
2.760 kelime · ~14 dk okuma
Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. Sepinciğim, nasılsın? Gayet iyi, sen? İyi, ben de seni görmeyi özledim. Ne anlatacaksın bize bugün?
Bugün sevmek üzerine konuşacağız. Nereden başlayacağız? Şimdi önce şefkat diye bir mefhum var. Anahakımda özellikle Mindfulness öğretilerinde şefkat diye addediliyor bu konu. Oradan başlayacağım. Ama bir soruyla açmak istiyorum. Şefkat ve iyi insan, iyi vatandaş, iyi eş, iyi arkadaş, iyi gelin, her neyse iyi sıfatının yanına gelecek isim, olma zorunluluğunu karıştırıyor olabilir miyiz? Böyle bir soruyla açmak istiyorum. Bu soruyu daha sonra tekrar ziyaret edebiliriz. Şimdilik böyle bir kenarda dursun. Şefkat dediğim gibi ana akım mindfulness öğretisinde ayrıca ele alınan bir konu. Tek başına ele alınan bir konu. Ve Şefkat ne demek diye baktığımda sözlükte karşısında sevecenlik yazıyor. İşte sevecenlik de acıyarak ve koruyarak sevme. Müşfiklik demek aslında. Ve bu tanımlara göz attığımda o benim çok içimden hissettiğim şefkat sözcüğüne dair hiyerarşi meselesi tekrar su yüzüne çıktı açıkçası. Ben şefkat sözcüğünde bir hiyerarşi hissediyorum ve dediğim gibi bu hiyerarşiyi sözlükte de görünce aslında rahatladım ki sadece içimden hissettiğim bir şey değilmiş. Hakikaten bir acıma içeriyor, bir koruyarak sevme içeriyor. O yüzden de ben şefkat sözcüğünü kullanmadan kendi eğitimlerimde, yetişkin eğitimimde bu konuyu ele alıyorum. Daha çok sevmek ve bazen de aşk sözlükleriyle karşılıyorum bu mefhumu. O yüzden bundan sonra galiba daha çok sevgi, sevmek, Üzerinden gideceğim. Benim için sevgi dünyanın ana dili. Şimdi sevmek, sevgi, aşk bunlar benim için o daha önce duygular üzerine bir bölüm kaydetmiştik. Bunlar benim dünyamda duygu değil. Yani çünkü duygu deyince o bölümü dinleyenler hatırlayacaktır. Bir gelip geçicilik mevzu ortaya çıkmıştı. Ve buna çok vurgu yapmıştık. İşte öfkenin de gelip geçtiği, mutluluğun da gelip geçtiği, üzüntünün de gelip geçtiğini epey konuşmuştuk. İşte sevgi benim için böyle gelip geçen bir şey değil. Bilakis sevgi dediğim gibi dünyanın ana dili benim gözümde. Hatta bir hocam var. İlk hocam yani profesyonel eğitimi aldığım ilk hocam Eric Schiffman. Los Angeles'a gitmiştim yani 15 sene önce zannediyorum. Ve o önce İngilizcesini söyleyeceğim cümlenin. We are made up of love derdi.
