Podcast

309: Giderek Büyüyen Tehlike: Metin Amca

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İsrailli uyuşturucu kaçakçısı İsrail ricası üzerine affedildi. Peki uyuşturucu böyle rahat davranabileceğimiz bir sorun alanı mı? Bu bölümde konumuz son yıllarda bir salgın gibi yayılan metamfetamin bağımlılığı. Namı diğer, metin amca.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.998 kelime · ~15 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 24 Ağustos'ta alıyoruz. Bugün öğleden sonra Merkez Bankası faiz kararını açıklayacak, o yüzden gözler para politikası kurulunda. Geride bıraktığımız 48 saatte ise Çanakkale'ye odaklandık. Kaz dağlarının güneyindeki ormanlar saatler boyunca yandı. Yangın söndürülemeyince köyler tahliye edildi, hatta kent sakinleri de yangını endişeyle izledi.

Televizyon medyası da faciayı en çarpıcı görüntülerle verme yarışındaydı. Sözcü TV muhabiri Gülnur Saydam resmen ölümden dönmüş. Birçok ağaç bu şekilde... Çekil! Çekil! Çekil! Çekil! Ağaç

devrildi! Ağaç devrildi şimdi! Biri var! Burak! Burak! Burak! Burak!

Transkriptin tamamını oku

En sıcak görüntüyle haber servis etme konusunda bizim medya gerçekten başarılı ama arka plan odaklanma konusunda basatın altında maalesef. Bir anda şehitlikler, bir anda gelibolu. Türkiye'nin yakın tarihi için son derece sembolik bir kent Çanakkale. Sadece bu değil, Kaz Dağları'nın ev sahibi bir şehir. Antik Yunan'a kadar uzanan bir tarihi var. Ama bugün şöyle bir bakın Çanakkale'ye. Bir yanda Alamoskold'un 400 bin ağacı altın çıkarmak için kestiği Çanakkale Ormanları, bir yanda Cengiz Olding'in bakır çıkarmak için biçtiği Biga Ormanları. Diğer yanda Nurold Olding'in altın çıkarmak için kestiği Lapseki Ormanları. Milliyetçi Hamaset, Çanakkale geçilmez edebiyatını işleye dursun, Çanakkale'nin altını üstüne getirmiş maden şirketleri.

Yasa dışı bir durum yok, yanlış anlamayın. Her şey yasal çerçeve içinde. Böyle bir düzenin yöneticileri ormanların yanmasına üzülür mü? Üzülmezse ormanların yanmaması için önlem alır mı? Zaten Çanakkale'nin yarısını kestirmişler. 3-5 hektar daha yansa ne olur?

Şimdi Nurol dedik, Cengiz dedik. Bunlar özünde inşaat firmaları. Cumhurbaşkanı Erdoğan da 22 Ağustos'ta yurt dışı müteahhitlik hizmetleri ödül töreninde bir konuşma yapmış. Müteahhitlik bereketli bir sektördür diyor Erdoğan. Buradan başlayıp başkaca sektörlere adım atabiliyorsunuz diyor. Müteahhitlik sektöründe de mevcut iş hacmini ve jiromuzu hızla katlayarak

büyütmemiz mümkündür. Üstelik müteahhitlik bereketli bir sektördür. Kendini bu alanda ispatlayan pek çok firmamızın turizmden enerjiye, sanayiden sağlığa, eğitimden tarıma pek çok alanda başarılı yatırımlara imza attıklarını biliyoruz. Gerçekten de öyledir. Türkiye'nin son 20 yılına değil sadece, son 100 yılına bakın. Bizde büyük çaplı sermayeler olmanın ilk adımı hep inşaattan geçer. Cumhuriyet Ankara'sını inşa eden kişilerin başında Vehbi Koç gelir mesela. Sonradan inşaatı bıraktı kendisi. 80'li yılların zenginleri, uzanlar ya da demirörenler de inşaatla başlarlar iş hayatlarına. Sonradan enerjiye atlarlar.

