
3.854 kelime · ~19 dk okuma
Herkese merhaba. Bu kaydı 24 Temmuz'da alıyoruz. Üç yıl önce bugün Ayasofya Camii açıldı. Sosyal medyanın tirantopiyi de Ayasofya Camii oldu. Aslında bugünün daha önemli hatıraları var ama önce bir Ayasofya'yı konuşalım. 1950'lerden itibaren Ayasofya'yı bir dava haline getiren Necip Fazıl'ın kendi sesinden Ayasofya'nın kapalı kalmasının ne demek olduğunu bir dinleyelim hele.
Ayasofya'yı kapalı tutmak, bu toprağın üstündeki 30 milyon ve altındaki 30 milyar Türk'ün semaları tutan lanetine hedef olmaktır. Ayasofya'yı kapalı tutmak, Allah'a sövmeye, Kur'an'a tükürmeye, Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye, Türk vatanını esir etmeye genç bir suçtur. Şimdi, Ayasofya'nın 1453'ten önceki tarihini bilmediğinizde, Ayasofya'nın müze olmasına da anlam veremiyorsunuz. Aslında derinlikli bir meseledir bu.
Ayasofya, 1054 yılında Roma başbiskoposunu yani papayı tanımayarak Ortodoksluğun ilan edildiği kilesidir. Bugün Doğu Avrupa ve Asya'daki Hristiyanlar için kutsal bir mabeddir. Yunanlar, Ermeniler, Bulgarlar, Ruslar için Ayasofya kutsal bir ibadethanedir. Çünkü Ortodoksluk buradan çıkmış.
Cumhuriyet kurulunca da müze yapılmasına karar veriliyor. Burada da aslında yanlış bir bakış açısı yok bana kalırsa. Daha önce Katolikler tarafından Haçlı seferlerinde ele geçirilmiş ve Katolik kilisesi olarak kullanılmış. Ayasofya aynı zamanda Ortodoksluğun kurulduğu kilise ve aynı zamanda 1453'ten sonra da cami. Eğer bir devlet dinlere karşı tarafsız olduğunu iddia ediyorsa Ayasofya'nın müze halinde tutulması aslında son derece sembolik önemlidir.
Ama sonunda açıldı. Türlü türlü komplo teorileri, türlü türlü tartışmalar artık bitti. 10 yıllardır bunu dava edinen siyasal akımlar da Ayasofya'nın açılmasını şu anda reklam ediyorlar. Yeniden cami yaptık onu, hayırlı uğurlu olsun. Fakat bugünden daha önemli başka bir anlamı var 24 Temmuz.
Bugün, bir safsatanın da tarihe karıştığı gün. 24 Temmuz 2023. Loza'nın 100. yıl dönemi. Kendi adıma söyleyeyim, aklım almıyor. Bir ulusun bağımsızlığına ilişkin en önemli, dayanak olan anlaşmanın 100. yılındayız ama alelade bir gün gibi bugün. Ne bir tören, ne bir etkinlik, ne öncesinde bir hazırlık, ne bir kitap, ne bir film. Öylece geçip gidiyor Loza'nın 100. yıl dönemi. Olacak iş değil bana kalırsa.
Bunun nedeni açık ki İsmet İnönü'ye karşı duyulan hasımlıktır. Lozan hakkındaki tartışmaların Atatürk'ün ölümünün ardından başlaması da bunun en net kanıtı. Çok açık ki, çok partili hayatın ilk sürtüşmeleri içinde Lozan da tartışılmaya açılmış, buradan doğru İsmet İnönü'ye politik olarak sıkıştırılmak istenmiş. Tümüyle politik itişmenin arasından filizlenen bir safsatayı on yıllardır sakız gibi çiğnettiler halkımıza.
