
5.065 kelime · ~25 dk okuma
Trend Spor'dan herkese merhabalar. Bu hafta içerisinde üç büyüklerin erteleme maçları oynandı. Adana Demir Spor karşısında Beşiktaş çok zor durumlara düştü ve 4-2'lik bir mağlubiyet yaşadı. Fenerbahçe kendi sahasında Başakşehir karşısında müthiş bir galibiyet aldı. 4-0'luk ve Galatasaray'da kazanmasını bildiği İstanbul Spor karşısında penaltı pozisyonları ve başka konular öne çıktı. Bu maçları konuşacağız. TFF'de yine bir playoff gündemi ortaya çıktı. Onu da biraz değerlendireceğiz.
Başlayalım. Liderle başlayalım. Fenerbahçe çok dominant bir oyun oynadı ve Başakşehir'i sürkülese etti kendisi aslında. 4-0'luk çok güzel bir galibiyet aldılar. Bu maçı biraz Beşiktaş'la birlikte değerlendirmek istiyorum açıkçası. Çünkü Fenerbahçe'nin son dönemde yaptıkları ve Beşiktaş'ın yapamadıkları biraz birbirine benzer.
Hem maçı değerlendireceğim ama hem de maçla birlikte bir strateji, bir plan programı da değerlendirmek istiyorum. Şöyle, Başakşehir maçının ilk golünü atan Alexander Dzeko, Fenerbahçe'nin yeni transferi. Çok şık bir gol attı ve ondan önceki haftalarda da Fenerbahçe'nin en iyi transferlerinden bir tanesi olduğunu gösterdi. Hatta şöyle okuma yapabiliriz. Harcanan para ve beklentiye baktığımız zaman en verimli transfer olabilir. Yani bence Fred ve Dzeko en iyi transferleri Fenerbahçe'nin ama onlar zaten çok pahalı transferler.
Şimdi hemen böyle bir yorum yaptım, çok derin detaylı düşünmedim ama ilk aklıma gelen transferler arasında verilen paraya göre alınan performansta Cico'dan başka aklıma öyle ikinci, üçüncü çok bir isim gelmedi. Çok iyi bir performans sergiliyor ve bu aslında Fenerbahçe için geçmiş yılların bir pişmanlığının sonucunda oluşmuş bir transfer. Yani şöyle, Fenerbahçe hatırlarsanız geçen sezon Jorge Jesus'un sadece bir maçta izlediği ve beğendiği Samet Akaydın'a 4 milyon euro verip transfer etmişti devre arasında. Ve bunun pişmanlığı sonucunda Fenerbahçe bu kez, bu yaz, genç scout şefine ve o şefinin ekibine güvendi ve 5 senedir en az 50 maçta izlenen Alexander Cicu'yu almak gerektiğini tecrübe etti. Fenerbahçe geçen seneki hatasından böyle bir çıkarıma gitti.
Şimdi başka ülkelerde böyle yıllar öncesinde terk edilmiş, ülkemizde ise hala süren bir yönetim anlayışı var. Böyle tek bir adamın her şeyi bileceği ve kulübü tanrı gibi böyle tek başına yöneteceği bir anlayış bu. Bütün kararları onun verdiği modelde bir anlayış. Avrupa kulüplerinde de var, çok başarıyla yönetenler de var. Yani Sir Alex Ferguson da biraz bu zihniyette.
Fakat bu dönemde artık işte sosyal medyanın da devreye girmesiyle, basın ilişkilerinin böyle çok daha fazla dallanıp budaklanmasıyla teknik adamlar çok fazla işle bir arada uğraşmak zorunda kalmaya başladı ve artık sportif direktörü olsun, işte scout ekipleri olsun, antrenör ekipleri olsun, analiz ekipleri olsun çok daha fazla kişiden fikir alarak iş yapmak durumunda teknik direktörler. Artık Jorge Jesus'ların dönemi gibi hala Jorge Jesus eski dönemi sürdürmeye çalışıyor. çalışıyor. Bir maçta izledim, oyuncuyu beğendim, aldıralım gibi bir transfer zihniyeti artık kulüplerde olamaz yani. Ve bu olamaz dediğim şey, değişmesi gerekiyor dediğim yönetim anlayışı Türkiye'de aslında önce Galatasaray'la değişti scout açısından, scouting açısından. Ve Galatasaray 10 yıl önce falan böyle bir scout ekibi kurdu. Belki Avrupa'daki örnek alınacak takımların gerisinde olabilir. Ne kadar gerisinde, ne kadar ilerisinde o kadar hakim değilim. Böyle bir 10 kişilik falan bir ekibi var bildiğim kadarıyla Galatasaray'ın ama
10 yıldır süre geliyor olması önemli bir hafıza yaratıyor orada. Ve Türkiye'deki rakiplerinin çok önünde. Yani Avrupa'dan falan ne kadar ilerisinde gerisinde bilmiyorum ama Türkiye'dekilerin oldukça önündeydi. Şimdi Fenerbahçe orada bir farkındalık oluşturdu ve özellikle geçen seneki yapılan hatalar da bu sene buna daha böyle sıkı sarılmayı sağladı Fenerbahçe adına. Beşiktaş'ta ise mesela hala bu farkındalıktan çok uzak olunduğunu görüyoruz.
