Podcast

313: Trend Spor: Üç Büyüklerin Avrupa'daki Rakipleri Belli Oldu

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Trend Spor'un bu bölümünde Sinan Yılmaz temsilcilerimizin Avrupa arenalarındaki rakiplerini, son transfer haberlerini ve Galatasaray altyapısı hakkında gündeme gelen torpil söylentilerini değerlendirdi. Keyifli dinlemeler!




Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.578 kelime · ~23 dk okuma

Trend Spor'dan herkese merhabalar. Bu hafta gündemimiz yoğun. İstanbul'un üç büyükleri Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş Avrupa'da rakipleriyle tanışmış oldu. Galatasaray Şampiyonlar Ligi kurasını çekti. Fenerbahçe ve Beşiktaş da Konferans Ligi'nde kurallarını çektiler. Yan trend konularımız da var. Bir tanesi Altay ve Berkan'ın taraftarlarca tepki çeken iki oyuncunun transferi. Bir tanesi de Galatasaray'da altyapı konusu. Altyapı da torpil dönüyor mu konusu. Bunlar hakkında fikirlerim var. Onları sizlerle paylaşmak istiyorum. Başlayalım.

Öncelikli konumuz Avrupa olsun. Ana konu bu tabii ki. Ana trend konusu. Galatasaray'la başlayalım. Şampiyonlar Ligi olduğu için. Galatasaray kimilerine göre çok zor, kimilerine göre ise uygun gruplardan bir tanesini seçti. Uygun olduğunu iddia edenler şunu söylüyor tabii ki, bütün gruplar çok zor.

O yüzden üçüncülük için en azından uygun bir grup çekildiği görüşü var. Zor olduğu iddiası da şu açıdan zor. Birinci torbanın yani en güçlü takımların en güçlü iki tanesinden bir tanesi Manchester City ve Bayern Münih gruplardaki en belalı iki takımdan bir tanesi seçilmiş oluyor. Diğeri de ikinci torbadan da Manchester United geliyor. Manchester United formsuz bir başlangıç yaptı belki. Ama Manchester United de tarihi bakımından bir birinci torba takımı aslında. Fakat yine de Sir Alex Ferguson bıraktığından beri Manchester United'ın düşüşte olduğunu, sıkıntılı dönemler geçirdiğini biliyoruz. Üçüncü torbadan Kopenhagen daha kabul edilen, daha beğenilen bir rakip oldu. Ve Galatasaray dördüncü torbadan bu gruba geldi. Galatasaray'la ilgili, grupla ilgili çok fazla yorum yapmaya bence gerek yok. Bence üçüncülük başarısızlık değil. Normal kabul edilebilir. İkincilikte bir şekilde Manchester United çok kötü bir sezon geçirir. Şampiyonlar Ligi'nde bir bunalım dönemi yaşar ki son dönemlerde yaşıyorlar. Bir şekilde ikincilikte ciddi bir başarı tabii ki. Sonuç olarak da başarısızlık gözüyle bakıyorum ben. Galatasaray'ın geçmişi tıpkı Manchester United gibi belki konuşulması gereken konu. Yani şöyle, Sörelek sargı sondan beri Manchester United eski gücünde değil diyoruz. Yani bu 2013'lere tekabül ediyor. Galatasaray'ın da 2013'ten beri son 10 yılında Şampiyonlar Ligi sezonlarının çok başarısız geçtiğini görüyoruz. En son 2013-14 sezonunda Juventus ve Real Madrid'in olduğu gruptan Galatasaray Juventus'u saf dışı bırakarak ikinci olarak çıkmıştı.

Transkriptin tamamını oku

İki büyük takımın büyüklüğüne, ismine baktığımız zaman benzer bir grup. Yine onu yapabilir mi? Göreceğiz. Fakat o sezondan sonra, yani daha sonra Chelsea ile oynadı Galatasaray. O sezon bir üst turunda ve Chelsea'yi elenmişti. Ondan sonra da dört kez Şampiyonlar Ligi gruplarına katıldı Galatasaray. Bunlardan iki tanesinde sonuncu oldu. Anderlet ve Kulüp Bürjü'nün arkasında sonuncu olmuştu.

İki tanesinde de üçüncü oldu. Bir tanesinde Astana'yı geçebildi. Bir tanesinde de Lokomotiv Moskova'yı geçebildi. Özellikle Lokomotiv Moskova'lı grup, Şampiyonlar Ligi'nde çekilebilecek en iyi grup kurası iken, Şalkeli, Lokomotiv Moskova'lı ve Porto'lu grupta sadece 4 puan toplayabilmiş ve gruptan çıkamamıştı. Yani en iyi grup kurasını da çekseniz çıkamayabiliyorsunuz. Çünkü Şampiyonlar Ligi adı üstünde.

Ama tıpkı Manchester United'in geçmişi çok güçlü, büyük olduğu gibi Galatasaray'ın da geçmişi çok büyük. Avrupa Kupalarında Türkiye'nin açık farklı en başarılı kulübü Galatasaray. Geçtiğimiz günlerde sevgili Eray Sözen bir tweet atmış. Galatasaray Kupa 1'de, yani Şampiyonlar Ligi'nde toplam 6 kez son 8 takım arasına yani çeyrek final seviyesine yükselebilmiş. Bunu şöyle açayım biraz.

