Podcast

S1E6: Yalnız Değilsin

Sepin Kafası

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İstesen de, istemesen de, yalnız değilsin.

Sepin bu bölümde dünyanın en sıkıcı konusundan bahsediyor; stres ama yapabiliriz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.238 kelime · ~16 dk okuma

Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. Herkese merhaba. Bu hafta biraz stres üzerine konuşacağız. Kronik stresin ne olduğunu, bizim sistemimiz üzerine etkilerini, kronik stresin ve regulasyonun bu çerçevede nereye oturabileceğini biraz konuşmak istiyorum.

Ben neresinden tutsam elimde kalan bir konu. O yüzden çok sıkmadan, çok yormadan konuşmaya çalışacağım elimden geldiği kadar. 21. yüzyılda yaşadığımız bu hayat sebebiyle, bu düzen sebebiyle, sistem sebebiyle aslında çok aşina olduğumuz bir şey, stres.

Biraz daha fizyolojik açıdan stresin aslında bize neler yaptığını konuşursak... ...belki bilmediğimiz yönlerini biraz ortaya çıkarabiliriz diye düşünüyorum birlikte konuşurken. Bana da bilmediğimi öğrenmek iyi geldiği için belki dinleyenleri de...

Transkriptin tamamını oku

İyi gelir diye düşünüyorum. Tabii bu varsayım içeriyor. Bunları bilmediklerinde belki de hepiniz bunları zaten biliyorsunuz. Hiçbir fikrim yok. Şimdi en basitinden başlıyorum. Stres fizyolojik bir tepki. Günlük hayatta stres sözcüğünü kullanırken yaşadığımız gerilimler için kullanıyoruz. Bir tehdit hissi genelde oluyor ve bu tehdit hissiyle birlikte bedende bir alarm durumuna geçme söz konusu oluyor stres dediğimizde. Ve bunun gerçek bir tehdit olmasına gerek yok. Bazen hayal edilen bir tehdit. Sadece bir tehdit fikri de bizi stres yapabiliyor, stres edebiliyor. Doğru Türkçesi hangisi şimdi bilemedim. Bedendeki stres tepkisi sonucunda neler oluyor? Bir kere adrenalin ve kortizol gibi stres hormonları salgılanıyor. Buna ayrıca geleceğim. Yeteri kadar sıkıcı olmaya başladıysa.

Dinleyenler buradan başka yerlere geçebilirler. Şakaydı bu. Yani neler oluyor? Daha hızlı nefes almaya başlıyoruz. Mesela bu hepimizin aslında fark edebileceği bir şey. Nabız artıyor. Bu da genelde fark edilebilecek bir şey. Tansiyon yükseliyor. Belki terleme oluyor. Kan dolaşımında bazı değişiklikler oluyor. Daha böyle tetikte hissediyoruz.

Bunların hepsi, bu saydıklarım, adrenalin ve kortizol dışındakiler, aslında kendi bedenimizde gözlemleyebileceğimiz şeyler. Bunu özellikle vurguluyorum. Sonra geleceğim çünkü. Yani daha önceki bölümlerde konuştuğumuz dikkati dışarıda tutabilme hali, ki buna oryantasyon demiştik, oryantasyon hali zayıflıyor stres olduğumuzda. Demin dediğim gibi daha tetikte hissetme hali. Şimdi stresin fizyolojisi dediğimde,

Aslında bedende neler oluyor? Yani birçok şey oluyor ve burada çok basite indirgeyerek anlatacağım. Ama neler oluyor? Yani daha bu hormon seviyesinde neler oluyor ve bu bizi nasıl etkiliyor? Kısaca buna değinmek istiyorum. Tabii. Stres tepkisi bedende oluştuğunda bir takım kimyasallar salgılanmaya başlıyor.