Şu anda belli bir sıkıntı yaşıyoruz. Yaşıyoruz ama bunun önü açılacağını bildiğimiz için sabretmemiz gerekir. Bu hani sözleşme bitince biz yeraltı kaynaklarımızı kullanmaya başlayınca... Lozan Barış Anlaşması. Bugün hiç değilse bu safsatayla artık daha fazla oyalanmayacağımız bir tarih. Bu gizli maddeler safsatasının dayanakları da tarihin nasıl kolay eğilip bükülebildiğinin kanıtı gibi. Aslında ilk meclis biliyorsunuz Mustafa Kemal karşıtlarının da ikinci grup adıyla güçlü olduğu bir meclis. Lozan görüşmeleri esnasında mecliste de konuya ilişkin çok sayıda oturum yapılıyor. Baya kavgalı, gürültülü oturumlar tabii bunlar. Oralarda dile geliyor. Muhalifler diyor ki, lan siz bizden bir şey mi saklıyorsunuz? İşte bu siz bizden bir şey mi saklıyorsunuz ifadeleri yıllar sonra Lozan'da gizli maddeler var demek ki gibi açığa çıkıyor. Tarihçi Emrah Sefa Gürkan'ı dinleyelim. O dönemde ikinci grup mecliste çok büyük muhalefet ediyor Atatürk'e. Hatta o kadar sertleşik bir muhalefet. Birbirinin üstlerine falan yürüyorlar. Mustafa Kemal'e, İsmet Paşa'yı çok rencide edici şeyler de söylüyorlar. Bunların söyledikleri şeylerden biri de siz bizden bir şey mi saklıyorsunuz şeyi var orada. Çünkü meclisi bypass geçiyor İsmet Paşa'ya. Neden? Abi bizim mecliste konuşuluyor. Seftat Demirci'nin kitabına baksınlar. Abi mecliste bizim konuşuluyor. Gizli celsede. Yarım saat sonra telgraflar Londra'da abi. Gizli celseden bile adamla mecliste konuşamazsın ki. Meclis utanaklarına baktığınızda bizden ne saklıyorsunuz diyen ikinci grup vekilleri yıllar sonra bu gizli maddeler masanın dayanağını oluşturuyor.
Ama olay, tüm detayların meclisle paylaşılmamasından kaynaklanan bir sürtüşme. Atatürk hayattayken, hatta 1950'ye de kimsenin gündeminde lozan yok. Rıza Nur'un tartışmalı bir hayatım ve hatıralarım kitabı var ama o da tartışmalı bir kaynaktır. Bu noktada Lozan'ı tartışmaya açan isim, Soğuk Savaş İslamcılığının tartışmasız en önemli ismi Necip Fazıl Kısakürek. Kendisini üstad kabul eden İslamcılar da Necip Fazıl'ın anlattıklarını yıllarca sakız diye çiğnediler. Ayasofya açıldı. Lozan'ın 100 yılı geride kaldı. Beklentimiz bugün petrol kuyularının açılmasıydı. Malum Lozan'daki gizli maddeler nedeniyle petrol çıkaramıyorduk.
Fakat biz zam haberiyle uyandık. Hepimizi ters köşe etti tabi bu. Benzine 2 TL daha zam yapıldı. Seçimin ikinci turu olan 28 Mayıs'ta benzinin litresi ne kadarmış biliyor musunuz? 20 lira 57 kuruşmuş. Seçimin üzerinden 2 ay geçti. Bugün 34 liranın üzerinde. Vatandaşlardan biri Erdoğan'a oy verdiği için neredeyse pişmanmış.
Yani böyle bir şey olamaz ya. Gerçekten böyle yani ben neredeyse pişman olacağım yani. Neredeyse. Ya evet. Vallahi de öyle billahi de öyle. Benim şimdiye kadar bütün oylarımı ben cumhurbaşkanıma verdim. Ama bu kadar da olmaz yani. Seçim oldu, seçim bitti. Ondan sonra zamlar başladı uçmaya, uçuşmaya. Birbirini kovalıyor zamlar ya. Bu kadar da olmaz. Yazık günah yani. Biz öldük bittik yani.
Ah be sevgili abicim. Erdoğan senin durumunu bilmez mi? Seçimden önce zam yapacak kadar akılsız mı sandın sen onu? Ya düşündükçe insana siniri bozuluyor ama Mayıs ayında sen doğalgaza para ödemedin ya. Bedava doğalgaz dağıttı adam. İkinci müjdemizi açıklıyorum. Bir ay boyunca Türkiye'nin tamamındaki konutların doğalgaz tüketiminden ücret almayacağız.
Seçim bittikten sonra akaryakıta %80'den fazla zam gelmiş. Doğalgazdaki ÖTV tutarı da arttırılmış. Amcamız Erdoğan'a oy verdiği için neredeyse pişmanmış. Bunların tüm hakkında konuşmaya değer. Ama bu neredeyse pişmanlığım ifadesini sadece Erdoğan'cılardan değil, anti-Erdoğan'cılardan da duyuyoruz. Kılıçdaroğlu'na oy verenler de neredeyse pişmanlar. Genel olarak memlekete bir pişmanlık ve mutsuzluk hakim. CHP'yi inatla konuşmadığımız dikkatinizi çekmiştir.
Açıkçası ben ortada konuşulmaya değecek bir konu göremiyorum. Altını dolduramayız yani. Ama önceki bölümde bahsettiğim sosyal medyaya sızan videonun ardından işler değişiyor. CHP'de taraflar artık daha net. Tarafların isimleri de var. Değişimciler ve yenilenmeciler. Değişimciler Kılıçdaroğlu gitsin diyor. Yenilenmeciler Kılıçdaroğlu kalsın ya da İmamoğlu gelmesin diyor.
