Podcast

310: Trend Spor: Üç Büyükler Avrupa Kupalarına Çok Yakın

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Son dakika golüyle geriye düşen Adana Demirspor dışında bütün temsilcilerimiz ilk play-off maçlarında avantajı kaptı. Üç büyüklerin maç analizleriyle beraber erkekler basketbol milli takımımızın olimpiyatlara erken vedasını ve milli gururumuz Filenin Sultanları'nın Avrupa Şampiyonası'nda fire vermeden gruptan çıkışını değerlendirdik. Keyifli dinlemeler!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

6.974 kelime · ~35 dk okuma

Selamlar herkese. Bu hafta Avrupa'da temsilcilerimiz güzel sonuçlar aldılar. Bir tek Adana Demir Spor son dakika golüyle kaybetti ama genk deplasmanında çok da kötü bir sonuç değil. Belki burada kazanıp dört takımımızla birlikte Avrupa'da devam etmek müthiş bir iş olur. Voleybol'da kadın milli voleybol takımımız beşte beşle grubunu lider tamamlayıp çıktı ve Belçika'ya gidiyor.

Erkek basketbolda da maalesef olimpiyat vizesini alamadık. Bunların hepsini Oğulcan Akçay'la birlikte konuşacağız. Başlıyoruz. Oğulcan selamlar. Selam Sinan abi. Nasılsın? Keyfin yerindedir.

Vallahi yerinde ya. Güzel bir akşam oldu. Güzel bitirdik. Adana Demir bir tık tabii moralleri bozdu ama vallahi ben Adana'nın coşkusuna inanıyorum. Hiç kötü bir skor değil senin de dediğin gibi. İnşallah böyle bir dörtte dört yaparsak keyfimiz hakikaten bayağı yerine gelir.

Transkriptin tamamını oku

Neden olmasın? Son dakika golü biraz saçma oldu. Son dakika golünde de bu kadar kapanıyorken... ...Yusuf Erdoğan'ın sağ ayağıyla uzaklaştırmak yerine... ...ıska gibi geçer gibi bir hareketi oldu. Pas atmaya çalıştı, atamadı falan. Oradan dönen bir daha korner oldu. Zaten baskı yiyorduk ve kornerden de gol geldi. Öne geçmişsin Genk gibi çok zor bir deplasmanda. İkinci yara öne geçmişsin hem de. Onu koruyamamak cansıktı. Yoksa 2-1 o kadar da kötü bir sonuç değil deplasmanda. Burada kazanılıp tekrar geçilebilir.

Türkiye'de son dönemde en gözüme batan şey, Türkiye'de yetişmiş oyuncuların ters ayağını kullanamaması. Yani ters ayakları sanki zombi bacağı gibi davranıyorlar. Korkuyorlar yani ters ayağına top gelirse. Böyle panikliyorlar falan. O yüzden de olmadık basit hatalar oluyor. Bu arkadaşların da değil, altyapıda bunun üzerine yeterince gitmeyen eğitimcilerin de suçu biraz. Maalesef yine bir ters ayak problemi Adana Demirmaç'ında yaşandı.

Adana Demirmaç'ı diyorsun, kendi tuttuğumuz takımlarda bile bunu sayabileceğimiz bir sürü örneğimiz var. Hakikaten zayıfayak inanılmaz. Ve sadece Türkiye altyapısı da değil. Mesela Berkan Kutlu Avrupa'dan geldi buraya. Ve Berkan Kutlu'nun da mesela sahaya yok gibi bir şey. Mentalite meselesi galiba. Türk mentalitesi. Yer belli. Fark etmeden Türk mentalitesi her yerde kendini belli ediyor. Doğru. O zaman hangisiyle başlayalım? En farklı galibiyeti alan Fenerbahçe. Fenerbahçe ile başlayalım istersen. Olur. Mükemmel bir maçtı. Gerçekten coşku anlamında. Tabi kendime sorma da edemiyorum. Acaba Twente 10 kişi kalmasaydı ne olurdu? Yine Fenerbahçe açabilir miydi? Yine coşkulu oynayabilir miydi? Ama sonra bakınca özellikle İsmail Kartal'ın, Bright Olsayd Samuel ve İrfan Can hamlesinden sonra iş artık iyice coşkuya döndü. Ya birbirini net tamamlayan parçalar çünkü maç içerisinde o değişiklik gelene kadar

Birbirinin oyun tekrarı olmayan, o istikrarı yakalayamamış Mert ve Kent'i arka arkaya oynatmak zaten Tadic'in kanadına, Ferdi'nin kanadına net bir önlem alınırken ikinci opsiyonunda sağ kenar olduğundan dolayı oradan tamamen kısır kaldı Fenerbahçe. İsmail Hoca çok da dakikaların geçmesini beklemeden bu hamleyi yaptı. Ve bu maçın skoruna bence direkt etki eden şey oldu. Bu arada kırmızı falan çok iyi dakikada geldi. 30-45 arası 10 kişi kalmış olmasa bile Twente böyle bir gol falan beni baya rahatlatacaktı şahsen. Takımı da rahatlattı. Sonrası da tamamen silindir gibi bir Fenerbahçe. Ben çok çok beğendim takımı.

Ya bu Fenerbahçe'de aslında coşku eksikliği çok fazla vardı abi. Böyle haldır haldır rakibi boğan bir şekilde üstüne gider ama aynı zamanda tabi bunu yaparken toplu oyunda efektif şeyler sunan bir Fenerbahçe görmeyeli baya olmuştu. Georges Fenerbahçe'si de böyle haldır haldır çok aslında coşkulu ve sert, dinamik bir takımdı fakat toplu oyunda değil o işi baskıyla çözüyordu. Bu Fenerbahçe set oyununda çok iyi. Yani ikinci ve üçüncü golde zaten birbirinin kopyası farklı kenarlardan geldi. Bu aslında ne kadar çalışılmış bir şey olduğunu bize gösterdi. Hep yayınlardan anlatmaya çalışıyorum. İç oynayan oyuncular, sol kanat ve back oynayan oyuncular arasındaki üçgenler çok çok önemli. Mesela ilk golü de sağ kanadı İrfan Can Ossayi'ye verdi. Sağ kanadı Ossayi, sağ iç şımanskiye gole attırdı. Diğerinde de tam tersi bir durum oldu. Yine kat edildi, back oyuncusu çevirdi. İrfan Can Kahveci orada gole attı. Çok çok hoşuma giden detaylar var cidden maçta.

Kanat Beck ve iç oyuncusu arasındaki üçgenler dediğin gibi çok önemli. Ve Irfan gerçekten çok fark etti. Maç başlangıcında, sanırım Engin Kehale söyledi. Esport'un yorumcusu. Twente'nin Solbeck'inde iki oyuncusu eksik ve orası onların problemli yeriydi. Ve dediğin gibi hem Mert Müdür hem Kent hem birbirini tanımayan, hem hazır olmayan. Kent'in zaten orijinal pozisyonu değil. Öyle bir ikili, biraz onların zaafını kullanamamak gibiydi. Yine de 10 kişi kaldılar o bölgedeki problemleri nedeniyle. Ama İrfan ve Osay Samuel birbirini uzun zamandır tanıyan bir ikili girince... ...bir de İrfancan bu seneye çok daha iyi girdi geçen sezonlara göre. Fizik olarak çok iyi. Tabii, motivasyon olarak da öyle. Onu tabii İsmail Hoca'ya bağlayan da var. İsmail Hoca ile İrfan'ın performansı bir önceki dönemde de yükselmişti hemen. Şimdi de aynı şekilde yükseldi. Ve bak dikkat edersen bu oynadığı pozisyondan bağımsız yine sağ açık oynatıyor Jesus gibi. İsmail Hoca da 8 numara oynatmıyor İrfan'ı. Zaten ikinci döneminde de sağ açık oynatıyordu. Mert Hakan ve Zaytis'i 8 numaraları yapmıştı. İrfan'ı yine sağ açık yapıyordu. Ve ben İrfan golleri atmadan önce tweet attım. İrfan çok iyi oynuyor diye. Bencil oynamıyor. Ben illa bir iş yapacağım falan demedi. Hep Osayi'yi kaçırdı. Simanski'nin golü yine İrfan'ın oradaki oyun kurmalarından geldi. Topu akıttı. Topun Fenerbahçe'de kalmasını sağladı. Bencil hiç oynamadı. Ben İrfan'ı çok eleştiririm ama bu sezona çok iyi girdi. Bu maçta da çok iyiydi. Asist yapmadı o da. Osayi'ye asisti yaptırdı. Asist'in asistini verdi. Ondan sonra morali de yükseldi. Ondan sonra golleri de çok güzel attı. Gollerde bir de eksik olan bir şey arka direk koşulları. Oralara gelme, kutunun içine girme.

