Podcast

56 - James Webb ve Ötegezegenler (ft. Tansu Daylan)

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

James Webb Uzay Teleskobu'nun ilk görevlerinden biri WASP-39b adlı ötegezegene dair gözlem yapmak oldu. Gözlem ekibinde yer alan Tansu Daylan ile çalışmanın detaylarını, önemini ve James Webb'in neler yapabileceğini konuştuk.



Hazırlayan ve Sunan: Barış Özcan

Düzenleme: Berkant Gültekin

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.479 kelime · ~17 dk okuma

Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz. Böylesini

hiç görmemiştik. Sevgili arkadaşlar biliyorsunuz güneş sistemindeki gezegenleri yüzyıllardır inceliyoruz. Bazılarına uzay araçları gönderiyoruz. Onlara dair bilgilerimiz pek istenilen düzeyde olmasa da epeyce bir ilerlemiş gelişmiş durumda diyebiliriz. Fakat bir de öte gezegenler var. Yani güneşin etrafında değil de bizim sistemimizin dışında bize çok uzakta olan yıldızların etrafında dönen gezegenler.

Tabii böyle çok uzakta oldukları için de onlara bırakın uzay araçlarını gönderebilmeyi teleskoplarla bile inceleyebilmemiz çok zordu. Ta ki uzay teleskopları görevlerine başlayana kadar. Bunlardan en güçlüsü de bildiğiniz gibi geçtiğimiz yaz resmen artık kullanılabilir hale geldi ve bilim insanları da o günden beri harıl harıl bu teleskoptan topladıkları veriler üzerinde çalışmaya başladılar. Ve nihayet geçtiğimiz haftalarda bir öte gezegenin WASP-39B'nin bugüne kadar yapılmış en ayrıntılı incelemesi yayımlandı. Web Uzay Teleskobu bir ilke daha imza atmış oldu.

Transkriptin tamamını oku

uzak bir dünyanın göklerinin moleküler ve kimyasal bir portresini çıkardı. Her ne kadar Hubble Uzay Teleskopu da dahil olmak üzere Webb ve diğer uzay teleskopları daha önce bu öte gezegenin atmosferinin izole edilmiş bileşenlerini ortaya çıkarmış olsalar da yeni yapılan bu gözlemler çok çok çok daha ayrıntılı. Gezegenin atmosfer yapısını, atomlarını, moleküllerini ve hatta aktif kimya özelliklerini ve bulut yapısını buldular. Ve bunu bulanlar arasında sevgili dostum Tansu Dailanda var. Kendisi bu podcast bölümü için konuğum oldu. Birlikte öte gezegenlerden, onların içinde en ayrıntılı biçimde gözlemleri yapılan

WASP-39b gezegeninden ve orada ne gördüklerinden daha da önemlisi bunun neden önemli olduğundan söz ettik. Röportaja geçmeden önce küçük bir hatırlatma yapayım. James Webb Uzay Teleskobu onun resmi adı fakat bilim insanları bu kadar uzun bir ismi sürekli olarak kullanmamak için kısaltmasını yani JWST'yi kullanıyorlar. Dolayısıyla bu röportajda duyduğunuz her JWST aslında James Webb Space Telescope şeklinde Anlayabilirsiniz. Kafa karışıklığı yaratabilecek bir sorun olduğu için bunu da ortadan kaldırdığımıza göre şimdi gelin söyleşimize geçelim.

Öncelikle tanımayanlar için kısaca Tansu'yu Tansu'dan dinleyelim. Bize kendini tanıtabilir misin? Peki öncelikle merhabalar. Doktora sonrası araştırmacı olarak çalışıyorum. Aslında doktoram karanlık madde ve karanlık maddeyi keşfetmek için kullandığımız astro-istatistiksel yöntemler üzerineydi ama daha yakın zamanda öte gezegenler üzerine çalışmaya başladım. Yaklaşık 4-5 senedir öte gezegenler üzerine kafa yoruyorum ve

