Podcast

301: Trend Spor: Türkiye Futbolunun Son 25 Yıldaki Ön Eleme Karnesi

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Avrupa'ya katılmaya hedefiyle sahaya çıkan temsilcilerimizin hepsi rakiplerini eleyip adlarını bir üst tura yazdırırken Trend Spor'da haftanın gündemi son 25 senede takımlarımızın Avrupa kupaları ön eleme turlarındaki performansı oldu. Keyifli dinlemeler!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.741 kelime · ~24 dk okuma

Trend Spor'dan herkese merhabalar. Bu hafta takımlarımızın Avrupa'da başarılı olduğu ve ilk eleme turlarını geçtikleri hafta oldu. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Adana Demir Spor tur atladılar. Ve biz de bu programda hem temsilcilerimizin performansını konuşacağız hem de Türk futbolunun ön eleme performansını, son 25 yılın ön eleme geçmişini biraz değerlendireceğiz. Çünkü burada çok dalgalı gidiyoruz. Türk futbolu biraz performans düşüklüğü yaşıyor gibi. Bunları konuşacağız. Oğuzcan'la birlikteyiz. Başlıyoruz.

Oğulcan, selamlar. Selam abi. Geçmiş olsun diyemiyoruz bu sefer. Tebrik ediyorum. Bir sonraki bölüme ama sana takılacağım bir şey var. Yine ve yine buradan çıkışta tatile gideceksin. Tatil değil, ben köye gidiyorum ya. Fark eder mi?

Sonuç olarak tatil soyulur. Artık bir sonraki bölümde yine... Daha koyu bir Sinan Yılmaz'da. Daha koyu bir Sinan Yılmaz'da. Aynen öyle. Muhtemelen karşı karşıya olurum diye düşünüyorum. Yaşıyorsun bu hayatı ne diyeyim ki. Teşekkür ederiz. Takımlarımız elemelerde debelensin sen git köyde tatillere. Güzel güzel. Sen daha mutlusun tabii. 5-4 sıfırlık bir Fenerbahçe şovu. Aynen. Fenerbahçe'nin tarihindeki en farklı iki maç üzerinden en farklı elemesi oldu. Sürkülesi etti, hem yeni transferleri coştu. Böyle olduğu zaman önelemeler çok keyifli geçiyor olacaksın.

Transkriptin tamamını oku

Yani yeni transferler geliyor, küçük rakiplere karşı bir şovu yapıyor. Bütün takım ve yeni transferler moralli bir şekilde sezonu açıyor. Bunun örneklerine biraz değineyim. Sonra biraz dört büyükleri konuşup geçmişi tekrar konuşuruz da. Mesela Revivo'nun bir freeki vardı Glasgow Rangers'a. 2001-2002 sezonun başı olması lazım. Biz bakkalda izliyorduk. Revivo, klasik freekiklerinden bir tane çok güzel bir gol atmıştı ve takımı Rangers'a eleyip Şampiyonlar Ligi'ne taşımıştı.

Abdülkadar Keita'nın yine yeni transferi 2009-2010'da Galatasaray'da. O Maccabi de Netanya gibi rakipleri vardı Galatasaray'ın ve Keita şov yapıyordu. Free kickten de atıyordu, yatırıp volede vuruyordu, kaldırıyordu, rovaşata atıyordu falan böyle. Tam şov maçıydı. Gollerden sonra taklalar. Takım çok moralli girmişti ve o moralin sonrasında da 6-6 yaptı Galatasaray. Sonra 7. maçta kazanamamıştı. Önemli bu şeyler, transferlerin ilk Avrupa hazırlık maçlarına motive bir şekilde girmesi Fenerbahçe'de de biraz öyle oluyor. Şaşmıyor değil mi yeni transferler? Zaten Fenerbahçe'de geçen yıldan muhtemelen ilk 11'de yeni sezonda sadece Ferdi oynayacağı için kim gol atarsa haksızın yeni transfer olmuş oluyor. Dzeko attı, Szymanski attı, Kent attı, Tadic attı. Tadic çok iyi oynadı. Zaten çok iyi oyundu. Aynen öyle. Bana da böyle yeni transfer olup tur atlatmak deyince Van Persie'nin geldiği ilk maçtı galiba. Atromitos maçı. Böyle deplasmanda kafayla köşeye doğru atmıştı gri forma. Orada foul vardı hatta. Oyuncuyu itmişti önündekine. Var olsa muhtemelen tur gitmişti ama... Yine de orada Van Persie'nin bir golü vardı. Ondan sonra hep 15-16 sezonunu hatırlıyorsun. Nani falan böyle canavar gibi başlayıp 8. haftadan sonra top oynamamaya başlamıştı takım.

Nostaljiye geçmeden, bugünün performansını biraz değerlendirelim, sonra geçelim istersen. Tabii, olur. Fenerbahçe çok iyiydi. 4-3-3 ve 4-2-3-1 bir A planı, bir B planıyla oynadı. İlk maçı 4-3-3 A planıyla oynadı. İkinci maçı 4-2-3-1 oynadı. Bir tek, ikinci maçın ilk 30 dakikasında bence, Crespo-İsmail kilisini yaptığında 4-2-3-1'de, bence hücuma gitmekte zorlandı Fenerbahçe. Onu hazırlık maçlarında da gördüm ben. Yani 4-2-3-1 yaptığı hazırlık maçlarında ikili de Arao Crespo yaptığında veya İsmail Arao, İsmail Crespo yaptığında bu üç oyuncudan ikisiyle bir kombinasyon yaptığı zaman takım 6 artı 4 diye bölünüyor. Öndeki dörtlüğe yardım gelmiyor arkadan ve hücum etmekte zorlanıyordu Fenerbahçe.

