rüyası. Cesur kızılderili. Ulu şaman. Ceren Üva'nın yanına. Bu kadar uzun söylemesen de olur herhalde. Sen koridoru uygun şekilde çevir o zaman. Ver elini. Unutmayın çocuklar. Oradan bir şey getirmek yok. Zaman koridorundan bahsedemeyiz. Ve... Birbirimizden ayrılmamalıyız. Tamam tamam. Zamanı söyleyin ve gidin hadi. Koridorcum hazırız ve söylüyorum. 1885 Arizona. Ceren'im onun yanına. Biz ne yapacağız şimdi? Peşlerinden gideceğiz tabii. Ver elini. Ama... Hadi! Atla Demir! Atla Demir!
Bir günde iki düşme. Bir de bunun dönüşü var. Oldu mu sana üç düşme? Sızlanmayı bırak ve etrafına bak. Burası bir çöl. Bakıyorum etrafa.
2 metrelik dev kaktüsler. Önümüzde uzanan kızıl topraklar. Başımızın üstünde uçan kartallar. Arkamızda dimdik kayalıklar. Evet. Burası bir çöl bildiniz. Ama kimse yok. 1800'lerde çöl turizmi gelişmemiş demek. Onu mu diyorum ben? Annemle babam yok. Haa. Doğru ya. Onlar nerede? Laf yetiştireceğine düşün. Annemler nerede? Ayrı zamanlara mı düştük? Nereden bileyim? Bir insan görsek soracağım da. Bana sor evlat.
Gerçek bir kızılderili. Gerçek bir kızılderili evet. Siz de gerçek birer beyaz çocuğa benziyorsunuz. Burada ne işiniz var? Açıklama için bir kuş kanadı çırpımı zamanınız var. Aslında çok basit bir açıklaması var da şu anda anlatamıyorum. Senin çildi kız. Aklına gelen bir açıklama var mı? Bir açıklama yapabiliriz tabii ki. Ama siz öyle sinsice yaklaşıp ensemize bağırınca...
Shen'in açıldığına göre korkun geçmiş demektir. Apache bölgesindesiniz. Beyaz çocuklarsınız. Garip kıyafetleriniz var. Ve sanki her şey doğalmış gibi davranıyorsunuz. Açıklamanızı yapsanız iyi olacak. Şey... Biz bir konvoydaydık. Çölden geçen bir konvoy. Sonra Yaden'in çişi geldi. Hayır çişim gelmedi. Bu gittikçe garip bir açıklama olmaya başladı. Yürüyün benimle birlikte kampa geleceksiniz. Kızılderili kampı mı? Evlat. İkide bir kızılderili deyip durma. Biz Apacheleriz. Ben de Jeronimo. Jeronimo mu?
Hünümün ulaşmadığı bir köşe kalmamış herhalde. Ama oyalanma vakti değil. Beni takip edin. Şu kanyonun arkasına gideceğiz. Şu koca kanyonun mu? Şu dev kayalıkların mı? Sana tavsiyem Çelikız. Kanyonun içindeyken böyle bağırmaman. Bütün kayaların tepemize inmesini istemem. Ama buraya geçmek günler alır. Ceren'im o sizi kuş gibi uçuracak ve konduracak beyaz bilmiş çocuk. Takip edin. Mecbur edeceğiz. Elinizdeki tüfek çok ikna edici görünüyor.
Onurlu bir apaçi savaşçısı çocukları tehdit etmez. O siz beyazları özgü. Şimdi çok konuşmayın. Bastığınız yere dikkat edin ve ben ne yapıyorsam onu yapın. Demir, ya annemle babam çölde kaldılarsa? Koridor bizi buraya attıysa bir bildiği vardır. Zaten çok seçeneğimiz de yok. Adam Jeronimo ya. Son özgürlük savaşçısı. Bırak dur!
