
3.829 kelime · ~19 dk okuma
Hiç birinden ayrıldınız mı? Hiç birinden ayrılmak zorunda hissettiniz mi? Peki ya ayrılmak istediğinizi bildiğiniz ama nasıl ayrılacağınızı bilemediğiniz hiç oldu mu? Birini terk etmek gerçekten zor. Bir ilişkiyi bitirme kararı gerçekten hiç kolay değil. Ama eğer siz de o noktadaysanız belki bu podcast size yardımcı olur.
Bugün ayrılmayı ben nereden bileyim sorusuna cevap arıyoruz. Eğer hazırsanız hadi başlayalım. Ben psikolog doktor Gizem Sürenkök. Ben Nereden Bileyim serisinin bu yeni bölümünde ayrılmak hakkında konuşuyoruz. Bu hiç keyifli bir konu değil. Ben de bunu kaydederken açıkçası biraz zorlanıyorum. Bir de küçük bir itirafla başlayayım. Hayatımda birini terk ettiğimde sanırım 14 yaşındaydım. O yüzden birinden ayrılmak, birini terk etmek benim de çok zorlandığım bir alan. ve şunu fark ediyorum yıllar içerisinde bazen biz terk etmiyoruz terk ediliyoruz
Ama aslında terk edilmeyi... ...biz yaratmış oluyoruz. Yani o gidemediğimiz ilişkilerden... ...aslında gitsek... ...bize de, partnerimize de çok iyi gelecek ilişkilerden... ...bir türlü çıkmayı başaramadığımız için... ...kalıp da ilişkiyi sabote ederek... ...günün sonunda... ...biz terk ediliyoruz. Ama aslında... ...o ilişkiyi kim terk etmiş? Bu da enteresan bir soru olarak kalıyor ilişkinin sonunda bence.
Şimdi siz benim gibi yapmayın diye ya da aslında hepimiz sağlıklı ilişkilenme adımları yaşayalım diye ayrılıkların da ilişkilerin maalesef doğal bir parçası olduğunu bilerek hissederek ayrılmak hakkında konuşalım bugün. Diyelim ki öncelikle ...ayrılmamız gerektiğini... ...nereden anlayabiliriz? Çünkü... ...bir ilişkide... ...ilişkinin bitiş noktasına geldiğimizi... ...aslında bu ilişkinin artık... ...bize de partnerimize de iyi gelmediğini... ...bilmek için... ...bazı soruları sormak lazım diye düşünüyorum.
İlk başta en önemlisi benim bu ilişkiyi yürütme motivasyonum var mı? Ben bu ilişkide kalmak için aradığım gücü bulabiliyor muyum? Çünkü her ilişki günün sonunda biraz olsun o motivasyonu ve cesareti istiyor. Kalmak için, uğraşmak için, anlaşmak için, anlamak için, dinlemek için, konuşmak için. Benim bu ilişkiden hala umudum var mı? Umudum var mı ve motivasyonum var mı?
Bu soruların cevabı hayır ise zaten aslında ayrılmak için doğru bir noktada olduğumuzu anlayabiliriz. Ama bazen başka sebepler de bizi ayrılma noktasına ilerletebiliyor. Mesela artık konuştuğumuzda karşı taraf tarafından anlaşılmadığımızı hissetmek. Başka bir deyişle iletişim kopuklukları. Ama bu iletişim kopuklukların artık çözülemez bir raddeye gelmiş olması.
Yani sıradan günlük konuşmaların bile bir tartışmayla, bir anlaşmazlıkla sonuçlanması... ...ve anlaşmazlıkların, tartışmaların hiçbir zaman iki tarafı da memnun edecek şekilde çözülmüyor oluşu. Bazı ilişkilerde tartışmalar öyle bir noktaya geliyor ki... ...birbirimize hakaretlere varan şeyler söyleyebiliyoruz. Ya da... Öyle bir tartışıyoruz ki birbirimizi hor görüyoruz, aşağılıyoruz. Birbirimizi sevdiğimizi birbirimize artık hissettiremiyoruz. O tartışmaların tamiri de zaten çok zor oluyor. Çünkü artık öyle eşekler aşılmış ki... ...geri dönemiyorsun. Bunlar hiç söylenmemiş gibi, bunlar hiç olmamış gibi davranamıyorsun.
Tabii şu ana kadar bahsettiklerim tartışmadaki duygusal şiddet boyutu. Ama bir ilişki maalesef, maalesef farklı şiddet türlerine içerebiliyor. Ayrılmayı ben nereden bileyim noktasında bu konuya değinmeden geçemiyorum maalesef. Eğer bir ilişki şiddet içeriyorsa, O ilişkinin devam etmesi iki tarafa da... ...çok zarar veren bir durum. Ve aşk şiddet içermez. Şiddetin olduğu bir yerde aşk yoktur aslında. O yüzden de bir ilişkide şiddet varsa... ...o ilişkiye verdiğimiz ikinci şanslar da hep... ...mutsuzlukla sonuçlanır.