Ama ne zamanki Crespo sakatlandı, Mert Hakan girdi, Fenerbahçe coştu. Yani ben Mert Hakan'ı hep beğenirim zaten de. İstikrarsız bir oyuncu olduğu için güvenmediğim için ama bence oyununa faydası büyük bir oyuncu. Sağlıklı olduğunda ve bu sezonu da oldukça iyi başladı. Onun bindirmeleri, yaptığı çapraz koşullar, topsuz koşullar falan. Sonradan Fenerbahçe açıldı ve yine güzel bir galibiyet aldı. Ama bence takım 4-3-3'ü daha iyi oynuyor. İlk maçta oynadı o üzere. Ve birkaç hamle sonrasında hazır gibi. Yani Fenerbahçe'nin şu an kaç transfere ihtiyacı var sence? Bir. Hangi? Altı numara? İki. Bir tane merkezde top yapabilecek bir oyuncu. Sekiz de olabilir, altı da olabilir. Çünkü mesela Krunic'i altı numara için düşünüyorlarmış. Bir de Kaleci. Bir bakma yani Zimru maçlarında iş düşmedi de ya bu yaban atılacak bir konu değil. Bence daha üst seviye bir Kaleci'ye ihtiyacı var. Bir de Cengiz yok mu? Şöyle ama, Cengiz olmasa da sağ kenarda Fenerbahçe bir şeyler yapıyor. En kötü Ryan Kent'i sağ tarafa atıp Tadic'i sola atabiliyorsun. Ama merkezde top yapabilecek net bir altı numaraya ihtiyacı var bence hala Fenerbahçe'nin. Senin dediğin gibi yani Arao İsmail oynadığında, İsmail Crespo oynadığında takım direkt kitleniyor. İsmail Hoca da dedi ya basın toplantısında, zaten ya Crespo İsmail'den birini çıkaracaktım, sakatlanınca sorun kendiliğinden çözüldü dedi. Mert Akan attı. Çünkü 4-2-3-1'de oynasa, 4-3-3'de oynasa İsmail Hoca'nın belirli bir şablonu var, bu çok belli. 8 numaraları olabildiğince Stopper'la Beck arasında o koşuları attırmak. Szymanski'yi özellikle o yüzden istediğini düşünüyorum ben. Çünkü Feyenoord döneminin yarısından fazlası bunun üzerine. Sürekli cezasız koşu. Mert Akan'ı bu kadar her döneminde tutmasının ana sebebi bu. Ve yanına böyle Kurunic tarzı bir oyuncu istemesinin de tamamen topla beceriyi merkezde yükseltmek adına olduğunu düşünüyorum ben. Yani aslında kağıt üzeri 3 tane 8 olarak. Çünkü Zimru maçında bile ilk 30 dakika dediğim gibi yani o kadar kanatlara bağımlı kalıyor ki Fenerbahçe. Merkezde net böyle bir profile ihtiyaç var. Bir de Cengiz Cihaz saymıyor musun?

Yani bir 6 numara bir kaleci saydın. Sağa öne de Cengiz gerekmiyor mu? Cengiz her türlü gerekiyor bence. Zaten yerli... Yerliden gerekiyor. Bir de artı bir yaratıcı oyuncu Fenerbahçe için iyidir. Çünkü Tadic'e biraz fazla yük biniyor gibi değil mi? İlerleyen dönemde Tadic de insan. 34 yaşında. Hücum generali olarak, hücum yönlendiren olarak alternatifi de yok şu anda zaten. Tadic'e bir şey olsa maazallah.

Orada ama mesela Cengiz olsa Tadic'ten biraz olmadığında yük alabilir. O konuda da hak veriyorum. Ama ikisi birlikte oynarsa biraz endişem var. Onu gireriz sonra detaylarda, diğer bölümlerde. Galatasaray'la ilgili de şu yorumu yapayım. Galatasaray çok daha zorlandı diğer rakiplerine göre. Beşiktaş'a göre de hatta. Ki Beşiktaş transfer dönemini en kötü geçiren takım. En zor geçiren takım 3 ülkeler arasında. Ama Beşiktaş daha iyi bir eleme turu oynadı Tirana'ya karşı. Ve Tirana'da Zalgiris kadar iyi bir takım bence en az.

Ona rağmen Beşiktaş bu korkuyu yaşamadı Galatasaray'a kadar. Galatasaray'ın bunu yaşamasında bence en önemli en kilit oyuncularını oynatamaması, oynattıklarının da hazır olmaması gibi bir problem vardı. Yani atıyorum Beşiktaş'ta Abu Bakar var, sorun çözüyor, sağlıklı oynuyor. Galatasaray'da Icardi yok. Mertens en düşük haliyle oynadı. İlk maçta da oynamadığı için bence biraz problem oldu. İkinci maçta vasatıyla çözdü bence işi Mertens. Zaha yok mesela. Toreira yok 6 numarada. 8 numarada Sergio, Kerem Demirbay geç geldi, yok. Sergio da yaz kampında ilk maçta bir sakatlandı falan, uzun süre oynamadı. Kampta geçirmedi, o yüzden o da çok hamdı. Ama Beşiktaş'taki Jetson oynuyordu. Salih oynadı, Amir Hadzi Amatövüç oynadı. Yani ideal 11'e daha yakındı Beşiktaş ve Fenerbahçe'de. Tadic, Cekosu vs. oynadı.

Galatasaray ise ideal 11'e yakın olmaktan çok uzaktı. Bence onun dezavantajı yaşandı ve bence 6-8-10 ve 9 numaralar. Yani merkez oyuncuları bir takımın yoksa, eksikse, sakatsa veya formsuzsa iyi oynama şansı zaten bence yok. Yani Kanat Oyuncu'nun istediği kadar iyi olsun. Bekin Stopper'in istediği kadar iyi olsun.

