
1.780 kelime · ~9 dk okuma
Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.
Bu bölümün sponsoru WWF Türkiye ve Reflex Stüdyo işbirliğinde hayata geçirilen çevre dostu ve sürdürülebilir giyim markası WWF Market. WWF Market hakkında daha fazla bilgi açıklamalardaki linke tıklayarak yerişebilir. Barış Özcan 20 koduyla sepette %20 oranında indirimden faydalanabilirsiniz. Şu anda üzerinizde ne var?
Öyle bir soru değildi yahu yanlış anladınız. Durun ya da ne giydiğinizi ben tahmin edeyim. Sihirli küremi çıkarmama izin verin. Siz beni şu anda göremiyorsunuz. Tabii yalnızca duyuyorsunuz ama bilmediğiniz bir şey var. Ben sizi görüyorum. Görüyorum. Görüyorum. O da ne? Bir kimono mu görüyorum?
Tamam, tamam. Kabul. Çok kötü. Böyle bir soru değildi. Yanlış anladınız. Durun. Ne giydiğinizi şimdi tahmin edeceğim. Hmm... O zaman gömlek mi? Hatta bir de ceket belki? Yani bu podcasti işe giderken veya işten dönerken dinleyenlerdenseniz gömlet-ceket ikilisi fena tahminler sayılmaz. Ama tahminim bunların hiçbiri değil. Çünkü ben ne giydiğinizi biliyorum.
Dünyanın en yaygın, en sıradan giysisini giyiyorsunuz. Siz de benim gibi. 21. yüzyılın evrensel kıyafetini. Bir tişört giyiyorsunuz. Yanılma payım yüksek kabul ediyorum ama yazın ortasındayız. Tahminimin tutmuş olma ihtimali çok yüksek. Şu anda bir tişört giyiyorsunuz çünkü tişört dünyadaki en çok kullanılan giyim ürünü. Tabii çorap ve iç çamaşırından sonra.
Çorap, iç çamaşırı, tişört. Bunları birbirine bağlayan bir kelime var. Basitlik. Bunların hepsi basitler. Tişörtün dünyadaki en yaygın giysi olmasının nedeni basitliği. T şeklinde. İki tane kol için, iki de vücut için dört delikten oluşan bir kumaş parçası. Bu kadar. Düğmesiz, cepsiz, bağcıksız. Basitliği nedeniyle hafif ve kullanışlı. Haliyle herkes tişört sever. Ama tişörtün yaygınlığının tek nedeni
Biz tüketicilerin onu seviyor olması değil. Basitliğinin bir başka avantajı da var. Üretimi kolay. Özellikle de büyük çapta, kitlesel ve endüstriyel olarak üretimi. E maliyeti ucuz ve pazar alanı geniş. Çünkü her daim talep var.
T-shirt yaygın çünkü basit. Tasarımı basit, kullanımı basit, üretimi basit. Olay bu kadar basit deyip geçebilir miyiz acaba? Çünkü tam da basit görünen şeyler bazen dünyayı değiştirme potansiyeline sahip olabilir. Bu yüzden bu bölümde günlük hayatın en sıradan parçalarının vazgeçilmesi olan T-shirt'ün hikayesine ortak olacağız. Çünkü günlük hayatta buna pek de fırsatımız olmuyor.
Bunun için ilk durağımız Çin olacak. Burası ucu bucağı görünmeyen kocaman bir pamuk tarlası. Çin dünyadaki en büyük pamuk üreticisi. Yılda yaklaşık 6,5 milyon ton pamuk üretiyor. Onu 6 milyon tonla Hindistan ve 3,5 milyon tonla Amerika Birleşik Devletleri izliyor. Yani şu anda üzerinizdeki tişörtün hikayesi tabii eğer pamuk bir tişört giyiyorsanız çok büyük bir ihtimalle bu üç ülkeden birinde bir pamuk tarlasında başlıyor.
Buralar pamuk tohumlarının ekildiği, sulandığı ve ürettikleri bulutsu kozalar için yetiştirildiği devasa tarlalar. Çoğu zaman kendi kendini süren, insansız çalışan makineler bu kozaları dikkatlice topluyor. Ardından endüstriyel bir alet kabarık kozaları tohumlardan mekanik olarak ayırıyor ve pamuk tiftiği büyük balyalar halinde presleniyor. Ama bu iş göründüğü kadar basit değil. Bir tişörtün dünyaya maliyeti tam da burada, tarlada başlıyor.