Ha bunların etli bir tartışması var mı? Yani değişimcilerin değişimden anladığı ne, yenilenmecilerin yenilenmeden kastın ederseniz hiçbir şey yok ortada. Bir didişme hali var. Tartışmadan ziyade yani. Fakat bu didişme halinin muhalif medyada da yansımaları oluyor. Bu bölümde konumuz bu olacak. Son gelişmeler ışığında Halk TV'yi merkeze alarak muhalif medyayı konuşacağız.
Gelişmelerden haberi olmayanlar da bizden ayrılmasın, detaylarıyla bu bölümde dinleyeceksiniz. O halde, ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım. Halk TV, iki yıl kadar yorumcu olarak görev yaptığım bir kanal. Bu haliyle anlatacaklarımın aynı zamanda tanığıyım. Halk TV hakkında en sık duyduğum yorum A Haber'e benzetilmesidir. İşte Halk TV, A Haber gibi böyle bir ezber yorum var. Vasat da bir yorumdur bu.
Buna katılmadığımı en baştan söyleyeyim. Sanırım memlekette hakkında en çok yanlış bilgi dolaşan kanal da Halk TV'dir. Bunu çalışırken bizzat şahit oldum. Bu bölümde hem son yaşanan gelişmeleri ele alacağız, hem de Halk TV hakkında yanlış bilinenleri düzelteceğiz.
Bunca yanlış bilginin ortasında son derece manipülatif bir haber 22 Temmuz gecesi sosyal medyaya düştü. Çeşitli hesaplar, böyle işte adı sanı olmayan, arkasında bir kurum olmayan, aslında troll diyebileceğimiz hesaplardır bunlar ama işte bir biçim ile etkileşim alıyorlar maalesef, bu hesaplar CHP, Halk TV ile tüm ilişkisini bitirdiği ifadesini paylaşmaya başladılar. Ben meselenin arka planından da haberdar olan biri olarak ne tip bir ilişki varmış da bitmiş diye geçirdim içimden. Birkaç saat sonra yazılı açıklama da yapıldı. Açıklama CHP genel başkan üyesi Eren Erdem imzasıyla yapılmıştı. Halk TV ile yapılan reklam anlaşmaları tek taraflı olarak fethedilmiştir deniyordu. Açıklamanın sonuna da duygusal tonlu bir ifade eklenmişti.
açıklamasında Halk TV ile CHP kurumsal kimliği ve kurumsala bağlı hiçbir organizasyon yahut kurulumuzun bir anlaşması kalmamıştır ifadeleri yer aldı. CHP Halk TV ile reklam sözleşmesinin iptalini içeren metni kamuoyuna duyururken, Halk TV ile hiçbir kurumsal sözleşmesinin kalmadığını da vurgulamış oluyordu. Bu vurgulamanın altını çizmek gerekir. Burada önemli bir detayı sizlerle paylaşmam gerekiyor.
Bu sözleşme iptali Hulk TV tarafından değil, yani gazeteci kurum tarafından değil, CHP tarafından duyuruldu. Bu detay neden önemli? Çünkü CHP, Hulk TV ile ilişkisinin bittiğini duyurmak istiyordu. Seçmenlerine, bu kanala kefil değiliz demiş oluyordu. Peki, iptal edilen sözleşme neyi içeriyordu? Bu noktada yasa dışı olmayan, hukuk kuralları içinde hatta sayıştay denetimine tabi olan bir sözleşmeden bahsediyoruz.
Fakat aynı sözleşme, yasaya uygun olmakla beraber gazetecilik etiğini de masaya yatırıyordu. Yani tuhaf, tartışmalı bir sözleşme bu. Sözleşme neyi kapsıyor derseniz, genel başkan ve parti sözcüsünün konuşmalarının canlı yayınlanmasını içeren bir sözleşmeden bahsediyoruz. Yani işte Falk Özturak çıktığında veya Kemal Kılıçdaroğlu çıktığında Halk TV'de bu konuşmaları yayınlayacak. Bunun karşılığında da CHP'den Halk TV'ye ödeme yapılıyor. Haber kamuoyuna CHP tarafından açıklandığında Halk TV'de canlı yayında bu arada.
konu o esnada canlı yayında olan konuklara da sorulmak zorunda kalıyor. Yorumculardan, 4'e belli İstanbul temsilcisi Bülent Bumay, meseleye gazetecilik etiği açısından yaklaşıyordu ki bence de haklıydı dediklerinde. Halk TV Türkiye'de iktidarın kontrol ettiği medyanın dışında, muhalefetin sesini duyurabildiği tek kanal. Dolayısıyla bunu duyurmak için bir siyasi partinin buraya ödeme yapıyor olması, Sonuçta J.P. Boone niye ödüyor? Zaten Halk TV'nin neredeyse varlık sebebi. Gezi'den bu yana, doğduğu günden bu yana Halk TV'nin zaten temel misyonu... CHP
ile Halk TV arasındaki sözleşme yasaya uygundu fakat etik olarak doğru muydu? Bir gazete ya da bir televizyon kanalına zaten yapması gereken şey için ilave para verilebilir miydi? Mesela para karşılığı röportaj yapmak evet belki yasal olabilirdi ama etik değildi. Ya da buna benzer şeyler. Yasaya göre söz konusu sözleşmede de bir mahsur yoktu. Fakat kurumun bunu kabul etmesi etik olarak tartışmalı bir mesele. Tabi bu noktada sözleşmenin ne tip bir parayı ifade ettiği de önem kazanıyor.
