Podcast

S1E15: Gizli Dolap

Sepin Kafası

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Güvenli ya da tehlikeli. İkisiyle dolu bir dolap. Biriktirdiğimiz yüzlerce duygu ve birikimi nasıl hafifletebiliriz?






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.326 kelime · ~7 dk okuma

Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. En son bölümde neye güveniyorsun diye bırakmıştık. Şimdi o bit bir kenarda dursun biraz. Güven, güvenlik böyle birbirinin içine giriyor demiştik önceki bölümde. Biraz şimdi güvenlik tarafına geçelim istiyorum. Güvenin karşısında sözlükte tehlike bulunmama durumu güvenlik, emniyet, asayiş de yazıyor.

Evet. Bu güvenlik meselesi gene aslında daha önce de çok konuştuğumuz çocuklukla aslında çok bağlantılı. Burada birazcık teori anlatmak istiyorum. Stephen Porges diye bir psikiyatri profesörü var University of North Carolina'da ve onun literatüre kazandırdığı bir terim var. Neurosepsiyon. Çok uzatmayacağım bunu ama bunu biliyor olmanın önemli olduğunu düşünüyorum hepimiz için. Ve nörosepsiyon aslında fizyolojimizin güvenlik ve tehdit ayrıştırmasını yapması demek. Yani bu sürecin karşılığı nörosepsiyon diye geçiyor. Yani sadece güvenlik değil, güvenlik ve tehdit algılarını ayrıştırma süreci. Tekrar ediyorum. Yani şöyle düşünelim, doğuyoruz ve bir takım tecrübeler yaşamaya başlıyoruz. Bu tecrübeleri yaşarken de bize bakan insanlar var. Yani biz büyürken etrafımızda olan insanlar var. Ve bu tecrübeleri fizyolojimiz sanki iki dolaba kategorize ediyor. Güvenli, güvenli değil. Veya bu bana güven veriyor, bu beni tehdit ediyor. Böyle iki dolabı yavaş yavaş dolduruyoruz. Bu bir çocuğu anlamam için yapıyorum aslında. Bu bir çocuğu ele alıyoruz ve çocuk ebeveynlerinden ya da işte düşmesinden, eli yanmasından falan gibi şeyler öğreniyor. Bu tür eylemlerle. Ve burada beni hep düşündüren, tehditi yaratan şey dış faktörün verdiği tepki mi? Yoksa gerçekten elini bastığında yanan bir şey ya da sürttüğü dizi mi? Yoksa bir annenin, aa ne yaptın falan ya da onun böyle çok üzülmesi, o şeyi yapması, yani o üstüne bir telaş ve bir şey gördüğünde çocuk aslında tehlikeyi veya tehditi

O şekilde yorumlamayı öyle mi öğreniyoruz? Şimdi şöyle, elinin yanmaması lazım. Yani bizim derimizin belli bir sıcaklığın üzerine zaten dokunmaması gerekiyor. Tamam, kabul. Sağlıklı olabilmek için. Bir böyle şeyler var. Bunları zaten öğrenelim, evet. Biz Ahmet'i hayatta kalmak için. Ama bazı deneyimlerde aslında hiçbir tehdit yokken tehdit algısı da yerleşiyor içimize. Aynen öyle. Ve o senin dediğin sebepten oluyor çoğu zaman. koşma, düşersin, ince çıkma, hastalanırsın falandan aslında bu çok küçük veriyorum ve ebeveynliği taşlamaktan falan ne haddimi öyle bir yerden açmıyorum. Sadece bu gibi davranışların çok büyük bir yere dönüştüğünü ve bir kar topu olduğunu düşünüyorum insanlıkta. Ve ne oluyor? Tehdit dolabı gereksiz birçok şeyle şişiyor ve çok kalabalıklaşıyor. Aslında orada belki gerçek tehditler yok. Şimdi büyüyünce biz ne oluyor? Hep böyle benzeterek çalışır sistem. O dolaba attıklarına benzeyen şeyleri yakaladıkça, bu da benim için tehdit diyor, onu da dolaba atıyor. Yani devamlı artık o tasnif mekanizmasının getirdiği bilgiyle hareket etmeye devam ediyor. Şimdi bunu bilmek ne işe yarayacak? Bunlar böyle duymakla, okumakla hemen o dolaplar tekrar olması gerektiği hale gelemiyor. Yani duymakla, okumakla halledebileceğimiz şeyler değil büyük ihtimal. Ama entelektüel seviyede bunu bilmek, kendimizle çalışırken, katıldığımız çalışmalar, aldığımız terapiler, nasıl çalışıyorsak kendimizle bilmiyorum, orası herkesin kendi bileceği iş. Ama bu tarz böyle entelektüel bilgi işe yarıyor, o yüzden. Buna özellikle değindim. Bizim güvenlik ve tehdit algımız, bebekliğimizden itibaren bu şekilde, yani tasdifleme mekanizması sürecinden geçerek belli bir yere oturuyor. İnsan çalışa çalışa peki kendiyle bu dolabı, bütün istiflediği her şeyi, belki bazen o dolabı şey diye de hayal ediyorum sen anlattıkça. Bazıları benim bile değil mesela, o korkuların. Birinden görüp,

