Podcast

Bölüm 5: Dünya Kazan Ben Kepçe

Hayatta Bir Gün

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yade ve Demir, Evliya Çelebi'nin yanına doğru bir zaman yolculuğu yaparlar. Küçük zaman yolcularımız Mostar'ın altını üstüne getirirler. Yoksa küçük erenler mi demeliydik? Hadi gidelim koridorcum!



Yazan: Şeniz Baş

Yönetenler: Tülin Özen, Tansu Biçer

Ses Tasarım ve Miksaj: Metin Bozkurt

Müzik: Okan Kaya

Foley Artist: Ezgi Künktakan



Oynayanlar:

Yade: Zencan Sakal

Demir: Elif Erdal

Kutay Dede: Galip Erdal

Evliya Çelebi: Fatih Sevdi



Bölüm Oyuncuları:

Mehmet Tosun

Can Çelik

İbrahim Can Sayan

Hatice Cansu Karagöz

Murat Kural

Jehat Kaplan

Tansu Biçer









Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast, Garanti BBVA reklamı içermektedir. Bonus Platinum'un avantajlarını ⁠⁠keşfet⁠⁠!

Bölüm Transkripti

2.299 kelime · ~11 dk okuma

Bölüm 5 Dünya Kazan Ben Kepçe Sana dedim sorun olmaz diye. Bak işte dönüp duruyor. Hayret edilecek şey. Dinozorlar dünyasını alt üst ettik bu dönüyor. Demek ki neymiş? Azıcık kuralları çiğnemenin bir zararı olmazmış. Daha bilmiyoruz. Neyi bilmiyoruz? Zaman koridoru bir gün geçmeden geldi. Dönüyor da. Amma şubecisin Yade. Annemle babamla tartışıp ertesi gün hiçbir şey yokmuş gibi davranırlardı. Eee? Sorduğumda sorun yok. Bu kadar kaygı iyi değil Yade derlerdi. Eee? Ne eesi Demir? Bilmiyormuş gibi. Ayrıldılar işte. Ya sen nasıl oluyorda her hikayenin sonunu annenle babanın boşanmasına getirebiliyorsun? Hiç aklımdan çıkmıyor ki. Kiminle paylaşayım? Sarı kızla mı? Galileo'yla mı? Dinozorlarla mı? Paylaş tabi. Ben senin için dedim. Şey, üzülme diye. Özür dilerim Yadir. Gerçekten ama gerçekten çok özür dilerim. Anlat sen dinliyorum. Yadir sen ağlıyor musun kızım? Yok bir şey dede. Kutay amca, Yadir zaman koridoru dönmez diye korkmuş da... ...gelince sevinçten ne yapacağını şaşırdı.

Böyle sevinç de görmedim. Gözler yaşlı, burun sümüklü, dudaklar titriyor. Ooo, koridor canlandı. Hadi yadi, bak her şey yolunda. Emin olmayın o kadar. Ne biliyorsun? Bir şey biliyorsun. Bizden bir şey mi gizliyorsun? Ne gizliyorsun? Dede! Bu hınzır koridor hakkında çok şey biliyorum da... ...hangi çorabı başınıza örer onu kestiremiyorum. Çorap örmek? Yani bir sorun çıkarabilir. Sorun? Ohoo, takıldı bu. Bir düğmesi varsa açıp kapasak mı?

Aa buyrun. Koridor bile dayanamadı, kafası karıştı. Dede, koridor bozuldu mu acaba? Garip sesler çıkarıyor. Çamaşır makinesi mi bu bozulsun? Hayır, yedek parçası da bulunmaz. Kutay amca, zaman koridoru yetkili servisinin numarası var mı sende? İyi ezberiydi, kabul ediyorum. Gülmeden duramadım.