Eğer söz konusu para, kanalın tüm faaliyetlerini finanse edecek büyüklükte ise, bu durumda etik tartışma boyut kazanacaktır. İşte mesela milyarlar akıtılıyorsa bu şekilde, bu artık muvazalı bir anlaşmadır. Sadece bu da değil, sözleşmenin iptal edilmesiyle birlikte, kanal ciddi bir finansman sorunuyla da karşılaşacaktır eğer para büyükse. O halde, bu sözleşme karşılığında CHP'den Halk TV'ye ödenen paranın ne büyüklükte olduğunu bilmek gerekir.
Şimdi bu sorunun cevabını vereceğim ama şunu söyleyeyim. Elimde bu sözleşmenin bir kopyası yok. Tümüyle duyumlarıma dayanarak söylüyorum ama duyumlarına da güveniyorum, onu söyleyeyim. Söz konusu sözleşmeyle CHP'den Halk TV'ye yapılacak ödeme yıllık 1 milyon TL'den daha azdır. Bakın yıllık diyorum. Bir televizyon kanalının finansmanında 1 milyon TL'nin devede kulak olduğunu söylemeliyim. Bu para sadece bir aylık personel gideri bile olamaz.
Fakat kamuoyuna yansıyan bilgilerde sözleşmedeki parasal tutar yok. Bu da bilgi kirliliğini besliyor. Sanki Halk TV sadece CHP'nin kaynaklarıyla ayakta kalıyormuş gibi bir görüntü oluşturuluyor. Halbuki bu sözleşme iptali tüm bu hadise için de sembolik önemdedir.
Bu sözleşme iptalinden daha fazlası var aslında. Buraya takılmayın. Ertesi gün, yani 23 Temmuz günü, daha ilginç bir gelişmeye de sahne oluyor Halk TV. Halk TV'nin en çok izlenen programı Serhan Asker'in sunduğu görkemli hatıralar 23 Temmuz'da bir kriz yaşıyor.
Normal şartlar altında Antalya Döşemealtı Belediyesi'nin bir tesisinde yapılacak olan programa belediye başkanı Turgay Genç de katılacak. Hem tesisin kullanılması hem de Turgay Genç'in programa katılması genel merkez tarafından engelleniyor. Görkemli hatıralar Antalya'da alelade bir arazide yapılıyor. Serhan Asker de seyircilere durumu şöyle açıklıyor. Kar, kış, pandemi demeden her yeri geziyoruz. Ülkemizi tanıtmaya çalışıyoruz. Ülkemizin değerlerini sizlerle buluşturmaya, onları anımsamaya çalışıyoruz. Fakat bugün CHP Genel Başkan Yardımcısı olduğunu söyleyen birisinin talimatıyla, bilmiyorum CHP Genel Merkezi'nin talimatı mı ama CHP Genel Başkan Yardımcısı'nın talimatıyla
Ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum. Kırkgöz Hanı'nda program yapacaktık. Hayır, program yapılmayacak dendi. Hani hatırlarsınız, İsrakpaşa Sarayı'nda bize program yaptırmadılar. Gittik dedik, Ahmet-i Hani'de yaptıralım karşısında, türbe de yapalım. Orada da yaptırmadılar. Biz de tarlanın ortasında program yapmıştık. Benzer şeyleri yaşadık. Döşeme 6 Belediyesi'ne giden talimat Eren Erdem tarafından gönderilmişti. Senan Asker de Eren Erdem'i hedef alıyordu.
o yasaklattı, o sansür uyguladı deniyordu. Göşeme 6 Belediye Başkanı Turgay Genç, Twitter'da yaptığı açıklamada Eren Erdem'in adını kullanmadı. Şöyle diyor Genç, Halk TV yayınlarında Eren Erdem hedef alınıyor ancak bu kararın CHP Genel Merkezi'nin kararı olduğu hakikati es geçiriyordu. Sanki Eren Erdem bu kararı tek başına almış gibi. Halbuki bizzat Kılıçdaroğlu'nun talimatıydı bu. Karar da 22 Temmuz'da belediye başkanlarıyla Kılıçdaroğlu'nun bir araya geldiği toplantıda alınmıştı. Sözcü TV'den İsmail Saymaz'a kulak verelim. Kılıçdaroğlu toplantıda özel olarak bir televizyon kanalıyla ilgili artık sözleşmelerin iptal edileceğini söylüyor. Hatta o televizyon kanalında bir programın da adını veriyor. Bunlarla iş yapmayın diye söylüyor. Bu da ilginç bir durum tabii. Yani bir televizyon kanalı için, hem de muhalif bir televizyon kanalı için boykottur.