Onları tamamlaması da onun açısından çok güzel. Zaten vuruş kalitesine diyecek bir şey yok. Teknik olarak top atma konusunda zaten çok usta bir adam. Bu işi geliştirdiği zaman, fizik kalitesini yükselttiği zaman, kafasını sahaya verdiği zaman, en az Cengiz kadar özel bir futbolcu. Ama Cengiz'in olayı mesela İrfan'a göre çok daha istikrarlı bu işi yapması.

İrfan'da umarım bu şekilde yükselir ama kente göre çok net fark yarattı yani İrfan'ca. Evet. O koşulları bu repertuarın eklemesi önemli. Muhtemelen zaten bu bir talep. Az önce yani yayına girmeden de bir özeti de izleyeyim hadi dedim tekrardan. Tüm kanat oyuncularında bunu görüyorsun. Zaten back oyuncuları da içleşiyor Fenerbahçe'de. Kanat oyuncuları da o kutu dediğin noktaya artı bir oyuncu olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Her pozisyonda var. Kimisi oyunu genişletmek için dışarıda bekler ama eğer işte kanat girmezse back giriyor, back girmezse kanat giriyor. Ve ceza sahası içerisinde her pozisyonda o beş kişiyi görüyorsun. Yani özellikle İrfan profilinde bir oyuncunun, bilirsin işte çizgiye kendini atar, orada top alır bir şel üretmeye çalışır. İşte bir kavişle orta keser ya da içeri çekip şut vurur. Hani İrfan Can ceza sahası koşusu at, işte forveti destekle arkadan. Gel sana yapılan serviste gol at falan. Bunları görmek güzel. Ama ben hakikaten futbolda istikrarın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bazı oyuncular var ki beraber oynadıklarında o verim ekstra artıyor ya. Bright Osain Samuel'in de İrfan'a çok iyi geldiğini düşünüyorum ben. Çünkü Osain'in attığı her koşulda İrfan'ın eşleştiği oyuncu bir noktadan sonra Osain'in bindirmesine cevap vermek zorunda kaldığı için İrfan'ı çok rahatlatıyor.

Bir de şey birlikteliği var. Biri aşırı teknik, biri aşırı fizik. Yani birindeki eksik birini tamamlıyor, diğerindeki eksiği diğeri tamamlıyor gibi. Uyumlu parça oluyorlar birbirlerine. Yani Osaie'nin o koşulları Irfan'ın ona attığı paslarda pozitif değerlendirmesine sebep oluyor. Yani aslında Osaie'nin yaptığı her şey, Irfan eşliğinde bir artı katıyor. Irfan, Osaie'ye pas vermese bile Osaie'nin boşalttığı alanlarda toplam eziyetlerini sergileyebiliyor. Sergileyemiyorsa da zaten tren gibi bir adam var arkasında. Hani her geldiği pozisyonla onu besleyebiliyor. O yüzden bu çok çok önemli zaten. Mesela işte Ferdi'nin de Solbeck'te kendine daha çok gelmesinin ana sebebi Tadic'le beraber olan uyumu. Ferdi iki maç sağ bekte oyundu. Solbeck'teki efektifliğini direkt kaybetti. Kadro istikrarı çok önemli. Tabii bence bir de Szymanski, Fred'e de ekstra bir parantez açmak gerekiyor.

Evet, Szymanski'nin gol vuruşunda az önce ilk programı açarken bahsettiğim çift ayaklılık işte. Szymanski'nin sağ ayağının iyi olması orada çat diye kapattı. Solla da zaten çok iyi vuruşları. Esas ayağı sol zaten galiba. Çift ayaklı ve sağda top sağına geldiği zaman hiç şey yapmadı yani. Sanki ters ayağıymış gibi vurmadı orası. Çok güzel kapattı ve gol vuruşunu yaptı. O ilk çift ayaklılık bu scorerlikte çok işe yarıyor işte. Sağına da gelse yapıyorsun golü, soluna da gelse yani topu kontrol etmek zorunda hissetmiyorsun kendini.

Orada hem asiste hem gol vuruşu yapmakta çift ayaklı oyunculuk. Bir kere kafadan böyle bir 2-0-3-0 önde başlıyor bu işe yani. Skor yapma konusuna. Szymanski de çok çok iyi başladı. 4 gol 4 asist olmuş. Müthiş bir başlangıç. Ve çift ayak işte. Yani bizim Türk futbolcuların bakıp görmesi lazım yani. Ne kadar kolay bir gol oldu. Yani şimdi mesela İrfan ne güzel goller attı. Sağ ayağına gelse aynı pozisyon atabilir miydi emin değiliz yani.

Ama Şimanski de şey olmuyor, fark etmiyoruz ters ayağına mı geldi, düz ayağına mı geldi. İkisinde de rahat vurabiliyor ve çok fark ediyor bu ters ayak işi. Şimanski de güzel gidiyor. Bu arada onu söyleyecektim. Extra hoşuma gitti. İrfan ilk golü sağ ayağının içini çevirerek attı ya, vay dedim yani.

Güzel. Hakikaten bu özgüven. Istıklanan bir noktadan buraya gelmesi fazlasıyla hoş. Evet kesinlikle. İrfan'da zaten o teknik var. Bazen o da sağını kullanmak yerine solumla güçlü ayağıma çekeyim diye istiyor. Burada tek vuruşu yapması dediğin gibi o yüzden çok iyi bir iş. Ve gayet de iyi çevirdi yani.

Onun dışında Fenerbahçe'de şunu düşündüm. Ceko girdiği zaman, son 20 dakika, dedim ki kesin skoru arttırırım. Çünkü Ceko çok disiplinli bir adam ve maçı salan bir adam değil. Yani Lay Lay Lom'a döndü diyelim maç. Tempoyu düşürdü diyelim Fenerbahçe. 3-1 olmuş, 4-1 olmuş falan. Ceko böyle durumlarda hiç salan bir adam değil. Aksine...

o koşulları atan, takım arkadaşlarını o hücuma çeken, sen de buraya koş, sen de buraya git diye... Onları zorlayan bir oyuncu ve o taç atışında mesela direkt o zorlamanın, o disiplinin karşılığı ve oradan da gelen gol. Yani Jacko gibi bir oyuncunun işte sende olması, son adanda girse, ilk on birde başlasa böyle bir şey kazandırıyor sana. İkinci maçı mesela çok o kadar rahat oynayacaksın.

Mükemmel bir lider. Her şeyde mükemmel bir lider. Ama ben Jackon'un yanına tabii Tadich'i de eklemek istiyorum. Özellikle maçlarda şunu fark ediyordum. İlk maçından biri bu arada. Oyunu hızlandırmak istiyor Tadich. Taçları kendi atıyor. Top toplayıcıları hadi topu ver bir an önce oynayalım ki gol de öyle geldi.

Orada iki tane uyanık adam vardı o golde. Biri Tadic, biri Jacko'ydu. Belki de başka oyuncuların eline, ayağına gelse bu top biraz daha rolanti, sakin olalım derken Tadic skoru daha çok arttırmak için o Tadic'i erken kullandı. Jacko'nun asisti vs. Yalnız bu hissettiğimiz şey maç sonunda Fenerbahçe'nin resmi sayfasından da paylaşıldı.