Bugünkü nizamın büyük sermayedarlarının da tümü inşaatla iş hayatına atılan isimler. İşte Cengiz, Limak, Nurol, Ice, İçtaş, Kolin, Kalyon, Özaltın vs. vs. Şimdilerde inşaatın yanına enerjiyi, medyayı, savunma sanayini de eklemiş durumdalar. Misalen söylüyorum, ATV Sabahı içeren Turkuaz Medya Grubu, Kalyon'un elinde. Kanal D CNN Türk Hürriyeti içeren Demirören Medya, Demirören Holding'de.

Her iki grubun sahipleri Cemal Kalyoncu ve Yıldırım Demirören dünürler. Oligarşik bir medya düzeniyle karşı karşıyayız. Arkasında inşaat ve enerji rantı var. Bunlar bizim toplumsal düzenimizin en tepesinde olanlar. Şimdi en tepeden piramidin hızlı altına inelim. Emeklilerin durumu iyi değil. Reis onlara zam mı Nisan ayında yapmış, oylarını almıştı. Seçimden sonra herkese zam yapıldı, bu sefer de emekli atlandı. İşin dengesi bozuldu.

Bir ufak düzeltme Eylül'de ya da Ekim'de olur mu diye konuşulmaya başlamıştı. Müjdemi isterim arkadaşlar, emekliye belli ki Ekim'de zam gelecek. A Haber'e katılan Binali Yıldırım söylemiş. Benim edindiğim bilgilere göre de meclis açılır açılmaz 7500 alanlar, başta olmak üzere bütün emeklilerle ilgili ciddi bir çalışma, iyileştirme yapılacak diye düşünüyorum. Reis emekliye zam mı Nisan'da yapınca hazinenin dengesi bozuldu. Haliyle Nisan'dan sonra bir de Ekim'de zam yapmak gerekecek. Bu sefer de 1 Ocak'ta herkese zam yapılırken emekli ne olacak? 2 ay sonra bir daha mı zam alacaklar? Neyse işler karıştı yani orada.

Bu arada, ben emekleyen insanla zam yapıldı deyince bir kısım emekli varyansı ne diyor? Yo, yapılmadı zam falan diyor. Şöyle yapıldı, en düşük emekli aylığı arttırıldı. 5500'dü, 7500'e çıkarıldı. Şimdi de muhtemelen o tutar 9000'e, 9500'e falan çıkarılır. Bence yeter, çok bile. Zaten zamları Erdoğan yapmıyor ki, ne diye ağlayıp duruyorsunuz Erdoğan'a? Yine vicdanlı adam, dayanamadı, 3-5 atacak belli ki. Recep Tayyip Erdoğan'la da alakası yok bu zamların. Dış güçlerin oyunu. Dış güçlerin. Aynen öyle. Ekonomimiz nasıl? Recep Tayyip Erdoğan'dan niye zam yapsın ki? Ekonomiyi nasıl görüyorsunuz? İnsanlar fırsatçı olmasın. Ellerini vicdanlarını koysunlar. Öyle yapsınlar zamları. Adam mı yapıyor bunları? Bu arada memura zam geldi. Daha doğrusu şöyle özetleyeyim. Birçok konuda uzlaşıldı ama zam oranı konusunda memur sen mütabakata imza atmadı. İş hakem heyetine gidecek. 11 kişiden oluşan heyette 31 Ağustos'a kadar bir karar verecek. Çalışma Bakanı Vedat Açıkan da bir açıklama yapmış. Açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Erdoğan radiyallahu anh araya girmiş. Onun sayesinde imkanlar biraz daha zorlanmış.

