
4.706 kelime · ~24 dk okuma
Merhabalar, bugün çok heyecan verici bir konuğumuz var. Ben biraz bencilce davrandım ve kendi soruma yanıt arıyorum aslında. Geçen hafta Gazete Oksijen'deki köşede de yazmıştım. Korkularım var Mehveş, sevgili Mehveş Evin, bazı korkularım var. Niye korkuyorsun çocuğum?
Ya şöyle, gerçekten işte şimdi mesela bu konuya da çalışırken tabii ki yine depreşti korkularım. Senin kitabın ilk çıktığında, ilk okuduğunda da böyle bir depreşmişti. Benim de işte biliyorsun, Leiloşko'muz var bir tane küçük. Ve yani tamam biz bu çocukları yapıyoruz çok güzel ama yani geleceklerini aslında gerçekten bilmiyoruz ve bu bizim aslında sorumluluğumuz gibi de bir şey. Hani kimsenin şimdi kitap, roman, novella ya da diyelim tamamen aslında bunun üzerine kurulu gibi bir şey. Öneleceğimiz kitaplardan da aynen öyle olan var. Yani gelecek nesiller bizim sorumluluğumuz altında. O kadar da bu iş hani ne yapalım canım, aa onlar da kendi başlarının çaresine baksınlar gibi bir konu değil. Ben çok ilkokuldayken, ortaokuldayken falan annem benim bilim ve teknik dergisi okurdu. Her sayısını takip ederdi.
Ben o zaman o derginin ne demek olduğunu, ne anlattığını bilmiyordum. Fakat annem böyle daha biz küçüktük yani. Ben hatırladığım kadarıyla 10-11 yaşında falandım. Annem şey demeye başladı. 2025 yılında Türkiye'de su tükenecek. Biz ne yapacağız? Ben niye bu çocukları doğurdum?
Bana gerçekten hani böyle diyor da ben sizi keşke doğurmasaydım. Çok özür dilerim. Dünyanın gidişatı gidişat değil falan. Ve sonra aslında bizi uyardı çocuk doğurmamamız konusunda. O yaşta o nesilden bir kadının yapacağı pek bir şey değildir bu. Gerçekten uyardı ve ben uzun yıllar buna aslında uydum. Bu önerisini dinledim. Sonra işte ne olduysa oldu.
Yani biraz kendi derdime deva aramak için bu hafta bu konuyu seçtim. Çünkü senin kitabın gerçekten müthiş bir ışık tutan bir yanı var. Şimdi ben biraz Mehveşevin konuğumuz dediğim gibi. Mehveşevin kim bilen bilir aslında Türkiye'nin en prestijli, bana soracak olursanız, gazetecilerinden biridir. Vay teşekkür ederim Asyacığım. Ayrıca arkadaş olmaktan müthiş gurur duyduğum da bir insandır kendisi.
Kısaca İstanbul'da doğdu, İstanbul Lisesi'ni bitirdikten sonra... ...Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Bölümünden mezun oldu. Daha sonra Sabah Liberal Bakış, Aktüel Yeni Yüzyıl, NTV Dergi Grubu... ...Vatan Akşam Milliyet gazetelerinde muhabirlik diyen yöneticiliğe... ...ve köşe yazarlarına çeşitli görevler üstlendi. Ben de kendisini zaten ta sabahtan benim patronumkenden tanıyorum.
Genel yeni üretim miydi? Evet, evet. Oradan tanışıklığımız ve arkadaşlarımız 22 yıl öncesine uzanıyor. 2015'ten bu yana Diken, Artı TV, Artı Gerçek, Gazete Duvar, Açık Radyo gibi bağımsız yayınlarda yazı, radyo, TV programları yapıyor.
Kısa Dalga Net'te podcast hazırlıyorum. İlk kitabı A'dan Z'ye. Buraya nasıl geldik ki ben bugün yanımda getirmeyi unuttum. Acayip sevdiğim bir kitap. Herkese tavsiye ediyorum. Çok uzun, ansiklopedi. Niye tavsiye ediyorsun? Niye tavsiye ediyorum? Çok kocaman kitap. Ama yani çünkü aslında o böyle bir kere de oturayım da baştan sona okuyayım bir kitap değil ya. Yani A'dan Z'ye atıyorum. Hani şöyle başlıyor aslında sevgili dinleyenler. Ayakkabı kutusu diyor. Hani ayakkabı kutusu nedir? Ve sonra bunu çok komik bir şekilde bizim tabii ki siyasi tarihimize
Yahut ağaç diyor, bu sefer çevrecilikten bahsediyor. O bakımdan çok çok güzel bir kitap. Yani aslında senin bütün anlatacağın biraz sonra her şeyle de bütünleşen bir kitap. Yani senin duruşunu da çok gösteren bir kitap. Ve çok uzun çalıştın üzerinde, çok tiz çalıştın yani. Çok, sen onun doğumunu da biliyorsun gayet güzel. Ve yani hakikaten üzerinde müthiş... İllallah dedim ama aslında.
