
5.707 kelime · ~29 dk okuma
Dermanı Kitaplarda Arayanların Haftalık Podcast'ı Birliyoterapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunekir Emekçi. Manim okuyabilir miyim? Tabii, buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için Birliyoterapi ne yapıyor? Başlıyor.
Evet, merhabalar. Merhabalar. Tuna, yine hoş geldin. Yine hoş bulduk, evet. Bir gidiyorsun, bir geliyorsun, bir gidiyorsun, bir geliyorsun. Hepimiz özlüyoruz seni. Turne. Turne ayol. Evet, turne. Şimdi sorumuz aslında çok da eğlenceli. Biliyorsun ben Instagram'dan, hikayelerimde falan paylaştım ara ara Dünya Kupası'nı. Bir takım beni takip eden, yakından tanıyan, tanımayan her kim olursa olsun hayretler içerisinde baktılar bu duruma. Ben niye futbol seyrediyorum diye. Ben öyle genel bir futbol seyircisi değilim. Fakat Dünya Kupalarını olumlu olası sevmişimdir. Sorumuz da bununla ilgili geldi. Bir biz kalmıştık Dünya Kupası konuşmayan.
Biz de eksik kalmayalım. Ya niye eksik kalalım? Bir dakika ama biz gene belki çok farklı bir yerinden alıyoruz. Güzel bir Dünya Kupası seyrettik Selçuk. Çok çok güzeldi. Konuşulmayacak gibi değil bu arada. Aslında zaten yani sosyolojik altyapısı bence bu kuponun belki de en önemlilerinden biri oldu. En sevdiğim spor yazarı olan Mehmet Demirkoğlu demiş ki 90 ve 94 Dünya Kupalarından çok daha güzeldi demiş. Ben artırıyorum 2006 ve 2010'dan da çok daha güzeldi.
Ben mesela bu konuda yorum yapamam. Yani 2010'u çok net hatırlıyorum. Çok çok güzel bir Dünya Kupasıydı bence. Ama yani bu, bu seyrettiğim benim de sürprizleriyle beni çok heyecanlandıran, eğlendiren. Aynı zamanda bazı şeylerin sürpriz olmadığını öğrendiğim için, yani stratejik olarak yapıldığını öğrendiğim için beni şaşırtan, yeni şeyler öğreten bir kupa. Evet şimdi erkeklerle konuşurken kahve muhabbetine dönme riski var bu mevzunun. O yüzden kitaplarımızla ve sen sınırlayarak gidişe. Önce zaten sorumuzu sorayım. Sorumuzun sahibi bir hanımefendi. Füsun Terk. Eşim tuttuğu takımın maçı olduğu zaman beni evden gönderiyor. Çok değişik totemleri var.
Kaybettikleri zaman 3-4 gün morali bozuk geziyor. Çoluk çocuk sahibi insanlarız. Nedir bu? Sizin anlayamayacağınız kadar çok geriliyoruz ilişkimizde. Ne önerirsiniz? Ben bu beyefendiyi tanıyorum tabii. Sen bu olamazsın. Bu musun sen? Hayır, bu beyefendi gibi arkadaşlarım çok. Evet, yani benim de bildiğim tanıdığım böyle insanlar var. Gerçekten kaybettiği zaman tuttuğu takım. İki gün moralinin bozuk dolaştığı. Beni tabii biz kadınları bu şaşırtıyor. Dediği gibi Füsun Hanım'ın. Çoluk çocuk var, derdimiz var, iş var, güç var. Hani buna mı moralimize bozucak? ama senin en sevdiğin yazarlardan birinden hemen hızlı giriş yapalım mı o zaman? Nick Hornby. Evet. Çünkü Nick Hornby de aynen böyle bir adam değil mi? Arsenal'li miydi o? Arsenal'li evet. Hem de Arsenal'ın en çilekeş zamanında yani Araplar tarafından satın almadan önce hem ekonomik olarak hem de sportif olarak çok parlak olmadığı dönemlerde çocukluktan beri Arsenal tribünlerinde yetişmiş. Bunun kitabını yazmış hatta, Fever Pitch diye Türkiye'ye. Evet, şimdi ondan bahsedeceğiz. Türkiye'ye bağış erten dostumuz tarafından futbol ateşi diye çevrilmiş. Sonraları kadınlara nasıl aşık olduysam futbola da öyle aşık oldum. Ansızın açıklanmaz bir şekilde üzerine kafa yormadan getireceği acı ve kafa karışıklığını bir nebze bile düşünmeden. Evet, çok tatlı. Ben de bunu not olarak almıştım. Yani o da böyle gerçekten tuttuğu takımı bir işte kadına aşık gibi seviyor. Daha fazlası hatta muhtemelen. Ve sonrasında takımı kaybettiği zaman iki üç gün kendine gelemiyor, toparlayamıyor. Hatta şöyle bir şey var. Bu kitaptan bir alıntı gibi bahsedeyim. Yani burada yazılı değil. Çok yakın arkadaşı, bir kadın arkadaşı arıyor. Çok morali bozuk, sesi çok kötü geliyor Nicorne B'nin. Ondan sonra diyor ki arkadaşına, hayırdır, ne oldu falan? İyi değilim, diyor Nicorne B. Önce kadın bir anlığına kim olduğunu unutup Nicorne B'nin. Sanki ciddi bir mesele varmış diyorsun, hani birini mi kaybetti, bir şey mi oldu, çok kötü bir şey mi başına geldi falan diye. Bir anlığına düşünüyor, sonra hatırlıyor ki o bir Nicorne B. Şey diyor çünkü Nicorne B, dün akşam olanları bilmiyor musun?
Hani böyle yani sanki çok önemli bir şey olmuş gibi. İşte Arsenal'ı kaybetmiş ve işte kadın da onu böyle hani çok tatlı bir şekilde yüzüne vurmayarak teselli etmeye çalışıyor. Nick Hornby de işte bunu bildiğini yani kadının onu gerçekten yüzüne vurmadan teselli etmeye çalıştığını falan anlatıyor. Hani böyle de kendine aslında dönüp kendiyle bir şekilde dalga geçer diyemeyeceğim. Gerçi çünkü gerçekten bu hisleri çok yüksek yaşıyor.