1950'lerin ortasından sonra başlıyor Kupa 1. O dönemki adı Şampiyon Kulüpler Kupası. 1993'lere kadar Şampiyon Kulüpler Kupası olarak gidiyor ve son 30 yılında da Şampiyonlar Ligi adını alıyor bu kupa ve Galatasaray'ın burada tam 6 kez son 8 takıma kaldığını görüyoruz. İlk o Şampiyonlar Ligi'ne geçiş döneminde de Galatasaray 93-94 sezonunda da Manchester United'ı eleyip son 8 takım arasına kalıyor. Bu 6 çeyrek final seviyesinden yani 6 son 8 takım seviyesinden bir tanesi Şampiyonlar Ligi adının alındığı ilk sezon ki onda da Okan Buruk'ta futbolcu olarak oynuyor 93-94 sezonunda.

Biliyorsunuz Manchester United'ı, Sir Alex Ferguson'un Manchester United'ını 0-0 ve 3-3'lük sonuçlardan sonra deplasman golü avantajıyla Galatasaray elemişti. O kadro da belki de bu 6 çeyrek final kadrosu arasında yıldızı olmayan, tamamen böyle 11 tane askerle oynanan tek kadro diyebilirim. O dönem belki hatırlayanlar olur. Manchester United karşısındaki sarı formalı Galatasaray'ı. Tıpkı bugünkü Molde gibi. Galatasaray'a zorluk çıkaran Molde gibi. Çok koşan, çok mücadele eden, yıldızı olmayan bir takımdı. Ama diğer kadrolara da bir bakalım. 62-63 sezonunda ilk defa çeyrek final oynuyor Galatasaray. Ve o sezonda Galatasaray'ın olağanüstü bir golcüsü var, Metin Oktay. Metin Oktay daha önce de bu podcast'te bahsetmiştik. Center four'lardan, golcü performanslarından bahsederken. 62-63 sezonu Türk liglerinin gördüğü en inanılmaz center four performansı sezonu bu. Metin Oktay sadece 26 maçta 38 gol attı o sezon ligde. Çünkü ligde takım sayısı azdı. O yüzden 26 maça çıkıldı. Ve maç başına gol ortalaması inanılmaz bir sayı yani. Daha sonra tabii 80'lerin sonlarında Tanju Çolak 39 gole çıkarak o rekoru kırdı. Bir gol fazlayla. Ama Tanju Çolak döneminde 20 takım vardı ve 38 maç oynanıyordu.

Herhalde bir maç falan kaçırmışız Tanju Çolak. Yani 40'a yakın maç oynayarak 39 gol atmışız Tanju Çolak. Metin Oktay'ın 26'da 38'i çok inanılmaz bir gol sayısıydı. Ve o sezon, yani Metin Oktay'ın en iyi olduğu 26 maçtaki 38 gollü sezonunda çeyrek finale kadar çıkarıyor takımı. Çeyrek finalde de Milan'a eleniyor Galatasaray. Daha sonra 69-70 sezonu var. Bu sezonda sanırım Metin Oktay futbolu bıraktıktan bir sezon sonra ve bayrağı da Gökmen Özden'a devrediyor.

Gökmen Özdenak Santerford'a, sol kanatta da Metin Kurt var. Bilenler bilir, Türk futbolunda sol siyasetin en önemli temsilcilerinden futbolcuları örgütleyen ve futbolcuların aslında haklarını onlara anlatan ilk isimlerden bir tanesi. Belki Avrupa Futbolu'nda da ilk isimlerden bir tanesi. 88-89 sezonuysa, Kupa 1'de bir Türk takımının en başarılı olduğu sezondu.

Bu sezon, o dönemki adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Galatasaray yarı final oynadı. Ve Prekazi ile Tanju Çolak ön plana çıktı. 93-94'ü saymıştım. 2000-2001 var. Hacı ve Jardelli Galatasaray'ın çeyrek finali var. Real Madrid'de takılmıştı Galatasaray. Ve 2012-13'te de yine Drogba, Schneider, Burak Yılmaz, Melo gibi, Selçuk İnan gibi takımı hatırlıyoruz. Yine birçok yıldız var.

Orada da yine çeyrek finalde yine Real Madrid'e takılan bir Galatasaray görüyoruz. Bu altı katılım içerisinde hep dikkat edin, center four'lar çok çarpıcı. Jardel, Drogba, Tanju Çolak, Metin Oktay, Gökmen Özdenak ve şimdi de 2023-2024 sezonunda da Icardi ile birlikte Galatasaray böyle bir serüvene başlıyor. Umarız Icardi'ye de böyle bir son sekiz çeyrek final gerçekten yakışır.

Ama tabii ki Icardi'nin etrafını doldurabilmekle gerçekleşebilecek bir konu bu. O konuda da Galatasaray'ın geç kalmış olabileceğini düşünüyorum. Orta saat transferinde ve planlamada bazı sıkıntılar yaşanmış olabileceğini düşünüyorum. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın da gruplarını değerlendirelim. Tabii Konferans Ligi. Fenerbahçe, Ludo Gores'le, Spartak Tırnava'yla ve Norşelend'le eşleşti. Ludo Gores geçmiş 10-15 sezona göre biraz daha düşüşte olan bir kulüp.

