Podcast

321: Trend Spor: Beşiktaş'ta Travma: Şenol Güneş Dönemi Sona Erdi

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Trend Spor'da bu hafta Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın Avrupa'da aldığı sonuçları ve Şenol Güneş'in istifasını değerlendirdik. Ayrıca Türkiye Erkek Voleybol Takımı'nın olimpiyat elemelerindeki performansına değindik. Keyifli dinlemeler!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.219 kelime · ~21 dk okuma

Trendspor'dan herkese merhabalar. Yoğun bir hafta sonunu geride bıraktık. Galatasaray Manchester United'ı deplasmanda 3-2 yendi. Fenerbahçe 15'de 15 yaparak Spartak Tırnava deplasmanından da galibiyetle ayrıldı. Ve Şenol Hoca Beşiktaş'tan istifa etti. Gündem yoğun, vakit kaybetmeden başlıyoruz.

Şenol Hoca'nın istifası ve Beşiktaş'taki gelişmelerle başlayalım. Gerçekten bir travma hali yaşanıyor. Bunu Şenol Hoca da basın toplantısında tam olarak bu kelimeyle ifade etti. Beşiktaş, Avrupa Kupalarında grup aşamasında oynadığı son 9 maçı da kazanamadı. Bunlardan bir beraberlik alabildi sadece. Kulüp 1. maçı o da hatırlarsınız ki.

Yani beraber bitmesi bile bir mucize gibiydi. Onun dışındaki maçlarda 8 mağlubiyet var. Beşiktaş için gerçekten çok karanlık bir seri. Aynı zamanda maçı izlemeye gelen TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi ile tribünler ve daha sonrasında Beşiktaş Başkanı Ahmet Nurçebe arasında da bir gerginlik yaşandı. Açıkçası böyle bir şey daha önce çok nadir hatırlıyorum. En azından tribünde yüz yüzeyken böyle parmak sallamalı falan bir gerginlik hatırlamıyorum.

Transkriptin tamamını oku

ilginç bakalım nasıl yansımaları olacak. Açıkçası Mehmet Büyükekşi'nin o tribüne gittiği zaman tepki görmesini bekliyor olması lazımdı. Oradaki farkındalık eksiği de benim garibime gitti. Ama Mehmet Büyükekşi olayın organize olduğunu ve işte Beşiktaş yönetiminin de biraz bunu organize etmiş olabileceği yönünde ifadeler kullandığı yazılıyor gazetelerde.

Yine de ne olursa olsun TFF başkanının böyle bir çıkış yapması gerçekten yakışmadı. Ancak Beşiktaş'ın bu saha dışı konulardan önce saha içiyle ilgili kafa yorması gereken başka konular var. Biliyorsunuz Beşiktaş taraftarı 3-2 biten Lugano mağlubiyetinin ardından tribünden ayrılmadı. Futbolcuları ve Şenol hocayı da tribüne davet etti ancak kimse gelmedi. Kimse gelmeyince çok uzun süre durdular. Basın toplantısı devam ederken bile

Taraftar hala futbolcuları ve hocayı tribüne çağırıyordu. Şenol Hoca o sırada taraftarın dediğini yapmalıyız, her türlü isteğine cevap vermeliyiz ama takım çıktı dedi. Şenol Hoca'yı ilk defa bu kadar üzgün gördüm basın toplantısında ve sanki böyle istifayı hissettim gibi dün basın toplantısını izlerken. çok üzgün olduğunu belirtti, özür diledi, hiç eveleyip gevelemeden. Sadece çok üzgün olduğumu söyleyebilirim yani. Bir de özür diliyorum çünkü taraftarlarda hakikaten bugünkü bu sahamızda bu şekilde bu duruma düşmek söylenecek bir söz bulunamaz. Çünkü taraftar her zaman destek oldu, yanımızda oldu takıma. Mesela oyuncu değişikliklerinin sebebini anlattı. Bazı oyunculardan o karşılığı alamadığını söyledi ama ne olursa olsun hatanın kendisinde olduğunu söyledi. Çünkü oyuncuları oyuna sokan benim. Burada bir hata varsa benim hatam dedi. Net bir öz eleştiri yaptı. Yönetimi savunmadım. Aslında Beşiktaş'ı savunuyordum yaz boyunca dedi.

Pandemi nedeniyle 2021'de oynanan Euro 2020'de de Şenol Hoca böyle bir dönemden geçmişti. Bir hayal kırıklığı yaşamıştı ve oradaki basın toplantılarında ayrılık öncesi genelde daha böyle oyuncularına karşı biraz daha suçlayıcı, biraz daha agresif bir dili vardı ama burada tam olarak çökmüş, çok mutsuz oldu, çok üzgün olduğu her halinden belli ve %100 öz eleştiri yaparak açıklamalarda bulunan, tüm sorumluluğu üstlenen bir Şenol Güneş gördük. Bence bu şekilde ayrılık Şenol Hoca'nın kariyerine de daha çok yakıştı. Peki nasıl oldu da bu duruma geldi? Çok kısaca ona da değinmek istiyorum. Şenol Hoca geçen seneyi çok başarılı bitirdi. Yani biraz işte sezon ortası alınmış bir takıma göre gayet iyi toparlandılar. Son Konya sporu yenselerdi son maçta ikinci olacaklardı. Galatasaray'a çelme taktılar, Fenerbahçe'ye çelme taktılar. Şampiyonluk yarışında iki takıma karşı da