Transkriptin tamamını oku

Hayır hayır bozulmadı çocuklar. Kafası da karışmadı. Gayet akıllı bir zaman koridorumuz var. O zaman şimdi neler oluyor? Bu tıtlamalar, ışık patlamaları, bunu daha önce ben de yaşamıştım. Yani? Zaman koridoru bu sefer Yadig'e gün seçme hakkı vermiyor. Ne? Evet. Davranışlarınızın bir sonucu olacağını biliyorsunuz değil mi?

Of ya! Nedir bu ödül ceza işleri? Ceza değil oğlum. Bazı kurallar var. O kurallar bu sistemin işlemesi için gerekli. Koridor da size böyle hatırlatıyor onları. Peki ben hangi güne gideceğimi seçemiyorsam sen mi seçeceksin dedi? Yoksa ben mi? Hayır. Hiçbirimiz seçemiyoruz. Koridor seçecek ne zamana gideceğinizi. Yani sürpriz yumurta. Öyle de diyebiliriz. Ama ya bizi bir savaşın ortasına, bir sel felaketine, yanardağ patlamasına götürürsek? Yok bir de üstümüze kızgın yağ döksün.

Yadi, koridor zarar görmenizi değil, öğrenmenizi istiyor. Neyi ama? Onu ben de bilmiyorum. Neye ihtiyacınız varsa onu. Oyalanmayalım, gidelim öğrenelim işte. Başka seçeneğimiz yok zaten. Ama çok heyecanlandım. Her zamankinden iki kat daha fazla. Ben de. O zaman alın çantalarınızı. Yadi hazırız desin ve atlayın. Hazır mısın Demir? Hazırım kaptan. O zaman... Koridorcuğum, biz hazırız. Gidelim.

Hoş geldiniz Erenler. Size derim, ey Erenler. İki küçük Erenler. Size, size. Arkanıza bakmayın. Bu odada bir Bendenuz Evliya Çelebi, bir küçük kız, bir de ondan erici oğlan var. Hoş bulduk da. Evet, hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz. Başımın gözümün üstünesiniz. Size garip gelen bir şey yok mu? Ne gibi oğul?

Yani birdenbire odanızda bizi görmeniz gibi. Hah yaşa Demir. Yo. Nasıl yo? Gezdim Şamlı Halep'i. Çok gördüm acayipte garibi. Alıştım bunlara zavallı Çelebi. Al bu da şair çıktı. Koridor bizi buraya mani dinleyelim diye mi gönderdi? Şey hangi yıldayız? Söyleyebilir misiniz? Vakit o vakit. Hicri 1074. Yani 1664'deyiz.

Sen nasıl anladın bunu acaba? Kızımız mürekkep yalamış maşallah maşallah. İşte hicri takvimi miladi takvime çevirdim. Abartacak bir şey yok. Nasıl yok? Sen bir dahisin. Sizler hangi devran, hangi alem, hangi zamandan gelirsiniz? İn misiniz cin misiniz diye sorsam canıma bir zarar gelir mi ey küçük erenler? Sana gelmez de bize gelir. Biz de sizin gibi seyyahız diyelim. Zaman seyyahı mısınız acep?

Amcacım, yani ey ulu Evliya Çelebi! Söyleyemeyiz dedik ya! Âlâ, âlâ. Ben sormadım, siz duymadınız evlatlar. Destur Çelebi, müsaade var mı? Buyur Yiğit, gel. Misafirlerim var ama gel. Paşamız buyurur ki, Çelebi bayram şenliklerine buyursun. Kaçırmasın. Dobro Venedik'te şenliklerine... Venedik'te miyiz? Yaşasın! Hep görmek istemişimdir gondollar, kanallar. Kız kimin himayesindedir Çelebi? Burada ne arar? Benim himayemdedir. Bu genç irisi de ağabeyidir. Ailesi padişahımız efendimize bağlıdır. Velhasıl kelam karıştırma yiğidim. Bizdendir evlatlarımız.

Evet evet abisiyim ben. Lafımdan çıkmaz merak etmeyin. Bir kaşlarımı çatarım. Susar. Abicim abartma sen de. Neyse neyse. Geç kalma Çelebi. Paşamızın keyfi yerinde bu aralar. Bozmayasın bunu. Bu veletlere de sahip çık. Başım üstüne. Paşamızı üzmeyiz.

