Podcast

Başarısız Olmayı Ben Nerden Bileyim?

Yakın İlişkiler

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Hiç başarısız oldunuz mu? Hiç başarısız olmaktan korktunuz mu? Peki hiç başarısızlıkların da aslında bizi daha iyiye götürebileceğini düşündünüz mü? Psikolog Dr. Gizem Sürenkök, Ben Nerden Bileyim serisinin bu yeni bölümünde başarısızlıklarımız hakkında konuşuyor.

Instagram
Twitter
Facebook
YouTube
Linkedin



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.730 kelime · ~14 dk okuma

Hiç başarısız oldunuz mu? Hiç başarısız olmaktan korktunuz mu? Peki hiç başarısızlıklardan da aslında daha iyi ekleyeceğimizi düşündünüz mü? Bu bölümde başarısızlık hakkında konuşmak istiyorum. Başarısız olmak ne demek? Başarıyı ve başarısızlığı nasıl tanımlıyoruz?

Aslında başarısız olduğumuzda bu bize ne anlatıyor? Ve başarısızlıklardan nasıl bir sonuç çıkartarak ilerleyebiliriz? Bunlar hakkında konuşmak istiyorum. Aslında başarısızlık hakkında bir bölüm yapmamın başka bir amacı daha var. Çünkü size bir sürprizim var. Ama bunu biraz daha podcastin içinde anlatmak istiyorum. O yüzden hazırsanız başlayalım ve bu bölümde başarısızlık hakkında konuşalım.

Merhabalar, ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Ben Nereden Bileyim serisinin bu yeni bölümünde başarısız olmayı ben nereden bileyim diyoruz ve hazırsanız başlıyoruz. Önce başarısız olmak ne demek? Hadi gelin biraz bunun hakkında konuşalım. Çünkü biz hep başarıyı tanımlıyoruz ama başarısızlığı tanımlamıyoruz.

Transkriptin tamamını oku

Başarısız olmak aslında biraz da subjektif bir kavram. Yani mesela bana göre başarısız olan bir başkasına göre başarısız olmak zorunda mı? Benim başarı diye tanımladığım şey başkası için büyük bir yanlış olabilir. Ya da benim başarı ya da başarısızlık olarak tanımladığım bir şey bir başkası için çok daha farklı bir anlam ifade edebilir. O yüzden aslında başarısızlığı nasıl ben kendi kafamda oturtuyorum? Biraz bunu düşünmekte fayda var. Mesela başarısız olmak, başarısız olmak mı? Yani benim planladığım, başarı diye planladığım hedefe ulaşamamak mı? Yani başka bir de işte, beklentiyi karşılayamamak mı? Ya da mesela başarısızlık, o hedefi karşılasam dahi yol üzerinde hatalar yapmak mı? Ya da o hedefi karşılasam dahi yanlış yoldan gitmek mi? Bu başarısızlık olur muydu mesela?

Ya da mesela planladığım gibi gitmeyen herhangi bir şey başarısızlık sayılır ama sonunda elde ettiğim şey yine beni mutlu ediyorsa. Çünkü düşününce belki farklı bir hedefe ulaştım ama bu hedef beni mutlu ediyor. Ama aslında başlangıçta başarı olarak başka bir şey tanımlamıştım. O zaman ben başarısız mıyım?

Ya da mesela standartları karşılayamamak mıdır başarısız olmak? Çünkü düşününce o standartları bize tam olarak kim koyuyor? Ve koyulan standartlar herkese standart mı olmalı? Yani benim için hayat yolunda başarılı ya da başarısız olmayı tanımlayan şey, bir başkasının benim için dikte ettiği şeyler mi?

Ya da mesela başarısız olmak, yol üzerinde engellerle karşılaştığında arada durup dinlenmek midir? Mesela bir soluk almak mıdır? Mola vermeyi başarısızlıktan sayar mıyız? Ya da mola dediğin ne kadar kısa olmalı? Ya da ne kadar uzun? Mesela iki yıllık bir ara vermek başarısızlık mıdır?

