Podcast

67 - Çoklu Evrenler, Alternatif Hikâyeler ve Simitler

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Geçtiğimiz hafta gerçekleşen Oscar Ödül Töreni'ne "Everything, Everywhere, All at Once" damga vurdu. Yepyeni bir hikâye anlatımı sunmasıyla dikkat çeken filmin ana teması, bu haftaki bölümümüzün de konusunu oluşturuyor. Yeni 111 Hz bölümünde, çoklu evrenler teorisini anlamaya ve bu teoriyle anlatılabilecek hikâyeleri hayal etmeye çalışıyoruz.



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Özgür Yılgür

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.493 kelime · ~7 dk okuma

Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.

Ee, fazlasıyla hak edilmiş bir ödüldü bu. Yoksa ödüller mi demeliydim? Tabii ben doğrudan lafa daldım kusura bakmayın. Belki bilmeyeniniz vardır. Geçtiğimiz hafta dünyanın en prestijli film ödülleri olan Oscarlar 95. kez sahiplerini buldu. Birçok sinema eleştirmeni son yılların en tatmin edici ödül sezonunu geride bıraktığımızı ifade ediyor. E pek de haksız sayılmazlar aslında. Bu yıl altın heykelcik için yarışan filmlerin fazlasıyla doyurucu birer seyirlik oldukları su götürmez bir gerçek.

Ancak bu seneki ödüllere aday olan birçok filmi şanssız olarak nitelendirebilmemiz de mümkün. Zira yakın geçmişin en enteresan ve özgün filmlerinden biriyle Everything, Everywhere, All at Once ile kıyaslanmak durumunda kaldılar. Aday gösterildiği 11 ödülün 7'sini kazandı bu çılgın film. Öyle hemen aman canım 7 ödülde nedir ki Titanic 11 ödül almıştı filan deyip geçmeyin. En iyi film, özgün senaryo, kurgu, yardımcı kadın oyuncu, yardımcı erkek oyuncu ve en iyi kadın oyuncu dallarındaki ödülleri tek tek topladı Everything Everywhere All at Once.

Transkriptin tamamını oku

Böyle arka arkaya tek nefeste saymaya çalışınca da fazlasıyla zor oluyor gerçi de hakkını vermemiz gerekiyordu çünkü film, Oscar tarihinin Anadolularda en çok ödül toplayan yapımı oldu. Bir sinema eserini izlemeye değer kılan tek şey kazandığı ödül sayısı değil elbette. Ancak Everything, Everywhere, All at Once'ın bu başarısı yakın gelecekte ana akım sinemada kullanılan hikayecilik dilini değiştirecek bir etki yaratmış olabilir. Nasıl mı? Öncelikle ana akım sinemanın bizi alıştırdığı o basma kalıp kurgu şablonlarını ve hikaye örgülerinin çok ötesinde bir stile, estetiğe, konuya ve anlatıya sahip bu film.

Z jenerasyonuna yakıştırılan depresif ruh halini, kuşaklar arası anlaşmazlıkları ve farklı kültürlerin çatışmalarını incelikle analiz etmiş bir senaryosu var. Daniel Kwan ve Daniel Shynert'ın yazıp yönettiği film birçok sembolik detaya, koyu bir mizaha, dokunaklı sekanslara ve durmak bilmeyen bir aksiyona sahip. Ayrıca baksanıza adı bile bir enteresan. Her şey, her yerde, aynı anda.

Sanki anneniz ya da bir ev arkadaşınız size serzenişte bulunuyor gibi değil mi? Ancak ismi bile filmin anlatısını destekler nitelikte. Yani bu enteresan isim öyle farklılık olsun diye seçilmiş falan değil. Bu filmde gerçekten her şey her yerde aynı anda. Üstelik farklı biçimlerde yaşanıyor. Böylesi bir karmaşayı bu kadar derli toplu bir şekilde anlatabilmek ustalık ve birazcık da çılgınlık istiyor açıkçası. Neyse ki Daniel Lar bu iki özelliğe de sahip birer sinemacı.

Şimdi size filmin hikayesini çok da detaylandırmadan anlatacağım ancak izlememiş olanları hemen uyarayım. Bu noktadan sonra küçük spoilerlara maruz kalabilirsiniz. Bu konuda bir hassasiyetiniz varsa filmi izleyip bize öyle eşlik edin derim. Merak etmeyin ben burada sizleri bekliyor olacağım.

ABD'de yaşayan Çinli bir ailenin hikayesi üzerinden ilerliyor bu film. Evelyn ve eşi Waymond Çin'den ABD'ye göç etmiş ve işlettikleri çamaşırhaneyi ayakta tutmaya çalışan bir çift. Geleneklerine bağlı ve hiçbir kararını onaylamayan babası ve hayatına nasıl yön vereceğine bir türlü karar veremeyen kızı Joy arasında kalan Evelyn'in hem bütün dünyaların ortasında sıkışıp kalmış hem de her yere dağılmış olan bu öyküsünü izliyoruz. Babasından edindiği ebeveynlik alışkanlıklarını kendi kızında uygulamaya çalışan Evelyn, her geçen gün Joy ile olan iletişimini kaybediyor bu filmde. Eşi, babası ve kızıyla yaşadığı ilişkilerdeki kaos hayatının her köşesine yansıyor. Sadece hayatı olsa yine iyi. Çoklu evrenlerin hepsinde kırılmalara sebep oluyor Evelyn'in yaşadıkları.