Venedik'te miyiz? Yok küçük Erenler. Hayret bunu bilirsiniz sandıydım. Sizin dediğiniz Asi Venedik'tir. Biz iyi olanından geldik. Dobro Venedik'ten. Hersektekinden. Orada acayip ve garip bir olaya karıştım da. İkaz eder beni mülazıma evvelimiz. Yani üst teymeniniz. Hayda bunu da biliyor. Sen benden gizli tarih mi çalışıyorsun? Haydi haydi. Vakit oyalanma vakti değil. Şenlikler bizi bekler. Paşayı kızdırmaya gelmez.

Tamam tamam gidelim. Önden buyurun da. Biz neredeyiz acaba? Lonca evindesiniz. Çıkın şu ana kapıdan dünya evindesiniz. Sürekli laf oyunu. Biz neredeyiz? Zaman seyyahının da cahili bana düştü. Zaman seyyahıyız demedik! Küçük Erenler, siz Eren olduğunuza emin misiniz? Bilmeniz gerekeni bilmiyorsunuz, biraz da asabiysiniz. Şey yavrum da Erenliğin de bir adabı, bir usulü, bir... BİZ DERDİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ

Anadolu candır, Mostar canandır. Şşş, biri bizi takip ediyor. Kim? Nerede? Sakin ol evlat. O beni Dobro Venedik'ten beri takip ediyor. Yani biliyorsunuz. Evet. Çadırımı odamı karıştırdı. İki kere heybemi çalmaya, bir kere de beni kaçırmaya kalktı. Yakaladılar bunu. Ama yiğitlerin elinden kurtuldu. Ne istiyor? Bir bilsem, gelip söylemiyor. Tehdit etse etmiyor, öyle peşimde sinsi sinsi dolaşıyor.

Bak kayboldu. Anladı fark ettiğimizi. Çıkar yine bir yerden. Ooo Çelebi. Buyur gel bir bayram kahvemizi içelim. Gelelim usta. Sağ olasın. Oturun evlatlar. Şurada bir soluk alalım hele. Ne güzel yermiş. Öyledir. Küçük Erenler siz acıkıyor musunuz? Acıkıyoruz tabii. Niye? Ne bileyim. Siz gibilerin huyusuyu biraz farklı farklı.

Kafkasya seferinde Abaza cadılarıyla Çerkez cadılarının kavgasına karışmıştım bir kere. Yok daha neler. Cadı diye bir şey yoktur. Yok vardır. Sen mesela. Neyse bu başka bir mesel. Kalsın şimdilik. Bosna ahalisinin böreği meşhurdur. Seyyah dediğin sadece taş görmeye gelmez. Memleketin tadına da varacaksın. Usta! Börek getir evlatlarıma. Hazır ettim Bıraç Ali Bey. Buyurun. Gezdiğim memleketlerde bulamazsın bunun gibisini.

Gerçekten. Bu nefis. Maşallah maşallah. Öyledir mostarımızın her şeyi. Mostarı gördüğümü kimseye anlatamayacağım. Ne kötü. Niye? Siz zaman seyyahları sır mısınız? Biz öyle bir şey demedik. Tamam tamam sustum sustum. Değilsiniz. Çelebi arkanda. Allah!

Evliya! Çelebi düştü! Ne yaparsın be oğlum? Kaptı! Helmeyi kaptı! Tuttum! Bıraksana be oğlum! Bıraktı! Kaçıyor! Beni kaldırma dostlar! Ya tut elinden Çelebi! Maşallah! Az daha ağır değil misin ha? Otur Çelebi amcacığım şu sandalyeye!