Işık Han, sıkıntıların çözümü için müdahalede bulunan, insiyatif olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür etmiş. Ve neticede %45'e varan bir zam olacakmış. E zaten ikinci altı aydaki enflasyon %40 civarında gelecek. Erdoğan zamlardan sorumlu olmamasına rağmen, zamları marketler yapmasına rağmen halkı bu zalimlere ezdirmiyor, emekliyi, işçiyi, memuru düşünüyor.

Allah gibi adam Allah gibi adam demeyin doğru bir tabir değil kendisi Allah'a benzetmek olmaz Allah'a benzetmek olmaz ama Allah 1 Tayyip 2 Allah gibi adam Erdoğan da olmasa bu işçinin, memurun, emeklinin hali nice olur? Tren Topik'te sosyal medyanın hızlı haberciliğini reddediyor ve hızımızı yavaşlatıyoruz. Bir tür slow jörnalizm örneği sunmaya çalışıyoruz size. İki gün önce görüp geçtiğimiz bir haberin arka planına odaklanacağız bu bölümde. Eskirgeyen ve bağışlayan Cumhurbaşkanımız Erdoğan bir mazlumu, bir garibanı affetti geçen gün. Adı da Nealka. Uyuşturucu kaçakçılığından 10 yıl ceza almıştı. İsrail vatandaşıydı.

İsrail Dışişleri Bakanı Kohen, Türkiye'de cezaevinde bulunan İsrail vatandaşının iki ülke arasında kurulan temaslar sonucu serbest bırakılacağını paylaştı. Paylaşımda yer alan Dene Avka, uyuşturucu madde bulundurmak ve kaçakçılığa teşebbüs etmek suçlarından Türkiye'de 10 yıl hapis cezasına çarptırılan bir İsrail vatandaşı. İsrail Dışişleri Bakanı Kohen de Twitter'dan teşekkürlerini iletti Erdoğan'a. Bu bölümün konusu da bu olacak.

Hayır, bu olay üzerinden yargının politikleşmesini konuşmayacağız. Rahip Brunson'ı, Deniz Yücel'i, Cemal Kaçıkçı'yı falan hatırlatmayacağız. Onu zaten biliyorsunuz. Madem bir uyuşturucu kaçakçısını salıverecek kadar rahatız bu konuda, o halde biz de Türkiye'nin uyuşturucu gerçeğini konuşacağız.

Hakikaten rahat davranmalı mıyız? Bu soruya cevap arayacağız. Hatta uyuşturucu diye genellemeyelim, daha özel bir tehditten bahsedeceğiz. Tehdidin adı metanfetamin. Bu madde küresel bir salgına dönüşüyor. Türkiye'de de bağımlılığı giderek artıyor. Fakat bu mesele hak ettiği ciddiyetle ele alınmıyor. O halde biz en azından tarihe bir not düşelim. Uzatmayalım, ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

28 Mayıs seçiminin ardından yayınladığımız 24. bölümü dinliyorsunuz. Geride bıraktığımız 23 bölümde, Türkiye'nin belki trendlere girememiş ama ulusal ölçekte risk barındıran sorunlarını masaya yatırmaya çalıştık. Belki biraz canınızı sıktık ama bunu yapmak zorundaydık. Trend topikteki bu manevranın temelde iki nedeni vardı. Birincisi, kurumsal siyaset çöktü. Bunu 9 Haziran'da hazırladığımız Paradigman'ın iflası bölümünde uzun uza diye ele aldık. Çökmüş bir yapı hakkında konuşmak da bence yanlıştı. Türkiye gündemi diye alışageldiğimiz konular aktüel politik didişmeler olabilir ama bu didişmeye reyting kazandırmayı reddetmek gerekir.

Bu nedenle politika gündeminden uzaklaştık. Bence iyi de yaptık. Politika konuşmamamızın ikinci nedeni de şu. Mayıs seçimleri hepimizin şapkayı önümüze koymamız gerektiği yeni bir durum yarattı. Hele ki medyanın. Trendtopik'in son 3 ayki gündemlerine şöyle bir bakın. Hangi biri önemsiz konulardır ve hangi biri medyada ciddiyetle ele alınmaktadır?