Başakşehir'le eşleştikleri dönemlerde çok başarılıydılar. Çok ciddi bir yükseliş içerisindeydiler Bulgar ekibi. Fakat son dönemlerinde o güçlerinden biraz kaybettiler. Yani Fenerbahçe için tabii bu döneminde Ludogores'le oynamak daha iyi olacaktır. Spartak Tırnavı için de aynı şeyler söylenebilir. Sadece Nordsjælland, onlar da düşüşte son 10 yıla göre. Ludogores'le benzer bir durum yaşıyor onlar da ama yine de Nordsjælland gibi Kuzey Avrupa ülkeleriyle oynamak sıkıntı verici bir durum. Galatasaray Molde'de yaşadı bunu. Fenerbahçe'de yaşayabilir. Çünkü yorucu oluyor. Çok tempolu oynuyorlar, yıpratıcı oluyor. Yol yorgunluğu yaşıyorsunuz. Uzun uçuşlar yapmanız durumu ve işte sahada yüksek tempoya çıkılınca sakatlık vs. riskin de artıyor bu tip takımlarla oynadığınızda. Belki biraz o rahatsız edebilir ama ben Fenerbahçe'nin bu gruptan rahatlıkla çıkabileceğini düşünüyorum. Hatta bence hem Fenerbahçe hem de Beşiktaş mevcut gruptaki tüm takımlara baktığımız zaman net şekilde Konferans Ligi'nin favorilerinden ikisi. Yani tabii ki Aston Villa gibi çok güçlü takımlar da var, başka başka takımlar da var olacak ama Fenerbahçe ve Beşiktaş da en az onlar kadar güçlü takımlar ve form durumlarını yükselttiklerinde ritimlerini arttırdıklarında neden olmasın diyorum ben açıkçası.

Beşiktaş'ın grubunda biraz daha zor olduğunu düşünüyorum. Yine Beşiktaş favori tabii ki. Klüp Brugge var. Belçika takımı. Genç atlet takımı oluyorlar. Bodo Glimt var. Bodo Glimt Molde'nin de 10 puan önünde Norveç liginde lider.

Geçen sene Molde onlara 16-17 puan fark atmış. Molde şampiyon olmuş ama bu Molde 10 puan fark yemiş Bodo'dan. Galatasaray'ı bu kadar zorladı. Beşiktaş'a karşı Bodo Uygulinti merak ediyorum açıkçası. Her halükarda onlar da zor tempolu. Yine klasik bir Kuzey Avrupa takımı, Norveç takımı ve İsviçre takımı da Lugano.

Beşiktaş'ın grubu biraz daha tempolu, sert geçer diye tahmin ediyorum. Yine bu Beşiktaşlılar için şu açıdan üzücü, Beşiktaş'ın kadro rotasyonu da biraz dar olduğu için, tabii son günler belki o rotasyon genişler yapılan son transferlerle ama bugün itibariyle, bugünden baktığımızda dar rotasyonun çok karşılaşmak istemeyeceği tempo seven takımlar bunlar ve çok istenmeyecek deplasmanlar bence. O açıdan Beşiktaşlılar için kolay değil ama ben Şenol Hoca tecrübesindeki bir teknik adamın, Beşiktaş kalitesindeki bir kadronun bu gruptan yine favori olarak çıkacağını düşünüyorum. Üç takımımıza da başarılar diliyorum. Tabii ki Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin işi biraz daha kolay. Konferans ligi olduğu için Galatasaray'ın zor. Umarım üçü birden gruplarından çıkar diyeyim. Ve burada bölüme küçük bir ara verelim. Döndüğümüzde yeni konularla devam edelim.

Şimdi yeni konumuz Altay Bayındır'ın Manchester United'a gitmesi ve Berkan Kutlu'nun da Genova'ya gitmesi. Şu açıdan ilginç bir durum var. Berkan'ı ve Altay'ı kendi taraftarlarına, milyonlarca taraftarına sorsanız ikisinin de işte birinin Serie A'ya, birinin de Manchester United'a yani Premier League'te değil, Manchester United'a gitme ihtimalini çok düşük görürlerdi ve bunun olacak bir şey olmadığını düşünürlerdi. Bir de üstüne ciddi de İşte 6'ya 5 küsur milyon euro bon servis, satın alma şeyi de var. Sonraki satıştan pay gibi bonuslar da var. Ve Berkan'ı da 250 bin euro kira artı 5 milyon euroya da satın almaya, Genova'ya transfer olduğunu görüyoruz. Şimdi demek ki çok fazla taraftarın dediği kadar da kötü oyuncular değilmiş bunlar. Ben zaten öyle olmadığını düşünüyordum.

Fakat bu oyuncular neden bu kadar neredeyse tekme tokat gönderildi kulüplerinden. Bunu biraz işlemek lazım ve giderken de dikkat ettim sosyal medyada herkes bu oyuncuların işte bu taraftar tepkilerinden kaçtığını söylüyordu. Bir kere ağır hakaretler edilen, bilhassa sosyal medya aracılığıyla futbolculara ağır hakaret eden, küfür eden kişileri kesinlikle tasvip etmiyorum ve son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü hiçbir yapıcılığı ve hiçbir mantıklı tarafı yok. Yani rasyonel hiçbir tarafı yok. Çünkü bir insana, özellikle kaleci gibi konsantrasyon mevkisini oynayan bir kişiye yapıcı olmayan, yıpratıcı eleştiriler yapmak, ağır hakaret vs. küfür etmek

