
2.149 kelime · ~11 dk okuma
Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. Şefkat veya benim daha tercih ettiğim sözcükle sevmek meselesini ele alırken bir soru etrafında hep dolandık. Bir cümle ve bir soru etrafında dolandık. O da kendime karşı şefkat gösteremiyorum, kendime şefkat gösteremiyorum karşı değil de ama başkalarına gösteriyorum cümlesi bizim için ne kadar sahiplendiğimiz bir cümle dedik ve onun etrafında önceki bölümde epey konuştuk. Şimdi onun ikinci aşamasına gelmek istiyorum.
Diyelim hakikaten bu cümle o iyi vatandaş, iyi insan, iyi arkadaş, iyi partner, iyi çocuk, iyi ebeveyn olma halinden sahiplendiğimiz bir cümle değil. Diyelim hakikaten %100 bir gerçeklik içeriyor. O zaman bu cümlenin kendime şefkat gösteremiyorum cümlesinin fizyolojik bir söylem olduğunu masanın üzerine bırakmak istiyorum ve oradan konuşmak istiyorum. Kendime şefkat gösteremiyorum. Son derece fizyolojik bir içerik aslında veriyor bize. Şöyle, bunu oryantasyon bölümünde de konuşmuştuk. Oryantasyon bölümlerinde de onu birkaç bölümde ele almıştık aslında. O yüzden arada oraya da atıfta bulunacağım. Ne dedik bir önceki bölümde? Şefkat, acıyı görebilmek dedik değil mi? Şimdi başkasının acısını görmek nispeten hepimiz için daha kolay. Yani dışarıdakini görmek, içeridekini görmekten daha kolay. Oriyantasyonu konuşurken ne demiştik? Önce dikkati dışarı veriyoruz, daha sonra içeri bakıyoruz. Çünkü hemen içeri baktığında eşittir. Hemen meditasyon yaptığında bazen gördüğün şeyler seni çok zorluyor. Sonra meditasyon yapamıyorum cümlesini kurmaya başlıyorsun. Onun yerine önce temeli atıyoruz oryantasyonla demiştik. Dikkati dışarı veriyoruz. Onu da baktım dördüncü bölümde kaydetmişiz. Yani bir pratik olarak oryantasyon var da o bölümlere de bakabilirsiniz eğer dinlemediyseniz. Ama şunu demeye çalışıyorum. Kendime şefkat gösteremiyorum evet fizyolojik bir söylemdir ve eşittir aslında meditasyon yapamıyorum demektir. Bunların arasında çok ciddi bir bağ var. Şimdi nasıl olduğunu anlatacağım. Şimdi sen bu arada Şevval birçoğunuzun artık anladığı üzere Berkun Oya'nın Cici filmindeki başrol oyuncularından bir tanesi. Ve filmler üzerinden anlatmak istiyorum. Mesela bir film izliyoruz. Ve içimiz çıkıyor. Mesela filmde bir ayrılık var veya bir ölüm var. Mahvoluyoruz değil mi? Bana oluyor. Günlerce etkisinden çıkamıyorum, işte ağlıyorum. Yeminim dinleyenler de sen de bu dediğimle bağ kurabiliyorsunuzdur. Şimdi orada aslında olan şey ne? Sanat öyle güçlü bir şey ki onu yapıyor. Sana kendinden çok iyi bildiğin bir şeyi dışarıda gösteriyor. Aynı oryantasyon gibi. Orada sen filmdeki hikayeye ağlıyorum zannediyorsun. Ve evet filmdeki hikayeye de ağlıyorsun tabii ki. Çok güçlü bir şey çünkü sanat. Ama bir yandan kendi hikayene de ağlıyorsun. Sanatın bence varoluşu çok estetik tabii ki bir şey. İnsanoğlu güzeli seviyor ve sanat bize güzellik gösteriyor. İlla çok estetik güzellikten bahsetmiyorum. O yüzden böyle çok ruhumuzu okşuyor. Ama sanatın varoluşu bence işte bu. Bize kendimizi