Allah aşkına, politik sonuç doğuran tek gündemimiz geçim sıkıntısı diye bundan başka bir şey konuşmuyoruz. Onu da layığıyla ele almıyoruz. Ver yansın edip duruyoruz. Açız falan diyor insanlar. Reis tabii ne açlığı var ya diyor. Haklı adam açlık yok. Şimdi birileri çıkıp aç kaldık diyor. Ya vicdansızlık yapma, ne aç kaldık.

Aç kalan falan yok. Bu açlık meselesini kelimenin gerçek anlamıyla anlayan Erdoğan radıyallahu anh ve onun takipçileri açlık falan yok diyor. Hakikaten yok. Millet bir biçimiyle karnını doyuruyor. Raflar da dolu, isteyene iş de var. Bak bir Ocak'ta asgari ücretliye, memura, emekliye atarız 3-5, memleketin tüm sorunları çözülür. 3 ay sonra bir daha ağlaşırız.

Enflasyon denilen illet daha en az 10 yıl başımızda 10 yıl böyle geçiririz. Fakat böyle geçmez. Bu illetten fazlasını konuşmamız lazım. Zaten yakın zamanda yerel seçim nedeniyle gündem yeniden politikleşecek. O dönem geldiğinde didişmenin yarattığı trendlere yeniden dalacağız mecburen.

Siz bu süreci bir yaz konsepti gibi düşünün ama hazır aktüel politika zihnimizi manipüle etmiyorken, Türkiye'nin asıl konuşulması gereken gündemlerini masaya yatıralım. Bugün de ne zamandır aklımızda olan bir konuyu konuşacağız. Metanfetamin salgını. Metamfetamin.

Dünya bu maddeyi Breaking Bad dizisiyle duydu. Fakat Türkiye'de Breaking Bad dizisinden bir haber milyonlarca insanı tehdit ediyor metamfetamin. Öncelikle işin önemini bir vurgulayalım. Öyle basit bir salgından bahsetmiyoruz. 2006-2010 yılları arasında metanfetamin yakalaması bildiren ülke sayısı 84'müş. Bu sayı 2016-2020 arasında 117'ye yükseliyor. Dünyanın yarısından fazlası metanfetamin pazarına dönüşmüş durumda.

Bu bölümde sizlere sunacağım verilerin tümü Emniyet Genel Müdürlüğü'nün raporlarına dayanıyor. Bu verilere göre Türkiye'de metanfetamin ilk kez 2009'da İstanbul'da yakalanıyor. Sonra Marmara, Güneydoğu derken 2015 yılında 54 ilde metanfetamin yakalanıyor. 2020 yılına gelindiğinde ise metanfetamin yakalanmayan tek bir kentimiz kalmıyor.

İstanbul Büyükçekmece ve Sarıyer'de peş peşe uyuşturucu operasyonu düzenlendi. Nefes kesen operasyon detayları için şimdi hemen Tugay Saday'a döneceğiz. Metanfetamin ölümcül. Bunun altını kalın kalın çizmek gerekiyor. 2017'de aşırı dozdan ölen kişilerin sadece binde 3'ünün kanında metanfetamine rastlanmış. Binde 3. 2021 yılına gelindiğinde işte aşırı dozdan kaynaklanan ölümlerin binde 380'inde, yani %38'inde metanfetamin görülüyor. Yani aritmetik, doğrusal artan bir grafiği yok. Geometrik artıyor.

Türkiye'de yakalanan metanfetamin miktarlarına baktığınızda tablo daha dramatik bir boyut kazanıyor. Buna göre 2009'da 103 kilo metanfetamin ele geçirilmiş. Yıllarca bu tutar bir iniyor bir çıkıyor. Böyle böyle 2018'de 566 kiloya kadar çıkıyor. Ancak ne oluyorsa 2019'dan itibaren oluyor. O yıl yakalanan metanfetamin miktarı iki katına çıkıyor ve 1 ton 42 kiloya yükseliyor.