Bunları kim tanımlıyor bizim için? Yani böyle bir yerlerde bir kitap var ve bunun içerisinde başarılı olmak ve başarısız olmak gibi şeyler yazıyor ve bir şekilde bu kitap bize teslim edilmedi mi? Çünkü ben öyle hissediyorum bazen. Hani mesela kendimi çok başarılı hissettiğim bir noktada bir başkasının gözünde başarısız oluyorum ya da mesela kendimi çok başarısız hissettiğim bir noktada biri gelip bravo ya çok güzel şeyler yaptın diyor ama yani bilmiyorum. Gerçekten bu başarı ve başarısızlık kavramı tuhaf şeyler.

Bir de düşününce mesela başarı dediğimiz o çabayı sarf etmek midir? Yani sonucunda ulaştığımız hedeften bağımsız olarak o çabayı ortaya koymuş olmak bizi başarılı yapar mı? Ve daha önemlisi, bu podcast'ın da bence ana konusu, yol üzerine giderken ve o hataları yaparken ve diyelim ki hedefimize ulaşamamışken, başarısızlık bize ne anlatır? Yani ben başarısızlıktan ne öğrenirim?

Çünkü aslında başarısızlığın bir anlamı var. Başarısızlık bana diyor ki, bu yol aslında tam da senin için uygun olmayabilir. Başka bir yol deneyebilirsin. Bu yöntem pek de işe yaramıyor aslında bu durumu çözmekte. Belki de başka bir şey denemeyiz.

Bir önceki podcast'ta şöyle bir örnek vermiştim. Üçgen deliğine kareyi sokmaya çalışmak. Aslında aynı üçgene aynı kareyi sokmaya çalışıp durdukça ve o kare o üçgene geçmezken, evet ben başarısızım belki hedefim kareyi o üçgenden geçirmekse ama belki de aslında elimde tuttuğum şey kare olmamalı ya da sokmaya çalıştığım delik üçgen olmamalı ya da ben gerçekten elimde üçgen tutmalı ve o üçgen deliğine sokmalıyım. yani çok fazla kriter var aslında başarılı ve başarısız olmayı belirleyen eğer biraz karışık olduysa merak etmeyin benim için de karışık oldu ama çünkü bu konu karışık ve en iyi şekilde anlayalım istiyorum şimdi mesela hep verdiğim örnek ben akarımda ilerliyordum şimdi buradayım Şimdi akademide kalan ve bunu çok önemseyen bir insan için benimki büyük bir yoldan sapma, büyük bir başarısızlık sayılabilir. Ama mesela o kadar çok akademisyen akademiden ayrılıyor ki. E şimdi bu benim başarısızlığım sayeden ya da belki de akademinin başarısızlığıdır bizi orada tutamamak.

Ya da, ya da daha önemlisi belki de aslında hayat hepimiz için farklı yollar belirlemiştir ve o yollardan bize uygun olanı seçmek biraz zaman alıyordur. Ve o zaman gelince ve ben kendimi daha iyi tanıyınca aslında daha iyi bir yoldan gidiyorumdur. Hadi gelin kariyerden gitmeyelim, başka bir örnek vereyim size. Mesela ilişkiler. Diyelim ki ben bir romantik ilişkinin içerisindeyim. Ve o romantik ilişki gayet iyi gidiyor dışarıdan. Ben içinde kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Çok bunalmış hissediyorum, hiç kendim gibi hissetmiyorum. Sanki böyle sıkışıp kalmış gibi, hiçbir yere gitmiyormuşum gibi.

E dışarıdan çok iyi görünen bu ilişkiye bir başarı mı? Yani mesela ben 20 yıldır evliysem bir başkası beni 20 yıldır evli gerçekten ne kadar uzun ve iyi bir evlilik sürdürüyor diye düşünüyor olabilir benim hakkımda. E peki ya ben içerisinde çok mutsuzsam? Kime göre başarı ya da başarısızlık?

Peki ben bu evlilikten çıkarsam evliliğim bitmiş olduğu için ben başarısız mı sayılmalıyım? Çünkü evliliğimi yürütmeyi başaramadım. Ya da yoksa ben o evlilikten çıkmayı başardığım için biri gelip bana ya Gizem bravo gerçekten sana iyi gelmeyen bir şeyden çıkmayı başardın mı demeli. Çünkü bana karısı ikincisi. Ama birçok insan birincisiymiş gibi hareket ediyor.