O yüzden burayı mutlaka söylemek zorunda hissediyorum kendimi. Bazen bu podcastlerde şiddetten ne kadar az bahsettiğimi fark ediyorum. Ama maalesef birçok ilişki şiddet içeriyor. Ama ben zaten hep varsayımımda aşk içeren ilişkilerde şiddet yoktur diyorum. Ama eğer ayrılmaktan bahsediyorsak şiddete de böyle bir vurgu yapmam gerektiğini düşündüm.
Buradan başka bir yere evrilerek şunu söyleyeyim, tartışmaların nasıl yürütüldüğü kadar... ...o mutsuzluğun, yani ilişkiye hakim olan gerginliğin, mutsuzluğun bir bulut gibi tıpkı... ...ilişkinin tepesinde olma hali de var bence ayrılığa giden yolda.
Yani yan yanayken mutlu anların... ...iyi hissetmelerinin gitgide azaldığı... ...ve genel olarak... ...yanında kendimizi ne rahat, ne güvende, ne huzurlu hissettiğimiz... ...ve... ...birlikte geçirdiğimiz anlardan sonra... ...genel olarak tükenmiş... ...nasıl... ...devam etmesi gerektiğini bilemez halde hissettiğimiz...
Anlar bence ayrılmaya giden yolu belirliyor. Hatta bu noktada şunu da söylemek lazım. Birçok ilişki tartışmaların çokluğundan, yoğunluğundan değil de mutlu anların... ...eksikliğinden bitiyor. Pozitif anların... ...pozitif etkileşimlerin eksikliğinden bitiyor. O yüzden de... ...ilişkinin genel haline göz atmakta bir fayda var. Ben ne kadar iyi hissediyorum burada... ...ya da ne kadar kötü hissediyorum. Kötü hissetmelerimi kadar... ...iyi hissetmemelerim de... ...eğer çoksa... ...o zaman bu ilişkinin... ...bitme vakti yaklaşmış gibi oluyor.
Tabi bütün bunlar olurken ilişkide aslında en çok partnerimle arama ciddi bir mesafe giriyor. Bu öyle bir mesafe ki eğer yaşadıysanız biliyorsunuz bu kişi yanınızda oturuyor, bu kişi yanınızda yatıyor. Belki bir karış mesafenizde duruyor. Ama dokunsanız da ulaşamıyorsunuz. Konuşsanız da bir duvara çarpıp geri dönüyor. Öyle bir mesafe ki bu. Bazen okyanus ötesi bir insanla yaşamazsınız bu mesafeyi. Ama bu kişi yanınızda. Ama değil aslında.
Eğer böyle olduğunu hissediyorsanız, o duygusal mesafeyi aşmak çok da kolay olmuyor. Bunun için gerçekten iki tarafın da ciddi bir çaba sarf etmesi gerekiyor. Bu da beni bir sonraki noktaya getiriyor aslında. Bir ilişkinin devam edebilmesi için karşılıklı bir çaba olması lazım. Eğer ilişkide karşılıklılık eksikse, yani ben bu ilişkiye verdiğimi alamıyorsam,
...partnerim ya da koyduğu emeğin karşılığını benden göremiyorsa... ...o zaman bu ilişki tükenme yolunda ilerliyor. Tabii ki şu ana kadar anlattıklarıma bakıp şunu söylemem lazım. Bunlar var diye...
...şiddeti dışarıda bırakarak söylüyorum. Bunlar var diye... ...ilişkim kesinlikle bitecek. Gözüyle bakamayız. Bunlar mesela... ...bu podcast'ı dinleyen sevgili dinleyicime... ...benim ilişkimde bir problem var ve ben bu probleme odaklanırsam... ...bu ilişkiyi kurtarma şansım olabilir, hissiyatı verebilir. Versin isterim zaten.
Ama bazen şu ana kadar anlattıklarım ve bundan sonra anlatacaklarım yaşadığımız ama ismini koyamadığımız, bir türlü tanımlayamadığımız durumlar oluyor. O yüzden onları bir böyle sırayla dinlediğimizde... ...aslında problemin nerede olduğunu... ...ve problemin çözülebilir olup olmadığını düşünme fırsatı ediniyoruz. O yüzden... ...sevgili dinleyicim, bu podcastı dinlerken... ...tamam bunlar var ve ben kesin ayrılıyorum... ...bakış açısından çok. Bunlar var mı, bunlar varsa... ...benim ve partnerimin bunları çözmeye... Takati var mı? İsteği var mı? Bu soruyu sorarak ilerlemeni tavsiye ederim sana naçizane. Devam ediyorum, o duygusal mesafeden bahsettikten sonra. Tabii ki duygusal mesafenin oluşmasına sebep olabilen bazı durumlar da gelişebiliyor ilişkimizde. Mesela güven problemleri.