Benim de şahsen tanıdığım, geçtiğimiz 10 sene içerisinde Beşiktaşlı olup da zekasına ve çalışkanlığına güvendiğim birden çok genç arkadaş. Beşiktaş kendilerine şans vermediği için ve büyük takım olarak sadece Galatasaray'dan teklif alabildikleri için Galatasaray'da çalıştılar Beşiktaşlı olmalarına rağmen. ve Galatasaray'a da ciddi faydaları oldu. Hatta işte Markov transferini biliyorsunuz, bunun en önemli örneklerinden bir tanesi. Şimdi Galatasaray ve sonrasında Fenerbahçe böyle bir yola girmişken Beşiktaş'ın senelerdir bu konuda bir çalışma yapmaması, işte Beşiktaş'ın Skal şefi olarak Ulvi Güveneroğlu var ve onunla birlikte 2-3 kişilik bir ekip daha var. Bildiğim kadarıyla tamamı 60 yaş üzerinde bir ekip ve günümüz futbol anlayışından da biraz uzak kalabiliyor tabii bu ekip. Beşiktaş'ta Skat Departmanı senelerdir bizde de olduğu görünsün diye var. Kimsenin de kendilerini dinlediği yok maalesef. O yüzden de bu yaz Beşiktaş'ın yaptığı transferler yine şöyle oldu mesela. Şenol Hoca ve onun ekibine, antrenör ekibine
oyuncular öneriliyor menajerlerden, sportif direktörden, oradan buradan yöneticilerden ve onlar bir sürü oyuncu arasında böyle elemeler yapıyorlar. Benim duyduğum kadarıyla Şenol Hoca çok çalışkan bir adam. İşte bütün yaz tatil yapmadığı, çok oyuncu izlemeye çalıştığı vs. ama bu izlemeler şöyle oluyor. Yüzlerce oyuncu geliyor o yaz. Hoca onları daha önceden bilmiyor tabii ki. Çünkü başka bir sürü işi de var. Bir scout hafızası yok kulübün. Hocaya bu oyuncular izletilmeye çalışılıyor. Hoca da iyi niyetle böyle belki saatler harcıyor, izliyor, izlemeye çalışıyor falan ama kafa karışıyor. Çünkü doğru düzgün bir sistem yok. Ve hoca işte diyor ki Amartı'yı alın. Hem de orta sahada oynayabiliyor diyor.
Cico'yla Amarty ikisi de ganalı. İkisi de benzer yaşlarda oyuncular. Biri Fransa'dan, biri de Premier League'den. Ama Cico'nun Amarty'den çok daha önde bir oyuncu olduğu, 5 yıldır onu 50 kere izlenen Fenerbahçe scoutları tarafından, genç scoutları tarafından bilinirken, bu yaz ala lecele sağa sola bakılmak zorunda olan Beşiktaş idarecileri tarafından veya teknik heyeti tarafından bilinemiyor. Şenol Hoca yaz döneminde basın mensuplarıyla böyle bir toplantı yapmıştı ve o toplantıda sanırım yayınlanan veya böyle ses kaydı alınan bir toplantı değildi ama bütün gazetelere yazılı basına düştü oradaki açıklamalar ve Şenol Hoca orada şöyle bir cümle ediyor Amartya'yı hem stoper hem orta sahada düşündük
Cigu'yu da konuştuk ama ikisinden birinin tercih edildiği zaman Amarti'yi tercih ettik gibi bir cümle kullanıyor ve bu tercih arasında bence iki kulüple ilgili önemli bir fark var ve o fark da sahaya çok net yansıyor bu haftalar itibariyle daha şimdiden yani. İkinci gole de gelirsek, ortada biraz bir Beşiktaş-Fenerbahçe kıyası yapmak durumunda kalacağım. Dzeko-Abu Bakar kıyası yapacağım daha ziyade. İkinci golde Fenerbahçe'nin bir organize hatanı görüyoruz ve arka direkten Tadic indiriyor. Top Ceko'ya gelmeden önce Duarte canaviliyle topa dokunuyor ve kendi kalesine golü atmış oluyor. Ceko bu maçta gol atamadı ve bir tane de net gol fırsatında kötü bir vuruş yaptı. Genel olarak bol pozisyona giren ve attığı kadar da kaçıran bir center for imajı sergiliyor. O yüzden de Ceko'yu futbolu bildiğini iddia eden yayıncılar olsun, futbol yorumcuları olsun, Ceko'yu Icardi ve Abu Bakar'ın arkasına koymak gibi bence bir cehalet içindeler. Bitiricilik olarak Ceko, Icardi ve Abu Bakar kalitesinde bir bitiricilik sergilemiyor, bu doğru. Ama bir center for'un tek yapması gereken şey veya tek yaptığı şey bitiricilik üzerinden okunamaz. En somut olan, en kolay görünen, en estetik olan, insanların en kolay değerlendirebildiği tabii ki bitiricilik yani.
gol vuruşunun ne kadar kaliteli olup olmadığını 5 yaşındaki çocuk da anlayabilir. Fakat bir center for'un en az bitiricilik kadar önemli bir görevi takım arkadaşlarının hücum organizasyonuna sokabilmek. Yani arkasındaki oyuncularla bağlantı olabilmek, çok hareket edebilmek ve çok topla buluşmak ve buluştuğu topları iyi kullanabilmek. Dzeko da bitiricilik konusunda Icardi ve Abubakar'ın arkasında kalmış olmasına rağmen bu konularda çok öne çıkan bir oyuncu.
İcardi de bunu bence iyi yapıyor. Bağlantı oyunlarını ve takım arkadaşlarıyla iletişimini kuvvetli tutmayı bence İcardi de gayet iyi yapıyor. Ama mesela Abubakar ile Ceko arasındaki çok büyük bir fark oyun içi fark. Yani gol vuruşunda Abubakar sıçrılabilir ama geri kalan bütün başka özelliklerde Ceko bence çok önde ve bunu biliyorsunuz Bu podcast'ı yakın takip edenlerle de konuşmuştum. Temmuz-Ağustos aylarında Abu Bakar her hazırlık maçında olağanüstü jeneriklik goller atarken bundan bahsetmiştim. Şöyle demiştim o zaman da, Abu Bakar müthiş goller atıyor ama her zaman bu gol vuruşlarını yapamaz. Gol vuruşunda şans faktörü illa ki devreye girer. Abu Bakar'ın Beşiktaş'taki ikinci döneminde şampiyonluk yaşadığı dönemde
çok daha hareketli ve çok daha takım oyununa yatkın bir oyun oynadığını görüyorduk. Şu anda neredeyse hiç enerji harcamıyor. Hiç enerji harcamadan çok güzel goller atıyor ama bu hep böyle gidemez. Oyun içi etkinliğini arttırması ve Arabistan temposundan Avrupa futbolu temposuna doğru yavaş yavaş evrilmesi gerekiyor demiştim. Başka işte volede yaptığım programlarda falan da Ceko'nun 6-7 yaş daha büyük olmasına rağmen fizik olarak çok daha fit ve hazır göründüğünden bahsetmiştim yaz döneminde.