Tadic'in tarafındaki top toplayıcı çocuk bir röportaj vermiş. Tadic maçtan önce yanımıza gelip hızlı olmamız gerektiğini söyledi bize dedi. Ben de birkaç maçtır hep onu izliyorum ki taç atacağı zaman hemen topu vereyim diye demeç vermiş. Çok hoşuma gitti. Mükemmel bir disiplin ya. Hani Tadic'i izleyerek bildiğin bir top toplayıcının aslında Tadic'i market ettiğini görüyorsun. Maç boyunca topu ne zaman isteyecek diye. Çok özel karakterler. Fenerbahçe'nin ihtiyacı olan karakterler.

Öyle. Aslında iki takımımız da ilginç bir maç oynadı. Galatasaray'da, Fenerbahçe'de şöyle ilginç oynadı. İlk 30 dakikalarımız çok kötü. Galatasaray'ın deplasmanda olduğu için yediği baskı ve fizik şey daha da fazla. Ama Fenerbahçe-Tvente maçında da ilk 30 dakika kendi sahamızda oynadığımız için net bir pozisyon vermişiz. İki defa ayır falan kurtarmış, 1-0'ır. Maalips'in Irfan o topları kurtarması 2-0 olabilir. Aynısını Muslera'da kurtardı, o da 2-0 olabilirdi. Çok önemli ilk kurtarış yapmıştı Muslera'da. Yani Molle'de daha şiddetli kurdu o baskıyı ama kendisi aslında. Burada içeride Twente'nin de bu pozisyonları bulması... Yani ikisini de çok benzer şekilde kabus başlangıç olarak nitelendiriyorum. İlk 30 dakika. Fakat sonrasında iki takımımızda hem Fenerbahçe hem Galatasaray ilk yarının ikinci yarısından itibaren işte o 20'ler 25'lerden 30'dan itibaren bir sazı eline alıyor ve kalite koymaya başlıyor. Belki Fenerbahçe'nin şansı rakibin kırmızı kart görmesi olabilir. Galatasaray'ın şanssızlığı da orada Yunus'un golünün sayılmaması ve sonra da bir penaltı pozisyonu oldu o da vardan döndü falan olmadı. Belki Galatasaray da 3'ü bulsa orada kırabilirdi rakipleri. Hem Molde olsun hem Twente olsun. Bunlar çok genç takımlar. Çok koşan, mücadele eden takımlar. Arda arada golleri yiyince de kırılan takımlar. Galatasaray biraz belki orada 3. golü bulsa belki daha rahat götürebilirdi işi. Bulamayın. Önce 2'yi yedi çünkü adamlar güçlüydü. Bir de Twente'nin 10 kişi kalması, bir de taraftar Fenerbahçe'nin taraftar avantajı, iç sağ oynamasının gücüyle çok güzel bir galibiyet oldu. 5'e kadar gitti. Ama temsilcilerimiz böyle bir 30 dakika bir soğuk duşta aldırdı. Fizik kaliteyle ilgili. Yani teknik kalite ve oyun aklı, tecrübe olarak kalite bariz var. Yani Fret'teki oyun aklı olsun, Tadich'teki, Dzeko'daki oyun aklı olsun. Bariz. Teknik kaliteleri de bariz. fizik kalite olarak bir sıkıntımız var. Galatasaray'da da aynı şekilde var. Bunu tabii şöyle de yorumluyorum. Temmuz-Ağustos aylarında fizik olarak tavan olmak da o kadar iyi olmayabilir. Yani bunu ben şey dönemlerinden biliyorum mesela. Valerian İsmail dönemi Beşiktaş'ı. Ağustos-Eylül'de fizik olarak iyiydi. Sonradan sonbaharın sonlarına doğru sıkıntı. Daha iyisi Slavan Bilic. Sezonun ilk yarısı canavar. Ağustos-Eylül ayları canavardı. Az da ağır seneli eliyordu işte ön elemede.

Sonra Mart-Nisan ayında Balıkesir'de bile diş geçiremiyordur ilk sonuncusu. Yani düşüşler yaşanabiliyor. O süreçleri daha uzun hesaplamak da daha doğru olabiliyor. O yüzden takımlarımızın Molde'ye kadar, Twente'ye kadar ilk 30 dakika koşamamasını biraz da anlıyorum. Çok da öyle enseyi karartmıyorum. Bekliyordum da. Bunların yaşanacağını zaten tahmin ediyordum ben. Çünkü Molde için, Twente için o gruplara falan gidip Molde için 31 milyon euro Şampiyonlar Ligi'nde almak piyango tutturmak gibi bir şey.

Molde'de para saçarlar. Caddelerde para dağıtırlar. Küçücük bir yer zaten. Para dağıtıp bütün herkes kutlama yapar. Şampiyonlar Ligi gruplarına girsen. Son 10 yılların en önemli maçı belki. Tarihlerin en önemli maçlarından bir tanesi onlar için. Galatasaray için de öyle. Şampiyonlar Ligi'ne uzun zamandır gitmediğin için. Ama düşük ölçekli takımlar adına Ağustos ve Eylül'ü en güçlü geçirmek zorundasın. Çünkü para o zaman geliyor. Twente için de aynı şekilde. Oradan alacağı 7-8 milyon euro çok para Twente için. O yüzden bizim takımlarımızın biraz daha

hem rol anti de yapabileceği hem de kalite koyup kazanması gereken maçlardı. Bunu Beşiktaş da sağladı. Galatasaray-Fenerbahçe de sağladı. İyi oldu. Ben TFF'nin de uzun süredir Türk futboluna verilmiş belki yegane doğru kararın bu hafta dört takımın maçının ertelenmesi olduğunu düşünüyorum. Önemli çünkü. Yani şey yorumu da geliyor Oğulcan. İşte biz Premier League'teki takımlar üç günde bir oynuyor. Biz niye oynamıyoruz falan gibi yorumlar geliyor. Biz Premier League değiliz. İyi değiliz. Yakınından bile geçemeyiz. Bizim oyuncularımız bu tempoları kaldıramıyor. Bu çok net. Hava sıcak, çim kötü, şu kötü, bu kötü. Elenelim mi yani? Aynen. Bu arada Twente falan ertelemezse biz de ertelemezdik bu arada. Tam gaz devam ederdik yani. O biraz da teşvik oldu. Belçika da erteledi bu arada. Yani Gang de erteledi diyebiliyorum. Çünkü abi çok önemli artık bu puanlar. Hakikaten çok önemli.

Galatasaray'la devam edelim mi? Fenerbahçe'yle var mı söyleyecek bir şey? Yok. Fenerbahçe'yle ilgili söyleyeceğim bir şey yok. En son muhabbetiyle aslında bitirdim. Bir rövanş için çok çok iyi skor. İrfan Can'ın için de bir parantez açalım. Çok güzel kurtarışından dolayı. İrfan Can'ı da tebrik edelim. Maçı çevirdi bu arada. Net yani. Evet, onun dışında zaten parlak performanslar. Öyle çok göze batan negatif bir performans gördün mü? O sterbol de sallandı doğal olarak, onu anlıyorum yani. Bazen Solbeck'te oynadığını sanıp Ortostay'a kadar falan da çıktı etti. Ama yani yine de gol çok büyük bir sürpriz oldu. Şaka gibi bir goldi gerçekten ama sonra...

Toparladı, ya bu stopörde oynanınca galiba çok çıkmak gerekmiyor gibi bir şeye kapıldı. Bir de Jikoo çok toparladı onu. Ben Jikoo'yu çok beğeniyorum. Çok güvenli oynuyor. Jikoo benim için şey abi, her maç 10 üzerinden 7-7,5'unu sana verir yani bir şekilde. O tarz bir stopör olduğunu düşünüyorum. Bir de lider bir stoper olduğu için çekip çeviriyor. Osterwold'e biraz daha... Belki BK'yla oynasa daha çok zorlanır. Ciko etrafını yöneten tipte bir stoper. Ben İsmail hocanın da Mert Müldürü değil, Osterwold değil stoper yapmasını doğru buluyorum. Çünkü Osterwold'e maç ritim olarak hazır oyuncu. Mert daha hazır olacak, bir de pozisyonun dışı oynayacak falan. Yani geçmişte var stoper oynamışlığı da çok geçmiş artık. Yani 3-4 sene önce oynamış. O yüzden hocanın doğru karar verdiğini düşünüyorum.

