Podcast

287: Orta Direğin Dört Tekerle Sınavı

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Orta sınıf olarak söylenen kentli, meslek sahibi orta gelirli ücretli kesimler için ev hayal oldu. Yeni yatırım aracı otomobili alan pişman, almayan bin pişman.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.595 kelime · ~18 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 4 Temmuz'da alıyoruz. Sizin çevrenizde var mı bilmem ama Biyaz kıza mı üremiş ki sormayın. Ben İstanbul'da yaşadığım için yakından gözlüyormuşum meğerse. Çünkü Fahrettin Koca, Sağlık Bakanı biliyorsunuz, 4 Temmuz'da yaptığı açıklamaya göre vakaların %86'sı İstanbul'daymış.

İnanılmaz bir salgın var. Peki artışın nedeni ne? Burada iki başlık öne çıkıyor. İlki, düzensiz göçmen nüfusun hastalıktan korunamaması. İkincisi de, Türkiye'deki aşı karşıtlığındaki tedirgin edici yükseliş. Son günlerde kızamık vakalarında bir artış var. Hatta kızamık yüzünden bir de ölüm olduğu söylenir. Ama bu bilgi doğru değilse, Halk Bakanı Fahrettin Koca bizzat açıklık getirdi, yalanladı ölüm iddiasını. Bir de önemli uyarı yaptı ama, aşı uyarısı. Çünkü bakanlığın verilerine göre de bir artış var kızamık vakalarında. En büyük nedeni de yine bakanlığa göre aşı karşıtlı, aşı kaçtı aileler. Ortaya çıkan tablo bu meseleyi böyle olduğunu doğruluyor. Hastalık daha çok aşılanmamış çocukları yakalıyor.

Bu aşı karşıtlığı işini bana kalırsa gelecek dönemde biraz daha fazla konuşacağız gibi duruyor çünkü veriler pek sağlam değil. Çocuklarınızı aşılatın diyeceğim ama bana düşmez. Siz zaten bu işin bilincindesinizdir. Fakat pandemiyle beraber aşı karşıtlığının da hızla arttığını bilelim. Önümüzdeki yıllarda yeni bir fenomen olacak bu aşı karşıtlığı. O konu uzun ama buradan uyarmış olayım. Bir 9 yaş arası çocuğunuz varsa hele hele İstanbul'da oturuyorsanız önleminizi almalısınız.

Transkriptin tamamını oku

Şimdi biz politikadan devam edelim. Seçim sonrası gündemler hız kesmeden devam ediyor. CHP bildiğiniz gibi karışık. İmamoğlu'ndan yeni bir çıkış bekleniyor bu arada. CHP için de bir grup CHP'den ayrılıp, SHP'yi yeniden kurma fikriyle kulis yapmaya başlamış durumda. Bu tavra karşılık CHP'li isimlerden açıklamalar bile geldi. Henüz CHP'yi kuralım diyen yok ama bu kulislerde konuşulan bir şey. O kadar ki CHP'nin son genel başkanı Murat Karayalçın da Twitter'dan açıklama yaparak CHP'yi yeniden kurmanın talihsiz bir girişim olacağını söyledi. TGT Haber Ankara temsilcisi Ercan Gürses de konuyu TGT'de yorumlamış, farklı bir perspektiften, Dışarıdan bir gözle nasıl görünüyor bu hikaye? Ercan Gür sesten dinleyelim. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra kurulmuştu CHP. Kurulma nedeni de şuydu, eski partiler yasaklı hale getirilmişti. Dolayısıyla CHP de yasaklıydı. CHP'yi böyle bence ikame etmek için kurulmuş bir partiydi. Ama CHP sonra zaman içerisinde farklı yere evrildi. İçerisinde tamam CHP unsurları, Atatürkçü unsurlar da vardı ama

Bence böyle siyasi kürtçülüğün de içerisinde olduğu biraz daha batı tipi sosyal demokrat bir parti haline geldi. Sonra tabi ki bölünmeler yaşandı. CHP farklı bir yere evrildi. Deniz Baykal liderliğinde yeniden kuruldu CHP yasak kalktıktan sonra. Sonra %3'lük CHP %21'lik CHP'yi yuttu. Siyasi Kürtçülük denen hadise, bugünkü siyasal mirasa HDP'de olan hareketin, o günkü partisi HEP, Halkın Emek Partisi vekillerinin 89 seçimlerinde SHP listelerinden meclise girmesiydi. O yıllar için PKK ile mücadele konsepti bugünkünden farklıdır. Yani biraz anokronik davranmış oluruz, o günkü SHP'ye siyasal Kürtçü dersek.