acıtmadan gösterdiğinden devam ediyor. Yani binlerce senedir sanatın hala hayatımızda var olması yani. İnsanoğlunun hayatına sanat diye bir şeyin var olması. Bütün sanat dağlarından bahsediyorum. Bence zaten bu yüzden. Yani çünkü kendimizde görmekte zorlandığımız şeyleri bize çok daha nötr bir yerden gösteriyor. Şimdi bu işte başkasının acısını görmek. Yani bu çoğu zaman işte sanatta kolaylıkla olabilen bir şey. Veya gene işte kendi tecrübemi birazcık anladım. Bu arada hiç yani acı pornografisi nefret ediyorum o yüzden. O kadar güzel açtın ki birçok şeyde alanı. O yüzden vur ne acı pornosu. Yok yani kendi özel hayatımı böyle ortaya hiç koymaları falan sevemiyorum. Ama şunu söyleyeceğim, Okan öldüğünde bu ölüm konusunda çok vokal olduğum için, yaz konusunda çok vokal olduğum için şunu fark ettim daha sonra tabii retrospektif baktığımda. Birçok insan için aslında o işte filmin, müziğin yaptığını belki yapıyordu benim o halim. Yani kendilerinde gördükleri acıtıyordu birçok insanı doğal olarak. Beni de acıtıyor. Ama benim üzerimden mesela onu görmek daha kolay geliyordu. Öyle bir aracılık
İşi oldu orada yani ben yaptım falan da demiyorum ne olur kimse yanlış anlamasın. Kendimden bağımsız olarak demeye çalıştığım şey başkasında görmek daha kolay. Evet, ama dediğin şeyi aslında biraz evrensel olarak da görüyorum. Bir sanatçının yaptığında, bir hikaye anlatıcısının yaptığında da, ne bileyim seninle buluştuğumda, sana anlattığımda, senin bana anlattığında olan yaratmak olarak görüyorum. Çünkü hem bir içtekine, dıştaki gibi bakmak istemeye ihtiyaç duyuyoruz. Sence ne yapmalıyım diye bir soru var hayatımızda. Tam soramasak da artık tesellinin de ömrü geçse de bu dünyada şu anda. Ama herkes aslında bu alanı yaratmak istiyor dediğin gibi. O sanat alanında da, travmalarda da yani bizim dalga geçtiğimiz bir şey var. Travma dumping zaten yani. Bir anda gelince o çünkü sürüyor yani. O yüzden dediğin şeyi aslında çok da evrensel buluyorum. Kendine de orada da kredit vermen gerektiğini de düşünüyorum. Evrensel olarak bir de sonunda abartı olarak değil ama bir kariyer inşa ettiğin, bir bilgi birikimi inşa ettiğin bir şey yapıyorsun sonuç olarak. Yanlış değil. Sen hiç böyle övmelere de, kreditlere de gelemiyorsun. Orası ayrı. Hayır, bırakalım bunu birbirimizden bahsedelim. Şu an buharlaşıyorum yavaştan. Demeye çalıştığım aslında gördüğüm, senin yaşam yolundan da gördüğüm şey. O birikimle, tecrübeyle, bir şeyle aslında bir alan yaratıyorsun. Bana bir şey anlatıyorsun, birine bir şey anlatıyorsun, öğrencilerine bir şey anlatıyorsun. Aslında içtekini dışarıya görmek üzere bir alan yaratıyorsun.
Estağfurullah yapabiliyorsam çok mutlu olurum. Ne mutlu tabii ki. Ama işte benden bağımsız demeye çalıştığım şuydu, dışarıdakini başkasındakini görmek daha kolay. Kendimizdekini görmek acıtıyor çoğu zaman. Şimdi hal böyleyken şefkat dediğimiz mevfumda acıyı görmekse, kendi acını görmek tabii ki seni zorluyorsa o zaman onun ifadesi dilde kendime şefkat gösteremiyorum oluyor.