6-8-10 ve 9-10 merkez, omurga dediğimiz dört kilit pozisyondaki oyuncuların da problem varsa bir takımın iyi oynaması çok çok zor. Ben de bunun yaşandığını düşünüyorum. Icardi yok, Mertens hazır değil, Oliveira çok kötü, Torreira yok. Bu yüzden Galatasaray'da çok problemliydi bence.

Çok haklısın, katılıyorum ama yine de 180 dakika özelinde Galatasaray'ın bu kadar da zorlanıyor olmasının yine kesin açıklaması bu mudur emin değilim. Çünkü gerçekten çok kötüydü Zalgiris bence. Bakma yani hızlı hücum falan yakaladıklarına. İki topu bir arada yapamayan takımlara karşı Galatasaray gibi bir takımın son şampiyonu bu kadar zorlanmıyor olması gerekiyor ya. Katılıyorum. Ama bu saydığım problem de yeterli değil. Yani bir yandan atıyorum Angelino hiç hazır değil onu hazırlamak için bir yandan o hazırlık maçı oynuyor aslında. Angelino hazırlık maçı oynuyor. Nelson hazır değil toparlıyor falan. Hani bir tane derdi yoktu Galatasaray'ın. Okan Hoca'nın diyeyim daha doğrusu. O yüzden biraz bence bu kadar zorlanıldı. Öyle tahmin ediyorum. Sonraki tur daha belirleyici olur. Biraz daha ama sonraki turda daha iyi bir rakip geliyor yani. Ljubljana. Ljubljana daha iyi bir rakip olacak. Yine Galatasaray'ın zor geçecektir. Öyle hemen 5-6 günde iyileşecek problemlere benzemiyor bunlar. Hani yine hemen 5-6 günde toparlayacak gibi gözükmüyor.

Kazım Can'ı falan oynatır belki. Bence oynatmalı da çünkü hazırlık maçlarında oldukça iyiydi Kazım Can. Fizik olarak hazırdı en azından. Şu maçlara hazırdı yani. Mesela nasıl İsmail fizik olarak hazır, kalite olarak belki biraz vasat kalabilir ama fizik olarak hazır olunca çok ciddi fayda sağladı değil mi? Yani Kazım Can da öyle bir fayda sağlayabilir yani. Beşiktaş'ın avantajı da bence aslında aynı 11'i koruması bile olabilir biliyor musun? Tabii. İstikrarlı bir yapı. Ya bir de ben bu merkeze bayılıyorum ya. Amir, Getson ve Salih. Çok iyi. Ben hücumda eksik kaldıklarını düşünüyorum. Salih tarafına bir tane daha biraz daha hücumcu bir oyuncu kesinlikle her zaman onu savunuyorum ama yine de çok iyi işliyor. Özellikle Getson'u zaten artık anlatmaya gerek yok da senin de yaranı deşmeyelim.

Amir Aziz Ahmetovic, hakikaten çok iyi oyuncu. Dün Jetson'a şöyle bir pozisyonda kızdım. Çok güzel bir savunma, arkası koşa attı. Sonra pozisyonu sekti, işte Onur devam ettirdi, kesti, top tekrar Jetson'da kaldı. Penaltı noktasında Mulekabub'un boşluğu, Jetson üstten avuta kötü bir şut attı. Jetson'un bu biraz oyun görüşünü falan geliştirmesi lazım ya. Hep böyle çok yüksek dinamizm, atletizm var ama final işlerini biraz daha artık akıl koyması lazım yani. Biraz gelişimi bekliyorum ondan. Son sorum, Şenol Güneş'in Onur Bulut kullanımına ne diyorsun?

Yokluktan adam sihir yapıyor. Sağ, sol, orta. Sağ, belki. İnanılmaz. Çok da gayet görev bilincinde oynuyor. Ben sizi beğeniyorum Onur ya, seviyorum. Disiplinli futbolcu bak, her halinden belli. Transfer sürecini bir kenara bırakacağız. Bizim Hikmet Hoca'nın da ona çok şey kattığını düşünüyorum açıkçası. Anlatmıştır değil mi? Yani hep bahsediyordu zaten Onur'la ilgili. Ama Onur'un söz dinlediğinden de bahsediyordu. Yani gelişime açık olduğundan bahsediyordu. O taktik esnekliği kazandıran hocalardan biri de bence o. Yani sağ ön, sağ bek vesaire. Kolay adapte oluyor oynadığı pozisyonlara. Son olarak Adana Demir'e de değinelim. Dün akşam Yıldız'ı, Yunes Belen'da...

90 artı 7. İnanılmaz. Ya biri yazmış FIFA'da 1-0 öndeyken zaman geçirmek için yapılan hareketi yaptı diye. Gerçekten oyunda yapılan hareketi yaptı. Kol takılı kaldı. Nerede görse tanırım. Görsem tanırım diye bir tweet gördüm. O da çok iyiydi. Yani Adnan Ödemir adına çok mutluyum. Güzel. Yusuf Sarı'yı iki maçta izleyince şey... Geçen bir tweet yazdım. Yusuf Sarı, Inter Miami'ye transfer olmamış mıydı? İnanılmaz top oynuyor ya. Bu sağ kanat dokunuşu nedir bu Montella'da ya?