Dikkat edin! Düşmeyin! Benden uzaklaşmayın. Birazdan şu ilerideki mağaramsı geçide gireceğiz. Baksana, özgürlük savaşçısından çok izci lideri gibi. Biraz da öyle. Üç bin asker onu dağlarda çöllerde aramış. Tozunu bile bulamamışlar. Üç bin değil, beş bin asker peşimde. Apaçilerin kulağı on fersa ötedeki sineğin vızırdamasını duyacak kadar keskindir. Ona göre konuşun. Şimdi benim gibi sürünerek derin nefes almadan geçin.
Demir çok dar burası. Nefes alamıyorum. Çok uzun değil. Bak ışık dönüldü bile. Hadi. Nefesinizi tüketmeyin. İlerleyin. Çok
kötüsün. Şşş. Öksürmek de mi yasak? Kımıldamayın. Demir uçurumun kenarındayız. Aşağı iyi işaret ediyor. Kanyonun dibine bak. Kenara çekil de bakayım. Kanyonun ortasındaki yoldan askerler geçiyor.
Kampa doğru ilerliyorlar. Yerimizi bulmuşlar. Yani? Kampta çocuklar, kadınlar ve yaşlılar da var. Onlara zarar vermezler. Çilli kız, Soluk ve Nizizler bugüne kadar milyonlarca kızıl deriliği yurdundan etti. O yüzden hızlanın. Askerlerin gelmesi saatleri alır. Bizse bir tavşan zıplaması kadar sonra kampta olacağız. Ama kanyonun en tepesindeyiz. Birazdan da en dibinde olacaksınız. Beni izleyin.
Nereye kayboldu bu? Şu iki kayanın arasından geçti. İlerle. Şurada merdiven gibi bir yer var. Orada. Gördüm bak. Şimdi de oyuğa girdi. Nasıl bu kadar hızlı olabiliyor ki? Gir oyuğa yade. Demir burası kaydırak gibi. Aaa!
Yok arkadaş. Tepem delinmeden bu yolculukları bitirmem lazım. Beyaz çocuklar çok bilmiş ama pek de eniksiz. Geldik. Hadi yerlerde sürmeyin ve kalkın. Arkadaşlarınız bize mi sinirlendiler? Hayır. Beni karşılıyorlar. Hoş geldin Jerno. Hoş bulduk Koşan Bulut. Konuşacaklarımız var. Çilli kızla bilmiş oğlanı bir çadıra alın. Girişte de birisi dursun. Kaçmasınlar. Bana bir açıklama borçları var. Benim çadırda seni bekliyorum.
Tamamdır şef. Bugün beyaz çocuk kaynıyor ortalık zaten. Başka beyaz çocuklar da mı var? Neredeler? Görebilir miyiz? Çok soru soruyorsunuz. Biz böyle çocukları... Bizi işkence mi edeceksiniz? Saçlarımızı mı soyacaksınız? Çilli kız, biz vahşi değiliz. Savaşçıyız. Topraklarımızı ve canımızı savunuyoruz. Size yapacağımız en büyük işkence, gıdıklamak olur.
Hadi girin çadıra bakalım. Ama çocuklar dediniz. Onları görmem gerek. Fazla ısrar bulutları şimşeklendirir. Hadi gel. Israrın anlamı yok. Ama annemle babamı merak ediyorum. Başlarına bir şey gelmiş olmasın? Şöyle düşün. Melisa ile Tibet senin annenle baban olacak kadar büyüdüler. Yani burada başlarına bir şey gelmiş olamaz. Ama annem... Melisa teyzenin 11 yaşındaki halini anne deyip durmasana. Gülesim geliyor.
Gerçekten de karşılaşırsak ve ona anne dersem düşüp bayılır herhalde. Bak sen mızıldanırken çadırda bir delik buldum. Dışarıyı görebiliyoruz. Ne görüyorsun? Kadınlar diriç çuvallarda yiyecek, çocuklar kovalarla su taşıyorlar. Ama koşan bulut etrafa bir şeyler söylüyor. Şimdi bir hareketlenme oldu. Kadınlar da çocukları çağırdılar.