Şimdi hakikat şudur, 22 Temmuz'da Kemal Kılıçdaroğlu belediye başkanlarıyla bir araya gelmiş, ve burada Halk TV ile yapılan sözleşmene iptal dediğini söylemiş. Yani toplantı bu yüzden yapılmıyor, yanlış anlamayın. Toplantının bir bölümünde de bu talimat ortaya çıkıyor. Belediye başkanlarına da bunlarla program yapmayın deniyor. Buna karşılık Halk TV, genel merkezi değil, genel başkanı da değil, Eren Erdem'i hedef alıyor. CHP, genel başkanını doğrudan karşısına almak istemiyor. İstimali saymazdaki bu bilgi bu arada sır değil.
Hemen herkesin duyduğu bu gelişmeden Hulk TV'nin mi haberi yok? Elbette var. Fakat burada da bence etik açıdan bir tartışmalı mesele ortaya çıkıyor. Hulk TV doğrudan CHP genel başkanına karşı bir tutum takılmayarak aslında eyyam yapıyor ve daha yumuşak karın olarak görünen Eren Erdem'e taarruz ediyor. Ekran altındaki yazılarda Eren Erdem'in fesih kararı ya da Eren Erdem'in sansürü gibi KC'ler kullanılıyor.
Haberlerde Halk TV'ye Eren Erdem sansür gibi ifadeler kullanılıyor. Halbuki Eren Erdem Kılıçdaroğlu'nun yani CHP kurumsal kimliğinin talimatını uyguluyor. Böylece bir gazetenin ya da bir haber mecrasının siyaset yapmaya başladığına tanıklık ediyoruz. Bir hakikat çarpıtılıyor. Halk TV'ye her ne yapıldıysa bu genel başkan talimatıyla yapılıyor. Ancak bu, Halk TV seyircisinden esirgeniyor. Sanki Eren Erdem'in tek başına aldığı bir operasyon kararıymış gibi anlatılıyor seyirciye.
politik bir dil kullanılıyor. Peki kararın arkasında ne var? Çok açık ki seçimlerden sonra Halk TV'nin değişimden yana çizgisi, yani İmamoğlu'nu destekleyen çizgisi CHP genel merkezini rahatsız etmiş durumda. Son sızan videolardan sonra taraflar net şekilde ortaya çıkınca da aslında kılıçlar kaldırılıyor.
Ekran yüzlerinin CHP genel başkana dönük eleştirileri rahatsızlık konusu oluyor. Hele hele yerel seçimler yaklaşırken CHP seçmenlerinin yakından takip ettiği kanal olarak Halk TV dizayn edilmek isteniyor. Fakat tüm bunlar bir tarafa bırakılıyor ve karar sanki Eren Erdem'inmiş gibi bir anlatı sunuluyor seyirciye. 24 Temmuz'da Halk TV'nin patronu Cafer Mahiroğlu Twitter'dan yayınladığı mesajında da Kemal Kılıçdaroğlu'na sesleniyor ama Eren Erdem'i hedef alıyor.
aysun rastlanır sesinden dinleyelim. yönetim kurulu başkanı cafer mahiroğlu az önce bir mesaj yayınladı twitter'dan. günün mana ve ehemmiyetine uygun olduğu için hemen şimdi vermek istedim. diyor ki, sayın genel başkan, kılıçdaroğlu'na hitap ediyor. kime hizmet ettiği belli olmayan bir karanlık genel başkan yardımcınızın Eren Erdem kastediliyor.
Aldığı Halk TV'ye sansür ve ambargo kararı görkemli hatıralar yayınından sadece birkaç saat önce tebliğ edildi. Bu uzun açıklama, Kılıçdaroğlu'na bu kara lekenin sürülmesine izin vermeyin denerek sona eriyor. Sanki kararı Sehven Erener'den vermiş gibi. Bir de tabii artık CHP'de Kılıçdaroğlu'nun çekildiğinin en net göstergesi Halk TV boykotu. Üstelik aynı gün, yani 23 Temmuz'da Kılıçdaroğlu, hürriyet yazarlarının sorularını yanıtlıyor. Ne alaka denebilir? CHP Genel Başkanı Demirören Medya'ya şu zamana kadar hiç demeç vermedi.