Pamuk bitkisi inanılmaz miktarlarda sulamaya ihtiyaç duyan bir bitki. Peki bir tişörtün üretilebilmesi için tarladan mağazaya kadar ne kadar suya ihtiyaç duyulduğunu siz tahmin edebilir misiniz? 5 litre? 10 litre?
Bunlar çok ama çok iyimser rakamlar. İstatistikler bize bir tişörtün yalnızca bir tanesinin üretilebilmesi için 2700 litre temiz suya ihtiyaç olduğunu söylüyor. 2700 litre. Gözünüzde canlanamıyor değil mi? Ben yardımcı olayım. 2700 litre ile 30'dan fazla küveti doldurabilirsiniz. Bu bir insanın 900 gün boyunca su ihtiyacını karşılayabilir. Neredeyse 3 yıla yakın bir süre. Ve bu yalnızca bir tişört. Eee dünyanın %71'i sularla kaplı değil mi canım?
Kaplı ama bunun %97'si tuzlu deniz ve okyanus suları. Kalan %3'ün yaklaşık %2'si buzullar, sadece %1'i temiz su kaynağı olarak erişebildiğimiz bölümü. İnsanlık olarak bunun yaklaşık %70'iyle tarlalarımızı sulayıp ekinlerimizi yetiştiriyoruz. Pamuğun da bu ekinler arasındaki payı oldukça büyük. Çünkü pamuk fazlasıyla susayan bir bitki.
Ama yalnızca bu da değil. Kocaman tarlalarda yetiştirilen pamuğun hastalıklardan ve haşerelerden de korunması gerek. Çünkü bu o kadar büyük ölçekli bir üretim ki bir hastalığın maliyeti çok çok büyük olabilir. Bunun için çeşitli böcek ilaçlarına ve kimyasallara ihtiyaç duyuluyor. Hatta pamuk dünyadaki diğer tüm mahsuller arasında bugün en fazla kimyasal madde kullanılanı.
Bu kimyasallar kanserojen olabilir ve çevredeki ekosistemlere zarar verebilir. Bazı tişörtler böcek ilacı ve kimyasal kullanılmadan yetiştirilen organik pamuktan yapılıyor ama organik pamuk, dünya çapında üretilen 20 milyon tonu aşkın pamuğun %1'inden daha azını oluşturuyor. Geri kalan %99 ise az önce bahsettiğim yöntemlerle üretiliyor. Biraz içiniz mi karardı?
O zaman pamuk tarlasındaki vaktimize biraz ara verelim ve bir sonraki durağımız olan bir tekstil fabrikasının kapılarından içeriye adımımızı atalım. Pamuk balyaları çiftlikten ayrıldıktan sonra tekstil fabrikalarına geliyor. Çin veya Hindistan bu işin merkezleri. Burada yüksek teknoloji makineler pamuğu karıyor, taraklayarak liflerini ayırıyor. Ardından tarıyor, çekip geriyor. Ardından eğirme dediğimiz işlem var. Şeritler bükülerek incecik silindir ipliklere dönüşüyor.
Bu iplikler daha sonra dokuma fabrikasına doğru yola çıkıyorlar. Burada dev örme makineleri var. Burada iplikler dokunarak kumaş haline gelecek. Kaba, grimsi bir kumaş. Kumaşlar önce beyazlatılmak, ardından renklendirilmek için ısı ve kimyasallarla işleniyor. Ne yazık ki bu kimyasalların bazıları kadmiyum, kurşun, krom gibi bir takım maddeler içerebiliyor. Diğerleri ise nehirlerde ve okyanuslarda zehirli atık su olarak salındıklarında yaygın kirlenmeye neden olabiliyor. Ama şimdi onların değil bizim okyanuslara açılma vaktimiz. Gelin kumaşlarla birlikte bir yolculuğa çıkalım şimdi.
Bir geminin güvertesi. Nereye mi gidiyoruz? Birkaç ihtimal var. Bangladeş, Çin, Hindistan veya Türkiye. Saydıklarım bitmiş kumaşın t-shirt'e dönüştüğü, tekstil endüstrisinin ve giyin fabrikalarının yoğun olduğu yerler. Ucuzlar. Zaten kargo gemisindeki konteynerlarda da kumaş ruloları dolu. Hepsi de t-shirt olmaya gidiyorlar. Bunun için çoğu zaman kilometrelerce yolculuk yapıyorlar.