Çok net galibiyetler aldılar. Sansasyonel galibiyetler aldılar. Takım gelişerek ve ivmelenerek devam ediyordu. Fakat her ne olduysa yaz transfer döneminde oldu. Bence şu çok belirleyiciydi. Son maçta ya Konya maçı ya bir önceki maçta Beşiktaş'ta Cenk Tosun sakatlandı. Cenk Tosun, Abu Bakar'dan sonra hücumun en önemli ikinci silahı ve yerli kontenjanını da sağladığı için büyük önem arz ediyor. Cenk Tosun'un yaz kamp dönemini antrenmansız geçirecek olması

sezonun başlangıcı için büyük bir problem yaratacağını hep söylediğim bir şeydi benim. Yaz döneminde antrenman yapamayan Cenk zaten artık 30'lu yaşlarına gelmiş bir oyuncu ve geçmişte de Everton dönemlerinde de ağır diz sakatlıkları yaşamış bir oyuncu. Daha önce ağır sakatlıklar yaşamış bir oyuncunun bir de yükleme döneminde kamp yapamaması onun geri dönüşüyle ilgili zaten çok ciddi soru işaretleri barındırıyordu ve maalesef Beklenen soru işaretleri gerçekleşti. Cenk Tosun bir türlü eski formuna dönemedi. Ekim ayına geldik. Cenk Tosun'dan istediği verimi hiç alamadı Şenol Hoca. Ama daha önemlisi transferlerde çok büyük hatalar yapıldı. Çok büyük planlama hataları, panik transferleri yapıldı.

Mayıs-Haziran ayında geçen sezon lig bittiğinde Beşiktaş'ın bir numaralı ihtiyacı 10 numara transferi iken o 10 numara transferi bir türlü gelmedi. Onun yerine on analar alındı. Mesela yapılan Yıldız gibi olan, yüksek maaş verilen Rebic gibi, Oxide Chamberlain gibi transferler de hep eski performansına döner mi ya tutarsa transferiydi. Onların tutması da çok uzun sürdü. Zaten geç geldiler. Rebic biraz daha erken geldi ama tekrar bir sakatlandı.

Sakatlık problemleri olabilen oyuncular, yaşları yavaş yavaş gelen oyuncular ve bir süredir maç ritmini eski performanslarını yitirmiş oyuncular bunlar. Beşiktaş'ın parayı böyle büyük soru işaretleri barındıran büyük isim olduğu kadar işte geçen seneki Dellali gibi soru işaretleri de barındıran oyunculara yatırmış olması zaten bu durumu getirdi. Mesela Fenerbahçe daha yaşlı olan Tadic'e, Oxlade Chamberlain'lerden, Rebic'lerden, 4-5 yaş daha yaşlı, 35 yaşındaki Tadic'e verdi o parayı. Biraz daha üstüne ekleyerek daha fazlasını da verdi. Ama Tadic'i biliyoruz ki senelerdir sakatlanmıyor, senelerdir istikrarlı bir şekilde performans sergiliyor. Fizik kalitesi olan bir oyuncu. Yani çok hızlı, çok güçlü vs. edemiyorum. Devamlı oynayabilen bir oyuncu. En önemli şey bu, devamlı oynayabilmek.

Edin Dzeko öyle. Yani 37 yaşında Edin Dzeko ama ben 2006'da üniversite okurken Bosna Hersek milli takımıyla Türkiye'ye gol atıyordu. 2006'dan 2023'e 17 senedir hep en üst seviyede Edin Dzeko. Yani 20 yaşından 37 yaşına kadar hiç sakatlanmıyor. Her sezon 35-40 maçı var. Böyle bir oyuncu zaten sakatlansa bile Cenk'in sakatlandığı gibi bir sakatlık yaşasa bile geri dönüşü çok daha hızlı ve güçlü oluyor. İşte Abu Bakar'ın da öyle mesela. Neyse ki Abu Bakar'a bir şey olmuyor da. Abu Bakar'da bir sakatlık yaşadığı daha büyük bir problem olabilir. Onun da dizlerinde problem, Cenk'in de dizlerinde, Oxide Chamberlain'de de sakatlık problemi, Ravich'de de sakatlık problemi, Bailey'de de sakatlık problemi. Böyle bir tablo karşısında da biraz bile bile lades gibi bir durumda maalesef yaşandı. Şenol Hoca'nın bu transfer döneminde çok yalnız kaldığını ve yönetimle birlikte çok alelacele transfer kararları vermek zorunda kaldıklarını bir önceki hafta konuşmuştuk. Ben açıkçası Amartya'yı izledikten sonra, 4-5 saat izledikten sonra nasıl olur da Beşiktaş bunu alır diye