Ya çoklu evrenler. Son yıllarda ne kadar da çok duyuyoruz değil mi bu ifadeyi? Multiverse desem daha tanıdık gelecek neredeyse size. Popüler kültürün son yıllardaki odak konularından birisi bu malumunuz.

Doctor Strange ya da Spider-Man gibi Marvel yapımlarında ya da Rick and Morty gibi dizilerde bu konuya çokça rastlıyoruz. Aslına bakarsanız filmlerde ya da dizilerdeki çoklu evren anlatıları konuya daha çok felsefi bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Bu anlatılara ilgi duymamızın da çok basit bir sebebi var aslında. Hepimiz hayatımızda bir takım kararlar verdik ve bunların da doğal olarak bazı sonuçları oldu öyle değil mi? Yani sizi bugün olduğunuz insan haline getiren şeyler geçmişte verdiğiniz kararlar ya da yaptığınız seçimler.

Bazı kararlarınızı çok doğru bulurken bazılarından pişmanlık duyuyor olabilirsiniz. İşte bu noktada aklınızdan farklı bir evrende ya da zaman çizgisinde yaşıyor olsaydım her şey farklı olurdu. Belki de dışarıda farklı bir dünya vardır ve benim yaşamam gereken yer de orasıdır. Bir yerlerde şu anki halimin daha iyi bir versiyonu olabilir mi?

gibi düşünceler akıyor. Önceki bölümlerde ne demiştik? Ütopyalar güzeldir. Fakat birçoğumuz bu multiverse konusuna bilimsel açıdan yaklaşmamıştır muhtemelen. Eğer astrofizikle ilgilenmiyorsanız çoklu evrenler meselesini yoğun bir şekilde incelememişsinizdir diye tahmin ediyorum. Sonuçta böyle şeyler sadece filmlerde ya da kitaplarda olur değil mi? Fakat bunun için ortaya atılmış teoriler var.

Gelin şimdi sizinle evrenler arasında bir sıçrama yapalım ve bu teoriler üzerine konuşalım biraz. Şu an AB 42 PDB evrenindeyiz. Burada insanlar havada süzülerek hareket ediyorlar ve ciltleri bir arı gibi siyah ve sarı renkte. Yok yok bu bölümde öyle bir şey yapmayacağız. Lütfen kendimizi ciddiyete davet ediyorum.

Evet, ne diyorduk? Çoklu evrenler teorisi. Evren dediğimiz şey sonsuza dek uzanan bir alan. Gezegenleri, galaksileri, galaksi kümelerini, yıldızları, uzay boşluğunu, zamanı, sizi, beni… Aklımıza gelen veya gelmeyen, bildiğimiz veya bilmediğimiz her şeyi kapsıyor bu alan.

Gökbilimcilere göre bizim yaşadığımız evren yaklaşık 93 milyar ışık yılı genişliğinde. Uçsuz bucaksız, sonsuz bir yer. Kendine özgü kurallara, doğrulara, noksanlara, görünüşe, düzene ve düzensizliğe sahip. Peki ya uzaklarda bir yerlerde, bizim bilmediğimiz yine kendine has başka özelliklere sahip bambaşka evrenler varsa?

ve o evrenlerden birinde şu an Güneş doğuyorsa dönence... Evren bilimi yani kozmoloji alanında çalışan fizikçilerin bu konu hakkında birçok görüşü, farklı teorileri var. Onlara göre bizim evrenimizden çok uzakta farklı fizik yasalarının ve farklı atom altı parçacıklarının var olduğu başka evrenler olabilir. Çok sayıda değişik kozmolojik yaklaşım bulunuyor bu alanda.

Ben bugün size kuantum mekaniğinin çoklu dünyaları yaklaşımından bahsetmek istiyorum biraz. Gelin basit bir örnekle başlayalım bunu açıklamaya size. Bir atom altı parçacığı düşünün şimdi. Mesela bu bir elektron olsun. Onun konumunu veya dönüşünü gözlemleyebilmek için bazı kuantum denklemlerinden faydalanmak gerekiyor.

Bu denklemlerin bazı sonuçlarının gerçekleşmesi mümkünken bazılarının gerçek olması ihtimal dahilinde değil. Örneğin bir elektronu bir protona dönüştüremezsiniz. Tamamen farklı elektrik yüklerine sahip parçacıklar bunlar. Fakat bir elektron saat yönünde ya da onun tersi istikamette dönüyor olabilir.