Direkt olarak size negatif yansıyan bir şey. Zaten hiçbir mantığı ve pozitif bir geri dönüş alma ihtimaliniz olmayan bir şey. O yüzden içinden bir kere mantığı çıkarıyorum, faydayı çıkarıyorum yani. Fayda sağlamayınca da bana çok saçma geliyor bu işler. Yani yaptığınız bir eylemin bir faydası yoksa, sonucunda size zarar veriyorsa son derece saçma bir durum tabii. Bu kısmı geçiyorum ve öbür kısmı etik tarafı var bir de eleştirin. Bu konuyla ilgili bir tweet attım zaten. Herhangi bir kişi bir spor dalında da olmak zorunda da değil. Herhangi bir işte, herhangi bir kişi elinden gelen her şeyi yapıyor fakat yeterli olmadığını düşünüyorsanız o kişi hakkında hakaret etmek, aşağılamak, küfür vs. kullanmak bence kişinin değil sizin ezikliğinizden kaynaklanan bir şey. Zira kendi başaramadıklarınızı, kendi kendinizi gerçekleştiremediklerinizi öne alıp, o kızgınlıkla ondan çıkarıyorsunuz bence bu durumu. Sporda da bunu direkt olarak görüyoruz aslında. Yani taraftarlar, daha doğrusu Türk toplumunda bilhassa son dönemde, kendi üzüntülerini biraz daha şamar olanı yaptığı bazı sporcular üzerine yükleyebiliyor. Ki bunlar genelde emeğiyle başarılı olan, emeğiyle bir yerlere gelen fakat yetenekleri az olan sporcular olabiliyor.

Şimdi yapıcı eleştiri son derece doğal bir şey zaten. Sporcular eleştiri yağmuruna tutulur ve onlar da güçlük almak zorundadır. Ağır eleştiri de olabilen bir şey. Ben de işte yorumcuyum ve ağır eleştiri yapıcı olmaktan uzak olabilecek tarzda sert eleştiriler bizlerin de yaptığı oluyor tabii ki. Fakat sert eleştiri niye yapar bir insan? Sanırım kamçılamak için yapılır.

Fakat düşündüğümüzde kamçı hangi ata vurulur? Bunu bir düşünmek lazım. Zaten %100'üyle koşan bir ata kamçı vurulmaz. Kamçı %70'iyle %80'iyle koşan, daha fazla koşabilecek gücü ve hızı varken o koşuyu yapmayana vurulur ki daha hızlı koşabilsin.

Bizdeki kamçı nedense Berkan Kutlu gibi, Altay gibi, geçmişte Umut Bulut gibi zaten yüzde yüzünü veren sporculara atılıyor o kamçı ve tüm gücüyle yani tüm isteğiyle koşan hayvanın üzerine arda arda o kamçıları indirdiğiniz zaman hayvanın daha fazla koşabilecek gücü olmadığı gibi onu yıldırıp bıktırabiliyorsunuz ki bizde genelde bu yıldırma ve bıktırmaya yarıyor. Yani daha hızlı koşma ihtimali zaten yok. Bu konuyla ilgili bir anım var. Onu paylaşmak istiyorum. Geçmişte Hamza Hamzoğlu Galatasaray'ı çalıştırırken Podolski'yi aldırmıştı. Almanlıların on numarası, çok yetenekli bir forvet. Ve bir maçtan sonra da sanırım Fenerbahçe maçıydı hatta. Basın toplantısında. Ben de sorulardan birini sormuş olabilirim. Ben de oradaydım yani. demişti ki Podolski'nin daha iyi olması lazım gibi bir yorum yapmıştı. O dönemde Podolski, Galatasaray'ın en iyi transferlerinden biri, en iyi oyuncularından yeni transfer ve teknik direktörün onu eleştiren basın toplantısı açıklaması herkes tarafından, Galatasaraylılar tarafından çok sert eleştirilmişti. İşte Hamza Hoca kendi oyuncularını, yerlileri koruyor, adamcılık yapıyor, o yüzden Podolski'yi eleştiriyor vs. gibi çok eleştiri gelmişti.

Ben de yani Podolski'de daha fazlası var. O yüzden böyle küçük bir eleştirinin zarar vermeyeceğini düşündüğümü belirtiyordum. İşte yaptığım yayınlarda vesaire. Ve eleştiri alıyordum. Eleştiri de şu yönde oluyordu. Ya Umut Bulut varken, Umut Bulut eleştirilmiyorken Podolski mi eleştirilir? Umut'u eleştirmiyor hiç Hamza Hoca. Fakat Podolski'yi eleştiriyor.

O zaman da hep onu diyordum. Zaten Umut Bulut %100'üyle koşuyor. Daha doğrusu şöyle anlatayım. Umut 70 hızında koşabiliyor atıyorum ve 70 hızında koşuyor Umut. Yani 70 üzerinden 70 ile koşuyor. Podolski ise 100 üzerinden 100'lük koşabilen bir oyuncu diyelim ve 80 ile koşuyor. Taraftar tabii ki 70 koşan varken 80 koşan Podolski'yi daha çok seviyor. Fakat Podolski'ye

yüzlük para veriyorsunuz Podolski yüzlük koşması için kamçılayabilirsiniz yani ona bir eleştirinin bir mantığı var fakat Berkan Kutlu gibi Altay gibi atıyorum Umut Bulut gibi geçmişte Sabri gibi İbrahim Üzülmez gibi zaten maksimumunu veren oyuncu üzerinden bir kamçılama yapmak Bu artık tamamen kişisel tatmine dönüyor ve biraz gaddarca bir iş oluyor. Çünkü daha fazlası yok oyuncuda, siz onu almaya çalışıyorsunuz ve biraz artık işin şeyi çıkıyor, acımasızlığa doğru gidiyor diye bir düşüncem vardı. O dönemlerde Hamza Hoca ile hiç yüz yüze görüşmemiştik. Sadece birkaç kez telefonla görüşmüşlüğüm vardı işte. Ben de sürekli maçlara gidiyorum, gazetecilik yapıyorum falan.

