
2.643 kelime · ~13 dk okuma
Merhaba, ben Barış Özcan. 111 Hertz'e hoş geldiniz. Masum'un ucundaki düğmeye tıkladım ve bugünkü podcast'imizin kaydını başlattım. Birçok şey böyle bir tıkla başlıyor, öyle değil mi arkadaşlar? Bugün ihtiyacımız olan birçok şeyi, hatta bazen internet olmasa varlığından dahi haberdar olamayacağımız şeylere hep bir tıkla erişip alıyoruz.
Online ticaret de zaten böyle başladı. Tek bir tıkla sipariş verebiliyoruz artık. Hatta bu iş hayatımızın öyle büyük bir parçası haline geldi ki siz şu anda benim bu cümlemi dinlerken dünyanın dört bir tarafında on binlerce belki de yüz binlerce internet kullanıcısı satın al tuşuna tıkladı. Fakat takdir edersiniz ki her hikayede olduğu gibi bu devasa online alışveriş hareketi de yine başlangıçta sadece bir tek tıkla başladı. Peki o ilk tıklamayı yapan kişi kimdi acaba? Yani e-ticaret hareketinin kurdelesini kim kesti? Dünyada internet çağının öncülüğünü yapmış olan, en son teknolojik gelişmelerin hızına yetişebilmeyi başarmış olan bu kişi sizce kimdir?
ve acaba tarihin bu ilk online siparişinde neler alınmıştır? Bugün, web tarayıcılarımızla gezindiğimiz milyonlarca web sitesine ev sahipliği yapan World Wide Web, www diye yazıyoruz ya, 1989'da ortaya çıktı. İlk alışverişse, webin ortaya çıkışından 5 yıl önce, 1984'te yapıldı. Henüz kimse webde gezinmemişken, hiçbir firmanın ortada bir web sitesi bile yokken yani.
Şimdi bu ilk alışverişi herhalde dönemin bilgisayar kurtlarından, bilgisayar nördlerinden biri yapmış olabilir diye tahmin ediyor insan öyle değil mi? İşte hikayemizin bu noktası biraz sürprizli çünkü 1984 yılında dünyanın ilk online alışverişini yapan bu kişi ne bir programcı ne de bir bilgisayar nördü. Elindeki televizyonun kumandası yardımıyla Mahallesindeki marketten bir karton yumurta, bir kutu margarin ve bir pakette kahvaltılık gevrek siparişi vermiş. Jane Snowball adında 72 yaşında bir teyze. İnanabiliyor musunuz? Tarihin ilk online siparişi, internetin iyisini bile duymamış 72 yaşında birisi tarafından veriliyor.
Jane Snowball o tarihte yaşlılara ve engellilere yardım eden, onların hayatını kolaylaştırmak için çalışmalar yapan yerel bir organizasyona üye ve bu organizasyonda Jane Snowball'a mahallesindeki Tesco'dan yani onun yaşadığı yerdeki yerel bir marketten alışveriş yapabilmesini sağlayan bir teknolojiyi getiriyor. Teknolojinin adı da video text. Hani şu televizyonlarda bir tuşa bastığınızda karşınıza böyle çeşit çeşit haberleri, ne bileyim futbol fikstürünü ya da yayın akışını filan takip edebildiğiniz böyle bilgisayar terminaline benzeyen siyah bir arka plan üzerine çeşitli yazıların olduğu bir ekran gelir ya hani kumandada da renkli tuşlarla kontrol edilir o ekranlar. Heh işte o teknolojiden söz ediyorum.
Tabii Jane Snowball'un kullandığı televizyondaki videoteks bizim bildiğimizden biraz farklı. Çünkü o, Snowball'un mahallesindeki market olan Tesco'nun sistemine doğrudan bağlı. Yani haber futbol fikstürü falan değil, marketteki ürünlerin bir listesini getiriyor onun televizyonuna. Ve Jane teyze de oturduğu koltuktan ürünleri sepetine ekleyip tarihin ilk online siparişini işte bu sayede verebilmeyi başarıyor. Biraz yumurta, margarin ve bir pakette kahvaltılık gevrek.