Ben orada Belhan'da katkısı olduğunu da düşünüyorum. İyi oynatıyor Belhan'da. Sağ iç oynuyor ya. Hep böyle doğru paslar, doğru ver kaçılar falan. Yusuf'ta baya bir ilerleme var yani. Şaka gibi gerçekten. Golden önceki frikitte önce 90. dakikada 3 kişiyi çalmadı. Mesela o pozisyonda 3 kişi birden Yusuf'a vurdu, 3. de düştü ya çocuk. Evet. Üçüne de sarı kart göstermesi lazım. İyi hakem. Doğru. Veriyor bunu. Çok iyi hakemler veriyor. Yani orada bir tane sarı kart olmaz bence. Hakem de kötüydü bu arada dün. Yusuf'uydu. Bence Kuluj'la Adana Demir arasındaki en büyük fark Belhanda ve Stambouli farkıydı. Yani Kuluj daha tecrübeli bir takımdı ama Belhanda ve Stambouli'nin kalitesi de çok ortadaydı yani. Maçın en iyi iki futbolcusunun onlar olduğu çok belliydi. Stambouli bana bayağı Adana Demir Sporu için underrated geliyor bu arada. Yani hiç böyle saysan Stambouli'yi 4. 5. falan sayar muhtemelen Adana Demir'ler ama hakikaten çok iyi oyuncu. Adana'ya kalitesi biraz yüksek geliyor yani. Murat Sancar ne diyorsun bu arada?

Maçın sonunda şey ayeti var, Cluj'un stoperi, Arnavut kel stoper. Euro 2016'da aslında ilk dikkat çekti ayeti. Arnavut futbol tarihinin en özel performanslarından biriydi ve seriyada oynuyordu o zaman. Ben de scoutluk yaptığım dönemler ayeti izlemiştim.

Ama Euro 2016'da öyle bir şov yapınca da bırakmıştım artık. Tamam, yani bizim Anadolu takımlarının alabileceği seviye. Öncesinde izlemiştim. İzlerken şey bir oyuncu, çok ağır ayeti ama çok akıllı, iyi pozisyon alıyor, soğukkanlı, zeki bayağı ve mesela çok uzun da değil. Biraz uzun olsa çok iyi böyle hani fakir Japs tamı gibi bir şey olurdu. Ama kısa.

Çok ağır olduğu için kapalı savunmada böyle mesela Arnavutlu'nun Avrupa Şampiyonası'nda oynadığı gibi kendi otuz metrene kapandığı zaman veya Anadolu takımlarında kapalı çok iyi gözüküyor. Ama biraz açık alanda oynayınca çok defosu çıkabilen bir oyuncu. Şimdi Kulüj'de Adana Demir'e karşı full kapandığı için iki maçta da daha defansif oynayan takım olduğu için Ayeti hep iyi gözüktü. Ama Adana Demir alırsa şimdi başkan gitti maç sonunda işte Ayeti'ye sarıldı bunu alıyoruz falan. Sen burada kal diyor böyle eline gösteriyor çok iyi ya.

Alırsa Adana Demir çok önde oynuyor savunmayı. Evet. Orada bir problem çıkabilir yani. O göründüğü gibi bazen rakipte farklı gözükür, sende farklı olur. Orada onun ayarını iyi yapmaları lazım ama zeki bir oyuncu Ayet'i. Ben beğeniyordum. Ama neden Romanya Ligi'ne düşmüş onu da anlamıyorum yani. Daha yaşı da öyle 30 falan değil. 30'lara gelmek üzere. Herhalde öyledir. Yoksa bayağı akıllı bir oyuncuydu. Konsantreydi, iyi pozisyon alıyordu. Bakalım. Mutluyuz. 4'te 4. İlk tur. İlk maçı izledim Adana Demir'in. İlk maçın ilk 10 dakikasında saçma sapan bir iki pozisyon verdi Adana Demir'e. Bir tweet attım. Dedim ki, geçen sene bu takıma iki tane iyi savunmacı alsan takımın kademe atlayacağı çok belli. Hala gidip nani mani uğraşıyorsun. Yıldız ve forvet transferi.

Sonra bir stoper almışlar. Kırmızı kart gördük, kırabiliyor. Çok kötü değildi de. Öncesinde Semih'in de çok hatası var. Çıkıyor hava toplarına, alamıyor. Solbeck'in savunması zayıf. İki maçta da daha iyi oynadık rakipten. Fakat bizim Anadolu takımlarında en kritik bölgeleri, savunma bölgelerine doğru transfer, stoper transferini yapmıyorlar. Paranın %90'ı ile forvet alıyorlar. %10'uyla çok kötü stoperler alıyorlar. Ondan sonra klüje karşı iki maç neredeyse tek kale oynuyorsun. Az daha saçma sapan savunma hataları yüzünden yediğin gollerle az daha tur bırakıyorsun. Şunu düzeltmeleri lazım. Ama çok da umutlu değilim açıkçası. Neyse, ben gel abi seni biraz eleme tarihimize göç vereyim. Burada bölüme küçük bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde devam edeceğiz.

Türk futbolunda aslında çok net bir çizelgesi var. Başlangıç, yükseliş, zirve, çöküş şeklinde. 85'lere kadar Türk futbolu oldukça aşağıda. 85'lerde derval falan geliyor ve üç büyükler bilhassa büyük teknik adamlara yatırım yapabilmeye başlıyor. Büyük oyunculara, büyük teknik adamlara. İlk olarak Mustafa Denizli'yle 88-89'da Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yeri final oynuyor. Hala Türk futbolunun Kupa 1'deki en üst derecesi bu. Biraz ama başlangıç döneminin şeyi de var, çok altı dolu da değil yani. 2-3 yıllık bir serüveni, ardından çok büyük bir başarı.