Birkaç sene sonra Hamza Hoca ile Bursa'da çalıştırırken veya Antalya'yı çalıştırırken bir yerde denk geldik ve böyle bir sohbet ettik. Sohbette de işte forvetleri falan konuşurken Podolski'yi ne kadar beğendiğini anlattı uzun uzun. Yani Podolski'yi o dönem getirdik, bence mükemmel oyuncuydu işte. Kötü mü ettik, çok iyi oyuncu falan. O kadar şey anlattı ki Podolski'yi övdü ki şaşırdım. Ve insanlar aslında şey zannediyor, Hamza Hoca Podolski'yi beğenmiyordu gibi zannediyor. Aslında doğru bakış açısı şey yani, adam aslında Podolski'yi çok beğeniyormuş düşündüğümüzden.

Aksine ve çok beğendiği için, beklentisi çok yüksek olduğu için o eleştiri varmış. O benim aklımda kalan bir hikayeydi benim açımdan. Onu da sizlerle paylaşmak istedim. Bir de bence bu konuda bir yanılgı daha var. O da meşhur bir YouTube kanalı var, Hastalık Bu Futbol'du yanlış hatırlamıyorsam. Onların çok başarılı videoları var, çok izlenen videoları var. Bir videoda hiç katılmadığım bir yorumları var. O yorumları şöyleydi ve Galatasaray taraftarı ile özdeşleştirilen bir yorumdu. Şöyle diyordu, Galatasaray taraftarı, Galatasaray kulübü vefasızdır ama vefasız olduğu için de başarılıdır gibi bir tezleri var ve bunları örneklendiriyorlar. İşte Real Madrid'de öyle diyorlar. İşte Real Madrid'de Cristiano Ronaldo'yu gönderiyor, Sergio Ramos düşüyor gönderiyor, Casemiro'yu gönderiyor falan. Hani orada bir vefa yok, ayrılması gereken oyuncu ayrılıyor. Galatasaray'da da öyledir. Başkan, futbolcu, teknik direktör, kim olursa olsun, ne kadar başarılı olursa olsun, ne kadar kariyeri, geçmişi vs. olursa olsun gönderiyor. Gönderdiği için de başarısızlığa herhangi bir tahammülü olmadığı için de Galatasaray çok başarılı olan bir kulüp deniyor.

Şimdi böyle bakıldığı zaman doğru. Evet, gayet makul de, mantıklı da bu yorumlar. Fakat işin iç yüzü pek öyle değil. Hem Real Madrid açısından öyle değil, hem de Galatasaray açısından öyle değil. Onu da yine şöyle anlatmak istiyorum. Yine bu Umut Bulut konusu gibi, biraz kamçılama konusu gibi.

Real Madrid, yıldız olan, çok para verdiği, yüzlük koşabileceğine inandığı için yüzlük para verdiği yıldızlarından maksimum verim alıp çok yüksek bedel öder, para öder, maaş öder, bonservis öder, neyse. Ve %100'ünü alabildiği süre kadar almaya çalışır. İşte Ronaldo'yu 30'lu yaşlarının ortalarına gelmeden, işte 32-33'teyken, düşmeye başlarken hala ciddi para ediyorken gönderdi. Sergio Ramos'u çok uzun yıllar kullandı. Kulübün en önemli efsanelerinden biri oldu Sergio Ramos. Fakat bir yarı final maçında Chelsea'ye karşı, Kai Havertz karşısında fiziksel olarak yetersiz kaldı. Real Madrid, Chelsea'ye elendi yarı finalde. ve Sergio Ramos'la yollar ayrıldı. Casemiro'yla benzer şekilde durumlar oldu. Marcelo aynı şekilde. Fakat Real Madrid düşünülenin aksine katrosunda emek veren ve mücadele eden, yedeğe çekildiği zaman surat asmayan takım oyununa ve takım olma olgusuna yardımcı olan oyuncularına hiç de vefasızlık eden bir kulüp değil bir yandan. Mesela sağ bekleri Dani Carvajal senelerdir Real Madrid'de. bir dönem kalbinden büyük bir problem yaşadı Carvajal ve 6-7 ay, 8 ay futbol oynayamadı. Geri döndüğü zaman da ciddi anlamda düşmüştü takımdan. Ve çoğu zaman da Real Madrid'in o yıldızlar topluluğu, Real Madrid'in kadrosunda zayıf halk olarak gösterilebilir. Fakat Carvajal her zaman %100'ünü veren, her zaman 80'le koşuyorsa, hep 80'le koşan ve takım içinde önemli bir oyuncudur. Ve Real Madrid hiçbir zaman ona vefasızlık yapmıyor.

Onunla devam ediyor. İşte Lukas Vazquez senelerce öyle bir oyuncuydu. Devam ettiler. Geçmiş yıllarda Salgado sabekleri, o Los Galacticos'u kurdukları zaman, kendi bünyelerinden yükselmiş bir oyuncuydu. Devam ettiler. Ivan Campolar vardı. Yani her zaman o 25 kişilik kadronun 25'inde yıldız kurmaz Real Madrid. Ve emekçi olanlara, kadronun çimentosu olanlara, bu bir Önder Özen tarifidir ve ben çok beğenirim, çimentosu olan oyunculara aksine vefa gösterir.