Hep konuşuyordum hem kendi çektiğim videolarda da. Bunu Beşiktaş'tan tanıdığım arkadaşlarla vs. konuştum. Dedim, Şenol Hoca izlemedi mi? İzlemeden mi alındı? Apar topar mı geldi? Bu işin içinde ne var? Böyle şey olur mu? Şenol Hoca'nın yaz döneminde tatil bile yapmadığını ve çok çalıştığını, aksine en az her oyuncuyu onar kez izlediğini ve Şenol Hoca'nın her aldığı oyuncuyu tanıdık tanımadık, onunla çalışmış eski hoca, eski futbolcu herkese soruşturarak aldığını

Aslında çok çalışkan ve titiz bir adam olduğunu söylediler. Öyledir muhtemelen. Yalan atılacak bir şey olduğunu zannetmiyorum. Gerçekten çalışkandır ama tek bir kişinin çalışmasıyla olabilecek bir iş yükü değil bu. Kulüp takımlarında gerçekten devasa bir iş yükü var. Her transfer döneminde sadece menajerlerden 200-300 tane oyuncu önerilir. Yöneticilerden gelir. Oradan sportif direktörden gelir. Çünkü oradan para aktığı için herkes bir tarafından

dahil olmaya çalışıyor ve tam bir kaos hakim oluyor. Eğer siz böyle gökten Sembil'le iner gibi inerseniz bir kulübe... Biliyorsunuz daha ilk basın toplantısında Şenol Hoca böyle gemileri yakmıştı. Sportif direktöre karşı tavır aldı, başkana karşı tavır aldı. Hani bu işi tek başıma ben yapacağım tavrı sergiledi. Geçen sene bir transfer dönemi olmadığı için, sadece saha içine ve elindekilere odaklandığı için Cenk'i, Abu Bakar'ı falan sağlam olduğu için de gayet iyi götürdü işi.

Fakat bu sene, bu yaz transfer döneminde ne kadar bir kişi çalışırsa çalışsın orada bir kolektif bir takım çalışması gerekiyor. O takım çalışmasında Şenol Hoca ya antrenör ekibinden ya Beşiktaş'ın olmayan scout ekibinden falan o desteği, gereken destekleri alamadı. Planlı programlı yapılamadı işler. Panik transferleri yapıldı. Eyvah geç kalıyoruz diye yapıldı bazı transferler. Ve en nihayetinde buraya gelindi. Beşiktaş'ın yapması gereken tek bir adama anahtarı teslim etmek değil. Bir plan projeyle yapılanması gerek. Departmanların sağlam bir şekilde oluşması gerek. Sırf eski futbolculara işte 60 yaşına gelmiş eski önemli futbolcularına payya çıkarmak için skat departmanlarını doldurmamaları gerek. Ve çok daha profesyonel bir çalışmaya imza atmaları gerek. Ama kimle, nasıl? Bunu önümüzdeki dönemlerde göreceğiz. Seçim muhtemel.

muhtemelen. Tek bir adamın önderliğinde bir takım ve kısa vadeli bir başarı da mümkün. Sergen Yalçın da böyle oldu. Ama uzun vadeye yayılmış bir başarı, doğru departmanlaşma olmazsa, doğru bir kulüp yapısı çizilemezse imkansız hep böyle Sergen Hoca dönemindeki gibi en fazla saman elevi başarılar gelebilir. Beşiktaş'ın ezeli rakiplerinden bile bu konuda yönetim konusunda geride olduğunu söylemek lazım. Geçelim buradan Fenerbahçe'ye.

Şimdi Fenerbahçe, Tırnava deplasmanında 2-1 kazandı ve 15'de 15 yaptı. Bu 15'de 15'lik seride toplam 44 gol attı Fenerbahçe ve sadece 7 gol yedi. Yine de bu Spartak-Tırnava maçı biraz ilk yarıda istenen bir oyunu çıkarmadı. Yani beklenenin seviyeye çıkamadı Fenerbahçe. Şöyle, Tırnava ilk maçta 4-0 kaybedince herhalde biraz küçük gördük Tırnava'yı. Çünkü o kadar zayıf bir takım değiller yani. Bence gayet iyi oynadılar. Zaten 4-0 kaybettikleri maçın da ilk yarısı 0-0 bitiyor. Yani biraz böyle arda arda yenen gollerle biraz dağılmışlar gibi. Yani o kadar kötü bir takım değilmiş bence Trnova. Gayet de iyi oynadılar. Ama Fenerbahçe'de de yoğun rotasyonda bazı oyuncuların alternatiflerinin aynı seviyelere çıkamadığını gördük. Şimdi o isimler kimler? Onlarla ilgili yorum yapayım. Bir kere Šimanski-Fred ikilisi girdikten sonra takım inanılmaz değişti. Zaits hazır olmaktan hala çok uzak. Mert Hakan Yandaş aynı şekilde