Burada tabii son senelerde çok büyük gelişmeler yaşanıyor. Öncelikle öte gezegen çalışmalarını TES'le yani geçiş yapan öte gezegen tarıma huydusu ile başlamıştım. Daha sonra TES'i bir keşif aracı olarak kullanarak bu keşfettiğimiz öte gezegenleri daha sonra JWST ile nitelendirme hayalini kuruyorduk ve bu hayal yavaş yavaş gerçekleşmeye başladı. Heyecan verici bir öte gezegen devrimi yaşıyoruz aslında. Sessiz bir devrim. Neden? Belki de çok sessiz dememek gerekiyor. Uzun süredir beklenen bir devrimdi ama devrim yaşanırken devrimin yaşandığını anlamak o kadar kolay olmayabilir. Bunun sonuçlarını birkaç sene içerisinde

JWST ile nitelendirdiğimiz öte gezegenlerden topladığımız bilgileri kullanarak öte gezegenlerin oluşum ve evrim modellerini güncelleyebildiğimiz zaman daha iyi anlayacağız. Benim çalışmalarım bu konuda test ile öncelikle bu öte gezegenlerin keşfi üzerine oldu. Daha sonra da JWST'nin topladığı verileri kullanarak öncelikle bir karbondioksit keşfimiz oldu. Daha sonra da yakın zamanda daha detaylı inceleme fırsatı bulduğumuz wasp39b'nin mutakip verisi belki birazdan daha detaylı konuşuruz bunun üzerine gerçekleşti ve bunun dışında da genel olarak öte gezegen alanı konusunda çeşitli araştırmalar yapıyoruz JWST ve test dışında da Harika. Şimdi ben biraz açıklamaya çalıştım ama yine de bilmeyenler için uzmanımdan dinlemek isterim. Bir öte gezegen nedir? Önce bir bunu tanımlayalım. Kaç tane var bulduk? Yani biz mesela güneş sistemi ve gezegenler deyince başlıyoruz Merkür, Venus, Dünya diye saymaya. Dokuza kadar gidiyorduk, sekizde kalıyoruz artık. Peki bu öte gezegen nedir tanım olarak?

Şimdi öte gezegeni tanımlamak istersek şöyle başlayabiliriz. Güneş sistemi dışındaki diğer yıldız sistemlerindeki gezegenler ve başıboş olarak yıldızlar arası ortamda gezen gezegenlerin bütününe öte gezegenler diyebiliriz. Yani aslında basit bir tanım yapmak gerekirse güneş sistemi içerisinde olmayan gezegenlere öte gezegen diyebilirsiniz. Bunun içerisinde dediğim gibi diğer yıldızların önden geçiş yapanlar, geçiş yapmayanlar ve yıldızlar arası ortamda yolculuğuna başıboş bir şekilde devam eden öte gezegenler var. Güneş sisteminde tabii ki çok daha kısıtlayıcı bir gezegen tanımımız var. Yörüngesini boşaltabilmiş olması ve işte küresel olması güneş etrafında

dönüyor olması. Öte gezegenler için bu kadar kısıtlayıcı bir tanımımız yok. O yüzden geçiş yapan nesneler gördüğümüzde uygun kütle ve yarı çepa sahipse o zaman öte gezegen diyebiliyoruz. Kaç tane şu ana kadar bulundu öte gezegen? Şu ana kadar yaklaşık olarak 5000'i yeni geçtik geçtiğimiz sene ve bu sayının tabii ki hızla artacağını tahmin ediyoruz. Sadece TES ile yaklaşık olarak 6000 tane adayımız var. Bu 6000 tane

aday dememin sebebi bu keşif süreci uzun bir süreç aslında. Bunun içerisinde önce ilk keşif sinyali var. Ondan sonra bu sinyalin doğrulanması için hem istatistiksel analizler gerekiyor hem de mütakip yerden veri toplanması gerekiyor. Bu süreç çoğu için, devam ettiği için 6 bin aday diyoruz. Ama onun dışında yakın zamanda belki 10 binlerden bahsedebileceğiz öte gezegen sayısı için. Peki bunca gezegen içerisinde

bir tanesini gözünüze kestirdiniz, affetmiyorsunuz Hubble'dan verip sürekli inceliyorsunuz. Bu WASP-39B. Ben hem bu neden böyle bir isimlendirmeni, mesela B ne orada, hem de nerede bu öte gezegen yaklaşık olarak gibi soruların cevabını merak ediyorum. İsimlendirmesi şu şekilde, öncelikle öte gezegeni keşfeden teleskopun ismi veriliyor. Yani WASP dediğiniz şey aslında bir tarıma görevi ve onun ismi veriliyor. 39 genel olarak