Bunlar işte adrenalin, noradrenalin veya işte epinefrin, norepinefrin. Daha fazla teknik detaya girmeyeceğim. İkisi de aynı şey zaten. Ve bunlar bizim tetikte olmamıza yarayan maddeler. Tabii bunun öncesinde de yani stres tepkisinin var olmasıyla birlikte öncesi de var bunun. Yani bir döngü aslında bahsettiğim ama oralar çok çok teknik olur diye atlıyorum. Ve bu bahsettiğim hormonlar epinefrin ve norepinefrin veya bir başka ismiyle adrenalin ve norepinefrin

Adrenalin çok kısa vadeli, kısa süreli hormonlar ve bedende birkaç dakika içinde çözülüyorlar. Hatta beden bunları salgıladığında onları çözecek kimyasalları da salgılıyor aynı anda. Şimdi bu niçin önemli? Bu hormonların çözülmüş olması, yani artık bedende stres tepkisi sonucunda var olmamaya başlaması fizyolojinin regulasyonu demek. Şimdi kortizola geleceğim. Tıp eğitimi gibi oluyor ama. Gözlerimi diktim oradayım. Cortisol, daha uzun süreli bedende devam eden, salgılandıktan sonra bir hormon.

Ve eğer stres tepkisi devamlı devam ediyorsa, yani hep stres altında, hep stres altında, hep stres altında hissediyorsak, bu çoğumuza tanıdık geliyor bence. Çünkü hep stres altında hissediyoruz. O zaman beden diyor ki, çok zeki beden, yani beynimizden daha fazla zeka var bedenin toplamında haliyle, beden diyor ki, ben niye diyor adrenalinle, Noradrenaline uğraşıyorum. Onları salgılıyorum, çözülüyorlar. Salgılıyorum, çözülüyorlar. Devamlı salgılıyorum ama stres tepkisi devam ettiği için. Ben bir kere şöyle kortizoğlu bir salgılayayım. Zaten o 24 saat kadar kalıyor sistemin içinde. Boşa çalışmamış olayım. Şu an tamamen karikatürze ediyorum, burguyu yapabilmek için. Burada artık kronik stresin tanımına girmeye başladım. Yani gündelik streste bu basit halinden daha komplike ve daha zarar verici bir yere geçiyoruz. Çünkü beden öğreniyor. Evet, beden ve devamlı kortizol salgılamaya başlıyor. Şimdi kortizolun normalde şöyle çalışması lazım. Akşam salgılanıyor, salgılanıyor, salgılanıyor, salgılanıyor. Sabah uyandığımızda maksimum seviyesinde oluyor. Böylelikle sabah uyanık hissediyoruz.

zinda hissediyoruz, güne başlayabiliyoruz. Şimdi bu demin anlattığım döngü bozulmaya başladığında, yani kortizol seviyeleri tamamen darmadağın olduğunda ne olabiliyor bedende? Mesela uyuyacağın zaman kortizol çok fazla salgılanmaya başlayabiliyor. Bu ne demek? Uyku düzenin bozuluyor. Uyku düzeninin bozulması... Uykuya dalamıyorsun. Evet, uyuyamıyorsun ve uyku o kadar önemli ki hepimiz için. Uyuyamamak zaten başlı başına çok büyük bir sağlık problemi veya işte bazen öyle şeyler olabiliyor ki, öyle durumlar olabiliyor ki... Kortizol salgılanıyor, salgılanıyor, salgılanıyor. Beden bir yerde artık sıfır kortizol salgılamaya başlıyor. Ama bunların tabi belli seviyelerde bedeni ihtiyacı var bunların. O zaman da o hepimizin çok iyi bildiği hiç bitmeyen depresyon hali gelebiliyor. Şimdi dediğim gibi çok basit anlatıyorum. Yani çok komplike bir döngüyü çok basite indirgeyerek anlattım. Ama burada anlatmaya çalıştığım şu, stresle kronik stres arasında bir fark var ve biz şu anda büyük ihtimalle o farkı bilmiyoruz. Çünkü biz çoğumuz büyük ihtimalle kronik stres halinde yaşıyoruz. Kronik stres, şimdi benim hocalarımla çalıştığım bir takım yeni nesil travma protokollerinde işte kategorizasyonlar var. Çocukluk travması veya erken yaş gelişimsel travma, şok travma gibi farklı şekilde çalışılan kategorilerde inceleniyor.

Çok fazla mı bu kategoriler? İşte 3-4 tane. Şimdi onun detayına özellikle girmedim. O dallanır, budaklanır demeye çalıştım. Kronik stres bir kategori olarak ele alınıyor artık. İçinde olarak değil. Hatta farklı. Farklı bir kategori olarak ele alınıyor. Bazılarında, bazı protokollerde. Yani bu benim için çok önemli bir bilgi çünkü kronik stres çoğu zaman farkına varmadığımız bir şey. O kadar alışıyoruz ki gündelik hayatta hiç bitmeyen stresle yaşamaya. Yani öbürleri gibi değil. İşte birinde mesela bir trafik kazası geçiriyorsun, orada biliyorsun ne olduğunu. Veya erken yaş gelişimsel travmada çocukluğunda bir şeylerin yolunda gitmediğini biliyorsun. O yüzden onlarla çeşitli modellerde, çeşitli terapi sistemlerinde çalışma ihtimalin oluyor.