Ama bunun tesadüf olmadığı sonraki dönemlerde ortaya çıkıyor. 90'ların başından itibaren yükselen bir Türk futbolu var. Euro 96'ya katılıyor Türkiye ilk defa. Yani 54 Dünya Kupası'na katılmışız ama o biraz böyle hani Avrupa önelemelerinde çok iyi geçmiş milli takımda 54'e katılmış gibi bir şey değil. O dönemde biraz daha

Parası olup gidebilenin katılabildiği, millet zaten 2. Dünya Savaşı'ndan çıkmış. Giden var, gidemeyen var falan. Bir şekilde gidip çok da bir varlık gösterememişiz. Yani 54'ü o yüzden çok böyle bir başarı olarak saymak çok mümkün gelmiyor bana. 88-89'a kadar bir başarımız yok futbolda Avrupa çapında. İlk başarımız o Mustafa Denizli, Galatasaray. 90'larda başlıyoruz işte Akdeniz oyunları. Euro 96 ilk defa böyle mücadele ettin, katıldın. 0-80 bile oraya katılmak büyük bir başarıydı. Hem de 4. 5. torbalardan girdik yani oraya. Ve devam etti. O dönemde de mesela şeyi hatırlıyorum ben. 96-97 benim ilk hatırladığım o yıllar yani. Öneleme Galatasaray C10 ile oynuyor. C10 o zamanlarda iyi takım. Avrupa'da iyi futbolcu sattı falan. Yani öylece hayal meyal hatırlıyorum. Çocuklarla mahallede şeyi konuşuyorduk. Ya size C10 çıktı, kesin sizi eleyecekler falan diyorlardı. Bana tek Galatasaraylıydım ben. 5-6'sı Fenerbahçe'liydi, bir tane Beşiktaşlı vardı, bir tane de Galatasaraylı. Geri kalan hepsi Fenerbahçe, 5 ya da 6 kişi. Öyle bir sohbet hatırlıyorum ama C10'u 4-1 falan yenmiştik. Hacı'yla oynamıştık galiba, 96'lar. O dönemlerde elemelerde elenmeyen bir Türk takımları var.

Hatta mesela 99-2000, o Hacı Hacı Hacı diye Ercan Taner'in anlattığı efsane gol var ya, o da bir öneleme. Rapid Vienna karşı atıyor Hacı'yı. 2000'de zaten UEFA Kupası geliyor. 2001'de Galatasaray çeyrek final oynuyor Şampiyonlar Ligi'nde. Real Madrid'i yeniyor Süper Kupa'da. Çeyrek finalde Real Madrid'e bir galibiyet alıyor ama revenge'da kaybediyor falan. Fenerbahçe 3'te Rangers'ı eleyip 2001-2002 Revivo'nun golü. Orada elemelerde sorun yok. Çok böyle güle oynaya da geçmiyoruz ama. Sengalen'leri falan, Galatasaray çok rahat geçmemişti ön elemeleri. Ama ön elemede elenme gibi bir şey neredeyse hiç hatırlamıyorum Türk takımlarında.

2003'ler, 2004'ler Türk futbolunun artık zirvesi ve düşüşün başladığı yerler. Artık Anadolu takımları bile çok net Avrupa başarıları göstermeye başladı. Denizli Spor Lyon'a eledi. Gaziantep Spor Roma'yı yendi UEFA kupasında, o zamanki adıyla. Ve Gençler Birliği de Sporting Lisbon'u eleyip, Valencia galiba kupayı aldı, Valencia'ya elendi son 16'da. Bu Ersun Yınal'ın çalıştırdığı dönem mi? Öyle hatırlıyorum, evet. Denizli, Gaziantep, Gençler Birliği bu takımlar 2003-2004'leri yani artık Türk futbolunun zirvesi buydu. Ve Türk futbolunda o dönemde herhalde 4 veya 5 yabancı falan vardı. Çok iyi futbolcular yetişiyordu. Yani yerli çok iyi oyuncular yetişiyordu. Anadolu takımlarında bile. Daha sonra kulüpler üretimi tamamen kesti ve transfere başladı. Ve o transferlerin de ben doğru yapılmadığını düşünüyorum. Yani mantık olarak doğru değil, ilişki ve iyi niyet olarak da doğru yapılmadı. Yani bazı yöneticileri zengin eden transferler oldu. 2003-2004'ten sonra da, artık senin hatırladığın dönemle birlikte de, 2005-2006 ile birlikte de çok hızlı bir düşüş dönemi. Herkes de çok şaşkın uğradı. Bak, 2005-2006'da Anortosius Famagusta'yı elendi Trabzonspor.

Hatırlıyorum işte üniversite öncesi falan benim üniversiteye gittiğim yıl galiba ya da bir önceki yıl. Çok iyi hatırlıyorum Anortosis Kıbrıs takımı ve oyuncuları aynı zamanda takım teknik direktörüydü. Kel bir altı numaraydı ama çok da karizmatik bir adamdı. Adını hatırlayamıyorum ama adam kendini oyuna sokuyordu. Takımın en iyi futbolcusu aynı zamanda teknik direktörü gibi falan böyle ve elemişlerdi Trabzon sporu. Çok iyi.

Galatasaray'ın da Tromsö faciasının. Aynı sene. 2005-06. Çok çirkin bir zemin vardı değil mi? Çamurlu falan. Çamurlu o şey, elenme. Hatırladığım ilk maçı Deplasman'da oynadı. İkinci maç Ali Samiyen. Yani o zaman zemin falan da mazeret değil. Yani Ali Samiyen'de de tur geçilememişti yani. Evet. Hadi çamurda kaybettin diyelim. Ama içeride de kazanamamıştı. Bu arada aynı senede dramatik elenmeler çok çarpıcı bir şekilde var. Garip bir şekilde, mesela o 2005-06'da hem Trabzon hem Galatasaray kaybederken, Trabzonspor ve Van Aert'ı size, 2010-11'de de Fenerbahçe hem Young Boys'a hem Pauk'a kaybediyor, Galatasaray'da Carpatho-Livie'ye kaybediyor. Yani iki takım birden Avrupa'dan çok böyle sürpriz elenmelerini görüyoruz, 10-11 sezonunda. Henry BMW'nin Fenerbahçe'ye şov yaptığı eşleşme o zaten, ondan sonra da transfer oldu. Bak, Belgrad eşleşmesini hiç hatırlamıyorum Galatasaray'a ama Karpateli'yi çok net hatırlıyorum. İlk geçtiği turla ilgili hiçbir şeyim yok.

