
1.579 kelime · ~8 dk okuma
Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz. Önümüz
bayram. Kurban bayramı. Bir planınız olması pek muhtemel. Ailenizi mi ziyaret edeceksiniz? Annenizi, babanızı, belki biraz da akraba, konu komşu ziyaretleri filan?
Hani baklavaların böyle geldiği, böreklerin gittiği, ayranların höpürdetilip kuru yemiş tabaklarındaki leblebilerden fellik fellik kaçılan ziyaretler. Biliyorsunuz onları. Kolonyalı eller öpülür, yaşlar küçükse cepler dolar, eğer büyükse birazcık boşalır veya belki de hazır havalarda ısınmış bu birkaç günlük arada bunca işin gücün ortasında şöyle biraz soluk almak çekiyor sizi. Valla şöyle bir sahil kenarında.
kumsala uzanıp, biraz güneşlenip, sonra Akdeniz veya Ege'nin sularında serinlemeyi düşününce, benim bile sizinle gelesim geldi şimdi ne yalan söyleyeyim, hepimizin biraz tatile ihtiyacı var. Değişim hızı gün geçtikçe artan, her geçen gün yeni ihtiyaçlar doğuran bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden de nerede denilen o eski bayramların eskide kalmasını bir bakıma doğal karşılayanlardan biriyim ben. Dedim ya, benim bile tatili hayal edince sizinle gelesim geliyor. Ama bugün ben sizinle değil, siz benimle geleceksiniz. Sizi iki yere götüreceğim. Yüzyıllardan beri hala eskiden olduğu şekilde aynı ritüellerle kutlanan iki bayramı ziyaret edeceğiz birlikte. Üstelik bunlar BBC'nin dünyanın en sıra dışı bayramları listesinde zirvelerde olan iki bayram.
O halde hadi bakalım atlayın trene çünkü kalkmak üzere. İlk durağımız... İspanya. Ta ortaçağdan kalmış yapılarıyla Castrillo de Murci adlı küçük bir kasaba.
Sizi saran dar sokakları ve sapasağlam duran o taş binalarıyla gerçekten de ortaçağda yaşıyormuşsunuz gibi hissettiren bir kasaba bu. Avrupa'da böyle eski hali korunmuş çok kasaba var aslında. Ama Castrillo de Murcia'yı diğerlerinden ayıran, onu özel kılan bir şey var. Ta 1620'lerden beri her yıl Haziran ayının ortasında tam Katolik yortusu döneminde kutlanan bir festival. Adı El Colacho. Başrolünde ise bebekler ve şeytanlar var. Evet, bebekler ve şeytanlar. Ne alaka dedirten bir ikili değil mi?
Anlatmaya şeytanlardan başlayalım ama önce gözünüzde bu atmosferi biraz canlandırmanız gerekli. Sokaklarda siyah takım elbiselerini giymiş, siyah pelerinlerini ve fötür şapkalarını takmış, ciddi mi ciddi, onlarca adam dizili. Sanki Godfather filminden bir sahnenin içinde gibiyiz. Bunlar, festivali düzenleyen gizemli tarikatın üyeleri. Kendilerine, Minevra'nın kutsanmış Sakramenti kardeşliği diyorlar. Gizemli bir atmosfer var etrafta. Ve bu gizemli atmosferin üzerine...
ŞEYTANLAR ÇIKIYOR ORTAYA! EVET, ŞEYTANLAR! Bazı tarikat üyeleri sarı-kırmızı renkli kostümleri, sarı-kırmızı renkte maskeleri ve ellerindeki ucuna at kuyruğu bağlanmış sopalarıyla şeytan kılığına girmişler. Kasabanın sokaklarında yavaş yavaş yürümeye başlıyorlar. Ardından halkın kalabalıklaştığı sokaklara gelindiğinde bu şeytanlar hakaretler yağdırarak insanların üzerine doğru koşturmaya başlıyorlar ve bir kovalamaca başlıyorlar.
Halk dört bir yana kaçışıyor. Eğer kaçamazlarsa şeytanın elinde tuttuğu kırbacın gazabına uğrayabilirler. Ama El Colacho Festivali'nin en ilginç tarafı bu değil. Çünkü diğer başrol henüz işin içine dahil olmadı. Bebekler. Davullar çalınıyor ve önceki yıl doğan tüm bebekler kasabanın en geniş sokağında yerlere serilen şiltelerin üzerine yan yana yatırılıyor.
Ve nihayet kırmızı-sarı renkli şeytanlar sokağın başında belirmeye başlıyorlar. Yavaş yavaş yerde yatan o masum bebeklere doğru adım adım yaklaşıyorlar. Ve yaklaştıkça adımlarının sıklığını da arttırıyorlar. Hızlı adımlar giderek koşar adımlara dönmeye başlıyor. Şeytanlar yerde yatan bebeklerin üzerine doğru son hızla koşmaya başlıyor. Koşuyor, koşuyor, koşuyor!