Sonra bir daha böyle kitap yazmam ne neme lazım. Evet evet ama yani çok titizlikle hazırlanmış bir kitap olduğu için... ...aslında hani belki haberiniz bile olmamış olabilir. A'dan Z'ye lütfen bu kitabı edinin. Müthiş güzel bir kitap. Bir de tabii şunu da söylememiz lazım. Kısa Dalga Net'e bir podcast serisi olarak kurguladığı distopik öykü... 2050 Gelecekte Bir Yolculuk, Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin 2021 yılında en iyi haber podcast'i ödülünü aldı. İşte bu seriden yola çıkarak da Mehveş Dünya'nın Dibi Oteli'ni yazdı. Şimdi birazdan kitaplara gireceğiz. Bir de şunu söyleyeyim. Yeni bir podcast'i var Mehveş'in. Yine kisadalga.net'ten. Yeşidalga. Tavsiye ediyorum şu ana kadar dört bölümü var. Bundan sonra her hafta yayınlanacak. Eğer çevrecilik konusuyla ilgileniyorsanız ya da işte iklim kriziyle ilgileniyorsanız... Sürdürülebilirlikle ilgileniyorsanız bu podcastleri... Ekolojiyle ilgili her şey diyebiliriz. Ferdi Akarsu'yla da yapıyorum, onu da belirteyim. Çünkü o da bir bilim insanı ama her şeyi o kadar güzel ve popüler bir dille, gündelik bir dille anlatıyor ki... ...hakikaten böyle kafadaki bazı sorulara, çok basit bir şeyden yola çıkıp... ...bir tişörtünün üzerinden yola çıkıp bir moda endüstrisinin sürdürülebilirliğini konuşmak gibi... Evet, çok güzel. Ben çok etkilendim, çok beğendim. Gerçekten müthiş. Herkese podcast'i tavsiye ediyorum. Şimdi benim sorum yani şu aslında, gelecekte bizi ne bekliyor? Sen uzun zamandır çevrecilik konusunda çalışmalar yapıyorsun. Yani benim hatırladığım bir, nereden baksan, Leyla'nın doğumuyla ben şimdi milattan önce, milattan sonra gibi, zaten bir 8 yıldır, hatta 9 yıldır zaten kafayı buna taktın bile diyebiliriz. Taktım, taktım. Çok fena. Evet. Ve bütün bu araştırmaların sonucunda aslında dünyanın dibi oteli çıkıyor. Biz şimdi bugün burada dört kitap yine konuşacağız. Çünkü Mehveç bize bu kitabı yazmadan önce kendisinin de etkilendiği... ...ve yine gelecekle ilgili bize gelecekten haber veren kitaplardan da konuşacağız. Onları seçti. Üç kitap daha seçti. Onun sevdiği kitaplar. Bunları da konuşacağız ki arada ben de çok memnun kaldım seçimlerinden. Öyle mi? Benim de okuduğum aralarından var. O yüzden konuşmak çok zevkli olacak. Nereden başlayalım? Senin kitabından mı başlayalım Mehveş? E tabii kendi kitabımdan. Hadi buyurun. Başlayayım. Daha güzel olur. Dünyanın gibi oteli sen anlat. Ben de aralara gireyim. Tabii gir araya çünkü sen bu kitabın nasıl geliştiğini, bu podcast üzerinden bu metnin yazıldığını ve kitaba dönüştüğünü söyledin. İyi de yaptın. Aslında tam tersi olacaktı aslında. Yani pandemi döneminde oturup... Ya ben acaba bu sefer kurgu denesem mi? Ve senin demin bahsettiğin A'dan Z'ye buraya nasıl geldik kitabı aslında tam da gazetecilik. Yani yaptığım işin bir parçası olarak bazı konulardaki araştırmaları bir yarıya yani araştırma derken belgesi olan falan filan bir çeşit yani deneme türüydü.
Daha alışık olduğum bir alan tabii ki. Dolayısıyla tabii bunu dünyanın dibi otelin ilk notlarına yazarken falan nereden yola çıkacağımı da pek bilmiyordum. Fakat şundan çok etkilendim. Şimdi tabii bu çevre artık çevrede değil yani dünya, iklim... Sürdürülebilirlik, ekoloji, çevre deyince biraz dışsal bir şey olarak algılanıyor çünkü. Zaten kelime seçimleri çok önemli. Halbuki yani bu bizden ayrı bir şey değil. Yani insandan ayrı bir şey değil. Her şeysiyle, yani havasıyla, suyuyla, diğer yaşayan canlılarla birlikte bir bütün olarak görmekte fayda var bu işleri. Her neyse, öncelikle bu podcast'i de hazırlamanın
Yani podcast olarak iklim değişikliğini anlatmak insanlara birazcık sıkıcı gelebiliyor. Çünkü çok teknik terim var aslında. İşte diyor ki küresel ısınma işte ortalama sıcaklık işte artı bir buçuk derece olursa işte bilmem kaç milyon metrik küp ton falan. Teknik terimlerle anlatmak zor ama bilim insanları hep böyle modellemeler var. İşte şu kadar ısınırsa dünya ne olacak? Ve buna göre de yani çok ciddi bilimsel modellemeler. Ve buna göre tarif edilen dünyanın üzerinden yazdım aslında ben bu kitabı. Yani o anlamda hiç... Evet, evet. O çok güzel işte bence. Yani zaten buna galiba şimdi şey deniliyor değil mi? Eklim kurgusu. Artık bu sci-fi değil, bu science fiction değil. Climate fiction. Eklim üzerinden bir takım yeni kurgular yapılıyor ve bu harikulade bir şey. Ben bunu bilmiyordum bu arada. Benim de böyle çünkü bir öyküm var. İstanbul'da 2099 diye bir kitap yayınlanmıştı. Doğan kitaptan yine böyle bir toplu hikayeler. Orada ben de bir 2099'lu İstanbul'unu hayal etmiştim ve ben de iklim üzerinden gitmiştim. Yani o dönem çok çalıştığım bir şeydi. Gerçekten hani bilmiyoruz ne olacak ama orada bir takım dediğin gibi modellemeler var, kurgular var ve ondan yola çıkarak... Yazmak? Rahatlatıcı bir şey. Evet değil mi? Yani çünkü önünde bir bilimsel veriler var. Şimdi ben kitabı tabii çok iyi okuduğum için biliyorum yani satır satır biliyorsun okudum. Çok da katkın var Ayça teşekkürler. Yok estağfurullah hayır onun için söylemedim. Yani hani iyi analiz ederek okumuş olduğum bir kitap. Şunu söylemek isterim dinleyenlere. Gerçekten içinde her satırında aslında bilgiye dayalı.