2020'de Türkiye'deki metanfetamin resmen patlama yapıyor ve 4 ton 168 kiloya ulaşıyor. 2021'de ise yakalanan metanfetamin miktarı 5,5 tona ulaşıyor. 2018'de yakalananın neredeyse 10 kat. Bu bize bir şeyi gösteriyor. Uyuşturucu gündemini takip eden ve Baronlar Savaşı kitabını yazan gazeteci Timur Soykan'a kulak verelim.

Bakın bir uyuşturucu bir tonsa bu transit ülke anlamına gelebilir. Türkiye'den geçip başka ülkelere gidiyor anlamına gelebilir. Veriler bunu değerlendirip çıkıp noktaya bizi götürebilir. Ama dört kat artış varsa Türkiye hedef ülke oldu demektir. Yani bir pazar oldu demektir. Covid pandemisi gibi düşünebilirsiniz. Bu hızlı artışın temel nedeni Timur Soykan'ın da ifade ettiği gibi Türkiye'nin transit ülke olmaktan çıkıp pazar ülke haline gelmesiydi.

Ne demek transit ülke, ne demek pazar ülke? Şimdi dünya coğrafyasını gözünüzün önüne getirin, Afganistan'ı bulun. Afganistan, dünyanın toplam eroin üretiminin %85'ini tek başına üretiyor. Bölgenin metamfetamin üstü de yine Afganistan. Şeriatla üretilen bu ülke aslında bir narko devlet. Afganistan'daki eroini Orta Doğu ve Avrupa pazarına ulaştırmak için Türkiye transit ülkeydi.

Her zaman Avrupa'dan daha çok uyuşturucu bizde yakalanıyordu. Ama bu aynı oranda bağımlı olunduğu anlamına gelmezdi. Fakat metamfetamin deyince işler değişiyor. Bu madde Türkiye'de de hızla yayılıyor. Ulaşımı ise tahmin ettiğinizden çok daha kolay.

Nasıl ulaşabildiğinizi anlatmıyorum ama gazeteci Tuncu Veleten başarılı bir habere imza atmış ve sahaya inerek metanfetaminin nasıl satın alındığını deneyimlemiş. Tecrübesini de Geyin Haber'de Duygu Demirdağ anlatmış. 17 yaşında bir uyuşturucu satıcısıyla gizli kayıt alarak konuşma, görüşme gerçekleştirdik. Uzmanlar da bunu teyit etti hem kendisi de. Uyuşturucu kullanım yaşının artık 9 yaşın altına hatta 6 yaşa kadar indiğini gördük. Sadece bir sokaktaki torbacının günde 100 kişiye metanfetamin sattığını öğrendik. İşte tezgah sahibi deniyor bunlara. Yani torbacıları organize eden bir üst leveldeki satıcıların günde 150 bin lira, 100 bin lira gibi meblalarda paralar kazandığını öğrendik.

Çevrenizde hiç metanfetamin bağımlısı görmediyseniz bu sizin görece nezih bir muhitte oturduğunuzu gösteriyor. Çünkü bu madde her ne kadar her sosyal sınıftan insan tarafından kullanılsa da ağırlık çok açık şekilde yoksul mahallelerde. Emniyet 43 bin metanfetamin bağımlısına düzenlediği anketten yola çıkarak bazı verileri raporlamış. Buna göre metanfetamin bağımlılarının %76.1'i ortaokul veya altında bir eğitim düzeyine sahip.