Ama bu kronik stres dediğim durumda farkında bile değiliz. Yani biz böyle keyifsiz, hiç enerjimiz olmadan, böyle uyanık hissetmeden, yorgun kalkarak güne başlamayı aslında yeni normalimiz olarak kanıksamış vaziyetteyiz. Evet, tam olarak kanıksama fiili geçiyordu. Kim koydu belli değil ama burada var.

Ve bu Somatic Experiencing diye bir ekol vardır. O ekolün kurucusu Peter Levine, sendrom kelimesini literatüre karıştırmıştır, literatüre kazandırmıştır. Ve işte fibromiyajı olsun, kronik yorgunluk olsun, migren atakları olsun, panik atakları olsun hepsini de bu çerçevede inceler. Dediğim gibi yani burada bir tane doğru yok. O yüzden bunu dinleyen herkes yani bu ekol veya bu protokollerin söylediği doğru diye almak zorunda değil. Ben de öyle almıyorum. Ama bu bir bakış açısı, bir perspektif. Buralarda eğer sıkıntısı olan varsa veya bu anlattıklarımı yakın hissedenler varsa tabii ki illa bir uzmana danışmak lazım. Onu tekrar tekrar söylemek istiyorum.

Ama yani perspektif olarak, çerçeve olarak kronik stresin çok sinsi bir şekilde işlediğini, çalıştığını ve biz fark etmeden bizim o daha önceki bölümlerde bahsettiğim neşeymiş, hayattan aldığımız keyifmiş, bunların yerine hep yorgun hissetme, hep bezmiş hissetme, bunlar tabii ki olacak arada ama... Yani yeni normal olarak hayattan hiçbir zaman keyif alamama halini hayatımıza böyle benimsetmiş vaziyette. Benim isyanım buna. Anlatabiliyor muyum? Çünkü öyle hayat geçmez. Niye yaşıyoruz o zaman? Evet, benimsetmiş dediğin şey de bu aslında baya... Şehir hayatı ve kapital düzen diye duyuyorum. Yani sen onu demesen de içimden onu duyuyorum. Çünkü bir şekilde o stresin altında kaldığımız yer tamamen günlük hayat diye bahsettiğimiz binaların çevremizden yükseldiği bir hayat tarzı.

Ve evet, devamlı pompalanan da, şimdi biraz daha belki anarşist şeyler de çok söylemek istemiyorum ama yani pompalanan da bu yeni normal içinde mutluluk araçları bize işte reklamlar olsun, düzen olsun, politika olsun, devamlı onlar pompalanıyor. Yani bu yeni normal sanki normalmiş de birazcık iyi hissedebilmek için, iyi tırnak içinde şunları satın almamız. Eşyaya ve tüketime bağlı. Evet veya işte başka ne bileyim politika da aynısını yapıyor benim gözümde. Evet.

hani düzenin sevmediğim oyuncuları demek istiyorum onlara. O sevmediğim oyuncuları böyle bu yeni normali bize bir şekilde yedirmeye çalışıyor gibi hissediyorum. Kronik stresin tamamen sebepleri o. Sevmediğimiz oyuncular, itemler, sokaklar, binalar ve bu sıra baya uzun. Çok fazla stimülü ve çok fazla uyarılı yolluyoruz bence o kronik strese. İçinde yaşamamız için değil mi yani? Evet. Peki hocam bunun şeyi nedir?