bir kurgu var. Öyle söyleyeyim. Okurken bunu düşünerek okuyun. Yani böyle hani bir sadece hayal gücüne dayalı birinin hani oturmuş, hayal etmiş, yazmış olduğu bir kitap değil. Zaten bu tür kitaplar çok şey gerektiriyor, çalışma gerektiriyor. Bizim buradaki şansımız senin çok uzun yıllardır bu konu üzerinde. Zaten didik didik çalışıyor olman, büyük bir titizlikle çalışıyor olman. Ufacık bir anlatır mısın bir kere baş kahramanımızın adının Leyla olması? Ama o Leyla tesadüfi değil tabii ki. Gerçekten mi? Benim kızım mı ya? Gerçekten mi? O kadar sevindim ki. Tabii ki. Yani tabii ki yaş olarak ve zaman olarak tam tutmuyor. Ama Leyla'nın jenerasyonunun aslında yani bu yıllarda doğmuş. Tam olarak şöyle düzelteyim. Bu yıllarda yani 2020'lerde doğmuş ve belli bir yaşa gelmiş bir genç kadını hayal ederek. Ve orada tabii kendi düşüncelerimle de karışan şeyler var. Mesela hepimiz konuşuyoruz ya, bu İstanbul çok acayip oldu, daha da beter oldu. Hadi gidelim Ege'ye yerleşelim. Uzun zamandır var aslında bu, pandemiden önce de vardı. Ama hala devam ediyor. O yüzden de çok sevdiğim Asos'dan başlıyor. Evet, Çanakkale diyorsun, Asos diyorsun. İstanbul'da sıkı yönetim ilan edilmiş bir dönem. Türkiye'de. Evet pardon Türkiye'de ve şeyden dolayı hava kirliliğinden dolayı. Ve o yüzden de Leyla anneannesiyle beraber ama zaten hani annesini de kaybettiği için. Annesini kaybettiği şey de yeni türen bu virüslerden biri. Bütün bunlar da ayrıca bu işte orada bahsettiğim virüs de ona öylesine seçtim. Hatta bir sormuştu, doktor sormuştu hani neden bunu seçtin?
Bu da var. Çünkü bunlar üzerine çalışılıyor zaten. Hani COVID'de olduğu gibi. Bilim insanları bunların olabileceğini zaten yazıyor, çiziyor. Yani her şey birbirine bağlı aslında. İklim değişimi, içinde yaşadığımız dünyanın aldığı hal ile bizim sağlık durumumuz da aslında... Tabii. Değil mi? Çok böyle şey oluyor. Bir şekilde birbirine bağlantılı. Hem zihinsel hem fiziksel. Ve Leyla anneannesiyle Asos'a taşınmış. Orada göreceli olarak daha temiz bir havada yaşıyorlar. Ama işte eskisi gibi 24 saat su akmıyor mesela. Belirli saatlerde suları var. Leyla hatırlıyor. Hatta Leyla son jenerasyon galiba değil mi? Evet. Suyun 24 saat aktığını gören. Evet, sen devam et. Bu zaten şey işte bir kuraklık krizi var. Çünkü Akdeniz Havzası'nda Türkiye ve zaten bunlar şu anda bile oluyor. Yani tarımda falan yaşanıyor özellikle bu su problemleri.