Bazen gerçekten somut bir olay oluyor ve partnerimize karşı güvenimizi kaybediyoruz. Ya da bazen biz o hataları yapıyoruz ve partnerimizin güvenini kaybediyoruz. Bunlar toparlanabilir durumlar mı? Sanırım... Bu işi yapmaya başladığımdan beri... ...bana en çok sorulan sorulardan bir tanesi... ...aldatmaları affedilebilir mi? Güven problemleri aşılabilir mi? Eğer sizin de aklınızda böyle bir soru varsa... ...bunun cevabı aslında evet. Yani eğer iki tarafta... ...bu güven problemini aşmak istiyorsa... ...güveni kıracak hareketi yapan kişi... ...kendisini... ...bu davranışını telafi edecek noktada görüyorsa...
...ve gereken adımları atıyorsa... ...iki tarafta... ...karşılıklı olarak... ...durumu proses edip... ...beraber hareket etmek istiyorsa... ...o zaman aldatmaların... ...ya da güven problemlerinin aşılması mümkün tabii ki. Hatta... ...bazen... ...ilişkilerin çok daha iyi ilerlemesini sağlıyor. Böyle bir güven problemini aşabilmiş olmak. Böyle bir güven probleminin olması değil. Ama böyle bir... ...sıkıntıyı birlikte aşabilmek... ...ilişkiyi sağlamlaştırıyor. Ama...
Eğer güven problemini aşmak için iki tarafta çaba harcamıyorsa... ...ya da o çabalar tek taraflı kalıyorsa... ...güven konusu sürekli aşındırılan bir konu olarak orada kalıyorsa... ...hani gidip gelip maalesef tırnakla kazınıyorsa o zamanlar, o alanlar... ...o zaman ilişki sürekli zarar görüyor ve... Yani aslında bir kaya gibi küçük, küçük, küçük, küçük aşınıyor. Ve gerçekten günün sonunda toparlanamayacak çatlaklar oluşuyor ilişkimizde. İlişkimizde yaşadığımız bütün problemler geride bırakılabilir tabii ki. Hatta birçok tartışma yaşayabilir. Şiddetli tartışmalar yaşayabilir. Ve bunlar hiç yaşanmamış gibi hareket edebiliriz.
Mesela şu ki, bu tartışmalar hiç yaşanmamış olsa dahi... ...ya da yaşanıp geride bırakılmış olsa dahi... ...bunların hepsinin torcusu kalıyor içimizde. İşte o mutsuzluk ya da... ...hınç, yani bunları... ...yaşamış olmak, bunların içinden geçmiş olmak... ...ve bir şekilde... ...genel olarak bu tecrübelere edinmiş olmak... ...bizi partnerimize karşı... olumsuz bir noktada bırakabiliyor. Bazen yüzeyde her şey çözülmüş gibi olsa da içten içe bunları yaşadığımız için ona karşı kırgın, kızgın ve evet en iyi kelime bu sanırım hınç dolu oluyoruz.
Bana bunları nasıl yaşattın? Biz neden bunların içinden geçtik? Ben neden bunların hesabını verdim? Gibi sorular sizin de aklınızda olabilir. Mesela çok sık yaşanan güven problemleri sonucu, o güven problemleri...
Mesela diyelim ki gerçek bir sebepten kaynaklanmıyordu. Birinin daha... ...şüpheci yaklaşımından kaynaklanıyordu ama diğerinin bu şüpheyi haklı çıkaracak bir... ...davranışı yoktu diyelim. O zaman... ...içinden geçilen süreçten sonra... ...kişi şunu hissedebiliyor. Ben neden böyle bir muameleye maruz kaldım? Ben neden... ...davranışlarımın hesabını vermek zorunda kaldım? Ben neden sorgulandım?
Bunlar zor sorular ve... ...zaman içerisinde, ilişkilerin uzun zaman sürdüğünü düşündüğümüzde... ...hepsi böyle katman katman birikiyor içimizde. Ve maalesef bazen fosilleşiyor. Bazen orada kala kalıyor. Ve temizlenmediği için... ...bazen de hiç konuşulmadığı için... ...bize ağırlık yapıyor. Ve o ağırlıklar bazen ilişkinin bitmesine sebep olabiliyor.
