
2.155 kelime · ~11 dk okuma
Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. Bir oryantasyon pratiği yapalım mı? Yapalım. Bunu yapanların oturduğunu varsayıyorum. Belki oturduğun yerde biraz daha nasıl rahat olabilirim diye bakabilirsin. Yani bunun için meditasyon bölümünde de değinmiştik. Herhangi bir şekil şemal hiçbir şey yok. Nasıl oturuyorsan oturuyorsun. Ben mesela şu an bir sandalyede. Böyle gayet alelade bir şekilde bağdaş kurmuş vaziyetteyim. Öyle dik falan da oturmuyorum. O yüzden böyle şekil, şemal işte şöyle olmalı, böyle olmalı. Onların hepsini bir kenara bırakıp nasıl oturuyorsan birazcık daha rahat olman mümkün mü? Belki onu araştırabilirsin. Ve yönergem şu olacak. Bırak gözlerin istedikleri gibi dolansınlar. Şimdi yapalım birlikte. Bırak gözlerin olduğun mekanda istedikleri gibi dolansınlar.
Ve bunu yaparken sanki gözlerinin kendi iradesi var. Ve sen o iradeyi takip ediyorsun. Yani işçi gözlerini yapıyor. Ve bunu yaparken hareket gözden başlıyor. Boyun ve baş tabii ki gözü takip ediyor.
Ve belki Gözlerin bir yerde kalmak istiyor. Ve bırak bu olduğunda gözlerin nerede kalmak istiyorlarsa kalsınlar. Belki nötr bir şey bu. Belki nispeten sana iyi gelen bir şey.
Sana hoş gelen bir şey veya hoş-nahoş skalasında daha az nahoş gelen bir şey. Ve şimdi tekrar bırak gözlerin. İstedikleri gibi dolansın. Olduğun yerde. Hani neredeyse.
Bunu gün içinde keyif aldığın sürece tekrar edebilirsin. Önemli olan keyif almak. Keyif almıyorsan lütfen yapma. Şimdi oryantasyona şöyle devam etmek istiyorum. Oryantasyon sinir sistemi ya da fizyoloji nezdinde nasıl çalışıyor? 1. Oryantasyon teknik olarak beyin köküne yeni ve nötr geri bildirim veriyor. Yankı odasındaki dörtlüden gelen problemle odağı perspektifi bilgisi yerine nötr ve başka bir bilgi geliyor.
Birçok öğrenci benimle çalışan meditasyon yapamıyorum diye yakınıyor. Benzer tecrübesi olanlar varsa aranızda oryantasyonu meditasyonun başına ekleyebilirsiniz veya hiç meditasyon yapmayıp bir süre veya belki hep sadece oryantasyon yapmak da mümkün. Yani bu çalışmaları illa hepimiz yapacağız diye bir şartı şurdu yok. İyi geldiği kadar yapacağız. Yani eğer iyi gelmiyorsa bırakacağız. İşimiz hep keyif almak. Bunu ne kadar söylersem yeteri kadar söylemiş olamam.
O yüzden oryantasyon da meditasyon gibi günlük bir pratik haline gelebilir. Meditasyon yerine hatta. Ve bunu da tekrar etmek istiyorum. Çünkü çok önemli bence. Bu ne ben dedim diye, ne başkası dedi diye. Meditasyon bölümünde de bunu konuşmuştuk. O guru dedi diye, bu protokol, bu ekol söyledi diye yapılacak bir şey değil. Bunların hiçbiri. Bunları yapamamak yeteri kadar işte spritüel olamamak gibi bir şey değil. Zaten spritüel sözcüğüyle de ayrıca bir derdim var. Ama bana şimdi hiç girmeyecek.
Yani bu sadece iyi geliyorsa, keyif veriyorsa yapılacak bir şey. Bunu çok rahatlıkla söylüyorum. Çünkü gerçekten yüzlerce insanla çalıştım ve onların geri bildirimini size aktarıyorum. Yani kendi tecrübemi değil yüzlerce insanın geri bildirimini size aktarıyorum. O da oryantasyon. ortalama da iyi geliyor. O yüzden denenebilir, onu söylemek isterim. Kimse dedi diye değil, tekrar ediyorum, bir ekol de geçtiği için değil, bir öğretmen, bir eğitmen dedi diye değil, hep pusulamız kendimiziz yani. Bize iyi geliyorsa, bize keyif veriyorsa yapılası bir şey.