Türkçe şöyle çevirebiliriz. Sevgiden yapılmışız. Yani materyal, malzeme, sevgi gibi bir cümle. Şimdi böyle söyleyince çok uçan kaçan bir yerden belki duyuluyor ama Eric bunu gayet ayakları yere basan somut bir yerden söylüyordu. Ben tam o hissi verememiş olabilirim. Ama dediğim gibi ben de yani niçin bunu tekrar burada söylüyorum? O gelip geçiciliğin
sevgiye dair bir şey olmadığını düşünüyorum hatta birçok ruhani öğretide tasavvuf olsun budizm olsun başka öğretiler olsun o aranan yer var ya aranan alan ekstasi diye bazen çevirdiğimiz alan veya işte hep salt neşenin olduğu alan orasının yolunun sevgi olduğunu düşünüyorum açıkçası ne kadar ruhani konuştum Bana bile fazla geldi şu an. Ben de zendeydim. Biraz kalmışım. Bir yandan da sevmekle anlamak benim için böyle çok el ele tutuşan iki şey. Benim için de öyle. Çok güzel söyledin. Anlamak konusuna takmış vaziyetteyim. Çok üzerine yazıyorum. Posta Poetica diye dijital bir mecmuamız var. Mahir'le beraber. Mahir Bin Saleriş'le beraber. Orada mesela birçok yazımda bakıyorum ki bambaşka konular üzerine yazsam da bir şekilde anlamak mevzuu böyle sirayet ediyor yazıyı. dediğim gibi bir kişisel takıntı olmuş vaziyette bende ama ya ondan bağımsız olarak anlamak ve sevmek bence neredeyse birbiri içine geçen en azından da böyle çok sıkı bir şekilde el ele tutuşan iki mevfu bunu da sonra tekrar geliriz. Anladığını seviyorsun, anladığına gülüyorsun, anlaşıldığına mutlu oluyorsun, sevildiğini hissediyorsun. Evet, güzel bir tamamlayıcı bence de. Evet. Yani biraz şey gibi, böyle bir takım imgeler hep dönüyor bu konuya dair kafamda. Yani sanki ilişkide senin önüne bir paket konuyor kendini keşfetmen yönünde.
İşte o paketi böyle açıyorsun. Yani öbür kişinin varlığı, ilişkideki diğer tarafın varlığı elzem o paketin senin önüne konması için, senin o paketi açabilmen için de. Ama sanki işte bir elin o paketi açarken diğer elin o ilişkide olduğun kişinin paketini açıyor. Yani aynı anda iki paketi açıyorsun. Onu anlarken kendini anlıyorsun, kendini anlarken onu anlıyorsun ve bir sırası da yok. Çok doğal bir şekilde gelişiyor ama
Çoğu zaman anlamaya yeltendiğimizde ayağımıza böyle güzel çelme takılıyor. Onlarda ayrı konular olsun. Neden öyle düşündün? Kısaca açarsan. Açmak istersen. Uzunca da açabilirsin. Çok uzatmayayım çünkü konudan güzel saparız ama yakınlık... Bir şekilde kendinde henüz tam, nasıl söyleyeyim, sindiremediğin birçok konuyu böyle çok açık bir şekilde gözünün önüne koyuyor. Ve o konularla helalleşmek, o konuları demin de kullandığım sözcükle sindirmek bazen kolay olmayabiliyor. Tabii. O yüzden de işte paketi açarken içinden çıkacak olan seni korkutabiliyor. O yüzden de ne kendi paketini ne başkasının paketini açasın geliyor bazen.
Kaçınmak gibi bir şey duyuyorum. Ama bu konuşuruz yani bu hakikaten. Bu arada Ramdas diye bir hocadan daha önce bahsetmiştim daha önceki bölümlerde. Hatırlıyor musun? Gerçek adı Richard Alpert'ti. Tekrar bir hatırlatayım önceki bölümleri dinlememiş olanlara belki. Ruhani lider Ramdas, Amerikalı aslında bir psikolog. Harvard Üniversitesi'nde işte kürsüsü var, dersler veriyor. Ama bir arkadaşıyla birlikte bu işte psikedelik maddelerle yani LSD ve başka maddelerle bir takım değişik deneyimlere ağırlık veriyor hayatında. Bu işte kendini keşfetme yolunda ve Harvard Üniversitesi bunların işine son veriyor. Bunlar asit prensler işten kovuluyor. Sonra da işte bambaşka şekillerde yani bir guruyla çalışıyor. Hindistan'a gidiyor. Neyse hani merak edenler okuyabilir. Ram Dass diye yazılıyor adı. Onun çok sevdiğim bir cümlesi var. Aslında bu cümle de onun hocasının cümlesi.
Gerçeği söyle, herkesi sev. Bu anlamak, sevmek ve gerçeklik üçlüsü bu konuyu konuşurken kenarda, aklımızda, kalbimizde bir yerde dursun istedim. O yüzden böyle bir yan yola saptık. Şimdi geri geliyoruz.