Aslında bu, kendi acımı görmek beni çok zorluyor demek. Yani o cümlenin bir alt metni var. O alt metinleri yakalayalım istiyorum hep birlikte. Onu vurgulamak istiyorum. Çünkü şefkat benim gözümde başkasına akabilen, kendine akamayan, böyle kendine göre yollar belirleyen bir şey değil. Dediğim gibi, daha önceki bölümde söylemiştim bunu. Bir tane musluk var. O musluk... Eğer, buraya da şöyle çok kısa girip çıkacağım, yani bir şekilde çocuklukta yaşadıklarımızdan, yaşadığımız çocukluktan dolayı o musluk bazen böyle hafif bozuluyor. Yani o musluğun akmasına ket vuruluyor. Eğer ki o musluk bir şekilde kapanmamışsa, azıcık da olsa akıyorsa, akan şey kendine de akabilir, başkasına da akabilir. Yani ayrılamaz bu. Alt metinde kendi acım beni mahvediyor. Korkuyorum, bakamıyorum aslında. Onu teslim etmek lazım diye düşünüyorum. Anlatabildim mi? Çok iyi anlatabildin. Bu konuda da yalnız olmadığımızı düşünüyorum yine. Aslında biraz önce seni övmeye çalışırken ya da senin yaptıklarını anlatırken de demeye çalıştım. Aslında bu konuda da bir şeyleri anlatmak, dışarıdan görmek istediğimiz şey hem kendimiz hem diğerimiz ve bunu hepimiz yapmak istiyoruz, paylaşmak istiyoruz, yalnız olmamak istiyoruz diye anlıyorum.
Ve kendi acının seni acıtması da çok doğal bir şey. Zorlamaya gerek yok. Birçok farklı araç var. En güzel araç sanat. Biz karşılıklı bugün tenis maçıyız. Yani öyle işte filmler var, hikayeler var, romanlar var, müzik var. Telefon konuşmaları var, mailler var, mesajlar, günlükler, hepsi kabul. Ve onların aracılığıyla aslında yavaş yavaş kendi acımıza bakıyoruz. Ama birden koskoca bir el feneriyle kendi acımıza doğru ışık tutmak zor geliyor. Ama onun adı kendime şefkat gösteremiyorum değil. Zamana ihtiyacın var gibi sanki. Yavaş yavaş yapmak istiyorum. Kolaylıkla yapmak istiyorum. Canım istediği zaman, canım çektiği zaman yapmak istiyorum. Hazır olduğumda yapmak istiyorum. Evet, bunu böyle bir hap gibi beklemek ya da bir anda yani yarın sabah kalktığımda umarım bunu hissetmem ya büyük ihtimalle hissedeceksin gibi bir şey de... Gerçekçice söylemek gerekiyor galiba o fizyolojik olarak ya da adını ben sallıyorum şu an ama hayatta bunun bir sistemi varsa eğer biraz daha zamanla ilgili ya da biraz geçmesiyle o duyguların akmasıyla falan da ilişkili olduğunu sanıyorum. Evet yani fizyolojik bir söylemdir dedim ya. Kendime şefkat gösteremiyorum. Fizyolojik bir söylemdir. E niçin? Çünkü o anki kapasitem, şu an tamamen teknik terimle konuşuyorum yani. O anki sinir sistemi kapasitem, kendi acımı tutmaya yetkin değil. Öyle bir kuvveti yok. Başkasınınkini tutabiliyorum belki ama kendiminkini şu an tutamıyorum. Kapasitem yetmiyor şu an demek aslında. Yani son derece fizyolojik bir durumdan bahsediyoruz orada.
Peki benim sihirli değnek sorum. Nasıl kapasite arttırılır? Nasıl fazla kapasite alınır hayatta? Tamam, ben de hep döndürüyorum ya. Nasıl yapılmaz? Aynen, aynen.