İki, oryantasyon fizyolojiye ne yapıyor? Oryantasyon bu donma sistemi diye tabir edilen, aslında onun tam teknik terimi yüksek dorsal ton ama onu da girmeyeceğim şimdi, daha çok bizlerin donma diyebildiği, donma tepkisi, donma sistemi diyebildiği yolu kapatıyor oryantasyon. Bu çok önemli. Üç, ne yapıyor? Bu tanık olmak, gözlemci olmak dediğimiz mefhumu fizyolojik olarak mümkün kılıyor. Yani şöyle bir şey, Martı görüyorsun ve genelde Martı'ya şunu demek istemiyorsun içinden. Martı kardeşim, sen uçtuğun yere doğru değil de şöyle ters istikamete doğru uçsana demiyorsun.
Onun o nereye gidiyorsa gidişi zaten yeteri kadar iyi ve çok keyifli onu izlemek. Veya işte bulutları görüyorsun diyelim. Bulutlara şöyle bir hafif öbekleşseniz benim için daha güzel olacak demiyorsun. Zaten olduğu hali çoğalması gerektiği gibi. Ve çok keyifli yani, çok güzel zaten. Burada İrlandalı yazar James Joyce'a bir atıfta bulunmak isterim. James Joyce bunu sanatın tanımında kullanır. Yani der ki, tam böyle değil, çok uzunca bir alıntı olur. Şimdi uzatmayayım burada ama yaklaşık olarak şöyle der, ''İyi sanat, gördüğünde tutuklu kalmaktır.'' gibi tekrar etmiş olabilirim yani onun söylediği şeyi.
Yani neredeyse bu oryantasyondaki o tanık olma, gözlemci olma hali işte o gördüğündekinde tutuklu kalma hali ve ondan başka bir şey istememe hali o an için. Hadi beni sözlü yap dermişim şimdi bunu anlattıklarına. Yani şöyle o James Joyce işte bunu iyi sanat için der ki mesela kötü sanatta bir istek ya da tiksinti vardır der. İstek işte bir şey elde etme hali gelir der. Tiksinti de terk etme hali gelir der. Halbuki iyi sanatta o gördüğünde tutuklu olma hali vardır der. Dediğim gibi tam aynı cümlelerle söylemiyorum kendi ifadelerim bunlar. Oriyantasyonun fizyolojik olarak yaptığı şey de bu işte. Peki Sepinci, gerçekten hayattaki o iletişim, bu oryantasyonla beraber de konuştuğumuz şey, gerçekten aslında biraz hem kabullenmek hem de çok savaşmamak değil, bence yanlış bir kelime olur eğer, savaşmamamız mı lazım diye sorsam ama... Sanki bir şeylerin olduğu gibi olmasına da izin vermemiz gerekiyor gibi mi? Bir yere bağlanıyoruz. Yani şöyle diyebiliriz, o anda olmak, burada olmak diye tabir edilen bir mefhum var. Aslında onun sinir sisteminde bir karşılığı var. Şimdi teknik isimlere girmeyeyim, kafaları karıştırmayayım gereksiz yere.