Evet, yani Nicormi ki kendi kendiyle dalga geçme uzmanıdır. Bunu en az yapabildiği alan futbol alanı yani. Nicormi'den az biraz bahsedelim mi? Senin gerçekten en sevdiğin yazar. En sevdiğim yazarlardan biri diyelim. Ebatoboy kitabının sahibi. Yani filme de uyarlanmış ve filmi uyarlamaları da başarılı olmuş genelde. Ebatoboy bir erkek hakkında. Ve High Fidelity. High Fidelity, Yüksek Sedakat. İkisi de çok önemli. Yani müzik, futbol ve edebiyat üzerine kurulu bir hayatı var Nikon B'nin. Ve şey tabii yani aslında biraz önce aşktan bahsetmemiz yerinde oldu. Çünkü Nikon B, bu yazdığı kitaplardan da anladığımız kadarıyla aşktan, ölümden kaçar gibi kaçan.
Ama futbola da müziğe de edebiyata da aşık bir taraftan da. O yüzden yani temaları hep aslında birbirini takip ediyor. Kanat Atkaya'sı İngiltere'nin yani aslında. Yani Kanat'ın rol modeli olan kişi. Ben bunu bilmiyordum. Tabi Kanat'ın milyonlar satan kitapları yok.
Evet. Bir de çok güzel bir, çok iyi bir romancı. Yani hikaye kurgusu konusunda da çok başarılı. Özellikle erkek dünyasının gerizekalılıklarını, erkeğin iç dünyasını, erkek korkularını çok güzel, çok samimi, çok dürüst ve çok tatlı bir şekilde anlatır. Bir de oğluyla yaşadığı bir aşk vardır. Otizmli bir oğlu başlıyor. ve İngiltere'de otizmli çocukların eğitimlerinin doğru düzgün verilmesi için bir mücadele içerisinde bu işinde bir neferi olmuş durumda ayrıca İngiltere'de böyle bir tarafı var kitaptan girişinden bir alıntı yapayım bende istersen
Son olarak şunu söylemek istiyorum diyor. Futbol Ateşi taraftar olmak üzerine yazılmış bir kitaptır. Futbolu aşık insanların yazdığı pek çok kitap okudum ama bu farklı bir şey. Örneğin Holigan Denecek Kişiler tarafından yazılmış başka kitaplar da okudum. Oysa her yıl statları dolduran milyonlarca taraftardan en az %95'i hayatında tek kavgaya karışmamıştır. Öyleyse bu kitap çoğunluğa sahip olanlar için ve böyle biri olmanın nasıl bir şey olduğunu merak edenler için yazıldı.
Evet. Ve şeyi de söylüyor yani ben diyor şeyden bahsetmiyorum. Bu kitabı yazarken takımın yaşadığı başarılardan bahsetmiyorum. Onlar beni onu ilgilendirmiyor. Arsenal'in kendi kendine ne kadar sevindiği, ne kadar başarılı hissettiği, ne kadar mutlu olduğu falan onu ilgilendirmiyor. Onu ilgilendiren kısmı Arsenal'in kazandığı başarıdan dolayı kendisinin yaşadığı mutluluk. Bravo. Ya da mutsuzluk. Harika tarif ettin. Yani bu çok enteresan, çok birbirinden ayırıyor kendini. Dolayısıyla o futbolculara hayran değil. O takımı sevmiş ve onun ona yaşattığı duyguları çok didikliyor değişik bir şekilde. Paul Oster'ın beyzbol hakkında söylediği çok benzer bir söz vardır. Hangi kitabında hatırlamıyorum da, yalnızlığın keşfi olabilir. Diyor ki, dünyada hayatta her şey değişir, biz büyürüz ve kirlenir dünya. Hani Murat Anmunga'nın deyimiyle.
Her şey değişir, her şey hayal kırıklığına dönüşür. İşte anneler, babalar yaşlanır, dostlar dağılır. İşte öyle olur, böyle olur. Değişmeyen tek şey vardır. Beyzbol seyrederken duydunuz, o çocuksu heyecan. Yani 6 yaşında babanızla beraber gittiğiniz zaman, New York ne? Giant Stadium'aydı beyzbol oynadıkları yer. Yankees mi neyse. İşte oraya ilk gittiğin zaman hissettiğin duygu neyse, 40 yaşında da onu hissedersin ve zaten o duyguyu hissetmek için seyredersin.
Bu kadar çok değişen bir dünyada bir şeyin sabit kalması insanın hoşuna gider diyor. Nick Hornby'nin futbolla ilişkisi de böyle aslında. 6 yaşındaki küçük Nick'in duygusunu arıyor her zaman yani. Bu erkeklerin genelinde olan bir şey zaten.
Bak şimdi tuhaf bir şekilde, ben sana daha önce bunu anlatmıştım. Hatırlarsın belki. Bu yine dünya kupalarından seninle bahsederken. Benim için de mesela şöyle bir şey. Bir kız çocuğu olarak. Bunu da çok sonra uzun uzun düşündüm o konuşmamızdan sonra. Şimdi anlatmaya çalışayım. Ben küçükken yazlılara galiba işte denk geliyordu dünya kupaları. Genelde yazlılara denk geliyordu. Zaten bu sene bir sapıttı iş. Katar'da düzenleniyor diye. Şimdi bu yazları olduğu için ben babamın o Dünya Kupalarını takip edişini görebiliyordum. Biz genelde tatilde falan oluyorduk. Belki babam ona denk getiriyordu. Bak bu da olabilir. Hiç böyle düşünmemiştim ama. Şimdi tatildeyiz biz. Babam ve birkaç arkadaşı büyük bir heyecanla, işte belki oğlan çocukları falan da böyle daha büyükçe bir ekranda maç seyrediyorlar. Böyle yeşil bir şey görünüyor uzakta. Bir yeşillik var değil mi ekranda? Bir yeşillik var ekranda. Böyle hep şeyde seyredilirdi yalnız bu böyle lokal falan gibi yazlık ya. Yazlığın lokalinde tabi. Ha gibi evet. Ben de hep böyle onların biraz daha gerisinde arkalarında dolaşan böyle kendi kendime orada diyelim ki oynuyorum falan ama
O beni çok mutlu ediyordu. Yani orada sabit, arkadaşlar çok mutlu. Maç seyrediyor, çok eğleniyorlar, gülüyorlar. Çünkü baban mutlu. Çünkü babam mutlu, ben mutluyum o yüzden orada. Etraftaki çocuklar da mutluydu diye hatırlıyorum. Yani böyle bir şey vardı, etkisi vardı üzerimde. Ve şimdi bu rastlantı mıdır ki ben gerçekten genellikle futbol... Sadece futbol seven değil, futbolu iyi bilen erkeklere ilgi duyuyorum. Ben evde maç özeti seyrederken huzur buluyorsun mesela. Evet mesela yani hatta şey diyorum yani pazar günleri açar mısın diyorum sana hani bir maç özeti aç da diyorum ben de arkada bir şey yapayım. Evet bu işte kendi romantizmini getiriyor. Erkek çocukları için de romantizmi getiriyor, kadınlar için de. Yani çocukluğun o mutlu ve temiz zamanlarını hatırlatan bir duygusu var. Bunun getirdiği bir romantizm var. Fakat şöyle de bozmak isterim bu duyguyu. Üstad Tanıl Bora bunu şöyle aslında adlandırmış, kerhanede romantizm diyor.