Benim şöyle bir teorim var, tarihteki ilk aşağıdaki bakkala sepeti indiren kişi de kesin bir teyzedir diye düşünüyorum. Ama her neyse biz geleneksel alışverişlerine, online alışverişe odaklanacağız bu bölümde ve anlayacağınız zamanın hızını kimin nasıl yakalayacağı bazen hiç ama hiç belli olmuyor. 72 yaşındaki bir teyzenin bugün hayatımızın bir parçası olmuş online alışverişin öncüsü haline geleceğini kim bilebilirdi? Jane Snowball adıyla da uyumlu bir şekilde olsa gerek online alışverişin çığ gibi büyümesinde o ilk kar topunu atan kişi ama bu dünyanın bu denli büyümesine katkısı olan tabii ki asıl başka insanlar var ve bunların bazıları da tıpkı o Jane teyzemiz gibi beklemeyeceğiniz türde insanlar. Öyle ne internetle doğrudan bir alakaları var ne de ticaretle başlangıçta.
İyi de öyleyse bu kişiler nasıl oluyor da e-ticaretin öncüleri haline geliyorlar? İşte ben bu bölümde sizlere bu insanlardan büyük ihtimalle en önemli iki tanesinin hikayesini anlatacağım. Dünyanın iki ayrı ucunda iki sıradan adamın benzer yollardan geçerek e-ticaretin en büyük iki devini oluşturmalarının sıra dışı hikayeleri bunlar. Üstelik birisi yeni dünyada Amerika Birleşik Devletleri'nde kapitalizmin başkentinde kalesinde Diğeri ise kökleri çok eskilere dayanan Çin'de, komünizmin son büyük kalesinde. İlk hikayemizin kahramanı, dünyanın en zengin ikinci insanı olan, yakın zamanda birinciliği Elon Musk'a kaptırdı çünkü, Amazon.com'un kurucusu Jeff Bezos.
Kendisinin adını özellikle son dönemlerde YouTube kanalımda da sıklıkla duyuyorsunuz aslında. Çünkü o kurduğu uzay araştırmaları şirketi Blue Origin'in son dönemde yaptığı fırlatmalar ses getirmeye başladı. Kendisi de Amazon.com'dan istifa edip uzaya odaklandı. Peki, bugün yüzünü gökyüzüne çevirmiş bu adam nasıl daha yeni çıkmış bir teknolojinin öncülerinden biri oluverdi zamanında?
Amazon'un hikayesi 90'lara dayanıyor. Yani Bezos'u bugün dünyanın en zenginlerinden yapan servetinin öyle çok da uzun bir geçmişi yok aslında. Hatta üniversitede okuduğu sırada harçlığını çıkarabilmek için yarı zamanlı olarak McDonald's'ta çalışan birinden söz ediyoruz. Anlayacağınız bugün dünyanın en zengin insanı olan bu adam bundan sadece 30-40 yıl kadar önce oldukça sıradan bir hayata sahip olan, oldukça sıradan bir öğrenciydi.
Bezos, 94 yılında Amazon'u kurmadan önce New York'taki Wall Street'te çalışmaya başladı. Bir yatırım şirketinde işte fena olmayan bir işe girdi. Gayet iyi bir geliri oldu, stabil bir hayatı oluştu. Ama işte hayatına yeni bir yön verecek, onu kökünden değiştirecek olan olay, patronunun ondan çalıştığı şirket için yeni yatırım olanaklarını araştırmasını istemesiyle başlıyor.
Patronu Bezos'tan özellikle şu yeni ortaya çıkan ve kimsenin ne olduğunu tam olarak bilemediği adına World Wide Web denen şeyle ve bu teknolojinin sunduğu olanaklar ve yatırım imkanlarıyla ilgili bir araştırma yapmasını istiyor. Şimdi birazcık 90'lı yılların başlarını, o yıllarda webin ne anlama geldiğini hayal etmeye çalışın. Bu teknoloji halka sunulalı sadece 3 yıl olmuş ve web siteleri daha yeni yine ortaya çıkmaya başlamış. Kimsenin henüz webin tam olarak ne olduğuna, ne işe yaradığına dair pek de bir fikrinin olmadığı bir zaman diliminden söz ediyoruz. Halk arasında web'e dair en çok kullanılan benzetme, enformasyon otobanı. Yani dünya üzerindeki verilerin, dünya üzerindeki tüm bilgilerin bir noktadan bir diğerine aktığı bir yol.