Mesela Önder Özen, Beşiktaş'ta Necip Uysal için bunu söylemişti. Antrenman kalitesini yükseltir. Her zaman %100'ünü veren oyuncu antrenmanda sizin daha çok koşmanız, daha çok mücadele etmenizi sağlar. O yüzden böyle oyuncular değerlidir diyor, çimentosudur diyor. Ve Necip yedek de olsa, yeri geldiği zaman 11 oynattığınızda da elinden geleni yapar. Bu oyuncular diğer oyuncuların da mücadele gücünü, azmini, seviyesini yükseltir diyor. Ve senelerdir işte Beşiktaş'ta

İbrahim Üzülmez de öyleydi dediğim gibi, Sabri Sarıoğlu da öyleydi. Bu oyuncular taraftar tarafından beğenilmese de bir çimento görevi görüp binayı ayakta tutmakta önemlidir ve bence o yüzden eleştiri oklarını saplarken biraz daha merhametli olmak gerekir. Fakat bence Altay ve Berkan tam olarak bu küfür ve hakaretlerden dolayı mı gitti derseniz bence ondan gitmediler. Bu kadar uzun konuştum ama bence asıl sebep bu değildi. Bence Berkan gidecek olsaydı Taylan ve Emre Kılıç ile birlikte geçen sene giderdi zaten. En çok küfürü yerken, en büyük hakaretleri yerken giderdi. O dönem kalıp şimdi gidiyorsa bunun bence birinci sebebi şu. Biliyorsunuz geçen sene hükümet nezdinde bir politikayla Türk futbolcuların maaşlarının TL cinsinden almasına karar verildi. Ve bunu alan oyuncularla yabancı oyuncular arasında ciddi bir fark olmaya başladı.

Çünkü bu yaz bile kontrat imzalasanız bir sonraki Mayıs'a kadar paranız birden yarı yarıya falan değer kaybediyor. Ve yabancılar bu değer kaybını yaşamazken Türk oyuncular yaşıyor. Yani bir nevi kendi evladına üvey evladı muamelesi yapılıyor. Bu da devlet politikası tarafından kabul ediliyor. Şimdi bunun aynısı Beşiktaş'ta Cenk Tosun ve Salih Uçan'da oluyor. Sözleşme imzalama ile ilgili ciddi problemleri var. Bir seneleri kaldı yanlış bilmiyorsam. Şimdi orada Oxide Chamberlain'e 2-2,5 milyon eurolar verilirken Cenk Tosun'a 1 milyon euro vermek zor geliyor. Zaten hani TL olarak veriyorsunuz. Şu an 1 milyon euro verseniz bile işte bir sonraki Mayıs'ta 500 bin euroya düşüyor falan. Berkan Kutlu için de aynısı geçerliydi. Altan için de aynısı geçerli.

Berkan 500.000 Euro'ya Türkiye'de yaşamak mı? 500.000 Euro alıp İtalya'da da alabiliyorsunuz 500.000 Euro'yu. İtalya'da mı yaşamak? Şu anda Türk gençlerinin hemen hemen hepsine sorsanız 500.000 Euro ile İtalya'da yaşamak ister sanırım. Yani yaşam standartı olarak baktığımız zaman. O yüzden de gidiyor Türk gençleri. Birçok Türk gencinin gitmesine sebep olabilir bu. Yani negatif koşullamayla onların gitmesine teşvik oluyor. Ama şöyle de bir durum var. Aynı politika Türk gençlerini göndermeye sevk ederken bir yandan da 8 artı 3 gibi kulüplere Türk oynatma zorunluluğu da koyuyor. Yani hem Türkleri kulüplerden kaçırtan bir anlayış var. Paraları TL cinsinden ödeterek. Hem de 3 tane de oynatma zorunluluğu var. E o zaman ne oluyor? Yine aynı yere geliyoruz. Yine gurbetçileri zengin etme sistemi. Yani görüldüğünüz üzere Galatasaray'da, Fenerbahçe'de, Beşiktaş'ta bir sürü gurbetçi transfer etme durumunda hatta yeni bir kural çıkartılır. Özbekler mözbekler de Türk sayılıyor. Artı bir Türk de oradan oynatabiliyorsunuz. Yani yine Türk gencini değil başka geri kalan herkesi zengin eden, ihya eden bir kural gibi gözüküyor bu.

Ve son konu, bu hafta biraz Galatasaray ağırlıklıydı gündemler. Bu trend gündem de Uğur Karakullukçu yüzünden çıkmış bir gündem. Daha doğrusu son 6 aydır, 8 aydır çok duyduğumuz bir gündemdi ama Uğur Karakullukçu bunu çok üst perdeden dillendirdi. Galatasaray altyapısında şu anda bir kaos var abi. Bak çok açık söylüyorum. İsteyen de kızsın, telefon falan da gelecek onu da biliyorum. Altyapıda ayrıcalıklı futbolcu olmaz. Ayhan Hoca arıyor şu anda. Buyurun hocam.