İşte bence zorlamamak lazım. Yani bazen bu öğretilerde işte şu meditasyon, bu teknik, bu müdahale yani bunları yapacağız ve her gün böyle yataktan kalkıp aynaya bakınca kendimi çok seviyorum diyebileceğiz. Yani karikatürize ediyorum. Öyle bir şey yok. Bu sinir sistemi kapasitesiyle çalışmak diye bir konu var. Burada hani çok minik minik bazen bazı şeyleri ucundan değindik. İşte oryantasyon mesela o tekniklerden bir tanesiydi. Ben sadece bilgi olarak yani bunun sinir sistemi kapasitesinin genişletilmesine dair bir çalışma olduğunu, bu çalışmanın birçok farklı tekniği olduğunu burada söylemek isterim. Anlatabildim mi? O yüzden... Gayet iyi anladın. Yani zorla işte bir kere yani şu meditasyonla, üç kere şu teknikle olamaz zaten olmasın da. Biz hep seninle konuşurken aslında bazı şeyleri yalnız kalmayalım, yalnız olmayalım, o desteği bulalım üzerinden konuşuyoruz. ama aslında o kendimizi şefkatsiz ve sevgisiz hissettiğimiz zamanlarda, his olarak çok aşina olduğumuz o çirkinlik, o yalnızlık, o sana müstahak hissi yani, evet bunlar gel, sana da müstahak, bunlar falan filan diye bir türlü da, biraz insan bence tam olarak kendine nasıl bakacağını bilmiyor çünkü çok çirkin hissediyor ve belki o zaman tam olarak destek de almak istemiyor ve o kadar desteğe kendini hak etmiş de görmüyor. Buralarda aslında insan kendini o şefkati ve sevgiye değer görmek için neler yapabilir? Çok basit de olabilir ama şu anda hani sende de konuştuğumuz gibi kim dinliyor bilmiyoruz. Ve küçük ama basit adımlar olarak bir öneri olsa, bir şey olsa ne söylemek istersin mesela?
Sen o konuya bir girdin çıktın. Yani desteği gene de söyleyeceğim. Yani kendi tecrübemden şu an cevaplıyorum. Ben öyle zamanlarda hep destek ararım. Evet. Allah'ın şanslı kuluyum. Bir şekilde destekte hep etrafımda var ama hepimiz her daim desteğe erişemiyoruz. Onun da bilincindeyim. Ama destek önemli yani. Benim hayatı yaşama şeklimde bir şekilde ilişkilenme çok ziyadesiyle var. Bu da bana iyi geliyor. Şimdi hepimiz için iyi gelen bambaşka şeyler var ve bunları bir yandan keşfetmek hem zevkli hem de böyle zamanlar için nasıl diyeyim bir alet seti gibi kenarda durabiliyor. Yani bazen bana yazmak iyi geliyor.