Fakat Leyla'nın aslında yolculuğu yani çıkıp yıllar sonra İstanbul'a gitmesi ve yolculuğunda da karşılaştığı bir takım olaylar yani burada sadece atıyorum iki buçuk derece yükselirse yani Türkiye'de daha sıcak havalar olursa mesela yağmurların asit yağacağı, asit oranını çok daha artacağı, aynı şekilde denizdedeki asitlenme oranını artacağı. O çok acayip bir şey değil mi? Okyanus asitlenmesi diye bir laf var. Bir şey var. Bilmiyorsanız mesela bunu araştırmanızı öneririm. Yani okyanus asitlenmesi yeni bulunmuş bir kavram galiba değil mi? Yani çok eski değil daha doğrusu. Çok değil aslında. Epeydir var yani bilimsel olarak yapılıyor da. Hani bunların artık daha genel şeyde konuşuluyor olması daha yeni diyebiliriz. Daha kamuoyunun önünde yani. Leyla'nın bir yolculuk hikayesi bu. Babası da Leyla'nın. Zaten bir aktivist aslında. Ve yanlış hatırlamıyorum, baba hapisteydi. Evet, hapisteydi. Çünkü Yeter diye bir şey var, bir örgüt var diyelim. Aktivist örgüt var ve baba... Onun kurucularından, o yüzden de hapiste. Böyle bir durum var. Bu da tabii ki birazcık bugünkü durumla ilgili. Birtakım insanların, aktivistlerin yani gözetici ve denetimci bir toplumda tekrardan başka sebeplerle bu sefer hapiste olmasına dair de birazcık ruh halini ifade ediyor. Ama istiyorsan bu bunalıma hiç girmeyelim.
Kaç binlerce insan gitti, yok oldu. Bangladeş en sıkıntılı yerlerden biri. Yani bazı ülkeler su altında kalınacak artık. Yani daha ne olsun? Daha ne olsun? Daha ne olsun yani? Peki bu altıncı yok oluş senin mesela bu kitaba, yani kendi Novela'na giden yolda okuduğun kitaplardan biri miydi? Evet, kesinlikle oydu.
Peki bir şey soracağım çok böyle... Ve çok etkilendiğim için de yani böyle kitapları okumaya, takip etmeye zaten çalışırım. Peki şöyle sen mesela bu kitap aslında 6. Okuluş gerçekten insanın hani böyle kalbini sıkıştıracak. Ya biz ne olacağız? Ne yapıyoruz? Gerçekten yani hepimizin aslında böyle biraz içini daraltacak bilgiler var içinde. Sen mesela kendini nasıl rahatlatıyorsun?
Ya en azından beni şu rahatlatıyor Aslı, bir şey bilmek, bilirsem rahat ediyorum. Kötü gerçekler acıdır falan, acı gerçek neyse onu bilelim de, ona göre. Belki bir B planı. B planı yapmaya çok şey mi, hani B planı derken kaçış planı mı?
O her zaman var hocam. Şöyle yani hani senin kitapta Leyla'nın işte anneannesi sığınak artık tamam diyor. Yapma zamanı geldi diyor. Tabii o benim yani alt sesim. Yani kendimi de birazcık tabii Leyla'nın. Ben zaten anneanne sensin bence. Evet. Leyla'nın annesi kesinlikle sensin. O orada kendimi buluyorum. Yani kendimde olabilirim o gibi düşünüyorum. Çünkü
Yani hep başta konuştuğumuza dönecek olursak, bu hayatı burada sürdürebilecek miyiz ve kendi ömrümde bunu görebilecek miyim konusunda gerçekten şüphelerim var. Ama bir yandan şundan da çok rahatsız ediyorum. İnsanların gidip, burada doğa çok güzel, hadi bir evde biz yapalım ekolojik köyde oturan falan gibi zırvalarla bakın Bodrum'a ne oldu. Bakın işte bütün oradan aşağıya, Antalya'ya doğru ne oldu? İşte o betonu bizler, yani şehirliler, o konforumuzdan da vazgeçemediğimiz için götürdüğümüz sürece, ee hocam o zaman ne oldu yani? Otur oturduğun yerde. Şimdi biliyorsun abim sadece sürdürülebilir, tamamen ahşap yani ve el yapımı hani böyle şey değil, prefabrik değil yani getirilip oraya kondurulmuyor. Orada ahşaptan,
Çok basit bir şey var. Yani diyor ki mesela müşteri diyor ki işte son modern şey almak istiyor. Bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, buzdolabı almak istiyor. Abim de diyor ki bu evin mantığı o değil zaten. Güneş enerjisi koyuyoruz zaten diyor. Şimdi sen güneş enerjisiyle ne çalışabilecekse onu alacaksın. Gerisini de düşünmeyeceksin çünkü zaten geliş sebebin bu. Bu iş bir şey istiyorsan... Tam olarak usulüne uygun yapmak zorundasın. İşte insanlar da biraz ondan sıkıyorlar çünkü rahatla o kadar alıştılar ki bir de ya aman işte bunca sene çalıştım, didindim. Şunu yaptım, bunu yaptım. Şimdi de işte keyfime göre yapayım falan ama işte öyle olmuyor. Her şeyi aynı anda maalesef istemeliksimiz yok. O zaman ben Aramani'mi okuyayım sonra iki kitabı açayım. Aramani'ni oku. Tuna güzel okuyor bunu ben beceremiyorum ama olduğu kadar artık. Olmayan kader.
Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için biblioterapi ne yapıyor? Tedavi ediyor. Gelelim. Ustamız, hocamız, canımız, ciğerimiz, her şeyimiz Ursula K. Leguin'e. Karanlığın Sol Eli. Seni yine etkilenen kitaplardan biridir. Onu seçtim ama aslında bütün kitapları yani zaten Yerdeniz dizisi hepsi tek tek yani olağanüstü. Herhalde çoğu kitabının, hatta Ursa Le Guin'in deneme, konuşmaları, makaleleri falan. Orada da aslında çok da faydası oldu o yazıları da okumak. Karanlığın solu elinde aslında yani genel anlamda bir Ursa Leguin hayranlığı sebebiyle seçtim. Bir de oradaki dünya tabii çok enteresan bir dünya. Evet, evet. Kış Gezegeni'nin adı. Çünkü böyle şey olmayan bir yerden bahsediyor tabii ve böyle hani sürekli yarı kutup.
iklimi yaşanıyor. Bu kitabın tabii böyle hani birkaç aslında konusu var ya, yani hangi birinden tutup konuşmak istersin? Bunu sana bırakayım istersen ama tabii o androjen şey, çift cinsiyetli insan yapısı. Şunu anladım ki bazıları tarafından yanlış anlaşılmış bir konu. Yani hani buna niye giriyor? İlla feminist yaklaşımını mı yansıtmak istiyor kurgusunu? Hayır aslında başka bir şey söylemek istiyor değil mi?
kitabında başına şunu yazar, hayat böyle olacak, insanlar böyle yaşayacak demiyorum ben zaten diyor. Belli ki orada da bir şeylere cevaben de bir şey anlatıyor ama mesele çift cinsiyetlilik değil. O insanların, o yarattığı kültürün aslında birbirlerini kabullenmesi, ...bir arada yaşaması ve o dönüşümün bize çok yabancı ve akıl dışı gelecek şeyin... ...aslında pekala hani bizim içimizde de kadın yanımız, erkek yanımız falan vardır ya... ...biraz onları da düşündüren bir şey bence. Bu kitabın 1965 mi yazılı tarih? 69 sanırım. Ha 69 mu? Bayağı da eski değil mi? Öyle bir şey yani. O dönemler şimdi beni etkileyen bir yanı var onu biraz sonra geleyim tarihle ilgili.
Yani şimdi şöyle yani her zaman söyleniyor işte dünyayı kadınlara yönetse bu kadar savaş olmayacak. Muhtemelen doğru bu. O analık duygusu, içgüdüsü yani doğurduğunu koruma içgüdüsü muhtemelen başka bir şeyler yapmaya da eğer bizler liderler olsak bizi muhtemelen başka bir şeyler yapmaya itecek. Yani kış gezegeninde, şimdi şöyle bir şey oluyor, ayın bir döneminde hormonlar öyle bir etkiliyor ki kadın erkek cinsiyetine geçiyor, erkek kadın cinsiyetine geçiyor. Yani o iki yana gidip gelmelerin muhtemelen dünyadaki dengeyi, biz böyle bir kadın bir erkek türüyle cinsiyete bu dengeyi kuramadık arkadaş. Kuramayız. Nasıl kuracağız? Burada bir insan hem erkek hem kadın olarak herkes doğurabiliyor. Düşünsene erkeklerin doğurduğunu. Erkeklerin doğurduğunu düşün. Yani haa diyeceklerini düşünüyorum. Ha bunlar bunu demek istiyor.
Bence Ursula Le Guin'de, onun da çocukları var ya, kaç? Çoklu? Üç mü? Dört? Üç galiba. Üç, dört çocuğu varmış. Ama bence o çocuk sahibi olduğu zamanlara da rastlaması bence, yani çocukların daha küçük olduğu ya da yeni büyüdüğü, o annelik tecrübesinden geçmesinin de etkisi olduğunu düşünüyorum bu kitaptan. Evet, doğru. Şimdi, benim enteresan bulduğum, bu çift cinsiyetlilik, Acaba gerçekten imkansız mı? Hiç olmayacak bir şey. Gerçekten bazı balık türlerinde cinsiyet değişimi var ve yenileri de gözlemleniyor. Evet. Demek ki bu evrim bitti mi ki? Bitmedi. Şimdi biz eğer bu evrim meselesine inanıyorsak yani şimdi şöyle değilse yani Adem anamız
Aman Adem babamız. Bak gördün mü? Ben bilinçaltı direk oraya gittim. Adem babamız, Havva anamız oldular. Biz olduk değilse gerçekten evrime inanıyorsak bir kere. Şunu akılda tutmak gerekiyor. Evrim devam ediyor muhtemelen. Biz bir gün gerçekten bir bakarsın çift cinsiyetli varlıklar olabiliriz. Yani şunu kim iddia edebilir ki? Hayır, hiçbir zaman bu değişmeyecek. Ya aslında bir de şurada değil mi? Bütün bu cinsel yönelim diyor, LGBTİ tartışması, işte intersex şu bu falan filan aslında daha...
Biraz öngörü de olabilir. Tabii fiziksel olarak bir şey değil ama insanlar aslında ve çocuk sahibi de olabiliyorlar. Evet. Gay insanlar evleniyor, çocuk sahibi oluyor. Yani ya dönlenme yoluyla, suni dönlenme yoluyla ki insanlar da bugün çocuk yani kısırlık vesaire sebebiyle tüp bebek şeyi zaten hani şey gibi bir hikaye oldu. Aslında bilim kurgu.