Bu taramadan çıkan 39. onaylanmış, doğrulanmış gezegen olduğu için B'de WASP-39 aslında o yıldızın, barınak yıldızının adı. B'de bu yıldızın etrafında ilk keşfedilen öte gezegen olmasından kaynaklanan bir isim A kullanılmıyor. veya A'yı belki barınak yıldızı için düşünebilirsiniz ama A hiçbir zaman gösterilmez. WASP-39 ve WASP-39B yani etrafındaki öte gezegeni isimlendirmek için kullanıyoruz. Bir de öte aylar için ayrı bir isimlendirme düşünülüyor şu an. I ve diğer roman harfleri kullanarak ama şu an için çok öte aylardan keşiflerinden bahsedemeyeceğimiz için o sık kullanılmıyor. Onun dışında WASP-39B için şunu söyleyebilirim yaklaşık olarak bizden 700 aşık yılı uzaklıkta

Kütle olarak bizim Satürn'ün kütlesinde yaklaşık olarak ama yarı şap olarak bizim Jüpiter'den yaklaşık olarak %30 daha büyük. Bunun böyle olmasının sebebi yıldızına çok yakın olması. Yıldızına bu kadar yakın olunca Satürn kütleli olmasına rağmen şişliğinden tabiri caizse Jüpiter'den bile daha büyük olabiliyor. Peki neden bu kadar sıcak? Çünkü yıldızına çok yakın. Bizim Merkür'den çok çok daha yakın ve yıldızına bu kadar yakın Satürn kütleli bir gezegen buluyor olmamız zaten en başında şaşırtıcı. Tarihsel olarak öte gezegen keşiflerine baktığımızda ilk keşfedilen barınak yıldızı güneş benzeri olan ilk öte gezegen aslında bir sıcak şüpiterdi. Yani WASP-39B'den çok da farklı değildi. O yüzden tarihsel olarak ilk keşfedilen tip öte gezegenlerden bir tanesi diyebiliriz. Ve ilk başta böyle bir şeyi keşfetmeyi beklemezsiniz. Çünkü öte gezegenlerin yıldızlarına bu kadar yakın oluşabileceğini düşünmüyoruz. O yüzden bir süreç sonucunda oraya göçmüş olması gerekiyor. Ve bu çok heyecan verici bir şey.

Bu kadar büyük kütleli bir neslin yıldızının bu kadar yakında nasıl göçebileceği ile ilgili birçok fikir var. Şu an amacımız bunların eri güdümlü bir şekilde eriyebilmek ve bunun sonucunda gezegenlerin nasıl oluşup evrildiği ve daha sonra da nasıl göçtükleri ile ilgili resmi tamamlayabilmek. Peki bu, yani sonuçta bizden 700 ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızdan değil, gezegenden bahsediyoruz. Bu gezegenin atmosfer yapısını nasıl inceliyorsunuz? Buradaki kullandığımız yöntem geçiş tayfı yöntemi. Buradaki gözlemlenilen şey geçiş boyunca yıldızdaki küçük renk değişimleri. Şöyle düşünün, bir yıldızı ele alın. Yıldız parlak. Tabii ki belirli bir tayfı var. Buna kara cisim diyoruz. Yaklaşık olarak kara cisim ya ışıması

bütün yıldızlar önlerinden bir gezegen geçtiğinde kabaca öncelikle toplam ışık miktarının biraz azaldığını düşünebilirsiniz. Ama daha detaylı baktığınızda farklı dalga boylarındaki ışık farklı miktarla azalır. Bunun sebebini öte gezegenin içerisindeki farklı moleküller bulunmasından ötürü her molekülde farklı dalga boylarında ışıkla etkileştiği için, soğurduğu için farklı dalga boylarında efektif yarı çapı bir gezegenin farklıdır. O yüzden bu renk değişimlerine bakarak aslında bir öte gezegenin atmosferinde ne gibi moleküller, atomlar olduğunu öngörmeye başlayabilirsiniz, bulmaya başlayabilirsiniz. Bu bakımdan çok önemli bir gözlemlenebilir aslında geçiş boyunca tayftaki değişimler. Bunu kullanarak öte gezegenin kimyası, fotokimyası hakkında önemli bilgilere erişebiliyoruz.