Bu arada oraya da geçiş yapayım. Molde'yi çok beğendim. Beklediğimden çok daha iyi çıktı. Yani bu kadar pas bağlantılarını iyi yapan bir takım beklemiyordum ben açıkçası. Hani özellikle ilk yarım saat hakikaten sirkles etti Galatasaray'ı. Oyuncular topsuz oyunda çok iyiler. Birbirlerinin pas opsiyonlarını çok iyi yaratıyorlar. Hani birçok pozisyonda senin de kafanla canlanacaktır. 4-5 pasta direkt ceza yayın oraya gelebildiler Galatasaray'a karşı.

E tabi bu biraz da Torreira'nın yokluğuyla da bağlantılı. Bunu zaten aksine iddia edemeyiz. Ama yine de Galatasaray'a karşı Molde'nin bu kadar üstünlük kurmasını ilk etapta beklemiyordum. Hakikaten iki temsilcimiz için de akşamları şanslı geçti. Hani Trent oyuncusunun acemice bir hatası kırmızıyı getirdi. Sergio Oliveira'nın baraja çarpan friki iyi ki çarptı da girdi o top. Yoksa daha büyük bir sıkıntıya evrilebilirdi hiç. Hani Molde'yi açmak biraz daha zor olabilirdi.

Neyse ki Galatasaray'ın yüzüne güldü şans. Sonrasını zaten yıkardı, alışılagelmiş bir şekilde getirdi. O nasıl bir goldü ben hakikaten anlamadım yani. Gerçekten olağanüstü bir gol vuruşu yine. Arkasından gelen topun yönünü değiştirip havada kontrolsüz vurmak falan. Çok çok ekstra işler. Üçüncü goldeki asistide göğsüyle çalım atması, stoperi geçmesi falan ve fazla kilosuyla bu hareketleri yapması çok... Bir de 90 artı da yapması. Çok üstün bir zeka gerçekten. Oyun zekası, iç güdü ne denirse. Olağanüstü yani. Senin hoşuna gidebilecek bir asist daha yapıyordu bu arada. Mertens topukla bıraktığı bir pozisyon var. Başakşehir maçında Kerem'e attırdığı gibi. O ikinci golde komime giden şey, eşleştiği stopör oyuncusu herhalde bu topun gelişini içeri doğru çevirecek diye düşünüp Icardi'den uzaklaştı. Ama yani karşında bu adam varken çok yapacağım bir şey değil. Bozacaksın abi Icardi'yi. Gol atmasını istemiyorsan yani. Ama Galatasaray sonra iyiydi yani. Kontrolü ele aldıktan sonra. Yunus mesela iyi oynadı bence. İlk on birinde hakkını verdiğini düşünüyorum. Okan Hoca da aslında ona bir gitme mesajını vermeye çalıştı bilmiyorum. Sen bunu daha iyi süzersin, test edersin ama... Bilmiyorum Yunus'un transfer sürecini etkiler mi acaba bu performans?

Bence Okan Hoca gitmesini istemiyor. Ama Yunus oynayabilmek adına da gitmek istiyor. Fakat sonuçta Galatasaray Kulübü verecek kararı. Çünkü bonservisli oyuncusu. Ve şöyle teklifler duyuyorum. Zorunlu satın alma diyen var. Zorunlu olmayan satın alma. Şarta bağlı zorunluluk. Yani şarta bağlı zorunluluk şu. Yunus gittikten sonra maçların en az yarısında oynayacak. Ve Leicester Premier Lig'e çıkarsa 9 milyon euro daha gibi. Bence... Zorunlu olmayan 1-2 milyon euroluk opsiyonlarla gitmesi o kadar iyi bir durum değil. Çünkü altyapıdan oyuncu koyman lazım UEFA listesine. Ve Yunus eldeki Emin Bayram'la birlikte iki oyuncudan bir tanesi. Onu çıkardığın zaman UEFA listesine bildirdiğin kadro sayısı azalıyor. Bundan 2 sene önce Beşiktaş Şampiyonlar Ligi'ne gitti. 2-3 yıl önce. 8-10 tane bir sakatlık verdi, perişan oldu. Yani sonuçta yedek kulübende Yunus gibi bir oyuncun olsun... ...istersin öyle sakatlık problemleri falan olduğunda... ...hani daha zengin bir kulübeye ihtiyaç duyarsın 3 kuluvarda gidiyorken... ...ve 1-2 milyon euro için de Yunus'u kulübeden gönderilmez yani. 7-8-9-10 gönderirsin anlarım tamam kabul ederim. Ama 1-2 milyon kiralık için yok işte şarta bağlı vs. Sonuçta Yunus senin göndermek istediğin bir oyuncu değil ki. Misya falan durumunda değil yani. Elden çıkarayım diye bakmıyorsun sonuçta. O yüzden oradaki karar biraz muallak açıkçası. Yunus ille de gitmek istiyorsa ve iyi bir teklif getirirse tamam ama... 1-2 milyona da gitmesi o kadar mantıklı olmayabilir. İlk yarı çok iyi oynadı özellikle Yunus. İkinci yarı biraz düşmüş olabilir oyundan. Yorulmuş veya fizik olarak direnememiş olabilir. Çünkü rakibin sol beki canavar gibi bir şeydi. Haug'a canavar gibi geldi yani oradan. Hatta Molde'nin ikinci golünde de Yunus pek takip edemedi orayı.

Orada da bir hatası oldu savunma açısında. Ama ilk yarıda hem Sergio Olivera'nın frikiğindeki faal'i alan o... ...hem ikardiyazisti yapan o, hem çok güzel bir gol attı. Öncesinde Mertens faal yaptığı için sayılmadı. Hem ikinci yarının başında bir penaltı aldı. Bence penaltıydı ama hakem faal dedi öncesinde falan. O da olmadı. Yani hücum olarak çok şey yaptı. Yapabilecek de yetenekleri var ama durumunu bilmiyorum. Bunun dışında Galatasaray'da biraz da bir orta sahanın hala sekiz numaranın gelmemesi de bu baskıların yenmesinde bu tempo sorunlarının çıkmasında sebep oluyor. Torreira'nın yokluğuyla birlikte birleşiyor bu. Ekstra sorun oluyor. Mesela Fenerbahçe'de İsmail'in devamlı oynaması ve maç ritminin sağlam olması orada o işleri biraz kotarıyor. Ama Torreira'nın yokluğunda Galatasaray'da Sergio Mertens falan yoruldular tabii. Mesela ikinci golde hem Sergio'nun hem Mertens'in olduğu bölge. Orası kolay deldi Moldeli oyuncular. Orada yetişemedi veteranları Galatasaray'ın.

Biraz daha bir 8 numara transferi, en erken gelmesi gereken transfer en geçe kaldı. Etoreira'da sakatlanınca, bir de üstüne kırmızı kart cezası vs. olunca bu orta saha problemleri bence çıktı. Ben en çok Anelino'dan korkuyordum. Hazır olmadığı için. Molde'de çok tempolu ve kanatları çok kullanan bir takım olduğu için. Bir de Kerem çok yorulduğu için. Kerem dün de yorgundu zaten.

Savunmaya yardım edemez, Angelino'ya yardım edemez. Rakip de çok kanatları kullanıyor. Angelino'yu çok yakalarlar teke tekte. Çok sorun olur diye düşünüyordum. O kadar olmadı. Angelino'da da yavaş yavaş bir toparlanma görülüyor. Bence o pozitif bir durumdu. Icardi'nin üstünlüğü, oyun zekası, Muslera'nın üstünlüğü... Bunlarla birlikte Galatasaray da iyi bir şekilde o maçı çevirdi. Ama Nelson aksıyor.

Onu söylemem lazım. Yine kötü bir deplasman. Olimpik Lübyanı deplasmanında da kötüydü. Zalgiris deplasmanında da kötüydü. Bu deplasmanda da, 3 elemenin 3 deplasmanında da Nelson çok kötü oynadı. Transfer'e bağlıyorsun diye düşünüyorum bu durumu.