CHP'liler de bu medya grubunun programlarına katılmıyordu. Kılıçdaroğlu hürriyete konuşarak bu ambargoyu kaldırmış oldu. Aynı gün bir başka ambargoyu başlatarak yani aslında bunun da tesadüf olmadığını söylemek gerekir. Demirören medyaya yapılan ambargo kaldırılırken, muhalif medyadan Halk TV'ye bir ambargo uygulanmaya başladı. Burada seçim sonuçlarındaki bir değerlendirme etkilidir. CHP genel merkezinde yenilginin faturalarından birinin muhalif medyaya kesildiği anlaşılıyor.
Muhalif medyaya hapsolduk, yenilgide bu da etkili oldu deniyor ve böyle bir tutum alınıyor. Yani mesele Eren Erdem'in çapının çok ötesinde. Buna karşılık, Hulk TV ile tüm ilişkimiz kesilmiştir ifadesi, konuya yabancı kesimlerde bir soru işareti de yarattı. Yahu Hulk TV zaten CHP'nin değil miydi? İlişkimiz kesilmiştir ne demek? Kanalı mı satıyorsunuz?
Burada bir kafa karışıklığı var. Halk TV hiçbir zaman CHP'nin olmadı. Zaten bir siyasi partinin televizyon kanalının olması da mevzuata aykırıdır. Detayları izin verin anlatayım. Bunun için 17 yıl kadar geriye gitmemiz gerekiyor. Ama önce kısa bir ara verelim. Aradan sonra Halk TV'nin geçmişinden bugüne gelerek meseleyi daha iyi anlayacağız.
AKP iktidarının kurulduğu 2002'ye dek Türkiye'de bir siyasi parti lehine taraflı yayın yapmak yasaktı. Zaten böyle bir yayın yaptığınızda RTÜK tarafından rezalandırılıyordunuz. Yani 2002'ye kadar olan mevzuat şu anda da olsaydı, ortada ne Halk TV olurdu, ne haber olurdu, ne ana akıl medya kalırdı. Söz konusu bu yasak, Cem Uzan'ın Star Televizyonu'nun da başına dert olmuştu. Cem Uzan'ın genç partiyi kurup seçim meydanlarına çıkmasıyla birlikte, Star TV tümüyle Cem Uzan propagandasına başlamıştı. Çekilin! Açın Türkiye'nin önünü! Durduramazsınız! Türkiye geliyor!
3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde ağır cezalara karşın Uza'nın propagandasına devam etti Star TV. Sonrasını zaten biliyorsunuz. Fakat AKP iktidarında bu yasak, yani taraflı yayıncılık diyelim hadi. Taraflı yayıncılık yasağı AKP'nin de işine gelmiyordu. Kendi medyasını kurmak için adım atan iktidar, televizyonda taraflı yayınlara ilişkin yasağı içeren mevzuatı 2004 yılında kaldırdı.
Böylece bugünlerin medyasının önü bundan 18 sene önce açılmış oldu. Bu düzenlemenin ardından CHP'de de kendi televizyonumuzu kuralım fikri oluştu. Madem televizyonda parti angajmanı olabiliyordu, CHP'nin de kanalı olmalıydı. Böylece 10 Ocak 2005'te partiye yakın iş adamlarının finansman sağlamasıyla Hulk TV yayınlarına başladı. Yani Hulk TV aslında CHP'nin kanalıydı ama CHP'nin kanalı olamazdı. Yani kanalın sahibi CHP düzel kişiliği olamazdı.
Hal böyle olunca patron, genel başkan Deniz Baykal oldu. Yani aslında neredeyse partinin resmi kanalı Halk TV idi. Kanalın yayınları da aslında CHP seçmenine bile değil, CHP üyelerine dönüktü. Yani milyonlara ulaşmayı hedefleyen bir kanal olmadı Halk TV.
81 in örgütüyle genel merkezin mesajının paylaşılması hedefleniyordu. Yani işte kurultay süreçlerinde parti içinde diyalog kanalları daha yaygın olsun, iletişim kanallarımız daha güçlü olsun diye bir kanal açılmış. O kanal da zaten uydudan yayın yapıyor. Yani kimsenin dikkatini çeken bir kanal da değil. Zaten reyting kaygısı da yok. Uydudan yayın yapan çok küçük bir kanaldan bahsediyoruz.
Reklama da ihtiyacı yok, çok kısıtlı bir personel yapısı var. Fakat bu yapı, 2010 yılında Kılıçdaroğlu'nun genel başkanı olmasıyla tuhaf bir duruma dönüşüyor. Şimdi, CHP'nin genel başkanı Kılıçdaroğlu, CHP'nin yarı resmi kanalı Halk TV, partinin başında Kılıçdaroğlu var ama partinin kanalı Halk TV Deniz Baykalın. Şimdi bu tuhaf bir durum. Böylece Halk TV, CHP içindeki parti için muhalefetin de sesi olmaya başlıyor.