Yaptıkları tek yolculuk bu da değil. T-shirtler üretildikten sonra yine bir kargo gemisine yüklenecek. Ama bu kez, müşterilerini bulacakları daha yüksek gelirli ülkelere gidebilmek için. Bangladeş'ten kimi zaman Asya'ya, kimi zaman Avrupa ya da Amerika'ya uzanan kilometrelerce uzunluğundaki rotalar. Ve bu rotaları kat eden gemiler, trenler, tırlar.
Transfer süreci pamuğa muazzam ölçülerde karbon ayak izi veren bir işlem. Genel olarak hazır giyim üretimi küresel karbon emisyonlarının yüzde 10'unu oluşturuyor ve bu oran gün geçtikçe tırmanıyor. Tek bir tişörtün pamuk tarlasından siz onu üzerinize giyene dek kat ettiği mesafeleri hiç düşünmüş müydünüz? Bir tişörtün hikayesi bu yüzden önemli. İlk bakışta dünyanın en sıradan ve en basit şeyiymiş gibi geliyor çünkü. O kadar sıradan ki, hani ortamdaki klima sesini belli bir süre sonra önemsememeye, hatta duymamaya, algılamamaya başlarız. İşte tişört de tıpkı bunun gibi. Üzerine düşünmeye, bir hikayesi olduğunu fark etmeye fırsat ayırdığımız türde bir şey değil. Ne kullanırken, ne de satın alırken.
Bugün artık bir tişört satın alma süreci bile birkaç klikle bir kapı zili arasında geçen bir zamana evrildi. Peki ne yapalım yani? Tişört mü giymeyelim yani bundan sonra? Yok canım, vur dediniz öldürdüm. Tişörtün yerini doldurmak, onu başka bir şeyle değiştirmek imkansız gibi bir şey. Ama zaten buna gerek de yok. Çünkü alışkanlıklarımızı değiştirebilmek mümkün. Dolabınızdan başlayabilirsiniz mesela.
Şimdi sizden bu bölüm bittiğinde kalkıp dolabınıza bir bakmanızı rica ediyorum. Kaç parça tişörtünüz var? Ve bunların kaçını giyiyorsunuz? Kaçını hiç giymiyorsunuz? Peki giymediklerinizi neden satın almıştınız? Alırken yeterince düşünmüş müydünüz acaba? Bundan sonra bir mağazaya girmeden veya gitmeden önce düşünebilirsiniz mesela. Kendimize iki soru sormamız gerekiyor bence.
1- Gerçekten ihtiyacın var mı? Bazen ihtiyacımız olmadığı halde kendimizi kasada veya ödeme sayfasında bulabiliyoruz. Bir dahaki sefere dolabınızdaki tişörtleri, giysileri canlandırıverin bir gözünüzde. Diyelim ihtiyacımız var ve bir tişört almamız gerek. İlk tercihiniz her zaman ikinci el alışveriş olabilir. Bence oldukça şık bir çözüm ve çok uyguna çok güzel şeyler bulabilmek mümkün. Hatta bölüm sonunda dolabınıza baktığınızda kenara ayıracağınız hiç giymediğiniz kıyafetleri siz de ikinci el satışa koyabilir ya da bağışlayabilirsiniz. Böylelikle karbon sıfır bir döngüye destek olabilmek mümkün. Ama diyelim ki yeni bir tişört almaya karar verdik. O zaman da ikinci soruyu soralım.
Bunu yıllarca giyebilir miyim? Hem tasarım anlamında hem de dayanıklılık anlamında söylüyorum bunu. Ben senelerce sıkılmadan giyebilmek için basit tasarımlı, sade ve renk renk tişörtler tercih ediyorum mesela. Bunlar aradan yıllar geçse ve zevklerimiz değişse de her daim bize uyum sağlayabiliyor. Gerçi bu günlerde çoğu tekstil ürünü öyle yıllarca kullanmaya pek de uygun değil. Bazıları kısa sürede aşınabiliyor ya da yırtılıp sökülebiliyor. Belki tamir etmeyi deneyebilirsiniz. Hatta daha güzeli tamir ederken kişiselleştirmek. Delinmiş bir tişörte şöyle renkli resimli bir yama yapmak mesela. Hem iğne iplik tutup yeni bir şeyler denemiş olursunuz hem de belki yıllar boyunca severek giyeceğiniz, dünyada eşi benzeri olmayan bir tişörtün sahibi olursunuz, kim bilir? Uzun vadeli plansa dayanıklı ürünlere yönelmek. Bugün bunun eşine benzerine rastlamak biraz zor. Fiyatları da diğerlerine göre daha yüksek ama eğer yıllarca kullanacaksak neden olmasın?