Böyle düşününce kesinlikle isabetli bir benzetme olduğunu söyleyebiliriz ama sorun şu, 90'lı yılların başında kimse bu otobanın dünyayı nereye götüreceğini bilmiyordu, yolun sonunda ne var ya da yol nerelerden geçecek, bunu anlayamamıştı. kimse onun potansiyelini fark edememişti. İşte böyle bir ortamda web üzerine araştırma yapan Bezos daha yeni yeni emeklemeye başlamış olan bu dijital ortamın gelecekteki potansiyelini görmekte gecikmedi. 3 yıl önce, New York City'deyim. Kredi satışı için çalışıyordum. Uygulandığım bilgilerde, web uygulaması 2300% yılda büyüyordu. O yüzden, bu büyümenin anlamına geldiği bir iş planı bulmaya karar verdim.
Dinlediğiniz bu kayıt Bezos'la 1997 yılında yapılan bir röportajdan ve bu röportajda Bezos araştırmaları sırasında web kullanımının yılda %2300 oranında arttığına dair ilginç bir istatistikle karşılaştığını söylüyor. Bakın yılda 130-230 değil, 2300, %2300 katlık bir büyümeden söz ediyoruz ki bu muazzam bir büyüme. İşte bu istatistikle karşılaşır karşılaşmaz Bezos'un aklında bir ışık yanıyor. Coğrafi sınırları anlamsız kılan ve büyük bir hızla gelişen internet tıpkı yeni keşfedilmiş bir gezegen gibi pek çok olasılığı, pek çok potansiyeli içinde barındırıyor olabilir mi? Şimdi hikayemizin ikinci kahramanı için gelin dünyanın diğer ucuna ta Çin'e gidelim.
Bu kişinin alibaba.com'un kurucusu Jack Ma olduğunu çok büyük bir ihtimalle tahmin ettiniz bile. Ama onu Bill Gates ya da Mark Zuckerberg gibi diğer teknoloji öncülerinden ayıran çok önemli bir nokta var, bir farklılık. Kendisi öyle Harvard'ı kazanıp sonra da yarıda bırakmamış. Aksine Harvard'dan tam 10 kez red almış. Öyle Bezos gibi kendi şirketini kurmadan önce yatırım bankacılığı gibi karlı işlerde de çalışmamış.
Tıpkı üniversitede olduğu gibi iş konusunda da pek çok kez reddedilmiş. Hatta bir keresinde KFC'de işe başvurduğunda birlikte başvurduğu diğer 23 aday işe alınırken yalnızca kendisi kabul alamamış. Anlayacağınız Jack Ma'nın geçmişi başarısızlıklar ve reddedilmeler üzerine kurulu. Kendisi en sonunda kapağı İngilizce öğretmenliği gibi stabil fakat ayda yalnızca 12 dolar kazandıran bir işi atmış ama bir gün iş çıkışında yıllarca öğretmenlik yapmış, yaşlı bir meslektaşını görmüş.
ve bisikletinin sepetine en ucuz sebzelerle doldurmuş bir şekilde evine dönen bu adamın imgesi Jack Ma'nın zihnine bir kıymık gibi saplanmış. Anlamış ki onun aradığı gelecek bu meslekte değil. Derken bir gün Jack'in tercüman olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne gerçekleştirdiği bir gezi sırasında hayatını değiştirecek bir olay meydana gelmiş. 1995 yılındaki bu gezide Amerikalı bir öğrenci ona daha önce hiç görmediği bir şey göstermiş.
Bu şeyin adı İnternet. Jack hemen böyle büyülenmiş bir şekilde önünde açık duran o arama motoruna rastgele kelimeler yazmaya başlamış ve çok geçmeden farkına varmış ki yazdığı şey her ne olursa olsun neyi ararsa dünyanın dört bir yanından bilgiler, sonuçlar geliyor. Bütün dünyadan. Kendi ülkesi Çin hariç.