Ne ister benden heybemden? Öyle de kıvrak tutulmuyor. Casus desem casus değil. Hırsız desem ben kırk yıllık seyyahım. Usul erkan bilirim. Yanımda ziynet mi taşıyacağım? Delidir herhal. Bir düşmanınız olmasın? Garip bir seyyahın ne düşmanı olacak? Ne bileyim, buralara gelene kadar nereleri gezdiniz, neler oldu? Hatırlayın bakalım. Kemankeş Ahmet Ağa himayesinde, Bodan vilayeti seferine buyur edildim. Hey, bire hey! Oo, en baştan. Edirne'nin kuzeyinden çıktık yola. Ama aylar sürer böyle anlatırsanız. Girdik Bodan'a.

Yürüdük, aldık geçtik. Pırıtkalesi, Yaşovası derken... ...Eflak memleketine kadar gitmişiz. Aldık Bükreş'i, zapt ettik Tuna'yı, oradan... Biraz daha yakın zamana gelseniz. Ballandıra ballandıra anlatanı dinlemeyen seyyah mı olurmuş? Seyyah dinler. Dinler ki o memleketin masallarını, hikayelerini, tarihini yazabilsin. Siz her lafı ağzıma tıklıyorsunuz be küçükler.

Yok öyle demeyelim de zamanımız yok. Nereye döneceksiniz ki? Kendi dünyanıza mı? Biz başka dünyamız var demedik. Tamam tamam tamam. Yok başka dünyanız. Tamam. Çelebi. Buyur usta. Gittim zabıta haber attım. Dedim kıymetlimizi düşürdüler. Ne dedi? Paşa Şenli'ye bekler. O deliyle uğraşmayı bırakıp köprüye gelsin dedi. Ne yufka yürekli adammış. Seyyahlığın birazı da elinden tutanların gönlünü hoş etmektir.

Her seyyah sizin gibi istediği yerde bitmiyor küçükler. Biz! O kadar da değil. Odada bittiniz işte. Haydi haydi. Davranın bakalım. Gidelim ırmak kenarına. Seyreyleyelim köprüyü. Çok merak ediyorum köprüyü. Aslı'nı göreceğim. Çok heyecanlıyım. Ne demek Aslı? Bunun taklidi mi var? Dur. Söylemeyin. Yok söyleyin. Söylemeyin. Tamam. Karar verdim söyleyin.

Köprüye ne oldu? Yıktılar, ne olacak? Oy! Oy başıma gelenler! Yüreğime indi küçük erenler! Oy yapanın ocağı yıkılsın! Merak etmeyin, yerine yenisini yaptılar. Demir, sen çeneni tutamıyor musun? Anlaşılan tutamıyorum. Hiç mimar Hayrettin'in elinin değdiği taşın yerini tutar mı? Vah ki vah! Hadi ama! Bakın paşa bekliyor. Kızdırmamanız gerek, değil mi?

İyi dedin küçük. Kalkın düşelim yola. Kestirmeden Neretva kenarından gidelim. Neretva şu gördüğümüz nehlin adı mı? Öyledir. Suyu buz gibidir. Birazdan kenarına düşeriz. Nasıl bir nehir o öyle? Suları her şeyi alıp yutacakmış gibi. Yapmaz Neretvamız öyle şey. Dönün şuradan. Şu iki evin arasındaki aralıktan geçelim. İyi de burası çok dar. Tek kişi zor geçer. Sen kendini daraltıp genişletemiyor musun küçük?

Dağ neler? Başınıza bir iş gelmesin? Bakın buralar ıssız dağ. Ben Bağdat'tan Üsküp'e dağlar, ovalar, kaleler, savaşlar ve dahi sizin gibi gariplikleri geçerek gelmişim. Evet bre! Bir aralık mı korkutacak beni? Çekilin! Ben önden geçerim.

Bize de çelebenin cengaveri düştü. Duydum dediğini genç irisi. Seyyah demem fena yaparım ha. Niye inat ediyorsunuz? Buranın çıkışı var mı o bile belli değil. Seyyahım ben. Kokusunu alırım kestirmenin. Bana iş mi öğretirsiniz küçükler? Zorlamasanız mı?

