Podcast

312: Para, Yağlı Kurşun ve Keskin Süngüye!

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

30 Ağustos Zaferi’nin mali kahramanı Hasan Fehmi Bey’in hikayesi ekonomiye ilişkin dersler içeriyor. Öncelik sıralamasını doğru yapmanın ne kadar hayati olduğunu Kurtuluş Savaşı’nın maliye bakanından öğreniyor, bugün neyi yanlış yaptığımız daha iyi anlıyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.443 kelime · ~12 dk okuma

Herkese merhaba. Bugün 30 Ağustos. Yaşadığımız coğrafyayı, toplumsal düzenimizi, hemen her şeyimizi doğrudan etkileyen en büyük zaferin 101. yılındayız. Önemli gün ve haftalarda, ulusal bayramlarda özel bölümler hazırlamıyoruz biliyorsunuz. Fakat bu dönemin biraz farklı olduğunu düşünüyorum. 2 ay sonra Cumhuriyet'in 100. yılını kutlayacağız.

Fakat 100. yıla ilişkin herhangi bir hazırlığın yapılmadığını gözlüyorum. Siz de bana katılırsınız muhtemelen. Bunun nedeni, basitçe Atatürk düşmanlığı olarak açıklanamaz. Yani karşımızda duygusal bir motivasyon değil, daha bilinçli bir irade var.

Hatta Atatürk'ü cumhuriyetten koparıp tek başına bir kişi kültüne dönüştürmek de bu iradenin çabasıdır diyebiliriz. Benzerini 12 Eylül Atatürkçülüğünde de görmüştük, deneyimlemiştik. Bugünün iktidarı Atatürk'le değil, cumhuriyet fikrinin kendisiyle tartışıyor. Yeni bir kurulcu iktidar inşa etmek için çabalıyor. Bu çaba içinde eski ve yeni Türkiye dikotomisi önceki yıllarda fonksiyoneldi. Fakat artık, eskinin çok ama çok eskide kaldığı, hatta yeninin dahi eskidiği bir durumdayız. Mevcut iktidar, alelade bir siyasal iktidar değil. Yeni bir nizam kurma iddiasına sahip. Peki, bu kurucu vizyon mevcut iktidarda var mı? Stanford Üniversitesi'nden tarihçi Ali Ağcaoğlu, eskinin yıkıldığını, fakat yeninin henüz kurulmadığını, kurucuların da yeniye ilişkin fikri olmadığını tespit ediyor. Bir kere bu rejim henüz kurulmadı.

Transkriptin tamamını oku

Yani bu rejim kurulma süreci içinde. Hala o sürecin içindeyiz. Ve rejimin nasıl kurulacağı, ne olacağını hala bilmiyoruz. Onlar, bence rejimi kuranlar da bilmiyor. Eskinin yeniden ihyası mümkün değil. Yeninin ne olacağı da belli değil. Bu haliyle Araf'ta kaldık. Lider Erdoğan da geminin dümeninde duruyor ama rota belli değil. Kararı o veriyor. 1923'ü önemsizleştirmeyi başardılar.

Biz öyle bir millettik ki tarihimiz 1923'ten başlayamazdı. Cumhuriyetten büyük Osmanlı vardı, Selçuklu vardı. Cumhuriyet, bir takım aklı batıda olan tiplerin bu tarihte kurduğu, bizim de hasbelkader uyum sağlamak zorunda kaldığımız bir üvey evlattı. Bizim öz evlatlarımız Osmanlıydı, Selçukluydu. Ben bu anlatıya karşı 1923'ün önemine ilişkin daha fazla hatırlatma yapmanın doğru olduğunu düşünüyorum. O yüzden 30 Ağustos'ta tarihin tozlu raflarının arasında kalmış birini anlatacağız size. Ordu büyük taarruza hazırlanırken Maliye Bakanı Hasan Fehmi Bey'in hikayesini dinleyeceksiniz bu bölümde. Zafer Bayramınız kutlu olsun. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Bugün 30 Ağustos. Büyük zaferin 101. yılını kutluyoruz. 2 ay sonra ise Cumhuriyet 100 yaşına basacak. 30 Ağustos 1922'de Afyon-Kocatepe'de işgalci Yunan ordusunun cephesinin yarılmasıyla başlayan, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in kurulmasıyla sonuçlanan son derece kritik bir yıl, bundan 100 yıl önce bu toprakların kaderini değiştirdi. Bu bölümde Büyük Zafer'in gizli kahramanlarından birini, milli mücadelenin son maliye bakanı Hasan Fehmi Ataç konuşacağız. Çünkü Hasan Fehmi Bey'in hikayesinden bugünün ekonomisine ilişkin bazı dersler çıkarabiliriz. Hikayeyi dinlediğimiz zaman hep beraber bunu anlayacağımızı düşünüyorum. Onun yaptıkları aynı zamanda bugün ekonomiye bakış açımızı da değiştirebilir. O halde gelin filmi 101 yıl kadar geriye saralım.