Peki gelelim bu en son yayımlanan makaleye. Burada böylesi hiç görülmedi diye ben manşet attım podcast'ın başında. Ama gerçekten de herhalde bir öte gezegen konusunda bugüne kadar yapılan en ayrıntılı veri incelemesi analizi bu makaleyle yayımlanmış oldu. Sen de yazarları arasındasın. Tam olarak ne bulmuş oldunuz?

Şimdi JWST'nin fotometrik ışık ölçüm hassasiyetinin ve açısal çözünürlüğünün ve buna bağlı olarak da tabii ki genel olarak performansının öte gezegen bilimi yapabilmeye uygun olduğunu gösterdik öncelikle bu çalışmayla ama bunu yaparken fark ettik ki JWST'nin performansı o kadar iyi ki sadece ilk daha baktığımız hedefte büyük bir keşif aslında yaşandı. Bu keşif karbondioksit keşfiydi. Bugüne kadar yapılamamasının sebebi daha önce WASP-39b ve diğer tüm öte gezegenler için toplanan veriyle bakılınca fark ediliyor ki bu veri Genel olarak yakın kızılötesi dediğimiz dalga boylarında toplandı. Hubble uzay teleskobu kullanılarak. Tabii ki Spitzer dediğimiz bir uzay aracı veya uzay teleskobu da vardı. Bununla da geniş dalga boylarında 3 ve 4 mikron civarında veri toplanabiliyordu. Bunları birleştirdiğinizde su var mı yok mu gibi sorulara cevap verebiliyordunuz. Çoğu öte gezegen için ama

Argümen burada sınırlanıyordu. Bunun ötesine pek geçemiyorduk. Karbondioksit'i keşfedebilmek için yaklaşık olarak 4 mikronda ve civarında yüksek çözünürlüklü veri ihtiyacımız vardı. İşte bu veri JWST ile ilk kez geldi. Ve biz sadece teleskobun nasıl çalıştığını bulmaya çalışırken fark ettik ki aslında yeni bir keşif oldu. Karbondioksit ilk kez bir öte gezegen atmosferinde keşfedilmiş oldu.

Tabii ki karbondioksidi beklemiyorduk değil, tabii ki bekliyorduk. Yani bir öte gezegende karbondioksit atmosferinde karbondioksit olması beklenen bir şey. Ama bunun ilk olarak kesin kanıtı sunulması ilk kez oldu ve bu hepimizi heyecanlandırdı. Şimdi daha yakın zamanda gösterdiğimiz sonuçlara göre de sadece karbondioksit keşfiyle kalmadık. Aynı zamanda karbondioksitten biraz daha geride olan, yaklaşık 4 mikronda olan bir başka çizgi vardı. İlk başta bunu

güçlü bir şekilde yorumlamadık çünkü sadece Prism'den gelen veriye bakıyorduk ama Nearspec395'den gelen veriyi de işin içine kattıktan sonra anladık ki gerçekten bu 4 mikrondaki çizgi SO2 yani sülfür dioksitten geliyor Ve sülfür dioksit tabii ki büyük bir ilk ötegezegen bilimi için. Çünkü foto kimya dediğimiz bir sürecin ancak üretebileceği bir molekül. Ve SO2'nin bir ötegezegen atmosferinde bulunuyor olması, bunun gösterilmesi ötegezegen dünyası için bir ilk ve hatta bir devrim niteliğinde. Çünkü bundan sonra artık bunu daha küçük öte gezegenlerde öncelikle bulmaya çalışacağız. Ve yorumladıkça da belki de öte gezegenler hakkında evrimleri ve yer değiştirmeleri hakkında çok yeni modellere ulaşacağız. Peki bütün bunların anlamı ne? Şimdi burada moleküllerden söz ediyoruz. Fotochemistry, fotokimya denilen bir şeyden söz ediyoruz. Bir canlılığın işareti olabilir mi? Ya da bunlara mı bakıyorsunuz? Yoksa suya baktınız, karbon dioksite baktınız, sülfür dioksite baktınız. Bundan sonra neye bakmak gerekiyor? Canlı yaşamı aramak için mesela. Ya da siz canlı yaşamı mı arıyorsunuz? WASP-39B için konuşmak gerekirse buradaki amaç canlılığı bulmak değil. Fakat WASP-39B