Neden birbirimizin başarısızlıklarını tırnak işareti içerisinde siz beni görmüyorsunuz? Çünkü biraz böyle övmeyi yüceltmeyi takdir etmeyi başaramıyoruz. Çünkü belki de o başarısızlık aslında bizim uzun gayretler sonucu elde ettiğimiz bir şey. Mesela diyelim ki bir başka örnek. Ailemle sürdürdüğüm ilişki. Belki ben dışarıdan bakıldığında örnek çocuğum. Onların sözlerine hiç çıkmıyor. Ömrüm boyunca onları mutlu etmek için gayret sarf ediyorum. Çok iyiyim. Bütün kurallara uygun yaşıyorum. Dışarıdan bakıldığında çok başarılı bir evlat yetiştirmiş benim ailem. Peki ya ben içeride çok mutsuz hissediyorsam?

Peki ya ben hiç kendim gibi olamıyor ve hayatımı nasıl devam ettirebileceğimi bilmiyorsam ve aileme ya ben artık sizin kurallarınıza uygun yaşamak istemiyorum ben gerçekten kendi istediğim gibi yaşamak istiyorum diyorsam bu beni başarısız mı kılar? Peki bu ailemi başarısız mı kılar? Çünkü düşününce pek de toplumsal kurallara uygun bir evlat yetiştirmemişler değil mi? Bu evlat isyan ediyor. Ya da belki de o kadar iyi bir evlat yetiştirmişler ki ben kendim gibi olmayı tercih edebiliyorum, sahici olmayı tercih edebiliyorum. Düşününce yani başarılı ve başarısız olmak çok farklı yerlerden çok farklı anlamlara denk gelebiliyor.

Peki eğer böyleyse, durum buysa, biz neden başarısız olmayı sahiplenemiyoruz? Neden şöyle, gönül rahatlığıyla, ya evet ben bu ilişkiyi sürdüremedim, ya da evet ya ben bu işte ilerleyemedim, ya da ben bu şehirde yapamadım arkadaşım diyemiyoruz? Neden? Başarısız olmak neden bu kadar kötü?

Çünkü bir taraftan her şeyden önce kendi benlik algımız sarsılıyor biraz başarısız olduğumuzda. Çünkü biz her şeyi iyi yapmak zorundayız ya. Yani bu öğretilmiş bize. Belli kurallar var ve o kurallara göre bir şeyleri yapmak zorundasın.

Bu mesela o kadar sıkıştırıyor ki bizi. Aklıma şu örnek geldi. Bazılarınız biliyordur. Ben 11 sene Amerika'da yaşadım. 2008 yılında biz göç ettik Amerika'ya ve ben 2019 yılında Türkiye'ye geri gelmek istedim. Eşim ve kızımla beraber Türkiye'ye geri döndüm. O kadar çok insan bana, ya sen aptal mısın? Neden döndün Amerika'dan? dedi ki. Ve eminim bazıları beni başarısız bile bulmuştur. Orada kalamadım ya da tutunamadım diye. Bu kelimeleri bilinçli bir şekilde kullanıyorum. Kimsenin aklına geldi mi bunun aslında benim için bir başarı olduğu? Çünkü gönlümde yatan ve yapmak istediğim şeyi yapmak için bir şeylerden vazgeçip bu yola girdiğim?

Çünkü benim için başarı buydu. Kendimce... ...bana atfedilmiş bütün görevlerden ve yol haritasından sıyrılıp... ...kendim gibi olabilmek. Ve kendi gönlümde yatan hayalleri gerçekleştirebilmek. Ama bir yandan da... ...o kadar çok diktatör edilmiş ki bu bize. Başarılı olunca önünde bir yol haritası var ve buradan ilerlemek zorundasın. Bu arada bunu mesela şöyle insanlardan da çok sık duyuyorum ve umarım ileride böyle bir konuğum olur.

çok başarılı bir insan işte çok iyi okullardan mezun olmuş filan sonra kurumsal hayata girmiş yirmi sene kurumsal hayatta çalışmış yükselmiş de yükselmiş çünkü biliyorsunuz onlar hep böyle lineer yukarı doğru gidiyor Sonra demiş ki bir yerde, ya ben istemiyorum. Ben artık kurumsal hayatta çalışmak istemiyorum. İstemiyorum ya. Bırakıyorum her şeyi. Ve ondan sonra da gerçekten bir süre mola vermiş. Ya da bir süre kendi girişimini kurmuş. Başka şeyler de demiş. Hiç fark etmez.