Mert Hakan Yandaş ve Zeiss'in oluşturduğu 8 numaralar, Szymanski ve Fred'in performansından çok geride kaldı. Bu performans geriliği de aslında hücumdan çok savunmada dikkatimi çekti benim. Yani hücumda zaten Szymanski'nin bitiriciliği, golcülüğü, hazır bir performans sergilemesi tartışmasız Fred'in aynı şekilde. Ama esas problem şu oldu, Fenerbahçe arda arda ataklar yapan, rakiplerini bu 15 haftadır sürekli baskıya maruz bırakan bir takım ve geri dönüşleri çok iyi yapıyor Fenerbahçe. Yani topu kaptırdıktan sonra rakibin oyun kurmasını ve organize atak yapmasına izin vermiyor. Hem Fred'in çok sağlam bir şekilde geri döndüğünü hem de Szymanski'nin geri döndüğünü hep görüyorduk. O yüzden Fenerbahçe topu kaptırsa bile topu kazanan rakip organize olamıyordu ve etkili hücumlar yapamıyordu.

Burada Mert Akan yandaşın ve Zeitsin, Szymanski ve Fred'e göre daha savsaklayarak geri döndüğünü birçok pozisyonda fark ettim. Yani top kaybettikten sonra savunma geçişini Fred ve Szymanski çok daha profesyonel bir şekilde yaparken ki bunu geçtiğimiz haftalarda da hep bahsettim. Alanya maçında Ferdi'nin arkasına Fred'in her seferinde kademeye nasıl geldiğini ve Efe Can'ı nasıl ikiye bir yapıp pasifize ettiklerini anlattık. Szymanski Başakşehir maçında 80. dakika kendi cezası aslında pozisyonu engelliyordu.

Şimanski de yani bir ofansif ortasına göre müthiş yardım ediyor. Müthiş geri dönüşler de azimli. Fakat Zays ve Mert Hakan hiç öyle değildi. Sanki şey gibiydi yani normalde yedek oyuncular formayı kapmak için özverili olur ve daha çok savunma katkısı yapar.

Burada sanki yedek oyuncular Fred ve Szymanski gibi çok daha özverili. Mert Hakan ve Zayc sanki yıldız, sanki onların yerini ilk 11 oynayan oyuncular ve hani dinleniyorlar, lay lay lom oynuyorlar gibi bir görüntü vardı. Garipti. Yani Crespo da bu arada tam Crespo değil, İsmail Hoca da zaten basın toplantısında bunu söylemiş. Yani gerçek Crespo bu değil, fena oynamadı, daha iyi olacak ama gerçek Crespo da bu değil, çok daha iyi olması lazım gibi bir şeyler söyledi. Doğru, %100 katılıyorum. İsmail Crespo'dan daha önde. Ama Crespo en azından Zayis ve Mert Akan'a göre çok daha fazla istekli oynadı. Elinden geleni yaptı. Neyse ki 2. yarada İsmail Hoca dedi ki 14'te 14, galibiyet terisi bu kadar kolay riske atılmasın. Hem Şimanski'ye, Enfred'i falan oyununa sokunca zaten Fenerbahçe oyunu ciddi anlamda çevirdi ve maçı da haklı bir şekilde kazandı.

Haklılığı zaten XGY'de yansıyor. Bu sezon konferans tikinde, grup aşamasında, deplasmanda oynayan takımlar arasında bir maçta en fazla isabetli pas yapan takım oldu Fenerbahçe. Bu maçla birlikte 561 pas ve penaltısız gol beklentisine giren 2.58'de birinci takım oldu.

Yani Fenerbahçe beklenin veremedi, tam istediği gibi oynamadı diyoruz ama gayet aslında bir deplasman maçına göre gayet üstün bir oyun oynadı. Ben özellikle Raitosei Samuel'in ve Osterwolde'nin iki bekin hem North Zealand maçında hem Tırnava maçında, iki Konferans Ligi maçında da çok iyi oynadıklarını düşünüyorum. Tabii burada Fenerbahçe'nin hem Beşiktaş'tan hem Galatasaray'dan ezeli rakiplerinden daha avantajlı olduğu bir konu var. O da Fenerbahçe iki ayrı kuluvarı, iki farklı kadroyla oynayabiliyor. Daha dinlenmiş, daha fizik olarak hazır bir Fenerbahçe görebiliyoruz. Bunun iki nedeni var tabii. Bir tanesi kadrosu zengin. Şimdi Galatasaray'ın da kadrosu zengin, Beşiktaş'ın değil. Beşiktaş bir türlü rotasyon yapamıyor.

İki takımın, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin kadrosu zengin. Fakat Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi rakipleri de, lig rakipleri de, ikisi de böyle kolay rotasyon yapılamayacak rakipler. Yani çok zorlu, menüsüne deplasmanlar. Rotasyon yapamazsınız. Fakat Fenerbahçe'nin bir şansı var. Konferans Ligi'ndeki gruptaki rakipleri nispeten daha kolay. O yüzden mesela Tırnava deplasmanı tamamen 11'i değiştirerek çıkabiliyor. Norç Celanta'da da aynısını yaptı ki. Norç Celanta'ma o kadar kolay bir takım değil. 7 gollü bir galibiyet aldılar.

