Podcast

S1E14: Üç Ayaklı Güven

Sepin Kafası

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Neye güveniyoruz, güveniyor muyuz? Güven ne demekti ki?






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.404 kelime · ~7 dk okuma

Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. Bugün güven üzerine konuşacağız. Herkese merhaba. Ve bu bölümü Bedir Rahmi Eyboğlu'ndan cümlelerle açmak istiyorum. Şöyle demiş, güvenmek sevgili dostlar, güvenmek her işin başı. Her şeyden evvel insana, insanlığa güveneceksin. İnsanların büyük çoğunluğu iyidir demek namusun olacak. Baharın geleceğine güvendiğin gibi, baharın bitip yazın başlayacağına güvendiğin gibi.

Arkasından kara kışın geleceğine güveneceğin gibi insanların iyilik ve güzellik için yaratıldıklarına güveneceksin. Güvendiğin kadar mesut, güvenmediğin boyda perişan olacaksın. Şimdi güven ve güvenlik aslında birbirine yakın sözcükler ama tam aynı anlamı vermiyorlar veya tam aynı manada değiller. İlk bölümde biraz daha güvenin sularında yüzelim istiyorum. Bu konudaki diğer bölümümüzde birazcık daha belki güvenliğe geçeriz. Ama şunu da belirtmek isterim. İki sözcük, iki mefhum aslında birbirine çok yakın mefhumlar. O yüzden birini konuşurken illa diğerini de konuşuyor oluyoruz veya işte diğerinden bahsederken aslında öbüründen de bahsediyor oluyoruz yani güven ve güvenlik için. O yüzden birbirinden ayırt etmek böyle kati sınırlar çizmek zor. O yüzden ikisini de konuşacağız aslında ama iki bölümde konuşacağız. Güven sözlükteki anlamı bir şeye inanmaktan, dayanmaktan, bel bağlamaktan gelen rahat ettirici duygu.

Güvenç, itimat. Aslında hepimizin tahmin ettiği anlam. Yetişkin eğitiminde güvenmek dediğimde şunu görüyorum, çoğu kişide bir karşılığı yok veya karşılığını bulmak için biraz kafa patlatmak gerekiyor. O yüzden aslında çok anlamını bildiğimiz bir şey olmasına karşılık sanki hayatımızda yeri yok veya hayatımızda birazcık arayışla anca yerini bulabildiğimiz veya uzaklardan uzaklardan görebildiğimiz bir şey. Ve aslında çok büyük bir konu güven. O yüzden şeyi de söyleyeyim yani burada kısa sürede sadece böyle suyun en en bize yine yakın yerlerde azıcık yüzeceğiz ve çıkacağız. Şimdi biraz kendimden anlatmak istiyorum. Hep öyle yapıyorum zaten.

Transkriptin tamamını oku

Şöyle, bence hayatta bazen böyle büyük sorular önümüze düşüyor. Benim de ölüm haneme girdiğinde bu başıma geldi. Yani babam hastalık sebebiyle öldü ama Okan bir kazada veya bir ihmalde, kazada doğru sözcük değil, Öldü. O yüzden bu ikinci ölümde şöyle bir soru benim önüme düştü. Yani nerede olsaydı o an ölecek miydi? Bu hem felsefi bir soru hem dini bir soru yani büyük bir soru onun da farkındayım. Yani herkesin sorusu da farklı olacaktır ama şunu demeye çalışıyorum zaman zaman

Böyle önümüze böyle sorular düşüyor. Benim önüme bu soru düştüğünde sorunun cevabının peşine düştüm ben de. İlahiyat profesörleriyle konuştum. Tasavvufcularla konuştum. Budistlerle konuştum. Şamanlarla konuştum. Stephen Hawking'e çok kafayı taktım. Onun dediklerini, yazdıklarını anlamaya çalıştım. Güzel beyin yaktım o dönem. ve bir şekilde istedim ki benim önüme düşen bu soruyu başkaları benim için cevaplasın. Ama şimdi bu soruların ortak özelliği, içeriğinden bağımsız olarak ortak özelliği sorunun cevabı sende aslında veya senin içinde olmalı yoksa başkasının ne dediği yani çok inandığın bir dinin, çok inandığın bir profesörün, çok inandığın bir fizikçinin,