Şimdi şey dermişim. Bu eski bir tane yolu var falan. Yani asla da inanmıyorum öyle şeylere ama bir hatırlatma yapacağım. Daha önceki bölümlerde de konuşmuştuk. Durma ve gözlemleme üzerine birçok kere farklı konular etrafında veya bağlamında girdik çıktık. Şimdi burada tekrar onu bir hatırlatmak istiyorum. Çünkü başımıza bir şey geldiğinde

...ve bizde bu stres tepkisi bedende yarattığında yani fizyolojik olarak bir stres tepkisi... ...var olmaya başladığında aslında sinyallerin bazılarını okuyabiliyoruz. O demin dediğim şeyler işte. Belki biraz terliyoruz, belki biraz nabzımızı fazla atmaya başlıyor, işte... ...tansiyon yükseliyor, nefes alışverişinde bir farklılık olmaya başlıyor. Ve böyle zamanlarda bizim mailimiz otomatik tepki. Yani otomatikten ne biliyorsak onu... yapmaya meylediyoruz. İşte onun yerine daha önceki bölümlerde de özellikle duyguları konuşurken çok vurgulamıştık bunu. Onun yerine bir ara verebilmek mümkünse, bu ara verdiğimiz yerde ne olduğunu gözlemleyebilmek ve daha özgür bir şekilde vereceğin yanıtı seçebilmek. Aslında özgürlüğün tanımı bu. Ama tabii bunu şimdi böyle anlatması o kadar bazen abesleştik ki çünkü yapabilecek olsak bunu zaten yapardık değil mi? Yapamıyoruz işte otomatik tepkiye gidiyoruz.

Sadece bir hatırlatıcı olarak bunu masaya koymak istiyorum bugün. Çoğu zamanda yapamayacağız belki ve problem değil. Ama işte bunları yapmak için zaten, işte önceki bölümlerin konuları, işte meditasyonmuş, oryantasyonmuş veya bu podcastin konusu olmayan bambaşka teknikler var. Yani o tanık olabilme, olan biteni gözlemleyebilme becerisini birazcık daha hayatın içinde entegre edebilmek için zaten bunları konuşuyoruz.

Biz seninle kayda olmayan bir sohbet geçirmiştik, tarım devrimiyle ilgiliydi. Hatırlıyor musun? Tarım devrimi, bu zaten insanlık yolculuğu bir evrimle ve evrimleşmeyle devam eden bir süreçse eğer, o tarım devriminden bu yana o kronik stresin de büyük ihtimalle geldiği yer hiç volüme aynı olan bir yer değil. Sürekli binalar ve dağları karşılaştırıyorum bazen o stres şeyinde. Galiba insanın yolculuğunda şu anda 21. yüzyıl diye bir etiket koymamız zaten o.

Şu anda son gelinen yerde kronik stres böyle bir şey zaten galiba. Ondan önceki teayülü başka veya daha başka dertler vardı ve büyük ihtimalle o dertler konuşuluyordu konuşulmuyordu bilmiyorum ama farklı çözümleri vardı. Şimdi geldiğimiz yerde insanların birbirine teselli vermesi artık imkansız bir şey oldu bence. Ama işte şeyi unutmamak lazım. Yani tabii ki benim başıma da o kadar çok iş geldi ki yani kıyaslamak da saçma da geldi. Yani her daim o biyofilya diye bir mefhumdan bahsetmiştim ya hayata karşı duyulan neşe, sevgi, aşk bile diyebiliriz. Yani her daim onun içinde dans ediyor olmamız hiç gerçekçi değil. Bunu anlıyorum ama bizim DNA'nın yapısı o aslında.

Ama biz işte o demin yeni normal diye saydığım yeri DNA'nın yapısı zannediyoruz şu an. Yani bu böyle biraz bana yaşamamak gibi geliyor. Bana da şeytan icadı gibi geliyor. İşte politikacılar binaları, dolarları, borsayı ve her şeyi ve aynı zamanda rekabeti desteklediği için bir şekilde vücudun da o yeni normalde ya da beynin de o yeni normalin içinde bir şeyler üretiyor oluyor. Ve sonra da bunun adı oluyor. Tükenmişlik sendromu. Evet.