İşte bu kez de aynı ampul Jack'in zihninde yanmış. Onun da aradığı geleceğin internette olduğunu anlamış. Dünyanın iki ucundaki bu iki adam ikisi de internetin sunduğu o uçsuz bucaksız ihtimaller denizinden büyülenmiş bir halde birbirinden habersiz bir şekilde bu korkutucu denize ilk adımı nasıl atabileceklerini düşünmeye başlamışlar. Gelin bir kez daha Amerika Birleşik Devletleri'ne Jeff'in o dönem çalıştığı Wall Street'e geri dönelim.
Bezos'un aklına gelen ilk düşünce online bir mağaza açmak olmuş. Dünyanın her yerinden yarışılabilen ve dünyanın her noktasına hizmet veren bir mağaza. Güzel bir konsept, tamam. Ama böyle bir mağazada ne satmalı acaba? O yıllarda Bezos'un kafasını kurcalayan soru işte tam bu. Bu kitaplar ilk en iyi olarak harikaydı. Çünkü bu kitaplar bir sayesinde çok tuhaf. Yani kitap kategorisinde daha fazla itim var ki bu kitap kategorisinde daha fazla itim var.
Kitaplar bir konuda inanılmaz derecede sıra dışıdır. Kitap kategorisinde diğer tüm kategorilerden daha fazla seçenek vardır. İşte bu yüzden Bezos bugün içinde aklınıza gelebilecek her şeyi ve daha fazlasını bulabildiğiniz Amazon'u başlangıçta yalnızca kitap satan bir mağaza olarak hayata geçirmeye karar vermiş. Ve çevresindeki insanlara aklındaki bu online kitap mağazası fikrini heyecanla anlatmaya başlamış.
E tabii bir gelecek ihtimali görmüş bu fikirde ve onun peşinden gitmeyi istemiş. Peki fikrini anlattığı insanların Bezos'a tepkisi ne olmuş sizce? İsterseniz cevabı Bezos'un o dönemdeki bir çalışma arkadaşından dinleyelim. Bezos, internetten kitap satma fikrini arkadaşına anlattığında, arkadaşı ona, ''Neden insanlar köşe başındaki kitapçıları dururken senden kitap alsınlar ki?'' diye sormuş.
Yani bugünün perspektifinden bakınca bu soru kulağa çok komik geliyor. Ama Bezos'un yaşadığı ikilemi dilemeyi anlayabilmek için o günün şartlarında düşünmemiz gerekiyor. Sunduğu o tahmin edilemez olanaklarıyla büyük bir hızla büyüyen internet. Kazanmanın da iflas etmenin de gayet mümkün olduğu, çünkü kimsenin henüz tam anlamıyla ayak basmadığı adeta keşfedilmemiş bir gezegen.
Diğer taraftaysa basamaklarını tırmanıp belli bir noktaya kadar yükseldiğiniz iyi bir kariyer, iyi bir kazanca sahip olduğunuz işiniz. Güzel bir yol ayrımı değil mi? Peki böyle bir ayırımda siz olsanız ne yapardınız? Jeff arkadaşının sorusunu şöyle cevaplamış. İnsanlar, diğer kitapçılar yerine bizden kitap satın alacaklar çünkü biz hepsinden daha çok çeşit kitap satıyor olacağız.
Evet, sokağındaki kitapçıdan alışveriş yapmak çok daha pratik olabilir. Ama Jeff, online olmanın avantajını kullanarak kullanıcılarına çok daha geniş bir yelpaze öneriyor. Yine de bu kararı vermek öyle çok da kolay olmamış tabii ki. Jeff iki gün boyunca düşündükten sonra tüm endişelerini karşısına alıp kendine çok basit ama etkili bir soru sormuş.
Bundan yıllar sonra bu fikri hayata geçirmediğim için pişmanlık duyacak mıyım? Şimdi böyle bir soruya verilecek cevap öyle lafı dolandırmadan, kısa ve net olmalıdır öyle değil mi? Evet ya da hayır. Aradan geçen 48 saatin sonunda Bezos, işte bu sorunun da etkisiyle kararını vermiş, Wall Street'teki işinden ayrılıp eşiyle birlikte Seattle'a taşınmış vergi avantajlarından ötürü, kitap stokları için depo işlevi görecek bir garaj kiralamış ve sonunda bugün büyük bir teknoloji devi haline gelen Amazon.com'un temellerini atmış.