Ama North Shore Ant maçında da bir Fred'i oynatmıştı. Fred çok önemli bir bel kemiği. Bence Jacko'yla birlikte en önemli iki oyuncudan bir tanesi Fenerbahçe için. Yani çok iyi gidiyorlar ama böyle bir şansları da var. Mesela hafta sonu çıkacakları Kasımpaşa deplasmanına çok daha dinlenmiş, çok daha fresh oyuncularla çıkacaklar. Galatasaray ise Antalya deplasmanına gidiyor. Galatasaraylı oyuncular çok daha yorgun. O yüzden Fenerbahçe'nin böyle bir avantajı olduğunu söylememiz lazım.

Maçla ilgili çoğunluğunu da Fenerbahçe'de beğendim. Zaten Osesemö'yle Osterwolde'nin fark yarattığını söyledim. Ama beğenmediğim iki oyuncu daha var Mert Hakan ve Zayis dışında. Bir tanesi Kent. Bence özellikle ilk yarıda çok bencil oynadığı, çok fazla dribbling yapıp kendini göstermek istediği Kent. Bunu Zaniolo da yapıyordu. Bunu şuna da bağlıyorum biraz. Galatasaray ve Fenerbahçe ve Türk takımları, kulüp takımlarımız son 2-3 yılda çok geri düşmüştü. Türkiye Ligi vefa sıralamasında 20. sıraya kadar düşmüştü. Ve takımlarımız Avrupa'da çok başarısız işti. Zaten Fenerbahçe çok uzun süredir Şampiyonlar Ligi'de oynayamıyor. Galatasaray'ın da bu sene haricindeki, ondan önceki 4 Şampiyonlar Ligi sınavında ya 3. ya 4. oldu. Büyük rakipleri hiç diş geçiremedi. Farklı mağlubiyetleri oldu falan. Şimdi bunu gören Avrupalı oyuncular, bu Fenerbahçe'ye Galatasaray'a gelirken biraz tutumları değişti. Bazı oyuncuların, hepsinin değil tabii ki. Mesela Rangers'tan gelen Kent kendini yıldız zannediyor. Halbuki yani Rangers'la Fenerbahçe arasında öyle dağlar kadar fark yok. Özellikle Fenerbahçe'nin bu seneki kadrosu herhangi bir Rangers kadrosundan çok daha güçlü. Yani Rangers'ta Jackal'la, Tadich'le oynamak o kadar kolay değildi. Morelos'la oynuyordu yani. Şimdi Jackal'la oynuyor Kent. O yüzden böyle Fenerbahçe'yi küçük görüp kendisini gösterme çabalarına girmesi çok manasız. Zaniolo da yine Roma'dan geldiği için işte tabii kente göre daha popüler bir oyuncu. Repütasyonu daha büyük. Ama o da Galatasaray'a geliyor. Galatasaray'da yani bundan 20 yıl önce Roma'yla Şampiyonlar Ligi maçlarını oynayan Roma'nın son dakika golüyle anca beraberliği kurtarabildiği bir takımdı. Yani bugüne baktığımız zaman da Roma Şampiyonlar Ligi takımı değil. Galatasaray Şampiyonlar Ligi takımı.

Fakat Zaniolo da böyle yine bencil ve kendini göstermeye çalışan bir oyun oynuyordu. Kentte de aynısını gördüm. Sürekli bir dribbling denemesi. Ne zaman ikinci yarıda dribblingi bıraktı, biraz verkaç yapayım dedi. İlk gol öyle geldi zaten. King ile yaptığı verkaçtan. King çok güzel bir gol attı. Biraz verkaçlı oynayabilseydi, bence ilk yarıdan da bu sorun çözülebilirdi. İlk yarıda bu kadar ortalama altında, beklenti altında geçmeyebilirdi. Hücumda bence öyle bir problem vardı. Bir de savunmada Serdar Aziz'i de yine BK ve Cuku'nun biraz fazla gerisinde buldum. Serdar Aziz çok geride kalıyor, öne çıkmıyor. Çok geride kalınca, öne çıkmayınca takımın boyunu uzatıyor. Hatları kapatamıyor takım. Ve mesela 77. dakikada bir pozisyon var. Kayarak girdi adama ceza sahasının köşesinde.

Oradan dönen top falan pozisyon oldu. Yanlış hatırlamıyorsam maç 1-0'du. Orada bir gol yense 77'de yine alınmış skor verilebilirdi. O pozisyon devamında Osterwold'e de topu kornere vurmak yerine böyle taça doğru uzaklaştırmaya çalıştı. Oradan pozisyon ölmedi, tekrar doğdu falan. Österwolde'nin de biraz bunlara dikkat etmesi lazım. Yani hem o pozisyon, 77. dakikada arka direkte taça atmaya çalıştığı ama rakibe attığı pozisyon hem de yenen goldeki hatası yapıcı olmaya çalışıyor. Yenen golde de merkeze doğru çalım atıp oyun kurmaya çalışıyordu. Yapıcı bir oyun oynamaya çalışıyor fakat fiziği onun için savunmada büyük avantaj yarattığı kadar hücumda ve top kullanımlarında da aslında bir dezavantajı var. Çok uzun boylu bir back. O yüzden öyle merkeze doğru çalım atmak falan Ferdi'nin atabildiği kadar kolay değil yani. Kısa boylu oyuncular, Messi'lerden biri biliyoruz işte, Ardados'udur, Maradona'sıdır. Kısa boylu, çabuk oyuncular daha kolay çalım atabiliyor. Topu daha kolay saklayabiliyor. Müdahale bile gelse en azından vücuduyla toplu rakibin arasına girip faal olabiliyor. Ama böyle çok uzun oyuncular için o kadar kolay değil. Özellikle savunmadan Dribbling'de çıkmak. Osterwolde'nin bu farkındalığa erişmesi gerek ama yine de