Hatta o dönem bu yorumun tepki de çekmişti işte Cekun'un 6 yaş büyük olması, işte Abu Bakar'dan nasıl fit duruyor vesaire gibi, eksi sözlükte falan yorum yapanlar olmuş. Bugüne geldiğimiz zaman bence o hazırlık kampındaki performans sahaya çok net yansıyor. Abu Bakar markajdan kaçamazken, marka altında çok topla oynamak zorunda kalırken, Cekun'un ne kadar mobil ve ne kadar hareketli olduğunu görebiliyoruz. Ve Cekun'un hareketliliği arkasındaki Simanski'nin de bol gol atmasını sağlıyor. İrfan Can'ın kariyerinde, 28 yaşında İrfan Can,
en skorer sezon başlangıcını yapmasını sağlıyor. Yani bu tesadüfi olabilir mi? Yani hem Shymansky'nin hem Irfancan'ın en skorer sezonlarını geçiriyor olması daha sonbahar ayı itibariyle tesadüf olabilir mi? Harry Kane, Bayern Münih'teki gol sayısını sadece attıklarıyla değil, attırdıklarıyla da müthiş yükseltirken ve hücum zenginliği katarken daha küçük çaplı olan, yerel olan Cekon'un da Fenerbahçe katkısından çok net bahsedebiliriz. Bence Fenerbahçe'de en önemli katkı sağlayan transferler
Fred ve Dzeko. Fred savunmaya ne kadar katkı sağlıyorsa, hücuma da çok katkısı var. Fred çift yönlü bir oyuncu ama savunmada bence yaptığı kademeler de çok çok değerli. Biraz atlanıyor bence. Dzeko da hücumda o kadar fark yarattı diye düşünüyorum. O ikinci golde mesela yine markajdan çıkıyor. yine kendisini unutturuyor ve Duarte kendi kalesini atmak zorunda kalıyor. Şimdi Beşiktaş'ta ise, yani Adana Demir Spor maçında mesela gördüğümüz Beşiktaş'ta, Abubakar yine mükemmel bir gol atıyor ama hücumda hareketlilik, Abubakar'ın arkasındaki oyuncuların forvet'e gidebilirliği, hücumdaki yaratıcılık eksik kalıyor. Çünkü Abubakar markajdan çok kurtulamıyor. Bu arada Abubakar'ın da bağlantı oyunları harikadır. O da harika bir pasördür. Ama verebileceğiniz pas, yapabileceğiniz hareket ve enerjiyle bağlantılı bir şey.
Yani çok hareket edemezseniz, mükemmel bir passer olsanız bile topla buluşma sayınız azaldığı için zaten otomatik olarak eksiliyor. Yani Abubakar'ın Brugge maçında Cenk'e tek topta attığı pas da mükemmel. Ama özellikle Dzeko'nun sezon başından itibaren maç başına topla buluşma sayılarına bakın. 30, 40, 50 falan buluyor. Bir merkez ortasına kadar topla buluştuğu oluyor Dzeko'nun. Bir de Abubakar'ın topta buluşmalarına bakın, maç başına. Arada neredeyse iki katlık falan bir fark var.
Tabii ki bu orta sağ oyuncularının pas getirme kabiliyetiyle de alakalı ama bence en çok center for oyuncuların hareketliliğiyle de alakalı. Bence bu konuda mesela Jacko ve Icardi çok sıyrılıyor. Oyun içi katkı ve takım arkadaşlarıyla birliktelik konusunda. Bitiricilikte de Icardi ve Abubakar sıyrılıyor ama ben bir sıralama yapacak olursam takımlarına katkı ve performans katkısı olarak Icardi, Dzeko ve Abubakar'ı üçüncü sıraya koyarım açıkçası. Şu an itibariyle Abubakar'ın tabii dediğim gibi artık o Avrupa futbolu temposuna, enerjisine erişmesi lazım. Ama duyduğum kadarıyla Abubakar da antrenmanlarını gayet iyi yapıyor bile olsa dizlerinde çok ağır sakatlıklar yaşadığı için o tempoya ve o dinamizme geri dönmesinde de
zorluk yaşıyor. Onu da anlıyorum. Şöyle bir durum var ikisi arasında. Ceko 20 senedir yaklaşık hiç ağır sakatlık yaşamadan her sezon 30-40 maç oynayarak 20 senedir maç ritmini hiç kaybetmeyerek profesyonellik konusunda böyle Cristiano Ronaldo'lardan sonra falan gelebilen dünyanın en büyük, en özel profesyonellerinden bir tanesi futbolcu olarak yani. Hep 5 büyüklükte, hep her maç oynuyor. O yüzden o adam 37 yaşına bile gelse fizik deforme olmuyor. Hala çok genç gözüküyor. Hala diri canlı gözüküyor. Ha bu bakarsa kariyerinde maalesef çok ağır diş sakatlıkları yaşadı. Bir de o Suudi Arabistan'lara gitmek gelmek falan orada doğru düzgün idman yapılamıyor. İlik seviyeleri çok düşük. Yani 36 yaşına kadar Ceco gibi 5 büyüklükte devamlı oynamış bir oyuncu değil. O yüzden teknik kapasitesi çok yüksek olsa bile Abu Bakar'ın o git-geller, o ağır sakatlıklar, onu bazen geri dönülmez düşüşler, fizik düşüşler yaşatabiliyor. Enerji düşüşü yani fizik derken Abu Bakar'ın da böyle fizikle ilgili çok avantajları da var.
denge konusunda müthiş bir avantajı var. Eskiden müthiş patlamalı hızı vardı falan ama bu dizilerden sonra o işler çok zor. Yani orada Abu Bakar'ı suçlamak için söylemiyorum bunu. Çok talihsiz, şanssız sakatlıklar yaşadı. O sakatlıkların geri dönüşü maalesef olamayabiliyor. O biraz futbolcunun elinde olabilen bir durum olmuyor. O yüzden Abu Bakar'dan ayrı olarak söylemek gerekir bence o konuyu.