Ama kerhane kerhane diyerek yazmış. Ağanın üstünde şapka var. Kerhane de romantizm diyor. Çünkü futbol dünyanın en kirli endüstrilerinden biri bir taraftan da. Para aklayıcıların en çok tercih ettikleri alanlardan biri. UEFA dünyanın en kirli örgütlerinden bir tanesi falan.
İşte bu Katar'daki Dünya Kupası hazırlıkları yapılırken ölen işçilerin haddi hesabı yok bir taraftan da. O inşaatlarda bir sürü göçmen Hindistanlı, Pakistanlı, Bengaldeşli ölmüş. Binlerle sayıları şey yapıyor. Yani böyle çirkin bir dünya futbol dünyası aslında ama buna dair bizim bir romantizmimiz var. Çünkü çocukluk bir oyun çünkü bu. Peki şöyle bir şey var ama az çok dünyada zaten her şey böyle de. Hani milyonlar bunun farkına varmadan yine de tadını çıkartabiliyor aslında. Herkes bunu böyle bu kadar denemesine... Güzel bir oyun çünkü. Çok basit bir oyun. Evet. Çok basit bir oyun. Herkesin anlayabiliyor. En karışık şey Offsite yani. O kadar basit. O da kadın kısmına çok karışık geliyor. Ya şöyle bir şey var. Hani bu biraz önce kirli, pis biraz konusuna da geçmeden önce. Bu kitapla ilgili benim söylemek istediğim şey, mesela Füsun Hanım'a söylemek istediğim şey şu.
Nasıl bir şifa arıyoruz biz burada Füsun Hanım'a? Ya sorsana sen, özledim sonra. Sordum gayret. Şöyle, mesela Nick Hornby'de söylüyor kitabında, Arsene Halle'nin mesela kaybetmesi ona başarısızlık duygusunu da öğretiyor. Anlatabildim mi? Duygusal eğitim. Biraz aslında evet, burada duygusal... Edükasyon santimantal oluyor yani. Santimantal oluyor. Biraz öyle bir şey var, yanı var bunun. Yani oradaki hisler sadece futbolda ilgili değil aslında.
Genel bazı duygu durumları yaşıyor çoğunlukla. Neden? Çünkü futbol sadece futbol değildir. Evet. İkinci kitabımız da oldu inşallah. Hadi o zaman o zaman geçelim. Şimdi bu futbol sadece futbol değildir kitabı. Aslında şu notlara baktığım zaman ilginç bir şey var. Benim de karşıma çıkan bu kitabın adı aslında farklıymış. 1994 yılında Simon Cooper adlı Güney Afrikalı yazar tarafından yazılan bu kitabın gerçek adı Futbol Against the Enemy. Enemy, evet düşmana karşı. Düşmana karşı futbol. Evet. Fakat çevirmeni, sende vardır kim olduğu çevirmenin belki. Evet var. Sinan Gürtunca.
Sinan Gürt önce öyle bir isim bulmuş ki kitaba, bazı kitapların çeviri isimleri orijinalinden güzeldir ya, gönül çelen falan gibi. Futbol asla sadece futbol değildir demiş ve bu bir atasözüne dönüşmüş. Yani bu eskirim sadece eskirim değildir falan diye de çoğaltılabilir aslında. Çünkü her şey için kullanılan bir şeye dönüşmüş ki aslında Simon Cooper bu lafı olumsuz bir anlamda Yani bizim demin bahsettiğimiz anlamda kullanıyor. Futbol, futboldan ibaret değildir. Sizin sahada seyredip zevk aldığınızın dışında çok pis pis işler döner bu işte. Haberiniz olsun demek için kullanmış. Fakat harika bir kitap çevirisi ismi. 94 tarihli. Dünyanın en popüler sporu devrimleri nasıl başlatıp körüklüyor ve diktatörleri nasıl ayakta tutuyor. Ya ben çok değişik bir şey yaptım aslında. Normalde huyum değildir, biliyorsun öyle Twitter'ım, Twitter. Fakat bu Simon Cooper, Simon Cooper herhalde. Kim bu adam çok merak ettim. İşte hani Güney Afrika'lı falan filan. Antropolog. Antropolog, evet. Şöyle bir girdim, baktım. Derken kendimi Twitter'da onun tweetlerini okurken buldum.
Ve tabii Dünya Kupası'yla ilgili özellikle son tweetleri çok eğlenceli. Harika bir FAS incelemesi yapmış. Şimdi bilmeyenler için hemen söyleyelim. FAS, Fransa'ya karşı oynadı ve... Ümmetin gururu oldu. Evet yani biz böyle hani Tuna Kiremici'yle telefonda bunu konuşup ümmet dua ediyor dedik. Yani 70'li yıllarda Muhammed Ali... Arsiklet finaline çıktığı zaman evlerinde Kur'an okurlarmış ya insanlar. Evet, tam tam öyle. Evladımız kazansın falan diye öyle bir ümmette heyecan yarattı. Öyle heyecan yarattı. Bu konu üzerine daha maçtan evvel çok güzel bir yazı yazmış Simon Cooper. Ben çok etkilendim, çok beğendim. Çok çeşitli yerlerinden almış konuyu. Ki biz de seninle bunu konuşmuştuk. Yani burada çok enteresan bir şey var. Yani FAS Fransa'ya karşı bu artık gerçekten futbol sadece futbol değil o anda artık.
O anda iki inanç biraz çarpışıyor. Mazlumun zalime karşı bir direnişi anlamına geliyor. Yani Fas golü yiyeceğini bildiği halde ve yediği halde asla son dakikaya kadar bırakmıyor. Çok gururlu bir futbol oynadılar evet. Evet ve stadda, seyirci tribünlerinde kadınlar, adamlar ağlıyor. Bütün bunlar olurken şeyden bahsediliyor yani konuşulan dilden. Bir kere her şeyden önce FAS ilk kez hani şey dendi ya bir Arap takımı. Bir Afrika takımı. İşte ha önce ama öyle denmiş. Bir Arap takımı ilk kez kupada. Arap değiller ve bunu da şeye soruyorlar, Valit teknik direktörlerinin adı. Valit evet. O da Paris'te doğmuş büyümüş bu arada.