Buna karşın kanal geniş kitlelere hitap edemediği için bu durum çok büyük sorun oluşturmuyor. Ta ki Mayıs 2013'e dek. 31 Mayıs 2013, kanalın kaderini değiştirecek bir gün. Tüm İstanbul ayağa kalkmış Taksim'e yürürken televizyonlarını açan seyirciler penguen belgeseliyle karşılaşıyorlar. Penguenlerin çoğu birbirlerini kollayıp sıcaklığı paylaşıyor. Bu yetişkinler
Bu medya sansürü, iktidarın medya üzerinde ne büyüklükte bir kontrole sahip olduğunun da kanıtı gibiydi. O gün, Türkiye'de ne olduğuna ilişkin haber veren tek kanal vardı, o da Halk TV'ydi. Böylece, 2-3 muhabiri olan bir apartman dairesinden yayın yapan küçücük bir kanal, bir anda milyonların takip ettiği bir televizyona dönüşmüştü. Kimse ana akım haber kanallarına güvenmiyor, güvenilir kaynak olarak Halk TV takip ediliyordu. Milyonlar Halk TV'nin adını Gezi'yle beraber duymuştu. Protestoları vermeyen haber kanalları böylece Gezi'nin öfkesini üzerine çekecekti.
dikkat çekici hale gelmişti canlı yayın araçlarının saldırıya uğradığını görmüştük ancak bugün canlı görüntüyle tekrar edelim aktarıyoruz bir protesto eylemi var medyanın tavrı Gezi Parkı protestolarıyla başlayan süreçte yeterince ayrıntılı bilgi vermediği görüşüne dayanan protesto eylemi NTV'nin önünde devam etmek... Dün edek Halk TV, kelimenin gerçek anlamıyla CHP'ye angaja olan bir kanaldı. Milyonlarca insan Halk TV'nin adını Mayıs 2013 ile birlikte duymuştu ama Halk TV kuralı o tarih itibariyle 8 yıldan fazla oluyordu. Böylece CHP'nin kanalı olağanüstü bir reytingle baş başa kaldı. Ben CHP'nin kanalı diyorum ama Baykal'ın kanalıdır fakat CHP'liler tarafından CHP'nin kanalı olarak bilinir. Yani böyle tuhaf bir durum var ortada.
Fakat bu gazetecilik etiğinin sorgulanmadığı bir döneme denk geldi tabii. Zira bu dönemde asıl sorgulanan Hulk TV değil, diğer haber kanallarının iktidarın kontrolünde yayın yaptığının teşhir olmasıydı. Yani Hulk TV'deki söz konusu bu durum biraz göz ardı edilebiliyordu. Öyle ya da böyle milyonlar artık Hulk TV'yi izliyordu ama Hulk TV milyonlarca insana yayın yapmak üzere organize olmamıştı.
Kanal küçücüktü dedim ya zaten kendi çapında kendi yağıyla kavrulan bir kanaldan bahsediyorduk. Böylece kanala daha fazla para gerekmeye başladı. Normal şartlar altında milyonların izlediği bir kanala reklam yağması gerekir. Ama Türkiye'nin düzeni ortada. Böylece seyirciler kanalın finansörü yapılmaya başlandı.
Hulk TV'yi bizzat iktidar yaratmıştı. Muhalif halk kesimlerinin güveneceği bir kanala ihtiyaç artık gün gibi açıktı. Ülkenin en önemli olayları, ana akım medyada sansüre uğruyordu. Gezi ile birlikte bu sansür ayyuka çıkmıştı. Elde sadece Hulk TV vardı. Ona da sahip çıkma zamanıydı. Gün, birlik olma günüydü.
Şimdi omuz omuza verme zamanı. Şimdi birlik olma zamanı. Halk Gönüllüleri için Halk TV'mizin Kalemi Kırılmaz yazarlarından sizler için dev bir kitap seti hazırladık. Halk TV CHP'nin kanalı olarak biliniyordu ama kanal Baykal'ların kontrolü altındaydı. Bu da siyaseten son derece nezaketsiz bir tavırdı. Mesela Canan Kaftancıoğlu'nun geçmişte attığı tweetler, o meşhur tweetler İstanbul'u il başkanlığına aday olduğunda yine Halk TV tarafından seyirciye gösteriliyordu.
Böylece kanal, İstanbul il başkanlığında bile doğrudan Deniz Baykal'ın operasyonlarına alet ediliyordu. Kaftancıoğlu, yıllarca Hulk TV'ye bu nedenle hiç çıkmadı mesela. Baykal, Hulk TV'yi kendi parasıyla değil, CHP genel başkanı kimliğiyle kurmuştu fakat CHP genel başkanlığı değiştikten sonra Baykal kanala sahip çıktı. Bu tuhaf durum, 2019'da boyut kazandı. Aslı Baykal kanalı sattı. Eee ne var bunda diyebilirsiniz.