tipi analizler yaparak daha küçük öte gezegenlerde karasal öte gezegenlerde aynı egzersizi yapıp yaşam aramak mümkün. Wasp 39b için yaşam beklemiyoruz olmasını çünkü çok sıcak ve güneşine bu kadar yakın bir gezegenin yaşanabilir olmasını zaten beklemiyoruz ama daha soğuk analogları olsa mesela bu gezegenin veya böyle bir gezegen etrafında öte aylar olsa yaşanabilir bölge içerisinde o zaman onların atmosferlerinde gerçekten geçiş yaptıklarında gözlemleyebileceğimiz bir şekliyle SO2 ve türevi moleküller bulursak bunun yaşamla alakalı olma ihtimali var. Şimdi dünyamız ve Venus için konuşmak gerekirse mesela SO2 nasıl üretiliyor? Volkanik aktivite ile üretiliyor. O yüzden en azından yaşanabilirlik koşullarına bir bağlantısı var SO2'nin. Ama doğrudan yaşamın ürettiğini söyleyemeyiz. Venus için ilginç bir imza mesela SO2. O yüzden başka öte gezegenlerde bunu aramak heyecan verici.

Şunu ekleyeyim, fotokimya genel olarak yaşamla ilgili süreçlere işaret ediyor. Mesela bizim dünyamız için konuşmak gerekirse SO2 daha doğrusu fotokimya bizim ozonu oluşturan süreç. Güneşten gelen yüksek enerjili fotonlar mesela oksijeni ayrıştırıyor ve ozon üretiyor. O yüzden bir gezegenin üzerindeki fotokimyasal süreçler yaşamla aslında çok alakalı olabilir. Keza fotosentez de aslında bir fotokimya süreci. Yani yaşamı mümkün kılan.

Besin üreten süreç de aynı zamanda fotokimya. O yüzden diğer öte gezegenlerde fotokimya imzası bulmak bence yaşam için genel olarak çok heyecan verici bir bulgu. Peki, bundan sonra web uzay teleskobunu nereye yönetmeyi, doğrultmayı düşünüyorsunuz? Var mı böyle bir plan? Şunu genel olarak söyleyebilirim. JWST'yi zaman geçtikçe daha riskli gözlemler yapacak. Çünkü zaman içerisinde JWST'nin zamanı ucuzlayacak. Birim zamanının değeri azalacak ve bu sayede daha yüksek getirisi olabilecek. Ama aynı zamanda daha riskli projeler kabul edilmeye başlanacak.

ve tabi ki işin daha heyecanlandıracak kısmı o ama şunu unutmamak lazım her JWST'yi doğrulttuğumuz sistemde ilginç keşifler yapacağız diye bir şart yok çünkü çoğu zaman bulutlu olabiliyor öte gezegenler bulutlu olduklarında keşif potansiyelimiz azalıyor Evet, her şeyde olduğu gibi yüksek risk, yüksek getiri, kazanç oluşturabilir gelecekte. WASP-39B zaten aslında Web Uzay Teleskopu'ndan açıklanan ilk beş konudan bir tanesiydi. Önce karbon dioksitin bulunması sebebiyle, şimdi de işte sülfür dioksit vesaireyle devam ediyor. Dolayısıyla bir anlamda şey diyebiliriz herhalde, değil mi? Yani önce garanti buradan bir sonuç gelir. Önce bir buraya yöneltelim.

Biraz daha Hubble'ın yakaladıklarından yüksek kalitede bir şeyler çıkartalım. Hem aradaki farklılığı görelim. Hem nasıl çalıştığını anlayalım. İyi çalışıp çalışmadığını anlayalım. Sonra bu şeyler azaldıkça bu sefer daha riskli bir şey çıksa da çıkmasa da hadi bakalım bir de şuraya yöneltelim diyeceksiniz herhalde. Bunlar gerçekten heyecan verici.