Şefkat şöyle, sözcüye baktığında Türkçe'de, demin girdik birazcık, sevecenlik demek, müşfiklik demek, birazcık acıyarak, birazcık değil yani sözcükte böyle yazıyor, acıyarak ve koruyarak sevme hali demek. Mindfulness öğretisinde de empatiyle birazcık özdeşleşiyor ve kendi çektiği veya başkalarının çektiği acı için, bu kendi ve başkalarını vurguluyorum çünkü ikiye ayırıyorlar yani öz şefkat ve başkalarına şefkat diye. Bu acıların içinde yer alabileceğini, yer aldığını, bunları hafifletmek istediğini, bunlar için sorumluluk almak istediğin bir haldeyim. Yani ben kısaca nasıl söylerdim? Hani bütün bu... Sep'in kafasında ne derdin? Ben Şevkat. Kimin acısı olursa olsun. Başkasının, kendinin. Ama acı diye bir şey var dünyada. Belki dünyanın acısı olarak da söyleyebiliriz daha kolektif bir yerden. Acıyı görebilmek, acıyı duyabilmek. Acının da bir sesi var yani neredeyse. O sesi duyabilmek. Acıyı anlayabilmek benim sözcüklerimle veya evet benim çok daha basit tabirimle böyle bir şey. Bu şefkat konusunda uzmanlar var. Christine Neff de onlardan biri. Hatta dört aşamalı cümleleri var demiştim şefkate dair Christine Neff'in. Ama sadece bir tanesini söylemiştim. Sen de diğerlerini de söyle demiştin. Şimdi o diğerlerinin yeri geldi. Onları tekrar etmek istiyorum. Bunlar öz şefkat cümleleri diye geçiyor. Birincisi, bu bana çok zor geliyor.
bir durum var, bir şey yaşıyorsun. Onunla alakalı bu bana çok zor geliyor. Yani stresli bir durumdasın ve bir şeyle mücadele ettiğini kabul ediyorsun cümlesi bu aslında. Veya işte bu çok zor diye daha da basit de söyleyebiliriz. İkincisi, bunun yaşamın bir parçası olduğunu ve bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum. Bu dayanışma deneyimini öne çıkaran bir cümle.
Üçüncüsü, kendime karşı derin bir anlayış ve şefkat hissediyorum. Bu cümle öz şefkatin iyileştirici niteliğini hissetmene izin verdiğin bir cümle. Yani öz şefkat diyorum. Tekrar ediyorum, itirazım var öz şefkat mevfumuna ama burada hani genel geçer bütün anlatılanları özetlemek istediğim için oradan konuşuyorum. Dördüncü cümlede, şimdi ihtiyacım olan tüm nezaketi ve şefkati kendime vermeme izin ver. Bu da şefkat duymaya değer olduğuna dair bir cümle. Şimdi bu dört cümleyi isteyen hep birlikte topyekün benimseyebilir. İsteyen içinde kendine daha iyi gelenleri seçip kullanabilir. Ama dediğim gibi, Öğretide bunların özel bir yeri var. Christine Neff'in de özel bir yeri var. Ben özellikle ikinci cümleyi seviyorum. Bunun yaşamın bir parçası olduğunu ve bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum cümlesi. Dayanışma içeren bir cümle. Hatta bizler 21. yüzyıl tuhaf insanlar olduğumuz için yani doğum yapan kadınlar için konuşuyorum. Doğum yapmak kadar doğamıza dair bir şey öğrendiğimiz doğum kurslarına gittik. Ben de o kadınlardan biriyim. Gurur duymuyorum bundan ama