Ve en sonunda bebeklerin üzerinden zıplıyorlar. Zıplamak? Yoksa siz daha gergin bir sahne mi bekliyordunuz? Aslında bu biraz da Hıhrellez'e benziyor. Ateşin üzerinden atlamak yerine bebeklerin üzerinden atlamak gibi düşünün. Bu sahne kulağa biraz komik geliyor olabilir belki ama bu festivalin adı tam da bu yüzden uluslararası alanda Baby Jumping Festival diye biliniyor.
Bangi Jumping gibi ama değil, Baby Jumping. İnanışa göre şeytan bebeklerin üzerinden atladığında onların günahlarını bir mıknatıs gibi kendi üzerine çekiyormuş. Şeytan uçup gidiyor, günahlarından arınmış bebekler ise sağlıklı bir hayata kavuşmuş kabul ediliyor. Bir nevi vaftiz işlemi gibi Ama biraz da pagan ayinleriyle harmanlanmış, onlarla karıştırılmış bir çeşit vaftiz diyelim biz. Hatta Hristiyan inanışıyla pagan ritüellerini bir araya getirdiği için Papa XVI. Benedikt, Katolik din adamlarının bu festivale katılmamasını bile tembihlemiş. İspanyollardan da bu festivale bir son vermelerini rica etmiş.
Ama ritüel bu. Kasabaya işlemiş bir kere. Kültürel bir miras haline gelmiş. Öyle son vermek kolay mı? Haliyle de gelenek ağır basan tarafı olmuş. Hatta İspanyollar her geçen yıl daha yüksek bir katılımla bu festivale gitmeye hala devam ediyorlar. Gelin şimdilik bırakalım şeytanlar o bebeklerin üzerinden atlasınlar. Biz de trenimize atlayalım ve bir sonraki durağımıza gidelim. Elbette kısa bir aradan sonra.
İkinci durağımız Bali. Endonezya'ya bağlı bir ada. Buraların ilginç bir sözlü tarihi var. Çok eski zamanlarda Bali adasına Dvata Cankar adında zalim bir dev kral hükmedermiş. Bu
kral öylesine acımasızmış ki insanların acı çekmesinden keyif aldığı için insan eti yermiş. Derken Milattan sonra 78 yılında Java Adası'na bir gemi yanaşmış. Gemiden bugün Bali halkının efsanevi kralı olarak bilinen Ajisaka inmiş. Adaya hükmeden Medan Kralı ile savaşmış ve gaddar hükümdarı bozguna uğratmış.
Ajisaka savaşı kazandıktan sonra Java adasının yeni kralı olmuş ve o Yam Yam kralın vahşetine son vererek medeniyeti ve Hinduizmi Endonezya'ya getirmiş. medeniyetle beraber de Sakayılı adı verilen yeni bir takvim icat etmiş. Milattan sonra 78 yılını sıfır noktası olarak kabul eden bu takvime göre yeni yıl bahar ekinoksu döneminde ayın ilk yeni ay evresinde olduğu güne denk düşüyor. Ve bu özel gün günümüzde yalnızca Endonezya'ya bağlı olan komşu ada Bali'de garip bir şekilde kutlanıyor.
Niyepi. Bayramın adı bu. Bali dilinde sessizlik, durgunluk demek. Genelde haftalar hatta aylar öncesinden bu Niyepi için hazırlık yapmaya başlamak gerekiyor. Yapılacak çok iş var. Önce gençler toplanıyor ve el birliğiyle Ogoh Ogoh denilen her boyda görülebilen ahşap heykeller yapıyorlar.
Bali halkı bu heykellerin kötü ruhları ve şeytanı simgelediğine inanıyor. Ama kimse kötü ruhların etrafında dolanmasını istemez öyle değil mi? Bu yüzden Niepi'den bir gün önce gün batımında gençler bu yaptıkları heykelleri şehirde yaşadıkları bölgeye en yakın olan ana yol kavşaklarına taşıyorlar. Ve kötü ruhları kaçırması için burada ateşe veriyorlar.
İnanışa göre bu kavşaklar kötü ruhların buluşma noktası. Bu ritüel sırasında yüksek sesle müzik çalınıyor, şarkılar söyleniyor. Önemli olan gürültü çıkarmak. Bu yüzden gerekirse tencerelere, tavalara falan da vuruluyor. Fazlasıyla kaotik bir ortam. Siz de kapın şuradan bir tokmak, hadi bakalım. Ama bayramın en ilginç kısmı henüz başlamadı. Saat tam sabah 6'da bütün bu gürültüler...
Birden kesiliveriyor ve Bali Adası'nı kusursuz bir sessizlik kaplıyor. Kimse çıt çıkarmıyor. Kimse tek kelime dahi etmiyor. Niépi'de Bali halkı tamamen kendi içine dönüyor. Zaten sessizliğin amacı da bu içe dönüşü mümkün kılabilmek. Bu Bali halkı için o kadar önemli ki sabah 6'dan itibaren Pekalang adı verilen güvenlik güçleri herkesin sessiz olduğundan emin olmak için şehirde devriye geziyor. Kimsenin ikamet ettiği binayı terk etmesine izin verilmiyor. O sırada Bali'yi ziyaret eden bir turist olsanız bile.