Sen de mi tükendin? Hepimiz orada bir kardeş birliği olabiliyoruz ama hepimiz tükendik gibi de bir ara doğru gidiyor gibi. Evet, şimdi hep birlikte dinleyenler... Fistaşlık kuruluyor şu anda bizim. Beraber ağlayabiliriz. Bir de şöyle bir şey söylemek istiyorum. Yani stresli bir şey yaşadığımızda... ...aslında sanki böyle önümüzde bir şelale akmaya başlıyor. Duygular, düşünceler, duygular, düşünceler... ...çok yoğun bir şelale önümüzde akmaya başlıyor. O demin dediğim tanık olma hali, şelalenin gerisine gidebilmek. Yani şelaleden bir adım geriye atmak ve şelaleyi görebilmek. Belki böyle bir metaforla da daha iyi oturabilir. Çünkü şelalenin altında durmaya devam edersek, genelde öyle yapıyoruz, o zaman çok net göremiyoruz olan biteni, etrafımızı, başımıza geleni. Ama söylemesi daha basit, biliyorum böyle sözcüklerle anlatması, içinde yaşarken bunun ne kadar zor olduğunu, tecrübeden biliyorum. Ben sadece teknik olarak bunu hatırlatmak istiyorum çünkü belki başımıza gelen beş tane stresli durumda bunu yapamayız ama bir tanesini de belki deneyebiliriz. Ve bu deneme de hep daha önce söylemiştim yani bilinçli bir deneme haline geçiyorsak... ...daha az stresli yani böyle beş tane en stresli durumun daha az streslisiyle başlamak daha doğru. Yani daha kolay olanla başlamak daha doğru. Yani başımıza gelmiş en stresli durumda... ...şelale metaforu, tanık olmak, gözlemlemek yani lay lay lay, loy loy loy öyle bir şeyden bahsetmiyorum ama... Daha az stresli, hepimizin hayatında vardır böyle bildiğimiz bizi daha az stres eden durumlar. Onlarda bunu deneyebiliriz. Yani böyle biraz kolay olanla daha bizim ferahlıkla yapabileceğimiz yerlerde denemek lazım. Ve bu şelalenin gerisinde dururken Kristen Neff diye özellikle şefkat konusunda otorite olarak bilinen bir psikolog vardır. Onun böyle birkaç cümlesi var. Şimdi onları tekrar etmeyeceğim burada. Ama çok merak ettirdin.

Öyle mi? Sadece söylemen bile çok merak ettim. Tamam bir tanesini sadece alakalı diye söylemek istiyorum. O da işte böyle bir şey yaşarken şunu aklımıza getirebiliriz. Bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum. O dört cümleden mesela en çok bana işleyeni hep bu olmuştur. Birçok örnekte anlatırım yani yetişkin eğitimde. Şimdi burada şahsi hayatıma girmek istemiyorum. Buradaki dayanışma deneyimine vurguyu çok önemsiyorum. Christine Neff'in bu cümlesini. Yani bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum. Bu hepimize iyi gelir. Hep bunu bilmek. Ve hepimiz için de geç yerler. Evet. Hiçbir zaman, hiçbir yerde yalnız değiliz. Acıda da yalnız değiliz, evet.

Demin anlattığım her şeyin, demin konuştuğumuz her şeyin bağlamında regulasyona bir girip çıkmak istiyorum. Çünkü regulasyon çok sofistike bir konu. Birçok farklı yerden ele alabiliriz regulasyonu ama demin konuştuklarımız çerçevesinde regulasyona dair bir şey söylemek istiyorum. Şimdi bebekler doğduğunda, çünkü neden bahsediyoruz? Stres olduğumuz zaman kendi kendimizi regüle edebilmeyi konuşuyoruz aslında. Yavaş yavaş oraya geldik. Bu Christine Neff'in cümlesiyle oraya atıfta bulunuyorum aslında. Şimdi biz bebekler doğduğumuzda bazı regulasyon becerilerimiz yerli yerinde doğuyoruz.