Bu tip aynı sene olanlardan bir tanesi daha yine Galatasaray-Fenerbahçe, el ele iki kardeş klüp. Biri Östersun'sa eğleniyor, biri de Vardar'a eğleniyor. Vardar çok büyük olay olmuştu Fenerbahçelerde hatırlıyorum ya. Galatasaray'da da Östersun'sa. UEFA 256.sıydı o dönemde Vardar. Hatta yeni girmeden de konuştuk Serdar Çelikler'in inanılmaz bir konuşması var meşhur kırmızı çizgi programında. Ama ne başkanı kardeşim? Ne Ozan'ı ya? Ne Joseph'i ya? Ya bu Vardar kardeşim, Vardar, Vardar. Vardar. UEFA'da 255. sırada. 5 pas üst üste 1 kere yapabildiler ve sen bu takımla oley yedin, oley. Oley yedin ya. Yahu utan yerin dibine gir. Sen nasıl Fenerli'sin Aykut Kocaman ya? Ve o dönem şey çok acıydı, yani Fenerbahçe rezalet oynamıştı. Öyle böyle rezaletli. Benim gördüğüm en kötü Fenerbahçe oyunlarından biri olabilir o dönem gerçekten.

Teknik direktörleri Fenerbahçe'nin yana pas dışında hiçbir şey yapmadığını biliyorduk. Bu yüzden onlara önlem almamız çok kolay diye bir açıklama yapmıştı o maç sonunda. Çok ağır açıklama gerçekten. Onun üzerine zaten Aykut Kocaman'a çok fazla yüklenilmişti. Çok sert açıklama. Ve rakip hocana karşı da çok küçümseyici, çok aşağılayıcı bir şey. Ayıp etmiş adam. Tek tip oyunları var üzerine bunu söylemişti. Ve o gün, hani stadı hatırlıyorum. Korkunçtu. Östersun Usta, Tudor'un Galatasaray'ı yenilemişti. Ve Galatasaray o yaz bir sürü transfer yapmıştı hatırlarsın. Badu Endiayesi, Belhandası, Fegullisi, işte Maikonu... Bütün oyuncular asfene gelmişti. Ve hazır değildi gelenlerin çoğu da. Ve Östersun Usta, o ana kadar ismi bilinmiyordu ama hem hocası,

Çok büyük bir hoca oldu sonra. Hem de İranlı Godoş diye bir futbolcuları vardı. Sonra o da büyük takımlarda oynadı diye hatırlıyorum. O elemede de bayağı iyi oynamıştı.

Beşiktaş'ın önelemeleriyle ilgili aklımda çok fazla şey kalmadı ama bir önelemelisi var ki adamların çok şanssızlık. Arsenal çıktı abi önelemede Beşiktaş'ın. Yani nasıl bir seçimse yani. Fenerbahçe'ye olmalıydı normalde aslında. Nasıl çektiniz abi Arsenal'i? Ve Arsenal'i çok zorlamıştı Slaven Bilic'in Beşiktaş'ı.

İlk maç 0-0, ikinci maçta 1-0 ile elenmiştik ama gerçekten sonuna kadar zorlamıştık. Ben o senenin hatta biraz o elemeler o kadar zorlu geçti ki Beşiktaş adına. Daha sonra Liverpool'u da var Beşiktaş'ın. Aynı sezon olması lazım. O daha Arsenal'le başlayıp o kadar sert ve çok maçlı bir sezon oldu ki Beşiktaş adına o sene. Bilic, Nisan-Mayıs adından sonra Beşiktaş çöktü abi. O sene küme düşen Balıkesir'e falan kaybettiler diye hatırlıyorum. Son 1-2 ayda takım bitti ve zirvedeyken geriye düştüler. Şampiyon da olamadılar. O zaman işte Bilic'e takımı taşıyamadı, ağırlığını taşıyamadı falan diyorlardı ama bence esas Beşiktaş tam sezonun fiziksel ağırlığını taşıyamadı. Sezon başı o arsenallerle falan oynayan, çatır çatır fizik güç oynayan takımın nisan ayında işte balı keserek koşacak hali kalmamıştı. Ve son 1-2 aydaki düşüşle de Işıktaş şampiyonluktan olmuştu o sene. Bu arada Godoş premierlikte, Brent'likte. Doğrudur. 3 sezondur Brentford'da oynuyormuş. Hocası da premierlik yaptı, Godoş da premierlik yaptı. Evet. Bir de Astana'da çok iyi bir oyuncu vardı, Siahi. Hatırladın mı o eşleşmeyi? Evet. Galatasaray'ın. Galatasaray'ın. Oradan da iyi bir oyuncu çıkmıştı. Astana ile ilgili esas şöyle bir şey var. Şampiyonlar Ligi grubundaydı. Astana, Atletico Madrid, Benfica, Galatasaray. 2015-16. Dursun Özbek'in ilk senesi başkanlığında. Benfica maçından çıkıyor Galatasaray. Kazanıyor galiba içeride. 2-1. Basın mensuplarına Dursun Özbek bize röportaj veriyor. Çok mutlu. Benfica'yı yenmiş 2-1 falan. Atletico Madrid, Astana maçı ne oldu diye soruyor. Tamam. Basın mensupları 4-0 diyor. Dursun Özbek kim aldı diye soruyor. Evet, evet bu.