Öyle ki olur da bir gün bu tarihlerde hani bizim sıcak Akdeniz ya da Ege sahillerine değil de Bali'ye giderseniz bu festivale bizzat şahit olma planı yapıp önceden varacağınıza emin olun. Çünkü kusursuz bir sessizliği sağlayabilmek için uçuşlar dahi iptal ediliyor ve ülkeye giriş çıkışlar kapatılıyor. Televizyon, radyo yayınları kesiliyor. Hatta elektrik ve su bile böyle azar azar veriliyor o gün.
iç yolculuğu engelleyebilecek her türlü ayrıntının detayın önüne geçiliyor anlayacağınız. İsteyen bazı inançlı insanlar da bu süreci aynı zamanda oruç tutarak geçiriyor. Tüm ada ertesi sabah saat 6'ya kadar 24 saat süren bir sessizliğe bürünüyor. Tam bir içe dönüş. Bu sürecin ardındansa yeniden hayat eski haline dönüyor.
Nigenbak Geni yani temizlenme ve arınma günü. Hem içsel dünyamızı hem de yaşadığımız çevreyi pırıl pırıl yapacağımız gün. Nigenbak Geni'de insanlar geçmişlerinde kırdıkları, üzdükleri insanlara gidip onlardan af diliyorlar. Ve bütün günü tıpkı bizde olduğu gibi akraba ve arkadaş ziyaretlerine ayırıyorlar. Ama henüz bitmedi. Geriye son bir ritüel kaldı. Omed Omedan.
Eğer genç ve bekarsanız tam size göre bir eğlence. Çünkü bu bir eşleştirme ve öpüşme yarışması. İki tarafa yani aslında iki bilgenin gözetimi altında bulunan iki gruba ayrılan bekarlar sıralarını beklemeye başlıyorlar. Ve yaşlı bilge sizi seçtiğinde karşı tarafa haber verdiğinde koşup bilgenin sırtına çıkmanız gerekiyor. Karşıdan size doğru gelen biri var. O da tıpkı sizin gibi bilgenin sırtında.
deve güreşi gibi düşünün. Ama birazdan öpüşeceksiniz. Ortada birleştiğinizde konuşmaya fırsatınız yok. Bilgeler sizin için en uygun partneri çoktan seçti bile. Büzün bakalım dudaklarınızı. Şimdi de ayrılın bakalım.
Yeni çiftimizi ayırmak için biraz sulu bir yöntem ama ne yapalım? Gelenek gelenektir. Omedan aslına bakarsanız Bali için epeyce önemli bir ritüel. Birçok ailenin bu ritüel sayesinde kurulduğu ve kendini toplumdan dışlanmış olarak gören insan sayısının az olduğu düşünüldüğünde buna hak vermemek imkansız. Ama bizim için bir havlu bulup gidip kurulanma vakti şimdi.
Malum vaktimiz sınırlı bu yüzden size şimdilik yalnızca bu iki ilginç bayramı anlatmakla yetineceğim ama emin olun bu tür festivallerden tahmin edemeyeceğiniz kadar çok var bu dünyada. İspanya'da Pamplona kentinde düzenlenen, insanların sokağa salınan boğalardan kaçtığı San Fermin Festivali, yine İspanya'da binlerce insanın birbirine tonlarca domates fırlatarak bir domates meydan savaşı gerçekleştirdiği La Tomatina Festivali, gibi benzerini İtalyanlar bu kez portakal fırlatarak gerçekleştiriyor ya da Tayland'da maymunların yemesi için tonlarca meyve ve sebze dolu açık büfeler hazırlanan Maymun Büfesi Festivali bunlardan yalnızca benim sayabildiklerimden bazıları. Bu bayramların kimisinin dini referansları var, kimileri ise tamamen seküler festivaller. Ama neticede sıra dışı kutlamalar listesi öyle saymakla bitecek gibi değil. Bunların bir kısmını saçma ya da tehlikeli bulabiliriz. Ama daha az yargılayıcı bir perspektifle baktığınızda daha farklı şeyler görme imkanımız da var.
Bunca farklı festivalin, bunca çeşitli bayramın, ritüelin varlığı insanlığın ne denli yaratıcı, ne denli çeşitli ve ne denli çok sesli olabildiğinin de bir göstergesi. Ha bir de tüm bunların gösterdiği bir başka şey daha var. O da insanların birlikte olma duygusunu, bir kominite, bir topluluk olma hissini dünyanın her neresinde olursa olsun çeşitli ritüeller ve özel günlerle pekiştiriyor olması. Zaten bayramların en önemli özelliklerinden biri de bu değil mi? Sevdiklerinizle bir araya gelmek.
Bu yüzden siz de dünyanın her neresinde olursanız olun, ister ailenizin yanında, ister sevgilinizin ya da arkadaşlarınızın fark etmez, tatilde bu bayramı sevdiklerinizle geçirin. Hepinize şimdiden iyi bayramlar.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.