Bunun dışında biraz maçla ilgili diğer konulara da ufak tefek değinmek lazım. Şimanski iki tane gol attı yine. İlk golü şahaneydi ceza yayından. Bu arada Fenerbahçe ile oyuncular Şimanski'ye ceza yayında bir sürü topla buluşturuyor. Ve Şimanski oralarda topla buluştuğu zaman atabilen bir oyuncu. Gayet iyi vuruyor çünkü. Mesela bir önceki Alanya maçında atamadı ama Alanya spor maçında da rakip ceza yayının üzerine üç tane boş rütü var Şimanski'nin. Yani atamamış olması alan yarın şansı aslında. Başakşehir'de mesela yakaladı ve çok klas bir golle attı. İkinci attığı gol de Batuay'ın topu kafayla indirmesi. Şut da atabilirdi kafayla, kendi golünü de yapabilirdi. Onun yerine Şimanski'yi indirmesi de, topu Şimanski'ye aktarması da çok şıktı ve takımdaşlık adına çok değerliydi.
Mesela yedek oyuncular şunu düşünebiliyor, ben kendimi göstermek için kendi golümü atayım diye düşünebiliyor. Ben teknik direktör olsam, Batuay o golü, kafa vuruşunu kendi gol yapsa, onu bir sonraki maç ilk 11 oynatmak için kendi üzerimde çok baskı hissetmezdim. Ama o golü kendi atmayıp, müthiş bir asistle Szymanski'ye attırdığında kendimi daha böyle baskı hissederdim. Bu adam bu kadar takım oyununa odaklıyken, kendi atabilecekken, takım arkadaşına attırıyor haldeyken, Bu adamı oynatmam lazım diye daha çok baskı altında hissederdim kendimi. Muhtemelen İsmail Hoca da bu asisten sonra Batuşova'yı oynatmakla ilgili daha pozitif düşünüyordur diye tahmin ediyorum. Tabii o goldeki Batuşova'yı asisti ne kadar takımdaşlık adına güzelse, Shymanski'nin son dakikada böyle 70-80 metre koşup gol pozisyonu engellemesi de o kadar güzeldi. Zaten Livakovic ile İsmail de böyle çok kutladı kendisini, sarıldılar falan. Hatta bu Alanya maçıyla da benzer durumlar yaşattı. Mesela Alanya maçında rakibin en etkili oyuncusu Efe Can'dı. Efe Can'ın kademelerine iki kez Fred girdi. Bir kez Efe Can Fred'i de geçti, ona da Szymanski geldi. Yani ofansif ortasından dip çizgiye, kale çizgisine kadar gelip o kademeleri yaptılar. Yani aslında Fenerbahçe'nin hücumunun zenginliği çok ortada. XG olarak fark atmış durumdalar. Ligin ilk altı haftası sonucunda işte OPTA verilerine göre 13.61 XG ile açık farkla en çok XG üreten takım. Ama Fenerbahçe bir yandan da açık oyunda rakiplerine en az XG veren takım. Yani savunmada da lider. Sadece hücumda değil ve bence o savunma liderliğinde de bunlar çok ortaya çıkıyor ve tam bir takım oyunu sergiliyorlar. Fret'e değinmedim, biraz böyle oluyor. Galatasaray'da da konuşurken Torreira'ya pek değinmiyoruz. Her maç böyle çok üst düzey oyun oynandığı zaman bazen pozitifliğe de alıştırıyorlar. Çok değinmiyoruz ama bence nasıl Torreira böyle ligin tartışmasız en iyi 6 numarasıysa, Fret de böyle tartışmasız ligin en iyi 8 numarası olma yolunda.
Farklı tip oyuncular var. Mesela Jetson'la kıyaslanıyor. Jetson'un enerjisi, dinamizmi vs. çok yüksek. Bir numara o konuda. Fred'den de bence önde. Fred'le de aralarında ciddi yaş farkı var zaten o açıdan. Ama mesela Fred'in çifte ayaklılığı Jetson'da yok. Fred'in hücumda yapabildikleri hücum katılımları Jetson'da yok. Mesela öbür tarafta geçen seneki Sergio Oliveira'yı düşünelim veya daha oyun kurucu 8'leri düşünelim. Onların oyun kuruculuğu da Jadson ve Fred'den daha iyidir ama bu kez Jadson ve Fred gibi savunma yardımı ve dinamizm onlarda eksik kalabilir. Komple olma konusunda ve çift ayak konusunda Fred 8 numaralar arasında böyle yeni bir Toreira gibi hani tartışmasızlaşıyor. O konuda bilhassa çift ayak konusunda Fred ciddi bir fark yaratıyor.