Kuantum mekaniği çoklu dünyaları yaklaşımına göre birbirine zıt giden bu iki hareketin farklı evrenlerde gerçekleşmesi mümkün. Dahası bunun çok da uzak bir yerde gerçekleşmediği savunuluyor. Kuantum deneylerinin bizim evrenimizdekilerden farklı sonuçlar verdiği ancak bizimkisiyle eş zamanlı işleyen bir gerçekliğin olabileceğini öngörüyor bu yaklaşım. Bir nevi aynadaki ters yansımaya benziyor bu anlattıklarım.

Ne o? Beyinler yanmaya başladı sanırım biraz. İyisin ve biz bir ara verip kendimize gelelim. Geri döndüğümüzde yeni yangınlara doğru ilerleriz. Oh be, biraz kendime geldim. Atom altı parçacıklar, çoklu evrenler filan derken yakıyorduk devreleri. Ama önemli bir soru üzerine düşünmedik henüz. O soru da şu. Peki, bizim farklı versiyonlarımız var mı?

Eğer konuya felsefi bir yaklaşım getiriyorsanız bunun çok göreceli bir cevabı olacaktır. Ancak bilimsel bir yaklaşım gösteriyorsak bu denklemi birlikte çözmek zorundayız arkadaşlar. Kuantum fiziğine göre hayattaki eylemlerimizin kararını biz değil atom altı parçacıklar veriyor. Dolayısıyla varlığınızı proton, elektron ve nötronlardan oluşan atomik bir yapı olarak değerlendirirseniz kendinizi bir kuantum yapısı olarak tanımlamış olursunuz. Dolayısıyla uzaklarda bir yerlerde alternatif versiyonlarınız olabilir. Şimdi biz dönelim everything everywhere all at once'a.

Heh duydunuz alarmın sesini. Siper alın yeni bir spoiler geliyor. Film bu öte evrenler arasında seyrediyor. Alternatif evrenlerin birinde Evelyn'in kızı Joy'un tüm gerçekliği öğrenmiş, anlamı ve umudunu yitirmiş bir versiyonu çıkıyor karşımıza. Yaşadığı umutsuzluk öyle bir düzeye ulaşmış ki kendisinin tüm versiyonlarını yok etmek için ant içmiş.

tüm gerçekliği sığdırabileceği simit şeklinde bir kara delik inşa etmiş ve alternatif versiyonlarını aramaya koyulmuş. Bu simit sembolünün seçimi de filmin adı gibi boşu boşuna değil. Zira tüm evrenin bir simit şeklinde olabileceğini iddia eden fizik teorileri var. Öte yandan Joy karakterinin ismi de öylesine bir seçim değil. İngilizcede neşe anlamına gelen bu kelime Çince'de felaket demek.

Bu zıtlık, Joy'un içine düştüğü depresyon halini çok daha anlamlı kılıyor. Fakat en az Evelyn ve Joy kadar önemli bir başka karakter daha var filmde. Benim favori karakterim, Waymond. Evrenler arası sıçrama gerecine sahip olan bu karakterde çok çok önemli ve sık sık unuttuğumuz bir şeyi, nezaketi buluyoruz.

Joy ve babasının ruh halleri siyah ve beyaz kadar farklı. Bu da filmin önemli bir kırılma anında ortaya çıkıyor. Fakat o kadar da sert bir spoiler vermeyeceğim tabii ki size. Ancak şunu söyleyebilirim, alternatif versiyonlarımız olsa bile bunların herhangi birinin en iyi halimiz olup olmadığını asla bilemeyiz.

Tek değiştirebileceğimiz şey kendimiz ve kendi evrenimiz. Zaten o yüzden ben de bu podcast'ın kapak görselini bu filmi izledikten sonra başka bir illüstrasyonla değiştirmiştim. Tamam şimdilik elimizde çoklu evrenler arasında zıplayabileceğimiz bir araç yok. Şimdilik kendimizin daha iyi veya alternatif bir versiyonunu olabileceğimizi hayal ediyoruz sadece. Ancak bu bile kendi evrenimiz içerisinde daha iyi bir alternatif oluşturmamıza olanak tanıyabilir. Tıpkı Everything Everywhere All at Once'ın sinema dünyasında yaptığı gibi, biz de kendi dünyamızda bir fark yaratabiliriz. Yeni yollar deneyerek, hayal ederek, uzlaşarak, dayanışarak yaklaşık 93 milyar ışık yılı büyüklüğündeki bu geniş evreni daha güzel kılabiliriz. Tıpkı filmdeki Waymond gibi nezaketle, uzlaşıyla, zarafetle ve güler yüzle kendi evrenimizdeki karanlıkları aydınlatabiliriz.

Kendi yarattığımız simitlerden keyif dolu bir ısırık alabiliriz. Kim bilir belki de olası tüm o evrenler içindeki en iyi alternatifin bizimki olmasının tek yolu da işte buradan, öyle düşünmekten geçiyordur.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)