Bu insan başarısız mıdır sahiden? Yoksa bu insan... ...kendi içinden geleni yapıp... ...başarılı olma yolunda... ...doğrusunu mu yapmıştır? Neden uzun süre biz... ...Ferrari'sini satan bilge kitabına hayrandık? Hani o bilge Ferrari'sini satıyordu... ...ama aslında Ferrari'de bir başarı hikayesiydi falan. Yani o kitaba hayran olup bir yandan da bunları yapabilen insanları... ...ya of becerememiş diye eleştirmek neden?

Ama bir yandan da şunu düşünüyorum. Tıpkı o az önce verdiğim örnekteki kurumsal hayatta çalışmış birey gibi... ...ya da benim kendi hikayemdeki gibi. O kararları verebilmek o kadar zor ki. Yani mesela, ben kendi adıma Amerika'da kurduğum yaşam içerisinde, her şey de gayet güzel giderken... ...ve ben orada kalmaya devam etsem de aslında kendime çok güzel bir hayat kurabilecekken...

Türkiye'ye dönme kararı vermek benim için neden büyük bir zulüm oldu? Çünkü başkalarının beklentilerinden farklı hareket etmek zorundaymışım gibi hissettim. Ama o beklentiler benim beklentilerim miydi? Ya da mesela bir tarafım, kendi benliğim, bunu başaramadın mı diye soruyordu. Ve orada, ya evet ben Amerika'da mutlu olmayı başaramadım diyene kadar çok zorlandım aslında. Çünkü mutlu olmayı başaramadığımı fark etmek, mutlu olamamak da önemli bir ölçüttü benim için. Ama bu ölçüt hayattaki diğer başarıları tanımlamıyordu bazen. Ama niye bunu yapmıyoruz? Neden mutlu olmaya odaklanmıyoruz? Neden iyi hissetmeye, kendimiz gibi hissetmeye, günümüzün huzurlu, sakin ve mutlu hissederek geçirmeye odaklanamıyoruz? Diğer o başarılı kriterlerin peşinden koşarken. Bunu kaçırdığımız için bazen işte başarılı olamadığımızı ya da başarısız olduğumuzu kabul edemiyoruz.

Tabi bu, beklentileri karşılayamamakla çok ilişkili, benlik algısı ve beklentilerle gerçeklerin örtüşmemesi. Ama bir yandan da bu tırnak işareti içerisindeki başarısızlıktan ders almak... ...biraz kafa yormayı da gerektiriyor. Yani bunun üzerine oturup uzun uzun düşünmek. Ben bunu neden yapamadım? Mesela bir ilişkimiz bittiğinde... ...o ilişkinin bitişine o kadar odaklanıyoruz ki... ...ve mutsuz oluşumuza... ...durup şunu düşünmüyoruz. Bu ilişki neden olmadı? Neden ben bu ilişkide mutsuz oldum? Neden bu insanla bir ilişki yürümedi?

Ben neden mutlu olamadım? Ya da bu ilişki neden başarısız oldu? Bu sorular neden korkutucu sorular? Neden oturup gerçekten bir değerlendirmiyoruz? Çünkü değerlendirirsek aslında göreceğiz belki. Mesela o ilişkide çok köşeye sıkışmış gibi hissediyordum. Ya da o ilişkide ben desteklenmiş hissetmiyordum. Ya da o ilişkide yaptıklarım yeterince takdiri görmüyordu. Ya da belki karşımdaki insan beni yeterince anlamıyordu.

Hiç önemli değil aslında neyin bizi başarısız kıldığı tırnak işareti içerisinde yine. Önemli olan onları fark edip ihtiyaçlarımızın o yönde olduğunu anlayabilmek. Ben beni destekleyen bir partner arıyorum. Ben beni takdir edebilen bir partner arıyorum.

Ben beni gören bir partner arıyorum. O yüzden de bir sonraki ilişkimde bu yoldan ilerlemek istiyorum. Bunu söylediğimizde gerçekten bir şeyler değişmeye başlıyor. Ama dediğim gibi başarısızlığımızdan ders çıkartmak için gerçekten de biraz kafa yormak gerekiyor. Peki, buraya kadar aslında başarısızlık ne demek ya da başarı ne demek bunların hakkında konuştuk.