bir şey demesi veya bir öğretinin bir şey demesi sana hiçbir şey ifade etmiyor. Yani belli bir süre belki ha diyorsun ama sonra o ha da senden uzaklaşıyor. Ve benim için bir yerde bu soru kendi kendini imha etti. Sen büyük ihtimal daha yoktun. Ben çocukken Mission Impossible diye bir görevimiz tehlike diye daha doğrusu bir dizi vardı. Yani yabancı bir dizi işte herhalde TRT'de izlerdik. Hatırlıyor musun? O bir alet vardı kendi kendini yok ederdi.

Onun gibi bu soru da kendi kendini yok etti bende. İmha etti. Bir şeye mi dönüştü yoksa yok mu oldu? Çok güzel soru. Hiçbir şeye dönüşmedi. Yok oldu. Ve böyle bir anda yok olmadı. Yani o böyle yok olmuş meğer. Anlatabiliyor muyum? Yani böyle bir an bir şey oldu ve yok oldu da değil. Bir şey okudum, yok oldu. Bir kitap okudum. Hayatımda işte öyle bir şey değil yani. Yok olmuş. Evet yani benim için yok olmuş aslında daha doğru söyleme.

Ve işte güven mesela benim için o sorunun o yok olma hali. Ya bu sorunun artık var olmayışı benim için güvenin tanımı aslında. Şimdi bu o an için veya şu an için işte şu an konuşan Sepin için böyle belki. Yarın güvenin tanımı bambaşka bir şey olacaktır.

içeriğinden bağımsız böyle büyük soruların cevabını veya cevapsızlığını içimizde bir serinlikle karşıladığımız yer benim için güven. Yani büyük bir şey belki söylüyorum ya da çok küçük bir şey de söylüyor olabilirim bilmiyorum ama güven benim için böyle bir şey yani zıddı olmayan bir şey yani güvenin olduğu yerde güvenin olmaması diye bir şey yok yani öyle bir dünya ki sadece güven var o dünyada. Bu böyle miydi? Yoksa güven böyle bir şeye mi dönüştü? Yani galiba güvenmek dediğimizde hepimizde böyle daha farklı bir şeyler uyanıyor ya. Yani evet, kendin, ailen, sevdiğin, partnerin, zekan, becerin, böyle bir takım. Daha bu düzleme yakın şeyler var. Bir de başka bir şeyler de uyanıyor. Şimdi ben o başka bir şeylerdeki karşılığını aslında biraz konuşmuş oldum. Yani şunu demeye çalışıyorum. Belki işte böyle soruların yok olması olabilir güven. Yani bu benim sorumun içeriği buydu. Başkasının sorusunun içeriği bambaşka bir şey olabilir. Ama böyle bir iç ferahlığı, böyle bir artık o soruya da gerek yok, o soru da yok zaten hali. Bunlar benim için güvenin karşılığı. Şu anki benim için. Yarın her şey değişebilir. Hiçbir fikrim yok. Ama galiba böyle bir şey. Sindirmesi için ben bunun üzerine bir üç gün yatar kalkarım büyük ihtimalle. Bana dediğin şeylerde mesela saydıklarımıza daha çok insan odaklı ya. Bu güven deyince belki canlanabilecek şeylerdi. Bana hep dünyanın güvensiz geldiği bir taraf var aklımda. Burada olan şeyler güvenli değil insanlar için. Şehir, işte hep konuştuğumuz metaforlar, binalar, politika falan diye düşündüğüm şey bana çok güvenli gelmiyor. Şehirde bir güven, korunmak, güvenli ortam. Buralarla ilgili ne dersin, ne tarafa çekersin?

Galiba güven dediğin yerde o zıttı yok. Yani bunların hepsinin kaybolduğu bir şey güven benim için. Artık güven sözcüğü bile yok orada. Daha çok işte dünya sözcüğü var belki. Benim sözcüklerimi düşünüyorum. Matematik sözcüğü var belki. Yerçekimi sözcüğü var. Ama güzel uçuşa geçtik şu an. O yüzden istersen paraşütle aşağı inelim. Tamam.