Belki ama açıkçası Zalgiris döneminde biraz kilolu geldi Nelson. Biraz kilo vermesi vesaire biraz fiziksel olarak kötü geldi. Bir de o Zalgiris maçında çok büyük bir hata yüzünden gol yedirince bence özgüven olarak da bir yara aldı. Ve o yara biraz onu şimdi zorluyor. Tekrar kafa olarak, özgüven olarak toparlaması gerekiyor belki Nelson'un.

Geçen senenin başında hatırlarsan Abdülkerim'de de öyle bir şey olmuştu. Sonra 1-2 iyi maçla toparladı. Şimdi fizik olarak o kiloları veriyor. Fizik olarak toparlıyor belki. Ama kafa olarak o özgüvende göremiyorum. Geçen seneki, bir önceki seneki, son iki senedekinin en son özgüveniyle oynamıyor. Bence 1-2 iyi maça ihtiyacı var. Onlar geldikten sonra toparlanır diye düşünüyorum açıkçası. Sana şunu soracağım. Merak ediyorum fikrini. Galatasaray'ın kadro planlamasına baktığın zaman

Bu maçlarda en çok aksayan bölgenin ben orta sağ olduğunu düşünüyorum ki zaten oraya takviye gelmediği sürece ve işte Toreira'nın olmadığı her anda bu merkezin aksanması çok çok normal bir durum. Zaten aslında benim Galatasaray'ın transfer stresine heyecanlanırken bir yandan da negatif baktığım konu şu, aslında öncelik olmayan pozisyonların çok fazla şişirilip ana eklemenin gelmesi gereken pozisyonlar. pozisyonun hala boş kalıyor olması. Şimdi düşünüyordum ki Kerem Demirbay'ı mı acaba 8 numara olarak kullanmak istiyor Galatasaray ama şu an görüyoruz ki gerçekçi bir durum değil. Toreira'nın olduğu senaryoda senin bu 8 numarada Galatasaray kesinlikle şu profile gitmeli dediğin oyuncu tipolojisi ne? Atıyorum Sergio gibi toplu oyunda daha iyi pasör, derin bir oyun kurucu mu? Yoksa işte Genduzi adı geçiyor. Genduzi gibi daha oyunu tempo ile oynayan ama pas konusunda toplu oyunda o kadar da topsuz oyun kadar iyi olmayan bir oyuncu mu? Çünkü benim kafamda şekillenen şey şu. Galatasaray'a ilgilendiği oyunculara bakıyorum. Galatasaray'ın bu Avrupa maçlarındaki, lig maçlarındaki zorluk yaşadığı anlara bakıyorum. Bu takımın %100 bence pasör bir 8 numara ihtiyacı var. Ama Paredes dışında neredeyse ilgilenilen bütün oyuncular nispeten çok daha tempolu, topsuz oyunları daha kısıtlı oyuncular. Yani aslında kağıt üzerinde baktığında Coreira'ya biraz daha yakın profiller. Sen nasıl bir eksiklik görüyorsun orada? Oğulcan soruna cevap vereceğim ama önce küçük bir ara verelim. Döndüğümüzde cevapla devam edeceğiz.

Şimdi çok güzel bir konuya değindin. Çünkü Galatasaray'ın burada ciddi bir sıkıntısı var. Galatasaray şu anda 25 kişilik bir kadroya sahip. Fakat Şampiyonlar Ligi'ne 23 oyuncu bildirebiliyor. Çünkü 4 tane alt-tep oyuncusu yok. 2 tane var. Yunus ve Emin. Yunus da ayrılırsa 22 kişi bildirebilecek. 25 kişiden 2 kişiyi şu anda çıkartması gerekiyor. Kadroda çıkmaya en yakın oyuncular Frederic Missio ve Halil Derviş oldu.

Şu anda ziyehler, zahalar falan tam olmadığı için onlar dışarıda kaldı. Misio ve Halil de içerideydi ama... ...onlar geldiği zaman, döndüğü zaman otomatik olarak Misio ve Halil çıkıyor. Misio ve Halil'in çıkması etkilemiyor takımı. Fakat yeni bir 8 numara aldığın zaman... ...şu anda ana kadro içerisinde... ...baba oyuncu olarak gördüklerinden bir tanesi daha çıkmak zorunda kalıyor. Örneğin ya Sergio Oliveira'yı çıkaracaksın... ...ya yeni transfer ettiğin Kerem Demirbay'ı çıkaracaksın... ...ya Berkan Kutlu'yu çıkaracaksın... ...ki Berkan da çıkabilir çıkmasına da... ...Berkan'da defansif orta saha oyuncuları arasında bir o var... ...Toreira'nın alternatifi. Yani düşünsene, Toreira sakatlandı... ...o zaman Kerem Demirbay, Sergio Olivier'e orta sahasıyla mı çıkacaksın... ...şampiyonlar ligi deplasmanına falan? O da bir sıkıntı yani. Bir ihtimal ben şey bekliyorum olabilirse diye Salih Özcan için bastırıyorlar. Salih Özcan gerçi böyle biraz hafif yalanlamış ama Berkan'ın seriaya satılıp belki Salih Özcan'ın transferi alternatif altı numara da olur geri gelir yan yana da oynarlar gibi diye de düşünüyorum. ama başka böyle daha üst düzey bir 8'le bakıyorlar. O 8 gelirse belki Kerem Nemirbay'a, yani sen Avrupa'da olma, Türkiye'de ol, Sergio Oliviera'da sen Avrupa'da olursun, Türkiye'de az oynarsın gibi bir şeye gidebilir. Çünkü 4. 5. alternatif falan olacaklar. Tüm bunlar dışında bir de Talishka ismi geçiyor. Onu hiç ama hiç anlamıyorum. Çünkü Talishka'yı da koyduğun zaman denkleme, o zaman Kerem Aktürkoğlu'nu mu dışarıda bırakacaksın? Mertensi mi kadroya almayacaksın mesela? Çok mantıklı değil ama geçiyor çokça Talishka ismi.

Ramos'u anlıyorum. Ramos, Nelson'u satarlarsa Ramos'u alacaklar. Onu da bir gidenin yerine alacaklar. Ama Talishka'nın gelmesi durumunda bilmiyorum ne yapacaklar. Mertensi mi satacaklar? Başka bir şey mi var? Çok isim geçiyor. Ama ilk alınması gereken o Toray'ın yanına gelecek olan 8 numara hala alınmıyor. Nasıl bir profil alınmalı diye sordun. Bence Felipe Melo gibi bir profil alınmalı. Yani daha böyle altı numara özellikleri de olan. Toreira zaten kısa, çabuk, atlet, her yere koşturan tipte bir oyuncu. Onun yanına bence uzun boylu, ebatlı, Melo tipi. Aynı zamanda ayağı da kötü olmayan, diyagonal toplarla oyunu da yönlendirebilen, sakin de, soğuk kanlı da olan bir oyuncu. Bence Torreira ile bunlar çok iyi bir ikili olabilirler. Bir de bu iki oyuncunun hücumdan çok savunma yapsınlar ve düz pas atıp hücuma versinler yeter diyorum. Çünkü Ziyeh de çok ofansif bir oyuncu, Zaha da çok ofansif bir oyuncu, Kerem Aktürkoğlu da öyle, Icardi de öyle. Bu öndeki dörtlüğe geriden o kadar hücum desteği gerekmiyor. Ama bu hücum dörtlüsünü taşımak için çok savunma gerekiyor. Keşke Melo gibi bir oyuncu bulunabilse. Ben mesela Fret'i de beğeniyordum, olur diyordum. Fret'in dinamizmi ve defansif katkısından dolayı. Fret'te bir tek takım boyu zaten çok kısa. Angelino'da kısa, Torreira'da kısa, Galatasaray'da Fret'te kısa olur diye öyle bir endişem vardı. Ama dinamik, iyi savunma o pozisyon için. Bir de mümkünse uzun boy fizikle alan kaplamaya. Çünkü duran toplarda da ihtiyacı var Galatasaray'ın uzun bir orta sahancısına.