Takımın çoğu zaten öyle. Valide soruyorlar işte hani siz ne diyorsunuz? Hani size Afrikalı diyorlar, Arap diyorlar. Siz kendinizi nerede görüyorsunuz? O da diyor ki biz Afrika takımıyız. Evet ve ilk kez bir Afrika takımı Dünya Kupası'nda yarı finale çıkıyor. Fakat dinimizden dolayı da eminiz ki Arap dünyasının bize karşı bir sempatisi var. İkisini de hayal kırıklığına uğratmayacağımızı umuyoruz diyor. Uğratmadılar zaten. Evet, konu gerçekten burada başka tür şeylere, sosyolojik anlamlara sahip. Aynı zamanda mesela birdenbire şey konuşulmaya başlıyor. Ben bile, ben Fas'ta Arapça konuşuluyor zannediyordum. Fas'ta Fas Arapçası konuşulduğu gibi o Arapçanın diğer Arapçayla hiçbir alakası yokmuş. Tabi bir Faslı ile bir Suudi, ben bir konuşma arkadaşımdan öğrenmiştim bunu. Bir Suudi'yle konuştuğunuz zaman birbirinizi anlıyor musunuz diye sordum. İngilizce konuşursak evet demişler. Aynen öyle. İşte şeyde çünkü basın toplantısında maçlardan sonra işte Arap basını full bunlara şey sormuşlar, Arapça soruları böyle dan dan dan dan sormuşlar. Şey demiş işte gene Defans'ta oynayan bir oyuncuları vardı. Çok iyi bir oyuncuları. Neydi adı hatırlamıyorum şimdi. O şey demiş yani bize İngilizce soru soruyor. Biz anlamıyoruz çünkü. Do you speak English? Alta yazılar falan girmişler.
Simon Cooper de bir spor antropoloğu zaten. Yani Hollanda'da antropolog olarak profesör, öğretmenlik yapıyor ve spora antropolojik perspektiflerden bakmasıyla tanınan bir kişi. Sadece futbola değil, genel olarak spora böyle bir antropolojik bakış açısı var ki spor zaten kültürün en temel bileşenlerinden biri olduğu için yani antropolojik olarak bakıldığında futbolda tabii ki insanlığa dair çok önemli şeylerle dolu. Ben bunu yine çok meşhur komşularımla konuşuyordum bu konuyu. Bana şey hatırlattı, Burçin hatırlattı. Müthiş bir şey var, Nika galiba değil mi? Bizans'ta... Nika isyanı. Nika isyanı var. Onun da sebebi spor.
Ha evet şeyde hipodromdaki büyük isyan ve hooligan kavgası binlerce insan ölüyor ve onun da sebebi yine spor ve bugünün futbol hooliganizmine benzetiliyor zaten. Denk geldim bir de. Çok hoşuma gitti. Biz tabii Türkçe yorumcuları dinlemiş olduk. Fakat bu maçların esas yorumcusu Tunuslu İssam Çavali'ymiş. Ve onun yorumları çok dikkat çekmiş. Çünkü son derece politik yorumlarda bulunmuş maçları sunarken. Yükselmiş yani politik olarak. Çok yükselmiş. Hani bazı yerlerde şey falan diye yani her maçta çok değişik yorumları varmış. İşte mesela FAS maçında Afrika'na yükseliyor falan diye böyle bağırıp ortamı bayağı bir şenlendirmiş.
Bizim spikerler olsaydı neler yaparlardı hayal etmek istemiyorum tabii yani. Ben tabii o yorumları falan çok seviyorum bu arada. O arada kaçan yanlışlıkla küfürler falan da hoşuma gidiyor. Ha bir de biraz önceki şeyi söyleyeyim mi? Bu FAS milli takımındaki çoğu futbolcu berberice konuşuyormuş. Ve onlar birbirlerinden de diyalekt olarak ayrıldıkları için onlarınki de birbiri arasında farklıymış. Öyle mi? Evet. Böyle de bir şey var. Yani ben aslında bu futbol asla sadece futbol değildirden yola çıkıp başka bir sürü bir şeylere bakmış oldum. Çünkü futbol sadece futbol değildir. Evet. Çok güzel hikayeleştirilmiş, Yirgimi farklı yazı var. Yani dinleyicimizi aslında hikaye okur gibi bunu okumasını da tavsiye edebiliriz. Evet. Kuper'in birçok futbolcuyla, siyasetçiyle ve tabii ki taraftar grubuyla görüşmelerde kaleme aldığı kitap. İlginç detayları ve birçok detay bilgisiyle bir futbol kitabından aslında çok daha fazlası. Benim çok böyle içime dokunan bir tane bir şey var içinden, hikaye. Bu Hertha Berlin, sen biliyorsundur Hertha Berlin takımı. Tabii, Berlin'in gururu. Ve Berlin Duvarı'nın yapılmasıyla beraber aslında Hertha Berlin'in taraftarının çoğu Doğu Berlin'de kalmış. Batı Berlin'de de Stadium kalmış. Ha, yapıldığı zaman. Evet, fakat Stadium Duvar'a çok yakınmış. O yüzden maç günlerinde, pazar günleriymiş, maç günlerinde Hertha Berlin taraftarı Doğu Almanya'da Duvar'ın yanına gidip maçı dinliyormuş. Anam, duyamam. Şimdi hakikaten böyle bunun satır aralarını okuduğun zaman
Neye özlen var orada kim bilir değil mi? Evet yani ve çok şey de görüyorsun. Hani bu insanların gerçekten başka bir şey yüklediğini, anlam yüklediğini... Dinomo Berlin diye bir takım kuruldu orada tabii komünist sistemde ama Hertha Berlin kadar bir duygu yaratmadı tabii. Evet. Evet, şimdi o zaman manemizi okuyayım mı? Oku da sonra ötekine geçelim. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için biblioterek ne yapıyor? Devam ediyor.
Şimdi şeye gelelim mi? Futbol dünyayı nasıl açıklar? Evet, nasıl açıklar? Hemen bakalım. Şimdi ben bu kitabı bir kere şunu söylemek isterim. 2005 yılında falan okumuştum galiba. Nasıl oldu, nasıl elime geçti? Ben futbolla o kadar da alakalı olmayan biri olarak... Herhalde onun da başlığı ilgimi çekti. How Soccer Explains the World.