Livakovic bu maçta da yeni kaleci. İlk yarıda böyle arkaya atılan iki top oldu. Bir tanesinde Serdar Gürler gidiyordu, bir tanesinde de Kenny. Onlara çok iyi çıktı ve uzaklaştırdı. Ama sadece 52. 53. dakikada bir yan topta... Yan top biliyorsunuz onun eksiği. Alanya maçında çok iyiydi yan toplarda ama bu topta yumruğu çok kısa düştü ve bir pozisyon oldu ki önünde böyle bir kalabalık oyuncu grubu biriktiği zaman yüksek toplarda problem yaşayabildiğini görmüştük. Bir de Fenerbahçe biraz fazla sarı kart gördü. Orada Simanski'nin sarı kartı hatalı olsa da mesela İrfan Can'ın itirazdan sarı kart görmesi, İrfan bu kadar formdayken, bu kadar güzel bir sezon geçiriyorken, kariyerin sezonunu geçiriyorken bu kadar ucuz kart görmemesi lazım. Yani şu kartlar birikecek ve bu kadar iyi gidiyorken yedek kulübesinde bile olmayacak. Tabii kadro dışında kalmak zorunda olacak bir maç sonra, üç maç sonra, beş maç sonra neyse. Bunu kendisine yapmasına hiç gerek yok. Yani şu anda
İrfan'ın ne olursa olsun oynamaya devam etmesi lazım. Cengiz de, Emre Mor da sakat ve fırsat bulmuş. Kanıtlıyor kendisini. Şu an Cengiz bence dönse bile İrfan'ı kesmez yani hoca. Kesmemesi de gerekir adalet açısından. İşte bu kartlar yüzünden cezalı duruma düşüp kendi kendini kesmemesi lazım İrfan'ın. O konuya dikkat etmesi gerek diye düşünüyorum.
Fenerbahçe'ye böyle değinmişken tabii Başakşehir'in durumu da konuşmaya değer çok kötü durumdalar. Galatasaray'a karşı da aslında çok zayıftılar. Kadiköy'de de ağır bir yenilgi aldılar. Çağdaş Atan'ın Başakşehir beklediğimizden daha hasarlı bir takım söylemi de oldukça çarpıcı. Beklediğimden daha hasarlı bir takım aldığımızı söyleyebilirim ama bunlar artık konuşmanın bizim için bir anlamı yok. Oyuncular bu söylemden ne kadar etkilenir? Emre Belizoğlu'na ve yönetim nasıl bir yansıması olur? Kendisinden bir önceki dönem Emre Belizoğlu bu açıklamayla ilgili ne düşünür? Onu da merak ediyorum. Önümüzdeki günlerde bence ortaya çıkar bu durum. Adana Demir maçına biraz değinmiş olduk. Beşiktaş'ın durumuna biraz değinmiş olduk. Adana Demir Spor maçı çarpıcıydı. Adana Demir Spor'un maç öncesinde 10 tane eksiği vardı. Maç içerisinde de erken dönemde 3 tane sakatlık verdiler ve tam 13 eksikle Beşiktaş'a 4 gol attılar.
Son vuruşlarda vurdukları girdi tabii. Şanslıydılar belki. Özellikle ilk yaradaki hem Belhanda'nın hem Niang'ın golünde. Ama Beşiktaş da rakibine karşı mağlubiyeti hak etti. Ya da Adana Demir Spor çok haklı bir galibiyet aldı da diyebiliriz bu maçla ilgili olarak. Tabii maçla ilgili Abu Bakar üzerinden biraz konuşmuş oldum zaten. Beşiktaş'ın hücumu bir süredir işlemiyor ve Abu Bakar şapkadan tavşan çıkarırsa Beşiktaş gol atıyor. Ama kalabalık hücum etme, sık hücum etme, çok hücum etme
organize hücum etme konularında da bazı problemler sürüyor. Zaten klüp bruj maçında çok kötü oynamıştı Beşiktaş. Bunlar dışında da başka gündemler oldu. Bu gündemlerin en önemlisi Şenol Güneş'in Salih Uçan'ı böyle iterek soyunma odasına gönderdiği görüntülerdi ki Salih Uçan daha buca döneminden tanıdığı, kendisi için çok değerli olan biriyle kucaklaşıyordu o sırada. Bu hareket tabii yakışıksız oldu. Konu hakkında Beşiktaş Başkanı Ahmet Nurşevi de konuştu.
Bakın sevgili dostum, maç bitmiş. Kaybetmek acı bir şeydir. O süreç içerisinde bütün sinirler gergin. Futbolcumuz Salih ile Şenol Hoca arasındaki baba-oğul ilişkisini bilseniz, o hareketin sizin düşündüğünüz kadar kötü olmadığını anlayabilirsiniz. Olmasa iyiydi. Ama bu bir enstantane sonucu oluşmuş bir şey. Yani bir an evvel oyuncularını içeri almak istiyor. Çünkü taraftar var. Adana Demir Spor taraftarı var. Herkes var. O da haklı olarak içeriye toparlamaya çalışıyor oyuncularını. O süreç içerisinde böyle bir olay da olunca o şekilde davranmıştır.
Bu soruyu kendisine sormanızda fayda var. Hani benim çok tahsip ettiğim bir olay olmasa dahi bunun kesinlikle art niyetli olmadığını özellikle ikisinin arasındaki ilişkiyi en iyi bilen benim. Son derece birbirlerine bağlı, saygılı ve sevgili doludurlar. Bir anlık olaylarla kimse değerlendirme bence yapmaması lazım. Yani yine de şık değildi ve tabii insanlar haklı olarak da şunu sordu. Maç bittikten sonra, 4-2 bittikten sonra bu Bakarlan'la hani sağ ortasında gülüşüyorlardı. Bence normal bir şey.
Ama Abubakar'a böyle bir uygulama yapılamayıp Salih Uçağ'ın itilip kakılması, Türk Kutbolcuları biraz kolay itilip kakılıyor son dönemde. Bu da yine gördüğümüz ilginç konulardan bir tanesi oldu. Burada bölüme küçük bir ara verelim. Döndüğümüzde Galatasaray'la devam edeceğiz.