Galiba toplanıyorlar. Çekil kenara, ben de bakacağım. Çekiştirmesene, et bak. Hızlı hareket ediyorlar ama telaşlı görünmüyorlar. Ne derleri Geronimo ne de olsa. Defalarca halkını kurtarıp başka yere taşımış. Sen bu kadar şeyi nereden biliyorsun? Hayatı da anlatan bir film izlemiştim orada. Babam kovboy filmlerini çok sever. Demek buradan geliyor merakı. Ata da iyi bir nertibet amca, sen... Gördüm, gördüm! Tüm kampı ayaklandıracaksın, bağırma! Ne gördün?
Annemle babamı, yani Melisa'yla Tibet'i. Ne yapıyorlar? Yüzleri boyalı iki apaçi var yanlarında. Melisa'yla Tibet el ele tutuşmuş. Tedirginler ama annem Kızılderililere bir şeyler söylüyor. Annem kesin onları fırçalıyor. Tavırları çocukken de aynıymış. Ben de bakmak istiyorum. Dur dur. Şimdi onları bir çadıra soktular. İki Kızılderili girişinde nöbet tutuyor. Sorguluyorlar mı acaba?
Demir, buradan çıkmamız ve orada neler olduğunu öğrenmemiz gerek. Dur bir hokus pokus yapayım, o çadırda beliri vereyim. Dalga geçme, burada duramam. Çadırın çıkışında çam ağacından biraz küçük iki savaşçı var. Müsaadenizle deyip geçemeyiz. Çadırın kumaşı da yırtılacak gibi değil. Hem çıksak ne olacak? Etrafta insan dolu. Sen de hep olumsuzlukları söylüyorsun.
Ne o? Korktunuz mu? Bir apaçi görünmez olmayı daha bebekken öğrenir. Sizin gibi çölün ortasında totem gibi dikilmez. Atlılar bir yere gidiyorlar. Nereye? Beyaz askerlerle görüşmeye gidiyorlar. Anlaşma yapacaklar. Ne anlaşması bu? Elimizde bulunan beyaz çocuklara karşılık kampımızı rahat bırakmaları anlaşması.
Önce açıklamalarınızı duyalım. Diğerlerinin çöl yılanı gibi kıvrak dilleri var. Öyle bir hikaye yazdılar ki şamanımızın yanına çırak veresim geldi. Sizinkini dinleyeyim artık. Neden yanınızda kimse yok? Buralarda ne arıyorsunuz? Konvoy bizi ailemizin yanına götürüyordu. Nereye? Kaliforniya'ya. Nereden geliyordunuz? Texas. Sonra ne oldu? Konvoy'a bir çete saldırdı. Biz de korkudan kaçtık. Tamam. Diğerlerini veriyorum. Ama onları veremezsiniz. Çok heveslisiniz madem. Sizi verelim. Bizi de veremezsiniz.
Ne yapacağız peki? Beyaz çocuklara bakıp kendi çocuklarımızı almalarına izin mi vereceğiz? Niye alsınlar ki? Ne yapacaklar çocuklarınızı? Siz başka bir zamanda mı yaşıyorsunuz? Hep yaptıkları neyse onu. Elimizden alıp okullara yerleştirecekler. İsimlerini değiştirecekler. Kıyafetlerini de. Dilimizi unutturup kendi dillerini öğretecekler. Özgürce çayırlarda koştukları günleri taş duvarlara hapsedecekler. Tüm köklerini silecekler.
Çilli kızın adalet duygusu var. Güzel. Evet. Kesinlikle diğerlerini vereceğim. Jeronimo sizi sevdi. Çok çabuk döndüler. Gökyüzü bulutlanıyor demek. Bekleyin. Birazdan döneceğim. Ne demek şimdi bu? Bir şeyler ters gitti demek sanırım. Yürü. Biz de bakalım ne oluyor. Girişteki kızın delili gitmiş. Hadi. Dur bir bekle. Bekleme.