Transkriptin tamamını oku

Galiba bundan da korkmam lazım. Korkuya çevirmiyorum lafı ama bu çok güvensiz bir şey. Bir de şey gibi bir şey var ya, en iyi korunma yöntemi hiç yapmamak. Bu hareketsizliğe ve bu kaçınmaya da yol açıyor o şişen dolaplar. Ama doğru duyuyorsam ve benim de inanmak istediğim şey olarak da bunu belki de söylemek istiyorum. Bunları yolda bırakabiliriz aslında çalışırken. Değil mi?

Evet, buna inanıyorum. Bunun yolunun tek başına olmadığını düşünüyorum. Tabii ki. Yani illa destek lazım. Destekten tek kastım da terapi veya başka çalışmalar değil de, ben bunların ilişkilenme içinde çok daha kolay, en azından kendi tecrübemde çok daha kolay demeyeyim, ilişkilenme gerektiğini düşünüyorum. Yani ilişki gerekiyor bunlar için. Bu hep altın çizdiğimiz, bu yalnız baş etmek, yalnız bir şeyleri çözmek, tavana bakmaktan ziyade aslında

Evet. Sevdiğin ve güvendiğin, o insanlarla nasıl baş edebilirsin diye yolunu aramak sanıyorum ben de. Evet. Ama kendinde bunun bir kısmının büyük bir çoğunluğunu belki de sen veriyorsun. O yolda bırakma kararında, korkularından arınma kararında. Yani bunu demek yanlış olur mu? Yani şöyle, tabii ki kendilik çok önemli bir şey. Yani insanın kendi içindeki o ses, kendi sözcükleri... Çok yıpratıcı olabiliyor çünkü güvensiz hissettiğinde kendini. Evet ve bunlar çok önemli ama şu anki sistemde o kadar bireylik, bireysellik, kendilik o kadar vurgulanıyor ki ben bilhassa öbür taraftan konuşuyorum. Yani vurguyu öbür tarafa alabilmek için oradan konuşuyorum. Yani biraz karikatürze de ediyorum belki. Yok, hiç öyle duymadım. Sadece benim dediğim şey o aslında senin de dediğin o iç ses şeyi. Kendini tehdit altında hissedince insanın soruları çeşitleniyor ya, sorumluluğu kendine çekiyor ve sanki o anda daha iyi bir şey yapsa veya daha iyi olsa daha güvende hissedecekmişcesine suçluyor. Benim en çok mesela kendimle kaldığımda huzursuz ve kaçacak yerimin olmadığı bu. Belki de o anda işte alomer ve alabimnamne falan yapmam gereken an oluyor belki de.

Anne falan diye bir şey oluyor yani. Tamam, okey, kabul. Şimdi önceki bölümde neye güveniyorsun demiştik. Konuşmamıştık, soruyu bırakmıştık. Bunu ben yetişkin eğitiminde de soruyorum. Ve oradaki cevapları şöyle bir hatırlamaya çalıştım. Hiçbir şey diyen oluyor. Hiçbir şeye güvenmiyorum diyen oluyor. Kendime güveniyorum diyen oluyor. Doğaya güveniyorum diyen oluyor. Hayata, evrene, galaksiye. Bir öğrenci şöyle demişti. Astım'ı olan bir öğrenci. Astım krizinden sonra nefesin geldiğini gördüğüm bir an oluyor. Daha henüz nefes gelmemiş oluyor ama onu gördüğüm an oluyor. Sanki içime nefes üfleniyor gibi. O ana güveniyorum diyor. Ne kadar güzel ve şiirsel değil mi? Gerçekten.