o dakikaya kadar, 75'e kadar olağanüstü bir performans sergilediğini söyleyelim. Zaten rakipler hep kanatlardan kontraya çıkmaya çalıştığı için iki back'e Wright Hosea'ya Samuel Osterwoldi gibi adam koyduğunuz zaman müthiş avantaj sağlıyor. Burada bir ara verelim bölüme. Döndüğümüzde bu back kullanımı Galatasaray-Fenerbahçe'nin back kullanımı ve Galatasaray-Manchester United maçıyla devam edeceğiz.

Şimdi bu back konusu bir süredir benim kafamı kurcalıyordu. Özellikle Sashaboy'un bu sene yükselerek devam eden performansını gördüğümüz zaman ve İsmail Hoca ile birlikte yeniden çok yüksek performans veren Bright Usai Samueli'yi gördüğümüzde, işte ona bir de Ostar Wolde eklendiğinde kafamda bazı şeyler daha netleşti. Son yıllara kadar beklerden uyum kurmak, bekleri merkeze orta sahaya çıkarmak, bekleri de hücumlan, faydalanmak çok geçerakça bir şeydi ve bütün büyük teknik direktörlerin de yaptığı bir şeydi. Tüm dünyada böyleydi, sadece ligimizde değil. Ve büyük takımlar için çok da faydalı oluyordu. Çok faydalı olmasının şöyle bir sebebi var. Büyük takımlar rakip yar alana geçtiğinde presin en zor ulaştığı nokta bek oyuncuları. Çünkü merkeze oyuncularınıza çok kolay pres gelir, hemen basarlar. Merkezde çok daha fazla oyuncu grubu olur. Rakipler merkezde daha kolay kümelenir. Fakat backler, sahaların en köşelerindeki oyuncularınız oluyor ve presin, rakibinizin presinin oraya ulaşması daha geç oluyor. Yoğunluk daha yumuşak oluyor. Daha presten azade bir şekilde top alabildikleri için yetenekli back oyuncuları

Onların top atıcılığı, ortaları, oyun kuruculukları bir büyük takımda çok işe yarayabiliyor. İşte daha önce Pep Guardiola, Zinchenko'yu kullanmaya çalıştığı, Manchester City'de, sonra Cancelo'yu gayet iyi kullandığı bir dönem oldu falan. Fakat rakipler bunlara böyle bir panzehir bulmaya başladı. Şöyle, siz oyun kuruculuğundan yararlanmak için beckleri böyle merkeze falan çektikçe, rakipler o becklerin arkasını işlemeye başladılar ve oraya kontra toplar atıyorlar. Zaten genelde en hızlı koşucular orada oluyorlar falan. Rakipler böyle oyun kurucunuz üzerinden size planlar yapıp sizi zor duruma düşürebiliyorlar. İşte Pep Guardiola geçen sezonun ortalarına doğru Cancelo'yu oynatırken böyle 1-2 mağlubiyet aldığı, zorlandığı maçlarda hep Cancelo'nun birebirde kolay geçilmesi, işte Zinchenko'da da oluyordu ve oradan yenen goller yaşadı. Ardından da bir karar değişikliği yaptı ve oyun kurma bağlantısını beklerdense merkeze çekmeyi düşündü ve Stones üzerine, Rodri üzerinden

Geriden oyunu işte kaleci Ederson, Stones ve Rodri ile bir köprüyü merkezden yapmayı ve daha kısa bir şekilde rakip kaleye uzanmayı düşündü. Ve Bechler'e de çok daha sağlam savunmacı, rakiplerin kanatlarının çıkmasına izin vermeyen, aynı bugün Osterwolde ve Breit-Osei Samuel'in hem North Zealand hem de Tırnava maçında yaptığı gibi, birebir de çok sağlam basan güçlü oyuncular kullanmaya başladı. Sağ tarafta Volker'dir, Akanji'sidir, sol tarafta Ake'sidir. Bu yaz dünyanın parasını verdi, bir de Guardiole aldı. Bunlar stoper ama back gibi oynuyorlar. Stones da bir stoper, bir top kendisindeyken, Manchester City'deyken altı numara gibi oynuyor. Top rakibe geçince biraz daha stoper gibi oynuyor. Dörtlü hatta aslında bir stoper gibi kurdu. Yani stoperlerden oluşuyor gibi bir dörtlü savunma kurdu.