Tabi bu sırada internetin varlığından yeni yeni haberdar olan Jack Ma da benzer bir ikilem yaşıyor. Evet onun işi belki öyle kazançlı ya da yüksek getirili değil ama sayısız reddin ardından bulabildiği tek iş. O yüzden risk almak yerine küçük başlamayı tercih ederek China Pages adında bir site kurmuş. Şimdi yaşı uygun olanlar hatırlayacaktır. İnternetten önce sarı sayfalar vardı. Böyle herkesin numarasını ve adresini bulabildiğiniz rehberler. İşte Jack Ma da bu sarı sayfaları internete taşımaya karar vermiş. Ve Çinli işletmelerin dünyanın geri kalanı tarafından keşfedilmesini sağlamak istemiş. Yani sağlamaya çalışmış. Ama internetin Çin'de hala yeteri kadar bilinmemesi nedeniyle Jack'in işi Jeff'e kıyasla çok çok daha zor olmuş.
İşte bu yüzden China Pages ne kadar akıllıca bir girişim olsa da yeterli fon bulunamadığından kapanmak zorunda kalmış. Fakat bu durum Jack'in başarısızlıklar listesinde yalnızca yeni bir çentlikten ibaret. İngilizce öğretmeni olarak hayatına devam ederken yeni girişim fırsatları için interneti takip etmekten vazgeçmemiş Jack Ma ve zaman içerisinde o da tıpkı Bezos gibi e-ticaretin barındırdığı potansiyeli fark etmiş. İlk tık. Hatırladınız mı? Bölümün başında söz ettiğimiz o ilk tıkın potansiyeli.
İşte böylece takvimler 1999 yılını gösterdiğinde Jack Ma arkadaşları ve öğrencilerinden topladığı 17 çalışanla birlikte Ali Baba'yı kurmuş. İlk ofisleri Jack'in Hangzhou kentindeki mütevazı apartman dairesi. Daire mütevazı. Jack de öyle. Üzerinde emanet gibi duran bir takım elbise var. Hatta kravatsız bir takım elbise bu. Fakat Jack tüm bunlara aldırış etmeden etrafına topladığı 17 kişiye ateşli bir konuşma yapıyor.
35 yaşında, sayısız kez reddedilmiş bu adam, kurdukları şirketle dünya devlerine kafa tutmaları gerektiğini söylüyor. Ona göre Ali Baba'nın rakipleri Çinli satıcılar değil, Silikon Vadisi. Amerikalılar donanım ve sistem konusunda güçlüler ama konu bilgi ve yazılım olduğunda bizim beyinlerimizde en az onların ki kadar iyi. İşte bu yüzden Amerikalılarla rekabet etmeye cüret ediyoruz.
Ali Baba batılı rakiplerinin gerisinden başlamıştı belki. Jeff Seattle'a yerleşip Amazon'u kuralı 5 yıl geçmişti. Ama Jack arayı kapatmak için kültürel farklılıklarına güveniyordu. Ona göre toplum olarak yaşamaya alışık olan Çinlilerin bu ekip ruhu bireysel yaşayan rakiplerine karşı en güçlü silahları olacaktı.
72 yaşında İngiliz bir kadın, Çinli bir İngilizce öğretmeni ya da Amerikalı bir Wall Street çalışanı. Gördüğünüz gibi online alışverişin bugünlere gelmesinde payı olan pek çok aktör ve oyuncu var. Fakat içlerinde öyle bir grup var ki onlar şu anda da hala bu sistemin kilit parçası. Kimlerden bahsediyorum? Online ödeme çözümleri sunan girişimlerden.