Neler oldu koşan bulut? Bakışların dikenli, yüzün gölgeli. Ne dedin şimdi? Koşan bulut gerginmiş yani. Tüh! Dümdüz söylese ya! Rüzgar fırtınaya dönecek Ceren'im o. Beyaz adamlar bir bizon sürüsü kadar kalabalık ve inatçı. İki beyaz çocuğu verirsek bize gece çökene kadar zaman verecekler. Sonra kadınları ve çocukları kampta bırakıp gitmemizi istiyorlar. Rezervasyona yerleştireceklermiş.
Özgür Apaçi halkını asla o toplama kampına göndermem. Üç kere kaçtık. Bir kere daha o boyunduruğa giremem. Peki ne yapacağız? Diğer iki beyaz çocuğu vereceğiz. Bunlar bizim güvencemiz olarak kalacak. Kampı toplayın. Bir grup kadınları ve çocukları alıp Nazlı Çiçek Vadisi'ne götürsün. Biz kalıp onlara zaman kazandıracağız. Ne? Bizi kalkan olarak mı kullanacaksınız?
Çilli kızın adı zehirli kelimeler olmalıymış. Sizi de ailelerimizle birlikte göndereceğiz. Şu yerde yürüyen karınca sürüsü kadar sana söyledim. Biz çocuklara zarar vermeyiz. Şimdi hazırlıklar bitene kadar çadırda bekleyin. Bizi burada esir gibi tutuyorsunuz. Esir değilsiniz. Güvenliğiniz için. İstiyorsanız kampı dolaşabilirsiniz. Kartal gözlerim siz ceylanların üzerinde. Dolaşın ama ayak bağı olmayın. Burnunuzu da her deliğe sokmayın.
Tamam, anladık. Çok tehlikeli her yer. Siz de pek yamansınız. Çok korktuk, pek ürktük. Bacaklarımız titredi. Şimdi önümüzden çekilirsen kampta dolaşalım. Tamam, dolaşın. Ama bakın bunlar göz. Arkasını da görür. Ona göre. Anladık koşan bulut. Anladım.
Demir, annemlerin kaldığı çadıra gidelim. Koridor yine bizi görmemelerini sağlar mı? Bilmiyorum ki ama yine de dikkatli olalım. Belki zamanda bir soruna yol açar görmeleri. Vay be! Filmlerdeki gibi. Anneyle baban seni görüyorlarmış. Bu zamanda kırılmaya yol açıyormuş. Ve hiç evlenmiyorlarmış. Nasıl? Berbat bir hikaye. Aslında doğru. Bu olmazsa sen doğmazsın. Sen doğmazsan ben de bu zaman yolculuğunu yapamam. Hah, bu çadır işte. Koşan bulut da o çadıra yürüyor. Aa, Yadig, bak nöbetçileri içeri çağırdın. Hızlan, belki girişten olan biteni görürüz.
Sen de bu yolculukta tam bir macera perest oldun ha. Şşş! Bak oradalar. Evet. Diyeceklerim bu kadar. Bize yardım ettiniz. Oğlum küçük kuyusuz gelinceyi kuyuya düşmekten kurtardınız. Bunu unutmayacağım. Ailelerinize kavuşmanız için askerlere verilmenize karar verdim.
Ama biz bunu istemiyoruz ki. Biz buluruz ailelerimizi. Biz de sizinle gelelim. Zaten soluk benizleri sevmiyoruz. Üstelik ben Menez'im. Benim büyükannem Mohawk. Tabii benim de öyle. Babam Sioux. Ne garip aileleriniz varmış. Bir Sioux ve bir Mohawk yan yana yolda kaybolmuşlar öyle mi? Hem sizin hem bizim iyiliğimiz için kendi soyunuzun yanına gideceksiniz. Kırmızı benek, uçağın sincap. Hadi, siz benimle gelin. Atları hazırlayalım. Siz de çatal dilliler, nefesinizi alıp vermeden dönmüş oluruz. Bekleyin. Demir, kenara çekil. Kıl payı kurtulduk. Bizi burada görse iyice şüphelenirdi. Gel yaklaş, annenler içeride yalnızlar. İçeri girmemeliyiz ya de.