Aslında futbol sadece futbol değildir de bağlantılı denebilecektir. Franklin Foer. Franklin Foer kim biliyor musun? Jonathan Safran Foer var ya. Everything is illuminated her şey aydınlandı yazarı. Onun abisi. Ana her şey aydınlandı şimdi. Benim de zaten galiba o zaman o yüzden çok ilgimi çekmişti. Çünkü ben Jonathan Safran Foer'ın bütün kitaplarını okudum ve çok seviyordum. Gerçi o zaman zaten iki tane vardı yalnızca. Ben de çok severdim, ben de çok severdim. İkisini okumuştum ve çok sevmiştim. Galiba biraz o yüzden ilgimi çekmiştim. Ben bir tek Her Şey Aydınlandı'yı okudum ama çok sevdiğim bir kitaptı. Franklin Ford'a kafayı... O da aslında futboldan anlamayan bir adam. Zaten bir kere Amerikalı. Bir Amerikalı'nın futboldan anlaması zaten çok güç. Kültürlerinde yok. Kadın değilse. Kadınlar daha iyi anlıyorlar futboldan galiba. Yani onlar da oyun... Şöyle, seyirci bazında değil. Yani futbol oynamayı sevmek diye bir şey kız çocukları arasında var. Bir de daha cool bir şey. Amerikalılar şöyle konumladılar zaten futbol girdiği zaman ülkeye dönünce futbol tutmadı biliyorsun. Evet, evet. Ahmet Ertegün dünyanın yatırımını yaptı, Cosmos diye bir takım kurdu, Pele'yi aldı, Beckham'ı beraber aldı, onu aldı, bunu aldı, tutmadı futbol orada. Çünkü neden? Bir kere basketbol var, beyzbol var, basketbol var, Amerikan futbolu var, buz hokeyi var. Evet. Yani bu dördü zaten yetiyor Amerikalılara. Yetiyor ve onlar da o sporlara ayrıca çok düşkünler. Özellikle beyzbol. Onlar da futbolun yerini aslında Amerikan futbolu değil, beyzbol gerçekten tutuyor. Deminden beri konuştuğumuz her şey beyzbol için spor olsun demiş ya. Amerikalılarda şu uyanıklığı yaptılar, biz bunu kadın sporu olarak konumlayalım dediler. Evet ve işte cool kız çocuklarına... Yani şimdi bir romantik komedi filmlerinde artık görüyoruz ya, baba kız çocuğunun futbol maçını seyretmeye gidiyor ya da antrenmana gidiyor artık. Yani cool kızların yaptığı spor olarak konumladılar ve tuttu bu sefer. Ama o kadar da kaldı. Şimdi o yüzden Franklin Ford'un bu kadar kafayı takması enteresan ama o da yine antropolojik olarak yaklaşıyor ve diyor ki ben bütün dünyayı gizleyeceğim ve bu futbol hikayelerini bir anlamaya çalışacağım, öğreneceğim.
Ben bu kitabı ilk okuduğumda çarpılmıştım. O zaman hiç unutmuyorum Handan Akdemir vardı Doğan'da editör. Sonra Doğan Novus başına geçti. Şimdi zannediyorum hangi kitapta? Handan Akdemir'i aradım. Benim çok eskiden, aktüelden arkadaşımdı. Dedim ki böyle bir kitap var. How Soccer Explains the World diye. Bence bunun kesinlikle çevrilmesi lazım. Çünkü bu çok kıymetli bir kitap. Özellikle de bizimkisi gibi futbol seven bir ülkede falan. Ne oldu hatırlamıyorum sonra. Bizim ülkemizin futbol severliği de tartışılır. Ben bundan sonra şey yaparım. Şimdi bir de şöyle bir şey var. Bizim ülkemizde futbol seviliyor olabilir ama bu demek değil ki futbolla ilgili kitap okunacak. Yok hiç okunmaz futbolla ilgili kitaplar. Evet yani o da ayrı bir mesele. Çünkü bir kitap okumak delikanlıyı bozar biliyorsun. Genelde kadın okurlar.
Hele ki tribündeki adamı aşırı bozar kitap okumak yani. Kadınlar okurlar kitapları. Kadınlar da futbol kitabı ben niye okuyayım diyebilirler yani. Ama aslında işte okuyabilirler. O yüzden şimdi biz bu programı yapıyoruz. Çünkü bana göre bu kitap benim için hayatım boyunca önemli bir kitap olarak kalacak. Bir, bambaşka gözlerle bakmamı sağladı futbola. İki, orada öğrendiğim hikayeleri bugün hala hatırlıyorum. Ki bunlardan biri her önüme gelene anlatmayı çok sevdiğim İranlı kadınlar hikayesidir. Anlatabilir miyim? İran'da kadınlar maç seyredebilmek için neler yapıyor? O mu? Şu. 97 yılında Avustralya Melbourne'de İran milli takımı ilk kez Dünya Kupası'nda oynamaya hak kazanıyor. O zaman da galiba Hümeyne fetva vermiş, kadınlar futbolu ekranda, TV'de seyredebilir diye. Yani öyle bir durum var. Bu milli takımın bu başarısı büyük bir heyecan yaratıyor İran'da.
Takım dönecek, dönemiyor Tahran'a. Diyorlar ki siz 2-3 gün Dubai'de kalın. Orada diyorlar bir sakinleşsin ortalık. Ondan sonra biz sizi getirelim ülkeye diyorlar. Çünkü dev kutlamalar olacak. Ve şöyle karar veriliyor. İşte 2-3 gün sonra onlar Dubai'de kalıyor. Stadyuma. 120 bin kişilik azadi stadyumu bu arada. Azadi de özgürlük demek. Freedom Stadium. Evet. Ve 120 bin kişilik stadyum demek ki bak 90 bin dolu. Ve helikopterle de takım stadın ortasına inecek. Tamam mı? Böyle bir plan yapılmış. Kadınlar, biz insan değil miyiz, biz de bu ülkenin insanıyız, biz de orada olmak istiyoruz diyor. O kadar inat ediyorlar ki dışarıda stadyumun dışına, 3 bin kadına izin veriyorlar, içeri giriyorlar, stadyumda bir bölümde oturtuyorlar.