Sakarya Savaşı'nın ardından sekiz ay kadar geçmiş, Yunan ordusu Sakarya Nehri'nin batısında savunmaya çekilmiş. Türk ordusunun ise taarruza yeltenip yeltenmeyeceği büyük bir merak konusu. Zira Sakarya Savaşı'nda ordu resmen kanının son damlasıyla savaşmış. Yunanistan'ın Anadolu orduları komutanı Papulas, Sakarya Savaşı'ndan sonra görevden alınmış, yerine son derece ateşli bir general olan Hacı Anest'e atanmış.

Göreve gelir gelmez, Yunan ordusunun Afyon tahkimatını gezen Hacı Enes de bu tahkimatın kolay kolay geçilemeyeceğini hükmetmiş. İstihbarat, düşmanın sadece 80 bin savaşçısı ve 200 topu olduğunu belirtiyor. Böyle zayıf bir orduyla taarruza yeltenecekleri düşünülemez. Olsa olsa bir gösteriş taarruzuna yeltenirler, o kadar.

Onu da kolayca def ederiz. Büyük taarruzun sırrı, taarruz hazırlığının son derece büyük bir gizlilik içinde yürütülmesidir. Aslında plan son derece risklidir. Taarruz gücü, Yunan ordusunun cephe gerisine sızacak ve taarruz sürpriz bir baskınla başlayacaktır.

Yunan ordusu, taarruzdan şüphelenirse bütün planda suya düşecektir. Milli mücadelenin finalinde Anadolu'nun son marutu, son parası da toplanacak ve bu taarruz için kullanılacaktır. Taarruzun başarısız olması durumunda muhtemelen Anadolu da elden gidecektir. Dolayısıyla bu kadar riskli bir plan, kolordu komutanlarının oy birliği ile onaylanmaz. Yakup Şevki Paşa plana muhalefet eder.

İnönü'nün hatıratlarında, kolordu komutanları arasındaki toplantıda Yakup Şevki Paşa ve Mustafa Kemal Paşa arasındaki enteresan diyalog Kurtuluş dizisinde şöyle işleniyor. Türk milletinin bütün varıyı olgundan ibaret. Silahı, askeri, topu, tüfeği, cephanesi işte bu kadar. Şimdi siz onu bir noktaya yığarak tehlikeye atıyorsunuz. Ben buna razı gelemem. Milletin bulabileceği, verebileceği bundan mı ibaret? Evet. O halde kesin sonucu bununla almak zorundayız.

Bu kararı verenler tarihe karşı büyük vebal altında kalırlar. Kimse korkmasın. Tarihe ve millete karşı bütün sorumluluk bana aittir. Böylesi bir askeri plan, aynı zamanda maliyeyle de uyumlu bir çalışmayı gerektiriyor. 26 Ağustos 1922'ye kadar maliyenin düşüneceği tek şey olacaktır, o da taarruz ordusunun ihtiyaçları. İşte bu hazırlığın mali kahramanı Hasan Fehmi Bey'dir.

Hasan Fehmi Bey 1879'da Gümüşhane'de doğuyor. 1880'ler kuşağının temsilcilerinden. Bu kuşak, daha önce de bahsetmiştim size, bu toprakların yakın tarihinde en çok badireyi atlatmış, son derece tecrübeli bir kuşak. Önce Balkan Savaşları'nın travmasını yaşıyor.