Eğer siz de ilerlerken ilişkinizde... ...hala geçmişe doğru çekildiğinizi hissediyorsanız... ...bir türlü geçmişten gelen o sorunları, yaşamışlıkları atamıyorsanız... ...her ilişkinin aslında zaten vardır böyle birkaç tane... ...kilit, böyle zihnimizde tekrar eden olumsuz anları...
Bunlara oturup konuşmakta fayda var diye düşünüyorum. Biz bunu neden yaşadık? Bugünkü gizem mesela, o olaylara nasıl bakıyor? Ben nasıl görüyorum ve partnerim bunları yaşamış olmamızı nasıl değerlendiriyor? O zamanki davranışlarımızdan pişman mıyız? Bugünkü aklımız olsaydı onları yaşamaz mıydık?
...onları yaşamamıza engel olan ne var elimizde? Bu soruları... ...arada sormakta fayda var. Eğer böyle içinizde biriken... ...sıkıntılar varsa... ...ve onları bir türlü atamıyorsanız, dönüp dönüp tekrar sizi rahatsız ediyorlarsa. Tabii ki bu podcast serisini sık sık... ...toksik ilişki olarak bilinen popüler kültürde... ...bize kötü gelen ilişkilerden bahsediyorum. Ve hep şunu söylüyorum. Bu ilişkilerin en büyük işareti... ...bu kişinin yanında kendimiz gibi olamamak.
Yani kendimizden sürekli şüphe etmek, bir türlü onun yanında rahat hissetmemek, elimizi kolumuzu nereye koyacağımızı bilememek, hangi espriyi yapacağım, şimdi ne söylesem tartışırız, bunu söylesem evden gitse ondan sonra nasıl barışırız gibi sorular. Eğer bu insanın yanındayken aklınızdan geçip duruyorsa... O zaman aslında o ilişkinin bazı toksik unsurlar içerdiğini söyleyebiliriz. Tabii ki bu arada duygusal manipülasyon içeren, duygusal şiddet içeren ilişkileri de toksik olarak tanımladığımızı hatırlayalım. Yalın içeren, kandırmaca içeren ilişkiler de tabii ki toksik ilişkiler bünyesinde değerlendiriliyor. Eğer bunlar varsa ilişkinizde... ...bütün bu davranışların aslında üzerinizde etkisi hemen silinmeyen... ...maalesef uzun zaman devam eden... ...etkiler bıraktığını hatırlayalım. Çünkü toksik zaten aslında burada bu amaçla kullanılıyor. Hani toksik maddeler... ...bizi etkilerler ve... ...yani bir türlü... ...tamamen arınamayabiliriz onlardan.
O yüzden de toksik ilişkilerden doğru zamanda çıkmakta fayda var. Çünkü ne kadar buna maruz kalırsak, o kadar üzerimizden etkisinin geçmesi uzun sürüyor. Neyse, geri dönersek, eğer ilişkide toksik unsurlar varsa, bu da bizi ayrılmaya dair, bu da bizi ayrılmaya iten faktörlerden biri olabilir. Olmalı da belki de. Buradan da başka bir konuya geçmek istiyorum.
Sanki anlatırken hep olumsuz davranışların varlığından bahsettim. Yani mevcut olumsuz durumlardan. Bir de şu var. Olmayan davranışlar. Yani ihmal.
Bu çoğunlukla duygusal ihmal olarak kendini gösteriyor romantik ilişkilerde. Bazen ebeveyn çocuk ilişkilerine fiziksel ihmal olarak da kendini gösterebiliyor ama iki yetişkin ilişkisinde kendi fiziksel ihtiyaçlarımızı giderebildiğimiz varsayımıyla çoğu zaman duygusal ihmal olarak ortaya çıkıyor. Ve bu duygusal ihmal bazen o kadar ciddi bir hal alıyor ki... ...karşı taraf tarafından duyulmuyoruz, görülmüyoruz. Herhangi bir efor konulmuyor ilişkiye. Mesela bütün buluşma durumlarını biz ayarlıyoruz. Her türlü fedakarlığı biz yapıyoruz. Bütün konuşmaları biz başlatıyoruz. Her şeyin yükü bizim üzerimizde. Karşı taraf sadece orada bulunuyor. Bazen bulunmuyor bile.
İşte bu ciddi bir duygusal ihmal ve bu uzun sürdüğünde bize, bizde yarattığı duygu şu. Ben çok değersizim. Ben, benim burada olmamın... ...olmamamdan bir farkı yok aslında. Benim varlığımın bu ilişkideki anlamı ya da katkısı nedir? Bu soruyu sordurmaya başlıyor bize. Ya da bu bir ilişki mi gerçekten? Çünkü ilişki... ...iki taraflı bir şey. En az iki taraflı bir şey. Ama eğer duygusal ihmal varsa... ...bu tek başına yaşanan bir süreç ve... ...ilişki gibi hissettirmiyor. Şimdi bütün bunlardan sonra... ...tabii bir de çok sık duyduğumuz...