Galatasaray İstanbul Sporu karşısında olimpiyat stadında bir sıfırlık bir galibiyet aldı. İlginç bir maçtı. Galatasaray belki beklentinin altında bir galibiyet aldı çünkü İstanbul Sporu çok zayıftı. Daha böyle rahat skor olarak daha erken kopması beklenen bir maçtı ama bir türlü de kopmadı. Bu tabii Galatasaray'da bir rihavet olduğunu gösteriyor ama İstanbul Sporu da hep kendisindeki karşı rakiplere hep bunu yaşatıyor. Yani İstanbul Sporu çok zayıf olduğunun kendisi de farkında ve bunu da oynadığı rakipler hep çok belli ediyor. Geçen sene mesela
Yine olimpiyat stadında oynanan ve Beşiktaş'la 2-2 biten maçta da Beşiktaş oyuncular net bir şekilde rehavete girmişti ve son dakikada bir frikik golü yemişlerdi. Maç 2-2 beraber bitmişti. Yine mesela Kadıköy'de Fenerbahçe'nin İstanbul Spor karşısında 3-1 öne geçtiği maçta ikinci yarada birden bir rehavet oldu ve İstanbul Spor attığı gollerle 3-3'ü yakalamıştı. Hatta işte Fenerbahçe'nin şampiyonluğu kaybettiğini düşündüğü maçtı o 3-3 ezenin son dakikadaki golü.
Yani İstanbul Spor geçen senede, bu senede zayıf bir takım. Lig'in ortalamasında oldukça altında bir takım. Fakat bunun bilincinde olduğu için kendi ceza sahasını gömüldükçe gömülüyor. Ve takımlar çok kolay rakip ceza sahasına gidiyor. Zaten atarız, zaten her halükarda bu maçı alırız psikolojisi. Oyuncuların azmini düşürüyor maç içerisinde. ve Galatasaray'da aslında benzerini yaşadı ama yemedi. 1-0 kazanmasını bildi. Bir iki tane pozisyon vardı. Muslera onlar da iyi reaksiyonlar gösterdi. Topu çelmedi, ilk yaradaki iyi bir vuruşu çok iyi kurtardı vesaire gibi. Ve bir şekilde kazandı. Şimdi bu maçta maçın önüne geçen olaylar oldu. Bir kere olimpiyat stadyumu son olarak geçen haziran ayında şampiyonlar ligi finaline ev sahipliğini yapmıştı. Manchester City ile Inter arasındaki ve zemin mükemmeldi. O finalin üzerinden sadece 4 ay falan geçti ve 4 ayda zemin berbat durumda. Çünkü ilgilenilmiyor işte yani klasik Türkiye.
Şampiyonlar Ligi finalinde önemli maç diye ilgileniliyor ve mükemmel yapılabiliyor zemin. Ama Süper Ligi'ye öyle bir değer ve önem verilmediği için kimse ilgilenmiyor. Kimse ilgilenmeyince de zemin birden bu hale gelebiliyor. Ondan sonra da Galatasaray maçı varmış, şunu düzgün gösterelim diye zemini boyuyorlar ve bütün herkes yemyeşil bir şekilde. Yere düşenlerin kafası sarı, saçlarının kafası yeşile boyanıyor. Beyaz forma yeşille dönüşüyor falan. son derece yakışıksız bir görüntü. Aslında açıkçası dolandırıcılık yani. Yapmadıkları zemini, düzeltmedikleri zemini boyayarak hem futbol severleri hem izleyenleri, herkesi dolandırmaya çalışıyorlar ve tabii ki de ortaya çıkıyor. Bu dolandırıcılıkta zaten en büyük problem insanları aptal zannetmek. Ortaya çıktığı zaman daha komik oluyor.
Onun dışında bir tane daha garip olay vardı, penaltı pozisyonu. Icardi ve Kerem'in pozisyonunda işte bu saygısızlık, ciddiyetsizlik vs. olarak yorumlandı. Bütün bir haftadır zaten yorumlanıyor, tekrar o konulara girmek istemiyorum. Ben bu penaltının ne rakibe karşı bir saygısızlık olduğunu düşünüyorum, ne de ciddiyetsizlik olduğunu düşünüyorum. esas rehavet sahiçindeydi bence ve esas saygısızlık varsa İstanbul sporlu oyunculara karşı Galatasaray'ın ben bu maçı ne de olsa kazanırım tavrıydı saygısızlık olan yoksa penaltıda şaşırtma denemesiz aksine saygı yani gol atmak için yeni bir şey deniyorsun futbol bir kandırmaca oyunu zaten çalım atmak da bir kandırmaca no look pass deniyor ya başka tarafa bakarken başka tarafa pas atmak o da bir kandırmaca
Şut çekecekmiş gibi gösterip ara pas veren on numaralar var. Mesela o hareket bir kandırmaca. Panenka penaltısı bir kandırmaca. Kaleci yatsın diye vurulan. Bazı penaltıcılar böyle tam vurmadan duraksı yok, kaleci yatıyor. Ondan sonra yattığı köşenin tersine boş kaleye atıyor. Dembaba yapıyor biliyorsunuz bu penaltıyı. O tarzda bir kandırmaca. Bazı futbolcular hakemi kandırmak için kendisini yere atıyor.
Futbol özünde hep bir kandırmaca olan ve şu hakemi aldatma konusu dışındakiler de aslında futbolun en keyifli olan tarafı yani çalım atmak, işte böyle nolluk pas atmak, şut çek çekmiş gibi yapıp ara pas vermek bunlar bir de oyunun en zevkli yerleri. Futbol bir kandırmaca oyunu zaten. Birbirini kandırmak üzerine kurulan. Yoksa öbür türlü kandırmadan oynadığın zaman çok ezber. Orada izlenecek de çok bir şey olmuyor.
Dolayısıyla burada kandırmacadan dolayı bir saygısızlık olduğunu düşünmek çok saçma bir şey. O zaman rakibine çalım atan futbolcu da saygısızlık yapıyor. Çalım atmasın rakibine, düz oynasın. Öyle bir şey olmuyor. Bu bayağı mantık dışı bir şey. O yüzden onu çok konuşmaya değer bulmuyorum. Rakibe bir saygısızlık varsa İstanbul Spor'a karşı rehavetle oynamaktır saygısızlık. Bence bu penaltıyla ilgili en güzel Okan Hoca konuştu. Onu dinleyelim direkt.