Bilim kurgunun ortasında yaşıyoruz zaten. Böyle bir şey var ve aslında bir takım şeyler değiştirilebilir ama ona ilişkin işte göya cinsiyet belirlemede bile bununla oynanabiliyor. Bazı yerlerde şu anda bunlar yapılabiliyor. Bunun ticareti de var. Çok büyük paralar dönüyor. Neyse o değil de hani sonuçta daha android görünüm.
Yani bugünün gençlerine baktığınızda da kızlar ve erkekler arasındaki giyim, kuşam... Cinsiyetsizlik zaten şu an. Evet, çok daha açık bir kafa var buna dair. Ve zaten bir yandan da sistemin şöyle bir krizi var. Zannetmeyin ki iş dincilikten bilmem neden geliyor. Yani doğum, nüfus artış hızının azalması gibi de bir dert var.
Aman bu işte bunlar geliyor, tuhaf yaratıklar falan diye korkan kesimler var ki bu hani Amerika'da da var, her yerde var. Bunun üzerinden yürütülen politikalar da... Yani şunu anlamak çok önemli. Bunların hepsi birbirine bağlı. Zaten Ursula da bu kitapta o yüzden aslında bir şeyle bırakmıyor. Yani sadece orada bir iklim krizinden yola çıkılmış yahut bir öngörüyle yazılmış bir şey değil. Tamamen hayal gücüyle ve hani bugünkü aslında biraz da tarihten de çok yararlanır Ursula Gül. Tabii annesinin babasının işte antropolog vesaire olması kızıl derillerle çok
Vakit geçirdiklerini biliyorum yazılarından. Bence o kitaplarda da hep bu yerel kültürler işte İngilizcesiyle indigenes people deniyor. Küçük küçük zaten yok ettiler ya Amerika'daki. Kalan çok az bir şey kaldı. Oradaki farklı kültürler, anlayışlar üzerinden bir hayatı anlama ve farklı kültürleri, farklı insan biçimlerini, cinsiyet olabilir, yaşam biçimi olabilir. Ben, Ursa'nın kitaplarında hep bu vardır. Hayali bir gezegende, hayali ülkelerde yaşayan insanlar. Öngörü Polisiyesi diye bir şey varmış.
Çok beğendim ben bunu. Aslında öngörü, kurgusu diye bir şey de oluyor. Mesela teyzem hep şey der, ya der, ya bunların siz şey olduğunu mu zannediyorsunuz? Yani bu adamların hayal gücü değil, bunlara bazı bilgiler geliyor arkadaş falan diyor. Evet aslında biraz öngörü, kurgusu. Geleceği iyi okumak da var bu işin içinde. Gelecek insanı iyi okumak da var. Bir de bilimi iyi okumak var tabii yani. Bilim, ilim sahibi olmak, bunlardan faydalanmak aslında insanın gerçekten hayal gücünü bile bir nebze, bir üste taşıyabilir yani, yardımcı olabilir. Orada yalnız Gwyn'in enteresan bir şeyi de var. O da diyor ki, romancılar yalan söyler. Ben kehanet falan yaptım. İyi yalan söyler. İyi yalan söyler. Çok doğru. Katılıyorum. Katılıyor musun aslında? Ben hep söylerim. Ben direkt yalan söylerim. Hay yalan. Tabii ki yani. Romancılar yalan söyler. Başka bir yolu bunun var mı ki? Konuşurken bile eğer işin içine...
Biraz hayal gücün girerse zaten hani olacağı odur. O zaman dördüncü kitabımıza geçiyorum. Kim Stanley Robinson'ın, bunun Türkçesi yok. The Ministry for the Future. İşte bu tam Clyfie. Tam, tam Clyfie.
Tam şeyi yani bütün kitapları da öyle zaten. Şimdi Kim Stanley Robinson'a hani bu kitabı yok. Evet biz bundan konuşacağız ama eğer tanımayan varsa aranızda çünkü çok çok önemli bir bilim kurgucu ve işte sonradan iklim kurgucu. Mars serisi var değil mi? İşte kızıl Mars, yeşil Mars, mavi Mars serisi var. Ben onları bilmiyorum bak mesela. Bunları okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Yine çok müthiş bir öngörü kurgusu diyebilirim bu kitaplar için. Ve bunların Türkçesi de var. Şimdiden de söyleyeyim, İtaki yayınlarından bunları bulabilirsiniz. Tavsiye ediyorum. Evet, şimdi bu aslında... The Ministry for the Future sanki şey gibi mi? İklim krizi bizleri nasıl etkileyecek, kitabımı?
Valla iklim krizi olmuş işte orada. Zannederse hatırladım ki hani 2080'lerde falan geçiyordu orada da. Ama Stanley Robinson aslında baya bu işin tekniğine de belli ki çok hakim. Fakat beni esas orada etkileyen şey gerçek bir...