Şimdi ben bir şeyi merak ediyorum. Aslında eminim bizi dinleyenlerin merak ettiğini zannettiğim bir soruyu sormak istiyorum. O da bu gibi konulara meraklı olan özellikle gençler kendilerini nasıl geliştirebilirler? Bunu birkaç basamakla bize anlatabilir misin? Yani bir hobi olarak da geliştirebilirler. Bir belki meslek olarak yapmayı düşünebilirler. Belki sen kendi kariyer geçmişinden de bir örneklerle bu konuda birazcık ipucu verebilirsen gençlere çok mutlu olurum.

Tabi ki amatör anlamda en önemli kılavuzumuz gece gökyüzü, gökküremiz. Bizi bir çocuk olarak ilk olarak doğaya bağlayan, astronomiye bağlayan nesne o. O yüzden belki de mutluluğu çok uzakta aramamak gerekiyor. Her insanın küçük yaşlarda dikkatli bir gözlemci olarak kendini eğitmesi gerekiyor. Bu dikkatli gözlemci eğer gökyüreye odaklanıyorsa yapabileceği küçük kişisel keşifler oluyor. Bunun içerisinde döngüsel birçok mesela süreç var gece gökyüzünde. Bunları minik minik kişisel keşiflerle başlayabilir çocuk olarak.

Ve daha sonra bu tabii ki zaman içerisini birikerek daha temel sorulara doğru evriliyor. Mesela gece gökyüzünde yani sadece 24 saatlik döngüselliği veya işte 23 saat 56 dakikalık döngüselliği fark ettikten sonra soracağınız bazı temel sorular var. Gezegenler neden mesela yer değiştiriyor? Iraklık açısı gibi kavramlar. Onun dışında gece gökyüzü neden karanlık?

yıldızlar neden mesela parılıyor da gezegenler parılamıyor gibi sorulara doğru evriliyor zaman içerisinde ve bu amatör anlamda bence bizi profesyonel anlamda astrofizik yapsak da yapmasak da hayat boyu hayatımıza birçok renk ve anlam katacak farkındalıklar bunlar bununla başlanabilir ama profesyonel anlamda gerçekten eğer astrofizik dünyasına bir şey katmak orijinal makaleler yazıp astrofizikçi olmaksa hedef artık lise itibariyle Profesyonel araştırma deneyimi yaşaması gerekir bence öğrencilerin. Günümüzde geldiğimiz noktada birçok lise öğrencisi bana yazıyor. Zaten üniversitede çoktan genelde başlamış oluyorlar ama lise çağında yazın yapabilecekleri projeler olabiliyor genelde lise öğrencilerinin. Burada tabii ki bir lise öğrencisi için en erişilebilecek proje tipi arşiv veri analizi olabilir. Zaten çoğu lise öğrencisi artık kodlama biliyor 3 aşağı 5 yukarı bu kodlama yetilerini kullanarak halka açık astrofiziksel veri setlerine bakıp çok büyük keşifler yapmayabilirler ama kendi imzaları olan basit ama etkili analizler yaparak küçük

katkılarda bulunarak bir tabii ki mümkünse öğretim üyesiyle beraber veya araştırmacıyla profesyonel araştırmacıyla beraber çalışarak küçük katkılarda bulunabilirler ve bu küçük katkılar da zaman içerisinde az önce söylediğim gibi katlanarak büyüyecektir ve eninde sonunda güçlü bir doktora doğru Eğer isterlerse tabii ki evrilme şansı olacaktır. Yani bu kapıyı açık tutabilmek için eğer ilerideki amaçları güçlü katkılarda bulunmaksa insanlığın bilgi birikimini bu anlamda o zaman başlamaları gereken belki yol gerçekten küçük lise projeleri olabilir. Peki şimdi şunu merak ediyorum bu öte gezegenlere geri dönelim. Öte gezegenlerde bazı şeyler var biraz magazinler olacak ama gerçi bazıları da bilim insanı bunları açıklayan söyleyen spekülasyon yapan diyorlar ki önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde Başka canlıları kesin olarak bulacağız biz bir yerlerde ama işte bu web teleskobuyla olabilir. Başka bir şekilde işte sinyallerden yakalayabiliriz hani SETI vs. gibi. Sen şimdi özellikle web uzay teleskobunu şu ana kadar insanlığın yaptığı en karmaşık gelişmiş makine ve teleskobu da kullanmış birisi olarak böyle bir şeye nasıl bakıyorsun? Öte gezegenleri genel olarak incelemek neden önemli ve orada canlı yaşamı bulabilir miyiz? Özellikle yakın vadede, kısa vadede.