Biraz araştırarak yıllara dayanabilecek, gerektiğinde tamir ede ede giyebileceğiniz ürünler bulmak pek de zor değil aslında. Mesela bu bölümün sponsoru WWF Market'ta dayanıklı ve sade tasarımlı tişörtler var. Biliyorsunuz WWF Dünya Doğal Yaşamı Koruma Vakfı. WWF Market'ta doğadan ve insandan yana sürdürülebilir ürünler sunan bir Reflex Stüdyo ve WWF Türkiye İşbirliği. Haliyle çevre dostu bir üretim etikleri var. Her aşamada çevre dostu sertifikalı malzemeler kullanıyorlar.
Mesela giyim ürünlerinde kullanılan pamuk organik. Ege'de hasat ediliyor ve İstanbul'a getiriliyor. Tarladan mağazaya kadar tüm işlemler Türkiye sınırları içinde gerçekleşiyor. Tedarik zinciri yerel üretime dayalı olduğu için de karbon ayak izi minimum seviyede. Bunu nasıl bu kadar ayrıntılı biliyoruz? Çünkü pamuk tarlasından itibaren her aşamanın izini sürüyorlar.
Bugün burada paylaştığımız hikayenin izini yani. Ve bu hikayeye bizi de ortak edebilmek için her ürünün içine bir QR kod saklamışlar. Bu QR kodu tarattığınızda elimizdeki ürünün tarladan paketlemeye kadar olan yolculuğu hakkında bilgi edinebiliyoruz. 111 Herz dinleyicileri için de bizimle bir indirim kodu paylaştılar. Ödeme sayfasında Türkçe karakterlerle ve tamamı birleşik şekilde Barış Özcan 20 kodunu yazdığınızda %20 indiriminiz olacak. Linki de açıklamalarda bulabilirsiniz.
Hikayeler önemli. Anlamamızı ve bağ kurmamızı sağlıyorlar. Bize çoğu zaman görünmez olacak kadar alışılmış, basit şeylerin hikayeleri ise en önemlileri. Çünkü hayatın tam ortasındalar, her yerdeler, tüm dünyadalar. Ve onların hikayesi dünyanın hikayesini şekillendiriyor. Etkileri küresel ölçekli. Ekolojide yarattıkları ayak izi de bu yüzden önemli.
Ayak izi dediğimiz şeye konu yiyecekler olduğunda biraz aşinayız. Mesela havuç yetiştirmekle et üretmek birbirinden farklı, bunu biliyoruz. Etin çok daha büyük bir ayak izi var. Ya da mesela organik muzla sıradan muzla birbirinden farklılar. Birinde ilaçlar, kimyasallar var, birinde yok diyoruz, değil mi?
Ama iş tekstile geldiğinde aradaki farkın çok da ayırdığında değiliz galiba. Bir tişört bile dinlediniz ne kadar işlemden geçiyor. Haliyle çoğu zaman hikayesi gizlenmiş. Hikayesi hafızasız oluyorlar. Haliyle biz de kolayca vazgeçebiliyoruz onlardan. Yerine hemen yenisini alabiliyoruz mesela. Alışkanlıklarımızı değiştireceksek, basit olana bakış açımızı da değiştirmemiz gerekli.
Aman canım bu da basit bir şey zaten diyerek geçiştirmek yerine basit olduğu için ciddiye almak demek bu. Önemsemek, dikkate almak, kimi zamanda bir bağ kurabilmek demek. Bence tamir etmek, kişiselleştirmek de giydiğimiz şeye duygusal yatırım yapmanın, ona bir hikaye, ona bir hafıza vermenin en iyi yollarından biri. Belki üzerinizdeki tişörtün geleceği için böyle bir plan yapabilirsiniz.
Bu arada çok güzel bir tişörtmüş küremden görebildiğim kadarıyla. Zaten hali hazırda sizin üzerinizde olması bence onu dünyanın en güzel tişörtü haline getirmeye yeter. Yeni bir tişörte ihtiyaç duymadan yıllar boyu giyebilmeniz dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.