Şimdi şunu bir de söylemek istiyorum. İnsan dediğin şeyin istekleri var. Yetişkin olunca artık ihtiyaçtan isteğe doğru yol alıyoruz inşallah. Ne güzel isteklerimiz var. Ve biliyoruz ki bu isteklerin bazıları olamıyor. Hayat dediğim böyle bir şey. Bu güvenmek daha ana akım mindfulness. müfredatında. İşte bu isteklerle alakalı tavra da işaret ediyor. Şöyle, işlerin o an senin istediğin şekilde olmayışını kabul. Ki kabul sözcüğüyle derdim var ama şu an ona girmeyeceğim. Daha sonra sabır. Ve bırakmak yani kabul, sabır ve bırakmak. Böyle üç sac ayaklı bir mefhum ve bu üçünün bir şekilde sindirilmesiyle güvenin teşkil edileceğini anlatırız hep. Mindfulness'ta güven bu şekilde anlatılır. Yani şimdi çok kısaca anlatmış oldum. Ve bu konuda bir takım kadim geleneklerdeki meditasyonlar üzerine çalışırız. Şimdi ben genelde böyle hayatı, varoluşu, insanlığı düşünürken buradan düşünmeyi seviyorum. Buradan dediğim bizim geleneklerimizden, bizim toprağımızdan, bizim gördüklerimizden, bizim kültürümüzden hala kaldıysa ve gelenek sözcüğünü de bunlar bizim geleneklerimizde yoktur gibi şu anki bizi yönetmeye talip insanların söylediği yerden değil, gerçek, has gelenekten bahsediyorum.

Ve baktığımda aslında bu bahsettiğim üç ayaklı, güveni teşkil eden üç ayaklı yapının bizim çok bildiğimiz, belki çoğumuzun böyle çok heyecanlanarak da belli pratiklerle kutladığı bir gelenekte var olduğunu görüyorum. Hangisidir o? Bak anlatacağımı sen hemen bileceksin zaten. İşte o gün geliyor Mayıs ayı.

Ne yapıyoruz? Önce isteklerimizi, o an hayatımızda olmayan isteklerimizi önce yazıyoruz veya çiziyoruz. Nasıl seviyorsak. Bir kağıda. Daha sonra toprağa bırakıyoruz. Gül ağacının toprağına. Orada bekliyor. Evet. Ve daha sonra onu suya bırakıyoruz ve gidişini izliyoruz. Çünkü elimizden gidiyor o istekler. Yani Hıdrellez bence aslında bu güven meselesini en iyi anlatan gelenek ve hepimizin çok iyi bildiği, dediğim gibi belki kutladığı ve işte bu dediğimi yaptığı bir gün veya işte günler, iki gün içinde yapıyoruz bunları. O yüzden bugün güvenmek deyince belki çok ağır bir yerden girdim ama bu hafiflikle bırakmak istiyorum. Aslında hepimizin DNA'sından bildiği bir gelenek bize güveni her sene Mayıs'ta hatırlatıyor tekrar. Hayata dair isteklerimizin belki o an gerçek olmadığını, o an erişilebilir halde olmadığını,

bunları ifade edebileceğimizi daha sonra bunları işte bekletebileceğimizi sabır demiştim demin anlatırken daha sonra bunları bırakabileceğimizi bize hatırlatıyor hıdrelles yani her şey bir şekilde ya bizim o isteklerimizle alakalı tavrımız değişiyor yani tavır demiştim demin güvenden bahsederken ya da zaten konu değişiyor, hayat değişiyor yani her şey. Dünya döndüğü sürece zaten her şey dönüyor ya bir anda. O yüzden belki bizim isteklerimizle alakalı tavrımız belki de isteğimizin gerçekleşme hali veya olasılığı dünya döndüğü için devamlı dönüyor. O yüzden de güvenmek belki böyle bir şey yani. Güvenmek belki hıdır ellezi her gün yaşamak gibi bir şey. Burada bırakmak istiyorum. Senin için de uygunsa. Bir de belki bir soru sorabilirim. Lütfen sorunu sor hocam. Tamam.

Yani şunu da bırakmak istiyorum. Neye güveniyorsun? Neye, kime güveniyorsun?

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)