Hadi biraz da başarısızlığın bize tam olarak nasıl öğretebileceğini konuşalım. Bir kere her şeyden önce başarısız olmak, ihtimalleri eleyerek öğrenme yolunda çok önemli bir adım. Ben neyin benim için işlemediğini öğrendiğimde o ihtimali eleyebiliyorum. Mesela diyelim ki siz üniversiteden mezun oldunuz ve bir işte çalışmaya başlıyorsunuz ve o işte çok mutsuzsunuz.

E tamam işte, demek ki o iş size göre değil. Bunu eleyebilirsiniz. Tabii ki biraz üzerine kafa yormak lazım. O iş mi size göre değildi? O sektör mü size göre değildi? O şirket mi size göre değildi? Bunları düşünmek lazım. Ama eleyerek öğrenmenin güzel bir yöntemi bu. Başarısızlıktan öğrenerek başarıya gitmek demek, aslında başarısızlığımızı gerçekten oturup böyle bir ameliyat yaparcasına incelemek demek. Ameliyat deyince de aklıma şu geldi.

Tolstoy'un bir lafıymış galiba bu. Başarılar birbirine benzer ama başarısızlıklar biriciktir. Ameliyat örneği çok güzel burada bana kalırsa. Yani mesela ben bir cerrahsam ve ameliyatlarımın %99'u çok iyi geçiyorsa birbirinin aynısı ameliyatlardan belki de çok da fazla öğreneceğim bir şey yok. Ama ameliyatlarımın bir tanesi kötü gidiyorsa benim ameliyattan öğreneceğim çok şey var. Çünkü o ameliyat bana neyi daha farklı yapabileceğimi gösteriyor.

Biricik başarısızlıklarımdan çıkartabileceğim çok sonuç var aslında. Ben neden bunu böyle yaptım? Ben neyi daha farklı yapabilirdim? Bundan ne öğrendim ve bundan sonra nasıl bir yolda ilerlemek istiyorum? Başarısızlıktan öğrenmeye çalışmak şu açıdan da zor. Kendi başarısızlığımızı düşündüğümüz zaman bu bizi korkumuzla da yüzleştirdiğinden çok da yapmayı sevmediğimiz bir şey.

Öyle olunca başkalarının hatalarına bakmak biraz daha fazla yapılabilir bir şey haline geliyor. Ama bakın burada çok önemli bir nokta var. Başkalarının başarısızlıklarından keyif almadan başkalarının başarısızlıklarını inceleyebilmek. Oh, bari ki bunu yapmamışım ya da ne kadar saçma bir şey yapmış, ben asla böyle yapmazdım demeden. Gerçekten elimizden geldiğince nötr kalarak bir başkasının başarısızlıklarını dinlediğimizde, okuduğumuzda, incelediğimizde bunlardan da çok şey çıkartabiliyoruz aslında.

Başkalarının başarısızlıkları deyince... ...kendi başarısızlıklarımıza biraz daha objektif bir göze bakabilmenin önemli bir yolu da... ...biraz mesafelenerek kendimizle konuşmak. Mesela şu örnekte olduğu gibi. Ben neden bu ilişkide başarısız oldum? Ben neyi yapamıyorum? Ben bu tartışmada ne söyledim de olmadı? Değil de... ...biraz tuhaf gelecek kulağa ama... ...şu şekilde. Gizem neden bu ilişkiyi yapamadı?

Gizem tartışmalarda nasıl hatalar yapıyor? Gizem ne söylese karşı taraf farklı algılardı demek. Gördüğünüz gibi kendime üçüncü bir şahıs gibi davranabilmek, zihnimde o şekilde cümleleri kurmak aslında duruma bakış açımı değiştiriyor. Bununla ilgili çok güzel araştırmalar var ve bunun gerçekten işe yarar olduğunu gösteriyorlar. O yüzden size de tavsiye ederim. Eğer durum içerisinde durumu algılamaya çalışırken kendimiz sürekli kendimizi değerlendirirsek bazen içinden çıkamaz gibi, çaresizmişiz gibi hissedebiliyoruz. Ama üçüncü teki şahıs kullandığımızda birazcık daha değişiyor bakış açımız.