...ve bireysel olarak da yaşadığımız anlaşmazlıklar, yani uyuşmama hali... ...benim değerlerim, inançlarım, bakış açım, hayat tarzım, hedeflerim... ...yanımdaki insanla uyuşmayabiliyor. Bazen çok güzel başlıyoruz, yani böyle iki çizgi üst üste ilerliyoruz ve sonra... Birbirimizden ayrılıyoruz. Yani farklı yollara doğru ilerliyoruz. O bakış açısı farklılaşıyor zaman içerisinde. Yani aynı yerden başlasak bile farklı yerlerde bulabiliyoruz kendimizi. Olmuyor. Tekrar bir araya gelemiyoruz. O iki çizgiyi tekrar üst üste getiremiyoruz.
Yani aslında birlikte büyüyememiş oluyoruz. Büyüyoruz ama farklılaşarak büyüyoruz. Sonuç olarak iki farklı insan olarak artık birbirimize temas edemiyoruz. Şimdi ben size ayrılmak için yani ayrılmalı mıyım sorusuna cevap olabilecek bir sürü madde saydım. Ama bazen
TMA'ndan alıntılayarak söyleyeceğim. Bazen ne yaparsak yapalım, olmuyor bazen. Yani bazen karşı tarafı çok seviyoruz, o da bizi çok seviyor. İki tarafta uğraşıyor, emek harcıyor.
Ama olmuyor. Bazen olmuyor. Bazen olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Bu bazen fiziksel mesafelerden kaynaklanıyor. Bazen önümüzdeki kariyer planlarının bir türlü kesişememesinden kaynaklanıyor. Bazen önümüzü görememezlikten. Bazen belirsizlikten. Bazen aslında birbirini çok iyi anlayabilecek iki insanın o anda denk gelememesinden.
Ama işte bazen olmuyor. O yüzden de öyle zamanları da anlamak gerekiyor gibi hissediyorum. Çünkü sanırım hepimizin hayatında böyle bir zaman oluyor. Bir de şimdi bütün bunları üst üste düşününce, üst üste koyunca ayrılmak mantıklı bir çözüm gibi görünüyor olabilir sizlere.
Öyle mi, değil mi? Tabii ki bu her ilişkinin... ...kendi içinde... ...cevap verilmesi gereken bir soru. Zor bir soru zaten. Çünkü... ...ayrılmak hiç kolay bir şey değil. Onca zaman o ilişkiye emek vermişsiniz. Kendinizden vazgeçmişsiniz. Karşı taraf bir sürü emek göstermiş. Ciddi bir yatırım yapılmış. Duygusal anlamda, zamansal anlamda, bazen fiziksel anlamda. Ve hep bir umudunuz olmuş. Yani bir şekilde düzelir mi, değişir mi? Halledebilir miyiz? Ve gerçekten çok zor yani. Bütün bunların cevabının... ...hayır, yani ilerlemek zorundayım. Burada kalınca aslında... ...olmuyor diyebilmek çok zor. Ancak maalesef... ...bir araştırmaya göre... ...kurulan ilişkilerin yüzde yetmişi... ...ilk bir yıl içerisinde bitiyor zaten.
Bu durumda maalesef birçoğumuz istesek de istemesek de o ayrılığa maruz kalıyoruz. Kimi zaman aktif olarak terk eden olarak, kimi zaman da pasif olarak terk edilen olarak. İkisi de çok zor bu arada. Hani şöyle bir yanılgı da var ya... ...terk edilmek daha zor. Terk eden olmak daha kolay. Terk etmek de çok zor aslında. Çünkü... ...terk edenin süreci daha önce başlıyor. Ayrılığı ben nereden bileyim podcastine referans vermek istiyorum burada. O podcastta biraz anlatmıştım. Yani... ...ayrılık aslında bir süreç. Ve... ...insanlar bir anda ayrılmıyorlar diye.
Terk eden kişi o sürece biraz daha erken başlıyor. O soru işaretlerini biraz daha erken kafasına döndürmeye başlıyor. Cevapları aramaya başlıyor. Terk edilen habersiz genel olarak bu zamanda. O yüzden belki terk edilene birazcık daha fazla üzülüyoruz. Çünkü sanki arkasından bir iş çevrilmiş gibi. Ama aslında arkasından bir iş çevrilmiyor. Hepimiz kendi sürecimizi yaşıyoruz.