Sıcak hava dalgasını ki ben dünyanın dibi otelinde bunu hep yazıyorum. Yani gerçekten küresel sıcaklık artışının şu andakinden daha yükselmesi ki bunu yükseleceği ortada yani artık bir takım önlemler alınmazsa ne boyuta geleceğine dair çok şarpıcı bir girişi vardır. O da Hindistan'da bir kişi orada sıcak hava dalgasını ve sayfalar boyunca nasıl şey yani birazcık iç kapatıcı tabii ki ama onu hayal etmek o öyle bir sıcaklık nedir ve nasıl ölümcül olabileceğini birebir anlatır ki yani hatırla Fransa'da filan 2000'lerin başında Avrupa'da bu sıcak hava dalgaları oldu yani oralarda bile oldu o zaman mesele oldu halbuki yani adam Hindistan'da bilmem nerede bunları zaten yaşıyor Bu ama hani daha ileri bir seviye çıkarmış ve daha da yani elliler elli derecenin üstünde ve günlerce ulaşımında kesildiği vesaire bir şeyden sonra alıp işin bir yandan da işte Avrupa'da şimdi olduğu gibi hani ne yaparsak bu iklim krizini durdurabiliriz gibi bir takım cin fikirli işte kutuplarda bilmem ne yapmak falan filan gibi bir takım işlere girmesini anlatıyor. O anlamda gerçekten işte klayfay dediğin o. Evet ve senin ben aslında hani dünyanın dibi otelindeki o yeter örgütü falan filan biraz buradan hani etkilenmiş olabileceğini düşündüm. Çok da beğendim. Yani bu the ministry for the future şey zaten galiba değil mi? Geleceğe... Gerçekten öyle bir bakanlık kurulmuş. Böyle bir bakanlık kurulmuş. Evet.
Ve işte en başında hani benim aslında dediğim şeyi diyor, arkadaş biz gelecek nesillerin haklarından, bugün kendi haklarımızdan sorunlu olduğumuz kadar sorunluyuz. Bunun peşinde aslında. Geleceği, gelecek nesilleri kurtarmanın peşinde bu bakanlık. Gerçekten çok etkileyici. Şimdi ben şöyle şuna baktım. Bu Kızıl Mars kitabında. Bu kitapta ilk koloni yolculuğuyla başlıyor. Mars'a koloni yolculuğuyla başlıyor. Gerçekten çok güzel bir seri bu arada. Bütün yolculuk, yolculuktan sonra orada yerleşim, yerleşimden sonra orada atmosferin oluşması falan. Ben mesela şey kavramını burada öğrendim. Okyanus asitleşmesi kavramını bu kitaplardan öğrendim. O üçüncü kitabın da yanlış hatırlamıyorsam Mavi Mars'ta geçiyor. Şimdi bu Kızıl Mars'ta ilk koloni Mars'a 2026 yılında yolculuk yapıyor tamam mı? Ve bu da kitap yine eski bayağı bu da 1960'lar mı? 1980'ler mi? Ha o zaman. Tabii tabii yazımı yani eski. Ve aslında hani şunu sormayı çok isterdim. Bu öngörü...
Şimdi gerçekleşti mi? Yani hani 2026'da Mars'a yolculuk... Şu anda bunlar çalışılıyor. Çalışılıyor tabii. İşte bu Elon Musk bence başımıza bela gibi bir adam da... Ben sevmiyorum. Ya kim seviyor? Neyse sevenleri de var. Var var. Çok sevenim var. Hayranı bol. Yani işte o bir tuhaf bir kişilik peydahı olan tepemiz. Evet birden yani nereden bu kadar zengin bir adam küt diye geliyor Mars'a yolculuklar falan bahsediyor.
O işlere çok meraklı. Bir de tabii hem başka gezegenlerin bu insan evladının hani Ay'a gitti, geldi. Hatta ondan sonra da pek de gidemedi. Ama Mars'a yönelik şeyler çok. Mars'ı nasıl kolonize edebiliriz? Oraya gidecek insanlar. Hatta biliyorsun Türkiye'den de uzaya gitmek isteyen birileri var mı falan diye böyle seçimler oluyor. Bizden de valla Anadolu'nu çeşitli yerlerinden böyle
Başvuranlar oluyor yani. Var mı gerçekten var mı? Tabii canım çok komik bir haber vardı. Hatta abisi dövmüş. Ulan senin Mars ne yine diye. Ne başvuru gelmiş eve falan. Çocuk Konya'da yarışıyor tamam mı? Ne yapayım abi gitmek istiyorum buradan diyordu. Amerika falan kesmiyor. Avrupa kesmiyor. Direkt ben Mars'a gideceğim. Allah kahretsin diye. Ya şey yani hakikaten enteresan ve şey...
Bu yazarları sende dahil, bahsettiğimiz yazarların hepsinin ortak bir özelliği var tabi. Bu çok önemli. Sosyal demokratsınız hepiniz. Bilmiyorum sosyal demokrat mıyım artık. Sen nesin? Bilmiyorum. Tabi anladım ne demek istedim. Yani hepinize aslında bir tabi şey var. Hepinize güle güle diyorsun.