Dursun Özbek'in o röportajında Salim Manan falan olsaydı şey derdi herhalde. Aslan aldı başkanım falan diye. Trolleyip. Dursun Özbek'le alakalı bir şey anlatılınca hep aklıma diğer farklı şeyler geliyor. Cim bom bom. Kürsüden bağırması. Bir. İki. Üç.

Cinzidan sallaması, inanmayan metrobüse binmesin mi ne vardı? Sucuk ekmek muhabbeti falan mı var? Nevi şahsına münasır bir adam gerçekten. Bu arada çok alakasız olacak ama ne bir şans, ne bir münasebet, hoş geldin. Kerem Demirbay'ın gelişine ne diyorsun ya? Çok iyi, o da çok iyi. Onu konuşuruz beyler. O da trend, onu da konuşalım. Mükemmel bir adam, inanılmaz da bir transfer açıklaması bu arada. Gerçekten sanki doğduğundan beri bunu oynamak için bu transfer açıklamasını beklermişcesine oynamış ya. O Seyrantepe metro istasyonu tabelasının önünde stada doğru böyle sağ yukarı bir bakışça var. Nefis. Nefis yani bak. Bir benim reklam çekimlerim bu kadar iyi. Bir de Kerem Demir var. Bu konuda üstüne yok evet. Önelemeler deyince aklıma hep şey geliyor. Ben hep böyle köyde veya tatilde, erikte falan oluyorum ya. Tam böyle Temmuz, Ağustos ayları. Hafif hava kararıyor. Saat akşam 8. Ben en sevdiğim meşrubatla birlikte söylememe gerek yok. Çay bahçesinde. Söyler misin meşrubatı abi?

Trakya'da en çok içilen diyeyim de sen anlarsın. İyi meşrubat. Bizde Türkiye'de meşrubat deyince Karadeniz'de içilen söyleniyor. Trakya'da farklı bir şey içiliyor. Bu arada gelmesini içtim o meşrubatın. 3 saat olan göremedim. Ben öyle toplara girmiyorum. Lezzetli meşrubat evet afiyet olsun. Teşekkür ederiz.

Onunla birlikte bu izlediğim ön elemeler hep çok keyifli geçmiştir. Dünya Kupaları hep böyle çay bahçesi, deniz kenarında, mis gibi ortam. Hava kararıyor yeni yeni, sıcak. Çok güzel oluyor. Şeyi de mesela 2008-09 sezonunu hatırlarım. Feldkamp gelmişti. Lincoln yapmış Galatasaray transfer. Geri kalan hiçbir transfer çok önemli değil. Bir tek Lincoln'i, geri kalan işte Bundesliga 2'den Serkan Çalıklar, Barış Özbekler falan. Oturuyorum Lincoln'u izleyeceğim diye, Feldkamp oynatmıyor Lincoln'u. Barış Özbek, Mustafa Sarp izliyoruz. Bir sonraki hazırlık maçı, tam oturuyorum, yine Lincoln'u oynamıyor. Abi Lincoln'u süperlik başlayana kadar oynatmadı adam hazırlık maçında. İnat etmiş gibi. Niye acaba? Hazır olmadığını falan söylüyor ve sakladığını yani onu koruduğunu falan söylüyordu basit toplantıların. Hani soruyorlardı hocam niye oynatmıyorsun Lincoln'u diye. Hazır değil daha falan diyordu. Antrenmanda hazırlayıp öyle oynatacağım falan diyordu.

Şimdi burada elenmeleri konuşuyoruz ya bu arada Galatasaray'da Şampiyonlar Ligi grupları için öneleme oynarken hiç yakın zamanda öneleme geçip Şampiyonlar Ligi grubuna kalan bir temsilcimizi hatırlıyor musun? Yakın zamanda hatırlamıyorum. Anttan yardım aldık. 2008-2009 Fenerbahçe. Bu arada herkes, Fenerbahçe çok uzun süredir Şampiyonlar Ligi'nde oynamadığı için maalesef. Herkes son çeyrek final senesi diye hatırlıyor ama aslında arada bir 2008-2009 var. Doğru. Ama ben o dönem bir şeyle girdiğimizi hatırlamıyordum. Önelemeyle girildiğini hatırlamıyordum. Porto'nun olduğu, Guiza'nın da gol attığı bir sezondu 2008-2009. Ben de hiç hatırlamadım. Arsenal vardı galiba.

Evet, Arsenal, Porto, Dynamo Ki... Arsenal'de şeyden hatırladım, Çanakkale'de yine bir denize karşı bir yerde... Yeter be adam ya! İzlemiştim Arsenal maçını. 6-2 mi bitmişti, neydi ya? Evet, 5-6'lık bir skor vardı. 6 yine geliyor galiba aşağıya. Aynen, 6-2. Ve yine Trakya'nın ünlü meşrubatıyla Arsenal-Fenerbahçe maçı keyifliydi. Hep gol oluyordu. Ben de biraz meşrubattan fazla içmiştim. Bayağı keyifli izleniyordu yani. Ya da gol olduğunu sanıyordun.