Ardından Birinci Dünya Savaşı'nı görüyor. Ve Kurtuluş Savaşı. On küsür yıl boyunca süren topyekün bir savaş hali. Hasan Fehmi Bey, son Osmanlı Mevbusan Meclisi'nde mevbustuk yapıyor. 23 Nisan 1920'de Ankara'da meclis kurulunca, İstanbul'dan Anadolu'ya geçiyor ve Mayıs 1920'de Birinci Meclis'e katılıyor.

Fakat yüksekokul mezunu değil, o zamanki adıyla rüştiye mezunu, yani lise mezunu. Birinci mecliste bütçe çalışmalarına katkı sağlamış ama maliye ya da iktisat alanında uzmanlığı yok. Zaten hikayeyi enteresan hale getiren de bu, milli mücadeleyi zafere götüren son maliye bakanlığın maliyeden hiç anlamıyor oluşu. Burada kısa bir ara verelim, döndüğümüzde Hasan Fehmi Bey'in hikayesini anlatmaya devam edeceğiz, burada ara verelim ki bölünmesin.

Hasan Fehmi Bey'i Maliye Bakanlığına getiren olay, önceki Maliye Bakanı Hasan Sakan'ın 22 Nisan 1922 günü istifasının ardından yaşanıyor. Maliye Bakanlığında boşalan koltuğu kim dolduracak? Mustafa Kemal Paşa, ilginç biçimde, maliyeden hiç mi hiç anlamayan Hasan Fehmi Bey'e teklif ediyor bu görevi. Hasan Fehmi Bey veryansın ediyor da, nafile. Hasan Fehmi Bey, biliyorsunuz muhalefet Maliye Bakanı Hasan Bey istifayı zorluyor. Evet, maalesef duydum.

Onu belki İktisat Bakanlığı'na seçtirebiliriz. Sizin Maliye Bakanlığı'nı üstlemenizi rica ediyoruz. Aman paşam, beni mazlum görün. Ben maliyeden hiç ama hiç anlamam. Biz de bunun için sizi düşündük ya. Mali durumumuz bilenin, içinden çıkamayacağı kadar berbat.

Maliyeden hiç anlamayan Maliye Bakanı Hasan Fehmi Bey, başarısını aslında biraz da bu bilgisizliğine borçlu. Son derece katı biçimde yürütüyor görevini. Maliyeden anlayan uzmanların telkinlerine de hiç kulak asmıyor. Olmaz yapma denilenin yapabilmesinin sırrı belki de maliyeden anlamaması. Zaten göreve gelmeden önce de birikmiş borçlar, ödenmesi gereken paralar var. Göreve gelir gelmez kapısını aşındırıyor herkes. Fakat Hasan Fehmi Bey'in sloganı şu,

Tebrik eden falan yok. Hepsi para istemeye geliyor. Beyler dedim, ben ödenek, fasıl aktarma ne anlamam. Maaşları verdim, o kadar. Artık para yalnız yağlı kurşunla keskin sümbüye.

Dolayısıyla bu maliye finansman işinin bir numaralı kuralıyla karşı karşıyayız. Nedir o? Öncelik sıralamasını doğru yapacaksın. Öncelik ne olacak? Milli mücadele yıllarındaysa yağlı kurşun, keskin süngü. Bugünün önceliklerini de doğru belirlemek gerekiyor. Hikayesi ilginç tarihi anekdotlara da konu oluyor Hasan Fehmi Bey'in.

Mesela gruplar birleştirilmiş, kolordular kurulmuş. Hepi topu 6 kolordudan bahsediyoruz. Bir kolordu komutanı 50 bine yakın askeri tevbe idare eden geniş bir yetkiye sahip. Hızlı olmaları şart, at üstünde bir yere kadar. Komutanlar Milli Savunma Bakanı'ndan otomobil istiyorlar. Bakan da Hasan Fehmi Bey'in kapısını çalıyor. Hasan Fehmi Bey'in kafası son derece net. Para yağlı kurşun ve keskin süngüye.