Öte gezegenler neden önemli? Oradan başlayayım, oradan gireceğim yaşanabilirlik kısmına. Öte gezegenler bence astrofizikte ve genel olarak bilim dünyasında çok özel bir yere sahip. O da şu, genel olarak araştırma projelerini insan doğasına ve insan geçmişine dayandırabilmek genelde çok kolay değildir. Bence bir bilim dalı olarak öte gezegenler hem teknik anlamda astrofiziğe birçok şey katıyor. Astrofiziksel olarak birçok süreç hakkında gezegen oluşumu, gezegen evrimi hakkında fikir sahibi oluyoruz. Yani fizik öğreniyoruz aslında. Hatta temel bilim yapma şansınız dahi oluyor öte gezegenleri kullanarak. Ama aynanın diğer tarafına baktığınızda gerçekten insan doğasına dokunan bir bilim dalı. O yüzden hem doğa hakkında bir şey öğrenebiliyoruz hem de kendi doğamız ve geçmişimiz hakkında bir şey öğrenebiliyoruz insan olarak. O yüzden öte gezegen çalışmalarını bu bakımdan çok yönlü ve oldukça önemli buluyorum. Öte gezegenlerde hem insan kendisini görebiliyor hem doğayı görebiliyor. O yüzden çok da aslında özel olduğunu düşünüyorum öte gezegen çalışmalarının. Az önce dediğim gibi insan kendisini görebiliyor veya görebilme potansiyeli var. Peki bunu nasıl yapıyor aslında? İki, bunu gruba ayırabiliriz. Bunlardan bir tanesi techno imza dediğimiz grup. Diğeri de biyogenik imza dediğimiz tür. Birincisinden başlayalım. Techno imzalar aslında yaklaşık olarak yarım asırdır ortalıkta olan bir fikir. Project Ozma ile aslında başlamıştı. Jack ve arkadaşları sayesinde ama günümüzde tabi çok farklı bir yere doğru evrildi. satı veya tekno imza aramaları ilk başta radyo dalgalarına çok fazla önem verildi. Bunun sebebi çünkü biz kendimize baktık biz doğaya nasıl bir imza veriyoruz şu an diye ve radyo dalgaları bu konudaki en güçlü sinyalli. O yüzden hatta aktif sinyaller de verildi birkaç kez ama bununla ilgili malum tartışmalarda devam ediyor. Genel olarak METİ yani

mesajlaşma, mesaj verme konusunda astronomların ve bilim insanlarının genel olarak biraz kuşkuları olduğunu görüyoruz ve bence haklı kuşkular bu konuda o yüzden çok fazla teleskop zamanı alamıyorlar şu an METİ taraftarları ama bir de tabii pasif arama var yani SETİ dediğimiz şey burada da dediğim gibi radyo dalgalarıyla başladı ama yakın zamanda hızlı optik ve optik dalga boylarında aramalar devam ediyor ve bunun için hatta en çok kullanılan teleskoplardan bir tanesi de benim üzerimde çalıştığım TESS Çünkü bunu yaparken aslında aradığınız şey şu acaba nadir de olsa yüz binlerce ve milyonlarca yıldızın ışık yerisine yani zamana bağlı olarak ışık miktarlarının nasıl değiştiğine baktığınızda doğal olmayan bir ışık değişmesi acaba gözlemleyebilir miyiz? Genel olarak soru bu. Eğer mesela yıldızın etrafında büyük bir opak cisim varsa ve bu cisim doğal bir cisme benzemiyorsa yörünge periodu olarak olabilir, renk olarak olabilir.