Konu şu, Galatasaray altyapısında bazı oyunculara haksızlık ediliyor ve Ayhan Akman'ın oğulları Hamza Akman'la Efe Akman'ın torpil geçildiği ve bunların oynadığına dair bir iddia var. Şimdi bu iddiayı herkes dillendiriyor ama ne kadar hakim bu insanlar bu iddiayla ilgili yorum yapabilecek, ne kadar hakimiyetleri var, ondan hiç emin değilim. Ben geçen sene yaklaşık 10 tane Galatasaray U19 maçı izledim. Bunların 5-6 tanesi yerinde canlı, çıplak gözle izlenmiş.

Bir 5-6 tanesi de bilgisayar karşısında, televizyon karşısında izlediğim maçlar. Deplasmana dahi gidip izledim Başakşehir-Galatasaray maçını. Deplasmanda da izlemiştim U19 maçını. Bu oyuncuları o yüzden biliyorum. Yani en azından 12 maç falan izledim. Oyuncular hakkında bir fikrim var. O yüzden burada söyleyeceklerimin bence tutarlı bir tarafı var. İzleyip de söylüyorum. Durum şuradan kaynaklanıyor. Efe Akman ve Hamza Akman merkez ortası oynayan oyuncular. ve gerçekten yetenekli oyuncular, U19 ligi için üstün oyuncular. Zaten Galatasaray da final oynadı U19 liginde. Finalde bile tek kale oynamasına rağmen şanssız penaltılarla falan kaybetti. Normalde de ligde de puan farkıyla falan lider olan, ligin en üstün takımı bence Galatasaray U19 takımı. Ve Hamza ile Efe de gerçekten ligin üzerinde oyuncular. Baran var. Baran da A takıma son dönemde yazılan, yaş olarak da onlardan da üstün olan, kaptan da olan, o da merkez orta saha oyuncusu. ve bir de Emirhan Kayar var. Emirhan da yine merkez orta saha oyuncusu ve takımın en yetenekli oyuncularından bir tanesi o da. Şimdi bunların dördü de merkez orta saha oynadığı için Hakan Balta Hoca, U19 takım hocası bunlardan bir tanesinin kanat oynatma eğilimi gösteriyor ve bu da genelde Emirhan Kayar oluyor. Şimdi altyapıları izleyenler vs. diyor ki Emirhan Kayar'ın Hamza'dan hiçbir eksiği yok. Hatta bazılarına göre daha iyi futbolcu. Neden Emirhan merkez ortasında kendi yerinde oynamıyor da Hamza orada oynayıp Emirhan kanatlarda oynuyor? Bu yapılan eleştiriyi kabul edebilirim. Olabilir. Ama çok da bariz aralarında, Emirhan'la Hamza arasında dağlar kadar da bir kalite farkı falan yok. Bence Galatasaray U19 takımının en iyi pozisyonları merkez orta saha pozisyonlarıydı. Efe, Baran, Emirhan ve Hamza. Bunlar en iyiydi. Mesela Beknaz için çok pozitif şeyler söyleniyordu. Benim izlediğim maçlarda Beknaz'da o kadar bir şey görmemiştim ben. Ali Turap iyi, sağ bekleri. Jankat Kaleci iyi bayağı.

Ama en iyi oyuncular, en iyi beş oyuncudan dördü merkez orta sahada oynuyordu. Şimdi öyle olunca da bir tanesini kanada falan kaydırmak durumunda kalıyorsunuz. Bunlar arasında bu arada Baran'ın yaşı büyük olduğu için ve kaptan olduğu için daha kaliteli, daha farklı işte. En küçük olanları da Efe. Bence en potansiyellisi Efe. Ben Emirhan Kayar'ın Hamza'ya göre daha gözü pek, daha cesur, daha agresif futbolunu beğeniyorum. Zaten bu arada U19 liginde de en iyi oyuncu o seçilmiş geçen sene. Fakat genelde kenarda oynatılan Emirhan oluyor. Ama bu işin sebebi torpil yapılmak için mi kenarda oynuyor? O çıkarımı yapmak bence o kadar kolay değil yani. Ben 12 maç canlı izledim. Hamza Akman'la Emirhan arasında Hakan Balta Hoca torpil yapıyor, adam kayırıyor. O yüzden bir tanesini kanatta diğerini de merkezde oynatıyor demek bence biraz fazla niyet okumaya giriyor ve biraz ağır bir ihtam.

Yani bu kadar Ayhan Akman da, Hakan Balta da bu kadar kariyerli ve Türk Futbolu'na damga vurmuş insanlar ki Hakan Balta'nın Ayhan Akman'dan daha fazla Galatasaray maçı var. Yani milli olarak da, milli takım olarak da en az o kadar vardır diye düşünüyorum. Hani Ayhan Akman gidecek, benim çocukları işte o pozisyonda oynat diyecek, Hakan Balta da buna tamam diyecek falan. Böyle bir kötülük ben açıkçası beklemiyorum. Yani ben kendimden pay bitiyorum. Böyle bir şey yapma ihtimalim sıfır benim. Yani bana bunu yaptıramaz yani herhangi bir arkadaşım. Yani kendi çocuğum bile olsa yapmam kesinlikle. Çünkü en çok değer verdiğim meslek benim öğretmenlik. Bana göre en kutsal meslek öğretmenlik ve altyapı antrenörleri de bir öğretmen. Ve bu kadar kutsal bir meslekte insanların hakkını yemek, bir gencin geleceğinden çalmak, hakkını yemek bence yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri. En büyük günahlardan biri. Ve Hakan Balta gibi kariyerli bir futbolcunun da bu kadar böyle saf kötülük yapacak bir insan olduğunu falan

Zannetmiyorum. Yani bana çok ters geliyor. Bir de böyle ikili-üçlü ilişkilerin gerektiği tarzda torpiller. Yani Ayhan Akman da yapacak, Hakan Balta da yapacak. Bu kadar olduğunu zannetmiyorum. Öte yandan dediğim gibi izlediğim maçlarda en potansiyelli oyuncu Efe'ydi. En genç. Mesela Efe için de yazıyorlar. Şimdi bizim Türkiye'de bu tip dedikoduları insanlar yapmayı ve dillendirmeyi çok seviyor. Konuşmayı çok seviyor. Tahmin yürütmeyi çok seviyor.