Tamam tamam bakıyorum sadece. Tibet, işler iyice karıştı. Melisa bu kadar zorlanacağımızı bilsem inan istemezdim. Ama koridor bizi kesinlikle kurtarır değil mi? Bir yerde kesinlikle ortaya çıkacak. Apaçi keşif ekibinin ortasına düştük. Az daha atlar eziyordu. Çocuğu kuyudan kurtaralım derken içine yuvarlanıyorduk. E Ceren'i mumun tepesine attırdık. Yine de görünmedi. Bunları tehlikeden saymıyor herhalde. Bir ara ikimizi ayıracaklarını ve iki beyaz kızı vereceklerini konuşuyorlardı. Bilmiyorum vazgeçtiler herhalde. Ama biz ne olursa olsun ayrılmamalıyız.
Koridor ikiye bölünemiyordur herhalde değil mi? Sen merak etme Melisa. Ben her zaman senin yanında olacağım. Her zaman mı? Tabii ki her zaman. Sen benim en iyi arkadaşımsın. Bir gün ayrılmak zorunda kalsak bile, senin ne zaman ihtiyacın olsa koşarak geleceğim. Sen de benim en iyi arkadaşımsın. O zaman and içelim. Ver elini. Birimiz, ikimiz, ikimiz, birimiz için. Ayy ne tatlılar. Ne kadar iyi arkadaşlarmış. Annen sana demişti. Bak kendin de gördün.
Siz içeriyi mi gözetliyorsunuz küçük sansarlar? Ama bu özgürde olmuyor ki. Her seferinde ensemizde beliri veriyorsun. Yok yok sadece çocukları merak etmiştik. İçeri niye girmiyorsunuz peki? Az merak etmiştik. Ormandaki zehirli mantarlardan yemiş gibisiniz. Ağzınızdan anlamsız kelimeler çıkıyor. Aslında biz de şey düşünüyoruz... Ne düşünüyordunuz? Fikirler aklın içinde çok kalırsa boğulur. O yüzden bir an önce oradan çıkarın. Bırakın vahşiyatlar gibi çayırlarda özgürce koşsunlar.
Yine ne dedi bu? Düşünceleri eyleme geçirin demek istiyor herhalde. Mırıldanmayın ne düşünüyorsanız söyleyin. Biz de toplanmanıza yardım edelim diyorduk.
Bir kızılderili çocuğu 3 yaşında ata biner, 5 yaşında ava çıkar. 7 yaşında da kendi çadırını kurup söker. Beyaz çocuklar pek kendilerine eminler ama bedenleri bu işlere alışık değil. Ben ata binmeyi biliyorum. Ben de. Üstelik babamla kamp da yapardık. Evet ama ben ava karşıyım. Siz beyaz çocukların ağzı kalabalık, lafları karışık. Bir apaç atasözü der ki dur dinle, hep konuşursan hiçbir şey duyamazsın. Dinleyelim, söyleyin ne yapalım. Tamam yardım edin.
Göreviniz kamp alanındaki hayvanları serbest bırakmak. Atlar hariç tabii ki. Hayvanları bizimle sürükleyemeyiz. Burada da bırakamayız. Onları kamp dışına yönlendirelim. Tamam. Benden iyi çoban bulamazsınız. İnektir, koyundur, tavuktur, bizondur. Hepsinden anlarım. Bizon mu? Demir yok. Daha neler? Ceren'im o! Baskın var! Askerler borazanlarını çala çala yaklaşıyorlar. Sözlerini tutmadılar.
Her şeyi bırakın. Çocuklar, kadınlar ve yaşları alıp ilerleyin. Diğerleri benimle ön safa gelsin. Halkıma ulaşmaları için önce beni geçmeleri gerekecek. Biz ne yapalım? Siz de geleceksiniz. Bu soluk benizli hainlere kendi çocuklarını da emanet edemem. Diğer iki çocuğu da alıp koşan bulutun peşinden gidin. Ama biz onlarla karşılaşamayız. Çilli kız, kendi soyunu arkanı dönmemelisin.