Bugünkü konsept 90'lı yılların başında geliştirilmişti. Nitekim Erdal İnönü de 93'te siyaseti bırakmıştı. Yani Erdal İnönü'yü bununla tartmamak gerekir. Zaten bizdeki terörle mücadele kanunu da 90'lı yılların başında gelmiştir. Daha önce kanunlarımızda geniş kapsamlı bir terör tanımı bile yoktu.

CHP için batı tipi sosyal demokrat demek bence de doğrudur. CHP, 12 Eylül'den sonra merkez solun içine düştüğü krizi aşma çabasıydı. Aynı dönemde Türkiye dışa açılıyor özel dönemi ve Türkiye'nin sosyal demokrasisi de yeni döneme uyum sağlıyordu. Bu yeni dönemin en temel özelliği, sosyal demokratlardan başka solu temsil eden siyasi hareketlerin son derece sert biçimde baskı altına tutulmasıydı.

Böylece SHP tek sol alternatif olarak parlıyordu. Burada tek sol derken solun daha solunda çok güçlü bir devrimci hareket vardı 70'lerde. Yani SHP'nin solu 70'lerde çok güçlüyken 80'lerde gücünü kaybetmişti. İşte bu krizli ortamda SHP doğup büyümüştü. 12 Eylül'den sonra cezaevine giren ya da girmeyen devrimciler de CHP'ye destek attılar. Böylece kendi özgün koşulları olan bir Sosyal Demokrat Partimiz oluştu. Başına da İsmet İnönü'nün oğlu Erdal İnönü geçti. Bana kalırsa siyasi tarihimizin en orijinal liderlerinden de Erdal İnönü. Mütevazılığıyla ön plana çıkan, ender görülen siyasi liderlerdendi. Özal tarafından bir limon gibi sıkılmaya razı mısınız diyordu.

da sayılırdı. Siz bir limon gibi sıkılırken onlar enflasyon yoluyla havadan para kazanıyorlar. Zengin oluyorlar. Ama CHP o günün özgün koşullarında ortaya çıkmış ve Erdal İnönü'nün siyasetten çekilmesinin ardından CHP'yle birleşmişti. 2002'de Murat Karayalçın tarafından yeniden kurulmuşsa da umulan bulunamamıştı. Niye anlatıyorum bunları? CHP'deki kriz öylesine derin ki artık parti içi hizipler partiden ayrılmayı düşünüyorlar.

Bakın çok enteresan bir şey. İki hafta önce birleşe birleşe kazanacağız diyen parti bugün bölüne bölüne büyüyeceğiz diyor. Zaman ne getirecek göreceğiz. Erdal'in önü 1980'lerin etkili siyasetçilerindendi. Orta direk ifadesinin siyasi literatürümüze girdiği, Özal'ın uyguladığı neoliberal politikayla orta direk olarak ifade edilen çalışan kesimlerin alım güçlerini kaybettikleri yıllardı. Evet, tüketim sepetimiz çeşitlenmişti, ithal ürünler gelmeye başlamıştı, ulaşım hizmetleri biraz daha konforlu hale gelmeye başlamıştı. Ama alım gücümüz eriyordu. Erdal İnonu'yu anmam bu nedenle boşa değil. Çünkü biz de son yıllarda benzer bir süreçten geçiyoruz.

Orta sınıflar çözülüyor. İnönü'nün deyimiyle bir limon gibi sıkılıyoruz. Peki, bunu nasıl çerçevelendirmeliyiz? Bu bölümde bunu konuşacağız. Odak noktamızda otomobil piyasası olacak. Fakat otomobil piyasasını konuşurken, çalışan kesimlerin içine düştüğü açmazları da konuşacağız. Bölümün sonunda yeni Türkiye manzarasıyla karşılaşacağınızı umuyorum. O halde, ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Oldum olası bu orta sınıf ifadesinden hiç haz etmemişimdir. Orta diye sınıf mı olur? Yani benim haz dedip haz etmememden daha da ötesi, aslında böyle bir sınıfın olmayışıdır. Orta sınıf dediğiniz aslında bir gelir grubudur. Sınıf ayrı şey.