gittim. Ve o doğum kurslarında mesela o doğum anı için şu an bunu yaşayan birçok kadın var. İşte onun sayısını da söylerlerdi de şu an aklımda değil. İşte şu kadar milyon kadın o an doğuruyor. Öyle bir istatistik var. O dayanışma hissi aslında birçok yerde karşımıza çıkıyor. Onu hissetmek, dünyada benzer bir şeyi veya aynı şeyi yaşayan birçok insan olduğunu bilmek bana hep iyi gelmiştir. Kendi tecrübemden başka bir örnek vereyim. Okan ilk öldüğünde, tek başına iki çocuğa ebeveynlik yapma yükü tamamen ilk defa bana kaldığında, Böyle bazı anlar olurdu. İki çocuğumun da birden belki çok ağladığı, ikisine birden yetemediğim anlar. Hatta bir tanesini çok net hatırlıyorum. Yani Ali demek ki o zaman daha meme emiyordu yani çok ufaktı. Ali meme emiyor, Ela da yanımda ve işte bir şekilde bir kaos durumu var. Böyle yapacak hiçbir şey yok. O konu içinden kimsenin bana yardım etme olasılığı yok yani. O anda iki çocuk da tamamen beni istiyor. Yani öyle bir an var yani onu hatırlıyorum. Çok net. Şu an bunu yaşayan tek insan sen değilsin Sepin dedim kendime mesela. O yüzden yani bu cümleler içinde, demin saydığım dört cümle içinde o ikinci cümle bana çok dokunan bir cümle. Belki ilişki kurmayı seven bir insan olduğum için, dayanışmayı seven bir insan olduğum için. Yani şunu demeye çalışıyorum. Bu dört cümleden isteyen istediğini seçip alabilir veya belki diyebilirsiniz ki hiçbiri bana uymuyor. Yani bir şekil şemal yok bu şefkat mefhumunda da. Yani bu cümleleri kurabiliyorsak işte kendimize şefkat gösterebiliyoruz, kuramıyorsak gösteremiyoruz gibi yani böyle bir takım kurallar, kaideler, ana akım öğretinin doğrusu budur dediği şartlardan daha bağımsız düşünebiliriz. Yani onların içinden bize iyi gelenleri seçebiliriz.
Kendi tecrübemde de olanı aktarmak istedim. İyi ki aktardın. Bence bir o dayanışmayla çok büyük bir iş başardın. Dünya için çok küçük olabilir. Bütün insanlığın paylaştığı yegane şeylerden biri. O analık ve şeyliği abarttığımdan değil ama bir insan olarak verdiğin hissiyattan bahsediyorum. Ve şeyi de sormak istiyorum sana. Bu aslında yalnız değilsin Sepin, yapabilirsin demek de bana o kendine şefkat ve öz şefkatle çok bilmeden ve daha uzağından bir insan olarak bana öyle duyuluyor. Bu senin kendine verdiğin sevgi ve şefkat olarak duyuluyor. Öz şefkatle neresinde itirazın var peki bu durumda? Yani şöyle, bunu ayrıca daha detaylı anlatacağım. Bu bölümde mi bilmiyorum. Şevkat'in kategorilere bölünmesi bana değişik geliyor. Yani bir tane musluk var, o musluktan akıyor zaten.
Başkasına veya kendine yöneltilmesiyle ilgili bir karar yok aslında. Musluk ya açık ya kapalı. Kapalı olsa da aslında su orada duruyor. Yani açılmayı bekliyor. Yokluk yok bu konuda. Eric Schiffman'ın bana eğitimde ta seneler önce söylediği cümleyi tekrar hatırlatayım. Yani biz sevgiden yapılmışız diyor.