Yani eğitim düzeyi çok düşük metaminfetamin bağımlılarında. %21.3'ü ise lise mezunu. Sadece %2.6'sı üniversite mezunu. Şunu söylemek yanlış ama. Bak gördün mü? Eğitim düzeyi arttıkça insanlar bilinçleniyor. Evet, kısmen doğru olabilir ama bu yeterli değil. Bu insanlar büyük oranda maddi imkansızlıklar. Aileden böyle bir telkin olmaması gibi nedenle eğitim hayatlarına devam edemiyorlar.

Nitekin bağımlarının yarısının annesi, yüzde 59'unun da babası ilkokul mezunu. Yüzde 92.7'sinin annesi çalışmıyor, ev hanımı. Emniyet raporunda bu kısım özellikler uygulanmış. Deniyor ki, hem diğer maddelerde hem de metanfetamin kullanıcılarında anne mesleği incelendiğinde ev hanımı oranı yükseltir.

Bu, literatürde ön kabul olan çalışan ailelerin çocuklarının madde kullanımında daha çok risk altında olduğu görüşüyle uyuşmamaktadır. Emniyet bunu zaten vurgulamış. Metamfetamin piyasada hap ya da kristal şeklinde bulunuyor. Fiyatını söylemiyorum ama yoksul mahallelerde yaygın olmasından anlıyoruz ki son derece ucuz.

Bu ucuzluk, maddenin piyasada ne kadar rahat bulunabildiğinin de göstergesi tabii. Yoksul mahallelerdeki torbacı sayısı da hızla artıyor. İşsizlik ve yoksulluğun yanı sıra bu cennetlerden çıkış yolunun görünmemesi de umutsuzluk pençesindeki gençleri uyuşturucu satıcısı haline getiriyor. 2019 yılında 32.445 kişiye metamfetamin satmaktan işlem yapılmış.

32.445. Bu sayı 2020 yılında 49.610'a, 2021 yılında 80.112'ye çıkmış. İki yılda sayı %100'ün üzerine artmış. Şöyle düşünün. 80.112 metamfetamin satıcısına işlem yapılmış.

Hiç işlem yapılmayan satıcıların sayısını bilmiyoruz. Yani gerçek sayı 80.000 değil, daha fazla. Aynı yıl Türkiye'deki hekim sayısı 183.569. Hiç yakalanmayanları da hesaba katarsak tahminen söylüyorum her bir hekime bir tane de metanfetamin satıcısı düşüyor. Burada kısa bir ara verelim. Döndüğümüzde metanfetaminin bu denli yayılmasının nedenlerine odaklanacağız.

Şimdi 2019'dan itibaren başlayan, günümüzde de artarak devam eden bu patlavanın nedeni ne? Elbette çok sayıda nedeni sayılabilir. Ama bu nedenler için de belki de en önemlisi, maddenin çok sert biçimde ucuzlaması. Peki neden ucuzluyor?

Afganistan'da efetra diye bir bitki. Efetra bir şekilde bu bahsettiğimiz doğada yetişen, vahşi doğada yetişen bir bitki. Bu bitki metanfetemin çok daha ucuz bir şekilde kimyasal bir, sentetik bir uyuşturucu daha ucuz bir şekilde yapılmasını sağlıyor. Yani bizim eroin belamızı olan Afganistan birdenbire bir metanfetemin üstüne de dönüştü.

Ve inanılmaz laboratuvarlar açıldı. Ve bu inanılmaz sayıdaki laboratuvarlar İran'da, Suriye'de ve Türkiye'ye doğru yaklaştı. Bakın İran'da da aynı şekilde metanfetamin yakalama oranları tonlarca arttı. E tabii burada akla Afganistan'dan kaçak şekilde yurda giren binlerce göçmen geliyor. Afganistan'da metanfetamin ya da eroin bulmak son derece kolay. Türkiye'ye getireceğiniz bir çanta dolusu metanfetaminle insan kendisine rahatlıkla bir hayat kurabilir. Fakat böyle diyerek Türkiye'ye uyuşturu sevk eden büyük baronları hafife almayalım. Yani sanki uyuşturu sadece Afganistan'dan gelen göçmenlerle geliyormuş gibi bir hava yaratmayalım. Bu zamana dek gözünüzden kaçan birkaç haber dinleteceğim size. İlki 8 Kasım 2022'ye ait.