Ha bu arada da öncesinde şöyle anonslar geçiyor. Sevgili vatandaşlarımız, lütfen kutlamalarınızı kadın erkek ayrı yapınız falan diye böyle şeyler var. Kadınları oturtuyorlar stada fakat dışarıda kalan diğer kadınlar, o üç bin girdi ama bizim neyimiz eksik, biz de gireceğiz diye tunikeleri kırıyor. Kapıları kırıyor, içeri giriyor. Yani bu aslında İranlı kadının istediğinde neler yapabileceğinin zaten çok göstergesi değil mi? Bir de şeyin göstergesi bence dünyada dinle rekabet edebilecek tek şey futbol aslında. Yani bu da olabilir. Çünkü çok bağlayan bir şey. Çünkü milli duygular. Aslında futbol mu orada? Hayır, futbol konu değil. Milli duygular. Yani kadın diyor ki benim dinimin önemi yok. Benim milliyetim önemli. Milliyet de değil. İzzet-i nefsi kadının olduğunu söylüyor. Kadın olduğu için ayrımcılığa uğramaya gösterilen... O ayrı, o var. Evet, ben onun gerisine gidiyorum. İlk ana duygu ne? Diyor ki ben İranlı olmaktan gurur duyuyorum. Ben kadınım ama İranlıyım. Bak Müslümanlıktan da öte. Ben İranlıyım, bunun gururunu yaşıyorum ve benim İranlı takımım bir başarı kazandıysa bunu kutlamak istiyorum.
Artık orada ne din kalıyor, ne cinsiyet kalıyor, ne bir şey kalıyor. Ama ben mesela bunu okuduğumda şeye çok tüylerim diken diken olmuştu ve yani kadın aslında istediğinde galiba kapı da kırar, turnike de kırar. Hele İranlı kadınlar. Hele İranlı kadınlar yani, evet. Benim için bu kitapta çok fazla etkileyici hikaye var. Başka neler varmış? Kızıldız tarafları nasıl Sırp ordusunun en önemli parçalarından biri haline geldi? Celtics ve Glasgow Rangers arasındaki ezerli rekabetin köklerinde ne yatıyor? Chelsea Hooliganları ne için toplama kamplarına gezi düzenliyorlar? Juventus ve Milan hakemleri ve medyayı nasıl yönlendiriyor? Barcelona ne için bir kulüpten daha fazlası? Ya bu şimdi Yugoslavia, Yugoslavia iken mesela, daha ayrılmamışken, bölünmemişken, ayrışmanın ilk işaretleri zaten futbol maçlarına görünüyor. Yani bu, bu bakımdan önemli. Evet. Hani biz şöyle diyebiliriz, bu kitaptan şifa ne olacak? Ya maçları biraz dikkatli seyrederseniz, toplumda neler oluyor anlamanız mümkün aslında.
Şu alıntıyı da yapmak istiyorum. Çok kıymetli bir kişiden. Futbol matematiktir. Futbol istatistiktir. Futbol ekonomidir. Futbol mühendisliktir. Futbol tıptır. Futbol işletmedir. Futbol sanattır. Futbol daimi öğrenciliktir. Futbol kiminin emeği, kiminin ekmeği, kiminin eğlencesidir. Kim söyleyen? Kim? Fatih Terim.
Biliyordum, biliyordum. Söyleyecektim, vallahi söyleyecektim. Ya şöyle, Yugoslavya'da Kızıl Yıldız-Dinamo maçında Sırplar, Hırvatistan Başkanı Tuğçman'ı öldüreceğiz diye slogan atıyorlar. Tuğçman'ı öldüreceğiz, Tuğçman'ı öldüreceğiz. Hırvatlar da bunlara taşlarla, sopalarla saldırıyorlar. Aslında yani bir etnik... Kıvılcımı çakan maçlardan biridir savaşın zaten. Etnik gerilimin...
Böyle orada başladığını zaten aslında o maçlarda görüyorsun. Aynı şekilde bu kitap da mesela bu kitap gerçekten çok ince detaylı anlatan bir kitap. Bütün ırklar arasındaki gerilimlerin futbola tezahürünü. Aynı şekilde 1909 yılında mesela Yahudiler Avusturya'da bir takım kuruyor. Adı Hakoah.
Kuvvet demek, hakoa. 1909'da bu takımı kurmalarının sebebi Yahudilerin. O zamana kadar çünkü Yahudi erkekleri efemine, güçsüz, spor yapamayan erkekler olarak görülüyorlar. Hari değil yani, evet. Bunlar da şunu göstermek istiyorlar. Yani aslında bir soykırımının yaklaştığının onlar farkındalar. Yani yine daha doğrusu bir şeye uğrayacaklarının, ayrımcılığa uğrayacaklarının farkındalar. Sırf bu yüzden... Bu takımı kuruyorlar ki hayır biz de erkeğiz savaşabiliriz mesaj aslında. Bulaşmayın bize demek istiyorlar yani. Futbol oynayabiliriz değil biz savaşabiliriz mesajı veriyorlar. Ve hala bugün günümüzde antisemitizm futbol maçlarında kendini gösteriyor. Bir Chelsea maçı var ki mesela orada karşı takımın Yahudi oyuncuları sahaya çıktığında Yahudiler Auschwitz'e fırında yakılsın falan diye şey yapıyorlar. Bizim de bazı maçlarda Kürtlere yönelik böyle ayrımcı şeyler her sezon birkaç kere yaşanır.
Evet. Batı şehirlerinde. Bir de şöyle çok önemli bir şey var, bunu da anlatayım hemen hızlıca. Hitler, Çekoslovakya'daki bir toplama kampında futbol takımı kurduruyor ve bunların belgeselini çektiriyor ve bunu dağıtıyor. Şunu demek için, yok burada hayat normal devam ediyor.
Futbol gerçekten her taraftan kullanılabilen, manipüle edilebilen... ...ve aynı şekilde aslında hayata dair sinyaller verebilen bir şey. Bugün Türkiye'sini ben çok iyi okuyamayabilirim. Çünkü çok iyi bilmiyorum. Sen eminim çok iyi okuyorsundur ama... ...bu Dünya Kupası bence o yüzden çok önemliydi. Bir sürü insan bu Dünya Kupası'nı bu arada Katar'da olduğu için seyretmedi. Tepki gösterdi. Mesela bu da çok enteresan. Kışın Dünya Kupası mı olur abi? Sadece kış değil, Katar'da oluyor dedi. Arap ülkesinde oluyor. Serhat Mahmud dedi mesela. Katar'ı sevmiyorum diye Serhat Mahmud var. Arap sevmiyor yani. Bu kadar basit aslında. Irkçılık var yani. Arap şeyi ırkçılığından dolayı. Var. Evet. Yahut şu değil, sadece ırkçılık da değil, şeriat yönetimini... Evet ben de sevmiyorum. Doğru. Şeriat yönetimini sevmiyorum. Yani bir şeriat ülkesine gidilmesini tasvip etmiyorum noktasında katılabilirim bu arada ben o arkadaşlara. Doğru. Bir seçim tabii.