Şurada şu kadar yol dururken buradan geçeceğim diye niye tutturulur acaba? Çekin beni. Al işte sıkıştı. Çek Demir. Dur çekme evlat beni. İyi bıraktım. Sana demedim çek beni. Tamam tuttum. Bıraksana evladım ne istersin benden? E sen çek dedin. Sana mı dedim? Kime dedin? Demir öbür tarafta o adam var. Tut ya de. Sen de çek o zaman. Evladım bırak. Bıraksana adamı. Onun derdi heybe. Çelebi sen de heybeyi bırak. Destur hayatta bırakma.

Tutun şuradan sizi kaçmasın! Otur üstüne Demir! Çöktüm! Sakın kalkma genç irsi! Sen de cevap ver bakalım. Ne gezersin peşimden? Ne istersin heybemden? Bırakın beni. Kimseye zararım olmaz. Daha ne olacak? Yaşlı başlı adamı devirdin.

Anlat derim yoksa seni zabıta veririm. Nefes alamıyorum ki anlatayım. Sen de koltuğa çöker gibi çökmüşsün Demir. Size de duruş beğendiremiyorum. Al kalktım. Çelebi'm sana bir garezim yoktur. Şu defteri versen iki satır silsem dileğim budur. Ne? Neyi sileceksin? Sana ne tarihten sanattan masallardan?

Yahu iki satır sileceğim. Ben garibin hikayesi orada olmasa ne olur? Belki çok önemli. Belki insanlar bir şey öğrenecek oradan. Benden ne öğrenecekler? Bana anca gülecekler. Durun be küçük Erenler. Sen de bakayım. Ne yazmışım senin hakkında? Dobro Veledik'teki gece şenliklerini anlatırken beni tarif etmişsin. Garip demişsin. Kendini halden hale soktu demişsin. Hatırlarım da o geceyi. Dur bir yazdığıma bakayım.

Burada ne yazmışım? Bu diyarın ibretlik tanrı eseri eşyalarında ve otlarını bildirir. Yok. Bu değil. Bu değil. Bu da değil. Burada flamenk dilini bildirir demişim. Bu hiç değil. Uyvar kalesini ibret verici sanatlarını bildirir. Değil. Tin kalesi zeminini anlatmışım. Hiç değil. Hah!

Buldum. Davulları ve borularını çalarak ve hoşnameli yanık sesli oğlanlar hepsi nameler ederek geçtiler. İşte burası değil mi? Orasıdır. Devamında ne yazıyor?

Ama bir oğlan vardır ki pek şaşkındır. Trompeti düşürür, sözü şaşırır, tüm alem kendine güler. Bu halden hale girer. Yanındakiler bu şaşkın oğlana işaret eder, o kendinden geçmiş şarkısını söyler. Venedik beyleri kulaklarını tıkar, bu yine de susmaz. Bu şaşkın oğlan yedi düvel alemde gördüğüm acayipliklerin en komiğidi. Çelebi amcacığım, sen de ne yazmışsın ama? Ben de olsam kovalardım seni.

Yiğitliğimi yerle bir ettin. Herkes benimle dalga geçiyor. Evladım, sen gerçekten şaşkınsın. Koca adamsın ama biraz da çocuksun. Kim bilecek başka diyarlarda onun sen olduğunu? Ben bileceğim ya, yetmez mi? Bence de adam haklı.

O zaman sizi yazdığında da peşime düşeceksiniz değil mi küçük Erenler? Hayır olmaz. Bizi yazamazsınız. Siz bir anda odada biteceksiniz. Evliya yazmayacak öyle mi? Ama yazamazsınız. Başımız büyük derde girer. Şey kusura kalmayın ama acaba benim bölümü silsek? Bir aylık yoldan geldim. Sen bir de bizim geldiğimiz yolu bilsen. Şu yolu bana bir desen de şu deftere bir geçirsen. Bizi yazmayın. Ne olur yazmayın lütfen. Benim şu iki satırı silsek? Bak şuraya şu üç beş günlüğe. Başım şişti. Bir durun.