Terk eden o sürece erken başlıyor ve bir şekilde, bir yerde vazgeçmeye karar veriyor. O yüzden onun için de bu durumu zor olduğunu, sadece onun yaz sürecinin birazcık daha erken başladığını hatırlayalım isterim. Peki, diyelim ki o zor sorunun cevabını buldunuz ve artık ayrılmaya karar verdiniz. Bunu nasıl yapabilirsiniz? Bunu en sağlıklı ne şekilde yapmalısınız?
Bir kere her şeyden önce bu kararı verme sürecinizde... ...size şunu tavsiye etmek istiyorum. Bu kararı fevri bir şekilde vermeyin. Çünkü... ...kötü giden ilişkilerde bile... ...çünkü kötü giden ilişkilerde bile... ...aslında... ...fevri karar vermemiz... ...bizim tekrar tekrar kendimizi sorgulamamıza sebep oluyor. Bundansa... ...böyle bir duyguyla... ...yaşamaya başladıysanız...
Kendi kendinize mesela notlar alın. Neden mutsuz olduğunuzu, neyi size kötü hissettirdiğini, hangi tartışmanın size kötü geldiğini. Gerçekten kendi kendinize bir günlük tutun neredeyse. Ama bu günlük içerisinde sadece partilerinizin size yaptığı kötü şeyleri not almayın. İyi anlarınızda not alın, iyi hissetmelerinizde not alın.
Ve sonra bir bakın, ne kadar uzun sürüyor o iyi hissetmeler ve kötü hissetmeler? Yani neler oluyor ilişkin içerisinde? Birazcık anlamakta fayda var. Çünkü dışarıdan bakabilmek için biraz objektif değerlendirmeye ihtiyaç duyuyoruz. O yüzden de o... ...ah çok iyi hissediyorum şu anda demelerimiz de... ...ya da her şey çok korkunç bu ilişkin içerisinde demelerimiz de kalıcı olmayabiliyor.
Tabii ki bu arada... ...ben hep şuna benzetirim. Misal toksik ilişkilerden çıkmak da asla bir anda olmuyor. Şey gibi, bir top bıraktığımız zaman, bir basketbol topunu düşün... ...bıraktığımız zaman bir anda durmuyor. Biraz daha sekmeye devam ediyor. Bizim duygularımız da öyle tabii ki. Bu karar verdiğiniz zaman...
Bu konuşmayı yapmak için doğru zamanı ve yeri belirlemekte fayda var. Tabii ki mümkünse ayrılık konuşmalarını yüz yüze yapın. Bazen uzak mesafe ilişkilerinde yüz yüze olabilmek mümkün değilse de orada mutlaka FaceTime gibi görüntülü konuşmayı öneriyoruz. Asla sadece bir mesaj ya da bir ses kaydı üzerine ilişkinizi bitirmeyin. Ghosting'e zaten hiç girmeyelim. Bu arada Ghosting demişken, yakın zamanda Modern Aşk Terimleri hakkında bir podcast kaydetmeyi planlıyorum. Onu da orada daha detaylı konuşurum bunun üzerine. Ama bir anda bütün iletişim yollarını, kanallarını kapattığınız o yöntem karşınızdaki insana çok fazla zarar veriyor.
Eğer ilişkinizde insani tarafı tutmak istiyorsanız, bu insanın size yaşattığı kısa ya da uzun bütün güzel anların hatrını diyelim, lütfen iletişimi bir anda koparmayın. Çünkü bu iyi bir fikir değil. Daha doğrusu ayrılık konuşmasını yaptıktan sonra teması kesmenizi tavsiye edeceğim birazdan ama ayrılık konuşmasını yapmanızı mutlaka öneriyorum. İletişimi tamamen koparmak yerine mutlaka yüz yüze konuşmayı tercih edelim. Aslında işin özü bu. Bu yüz yüze konuşmak o anda sizi çok kötü hissettirecek. Tabii ki kim bunu yapmak ister ki? Kim birlikte olduğu, uzun zamandır birlikte vakit geçirdiği, iyi kötü bir sürü anı paylaşmış bir insanın karşısına oturup, ben artık bunu götürmek istemiyorum demeyi ister ki? Bu zor bir durum.
Bu konuşmayı bir gün yaptığınızda, bu aslında size çok güç verecek bir konuşma. İngilizce empowering diye bir tabir var, güçlendiren. Yani bir kere hayatınızda böyle bir kararı... uygulamış olmak ve bunu biriyle yüz yüze yapabilmiş olmak inanılmaz güçlendirici bir deneyim. O yüzden eğer böyle bir ihtiyacınız varsa bunu kaçınarak değil de yüzleşerek yapmanızı tavsiye ediyorum. Tabii ki bu konuşma içerisinde maksimum dürüstlük, maksimum şeffaflık, açıklık çok önemli.