Haliyle otomobil talebine cevabı da orijinal. İzmir'de düşmanın elinde istediğinizden fazla otomobil var. Gidin alın. Hepsi sizin olsun. Taarruz hazırlıkları türlü türlü olağanüstü giderin oluşmasına neden oluyor. Fakat zaten Hasan Fehmi Bey göreve geldiğinde artık Anadolu'dan toplanabilecek son vergide toplanmış. Suyunu sıkmışlar artık paranın. Hiçbir yerde para kalmamış. Temmuz sonunda ordu maliyeden para istiyor. İstenen para 1,5 milyon lira.

Biz enflasyonla katalik nikahı kıymış bir milletiz. Bunun bir sonucu oluyor. O da finansal hafızamızın tahrip olmasıdır. Ne demek bu? 1,5 milyon lira ne anlama gelmekte? Zikredilen paranın anlamını kavrayamıyoruz. Nasıl bir büyüklüğe karşılık geliyor bilmiyoruz.

Şöyle düşünün, 1922 yılında Büyük Millet Meclisi'nin çalışmaları için ayrılan ödenek 834.657 lira. 1,5 milyon lira demek, meclisin bir yılda harcadığı paranın iki misli. O yılın toplam savunma harcamaları, devlet bütçesinin %65'ini oluşturuyor bu arada, 48,5 milyon lira. tüm taarruz hazırlığı için harcanan paranın yüzde 3'ü. Yani öyle ha deyince bulunacak bir para değil bir buçuk milyon lira. Bu talep üzerine Hasan Fehmi Bey, Osmanlı Bankası'nın Ankara Şube Müdürü Mösyö Bojeti'yi yanına çağırıyor. Maliye'nin bir buçuk milyon liraya ihtiyacı var Mösyö Bojeti. Bu zamanda çok zor. Tanrı yardımcınız olsun. Bu parayı bana siz bulacaksınız. İmkansız. C'est pas possible. Milli hükümetin sınırları içinde 16 şubeniz var.

İstediğim parayı vermezseniz, şubelerin tamamına el koyar... ...kasalardaki bütün parayı alır, yerine makbuz bırakırım. Düşünmek için size bir saat mühlet. Gidin, düşünün. Bugün bu işi bitirelim. Anlaşıldı. Mühlete lüzum yok. Bir milyonda değil mi ekseras? Bir buçuk. Tamam. Bugün. Peki efendim.

İşte bu koşullar altında milli mücadelenin finansal ihtiyaçlarını karşılıyor Hasan Fehmi Ataç. 26 Ağustos sabahına bu seferberlik ruhuyla hazırlanıyor Türkiye. Finansal tüm imkanlar o sabah başlayacak taarruz için seferber ediliyor. Bu esnada 3 kolordu büyük bir gizlilik içinde Yunan cephesinin gerisine sızmış, taarruza geçmek için cephe emrini bekliyor.

Artık 26 Ağustos'a bir hafta kalmış. 6 Kolordu Komutanı Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa taarruz öncesi son toplantılarını yapıyor ve toplantının ardından dünya ile tüm bağlantılarını kesiyorlar. Artık ordulara yazılı emrinizi verebilirsiniz Paşa'm. 26 Ağustos Cumartesi sabahı taarruza geçiyoruz.

Asım Bey, haberleşmeyi son verin. Limanlara giriş çıkış durdurulsun. İstanbul'da kara ve demiryol ulaşımı da kesilecek. Yani biz işimizi bitirene kadar, dünya ile bağlantımız kalmasın. Düşmanın hava keşfi yapmasına da engel olalım. Yeteri kadar uçağımız var. Başüstüne. Paşalar, gazanız mübarek olsun.

Öyle bir gizlilik ki bu, ordunun finansal ihtiyaçlarını karşılayan Hasan Fehmi Bey de taarruzun yakın zamanda başlayacağından haberdar ama tam zamanını bilmiyor. Hatta o kadar ki 24 Ağustos'ta Meclis Bütçe Komisyonu Refet Paşa'yı ordunun mali ihtiyaçları hakkında malumat vermesi için çağırıyor. Halbuki artık mali bir ihtiyaç kalmamış. Ordu taarruz için saatleri bekliyor. Bütçe komisyonu alt kurulu ordu hakkında bilgi vermem için beni toplantıya çağırdı. Ama paşam, ne derlerse desinler sineye çek. Kabul et.

Ama sakın taarruzdan söz etme. Baş üstüne. Ben bu gece cepheyi hareket ediyorum paşam. Allah muvaffak etsin. Sağ ol.