Bir de tabii ki öz yeterlik kavramı çok önemli. Ben bir şeyleri değiştirebilme gücüm olduğuna inanıyor muyum? Bir ölçüde. Fark etmez küçük ya da büyük. Bir ölçüde bir şeyleri değiştirebilmek kapasitem olduğuna inanıyor muyum? Eğer buna inanıyorsam başarısızlıktan ders çıkarmak daha kolay. Çünkü bu başarısızlıktan çıkardığım derste ilerleyebileceğimi inanıyorum. Ama eğer öz yeterliğim düşükse

ve kendi bir şeyler değiştirme kapasitem olmadığına inanıyorsam o zaman onun içerisinde kalıyor. Onun içerisinde kendimi daha da aslında mağdur hissediyorum. O yüzden kendi başarı kabiliyetimize inanmak da önemli. Kendi başarabilme becerimize diyelim. Bu da aklıma önemli bir kavramı getiriyor. Geliştirilebilir veya sabit yapılara inanmak. Yani mesela ben kendimi çok zeki bir insan olarak görüyorsam ve zekanın geliştirilebilir bir yetenek olduğuna inanmıyorsam yani doğuştan belli bir zeka ile geldim ve hep böyle gidecek bakış açısına sahipsem o zaman başarısızlıklarımdan pek de ders çıkartmıyorum.

Çünkü eğer sabit bir başarıyla hareket ediyorsam, sabit bir zekayla hareket ediyorsam, önüme çıkan problemi ya çözdüm ya çözemedim. Ama eğer geliştirilebilir bir zekaya inanıyorsam, yani üzerine uğraşarak bir şeylere daha fazla başarabileceğimi inanıyorsam, o zaman oturup o problemlerle çok daha uzun süre uğraşıyorum. Ya da başarısızlıklarımı anlayıp nasıl farklı bir yöntem kullanabilirdim, bunu öğrenmeye çalışıyorum. Ki aslında düşününce zekayı tanımlayan önemli ölçülerden biri de adaptasyon yeteneği. Ve adaptasyon yeteneği bize farklı durumlarda var olan bilgilerimizi nasıl uyarlayabileceğimizi sorduruyor. Eğer ben zekanın geliştirilebilir olmadığına inanıyorsam, nerede kaldı benim adaptasyon yeteneğim? Başarısız olayım, öğreneyim, adapte olayım ve daha iyisini yapayım. Aslında bu çok çok daha bize iyi gelen bir yandan.

Buradan da çocuklara geçmek istiyorum. Biz çocukken yaptıklarımız ve yapamadıklarımız adına değerlendirildik. Çabamız çok da takdir edilmedi. Bugün de bunun neredeyse 180 derece zıttında ebeveynler çocuklarının her hareketini över durumdalar. Harekete çocuklara hiç iyi gelmiyor. Çocukların henüz kavramıyla tanışmaları lazım. Uğraştım, henüz olmadı ama olabilir.

uğraştım henüz başarıya ulaşamadım ama olabilir Uğraşıyorum, başarısız da oluyorum. Henüz en doğru yöntemi bulamadım ama devam ediyorum. Power of yet. Daha önce bunun hakkında yazmıştım. Bunun tekrar altını çizmek istiyorum. Çünkü henüzün gücüne inanırsak çocuklarımıza da bunu öğretebilir. Kendimiz de bu anlamda yol alabiliriz. Ve bu şekilde büyüyen çocuklar, yani çabaya ve çabanın gücüne inanan çocuklar gerçekten hayatta çok daha başarılı oluyorlar.

Son olarak aslında başarısızlıklardan öğrenmenin şöyle bir etkisi de var. Öz saygı dediğimiz kavram yani ben değerli bir insan mıyım sorusuna verdiğimiz cevap. Düşersem kalkabilir mi? İnanmakla çok ilişkili. Düşersem kalkabilir miyim? Başarısız olursam tekrar ayaklanıp tekrar yol alabilir miyim? Eğer bu soruya evet diyebiliyorsam gönül rahatlığıyla kendimi değerli bir insan olarak görebiliyorum.

O yüzden hadi düşelim. Ama kalkalım. Düştükçe kalkalım. Çünkü psikolojik dayanıklılık da buradan geçiyor aslında. Hadi yatmazlık. Düşerim ama kalkarım. Bir yerde kalmam.

Umarım bu podcast çok hoşunuza gitmiştir. Ve başarısız olmanın aslında o kadar da kötü bir şey olmadığını anlamışsınızdır. Ve artık başarısızlıklarınıza daha nazik, daha şefkatli, daha güzel bir yerden bakabilirsiniz. Eğer bölümü seyrediyseniz abone olmayı unutmayın. Her zaman söylediğim gibi sosyal medyadan bana kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)