Ama oryantasyon, o anda olmak, burada olmak diye tabir edilen mefhumun, birazcık da altının maalesef boşaltıldığı o mefhumun, sinir sistemi karşılığında, fizyolojik karşılığındaki kapısı oryantasyon. O kapıyı açıyor bize. Yani sanki sen o kapıdan geçiyorsun, öyle bir şey. Yani fizyolojik olarak cevaplamak istediğim sorunu ve oryantasyonun fizyolojik olarak yaptığı şey bu. Kabul. Peki, oryantasyonla meditasyon arasındaki şey biraz bir karanlık, bir aydınlık gibi duyuruyor. Şimdi şöyle, bu dönem insanı için evet, çünkü biz iç dünyamıza baktığımızda, meditasyondan bahsediyorum, gördüğümüz şeyler daha nahoş şeyler. Nasıl yani? İçimizde yani daha çok korkularımız var, kaygılarımız var. Evet. Kendimizi dövdüğümüz düşünceler, eksikliklerimiz, yetersizliklerimiz... Yani orada böyle bir heybe var kendi iç dünyamızda. Kendimizi iyi hissettirmeyecek düşünceler, hisler, onlara eşlik eden beden duyumları, imgeler, görüntüler... Bunların hepsi bir, dediğim gibi, yankı odası gibi düşün. Yani o yankı odası bir heybeye saklanmış, bizi bekliyor iç dünyamıza döndüğümüzde. Meditasyon, bir içsel çalışma, iç dünyaya döndürüyor insanı. Olan şey o. Şu anki yaşamda, yani 2022, işte 21. yüzyıl insanı için, evet. Evet, göz kapaklarımdan düşünmüştüm aslında sadece. Yani birini açık tuttuğumda gözüm o ışıkla görüyor, diğeri kapattığında... Nerede kaybolacağım ve neyi görebileceğim ya da hissedebileceğim hakkında hiçbir fikrim yok. Onu ben lider etmiyorum sanki. Başka bir lider var orada. Ya da hiçbir şey yok. Sadece salınan bir şey var ama. Çok güzel analoji bu. Bir tek şunu hatırlatmak isterim. Meditasyonda konuştuk. Meditasyonu gözler açıkta yapabiliyoruz. Ama dediğin şeyi çok anladım. Çünkü oryantasyonda gözler açık derken dikkat dışarıda. Meditasyonda dikkat içeride. Kastettiğin şey bu.
Aynen öyle hissediyorum. Şimdi oryantasyon yaparken demin bir pratik yaptık birlikte. Bazı olmazsa olmazlardan bahsetmek istiyorum. Çünkü belki bunu denemek isteyeceksiniz kendi başınıza. Ve yani işimiz keyif almak. Onu bir hatırlatmak isterim. Eğer keyif vermiyorsa, iyi gelmiyorsa yapmayın. Gerçekten tek konu keyif almak. Özellikle özellikle bunu tekrar ediyorum. İşimiz keyif almak. İyi gelmiyorsa, keyif vermiyorsa bırakıyoruz. Şimdi
Bir üç saniye kuralı var. Genelde öğrencilere de hep böyle anlatıyorum. O gözleri bıraktık, istedikleri gibi dolandılar. Daha sonra belki bir yerde kalmak istediler dediğim yerde üç saniyeden fazla kalmıyoruz. Yani burada zamanla bizim tecrübemize bir müdahalede bulunuyoruz. Üç saniyeyle. Bunun neden olduğunu da kısacık anlatayım. Çünkü büyük ihtimal dördüncü saniyede o anki tecrübeye yankı odasından bir bilgi gelecek. Yani gene metaforik anlatayım. Yankı odasındaki anlam kanalı belki fark edecek, bir şeyler oluyor, hemen motoruna atlayacak. Ve diyecek ki, sen diyelim orada gözün işte martılar dedik, bulutlar dedik, gayet sana iyi gelen, keyif veren bir şeyde kalmak istedi. Anlam kanalından sana yarınki toplantıya yeteri kadar hazır mısın gibi bir bilgi gelecek. Tamam mı? Bunun gelmemesi için üç saniye kuralıyla oryantasyonu tutmaya çalışıyoruz. Anlatabildim mi? Tamam. Bir yaptığımız bu. O yüzden üç saniye önemli. İkincisi, bunu eğer mümkünse doğada yapmak. Bu arada bütün kuralların ehemmiyeti aynı seviyede. O yüzden doğada yapmak da çok önemli. Niçin? Çünkü doğada gördüğümüz şeyler, nötr şeyler, hatta çok keyif veren şeyler. Doğada yaptığımızda gözlerimizin kaldığı şeyler, işte martılar, bulutlar, ağaçlar, toprak, çimen, dalgalar, deniz, her neyse zaten çok keyifli.