Hiçbirinin de benim gibi 12-13 maç canlı izlediğini de zannetmiyorum. İki maç izliyor, üç maç izliyor. Atıyorum iki maçta Emirhan'ı beğenen Torpil var diyor. Hamza'yı beğenen iki maç izleyip, ya ne Torpil'i Hamza daha iyi diyor falan. İki maç ve üç maçta karar verilecek şeyler değil. Ben 12-13 maç bile bana az geliyor. Daha çok izlemeliydim falan diyorum ama. Bilhassa mesela en şaşırdığım şey şu. Efe için de Torpil olduğu söyleniyor. Efe benim son dönemde Galatasaray altyapısında gördüğüm en yetenekli oyuncu. Torpil'le, Morpil'le alakası yok. Olağanüstü iyi bir oyuncu.

Bir konu daha var. Torpil olsa bu işin içinde, Hasan Şaş'ın oğlu da Galatasaray altyapısında. O da U19'larda oynamaya başlıyor. Yasin Şaş. O hep yedekten giriyor. Hiç oynayamıyor. Ve yeterli de değil o kadar. Yani Hamza ve Efe kadar. Yani işin içinde torpil olsa, futbolcunun çocukları oynuyor olsa, o zaman Yasin Şaş'ın da sürekli oynamasını beklersiniz. Ben o yüzden inanmıyorum açıkçası. O kadar torpil vesaire olabileceğine. Ama bana da sorsanız, ben de Emirhan Kayar'ı Hamza'dan bir tık daha önde görüyorum. Daha agresif, daha sert olduğu için. Ve bence de merkez ortası oynatılması gerekiyorsa, evet, Emirhan Kayar Hamza'dan bir tık daha hak ediyor o pozisyonu. Ama Hakan Balta benden çok daha tecrübeli ve kariyerli bir futbol insanı. Ben sadece yorumcuyum zaten. O antrenör. O benden tabii ki daha iyi biliyor olabilir bir genç oyuncunun nerede oynatılacağını ve nasıl yetiştirileceğini. O yüzden adama tabii ki saygı duyuyorum. Yani buradan gidip de torpil yapılıyor gibi keskin dedikodular çıkarmayı yanlış buluyorum. Ve bu dedikoduları yapanlara da tavsiyem, gelin birlikte o 19 maçlarını izleyelim, konuşalım üzerine. Yani gerçekten kim daha iyi, kim daha kötü? Ki bu arada bu gençlerden Emirhan zaten kiralık olarak Beyoğlu Spor'a gitti. O da ikinci ligdilerde izleyeceğiz onu.

Zaten kiralıkta gidiyorlar, oralarda kendilerini gösterirler. Dediğim gibi ben Emirhan'ı bayağı beğeniyorum. Efe Akman'ı en potansiyelli olarak beğeniyorum. Oralarda zaten kendilerini gösterirler ve yukarıya çıkarlar. Bu arada futbolda torpilin en işlemeyen şeylerden bir tanesi olduğunu da düşünüyorum. Marcel Dözay'ın Kaptan adlı kitabında bu konu geçmişti. Kitabın çevirisini de Aleyce yapmıştı sevgili Aleyce.

O kitapta olması gerekiyor. O kitapta Lilian Thuram'ın bir sözü vardı. Thuram da efsane o Fransız kadrosunun en özel isimlerinden bir tanesiydi ve o böyle futbolda ırkçılıkla çok mücadele etmiş, bir sürü konferans vermiş ve buna böyle hayatını adamış isimlerden bir tanesi ve ona şey soruluyor işte siyahi olduğunuz için oynatılmadığınız, geri plana atıldığınız ve sizin yerinize torpilli birinin oynadığı oluyor muydu gibi bir soru soruluyor altyapıda. Kendini bu davaya adamış biri olmasına rağmen Turan diyor ki, futbolda torpil yapmanız çok çok zor bir iş. Çünkü sahada 5 dakikada bile kimin kimden daha iyi olduğu net şekilde anlaşılır ve daha yetersiz olan oynadığında zaten kendi kendisini kötü hisseder, taraftar ona kötü hissettirir ve torpil yapılamaz diyor.

Kimin daha iyi olduğu hemen öne çıkar diyor futbolda. Turan'da hani futbol deyince sözüne en çok saygı duyulacak. Hem dünya şampiyonu hem Avrupa şampiyonu. En özel futbolculardan bir tanesiydi diyeyim ve Marcel Deuzay'ın kaptan kitabını önererek okumayanlar varsa hala. Bu bölümü de bitirmiş olalım. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Gelecek hafta yeni gündemlerle, yeni trendlerle karşınızda olacağız. Görüşmek üzere, hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)