Geçen sene de birkaç maç bunu denemek istemişlerdi. Bugün özellikle bunu denediler. Ben demin onu söyledim yayıncıda da yani buna onların denemelerine saygı duyuyorum. Tabii ki direk vuruşta kaçabilirdi. Bu şekilde kaçtı. Oyuncularım orada bir sorumluluk aldı. Mauro daha önce de bunu yapmıştı biliyorsunuz. Böyle bir organizasyon yapmışlardı. Bunu da hep geçen seneden beri denemek istiyordu. Ben şeyi de söylemek istiyorum yani burada ne rakibe ne oyuna karşı bir saygısızlık futbolun içerisinde olabilecek bir şey bu. Bu tür denemeler daha önce de yapıldı.
Böyle bir sorumluluk aldılar ve o pozisyon kaçtı. Devamında mağara golünü attı ve yine Galatasaray için önemli bir üç puanda büyük rol oynadı. O yüzden ben orada oyuncularımın verdiği katkıya saygı duyuyorum. Yani kaçırabilirler, hata yapabilirler, gol kaçırabilirler. Ama dediğim gibi burada oyuncularımın verdiği kararın yanındayım.
Ben ama genel olarak Galatasaray'ın oyunu ile ilgili konuşmak istiyorum. İstanbul Spor Maçı'nın dışında bu sezonki oyunu ile ilgili konuşmak istiyorum. Galatasaray'da iki istatistik dikkatimi çekti. İlkteki ilk altı hafta sonunda. Galatasaray PPDA konusunda yani rakibin pas yapmasına izin vermeme, baskı yapma konusunda ligde bir numara demiştim. Birinci sıradaki takım en çok baskı yaptı. tutmaya çalışan takım. Coperna karşısına girdiği gol pozisyonlarından ligdeki gol pozisyonların çoğuna kadar bu yansıyor. Rakibi önde basıyor, topu kazanmaya çalışıyor. Önde basıp ve net sonuca gidiyor. Orada da Torreira'nın baskı kalitesinden çok faydalanıyor. Pres kalitesi Mertens'te de çok yüksek. Bunlardan da faydalanıp gol pozisyonları üretebiliyor Galatasaray. Bu konuda gerçekten çok iyi. Geçen sene de bu konuda çok iyiydi. Bu da devam ediyor. Bir bu konu var. Bir istatistik daha dikkatimi çekti. Bildab üzerinden pozisyon üretme, yani kaleciden başlayarak, geriden başlayarak, hücuma kadar anlamlı paslar yaparak takımı öne taşıyarak, geriden başlayarak atak üreterek, şutla sonuçlandırma konusunda da Galatasaray yine ligin en iyilerinden bir tanesiydi.
İstatistikte. Şimdi Galatasaray bu oyunu yapıyor. Kopenhag maçındaki gol pozisyonlarını hatırlayalım. Kopenhag maçı Şampiyonlar Ligi olduğu için belirleyici. Orada girilen ve girilemeyen pozisyonlara oynanan iyi oyunla uzun bir aralıkta da oynanamayan bir oyun var. O aralıklara iyi bakmak lazım. Galatasaray'ın girdiği pozisyonlardan üç tanesi Kerem'in Icardi'ye hemen pası ve Icardi'yi savunma arkasına kaçırması. Bir tane de Torreira'nın meğertense böyle 30-40 metrelik lob pası var. O da arkaya kaçırıyor.
Yani girilen bir 6-7 pozisyon var. Bunların 3-4 tanesi önde baskı sonucu hemen, 3-4 tanesi de arkaya hızlı atılmış kontra toplar. Yani yarısı kontra atakla, yarısı da ön alan baskısıyla yapılıyor. Galatasaray'ın set oyunuyla ilgili bir zaafı var ve bunu gidermek için işte Kaleci'den başlayarak pozisyonlar bulmaya çalışıyor. Başakşehir'e attıkları, Ziyech'in attığı gol de böyle başladı. İşte Icardi geldi, orta sahaya kadar pas alışverişine katıldı vesaire gol geldi. Bunu ligde geliştirmeye çalışıyorlar ama bu Şampiyonlar Liginde hiç
veya işte Molde maçlarında falan hiç uygulayabildikleri bir şey değil. Galatasaray'ın şu anda erken döneminde kullanabileceği silahları bir önde baskı. Önde baskıyı yapamadığında da geriden hızlı kontra atak çıkışları. Set oyununda Galatasaray zayıf bir takım. O yüzden işte Manchester United maçına da çok az bir süre kaldı.
United maçı için belki de şunu düşünmek lazım. Belki böyle geride daha sağlam duran ve kontra ataklarla hücum arayan, onlar için de işte Kerem Akturk onunla oynayabilirse Zaha'yı kullanabilen bir Galatasaray. Ve belki Angelino'dan da etkisinden dolayı da belki işte Davinson Sanchez'in en son Abdülkerim birlikte oynatacağı 3-4-3 gibi sağda Boy, solda Angelino, arkada 3 stoper, merkezde yine Torreira Demirbay, Ve işte kanatlarda sağ kanat Kerem Aktürkoğlu diyelim, sol kanat Zaha. İleride de Icardi gibi belki bir kontra atak takımı da düşünülebilir. En üstün hatlet de plasmanına sadece 3-4 gün sonra. Yani hele mesela gol bulursa bence bu plan denenebilir. Maçın en azından ikinci yarılarında falan. Skor koruması gerekiyorsa Galatasaray'ın. İkinci yarıda böyle bir planda deneyebilir diye düşünüyorum. Çünkü United'a karşı işte atıyorum ikinci yarıda falan önde basmayacaksınız sonuçta. O önde baskı da böyle 90 dakika yapılabilen bir şey değil. 20-30 dakika falan yapılabilen bir şey. Copenhagen maçında da o kadar yapılabildi. United deplasmanında da belki daha az yapılmak durumunda kalacak. Belki yapılamayacak. O yüzden biraz daha böyle doğru yerleşme ve kontra silahlarını da Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde kullanması bence güzel olabilir. Çünkü Zaha gibi, Kerem gibi iyi kontra silahları var gerçekten takımın. Haftanın çok dikkat çekici bir maçı daha vardı. Oldukça renkli maçlar vardı gerçekten bu hafta içinde. Hafta başında biliyorsunuz Hatay Spor-Trabzonspor maçı oynandı ve Trabzonspor 2-0 oyuna geçmiş olmasına rağmen Hatay Spor 20 dakikada 3-2.