Öyle bir profile gidilebilirse, yeni bir Felipe Melo bulunabilirse ben çok oturacağını düşünüyorum o pozisyona açıkçası. Ya o profil ilk günden beri Toray'ın yanına benim en yakıştırdığım, hatta adı geçenler içerisinde tek yakıştırdığım açıkçası Paredes'ti. Çünkü bence senin anlattığın profile de fazlasıyla uygundu. Altı numara olabilen, fiziksel yanı da olan aynı zamanda iyi de bir pasör. Paredes'ti.

Ama transfer süreci o kadar fazla uzadı ki zaten Roma yaptı en sonunda. Valla bilmiyorum ama bence orada kaçan balık büyük oldu. Yani biraz da oyuncunun kendi yokuşa sürmesi, biraz Galatasaray'ın belki de istenilen bedelleri çıkmaması falan ama niyeyse transfer dönemi başından beri nasıl olur da Torreira'nın yanında bu kadar net tamamlayacak bir profil varken Paredes biraz daha zorlanmaz. Buna pek anlam verememiştim. O yüzden senin düşünceni de merak ettim. Hani çünkü parades ayarında ve tipinde oyuncu özellikleri barındıran gerçekten kimseyle ilgilenmiyor Galatasaray. Ya da adı geçmiyor. Ya belki de aniden birini indirecekler yani. Profil o da olabilir. Ama bilmiyorum işte. Çünkü yani Sergio Ramos'tan, Thalichka'dan 10 kat daha gerekli şu anda Galatasaray'ın o pozisyona transfer yapması. Diğerleri lüks yani. Ramos'da Nelson giderse gereksinim olur da Nelson gitmediğinde lüks hamlesi. Thalichka lüks hamlesi. Lüks transferi de yapabilirsiniz tabii ki. Zaha öyle bir transfer yani. Yapılamaz demiyorum ama gereksinim varken önce, önce gereksinime gitmek gerekiyor diye düşünüyorum. İstersen Beşiktaş'a geçelim.

Ben Beşiktaş'ın rakibinin Dinamo Kiev'i Molde ve Twente'den geride buluyordum. Çünkü Dinamo Kiev tarihiyle, geçmişiyle vs. onların önünde kulüp de. Hocasıyla da, Lusescu'yla da onlardan önde kulüp ama... Dinamo Kiev, Ukrayna'daki savaş yüzünden doğru düzgün bir maç takvimini çıkaramadıkları için... Şimdi mesela Romanya'da oynadılar maçı. Adamlar da o devamlılık kalmadığı için güçten düşüyorlar haliyle. Hepsi Ukrayna'lı oyuncular, kadrodaki isimler. Birçoğu ayrılıyor.

Zaten geçen senenin mesela yaz dönemini hatırla. Fenerbahçe'yi eledikleri turda... ...Dinamo Kiev bayağı iyi takımdı. Sonra grupta eşleştiler Fenerbahçe ile. Kıbrıs takımının bile arkasında kalmışlardı Limassol'un. Çünkü oynamıyorlardı. Ritim düşüyor ahaliyle. Bir yere kadar şey yapabiliyorsun. Dinamo Kiev o yüzden durumlarından dolayı... ...mevcut savaş durumundan dolayı Twente'den, hatta Genk'ten de... ...Molde'den de geride buluyordum. Ve Beşiktaş ama buna rağmen... ...Adana Demir Spor, Fenerbahçe ve Galatasaray arasında... ...rotasyon açısından en sıkıntılı takım...

Çünkü Onur Bulut, Roziye, Cedson, Salih, Abubakar ve Muleka bütün maçlarda 7. resmi maçları hepsinde oynamak zorundaydı. Değiştiremiyordu. Şimdi Fenerbahçe'de İsmail Hoca değiştirebiliyor. Simanski'yi dinlendiriyor Samsun'da. Atıyorum Mert Hakan'ı oynatıyor.

Ceko'yu Samsun'da oynatıyor, burada Batu Şuay'ı oynatıyor. Gene bir zenginlik var Fenerbahçe'de. Galatasaray'da da biraz Kerem Mertens, Barış Alper üçlüsüne yük bindi. Ama onun dışındaki pozisyonlarda oyuncular vardı. Mesela Galatasaray'da 3 oyuncuya binen yük, Beşiktaş'ta 7 oyuncuya falan biniyor. Çünkü transferler gelmedi, gelenler ona amarti tutmadı ve Şenol Hoca'nın

İşi daha zordu o açıdan. Ama iyi bir sonuç aldılar. Neyse ki Rochester'lar, Oxite, Chamberlain'ler geç de olsalar yavaş yavaş ekleniyorlar ve bu Zaynud Dinov da yeni eklendi ve çok da güzel bir golle başladı. Yine Rochester'nın o atakta güzel bir işi var. Rochester hızlıca adapte oluyor gibi gözüküyor. Ben Pendik maçında da sonradan oyuna girenler arasında en uyumlu olarak Rachissa'yı bulmuştum. Oxideus Chamberlain de fena değildi ama Rachissa fizik olarak da daha hazır olduğu için kolay adapte olacak neyse ki. Beşiktaş fena değildi, iyiydi. Biraz onların bence çok bariz bir şekilde yaratıcı bir oyuncuya ihtiyaçları var. Yani ya Gezhal dönecek, Gezhal'ı monte edeceksin ya da Gezhal dönemiyorsa on numaraya yaratıcı oyuncu. Yani bu hakikaten yakın dönemde Tadich'i almak varken Tadich'e parayı yetiştiremeyip

küsur milyon euroya Onana almak, hem de Amir Aziz Ahmetoviç varken yedeğine Onana'ya 4 milyon verip Tadic'e 2 milyon, 1 milyon verememek şaka gibi bir karar. yakın tarihin en büyük fiyaskosu ve iyi niyette görmüyorum abi. İyi niyetli de gelmiyor bana. Orada başka bir şey olduğunu düşünüyorum ben. Ki kiralama haberi çıktı, görmüşsündür. Onana'dan memnun değil Şenol Güneş, bu yüzden kiralanacak diye. Hakikaten Onana Bonservisi tarihçi maaşıydı. Birebir, denk yani. Çok garip. Tarihçi almamak hakikaten çok çok garip. Tadic Beşiktaş da olsa Kartal'a dört tane atarlardı. Pendi'ye. Kartal'a diyorum, Pendi'ye. Kartal Pendi'ye. Olsun, ben anladım seni. Aynen. Sizin oralar. Yok abi, bana da uzak. Sinan Yılmaz'ın Anadolu yakası bilgisi, gerçek bir gurme. Gerçek bir Anadolu yakası gurmesi. Ben bir kere Pendi'ye maça gittim, dünyamı şaşırdım.

Ben de Başakşehir stadına gidince öyle hissetmiştim. Git, git, bitmiyor arkadaş. Git, git, git, bitmiyor. Nereye yapmışlar bu stadı? Bu yıl gidersin yine birkaç kere. Olabilir. Geçen sene Ümraniye'ye gittim. Ama bir kere gitmiştim. Bakalım belki Pendi'ye de gideriz. Bekleriz. Andalya kızı güzeldir. DynamoCave diyordun. Abi ne olursa olsun. Luchescu'nun olduğu her takım tam bir bela. Hiç değişmiyor yani. Hiç sevmediğim tarz bir takım. Luchescu takımlarını hakikaten rakip olarak hiç sevmiyorum.

Beşiktaş maçında da bunu gördük tabii yani Fenerbahçe maçına biraz da ağırlıklı baktım ama Beşiktaş maçının da bir bölümünü izleme fırsatı buldum. Zaten ilk 11'i görünce maçtan önce tweet attım. Sen yine 7 oyuncu iyi niyetli söyledin. Necip ve Amarti değişiyor bazen. Onun dışında herkes aynı. Mert, Rozier, Koli, Masuaku önleri zaten 3 merkez. Amir Getson, Salih. İşte sağ tarafta Onur. 2 tane Sabek aslında önünü arkalı oynuyor Beşiktaş'ta.