Avrupa'nın en tehlikeli 45 suçlusu arasında yer alan Sırp uyuşturucu baronu Zerşko Bojanić, İstanbul Sarıyer'de bir villada yakalandı. Polis villanın bahçesinde günlerdir kadavra köpekleriyle ceset arıyordu. Çok geçmeden aranan kişinin diğer rakip Sırp çete üyesi olduğu ortaya çıktı. Bu arada adı geçen Sırp mafya lideri Türkiye'de zırhlı aracı ve korumalarıyla geziyor. Adam evinin bahçesinde hasmının cesedini gömmüş. Sırplar Türkiye'de, Azeriler zaten içimizde. İstanbul'da Azerbaycanlı Ennur Gasımov'un yolda yürürken kurşun yağmuruna. Şimdi

biraz daha geriye gidelim. 20 Ağustos 2020'ye. Azeri suç örgütü elebaşı Lutukuli Kod adlı Nadir Salifov, Antalya'da arkadaşı tarafından başından silahla vurularak öldürüldü. Nadir Salifov, 2016 yılında Beşiktaş'ta bir otelden çıkarken çapraz ateşle öldürülen Azerbaycan asıllı mafya lideri Rövşen Caniyev cinayetiyle ilgili suçlanıyordu.

Lutikuli'nin İstanbul'da anıt mezarı var bu arada arkadaşlar. Azeri deyince Azerbaycanlı olmayabilir bu arada. İran Azerileri de pis işlerini Türkiye'de hallediyor. Tabi şimdi İran var, Azerbaycan var. Gürcüler de eksik değil. Geçen Eylül ayına gidelim.

Dün akşam işte bu görüntülerin şokunu yaşadı sosyal medyada dolaşanlar. İstanbul Sarıyer'de bir alışveriş merkezi efendim burası. Silahlar birdenbire patlıyor, kurşunlar havada uçuşuyor. İçerisi çoluk çocuk insan dolu. Pazar gününü dinlenerek geçirmek için buraya gelmişler ama hepsi bir anda can derdine düşmüşler. Anneler, babalar çocukların üzerine kapanıyorlar. Kimi masanın, kimi sandalyenin altına girip kurşunlardan korunmaya çalışıyor.

Çatışanlarsa yabancı uyruklardan oluşan iki grup Azeriler ve Gürcüler. Aralarındaki alacak verecek meselesini konuşmak için karşı karşıya gelmişler. Silahlar aniden çekiliyor ve işte sonrası. İçinizde alınganlık gösteren olabilir. Gürcü mafyası var, İranlısı var, Sırpı var, Azerisi var. E bizim Türk mafyası ne güne duruyor? Denebilir. Olmaz mı? Artık internet imkanları var. Çok acayip işlere tanıklık ediyoruz. Meksika'daki uyuşturucu kartelleri jipleriyle giderken Türkiye'deki dostlarına selam göndermişler. Ellerindeki uzun namlu silahlar bir de Türk'e açmışlar. El Turco diye bağırıyorlar.

Bu arada Meksika, Güney Amerika deyince orada metanfetaminden uzaklaşıyoruz. Orada kokainle dalıyoruz. O ayrı mesele. Biz metanfetaminden devam edelim. Şimdi biz metanfetamin diyoruz ama bu maddenin sokakta çeşitli adları var. Ice, buz, kristal, mad. Ve bir de bana tuhaf gelen popüler bir isim, Metin Amca.