Şimdi Galatasaray'da aslında geçen sene şampiyon olurken, sağ bir iki Saşaboy, Osterwolde ve Osai Samuel gibi çok atlet, çok güçlü, rakip böyle süratli kanatların birbiriyle eşleşmek istemeyeceği şekilde canavar beklerden bir tanesi. Ve onunla birlikte sol bekte de Kazımcan da öyleydi. Yani Kazımcan da 1.80 üzerinde atlet, agresif, cesur bir genç. Galatasaray'ın stoperleri de geçen sene süperlikte. 1.80 üzerinde ve böyle stoper özellikleri olan beklerdi. Ve dörtlüyü Galatasaray'da benzer şekilde kuruyordu.

Şimdi Fenerbahçe'de Ferdi olmadığında benzer şekilde kuruyor. Tabi ki işte Angelino gibi Ferdi gibi oyun kurucu daha böyle size olarak cüssü olarak düşük ama yaratıcılığı çok yüksek oyunculara tabi ki ihtiyaç duyarsınız. Fenerbahçe, Galatasaray, Manchester City neyse. maçlarının zaten %70-80'ini rakip yer alanda oynuyor. Oyun kurmak gerekiyor, yaratıcılık gerekiyor. Oradaki backlerin kilit açıcılığı, top atıcılığı çok önemli işe yarıyor. Fakat özellikle daha böyle zorlu maçlarda, daha böyle rakibin gelebildiği maçlarda, zorlu deplasmanlarda falan böyle bir backtense savunması çok daha güçlü. İkili mücadelelerde çok daha güçlü backler çok daha fayda sağlıyor. Yani buradan mesela Manchester United Galatasaray maçına geçelim.

Mesela Manchester United Galatasaray maçında Galatasaray'ın en zayıf karnı Angelinho'ydu. Yani ilk yenen golde yaptığı kademe hatası. Rashford kendisini ne zaman sağ kanada atsa Angelinho karşısında birebir de büyük fayda sağladı. O boş kaleye atılamayan golde yine Angelinho'nun yetişmekten çok uzak olduğunu görüyoruz. Öyle bir hızı yok, öyle bir gücü yok, öyle bir atletizmi yok.

Ve böyle bir sorun yaşandı. Şimdi ama Manchester United deplasmanında siz zaten beckinizden uyum kurma, beckinizden orta kalitesi falan zaten almayacaksınız ki. Zaten savunmanızın sağlam durması ana hedefiniz. Yani Anil İnor rakip yaralana çıkacak da 30 metreden orta kesecek de Manchester United planı bu olamaz yani.

O yüzden Manchester United gibi deplasmanlara, Bayern Münih maçlarına bence zorlu maçlara Galatasaray'ın Kazım Can da yoksa eğer Abdülkerim'i sol bek yapıp belki Nelson'u da küstürmemek burada işe yarabilir. Nelson Davinson'la stoper yapabilir. Yani bugün Guardiol'un oynadığı modelde Abdülkerim'i de düşünebilir. Kazımcan döndükten sonra da Kazımcan'la devam etmek öyle maçlarda verimli olabilir. Galatasaray'ın kendi sahasında rakibine karşı çok net üstüne oynamasını beklediğiniz maçlarda da Angelino'yu da kullanabilirsiniz. Ama Angelino'ya bu kadar bağımlı

Neredeyse her maç Angel'in oynamak zorunda olduğu bir Galatasaray bence şart değil. Yani Kazımcan'ı, yeri geldiği zaman Kazımcan yokken Abdülkerim'i sol back yapmayı da devreye sokmak lazım diye düşünüyorum. Bunun çünkü son maçlarda faydaları çok net gözüküyor. Hem Fenerbahçe tarafında gözüküyor, hem Galatasaray tarafında gözüküyor. Galatasaray'ın Manchester United maçından çok geçti. Onunla ilgili çok yayınlar yaptık, çok konuştuk. Maç dışında bazı detayları konuşmak istiyorum.

Bunlardan bence en belirgini tabii Kaan Ayhan'ın oynaması oldu. Kaan Ayhan önemli bir sürprizdi bu maçta. İlk 11 çıktı. Biraz aslında Vecihno'yu neden aldırmak istediğini anladığımız bir maç oldu. Hakan Hoca'nın. Vecihno uzun boylu bir oyuncu. Hava hakimiyeti de olan bir oyuncu. Top da kullanabilen ve alan kapatan bir oyuncu. Aslında Vecihno, Torreira'yı da özgürleştirebilecek bir oyuncu olacaktı.