Ya şeyden söylemedim o Coli ve Mert'i. Stoperler ve Kaleci çok yorulmuyor ya o yüzden söylemedim. Doğru yani onlar da değişmiyor aslında. Net 10 oyuncu. Net yani. Ve şey dedim yani tweetin sonunda. Umarım bir sakatlık problemi olmaz. Hani artık çünkü çok kısa zamanlarda belki de 20-25 gün içerisinde 7 maça çıkıyor bu takımlar. Bu çok normal değil yani. Zorluk seviyesi de yüksek maçlar. Bakma hani belki ilk turlardaki rakipler kolaydı falan ama Beşiktaş'ın öyle çok rahat çok rahat geçen bir maçı olmadı şu ana kadar.

Ligdekiler de dahil, Avrupa'dakiler de dahil. Biri çok güzel bir şey söylemişti. Şimdi maalesef hakkını teslim edemeyeceğim çünkü unuttum. Beşiktaş 8 tane transfer yapmış ama hiç transfer yapmamış gibi gözüküyor diye. Hakikaten doğru ve taraftar asla bu durumdan memnun değil. Bence Şenol Hoca da hiç memnun değil. Oynatamıyor ki adam. Yani 8 transfer yapmış, hepsi dışarıda. İlk 11'e koyamıyor yani. Ya burada Hoca'da da aslında biraz problem var. Bu Şenol Hoca'nın oldum olası, ya ben bildim bile en azından. Bu yeni transferleri minimum bir bir ay oynatmaması hakikaten onun huyu gibi. Mesela Revic neden oynamıyor? Revic hiç hazır değil ya. Oynattığı bir iki maçta da çok kötü gözüküyordu. Yani hiç hazır değil. Ben mesela orada Şenol Hoca'ya şundan kızıyorum. Bu Amartya'yı onan ayı alırlarken sen niye hiç izlemiyorsun abi? Niye müdahil olmuyorsun yani?

bu Ceyhunlardan, Meyhunlardan 100 kat daha iyi bildiğin kesin futbolu. Niye ya? Ben mesela amatör halimle 4 saat izledim Amarti'yi. Dedim yani alınabilecek en kötü stoper Premier Lig'de Necip'ten daha iyi olmayan bir tane stoper varsa onu bulmuşlar. Yani 100 kişi arasında doğru adamı tespit etmişler. Alkışlamak lazım yani. Çok zor bir iş sonuçta.

Koskoca Premier Lig'de Necip'den iyi olmayan bir stoper bulabilmek, sabanlıkta iğne arayıp bulmak gibi bir şey. Çok büyük başarı yani. Bunu hoca izlese 3-4 saat, der ki artık almayalım der yani. Bugün de bir bombayı yaptı. Maç 2-2 miydi neydi? Son 10-15 dakika çıkarken bir hata yaptı. Evet, Gadson kapadı. Aynen, Gadson çok iyi bir koşuyla geldi geriye. Bence orada hocanın problemi müdahil olmaması. Yani biraz müdahil olsa daha iyi transferler yapılır diye düşünüyorum. Şenol Hoca biraz şey değil mi? Yönetim alsın ben zaten oynatırım bir şekilde. Bir de Oğuzhan büyük hayal kırıklığı benim açımdan. Hocaların antrenör ekipleri çalışmıyor. Antrenör ekipleri bizim gibi medyadaki gençlerin oyuncu analizi kadar bile analiz yapmıyorlar.

Hadi Şenol Hoca izlemedi de. 4-5 kişilik ekibi var. Amarty oturup da 4 saat 5 saat izlese herhangi bir profesyonel kesinlikle aldırmaz diyorum ya. O kadar kötü bir sezon geçirmiş adam geçen sene Premier League'te. Küme düşmüşler. Küme düşüren bir numaralı oyunculardan bir tanesi Amarty.

Birkaç milyon euro veriyorsun. Yani ya iyi niyetli değiller bu transferde. Amaç Amartya'nın Beşiktaş'a katkı vermesi değil. Ya da 3-4 saat bile izleyemiyorlar bir futbolcuyu. Hangisi birbirinden daha kötü bilmiyorum. Kötü niyetli olmak da kötü. Kendi cebine girecek parayı düşünmek de kötü. 3 saat futbolcu izlememek... Hangisi daha kötü bilmiyorum. İkisi de felaket derecede kötü geliyor bana.

Ki direkt olarak iki tane yatırım zaten bununla alakalı bahsettiğimiz paralar 6-6,5 milyon eurolar. Ki Beşiktaş'ın her zaman menfaatlerini düşünüyoruz diyen bir yönetim anlayışına sahip kulüp Beşiktaş. Ama bana sorarsan tamamen sokağa, çöpe atılmış bir para. Özellikle Onana eklemesi. Ben hakikaten bir Beşiktaş taraftarı olsam Onana konusuna çok ciddi tepki gösterirdim. Gösteriyorlar zaten adamlar aklı olarak.

Oynamıyor adam ya. Oynamıyor yani. Zaten Amiri kesemez. O ayrı bir konu da. Hani sonradan gir. Bari girdiğinde bir şey yap. Ama orada bir Burak Yılmaz şeyi olduğunu düşünüyorum ben bu arada. Medyada yazıyor. İyi de bir rapor vermiş. Lili döneminde galiba beraberlerdi zaten Onanay'la beraber. Orada demek ki öyle bir şey var yani. Bilmiyorum. Vallahi garip geliyor bana. Kamerunlu olduğu için... Bakar mı söyledi? Ne oldu? 4 milyon euro nasıl olabilir? Acil 10 numara, yaratıcı 10 numara ihtiyacın varken... Amir'in 6 numarasına arkasına 4 milyon yatırmayan... Deli saçması bir şey. Sen önce yaratıcı 10 numaranı al. Bak, o yaratıcı 10 numara ne olsa... İkinci hafta atarsın 4-5 golünü, gidersin. Daha ikinci haftadan puan kaybı. Tamam korner, top çıktı çıkmadı vesaire ayrı mesele de... İkinci yarı pendeğe karşı oyunu kaybediyorsun.

Ki Pendik bir hafta önce 5 taneymiş Hatay'dan. Yaratıcı bir 10 numaran olsa 3'e 4'e gideceksin, farka gideceksin. Ama yok. Öyle bir transferi artık Beşiktaş'ın yapması lazım. Belki de Talishka'yı bu kadar bekletirken ıskalıyorlar da puan da kaybediyorlar. Bir an önce iyi bir 10 numara. Pendik'te giren Oscar Romero bile o şeyi fark ettirdi. Beşiktaş'ın nasıl bir oyuncuya ihtiyaç duyduğunu. Pendik'te giren oyuncu fark ettirdi Oscar Romero. Beşiktaş'ın da öyle bir transfer yapması lazım. Mesela Belhanda Beşiktaş da olsun şu anda Adana Demir'deki. Beşiktaş'ın oyun gücü böyle ikiye falan katlanabilir yani. Tam öyle oyunu organize edecek bir oyuncuya ihtiyaçları var. Tabii canım Belhanda lüks bile kaçar. Underrated. Çok beğeniyorum. Valla bir şey söyleyeyim mi? Şu an Toreiro'nun yanında olsa hayır der misin ya?

Ben işte biraz daha savunmacı bir adam lazım olduğu için şey derim. Yoksa hani Belhanda olsa güzel olabilir tabii, niye olmasın? Belhanda, Oliviera kadar katkıları olmuş bir oyuncu ya. Yani Belhanda'nın takımı, Oliviera'nın oynadığı takım kadar büyük bir takım değildi, güçlü bir takım değildi. Belhanda'nın oynadığı zamanlardaki Galatasaray bu kadar iyi değildi. O yüzden Belhanda bir de kaliteli oyuncu. Birlikte oynadığı oyuncuların kalitesi arttıkça daha da parlatıyor ya. Belhanda'da öyle bir şey vardı. Bence öyle bir takımda oynasa daha da fark yaratabilecek bir oyuncu. Aynen öyle. İstersen diğer branşlara geçelim. Evet, orada kısaca değinmeden olmaz. İki tane milli takımızla alakalı durumlar var. Bir tanesi erkek basketbol milli takımımız. Zaten konuşmuştuk, olimpiyat önelemeleri oynuyordu. Orada finale kalmıştık ama Hırvatistan'a maalesef mağlup olarak finali kaybettik.