Kafayı kaldırıyorum aa gol olmuş tamam falan böyle. Ama şeyi takdir ediyorum bak abi sen burada gençliğine de kimi zaman dem vuruyorsun. Hep hayat istikrarın var bak bunu herkes yapamaz ha. Ne açıdan meşrubat mı? Hayır canım sen Allah'ım yani her şeyi meşrubata getiriyorsun. Hani hep bu tatil demek ki sen hayatın boyunca tüm yazlarını kavruk bir tenle

Fedon muyum oğlum ben? Ne alakası var? Fedon denize düştü sensin. Anladın mı yani? Tebrik ediyorum ya. Bu inanılmaz bir stikraj. Önelemelere getirmek de önemli. O maçlara falan. Yani o anılar hep futbolla biriktiriyorum onları. Mesela 2006 Dünya Kupası finalini Zidane kafa falan atmıştı ya. O da yine böyle bir ortam. Bu tip böyle Dünya Kupaları, Avrupa Şampiyonaları, önelemeler falan. Gündüz denizde yüz akşam böyle maçı izle. Çay bahçesi. Güzel oluyor. İlhan Mansız'ın Senegal golünde neredeydin? Ha belki yine... Yok o zaman okul mokul ya. Doğru ya, sabahtı bir de o ya. Evet. Ama bak ben okula gitmiyordum hatırlıyorum. Senegal'de okul bitmişti. Yani grupta ilk Brezilya maçında okul vardı. Mayıs-Haziran'ın başları ya. Senegal çeyrek final, yarı final dönemleri olduğu için okul bitmişti o zaman. Mahallede çocuklarla falan izliyorduk. Hayret, tatile gitmemişsin. O zaman küçüktük. 16 yaşında başladım ben çadırı alıp gitmeye.

Yani 2004-2005. Şu an kaç yaşındasın? 35. Tamam bak 20 seneli gibi istikrar. 19-20 sene. Bakalım. Yaz senin için nasıl sürecek? Ben de Fenerbahçe transferleri kadar merak ediyorum. Acaba haftaya buraya geldiğimizde nereden gelmiş olacaksın ya da nereye gideceksin? Bir önceki sefer 1,5 saat beklettin beni otobüsten indim diye. Şimdi çantanla gelmişsin yine gidiyorum diye. Sürprizlerle de olsun.

Eyvallah, özendiriyorum sizi. Yok abi, biz çalışıyoruz, biz devam. Bir hafta bize tatil. Biz Antalya'nın kokusunu aldık, geldik. Güzel. Ağzına sağlık. Senin de abi. Teşekkürler. Haftaya Süper Lig başlıyor. Süper Lig'in başlangıç bölümünü yaparız. Yine Süper Lig'de unutulmaz ilk hafta maçları. Hemen İstanbul Spor Fenerbahçe maçı geldi aklıma bak. Söyler söylemez.

Benim ne geliyor biliyor musun? Balili, Aşırtma, Enke'ye. Rahmetli. Hakikaten ne sansasyonel bir maçtı o ya. Yordanova atmıştı iki tane de galiba. Benim de tabii şampiyonluk hasretimiz olduğundan dolayı en hype girdiğim sezon maçı St. John's. Çok yakın bir dönem. Jesus'la geçen sene. 5-0'luk Gaziantep maçını hatırlıyor musun? Vedat Muriç göğsüyle kontrol edip çat diye. Stattaydım ben, çok güzeldi. O maç var ya, ben inanılmaz hype'landım. Dedim, o Fenerbahçe geliyor falan. Vedat'ın o golü de hakikaten... Ben stattaydım, çok iyiydi Fenerbahçe.

Çok çok iyiydi ama sonra 21. haftada Alanya Spor maçıyla şey bitti. Takım tepetaklık oldu. 9 maç bile üstü kazanamamıştı Fenerbahçe. Neyse benim de sezon açılışı deyince. Çünkü bak o maçta niye biliyor musun? Bir de şey vardı. Fenerbahçe gol attıkça bir maçlık falan yaptı galiba kulüp. Alev çıkıyordu kalenin arkasından. Hatırlıyor musun? 6 ayında meşhur bir fotoğrafı var. Derbilerde yapıyordunuz onu hep. Geçen yıllarda, yani 2005, 6'lar, 7'ler falan bize her der bile o cehennemi hissediyorduk yani o alev malev fışkırıyorduk. O dönem bir de şey vardı bak o psikolojik üstünlük. Tam kulübe şeylerin, tünelin çıkışındaki şişme kanarayı hatırlıyor musun? Ondan çok korkulur gerçekten. Her gazete sahibi arkadaşım ulan gösterme bana bunu falan der yani o kadar korkulurdu ondan.

Biraz komik bir korku bu ama. Senelerdir anlamam zaten. Niye Boa değil bu klübün şeyi? Logosu yani. Ya da Kanarya'ya olabilir sempatik bir hayvan, onu sinirli göstermeye gerek yok yani. Ben nasıl saldırayım diye bir şey var. Onu çok güçlü kaslı bir kanarya yapmaya gerek yok yani. Zerafet simgesi olarak kullan. Çünkü öyle kullanmışsın işte. Cihat Arman'dan geliyor. Hani adam uçuyor, müthiş refleks falan gibilerinden. Kanarya gibi uçuyor üzerine çıkmış bir şey. Hani aslında bir zerafet, bir yetenek işi. Onu agresif yapmaya gerek yok yani. İkinci bir logo gibi belki boğa kullanılabilir. Agresiflik gerektiği zaman boğayı kullanmak. Zerafet gerektiği zaman kanaryayı kullanmak daha mantıklı olabilir bence de.

Neyse Galatasaray bu konuda şanslı. İyi oturmuş. Bizde zarafetin simgesi ne? Yok. Gerek yok öyle bir şey. Efendiliğe gerek yok gibi. Efendilik araya karar ya. Beyaz çövizyesi. Beyaz çövizyesi. Ağzına sağlık abi. Sağ olun senin de. Haftaya Süper Ligin başlangıç bölümüyle karşınızda olacağız. Dinlediğiniz için teşekkürler. Hoşçakalın. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)