Ama tabii ki burada karşımızdaki insanın canını yakmak için dürüst olduğumuz durumdan bahsetmiyorum. Bahsettiğim şey, içinde bulunduğumuz hisleri aktarabilmek ve karşımızdaki insanı bu ayrılığın bizim için gerekli olduğuna ikna edebilmek. İkna edilmek derken, tabii ki karşımızdaki insan ayrılmak istemeyebilir. Ama biz bu konuda kararlıysak, arkasına durmalıyız kararımızın. Bu da başka bir önemli nokta zaten. Eğer varlık konuşmasını yapıyorsak, yeterince iyi düşünülmüş bir...
Konuşmaysa bu, bu kararın gerçekten arkasına durmamız gerekiyor. Eğer bu konuşmayı yapıp da... ...geri dönüyorsak sürekli... ...artık yalama oluyor bir yerden sonra ve hiçbir yere gitmiyor. Eğer bu konuşmayı yapıyorsak... ...gerçekten bu konuşmayı yapıyoruz. Tabii ki bu konuşmayı yaparken... ...karşı tarafı belirsiz bir noktada da bırakmamamız gerekiyor. Maalesef birçoğumuz bu hataya düşüyoruz.
Ya ben şimdi böyle hissediyorum ama değişebilir hislerim tabii ki. Seni de kırmak istemiyorum. Tekrar konuşuruz tabii ki. Birkaç haftaya bakarız. Belki zaten farklaşmış olur durum. Böyle şeyler söylemememiz lazım. Ben şu anda böyle hissediyorum. Tabii ki gelecekte nasıl hissedeceğimi bilemem. Ama bugünkü hislerimin farklaşması için şu anda bir sebep görmüyorum.
Gelecekte eğer böyle bir durum tekrar masaya getirilirse değerlendiririz gibi bir şey çok daha farklı. Yani aslında bunun şu andaki final kararınız olduğunu... ...üzerine tartışılacak veya tekrar tekrar uzlaşmaya çalışılacak bir durum olmadığını anlatmakta fayda var. Yani şu hataya düşmememiz lazım. Bu bir ara değil. Siz beni görmüyorsunuz ama ben arayı yaparken... ...arayı söylerken de tırnak işareti yapıyorum. Çünkü bu ara verme kavramı... ...çok fazla kullanılıyor ve... ...aslında hakikaten hiçbir işe yaramıyor. Öyle bir ara yok. Yani... ...hani biz bir süre ayrı takılalım... ...sonra bakarız. Böyle bir durum yok. Ya ayrılalım... ...ya bir arada kalalım. Bir arada kalıp birbirimizi alan tanıyabiliriz. O çok başka. Bir arada olup... ...hala ilişkin içerisinde... Biraz daha bireysel vakit geçirdiğimiz ama birbirimize... ...hem sadakatimizi hem anlayışımızı sürdürdüğümüz bir alan tanıma ile... ...ara verme birbirinden çok farklı. Buradan da France'e tekrar bir selam verelim. Geri dönüyorum. Ayrılık konuşmasını yaparken elimizden geldiği kadar saygılı olmamızda da fayda var. Sonuçta bu insanla biz ciddi bir zaman geçirdik. Onun şu anda canı yanıyor biz bu konuşmayı yaparken. Canı yanan bir insan biraz daha incetici olabilir. Kullandığı kelimeleri dikkatli seçemeyebilir. Burada bizim kendi sakinliğimizi korumamız ve ona karşı saygımızı, sevgimizi kaybetmeden bu konuşmayı sürdürmemiz lazım.
Tabii ki bir de karşımızdaki insanı suçlayacak şekilde konuşmanın da bir faydası yok. Çünkü zaten bu ilişki bitiyor bu noktada. Karşımızdaki insanı suçlamak, ondan bir şey beklemek demek aslında. Sen bunları, bunları, bunları yaptın. O yüzden bu ilişki bitiyor.
Bunun hiçbir anlamı yok şu noktada. Önemli olan sizin bu ilişkinin sizin için gitmediğini karşınızdaki insana aktarabilmeniz. Bu ilişki yürümüyor ve ben bu ilişkiden çıkıyorum. Yani suçun kimin üzerinde olduğunun hiçbir önemi yok. Bu arada zaten ilişkilerde hiçbir zaman yüzde yüz suçlu olan bir taraf da yok. Hepimizin bir miktar payı var. Ama dediğim gibi bu konuşmada bunun bir önemi de yok.
Ayrılıktan sonra karşımızdaki insanla teması en azından bir süreliğine tamamen kesmekte fayda var. Maalesef bu hataya da çok düşüyoruz. Mesela ayrılıyoruz birinden, dört gün sonra mesaj atıyoruz. İyi misin? Yani o insana bu soruyu sormamızın o insana o kadar hiçbir faydası yok ki. İyi ya da kötü biz ne yapabiliriz ki? Onun kötü olmasına dair durumu değiştirebilecek miyiz?