Neyse ki çevremde yok, ailemde yok diye düşünmeyin. Metanfetamin salgını sizin de güvenliğinize mani oluyor. Daha önce sokaklarımız neden tekinsizleşiyor başlıklı bir bölüm hazırlamıştık. Bunun bir nedeninin de uyuşturucu salgını olduğunu söylemiştik. Gazeteci Tunc'u öğreten bir metanfetamin ve eroin bağımlısıyla röportaj yapmış. Lütfen kulak verin. Hırıla girdiğimde gözümü hiçbir şey görmüyordu. Malı bulmak için hiç fark etmiyordu. Adam vurdu. Hatta oldu da. 5 bin lira kadar adam vurdum yani. Sıktım da Allah'tan bir şey olmadı. 5 bin lira yani. Abi adam bulur musunuz yani siz? Ben yaptım. İşte evdeki eşyaları satıyordum. Kendimi kesiyordum. İntihar ettim. Hani öleyim de kurtulayım da. Olmadı. Allah'a yalvarıyorum işte bakalım. İnşallah kurtarırız.

Madde bağımlılığı kent suçlarında artışa neden oluyor. Bunu gözünüzle görüyorsunuzdur zaten. Fakat sadece madde bağımlılığı değil, bu ekonominin beslediği çeteler de bu piyasaya güç kuvvet topluyor. Uluslararası mafya organizasyonundan sokak çetelerine, oradan torbacılara kadar geniş bir ağ var ve eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bu piramitte torbacılara çok takmıştı. Bunu çok net söylüyorum.

bir uyuşturucu satıcısını gördüğümüz zaman beni ne kadar kınarılarsa kınarsınlar. Ne kadar eleştirilerse eleştirsel burada söylüyorum. O uyuşturucu satıcısının ayağını kırmayan Boris görevini yapmaktır. Bu kadar.

Soylu torbacılara söve söve gitti. Kendi dönemi hakkında da izaha muhtaç onlarca soruyla birlikte. Ama madde bağımlılığı meselesine sadece güvenlik endişesiyle yaklaşırsak da haksızlık ederiz. Bu meseleyi araştırırken biri kulağıma bir şey fısıldadı. Size de paylaşayım. Yoksul mahallelerin hemen hepsi kentsel dönüşüm kapsamında.

Fakat vatandaşın bu dönüşüme üstlenecek parası yok. Bir müteahhitle kat karşılığa anlaşmak zorundalar. Bu mahallelere metanfetamin girdiğinde insanlar bir an önce evlerini satıp bu pislikten kurtulmak istiyorlar. Haliyle evler de ucuzluyor. Elimde herhangi bir delil yok. Dediğim gibi sadece fısıltı. Ama şu açık. Gerçekten de yoksul mahallelerden bir feryat yükseliyor. Amfetamin tipi uyuşturucular, kısaca ATS adıyla anılan

kaptagon, amfetamin, metanfetamin, ekstazi gibi maddeler gençlerin hayatlarını karartıyor. Bu ATS'ler içinde de metanfetaminin ağırlığı %90'ın üzerinde. Bu daha önce yaşadığımız bir şey değil sevgili dostlar. Bir olağanüstülükle karşı karşıyayız. Ve bu olağanüstülüğe uygun adım atmak zorundayız. Eğer topyekun bir adım atmaz, devleti bu yönde sıkıştırmaz, bu soruna ciddiyetle yaklaşmamızı sağlamazsak, Bu mahalleler kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalacaklar. Kendi adaletlerini sağlayacak ve uyuşturucuya, kendilerinin oluşturduğu çetelerle mücadele edecekler.

Nitekim bu düzenin kendisine uyum sağlayarak hayatta kalmak imkansızlaşıyor. Dolayısıyla gençlerin düzen dışı yollar aramalarına şaşırmamak gerekir. Birkaç bölümdür canınızı fazla sıkıyoruz kusura bakmayın. Bundan sonra biraz gevşeyeceğiz. Tren Topi'yi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar zamanı kendinizin değerli olduğunu bilerek geçirin. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)