mesela bilmiyorum dinleyenler arasında da belki vardır böyle kişiler. Müzik benim için yani müzik tanrıdır diye zaten bir hashtagim var sosyal medyada çok kullandığım. Müzik iyi geliyor bana ama şeyi tekrar etmek istiyorum yani böyle hepimizin alet setinde eminim alet kutusunda daha doğrusu Ve bir takım aletler vardır. İşte arkadaş desteğidir, aile desteğidir, sevgili desteğidir. İşte doğada yürüyüş yapmaktır, müzik dinlemektir, bir şeyler yazmaktır. Sende de vardır eminim birçok alet. Ama şunu tekrar hatırlatmak istiyorum ve bu ilk bölümde yani sevmek üzerine yaptığımız ilk bölümde söylediğim bir şeydi. Eric Schiffman, hocamdan bahsetmiştim. Eric Schiffman, biz sevgiden yapılmışız der ya. O böyle bende şöyle tezahür ediyor Şevval. O dönemlerde yani çok büyük bir kaos içindesin ve çok büyük sanki böyle teknen var veya sen bir teknesin ve bir fırtına içinde yol almaya çalışıyorsun ama sağlı soldu geliyor yani alabora oldun yakınsın batmaya. Öyle zamanlarda benim tecrübem şöyle. Uzaktan şevval sanki böyle belli belirsiz bir müzik duyuyorum yani. Duyup duymadığıma emin değilim. Böyle sanki uzaktan uzaktan kulağıma çalınıyor veya böyle çok uzaklarda imgeden konuşuyorum çünkü beynim çok imgelerle çalışıyor. Uzaklarda böyle sanki böyle bir ışık desem yani böyle ruhani bir ışıktan bahset diyorum mesela. uzaklarda böyle bir mum ışığı gibi bir şey ama yani şimdi anlatırken mum ışığı diyorum onu görürken mum ışığı diye anlatamam çünkü ne gördüğümü de bilmiyorum ama şundan bahsediyorum yani çok uzaktan kulağına çalınan bir müzik veya çok uzaklarda böyle görüp görmediğine emin olamadığım bir şey görme hali var ya böyle bilirsin ya bu da geçecek hissi ya işte bir şekilde hallolacak hissi öyle bir his var yani o hissin imge karşılıklarını anlattım I see dead people demiyorum ya altında
şeydeki gibi o filmdeki gibi öyle insan görüyorum falan değil ama bu hissin böyle hepimizdeki tezahürü bence bir şekilde var yani buna eminim yetişkin eğitiminde de konuşurken görüyorum yani ve duyuyorum birçok insanda bambaşka şekillerde vuku buluyor gerçekleşiyor işte o O minicik böyle, büyük fırtınanın içinde minicik gördüğümüz, minicik duyduğumuz bir şey var ya, galiba tek yapabileceğimiz işte onu görmek, onu duymak. Ve bunları işte fırtınanın içinde değilken veya büyük bir kaos yaşamıyorken konuşmak, onu görmeyi, onu duymayı da kolaylaştırıyor kaosun içindeyken, fırtınanın içindeyken görmeyi, duymayı. kolaylaştırıyor. Yani her şeyin nispeten yolunda giderken bunları konuşuyor olmak, bunları duyduğumuzu, gördüğümüzü, o içten his olarak bunların bizde var olduğunu bilmek, bildiğimizi hatırlamak birlikteyken, birliktelikle de bunu yapmak. Bence öyle zamanlarda çok yalnız hissederken birden böyle aklımıza geliyor veya kalbimize düşüyor diyeyim. Evet. Al sana kendini yontmak için bir tuğul daha. Sevgi.
Şimdi bu şefkat, sevmek, işte artık hepimizin kendi sözcüğü, her neyse, onun bir davranışa dönüştüğü zaman var. Yani davranışa dönüşüyor değil mi? Bir şekilde şefkatli davranıyoruz veya sevgiyle davranıyoruz. O davranışın öncesinde gördüğümüz bir şey veya olduğumuz bir hal var.
Ve onu görmek, o deneyimi hissetmek çok güzel bence. O yüzden o hemen davranışa dönüşmeden önceki anı yakalamak, an yakalamak falan hiç benim ağzımdan çıkmayacak şeyler ama, yani o hali, o girdiğin odayı, evi, her neyse, dünya gözüyle görmek bence çok güzel bir pratik. Yani pratik olarak da ama... Bunu söyleyebilirim yani herhangi bir meditasyondan ziyade. Davranmadan önce bir şey oluyor. O dünyanın acısını hissettiğimiz yer diyorum ya, sevgi, şey, kalp her neyse. İşte onun davranışa dönmeden önceki bir varoluşu var. Bir de davranış olarak varoluşu var. Öncekinden bahsediyorum. İşte öncekini bütün mevcudiyetinle hissetmek diye bir pratik bırakayım sadece burayı.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.