Çok güzel ve bize iyi geliyor. Bir diğer kural da şu, oryantasyon yaparken etrafımızda yoğun duygular hissettiğimiz insanlar olmasın veya canlılar olmasın diyeyim. Kedimiz, köpeğimiz, işte sevgilimiz, partnerimiz, annemiz, babamız, çoluğumuz, çocuğumuz, kayınvalidemiz, her neyse. Kimse olmasın mümkünse. Çünkü o zaman gözlerin kalmak istediği yer bu sevdiklerimiz oluyor genelde. Zaten hep insan oluyor aslında gözün kalmak istediği yer. Hep canlı doğadan gördüğü bir şey oluyor. O yüzden işte insan ve canlılar ve bulutlar ve martılar oluyor. Ama yoğun duygular hissettiğimiz kişilerde gözler kaldığında demin anlattığım gibi yankı odasından belki
Bu sefer duygu motoruna atlayacak, his kanalı yani motoruna atlayacak ve kaybetme korkusuyla bu sefer kapımızı çalacak. Olabilir olmayabilir ama biz olabilecekleri bertaraf ediyoruz ki yaptığımız şeyden keyif alalım. Çünkü işimiz keyif almak. Çok iyi anladım. Peki buna çok böyle kısa bir soru sormak gerekirse, bu bir şey disiplini mi oluyor? Mesela o kaybetme korkusu, terk edilme, yalnız kalma, pop-up bilmem ne çıkan şeyler, oryantasyonla biraz daha sakinleşiyor ve sonrasında benim o sevdiğim kişilere baktığım yerdeki nötrlemeyi de daha kolay mı sağlıyor ve yardımcı oluyor? Yani şöyle, oryantasyon, meditasyon bölümünde bahsettiğimiz odayı genişletme,
müdahalelerinden. Bir tanesi tabii ki çok basit bir müdahale ama o işe yarıyor. Ve sen odan genişlediğinde başına korktuğun şeyler geldiğinde daha taşıyacak kapla onları karşılıyorsun. Yani kabın genişlemiş oluyor demiştik ya. Evet bahsetmiştim. Kaçacak yerin daha alanının daha çok olduğu için daha geniş bir şeyi. Evet bunun gibi bir şeydi.
Yani oryantasyonu bu National Geographic belgesellerinde de mesela hayvanlar bir tehdit hisseder. İşte diyelim zebra oynuyor böyle güzel güzel. Sonra işte bir hışırtı duyar. Bir kere önce anlaması lazım. O tehdit mi değil mi? Yani bir aslan saklandı da saldırmak için bekliyor mu? Yoksa rüzgar ağacın dallarını mı hışırtattı? Emin olur, emin olabileceği kadar.
Ve daha sonra tehdit yoksa bu dediğimi yapar, yani demin yaptığımızı yapar. Etrafı bir tarar. Aslında oryantasyon bizim DNA'mızın çok iyi bildiği bir şey. Zaten çoğu öğrencimden duyduğumda artık oryantasyon otomatik bir şekilde hayatımda. Yani oryantasyon yapmaya çalışmıyorum.
Bir bakıyorum oryantasyon yapıyorum. Zaten görüyor ve hissediyor. Harika. Bu cümleyi çok sık duyuyorum ama başta evet yani bir disiplin demiştik ya gene meditasyon bölümünde Yava'nın dans partneridir. Yani başta disiplinle iyi geldiği sürece, keyif verdiği sürece yapmak lazım. Sonra bakalım hayatımızda kendine nasıl yer buluyor. Evet çok doğru.
Hangi hayvan olurdun? İçinde böyle spirit animal'ın falan var mı hiç düşünmüş muydun? Benim o çok kadim gelenekten bir meditasyon da o. Öğrencilerle çok yapıyorum. Her defasında değişiyor. Ama son zebra çıktı o yüzden şimdi zebra dedim.
Zebra çıktı ve neden bilmiyorum. Şimdi başa bağlayacağım. Ne diyorduk? Hani yağmurdan önce filmde hep atıf yapıyoruz. Zaman asla ölmez. Çember yuvarlak. Yıldırım, bizim çember yuvarlak olsun istiyoruz ya. Evet, yani...