Bu ön elemenin de ön elemesiydi yani. Hani bunu eğer bu finali kazansaydık bir eleme oynamaya daha hak kazanacaktık. Ama şimdi böyle olduğu senaryoda maalesef 2024 yılının takvimi içerisinde milli takım boş geçirecek. Böyle bir maç programı vesaire olmayacak. Sadece yanlış bilmiyorsam... Şubat ayında yine maçlar olması gerekiyor ama yazı falan tamamen boş geçirecek. Kötü oldu yani zaten bu arada 70 senedir falan biz olimpiyata gidemiyoruz erkek basketbolda. Bu sebeple beklenti biraz var çünkü takım baktığında 3-4 maç hakikaten iyi performans gösterdi. Uzun zamandır milli takım heyecanı yaşamayanlar için çok iyi bir kafileydi bu aslında bizim takımımız. Ama Hırvatistan'da da ciddi bir güç farkı oldu maalesef. Bir de seninle geçen sezon basketbolla alakalı konuşurken şey derdim sana özellikle Euro League finalinden bahsederdim. Maalesef bazı şeylerin favorisi olmuyor ve basketbolda günlük performans tek şeyli maçlarda çok daha belirleyici. O gün şutların girmezse hiçbir şansın yok zaten. Ama öyle bir gün olur ki nereden atarsan at girer. Nasıl bir şut denersen dene girer. Hırvatistan'da da öyle bir durum vardı. Yani mesela tüm turnuvayı %20'lerle geçiren devşirmeli bir Amerikalı oyuncuları var. Milli takıma 3-4 tane üçlük soktu. 4 numaraları şütör bir oyuncu değil, 2 tane üçlük soktu. Mario Hezonya inanılmaz 3 tane neredeyse orta saha, mübarele yaparak söyleyeyim, orta saha yakın yerden şut soktu. İşte Alperen Şengün erkenden üçledi, çok fazla kullanamadık derken şanssızlıklar, Hırvatistan'ın daha yüzleri sokması derken maalesef finali kaybettik. Ama iyi bir jenerasyona kaldık, bunu hep konuşuyoruz. Bu iyi jenerasyonun da ben ileriki dönemde milli takım adına çok iyi şeyler yapacağını düşünüyorum. Ama yüzümüzün güldüğü bir taraf var. Kadın voleybol takımımız artık alıştırdı bizi zaten. Dünyanın en iyi takımı. Hiç tartışma, kıyas kabul etmez. Zaten bu apolitede sahip bir ekip. Şu an Avrupa Şampiyonası oynanıyor. Kızlara da gerçekten helal olsun. Bu yazı neredeyse dinlenmeden geçiriyorlar. Her hafta farklı bir turnuva da. Farklı bir ülkede, bir de abuk sabuk yerlerde yani. Atıyorum, tam bir örnek veriyorum. Bir Malezya'da, bir Güney Amerika'da, bir orada, bir burada. Çok iyi işler yapıyorlar. Avrupa Şampiyonası'nda grubu 5'te 5'te nağmalup tamamladık. Son 16'ya kaldık.

Hakikaten önümüzde kimse duramıyor. Umarım dünya şampiyonluğunun sonrasında bir de Avrupa şampiyonluğunu alırsak, voleybol sezonunu büyük bir gururla kapatıyor olacağız diyebiliriz. Bu arada voleybol konusunda hep söylemek istediğim bir şey var. Hazır lafı geçmişken söyleyeyim. Aslında bizim dezavantajlı olduğumuz bir spor coğrafya açısından. Bizim insanlarımızın boy ortalama kısı kısa. Hem erkekte hem kadında. Ve yani biz mesela Kuzey Avrupalılar gibi boy ortalamamız uzun değil. Hem erkek hem kadın açısından. Fakat nüfusumuz çok yoğun. Ve mesela futbol gibi boy ve fizik çok gerektirmeyen, yani kısa insanların da iyi yapabildiği sporlarda aslında daha fazla şeyimiz var. Havuzumuz daha geniş futbol gibi. Fakat futbolda yakalayamadığımız başarıyı fizik açısından dezavantajlı olduğumuz bir sporda yakalayabildik. Çünkü aslında belki de o mesele kalabalık ve yoğunluk değil.

Mesele o branşa, o spor dalına doğru yaklaşımı bulabilmek. Burada bence böyle bayrak insanlar veya bayrak olaylar insanların, toplumun yaklaşımını, bakış açısını etkileyebiliyor. Dangal diye bir film var, Hint yapımı bir film. Orada iki tane güreşçi kız kardeşin başarısını ve mücadelesini anlatıyordu film. Yanlış hatırlamıyorsam. Oldu biraz, 4-5 yıl oldu izleyeli. İki kız kardeşti. Onların başarısını anlatıyor. Filmin sonunda şöyle bir yazı geçiyordu. O kız gerçek bir hikayeden alıntı film. O kızların başarısı Hindistan'daki birçok kıza örnek oluyor. Kadın güreşinde, Hindistan'ın hiç öyle adı sana duyulmazken... ...birden kadınlar güreşçi olmaya başlayıp başarılar yakalıyor. Çünkü bir idol var. Ben aynı idolun bizim çocukluğumuzda işte bundan 20 sene önce Neslihanlardan geldiğini düşünüyorum. Onlar çok güzel örnek oldular ve onların örnek olması onları izleyen bir sürü kız çocuğu da Neslihan ablaları gibi olma hedefiyle fiziği daha uzun boylu olanlar daha güçlü olanlar belki avantajlı oldular ve bu spora doğru bir bakış açısıyla yönlendiler ve

fizik olarak dezavantajlı olan bir ülke, dünyada bu konuda bir numara olabildi. Bu çok özel bir şey. Bugün bu başarıyı yakalayan, Ebrar'ları izleyen, Zehra'ları izleyen kızlar, belki benim kızım mesela, 20 sene sonra da onlar umarım böyle bir başarıyı götürebilir. Çünkü böyle başarılar birbirini tetikliyor. Hep diyoruz ya, Litvanya tam bir basketbol ülkesi.

Görüyorsun çünkü sürekli o isimlerle birlikte büyüyorsun. Onları örnek alıyorsun ve o jenerasyon devam edebiliyor. Umarım bizim de yine 20 sene sonra da devam eden jenerasyonlarımız olur. Nasıl Neslihan çok güzel bir şekilde temsil etti, başarılar getirdi Neslihan ve onun jenerasyonu arkadaşlar.

Şimdiki grup da aynı şekilde temsil ediyor ve geleceğe güzel tohumlar ekiyor. Umarım gelecekte de bu şekilde devam ederiz. Bir voleybol ülkesi olarak güçlenerek devam ederiz diyeyim. Çok güzel konuştun abi. Valla helal olsun. Bundan sonra amatör branş kısımlarını sana devrediyorum.

Biraz duygusal, biraz dobra, iyi bir konuşma. Maşallah bizim kızlarımızla boyort almaları 1.95. Ama bu arada Vargas'a bir parantez açmam lazım. Hakikaten inanılmaz seviye atlattı takıma yani. İnanılmaz. İzlemekten keyif alıyorum, öyle söyleyeyim. Tebrik ediyoruz tekrar, gurur duyuyoruz. Ağzına sağlık Oğulcan'cım. Senin de abi.

Ben şimdi 4-5 gün tatile gidiyorum. Çok şaşırdım. İnanılmaz şaşırdım ya. Bir farklılık olur sana da. Malum hiç tatil yapmadığın için. Son bir yapayım sonra okul başlıyor. Kumsal Hanım'ın okulu başlıyor zaten. Eylül geliyor artık. Önümüzdeki hafta yine kavruk bir tenle görüşmek üzere diyelim o zaman.

Yok, ben stüdyoya gelmeyeceğim artık. Seni kavruk tenine görmek istemiyorum. Ama 4 Eylül, 10 Eylül arası bende yokum. İş seyahatindeyim. Yine iş seyahatı. Evet, ben kim tatil yapacağım Allah aşkına? O yüzden sen benim yerime de yatmış ol. Bakalım göreceğiz kavruk tenini. Haftaya görüşürüz. Görüşürüz abi.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)