Gerçekten katılabilirim bu arada çünkü o zaman bize şu mesajı vermiş olmuyor mu? Şeriat ülkesi evet orada şeriat ülkesi isterse kadını da bir güzel öldürebilir ama parasını verdi mi bütün dünyayı oraya getirebiliyor. Aman yemişim onların şeriatını ben ya, paraya tapan insanlar yani. Hayır tamam da işte yani bu bu, onu demek istiyorum ama bütün dünyayı satın aldılar mı? Aldılar. Buna karşı insanın bir tepkisi olabilir mi? Olabilir. Ama işte futbol böyle okunabilir, onu demek istiyorum. Böyle bir şifa mı öneriyoruz yani biz dinleyicimize?
Şu şifayı öneriyorum yani insanı bilgilendirir. Bilgi nedir? Güçtür. Bilgi güçtür. Bilgi güçtür. Knowledge is power. Bilgi burada da var. Yani futbol deyip geçme. Belki gelecekle ilgili bazı öngörülerin olabilir. Hanımefendi geçip kocasının karşına birden bu kitaplarda edildiği bilgileri bombalamaya başlasa. Adamın zaten morali bozukken. Birdenbire hanım hanım ne yapıyorsun sen mi der? Yoksa karısına tekrar mı aşık olur? Aşık olabilir. Ya karıcım ne kadar güzel. Gel şimdi beraber seyredelim de diyebilir. Sonra da sevişiriz. Evet. Uzun zamandır bak bu esprilerden yapmamıştın Tuna. Evet. Gençken çok yapardık programı ilk yıllarında. Şimdi sıradaki kitabımız, 2011 tarihli Bizden Bir Kitap. 2011'de Oku Yunus yayınlarından çıkmış. Asla Yalnız Yürümeyeceksin. Çok tatlı bir kitap. Editör Onur Gökçen'in hazırladığı Beşiktaş, Bursa, Fenerbahçe, Galatasaray, Trabzon ve haricinde 8 farklı şehir takımının tribünlerinden hikayeler ki entelektüeller tarafından yazılmış. Ümit Alan Beşiktaş yazmış mesela, Erden Aksakal Karşıyaka yazmış, Emre Atasoy, Galatasaray, Fatoş, Benli, Karabik Spor, Derya Erkenci, Maltepe, Erkan Şimşek, Kızıl Yıldız, Alper Turgut, Adana Demir Spor. Yani Ümit Alan diyor ki bu kitabı yazılmış pek çok değerli futbol kitabından ayıran şey sadece tribünden anlatılmış olması ve saha içiyle neredeyse hiç alakadar olmaması.
10.000'in izinden giden bir kitap aslında ve bu kitapta anlatılan hikayeler hem kendi içlerinde bir bütünlük sağlıyorlar aslında hem de bu bütünlüğün yanı sırada bütün bu isimlerin futbolu olan bakışları ve birbirleriyle olan ilişkileri ve Türkiye'deki futbolun gelişimiyle ilgili ve Türkiye'deki entelektüel erkek tipleriyle ilgili kıymetli bilgiler veriyorlar. Yani ben bak bu kitaba okunmadım bilmiyorum ama mesela bu Karabük sporla ilgili olan makalelerin çok içli ve insana dokunan bir şey olduğunu, hikaye olduğunu duydum. Çok da merak ettim. Hemen okumak istiyorum. Ya insana dokunan her şeyin en nihayetinde ben güzel olabileceğini düşünüyorum. Ben kitabı bilmediğim için dersimi başka yerden çalıştım hocam. Bu da asla yalnız yürümeyeceksin aslında. You will never walk alone şarkısı. Liverpool değil mi?
Evet, Gary Marston herhalde galiba soyadı öyle okunuyor bilmiyorum şarkının yazarı. 1963'te Liverpool'un marşı oluyor. Bu böyle zamanda Liverpool'da The Beatles'la da tatlı tatlı lokal, yerel rekabette bulunan bir grup. Tamam mı Gary Marston? Bu şarkıyı yazanlar. Evet, bu şarkının yazarı. Hatta hep beraber fotoğrafları var. Adam öldüğünde de Paul McCartney'e çok tatlı bir şey yazmış, onları tweet atmış. İşte bizim çocukluğumuzdan, gençlik yıllarımızdan tanıdığımız arkadaşımız Geri'yle o zamanlar tatlı bir rekabetimiz vardı falan filan yazdı. İşte You Will Never Walk Alone şarkısı da her zaman çok kıymetli olacaktır diye. Çok güzel sözdür ama. Asla yalnız yürüyemezsin. Evet ve bunu şöyle aslında bu şarkıyı gerçekten zaten Liverpool'a yazıyor çünkü gerçek bir Liverpool taraftarı fakat sonra hangi yılda hatırlamıyorum bir şey oluyor 1963 olmuş olabilir emin değilim büyük bir kaza yaşanıyor tribün düşüyor
Ve çok fazla insan tribünün altında kalıyor. Ölen var. Liverpool'da çok ölen var. Ve ondan sonra aslında Liverpool'un marşı haline geliyor bu. Daha doğrusu geri marşında çıkıp... Bilmiyordum bu hikayeyi. Çok dokunaklıymış. Bütün Liverpool maçlarında değil de hani kupa maçlarında her seferinde sahneye çıkıp bu şarkıyı kendisi tekrar sahnede söylüyor. Böyle bir önemi var ve bu adam aynı zamanda çok da şey yani gerçekten işte hani insani değerleri olan bir adam. Bir hooligan değil aslında ve bunun için çalışıyor. Şimdi şöyle iki tane benim bu You Will Never Walk Alone şarkısıyla ilgili daha doğrusu sloganıyla ilgili şeyim var. Birincisi Beşiktaş Liverpool maçı vardı galiba. 2011 sonrası. Olabilir doğru. Bir Beşiktaş Liverpool maçı vardı.
Ve dev bir afiş yaptı Beşiktaş çarşı. Bir İngiliz kız çizdiler. Yani işte bak şimdi buradan bir şeye gireceğim. Gerçi o hoş olmayan ama. Adam da böyle kızın omzuna elini atmış. Altında da yazıyor. You will never walk alone diye. Yani çok adi bir yerden vurmuşlar. Tabii çok seksist yani. Şimdi buradan bak mesela Türk taraftarının ne kadar cinsiyetçi olduğunu da anlıyorsun. Karşılığı da bunun karşılığı var. Aslında Liverpool İngiltere'nin Beşiktaşı'dır.