Herkes her seferinde başıma üşüşür. Onu yazma, beni yaz. Bunu yazma, şunu yaz. Ben bugüne mi yazarım? Aklı azlar. Ben geleceğe yazarım. Olan biteni, sanatını icra edeni, tabiatın güzelliklerini ve ders alınacak ibretlikleri anlatırım. Seyyah emirle değil, gönülle yazar. Ama hikayeler de anlatıyorsunuz.

Hee. Hikayeler eklerim ki okuyan keyif alsın. İnsanı da görsün. Seyyahın asıl işi insan anlatmaktır. Yani silmeyeceksiniz. Bana kalsa silmem. İnsan biraz kendi haline hatasına gülmeyi bilmeli. Amma bu kadar yol tepmişsin. Senin satırları silerim. Amma bir şartım var. Nedir?

Evliya der ki, madem kendini şaşkın bir oğlan değil de bir yiğit görürsün, ispatla cesaretini. Kılıç kalkan mı kusanayım? Yok be evlat, o kadar da değil. Mostar'ın gençleri cesaretini, hünerini ispatlamak için şenliklerde köprüden nehre bin bir sanatla atlarlar. Köprüden atlayan bir çocuktur, nehirden çıkarken yiğit olur. Deme Çelebi. Dedim bile. Sen şaşkın oğlan, atla köprüden, ben de sözümü tutayım.

O zaman ben de atlayayım. Bizi de yazmayın. Olur. Ama bak ben demedim. Sen istedin gencilisi oğlan. Ama o köprü 24 metre yükseklikte. Dur bir ya de. Ben atlarım. Ben de atlarım. O zaman düşün önüme. Doğru Mostar Köprüsü'ne. Koşun! Koşun! Afgan tasası gibisin Çelebi. Bekle hele. Benim canım kıymetli oğul. Paşayı kudurtmaya gelmez. Haydi bacaklara kuvvet.

Nasıl atlayacaksın? Beraber atlayacağız. Hayatta olmaz. Sen elimi tut, dediğimi yap. Koridor bizi karşılayacak. Nereden biliyorsun? Bizi korumak da koridorun kuralı çünkü. Demir ya.

Oh geldik. Bakın paşa bizi seyreyle. Of çok yüksek. Bana güven.

Haydi! Hazır mısınız evlatlar? Hazırım! Sözünü tutacaksınız ama. Sözüm söz. O zaman aşağıda görüşürüz. Burada ne yapmayacak ne olursa olsun yazmayacaksınız ama. Evladım, bir seyyah sözünün eri olur. Sayıyorum. Bir, iki, üç! Tutelim iade.

Suya düşmedik. Koridoru görmedim bile. Birden içindeydik. Kalkın bakayım yerden. Bu nasıl dönüş? Siz ne yaptınız bakayım? Dede, Evliya Çelebi'nin yanına gittik. Mostar'daydık. Sonra biri Evliya Çelebi'nin peşine düştü. Sonra da biz Mostar Köprüsü'nden atladık. Evliya Çelebi de bize yazacağını söyledi. Düşmediğimizi görünce yazmış mıdır? Hemen bir seyahatname bulup o bölüme bakmamız gerek. Yazdıysa yine koridorla başımız dertte. Vay vay vay neler olmuş böyle. Ne acayip bir seyahat olmuş.

Hem acayip hem garip. ...Hayatta Bir Gün bir Podbee Media yapımıdır. Yazan Şeniz Baş. Yönetenler Tülin Özen, Tansu Biçer. Ses tasarım ve miksaj Metin Bozkurt. Müzik Okan Kaya. Oyuncular Yade, Zencan Sakal. Demir, Elif Erdal. Kutay Dede, Galip Erdal. Evliya Çelebi, Fatih

Sevdi. Konuk oyuncular Mehmet Tosun, Can Çelik, İbrahim Can Sayan, Hatice Cansu Karagöz, Murat Kural, Cehat Kaplan, Tansu

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)