Eğer cevabımız hayırsa, ona iyi misin diye sormamız sadece onun yarasını tekrar tekrar açıyor aslında. Ya da mesela... ...ortak arkadaşlarımız var, hala görüşmek zorundayız. Değiliz aslında, bir süre değiliz. Yani biraz iyileşmek için, kendimize gelebilmek için her iki tarafında... ...bu anlamda alana ihtiyacı var. O yüzden biraz bırakmamız lazım karşımızdaki insanı.
Bu esnada sosyal medyayı da kastediyorum tabi ki. Yani orada da stalk etme davranışlarını, işte storylerine bakma, postlarını beğenme, ne yapmış, nerede, nasıl geziyor. Mesela şunu da yapıyoruz, birinden ayrılıyoruz, sonra o insan toparlanmaya çalışırken mesaj atıyoruz. O, sen iyisin galiba, çok üzülmedin galiba.
Bunu yapmanın karşı tarafı o kadar bir faydası yok ki. Bize de yok zaten. Yani çünkü... ...iyileşme sürecinde kim ne yapıyor... ...bunun hesabını da soramayız. Çünkü hepimizin süreçleri birbirinden farklı. O yüzden burada... ...birçok araştırmanın da önerdiği gibi... ...minimum, minimum etkileşim diyoruz ve... ...elimizden geldiği kadar temas keselim. Bu tabii ki oradan blokla, buradan... ...engelle demek değil. Çünkü onlar birazcık daha öfke içeren davranışlar.
Temas etmeyelim demek. Ayrılmak, terk edilmek kadar zor. O yüzden bu süreci yaşadıysanız, yaşattıysanız... O zaman lütfen siz de... ...size destek olabilecek arkadaşlarınızla... ...sevdiklerinizle vakit geçirmeyi ihmal etmeyin bu süreçten sonra. Sizin için de bu bir iyileşme süreci olacak. Sizin de... ...ilişkiden önceki kendi kimliğinizi bulmak... ...ya da yeni kimliğinizi inşa etmek için... ...biraz alana, biraz zamana ihtiyacınız var. Biraz desteğe ihtiyacınız var. Lütfen bunu siz yapıyorsunuz diye... ...kendinizi kötü biri gibi... ...ya da sevilmeye değer olmayan biri gibi...
Hissetmeyin. Bu arada ayrılık kararından sonra pişmanlık duymak da normal. O insanı özlemek de normal. O insanı hem özlemek hem de bu ilişkinin yürümeyeceğini bilmek de çok sık yaşanan bir durum. O yüzden bunların çok doğal, çok olağan durumlar olduğunu hatırlayalım. Ve tabii ki ilişkiler belli bir zaman geçtikten sonra yeniden değerlendirilebilir. Mesela birinden ayrılırsınız ama altı ay sonra, bir yıl sonra o insana tekrar bir araya gelmeyi düşünebilirsiniz.
Başka bir podcastta, gel gitti ilişkileri hakkında konuşmayı çok isterim. Ama bu podcastta böyle minicik değinmek için şunu söyleyeceğim sadece. Lütfen, bir insanla ayrıldıysanız... O insana tekrar bir araya gelmeden önce biz niye ayrılmıştık? Aradan geçen zamanı ne şekilde değerlendirdik? Ve bugün tekrar bu iki insan bir araya geldiğinde birebir aynı şeyleri yaşamamaları için nasıl bir sebep meydana geldi diye konuşmakta fayda var. Aksi takdirde tekrar birleşip tekrar ayrıldığımız, tekrar birleşip tekrar ayrıldığımız ilişkiler yaşamaya mahkum oluyoruz.
Umarım bu podcast, bütün dinleyenlere... ...o zor soruları... ...hem sordurmuş, hem de... ...siz bunları cevaplarken... ...yanında olabilmiştir. Elimden geldiği kadar... ...bunların çok doğal, çok insani süreçler olduğunu... ...hepimizin bunların içinden geçtiğini... ...ve maalesef... ...bazen de ayrılmak durumunda olduğumuzu... ...anlatmaya çalıştım. Benim için hiç kolay bir podcast olmadı bu arada.
Eğer bu podcastten sonra aklınıza bazı sorular uyandıysa, üzerine konuşayım isterseniz, yeni bölümler kaydedeyim isterseniz, lütfen bana sosyal medyadan yazın. Her zaman ulaşabileceğinizi biliyorsunuz zaten. Herkese sevgilerimi gönderiyorum. Çok daha güzel, çok daha mutlu ilişkiler yaşayabilmemiz dileğiyle. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.