Beşiktaş da Türkiye'nin Liverpool'dur aslında. Çünkü Liverpool'lar genelde İrlanda ve İskoçya göçmeni bu arada. Evet, daha böyle bir işçi sınıfı takımı gibidir Liverpool'da yani kökensel olarak. Yani o maşizm zaten türbünlerden eksik olmaz hiçbir zaman, hep vardır. Yani her kulüpte vardır. Dünyanın en kibar kulübü kim bilmiyorum ama Göteburg taraflarında da vardır o.
Doğru. Futbolun bir yüzüğü yapacak bir şey yok. Çirkin yanları muhakkak zaten çok var. Maşizm ve faşizm türbünlerden eksik olan şeyler değildir. Şunu demek istiyorum, bu da bir bakış açısıyla. Çarşıya yakışmamış o ayrı. Ben mesela hiç takım tutmadım hayatımda. Hala tutmuyorum ama bir gün takım tutarsam çarşıyı Beşiktaş'ı tutarım. İşte bu kadar yani net. Çünkü gezide durduğu yer dolayısıyla ben her zaman çarşıcıyım, Beşiktaşlıyım.
Bunu da anmamız iyi oldu. Şimdi futbolun bir de bu yönü var demiş oldun evet. Ama çok önemli. Yani o duruş öyle bir duruştu ki benim hala bak şu an gözlerim doluyor, tüylerim diken diken oluyor. Müthiş bir duruştu. Bir de tabii asla yalnız yürünmeyeceksin en son zamanlarda. Kim için söyleniyor? Bu da yine dün korkunç bir haber aldık Ekrem İmamoğlu'yla ilgili. Bir de Ekrem İmamoğlu'na şimdi artık herkes bu slogan atıyor. Asla yalnız yürünmeyeceksin. Yani 1940'larda yazılmış bir şarkı. Liverpool'a yazılmış. Ama o kadar güzel bir söz ki... O kadar güzel bir söz ki bugün geliyor Ekrem İmamoğlu'na destek amaçlı kullanılıyor. Yani bütün dünya birbirine bağlı değilse bir tek şey aracılığıyla bile...
Ne? Evet haksızlığa uğrayan, zor günler yaşayan herkese asla yalnız yürümeyeceksin diyoruz ve dinleyicimize de aslında şöyle bir şifa geldi benim aklıma. Şimdi Tanıl Bora demiş ya kerhanede romantizm diye. Fisun Terkin eşi aslında kerhanede romantizm arıyor. Yani öyle bir eşiniz var ki, Füsun Hanım, Kenan'e de bile romantizm arayabiliyor. Bir de bu açıdan olaya bakılabilir. Aaaa, ooo, beynim yandı ama anladım. Tamam. Evet. O zaman künyeyi vereyim. Ben bu konuda daha uzun konuşmak isterdim doğrusu. Çok sevdiğim bir konu benim. Futbol, sadece futbol değildir. Çok sevdiğim bir konu.
Evet, yani bir de çok dallanıp budaklanan bir konu olduğu için aslında bir yerde kesmekte de fayda var. Çünkü gerçekten psikolojik, antropolojik, sosyolojik, kriminolojik politik açılımları sonsuz sonsuza gider yani. Bir şey daha anlatacağım, bak not almışım. 2011'de NTV Tarih Dergisi'nde okuduğum bir yazıyı, not almışım. Sabah onu buldum. Melih Şabanoğlu yazmış yazıyı.
Melih Şabanoğlu çok sevdiğim bir dostumdur. Öyle mi? Evet, Galatasaraylı abimdir aynı zamanda. Selam söyleyelim. İddiat ve terakki cemiyeti futbolun örgütlenmek için uygun bir mecra olduğunu düşünmüş ve bir futbol kulübü kurmuş. Fakat sonra 1929'da çıkan bir karar aynı semtte bulunan takımların üyesi az olanın kapanmasına karar vermiş. Bak 1929'da. İddia sporla Fenerbahçe aynı semtte oldukları için iddia sporu kapanmış. Stadını Fenerbahçe kulübüne vermiş. Kanunu öneren Maliye Bakanı o günde kim? Kim? Şükrü Sarıçoğlu.
Şükrü Sarıçoğlu'nun stadı ismini vermesi buradan kaynaklanıyor yani. Evet. Evet. Aynı zamanda da varlık vergisinin de kendisi mimarıdır değil mi? Evet. Yani işte şimdi ha alın buradan siz bu konuyu daha ne kadar... Aşk elekantlarının, varlık vergilerinin falan da... Daha ne kadar araştırırsanız araştırın. Futbol sadece futbol değildir diyorum.
Ve Künye'ye dönüyorum. Evet dönelim. Yani bir yerde sonuçta şey yapmak zorundayız çünkü. Konuyu inşallah şifa alabilmişizdir Füsun Hanım'a. Evet yani hani kocasını sadece orada bir şey olarak görmesin. Eşinizle beraber dinlerseniz belki güzel zaman geçirirsiniz. Ayrıca sadece 11 adamın ayağındaki topa bakmıyor ya da işte 22 adamın ayağındaki topa bakmıyor. Yedekler de var.
Onlara da bakıyor. Ben genelde teknik direktörlere bakıyorum çünkü çok yakışıklı oluyorlar. Evet yaşı yaşına uygun oldukları içindir. Evet bir de neydi De Palma? Son aşkım. De Pol. De Palma. Arjantinli çocuğu diyorsun. Arjantinli evet. Tamam De Palma diyorsan De Palma'dır. O zaman futbol dünyayı nasıl açıklar? Franklin Fowle İthaki yayınları 240 sayfa çeviren Harun İsmail Çırak.
Asla yalnız yürümeyeceksin. Biraz önce Tuna Kiremitci'nin saydığı yazarlar var. Editörünün adını söylersem ben yazmamışım. Okuyan Us Yayınları, 130 sayfa. Editörünün adı Onur Gökçen. Onur Gökçen. Evet. Editörü. Futbol Ateşi, Bir Fanın Hayatı diye ilk başta öyleymiş kitabın adı. Futbol Ateşi. Nick Hornby, Sel Yayınları, 240 sayfa. Çeviren Bağış Erten.
Ve Futbol Asla Sadece Futbol Değildir Simon Cooper İthaki Yayınları 410 Sayfa Çeviren Sinan Gürtunca Bağlantınızı Alalım Dünya Halinden Sıkılanlar İtsel Fırtınalar Yaşayanlar Ruhuna Ferahlık Arayanlar Kitapların Şifasını İnananlar İçin Biblioterapi Şimdilik Ne Yapıyor Bitiyor Efendim Hoşçakalın
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.