Ama bir kısmını bize bakım veren kimse, ondan öğrenmemiz gerekiyor. Hatta ondan ödünç almamız gerekiyor diyebilirim. Onun sinir sistemiyle uyumlanarak, onun bize modellemesiyle yavaş yavaş... yerine oturan bir regulasyon becerisi var. Buna birlikte regulasyon deniyor. İngilizcesi co-regulation. Genelde stres konuştuğumuzda kendi kendini regüle edebilme becerisi, parantez açıyorum, self-regulation diye geçen beceri öne çıkar. Çünkü stresli bir olay yaşadığımızda kendi kendimizi regüle edebilmemiz önemlidir. Ve bugünkü düzende, bugünkü sistemde bireycilik bu kadar pompalanırken, demin de konuştuğumuz sebeplerden ötürü, bu çok doğal. Yani kendi kendini regulasyon sanki hepsinden daha önemli, hepsinden daha iyi, onu yapabilen daha başarılı gibi yani bu sıfatları özellikle seçiyorum. Halbuki birlikte regulasyon çok mühim bir şey ve bu genelde atlanıyor. Birlikte regulasyon, doğduktan sonra bakımverenin modellemesiyle bebeğin regulasyonu aynı anda da bakımverenin regulasyonu demek. Bunun çok basit bir örneği, bebek meme emerken aslında birlikte regulasyon oluyor. Yani o an uygun koşullar yerindeyse emziren de regüle oluyor, bebek de regüle oluyor. Yani evrim aslında sistemi öyle bir buraya getirmiş ki birlikte regulasyon yani olması gereken şey, Zaten var. Ama işte şu anki düzende, sistemde hep buraya dönüyoruz. Bunlar olamıyor. Yani birlikte regulasyonu göremiyor yeni doğanlar. Bizler de büyük ihtimal kendi bebekliğimizi de az gördük. Belki hiç göremedik veya kendi çocuklarımızla bunu yaşayamadık. Yani bunun sebepleri apayrı ve burada girersek çıkamayız. Bir sorumlu yok bunun için yani anne sorumlu işte benim annem sorumlu... ...ben de kendi çocuklarıma karşı sorumluyum demiyorum. Bu böyle bütün sistem içinde incelememiz anlamamız gereken bir konu ama sonuç bu. Şimdi biz birlikte regülasyonu öğrenemediğimizden yetişkin hayatımızda... ...kendi kendimizi regüle etme becerisinden yoksun yaşamaya çalışıyoruz. Peki kendi kendini regüle etmekte temas şart mıdır gibi bir soru geldi.

Yani şöyle, kendi kendini regüle etmek ve birlikte regüle olmak bir dans gibi benim gözümde. Ve bu ikisi arasında dans edebilmek çok mühim. Çünkü bazen öyle şeyler yaşıyorsun ki kendi kendini regüle edemiyorsun. Yapacak bir şey yok. O zaman başka birine ihtiyacın oluyor. Ve oraya bir süre öyle bir destek sana gerekiyor.

Ama işte bu hep kendi kendine regulasyon ön plana çıktığında bu birlikte regulasyon unutuluyor. Öyle bir şey yok. Yani çocuklukta olduysa oldu sonra bir daha zaten olmaz diye bir şey yok. Birazcık onu burada vurgulamak istiyorum. Çünkü hepimiz yani mesela bir kedinin bir köpeğin yanında iyi hissederiz ya. Aslında hepimizin yanında iyi hissettiğimiz hiçbir şey demese de sessizlikte bile yanında olmaktan mutluluk duyduğumuz insanlar var.

Ve bu insanlarla büyük ihtimal bilmesek de olan şey fizyolojik seviyede birlikte regulasyon. Şimdi çok daha iyi anladım. Şimdi biz bunu kaçırdıkça ve hep kendi kendimizi regüle etmeye odaklandıkça bu opsiyonu tamamen hayatımızdan bertaraf ediyoruz ve tek başına çok daha zor olacak bir şeyin peşinden gidiyoruz. Yani her şeyi kendi kendimize halletmenin peşinden gidiyoruz. Olmuyor zaten. O yüzden burada özellikle yani bu bölümde bu kadar işte can sıkıcı konular konuştuk. Stresmiş, kronik stresmiş, oymuş, şunmuş, buymuş. Yani şunu hatırlatmak istiyorum. Yanında iyi hissettiğimiz insanlar var. Ve bu bilsek de bilmesek de o insanların yanındayken aslında birlikte regulasyon diye anlattığım şey oluyor. Ve bu çok kıymetli bir şey. Yani bu birlikte iyi hissetmek, birlikte mutlu olmaktan öte bir şey söylüyorum. Sinir seviyesinde bir şey oluyor.

dediğim gibi kedi veya köpeklerle bunu çok iyi yaşamışızdır yani bu kedi ve köpekten anlatınca hemen herkes anlıyor aslında ama böyle insanlar da var ve bu desteği hayatımızda bir şekilde var etmek zorundayız yani desteksiz bu hayat dayanışmasız Dayanışmasız olmaz. Ben ilişki içinde bu desteği bulabilmeyi çok önemsiyorum. Zaten bütün eğitimlerde de hep oradan devamlı bir şeyler anlatıyorum. Burada da onu çok, bu kadar işte stres, kronik stres konuştuğumuz ortamda onu vurgulamak istedim.