öne geçti ve çok güzel bir galibiyet aldılar. Açıkçası bir tweet atmıştım maçtan sonra. O tweeti de bu programda da tekrar etmek istiyorum. Şöyleydi tweetim. Volkan hocanın Hatay Spor'da devam etme konusunda duygusal davrandığını düşünüyor ve öyle bir felaketin ardından bir spor takımının ayağa kalkmasının pek mümkün olmadığını sanıyordum. Büyük ihtimalle oyuncular ayrılır ve küme düşerler derken aksine çok yoğun bir scout çalışması yapmışlar. Yetmemiş oyuncuları gelmeye ikna
ve düşerler sanılan takımı ayağa kaldırmakla kalmayıp bir de geçen senin üzerine taşımışlar. Üstelik bunu yaparken ini oyuncularından Bartu'yu da satmak zorunda kalmışlar. Bu peri masalı kadar güzel olduğu gibi çok gurur duyulacak, örnek alınacak kadar da gerçek bir karakter örneği. Tebrikler ve teşekkürler Volkan Demirel yazmıştım. Bunu burada okumak istedim. Duyduğuma göre hatta Volkan Hoca transfer etmek istediği futbolculara böyle direkt kendi Instagram hesabından yazıp o şekilde iletişime geçiyormuş. Bu yaz çok çalıştılar. Anadolu'da çalışan, işte analistlik yapan vesaire birçok arkadaşım var. Onlarla da konuştuğumda transfer ettiği oyuncuları en çok izleyen, en çalışan hocalar olarak Volkan Demireli, Ömer Erdoğan'ı söylemişlerdi.
Bu çalışmanın karşılığını Volkan Hoca'nın alıyor olması ve Hatay'da böyle bir hikaye yazıyor olması, böyle bir emek veriyor olması gerçekten çok güzel açıkçası. Basın toplantılarında da ilginç bir şey oldu. Volkan Hoca, Trabzonspor'un sonradan oyundan düşeceğini biliyorduk şeklinde bir açıklama yapıyor. Ve Bielika'da bu açıklama karşısında çok zekilermiş o zaman, bu zeka için kendilerini kutlamak istiyorum gibi bir açıklama yapıyor. Çarpıcı bir maçtı.
Son konumuz, buna değinmezsem olmazdı. Geçen hafta da işlemiştik biliyorsunuz. TFF'nin son derece boş işler peşinde koşması ve şuna benzetmiştim, arabanın motoru yokken arabanın rengini değiştirerek arabanın gidebileceğine inanıyorlardı. Bu haftada TV Bu Spor'a konuk oluyor TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi ve katıldığı programda şöyle söylüyor, Süper Lig'e bir marş ve yeni bir logo hazırlayacağız diyor. En ihtiyacımız olan şey o. O olmazsa olmazdı gerçekten. Garo Mafyan bir marş hazırlıyormuş. Ve Şampiyonlar Ligi gibi Süper Ligi'nde bir marşı olacakmış. Bu marştan sonra ben Premier Ligi zorlayacağımızı düşünüyorum. Çok önemli bir olay. Tabii bu play-off konusu da çok gündemdeydi. Ve Ahmet Nurçevi ile Ertuğrul Doğan takımları biraz geri düşünce, Beşiktaş falan Galatasaray ile Fenerbahçe'nin arkasında kalınca, Playoff'un onlara çok güzel göründüğüne eminim ve o yönde açıklamalar yapmışlar. Ahmet Nurçebi diyor ki, Playoff konusu bütün kulüplerin ortak kararıyla olabilecek bir şey. Eğer böyle bir şey olursa biz olur deriz, diyor. Tabii ki. Şaşırırdık zaten, olmaz deseydi. Bizim için bir sakıncası yok, tabii ki. Playoff bir keyiftir. Bu sezon olursa da sorun yok. Destek veririz. Eğer Fenerbahçe yerine Beşiktaş olsaydı 6-7 puan farkla önde, Ahmet Nurçebi'nin de böyle keyif alıp almayacağını Playoff'tan merak ediyorum. Destek veririz. Top oynamaktan kaçmak gereksiz diyor. Yani playoff istememeyi top oynamaktan kaçmak olarak nitelendirmiş. Ertuğrul Doğan da kulübün gelirinin arttırılması için bu tip konuşmalar daha önceden olmuştu. Başkanımız ilk defa dillendirdi. Kendisi herhalde bizi çağıracaktır. Bu konuyu detaylı konuşacağız demiş. Ertuğrul Doğan o kadar fırsattan istifade yapmak istememiş. Daha ortadan konuşmuş, onun hakkını yemeyeyim ama Ahmet Nur Çebi'nin böyle geçmişte de böyle olmuştu. Kendi çıkarına olan şeylere hemen sahiplendiği, biliyorsunuz, durumlar olmuştu. İşte deprem döneminde benzer açıklamaları olmuştu. Tekrar hatırlatmak istemiyorum onları. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Gelecek hafta yeni gündemler, yeni konularla, yeni trend konularla karşınızda olacağım. Trendsport'u bu haftadan da benden bu kadar. Görüşmek üzere, hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.