Kaan Ayhan'ı tam o rolde oynattı. Kaan Ayhan Manchester United maçında girdiği 12'li mücadelenin 9'unu kazanmış. Gerçekten çarpıcı, iyi bir performans. Bu aslında biraz Torreira'nın Fiorentina performansını da anımsatan bir taktik. Fiorentina'da da Torreira

Galatasaray'da bugüne kadar oynadığı gibi net bir 6 numara değil de daha böyle 8'leşen bir oyuncuydu ve bazen Duncan'la oynuyorlardı. Duncan daha böyle uzun boylu cüsseli bir oyuncu. Bazen rakip degaj atarken mesela uzun vururken Duncan daha geride 6 numara pozisyonda, Torreira'da daha önde konumlanıyordu. Geriden oyun kurarlarsa Torreira hemen basıyordu. Duncan o zaman geride kalıyordu. Uzun vurdukları zaman yine Duncan topluyordu. Yani biraz daha Torreira'yı önde kullanma işi Okan Hoca'nın aklına yatmış gibi. Okan Hoca önde baskıyı bu sene biraz daha geliştirmek istiyor. Önde baskıdan direkt gole giden bir takım Galatasaray. PPDA istatistiğinden bahsediyorum hep. Geçtiğimiz haftalardaki programlarda da bahsettim. Ankara gücü maçından sonra ilk 7 haftanın sonunda 7.1'e düşürdü Galatasaray oyunu. Yani Galatasaray ligde en iyi ön alan baskısı yapan, yani rakibine en az pas izni veren takım durumunda. Davinson Sanchez'le birlikte savunma hattını da daha öne çıkarmaya başladı. Ve şimdi böyle bir 6 numara kullanarak Torreira'yı da önde baskıya katmak istiyor. Bu tabii çok önemli. Torreira'yı zaten yaptırıyordu bu görevi. Ama bunu yaptırırken 6 numara boş kalıyordu. Yani Sergio'yla birlikte yaptığında Torreira, işte Başakşehir maçlarında yaptığı golleri atıldı falan. Ama iyi organize çıkabilen bir takım merkez orta sahanın boşluğunu değerlendirebilir. Fakat Kaan gibi bir step ne kullanırsanız işte devre arasında belki o tip bir altı numara aldırmayı deneyebilir. Sergio'dan çıkıp bir ihtimal bence. Öyle bir ihtimal olduğunda Torreira'yı da Mertens'in yanına, işte Mertens son numara olduğunda, iki baskıcıyla birlikte gönderebilir. Galatasaray ön alan baskısını gerçekten çok iyi kullanıyor. Sünnet deplasmanında bile kullandılar.

İlk yarada verim alamadılar belki. Hatta ben dedim ilk yarada işlemiyor bu plan. Bu kadar önde basmaya gerek yok. Çünkü dezavantaj da oluyor. Mesela Anahil iniyor da önde basmaya gitti. İlk golde gol yendi. Yani riskli bir iş. Ankara gücü maçında yenen gol de aynı şekilde. Çok önde baskı denendi. Davinson çalımı yedi. Dönüşte kontrol oldu ve gol yendi.

Ya bu yapılmaya çalışılan önünde baskı gerideki oyuncular için bir risk zaten. Ama başarıldığında da takımı çok güçlendiriyor. İşte Ankara Gücü maçının 90 dakika boyunca rakip yer alanda oynanmasının, bu kadar şiddetli bir baskıyla oynamasının bir numaralı sebebi bu. Ön alan baskısını bu kadar yapabilmek. Şimdi Torreira'yı da biraz daha öne gönderebilmek, özgür bir şekilde öne gönderebilmek. Okan Hoca'nın istekleri arasında, Lawinson Sanchez transferi de direkt bununla bağlantılı. Kaan Torreira denemesi de bununla bağlantılı. Şimdi bu Antalya maçında bence çok net bir şekilde belirleyici olur. Milyaradan önce Galatasaray Cumartesi günü Antalya sporla oynuyor. Ve o maçta da Torreira istenen performansı sergilerse, Kaan Torreira ikilisi, Bence 10 numarada da Merten soyunacak. Bu maçta da istenen gerçekleşirse bence devre arasına kadar Kaan Toreira ikilisini merkez ortasında görebiliriz diye düşünüyorum. Bu haftanın ardından Galatasaray Fenerbahçe ve Beşiktaş maçlarının ardından Türkiye OFA sıralamasında 9. sıradaki yerini korudu. Beşiktaş kaybettiği için biraz durum ortalama kaldı.

Size sıralamayı söyleyeyim. Dediğim gibi daha önce Süperlik 20. sıralara kadar gerilemişti. Şimdi 9. sıraya kadar geldi. 10. sırada İskoçya ve 11. sırada Avusturya var. 8. sırada Belçika var. Belçika 1.2 puan aldı bu hafta arasında. Biz 1 puanda kaldık. O yüzden biraz arayı açıyorlar kapatacağımızı düşünürken. Bu haftaki performanslarla biraz ara açıldı. 7. sırada da Portekiz var.

Evet ve futbol dışında da bir gündemimiz var. Filenin efeleri. Erkek milli voleybol takımımız olimpiyat elemelerinde çıktığı 5 maçta 2 galibiyet, 3 mağlubiyet aldı. Sırbistan'ı ve Finlandiya'yı yenebildik. Amerika, Japonya ve Slovenya'yı ise kaybettik. Olimpiyatlara gitme şansımız kalmadı. Beklenti daha fazlaydı Filenin efelerinden ama maalesef olimpiyatlara gidemiyoruz. Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bu hafta da böyleydi. Gelecek hafta tekrar karşınızda olacağım. Görüşmek üzere, hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)