Biz de bu ara bu dayanışmayla ilgili ve yeni tanıştığımız ve anlaştığımız insanlarda ve özellikle iyi bir gece geçiriyorsak İngilizceden bir kelime ödünç aldık. Vibe'lanmak diyoruz. İyi vibe'landık bence bu gece. O vibe'u bulmakla ilgili ya da o böyle moodu, enerjiyi bulmakla ilgili. O gece herkes biraz gülüp kıkırdadıysa ve aynı noktadaysa iyi vibe'landık bence. Çünkü o böyle herkes kendi vibe'ıyla giriyor, kendi enerjisiyle giriyor. Ve sonrasında bir şekilde hasbelkader birileri oturup gülebiliyorsa bence bu gece iyi iş çıkardık diyoruz. Çünkü diğer türlü biri zaten yorgun argın oluyor, biri zaten büyük ihtimal sırtı ağrıyor oluyor, diğeri aklında bin tane şey falan. O yüzden insanlarla vipelanmak bence önemli bir şey. Yeni bir terim. Buradan da şunu bir söylemek istiyorum nedense. Kanada'da birlikte çalıştığım bir hoca var. Hoca demez kendisine, çiftçi ve yazar diyor. Steven Jenkins'in, benden çok duymuşsunuzdur ismini. Onun şöyle bir cümlesi var. Tek ebeveynli aile, bozulmamış bir kültürde, doğaya karşı işlenmiş bir suçtur.

Ya bizim yapmaya çalıştığımız aslında bir takım örnekleri de var. Bu hep kendi kendine becermek, kendi kendine yetmek. Bunlar güzel şeyler yani bunu yansımıyorum. Ama her şeyi kendi kendine yapmak, her şeye kendi kendine yetmek. İşte bu mesela aile sisteminde de örneğini gördüğümüz bir durum olmaya başlıyor. İşte bu Steven'ın da söylediği tek ebeveynli aileler var mesela ve ben çok müzdaribim bu konuda. Ben de tek başıma ebeveynlik yaptığım için.

ne kadar zorlayıcı olabildiğini biliyorum ve işte orada o dayanışmayı insan istiyor. Yani demin bahsettiğim dayanışma evet sinir sisteminde, sinir sistemi seviyesinde daha doğrusu da ihtiyacımız olan bir şey. En basit aile sistemi içerisinde de ihtiyacımız olan bir şey. O yüzden biraz daha o dayanışmaya belki geniş perspektiften bakmak iyi olabilir. Bu tek başına ebeveynlik konusunu da özellikle konuşmak istiyorum. Ayrıca... Çok çok müzdarip olduğum. Arada böyle beni çok zorlayan bir konu. Ama yani şunu da bırakmak isterim bu bölümün sonunu diyeyim. Onarım mümkün yani bu çok güzel bir bilgi bence. Evet.

Yani birlikte regulasyon diye anlattığım şey, yetişkin hayatımızda da olabiliyor. Yetişkinler arasında da olabiliyor. İlla bakım verenle, bebek arasında olması gereken, olabilen bir şey değil. O yüzden de işte o insanlarımızı... Bulmamız gerekiyor. Yani kendi köyümüzü yaratmamız gerekiyor. Bize dayatılan köy dansı. Öf harika bir finaldi. Şey olarak düşündüğünde insanlara bir utanç öğretildi bence. Üzgün olmamakla ilgili. Üzgün hissetmemek, umutsuz hissetmemek, korkulu hissetmemek. ya da onu gördüğünde daha düşük insan. O ya iç sesimiz ya da başkalarının bizimle ilgili düşündüğünü hissettiğin o şey. O yüzden de o paylaşacağın insanları da, bunu tanışmakta da konuşmuştuk, o çıplak hissetmek, birinden destek almak, birine kendini tanıtmak. Galiba evet, güvenli köyler ve güvenli ziller bulmak insanın mahallesini oluşturuyor. Ve oralara gitmek gerekiyor, binalar varsa da diye anlıyorum. Evet, yani ben başka yol çok arıyorum, bulamıyorum. Hadi köyümüze dönelim, atlarımıza atlayıp, dıkıdık dıkıdık dıkıdık. Bence iyi vipeladık bu arada. Öyle mi diyorsun? Aynen.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)