Hepinizde bir başkaldırı eğilimi, kültürü ve evet yani hani kapitalizme karşı bir duruş. Bu iş yani şeyden sosyal demokrasiden geçiyor bizim kurtuluşumuz. Yok. Ben artık oralardan, sosyal demokrasiden falan hiç o taraftan yana bir şeyim yok. Daha yeni, daha farklı şeylerin olması gerekiyor. Onu da o zaman başka bir zaman konuşuruz da ne olması gerekiyor. Ben her zaman şey derim, ne olursa olsun zaten bir de gerçekleri konuşmak lazım. Yapılabilecek şeyler neler, Ursula K. Le Guin diyor, hayatı boyunca sosyal demokrat. Kim Robinson da öyle. Ama hani şeyi görüyoruz ki kapitalizmin hiçbir yere gideceği yok. Çöküş möküş dense de kendini toplar ve ne yapılacaksa aslında bir sistem bug gibi böyle kapitalizmin içinde yaşanan bir şekilde öyle yapılması gerekecek aslında. Herhalde öyle olacak ya da öyle büyük bir sıkıntı olacak ki yani artık biz bununla baş edemiyoruz diye radikal bir karar alınacak. Çünkü bu iklim panelleri yapılıyor bilmem ne falan. Orada da bir bakıyorsun bütün o
İşte benzin, petrol, lobileri, lobicileri zaten basmış vaziyetteydi Şarmeli Şey 2. He, değil mi? Tabii. Bir de öyle bir durum var. Yani yine onlar en başta, öne oturuyorlar. Ben insan evladının böyle hakikaten tepesine taş düşene kadar aklının başına geleceğini düşünmüyorum. Öyle.
Yok, şifa olabilecek misiniz bunda, biliyorum. Yok, ben bir şey söyleyeceğim. Bence var. Çünkü de Ministry for the Future'da mesela hani... ...uluslararası şirketler dünyayı yönetiyor. Evet. Gelecekte. Ve yani... Şu anda da biraz öyle ya. Şu anda zaten öyle. Öyle. Yani ve dediğim gibi hani Ministry for the Future gene yeni bir kitap. 2020 mi? Ne zaman bunun çıkış tarih? Yok, 2019. Ha, öyle bir şey. Evet, doğru, doğru. Evet.
Fakat mesela dediğim gibi hani Kızılmars'a bakılacak olduğunda çok yazım tarihi eski ve yani çok şeyler var. Öngörülmüş bazı gerçeklikler var. En azından şu olabilir şifası diye düşünüyorum. Ha ya bir dakika bunlar o kadar da ihtimalleşir. Uzak gelecek değil. Yani biraz dikkate almamız galiba söylenenleri. İşte tam da o. Yani çünkü dediğim gibi altını çiziyorum. Bu romanlar hayal ürünü. Değil. Karakterleri evet. Hayal ürünü. Evet yaşadıkları belki gezegenler var. Yeni ülkeler, kıtalar var. Evet. Ama çok bilimsel verilere dayandığı için dikkatle okuyunuz. Kendinize alacağınız dersi alınız diyorum. Evet güzel dedin.
Dedim mi? Dedin valla. O zaman ben Künye'ye geçerim. Sonra da manimi okurum. Başka söylemek istediğim bir şey yoksa öyle de bitiririm hocam. Bitirin buyurun. Dükkan sizin. Peki o zaman Ursula K. Leguin. Karanlığın Sol Eli. Ayrıntı yayınları. 304 sayfa. Çeviren Ümit Altuğ. Elizabeth Colbert. Colbert K. ile yazılıyor. 6. Yok Oluş. Okuyan Us yayın. 400 sayfa. Çeviren Nalan.
Tümay. The Ministry for the Future dediğim gibi Türkçesi henüz yok. Kim? Stanley Robinson. Fakat diğer kitaplarını Itaki yayınlarından bulabilirsiniz. Hepsi çok çok kıymetli. Adamın dünya kadar ödülü var. Sayamayacağım kadar çok ödülü var bilim kurgu alanında. Yani belki de dünyanın en önemli... New York Times'ın öyle bir lafı var adamla ilgili.
Dünyanın en önemli bilimkurgu yazarı. Yani biz çok Ursula'yı biliyoruz ama aslında Kim Stanley Robinson odur. Tabii hani şu dönemin bir de çok başka şeyler. Ben Ursula Le Guin'i aslında bir bilimkurgu diye değil edebiyat diye okudum çünkü. Evet, zaten Yale Edebiyat mezunu ya. Oradaki o betimlemeler ve o şeyler çok güzeldir. Yani hikayelerin kendisi kadar edebiyattır yani. Ama Kim Stanley Robinson için aynı şeyi söyleyemem yani. Aslında o da bu arada English, yani şeyin major'ı falan hep İngilizce üzerine ama Yale Edebiyat mezunu olmak şimdi çok başka bir şey. Ursula Le Guin, o yüzden başka tutuyoruz tabii. Dünyanın Dibi Oteli, Mehveş Evin, Kara Karga yayınları. Ne kadar güzel ki Türkçe çevirmene ihtiyacımız yok. Ben kesinlikle kitabın okunması gerektiğini düşünüyorum. Çok teşekkürler. Ben teşekkür ederim. Ben gerçekten devamını diliyorum Mehveş. Bence burada kesemezsin bu işi.
Kusura bakma. Pekala. Ben o zaman bir uzaklaşayım şu İstanbul'dan da. Evet. Bir Asos'a kaçayım da bir yazayım falan. O zaman manimize geçelim. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor Mehveşevi? Bitiyor. Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.