Acaba bu yapay bir yapıya işaret ediyor olabilir mi sorusunu cevaplayabilme etrafında odaklanan bir çalışma türü. Bu yakın zamanda gerçekten çok fazla yapıyor. Keplerle başladı, testle devam etti ve ileride fotometrik hassasiyetimiz ve gözlemleyebildiğimiz yıldız sayısı. Arttıkça bence inanılmaz derecede heyecan verici çalışmaların yapılabileceği bir alan. İkincisi de bio imza. Bu da şöyle söyleyeyim. Genel olarak biz doğayı iki tip imza veriyoruz. Bunlardan bir tanesi teknolojik imzalarımız. İkincisi de sadece yaşadığımız için dünyamız

üzerinde yaşam olduğu için verdiğimiz sinyaller bunlar genel olarak tayfasal sinyaller oluyor yani dünyadan gelen ışığı toplam ışığı böyle renklerini ayırdığınızda belli moleküller görüyorsunuz öncelikle ozon görüyorsunuz onun dışında hem oksijeni hem karbondioksidi hem metanı aynı anda görüyorsunuz ki bu kimyasal denge olmadığını gösteriyor Diğer karasal gezegenlerde benzer sinyaller görürsek onların üzerinde de yaşam olabileceği ile ilgili fikir elde edeceğiz. Tabii burada çok fazla yanlış pozitif kaynağı var. Sadece oksijen görmek hiçbir anlam ifade etmeyebilir. Bir de daha geniş bantlı mesela imzalar var. Dünyadaki mesela bitki örtüsü kızılötesi dalga boylarında çok yansıtıcılığı yüksek olduğu için kızılötesine doğru giderken birden yansıtıcılıkta değişme görüyoruz. Burada benzer bir sinyal başka gezegenlerde aranabilir örneğin.

Onun dışında zamana bağlı değişimler de var. Malum işte gece gökyüzünde şehirler ışık yaydığı için de dünya döndüğü için acaba bir modülasyon zamana bağlı olarak olabilir mi? Soruları da var. Bütün bunları kullanarak acaba biyolojik aktivitemizden kaynaklanan ürünleri başkaları görebilir miydi? Görebiliyorlarsa biz başkalarının aynı yöntemleri kullanarak görebilir miyiz? Soruları cevaplamak istiyoruz. Bu iki grup içerisinde hangisinden ilk olarak tabii ki cevap geleceğini

Bazı insanlar büyük ihtimalle kendi içlerinde gruplara ayrılıyorlar. Yani birinin diğerinden daha iyi olabileceğini düşünüyorlar. Ben kişisel olarak ikisine de eşit miktarda zaman ve enerji harcamamız gerektiğini düşünüyorum. Birinin diğerinden çok çok daha iyi olduğunu düşünmüyorum ama Bu biraz renk denklemindeki farklı faktörlere ne kadar bir inanç atadığınızla alakalı. Mesela yaşam oluşma olasılığı çok yüksek ise ama oluşan bu yaşam çok fazla teknoloji üretmiyorsa büyük ihtimalle biyolojik sinyallere bakmak daha akıl kârı. Ama büyük bir filtre varsa ve yaşam oluşuyorsa ve yaşam oluştuğu anda teknoloji üretebiliyorsa o zaman durum farklı olacaktır. Bunların hangisinin doğru olduğunu henüz bilmiyoruz. Zaman gösterecek bizi.

Evet, sevgili Tansu Daylan, bize verdiğin bilgiler için çok teşekkür ederiz. Önce dünya üzerinde devasa kulaklarımız vardı, uzayı, derinliklerini dinlemeye başladık. Şimdi uzaya büyük gözler göndermeye başladık. Ve bunları gönderirken, ben de anlatırken gerek YouTube kanalımda gerekse podcast mecranasında, Hep böyle makinelerden bahsediyoruz ama bunların arkasında insanlar var ve daha da önemlisi o makinelerin topladığı verileri anlamaya çalışanlar var ve sen de bunlardan birisin. Değerli katkıların için çok teşekkür ediyorum. Bugün öte gezegenlerden, onlardan bir tanesi olan, çok önemli olan, üzerinde en çok verinin toplanmış olduğu WASP-39b'den neden önemli olduğundan söz ettik. Dinlediğiniz için çok teşekkürler, hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)