Bunun kendime olanını bulamıyorum da başkasına olanını rahat buluyorum. Söylemleri şeklinde tezahür etmesi bana biraz değişik geliyor. Öyle bir durum yok. Olamaz. Olayın doğasına aykırı gibi geliyor. Anlatabilir miyim? Çok iyi anlıyorum. Ama sadece o ilk başta sorduğun, bölümü açtığın soru var ya bize. O iyi insan olmakla sevgiyi, şefkati mi karıştırıyoruz ya? Aslında biz bunu meditasyonda da konuştuk, dinlemek üzerinde de konuştuk. Hep bir şeyleri iyi insan olmak, iyi bebeğin olmak, iyi evlat, iyi çocuk, iyi partner falanca ve bir şeyleri iyi olmak içgüdüsüyle yaptığımız için... İyi olmaya çalışan kendimize verdiğimiz sevgiyi göremiyor olabiliyor muyuz diye düşünüyorum hep. Ben bunu başka yerden ele alacağım işte. Acaba başkalarına şefkat, şefkat tırnak içinde diye kendimizde gördüğümüz iyi partner, iyi arkadaş, iyi vatandaş, iyi komşu neyse, olma çabası mı? Önce bence bu soruyu dürüstlükle cevaplamak lazım. Yani eğer ki şu cümleyi kuruyorsak, başkalarına şefkat gösterebiliyorum ama kendime şefkat gösteremiyorum cümlesi, bizim için geçerli bir cümle ise, önce sorulması gereken yani ilk soru, bu cümlenin arkasından gelen ilk soru benim gözümde, hakikaten iyi tırnak içinde bir şey olmak için mi yapıyorsun yaptığını ve onu şefkatle mi karıştırıyorsun? Bunu dürüstlükle, içtenlikle cevaplamak gerekiyor önce. O da bir yol haritası veriyor. Bir sonraki adıma geçmeden önce onu yapmak lazım diye düşünüyorum. Bir sonraki adım. Şeyi söyleyeceğim, ona geleceğim. Bir sonraki adıma geleceğim. Ama bir öğretideki şefkatin ifadesini birazcık tamamlamak istiyorum. Derinleştirelim. Ben aklıma geldikçe vuruyorum aslında biraz. Şimdi dört cümleden bahsettik. Şefkatin tanımından bahsettik. Şefkat meditasyonu diye bir şey de var. Onu da söyleyeyim. Tam tamamlayayım konuyu. Meta diye geçiyor, meta meditasyon diye geçer. Orada da adım adım şöyle bir şey yapıyorsun, yani takriben tabii çok farklı versiyonları var da, kendini düşünüyorsun, sevdiğin birini düşünüyorsun, nötr hissettiğin birini düşünüyorsun, olumsuz duygular beslediğin birini düşünüyorsun veya birilerini. Ve onlar için sağlık, huzur, neşe, ızraptan özgürleşme gibi çok insani, doğal temennilerde bulunuyorsun. Böyle bir meditasyon var. Şefkat meditasyonu diye geçiyor. Bu da güzel bir yöntem. İyi geliyorsa herkes deneyebilir. Şefkat meditasyonu veya meta diye yazdığınızda eminim birçok ses kaydı çıkacaktır karşınıza. Benim burada söylemek istediğim şey şu, ben mesela hiçbir zaman bu meditasyonu kendime çok yakın bulmadım. Yani şimdi demeye çalışıyorum, bu öğretilerdeki yöntemler, yollar, gösterilen veya sunulan metodlar şefkatin veya öz şefkatin tek yolu değil. Gene öz şefkati tutarak içinde kullanıyorum. Tamam, kabul. Yani böyle bir meditasyon var. İsteyen, hoşuna giden tabii ki yapsın iyi geldiği sürece ama bu meditasyon mesela bana değişik gelirdi. Çok böyle ilişki kuramazdım bu meditasyonla ve eskiden böyle hocalar yani eğitimleri aldığım dönemde hocalar yaptırmaya başladığında bunu da itiraf ediyorum. Sektör beni linç edecek.
Yani ben böyle kapardım kendimi bir güzel, kepenkler yavaş yavaş aşağı inerdi... ...ve ben kendi hayal dünyamda bambaşka şeyler içinde olurdum yani o meditasyon esnasında. Şunu demeye çalışıyorum, bir yandan da yani bunu ukalalık olarak söylemiyorum ama... ...hakikaten güzel seven bir insanım. Yani o meditasyonları yapamıyorum diye üzülenler, ne olur üzülmesin, onu demeye çalışıyorum. Yani bu şekilcilik, şemalcilik... Böyle bazen bizi gerçeğimizden uzaklaştırıyor. Yani hepimiz kendimizin pusulasıyız. Herhangi bir şekle, kimsenin bize nasıl sevgi hissedilir, nasıl sevilir, kendini nasıl seversin. Böyle bunların öğretilmesi, tabii ki bunların konuşulması çok güzel. Farklı yöntemlerin masanın üzerine konması çok güzel. Oradan istediğimizi seçip kullanırız. Ama bazen şeye dönüyor. Ben bunu yapamıyorum, demek ki bende şöyle bir sıkıntı var. Şefkatle alakalı bir sıkıntı var. konunun oraya gitmemesi gerekiyor o yüzden de ben hani diğer konuları zaten çok güzel anlatan çok güzel hocalar var ama ben bu tarafından ele almak istedim yani biraz da hani Serpil kafası usulünce ele almak istedim ya bunlar var demin ne dedim o dört cümleden hepsi size iyi gelmeyebilir veya işte şefkat meditasyonu size iyi gelmeyebilir bu bir sıkıntı var demek değil demeye çalışıyorum
Peki bu şefkat meditasyonunda aslında imgeyle de çok güçlü bir bağı olan bir insansın. Orada senin tam olarak, şu anda da praksisi bilmeden konuşuyorum tabii ki ama, uymayan, dışarı atan, kepek kapatmanı sağlayan ya da onu tetikleyen ne oldu? Nasıl bir şey oradaki? Şimdi benim için meditasyon çok özgür bir yer ve Yönerge'de bu şekilde başkalarına karşı temennilerin cümle cümle bana dayatılması... Ha, öyleydi. Evet, bana gelmiyordu. Bir cümleler veriyor ve bunları ona söyle gibi bir meditasyon. Anlıyorum, tabii ki.