Sezgime güveniyorum diyen oluyor. Muhakememe güveniyorum diyen oluyor. Benim gibi, senin gibi düşünen insanların varlığına güveniyorum diyen oluyor. Bir şekilde böyle güven aslında aradığımız, belki çoğu zaman aradığımız yerde bulamadığımız, o yüzden de çok daha tetikte yaşadığımız bir şeye dönüşmüş bizim için, onu görüyorum. Ve çok zor bunu konuşmak.

Yani neye güvendiğini konuşmak çok zor çünkü daha çok neye güvenmediğini veya ne kadar güvensiz hissettiğini, bu dünyaya yerleşemediğini görmüş oluyorsun bu konuşmayla. O yüzden her zaman yaptığımız gibi daha kolay, daha ferah, çabasız olandan devam etmeye uygun buluyorum. Yani bu konuşmayı yetişkin eğitimde de yaparken şimdi burada da Hayatımızın böyle farklı kompartmanları var. İşte iş, arkadaşlık, sevgililik, başka ne olabilir sen söyle. İşte annelik, partnerlik, evlilik, torunluk, evlatlık, hepsi olur. Bunlar hep ilişkisel böyle farklı departmanlar da diyebiliriz aslında. Bunlardan bizi en az zorlayanıyla başlayıp, o en az zorlayan sistemik ünite içinde biraz daha güvenebilir miyim diye bir adım atabiliriz.

Sen hep sorarsın ya, nasıl yapacağız diye. Aynen öyle. Nasıl yapmayacağımızı. O sefer sen sormadan ben verdim cevabı. Çok rahatladım. Harikaydı ama müthiş rahatladım. Çünkü kaşlarım iniyordu sen güveni ve dünyayı anlattığın sırada. Peki bu biraz daha güvenmeyi aslında nasıl yapacağız?

O güvenip kendi aklında bu kendinlik dediğin şeyle kendimi ona mı söyleyeceğim? Sana güveniyorum mu diyeceğim? Bu duruma mı güveniyorum diyeceğim? Aslında güven tam olarak nerede başlıyor? İçinde mi başlıyor, lafta mı başlıyor? Tamam, ben bir öneri olarak, öneri vermeyi hiç sevmiyorum. Peki, bir sahne çizsen falan ya da. Güvenmediğinden davranıyorsun ya. Şimdi bir güvenmemen var, bir de onun davranış karşılığı var. Evet.

O davranış karşılığından geri saralım. O davranışı yakalayıp, onu biraz daha az güvenmediğin bir yerden yapabilir misin? Neyse o davranış, hepimiz için farklıdır. Bambaşkadır tabii ki. Hepimiz için, evet, çok farklı farklı tezahür ediyordur. Ama onu yakalayıp, ben bunu güvenmediğim için yaptığım dediğin her neyse... Ama bak, o en az zorlayan kompartmanda yapıyoruz bunu. En zorlu yerden başlamıyoruz.

Ve o en az zorlayan kompartmanda da seni en az zorlayan durumdan başlıyoruz. Yani hep en azıyla işimiz. Ve orada senin için çok da sıkıntılı, rahatsız edici bir durum değil. Ama belli ki o davranışın bir güvensizliğin sonucu. Onu yakalayıp o davranışını daha az güvenmediğin bir yerden, bak daha çok güvendiğini demiyorum, daha az güvenmediğin bir yerden yapmam mümkün mü? Ama iyi geliyorsa mı sana?

Bence deneyebiliriz. Küçük adımlar. Evet. Bence deneyebiliriz. Daha çok güven değil çünkü daha az güvenmediğin yerden herkes start alabilir sanki. Biraz daha, biraz daha diye diye. Okey.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)