Bir ulusun neredeyse tüm sorumluluğunu sırtlanmış ve 26 Ağustos sabahı Afyon Ovası'na dikilmişsiniz. Taarruz saati sabah 5.30. Fakat ordu düzeni geceden kurulmuş. Zifiri karanlıkta yerlerini alan ordular son emri beklemekteler. O anları Nazım Hikmet Kuvay Milye destanında şöyle anlatıyor. Geçerdi Gediz'in sularını başı dererek. Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki... ...şayak kalpaklı adam... ...nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden... ...güzel, rahat günlere inanıyordu. Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında... ...birdenbire beş adım sağında... ...onu gördü. Paşalar onun arkasında.

Saati sordu, paşalar üç dediler. Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun başına kadar. Değildi durdu. Bıraksalar ince uzun bacakları üstünde yaylanarak... ...ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak... ...koca tepeden Afyon Obası'na atlayacaktı.

26 Ağustos sabahı saat 5.30'da ordu Afyon'dan taarruza geçtiğinde Ankara'daki vekillerin durumdan haberi yoktu. O sabah meclis olağanüstü toplantıya çağrıldı. Hasan Fehmi Bey de mecliste olan biteni takip ediyordu. Efendiler! Uzun zamandır noksanlarını tamamlamakla meşgul olan ordumuz bu sabah genel taarruza geçmiştir.

En yakın zamanda kesin zafere nail olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz eyleriz. Rauf Bey durumu Meclis Genel Kurulu'na bildirince Hasan Fehmi Bey muhtemelen kendi görevini yerine getirebilmenin sorumluluğuyla rahatlamıştı. Artık iş cephedeki Mehmetçiğe düşüyordu. 26 Ağustos'ta artık görev cephedeydi. Hasan Fehmi Bey gibi vekiller Ankara'da durumu takip ettiler. 28 Ağustos'ta General Hacıhanesti Yunanistan'a kaçtı. Yerine General Trikopis atandı. Ama atama emrini Trikup ise Mustafa Kemal Paşa verecekti. Çünkü o da esir düşmüştü. 30 Ağustos'ta Yunan cephesinin yarılmasıyla birlikte zafer kesinlik kazandı. Hacı Alesi! Gel de ordularını kurtar!

30 Ağustos'ta Afyon'dan çekilen Yunan ordusunun geri çekilmesini hız kesmeden takip etmek durumundaydık. Yeni bir cephe açılmasına fırsat vermemek adına, geceli gündüzlü bir kovalamaca 9 Eylül'de İzmir'e varana dek devam etti. Savaşın kesin bir malumetle sonuçlanmasının ardından, Hacı Anesi de Yunanistan'da yargılandı ve 28 Kasım 1922'de iddiam edildi. Hasan Fehmi Bey ise, Cumhuriyet kurulduktan sonra da maliyeden hiç anlamamasına rağmen, maliyedeki görevine devam etti.

Cumhuriyetin ilk Maliye Bakanı da Hasan Fehmi Bey oldu. Zafer kazanılmış, barış sağlanmış, cumhuriyet kurulmuştu. Artık sıra iktisadi alandaki kurtuluş savaşına gelmişti. Fakat maddi imkansızlıklar ortada. Büyük taarruzun başladığı 26 Ağustos'u takip eden ikinci yılda, yani 26 Ağustos 1924'te, Türkiye'nin ilk özel bankası İş Bankası kuruldu.

Kuruldu ama sermayesi bir banka için çok düşük tutarlardaydı. Yönetim kurulu ilk toplantısını Mustafa Kemal'le yaptı. Toplantıda sermayenin azdığı konu edilince, Kemal Paşa belli ki milli mücadeleden ilham alarak şunları söyledi. Sermayenin azdığına bakarak cesaretiniz kırılmasın. Böyle kurumlar için en önemli sermaye zeka, dikkat ve iffettir. Teknik ve metodik çalışmasını bilmektir. Bu inançla işe sarılınız. Mutlaka başarırsınız.