Sınırları belli olan bir şeyden bahsediyoruz. Şefkat aslında daha sınırsız bir şey olduğu için. Evet, çok özgür bir yer yani. Sevmek zaten dediğim gibi dünyanın ana dili yani. Dünyanın en özgürleştirici hali. Yani bir duygu da değil sevgi. O yüzden onun böyle bir şekilde paketlenip önüme işte önce kendine, sonra sevdiğin kişiye, sonra nötrist ettiğin kişiye, böyle sıralı bir şekilde ve çok sistematik cümlelerle bir temenniler silsilesine
Girmek bana iyi gelmiyordu. Ama bu benimle alakalı bir şey yani. Tabii ki anlıyorum. Bence kabul yani. Sadece meditasyonu, o şeyi tam olarak bilmediğim için nasıl bir şey ve nasıl bir şeye götürdüğünü tam anlamamıştım. Kabulümdür bence. Okeydir. İyi ki de sordum. Belki daha açıklayıcı oldu. Evet, o meditasyonda bir takım temenniler.
Huzurlu olasın, mutlu olasın, sağlıklı olasın, ızdıraptan özgür olasın gibi böyle bir takım temenniler. Bizim şu anda SAP'in kafasında aslında biraz daha konuştuğumuz şey o sevgiye izin vermek ve onu daha ferah ve daha geniş bir şekilde, freestyle diyeyim, hani daha serbestçe yaşayacağımız bir şey diye anlıyorum. Okey, çok iyi. Ama işte onu yaşarken bu saydığımız teknikler iyi geliyorsa ne ala? Yani bir doğrusu daha cool'u, daha iyisi, daha güzeli, daha aşmışı, daha üstü, altı falan yok.
Tek dediğim hangisi iyi geliyorsa hep diyoruz ya onu yani hep kendimizi pusula olarak görmek. Derdim o benim. Yani herhangi bir öğretiyi, herhangi bir hocayı, herhangi bir kitabı değil. Kendinde var o zaten neyse o bilgi, bilgelik vs.
Alem kadar insan var, insan kadar yol var. Kimindi bu? Farah'ı sallamayayım da... ...hep böyle bir geliyor, bunu bir araştırayım, fake check yapayım. Bir havalı laf söyledim, onun da kimin söylediğini bilmiyorum. Yani şöyle demiş olduk. Kendime şefkat gösteremiyorum, başkalarına gösteriyorum cümlesi. Bizim için en başta kolaylıkla, aa evet dediğimiz bir cümle ise... ...orada bir soru sormak isterim. Herkese, hepimize, kendimle dahil ediyorum buna.
Bu hakikaten başkasına gösterdiğimiz işte bu şey gerçekten şefkat mi, sevmek mi yoksa altında sevilmeme korkusunun veya kabul edilmeme korkusunun olduğu işte iyi insan, iyi arkadaş, iyi partner olma hali mi? Önce bence bu sorunun içtenlikle cevaplanması gerekiyor bir sonraki adıma geçmek için. Bu bölümü galiba burada kapatacağım. Bunu düşünelim o zaman üstüne yatıp.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.