Sorun şu, kanal CHP'nin parasıyla kurulmuş baykalların değil, seyircilerin desteğiyle bugüne gelmiş baykalların değil, kanal baykalların değildi. Deniz Baykal, CHP genel başkanı olduğu için kanalın patronu görülüyordu. Fakat Aslı Baykal, kanalı sanki kendinin misçesine sattı. Uğur Dündar da günü geldiğinde bu çarpıklığı Twitter'dan duyuracaktı.
Aslı Baykal'la bir nedenle polemiğe giren Uğur Dündar, bu polemikte son sözü söyleyen taraf oldu. Dündar 30 Mayıs'ta Twitter'dan şunları söyledi. Sayın Aslı Baykal, siz bırakın ahkam kesmeyi de CHP'nin parasıyla kurulan televizyonu kaça sattınız, onu açıklayın. Ayrıca Türkçe'de yemeğe değil, yemeğe yazılır. Siz TV'nin parasını yemeğe bakın. CHP'nin geleceğini belirlemeyi de CHP'lilere bırakın.
Urdun Dal haklıydı. Aslı Baykal, Halk TV'yi sanki kendisinin miş gibi sattı. Olacak iş değil. Kanalın yeni patronu Cafer Maireoğlu oldu. Bu noktada bence Maireoğlu'nun bir kabahati yok. Ama Aslı Baykal'ın? Puh! Olacak iş değil. Genel yeni yönetmenliği de Cafer Maireoğlu kanalı satın aldıktan sonra... Suat Toktaş'a geçti. Ben de Suat Toktaş döneminde Halk TV'de Kayda Geçsin programında Timur Soykan, Murat Arel ve Özlem Gürses'e bir buçuk yıl kadar eşlik ettim. Daha sonra Özlem Gürses'in kanaldan ayrılmasıyla birlikte Sabah Kuşağı'nda yayınlanan Neden Sonuç programına geçtim. Burada Mehmet Teskan ve Sedat Selek'le birlikte çalıştım. Çalıştığım süre boyunca genel yayın yönetmenim Suat Toktaş'tı.
Uzatmayayım. Ben Ağustos 2022'de yani geçen yıl Hulk TV'den ayrıldım. Eylül'de de Suat Toktaş gitti. Benden sonrasına ilişkin yorum yapmayayım ama şunları söylemek isterim. Ha Hulk TV, ha A Haber gibi yorumlar çok yaygın. Bu yorumlara aldanmamanızı dilerim. Hulk TV'de en azından beraber çalıştığım tüm gazeteciler namuslu insanlardı. Hepsinin emeğine, yayın ilkelerine ne kadar bağlı olduklarına şahidim. Timur Soykan ve Murat Arel, muhabirlik heyecanının en yüksek aşamasıdır. Her ikisi de bizim memleketin en değerli araştırmacı gazetecileridir. Özlem Gürses, bu zamana kadar çalıştığım en nitelikli moderatörlerden biriydi. Keza, Seda Selek de öyledir. Mehmet Tezkan ise, yayıncılık tecrübesiyle çok şey öğrendiğim bir kişiydi. Ama böyle medya düzeni olur mu derseniz olmaz arkadaşlar.
Türkiye'deki en büyük problem, siyasetin finansmanı ve medyanın finansmanıdır. Bu toksik, korkunç, Türkiye'yi sürekli olarak kutuplaştıran, Türkiye'nin sıradan, ahlaklı, vatandaşları arasında çinsetleri kuran, sürekli olarak insanları kriminalize eden, hakaret eden insanlara ve birbirine düşman eden bu iklim, 21 senedir iktidar ve senedir iktidar Halk ve hükümetler arasında birbirine düşman eden bu iklim, 21 TV'yi 21 yıllık iktidar yarattı. Bu kanal, Türkiye'de Erdoğan'a razı olmayan milyonların mecbur bırakıldığı bir mecraya dönüştürüldü. Günün sonunda bir dialektik ortaya çıktı. Yandaş ve muhalif medya. Gazeteciler muhalif veya yandaş olarak ayrılamaz. Bizim memlekette bir gazeteciler var, bir de tetikçiler var. Muhalif diye saydığınız tetikçiler olduğu gibi, yandaş diye saydığınız gazeteciler de var. Tam tersi de geçerlidir. CHP'nin Hulk TV ile ilişkimiz bitmiştir ifadesi de, Hulk TV'nin Elen Erdem sansürü ifadesi de bana kalırsa manipülatiftir.
Hakikate sadık kalalım. Bu medya düzeninde ne kadar zor olduğunu bilerek yapalım bunu. Trend Topiği pol bimedyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar halkın haber alma hakkının önemini doğru kavramanızı dilerim. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.