Hasan Fehmi Bey tüm bu hikayedeki gizli kahramanlardan biriydi. Kendisi hakkında daha fazla şey bilmek, onu daha yakından tanımak isterseniz Sevim Dabağ'ın yazdığı İstiklal Savaşı'nın mali kahramanı Hasan Fehmi Ataç kitabını okumanızı tavsiye ederim. 1922'nin sonunda Lozan görüşmeleri öncesinde Batılı devletler yeni Türkiye devletine borç teklif ediyorlar. Bu yolla barış görüşmelerine alacaklı başlamak arzusunda olduklarını anlayan Hasan Fehmi Bey mecliste şu konuşmayı yapıyor.

Efendiler, biz ne Londra'da, ne Paris'te, ne de Avrupa'nın hiçbir yerinde borç teşebbüsünde bulunmamışızdır. Borç teşebbüsüne icap ettirecek ne bir teklif, ne de bir kelime dahi sarf etmemişizdir. Taarruzdan evvel, askeri hazırlıklar için fazla sarfiyat dolayısıyla, geliri müsait olmayan birkaç vilayette memurların bir iki maaşı askıda kalmıştı. Bugün bunları da tamamen ödedik.

Bu hikayenin ardından tam 100 yıl geçti. Bu 100 yılda köprünün altından çok sular aktı. Artık daha liberal bir dünyadayız. Cumhuriyet kurulduğunda 1. Dünya Savaşı biteli 5 yıl olmuştu. 2. Dünya Savaşı'nın başlamasına 16 yıl vardı.

Dünya, Doğu ve Batı bülüğü olarak ayrıldığında Cumhuriyet 23 yaşındaydı. Amerikalılar ayak bastığında 46, Sovyetler dağıldığında 66, Türkiye'nin ilk internet bağlantısı gerçekleştiğinde 70, Erdoğan başbakan olduğunda 79 yaşındaydı. Cumhuriyet bugün 100 yaşında. Cumhuriyetin 100. yılında gündemimiz yine ekonomi.

Yüzüncü yılın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Hasan Fehmi Bey gibi değil. O maliyeden anlıyor. Londra'da eğitim görmüş, New York'ta fon yönetmiş. Uzun uza diye finansal durumumuzdan bahsetmeme de gerek yok diye düşünüyorum. Tablo ortada. Ekonomik durum nedeniyle maliye bakanımız dünyayı gezmekte. Ama şunu söylemek gerekir. Finansal meseleler zannettiğimiz kadar matematik kesinlik ifade etmez. Ben Hasan Fehmi Bey'in hikayesinden bugüne dair bazı dersler çıkarabiliriz diye onu size anlatmak istedim. Bilmiyorum belki daha önce adını duydunuz, belki de şimdi ilk defa bu bölümde duydunuz.

Neleri yanlış yapıyoruz diye anlatmaya da gerek yok diye düşünüyorum. Lafın tamamı eşeğe söylenir derler. Bir de 100. yıla bakalım. Erdoğan, kendi hareketinin tartışmasız lideri olarak, yenebileceği herkesi ama herkesi yendi. Halkımızın ekseriyeti de Erdoğan'a hayran kaldı.

Bu yenişlerin, bu zaferlerin hepsinde Erdoğan'la birlikteydi halkımızın yarısı. Fakat yendikten sonra ne yapacağına ilişkin geniş bir vizyonu yoktu. Yendi. Herkes ama herkesi yendi. O kadar. 140 Cornos, Cumhuriyet'in 100. yılına anlattığı 100 başlıklı belgeselini bu tespitle bitiriyor. Biz de öyle bitirelim. Ve Cumhuriyet, 100. yaşında büyüğü bir sessizliğe gömülmüştü.

Vesayet rejimi, terör örgütleri, mafyalar, gazeteciler, aydınlar, muhalefet liderleri Amerika. Yenilebilecek kim varsa, ne varsa herkes yenilmişti. Artık yenilecek kimseye kalmamıştı. İşte bizim 100 yıllık cumhuriyetimizin hazin hikayesi.

Yenebilecek kimse yok. Cumhuriyet de bildiğimiz cumhuriyet değil artık. Tebrikler. Peki ya şimdi ne yapacaksınız? Tren Topi'yi Podbimedia'yla beraber hazırlıyoruz. Zafer Bayramınız kutlu olsun. Hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)