Malum e-ticaret tamamen karşılıklı güvene dayalı bir sistem ve bu bölümün sponsoru olan EZCO gibi oyuncular ödeme konusunda güveni sağlayarak bu devasa sistemin ayakta durmasını sağlıyorlar. Peki sizler EZCO ile online alışverişlerinizi nasıl daha güvenli ve kolay hale getirebilirsiniz? Diyelim ki internetten alışveriş yapacaksınız ama banka kartınız veya banka hesabınız yok. Veya olur ya belki de kredi kartı bilgilerinizi güvenlik endişeleriniz nedeniyle satıcı ile paylaşmak istemiyorsunuz. İşte EZCO tam da burada devreye giriyor ve banka veya kredi kartınız olmasa bile EZCO bakiyenizi oluşturarak internetten alışveriş yapmanızı mümkün kılıyor.
Ülkemizde milyonlarca kişi hiçbir bankacılık hizmeti almazken bu çok büyük bir kolaylık. Online alışverişlerinizi tamamlarken şu an Türkiye'nin en fazla sitede geçerli alternatif ödeme yöntemi easyco ile ödeyi kullanarak kart veya hesap bilgilerinize ihtiyaç duymadan sepetinize eklediğiniz ürünleri tek tıkla güvenli bir şekilde ödeyerek satın alabilirsiniz. Ayrıca yaptığınız tüm harcamalarınızı EZCO mobil uygulamasında düzenli bir şekilde görerek bütçenizi organize edebilir, harcamalarınız üzerinde kontrolü elinize alabilirsiniz. Üstelik EZCO ile öde kapsamındaki tüm işlemler EZCO korumalı alışveriş güvencesi ile gerçekleşiyor. Yani tüm işlemleriniz için EZCO destek ekibinden hem telefon hem de chat üzerinden 724 canlı destek alabiliyorsunuz.
Ödemelerinizin iadesini de satıcı onayının ardından anında hesabınıza yansıtan EZCO ile ilgili ayrıntılı bilgiye bölüm açıklamasındaki linkten erişebilirsiniz. Jeff ve Jack'in hikayelerinin devamını anlatmak için iki kelime bize yeterli olur sanırım. Gerisi tarih. Hepimizin bildiği, izlediği, kullandığı bir tarih. Jeff'in kurduğu Amazon Amerika'yı, Jack'in Ali babası ise Çin'i, deyim yerinde ise fethederken, her ikisi de tüm dünyada e-ticaret denince akla ilk gelen isimler olmayı başardılar.
Birisi McDonald's'ta yarı zamanlı çalışırken, diğeri aylığı 12 dolara İngilizce öğretmenliği yaparken, internet devrimi sayesinde dünyanın en zengin insanları arasına isimlerini yazdırdılar. Üstelik yalnızca 20-30 yıl gibi çok kısa bir sürede. Bugün bizlerde yaşamın ve değişimin giderek hızlanan temposuna baktığımızda yetişmenin asla mümkün olmadığı, bize kendimizi yetersiz hissettiren karamsar bir tabloyla karşılaşabiliriz. Bunu kabul ediyorum. Ama bu tabloya bakabileceğimiz tek perspektif bu değil.
Çünkü hızı artan bir dünya aynı zamanda yol ayrımlarının ve dolayısıyla yeni olasılıkların da daha sık meydana geldiği bir dünya anlamına gelmiyor mu? Yeni potansiyeller hepimizin önünde duruyor. Bu resme bakmanın ikinci bir yolu daha var. Tıpkı birbirine yabancı dünyalarda yaşayıp benzer yolları yürüyen bu iki adamın baktığı gibi bizler de göz korkutan değişimleri izlerken içinde saklı fırsatları görmeyi deneyebiliriz. Ve tıpkı onların yaptığı gibi bu yeniliklerin beraberinde getirdiği belirsizliklere değil, bizi bu belirsizliklerin içerisinde ayakta tutacak olan güçlü yanlarımıza odaklanabiliriz.
Bir düşünün, teknolojik gelişmeler sayesinde neredeyse her gün yeni bir iş alanının tohumları atılıyor. Yanı başımızdan hızla geçen ama yolcu almak için istasyonlarda asla durmayan, sadece yavaşlayan ve bir yandan da giderek daha da hızlanan bir tren gibi. Bu trene binebilmek için ihtiyacımız olan belki de en önemli erdemse cesaret. ayaklarımızın altında sabit duran o zeminden vazgeçmeyi göze alıp o trene atlamayı deneyebilmek.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.