Oriyantasyon pratiğini yaptık. Oriyantasyonun fizyolojik olarak ne yaptığını konuştuk. Oriyantasyonun bağlamını da konuştuk. Yani hangi bağlamda var? İşte beş tane kanal var dedik. Dört tanesi tecrübe kanalı var dedik. Dört tanesi hep yankı odasından bilgi veriyor dedik. Ve o yüzden de yankı odasındaki bilgi bize gelmeden... ...üç saniyede tekrar gözleri dolandırmaya başlayarak olduğumuz yerde... ...o bilginin, gelecek bilginin önüne ket vuruyoruz dedik.
Şunu da söylemiş olayım, ek bilgi. Biliyorum ki aslında bu üç saniye hiçbirimize yetmeyecek. Ve biz bundan keyif aldıkça, bu bize iyi geldikçe, biraz daha, biraz daha o saniyeler, işte dört, beş, yedi, neyse, artarak gidecek. Ve bu saniyeyi arttırdıkça yine biliyorum ki yankı odasından problemle odağa bilgisi gelecek. Bu geldiğinde ne yapabiliriz? En azından onu da söylemiş olayım ve böyle bitirelim. Benim birlikte çalıştığım hem mentorum hem hocam Steve Hoskins'ın İngilizce olarak tip your hat der. Yani şapkanla selamla demeye getirir.
Belki kalp insanı olduğum için kalbinle selamla diyorum. Sizin için bambaşka bir şey olabilir ama yankı odasından bahsettiğim problemle odağa bilgisi geldiğinde bunu görüp kalbinle selamlayıp veya nasıl selamlamak istiyorsan kendi istediğimiz şekilde yapabiliriz dinleyenlere kalmış. Gördüğümüzü bilişsel olarak ifade edebiliriz. Yani diyelim oryantasyon yaptın ve işte gözlerin bulutlarda kaldı. Ama üç saniyeyi geçirdin. Dördüncü, beşinci saniyede yarınki toplantıya hazır mısın? Hala yeteri kadar hazırlanmadın gibi bir düşünce geldi. O düşünceyi kalbinle selamlıyorsun. Bu ne demekse hepimiz için. Ve oryantasyonda olanı, yani gözlerinin baktığı şeyle, çünkü oryantasyonda olan o, zihnindeki düşünceyi hize alıyorsun. O yeni gelen, yani problemli odağından gelen düşünceyi görmekle birlikte diyorsun ki, ben şu an bulutlara bakıyorum. Yani duyunun yaptığı, gözlerinin yaptığıyla düşünceni denkleştiriyorsun.
Bunu da bir deneyebiliriz. Bakalım iyi geliyor mu? İyi gelmiyorsa 3 saniyeye geri dönüyoruz. Tamam mı? O zaman saniyeleri uzatmak yok. Ama saniyeleri uzatmak canımız çekiyorsa ve o zaman işte bu tarz oryantasyondaki tecrübeyi tırnak içinde bozacak şeyler olmaya başlıyorsa bu dediğimi deneyebilirsiniz. Ve tabii ki işte iyi geldiği sürece, keyif verdiği sürece devam edebilirsiniz. Yine şeye çıktı, reddetmek değil, bir şekilde onu kap kabuk kabulleniş şeklinde alman. Yani hani kalbinle, umudunla ne istiyorsan aslında onunla selamlayıp, evet yarınki toplantıda umurumda ama şu anda kendimde kalmak istiyorum, yarına hazır mıyım bilmiyorum ama en azından bu fikrimi de kabulleniyorum gibi bir şeye çıkıyor. Evet, ben şu an bulutlara bakıyorum. Ünküse bakmak istiyorum. Biraz daha bakacağım, izin ver gibi bir şey. Lütfen git yanıma. O bastırma çünkü bir meşin top düşün, suyun altına sokmaya çalışıyorsun da durmaz orada hop diye fırlıyor. Yapacak bir şey yok.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.