Son sözümü dedim. Şimdi halkımı korumam lazım. Dilerim düşmanım cesur ve kuvvetlidir. Böylece onu yendiğimde utanç duymam. Benim için bunu dileyin. Rüzgar, bulutlar, nehirler, ulu ağaçlar ve çöl sizi korusun! Şimdi gitmeliyim. Ne dedin? Galiba onurla ilgili bir şey. Bu sefer ben de anlamadım.
Çok yaklaştılar. Ne yapacağız? Aslında kalıp yardım etmek istiyorum. Baksana çocuklar sürükleniyor. Yaşlıları at sırtında inliyor. Kaçabilecekler mi? Bilmiyorum. Demir! Evet? Koridor işte şurada. Atlamalıyız. Annemle babam? Bize göründüğüne göre koridor bizim için.
Ama onlara ne olacak? Ya yanlış bir şey yapıyorsak? Yadi hadi! Birazdan burası toz tuman olacak. Belki de koridor annenleri götürdü bile. Bırak kolumu! Çadırın içini görmek istiyoruz. Olmaz! Koridor geldi gidiyoruz! Bırak belimi! Yadi! Özür dilerim ama senin için! Anne!
Anne! Anne, baba. Yade, tamam döndük. Sen beni zorla getirdin. Üzgünüm, ama orada vakit kaybedemezdik. Yade, ne oldu kızım? Ne bu bağırış çağırış? Jülbernin yanından böyle döneceğinizi hiç düşünmemiştim. Biz onun yanına gitmedik. Nereye gittiniz? Annemle babamı gördüm. Ne? Ceren'in yanındaydık, Arizona'da. Nasıl olur? Melisa'nın üçüncü yolculuğuydu o. Sizi gördüler mi? Hayır, görmediler.
İlk defa böyle bir şey oluyor, çok garip. Peki sen neye üzüldün? Orada kaldılar. Biz koridora girdik, orada çadırda kaldılar. Tibetli Melisa, annemler. Onları çadırdan almıştık koridor, siz merak etmeyin. Babam da yolculuk yapıyormuş ama dede, hiç söylemiyorsunuz. Ya de sana söyledim, bu yolculukları herkes kendi yaşar. Bunu kimseyle paylaşmaz. Ama sana anlatıyoruz.
Ben koridor girişinin nöbetçisiyim. Nöbetçi deneyimleri nesillere aktarır. Benden sonra da biri olacak nöbetçi, ona anlatacağım. Ama yolcular bir sonraki yolculara anlatamaz. Tamam dede, tamam. Çok yorucu ve şaşırtıcı bir yolculuk oldu, özür dilerim.
Özür dileyecek bir şey yok kızım. Toz içindesiniz. Önce yıkanın, yemek yiyin. Sonra da bana olanları anlatın. Kutay amca ben düşündüm de... Evet. Bir sonraki nöbetçi ben olabilirim aslında. İyi meslek bence. Bir şey yok zaten. Kapıya götürüp getiriyorsun. Çantayı unutma deyip... ...iki de evet veriyorsun. Ne yapıyoruz başvuru için? Formu dolduruyoruz. Sen bir referans oluyorsun. O kadar basit değil Demir Efendi. O işler biraz karışık. Kutay amca... ...Ayşe iyi mi? Bari onu söyle.
Kaç kaç. Hayatta Bir Gün, bir Podbee Media yapımıdır. Yazan Şeniz Baş. Yönetenler Tülin Özen, Tansu Bicer. Ses, tasarım ve miksaj Metin Bozkut. Müzik Okan Kaya. Oyuncular Yade, Zencan Sakal. Demir, Elif Erdal. Kutay Dede, Galip Erdal. Melisa ve Tibet, Tülin
Özen. Jeronimo İlker Kılıç. Koşam Bulut Şevval Balkan. Konuk oyuncular Can Çelik, Hatice Cansu Karagöz, Murat Kural, Şehad
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.