Alt gelir grubu, orta gelir grubu, üst gelir grubu olur da, alt sınıf, orta sınıf, üst sınıf olmaz. Ben de bazen kullanıyorum ama yanlıştır yani. Sınıflar iki tanedir. Çalışanlar, yani emekçi sınıf ya da proletarya, bir de çalıştıranlar, yani sermaye sınıfı ya da burcuvalar. Şimdi komünist komünist konuşma demeyin, bunlar hakikattir. Komünist de kabul eder, kapitalist de. Biz orta sınıf deyince aslında emekçi olan pek çok insan çalışma şartları kol gücüne dayanmıyor. 3-5 kuruş da daha fazla kazanıyor diye kendisini emekçiden saymıyor. Yani biz orta sınıfız. E nesiniz patron musunuz kardeşim? E siz de başkasının nam ve hesabına çalışıyorsunuz işte.

biraz daha yüksek maaş alıyorsunuz, masa başında çalışıyorsunuz diye siz kendinizi niye patrondan sayıyorsunuz? O yüzden orta sınıf demiyorum ben, kendisinin orta sınıf olduğunu iddia edenlerin de büyük ölçüde emekçi olduğunu gözlüyor. Dünyayı sarsan 10 gün filminde bir bolşevik askerin dediği gibi. Ama eğitim almadım. Ve bildiğim tek şey var. O da iki sınıf olduğu. Proterya ve bojubalar.

Yani orta diye sınıf olmaz. İki sınıf var. İki sınıf var. Eğer birinden değilseniz...

Öbüründen olmanız gerekiyor. Beyaz yakalılar daha janti giyiniyor, asgari ücretten biraz daha fazla maaş alıyorlar diye geniş emekçi yığınlara üstten bakabiliyorlar. Halbuki acıklı bir hadisedir bu. Dolayısıyla büyük çoğunlukla beyaz yakalıların kendilerinin içinde hissettiği orta sınıf çözülüyor demek yerine, aslında orta gelir grubundaki emekçiler üzerindeki sömürü artıyor demek daha doğrudur, daha hakikidir. Mesela bankacıları ele alalım.

Uzmanlar, memurlar, yetkili memurlar, müfettişler. Bankalarını kendilerinin sananlar. Türkiye'nin yaşayan en önemli iktisatçılarından Korkut Borotav'ın tespitini dinlemeniz lazım. Bu yakın dönemde bankaların son bir yılda %410 kârlarında artış olduğunu duyurdu. Bankalar Birliği sanıyorsa. %410 kârlarda artış. Hiç misli artış. Aramızda

illaki vardır bankacılar. Şirketlerinin karı 5 katına çıkmış, Bankacılar ücretlere enflasyon oranı kadar zam gelip gelmeyeceğini düşünmekte. Dolayısıyla en geniş anlamda emekçi kesimlerin içine düştüğü bunalım hali nedeniyle bir ekonomik krizden bahsetmemiz doğru olmaz. Yaşadığımız şeyin adı ekonomik kriz değildir. Türkiye 2021'de %11, 2022'de %7 büyümüş.

Son 2 yılda ortalama %9'luk büyüme olan yerde ekonomik krizden bahsedemeyiz. Ama bir bunalım olduğu da ortada. Bu bunalım büyük ölçüde sosyal-ekonomik bir bunalım. Kokut Boratav buna sermayenin üst kesimlerinin altın çağı diyor. Kamuoyunda herkes kriz lafı ediyor. Bu çevrelerde kriz yok. Bu çevreler Türkiye'nin son 7 yılda %4'e yaklaşan büyüme temposunu fazlasıyla nemalanmıştır. Fakat

yine de bu orta sınıf ifadesini kullanıyoruz. Nedir bu orta sınıf sorusuna çok sayıda iktisatçı cevap veriyor. Ben Fransız iktisatçı, 21. yüzyılda Kapital'in yazarı Thomas Piketty'nin tanımını paylaşayım size. En zengin %10'a üst, en yoksul %50'ye alt, arada kalan %40'lık kesime de orta sınıf diyelim diyor. Fakat ekliyor, burayı vurgulayalım, diyor ki benim bu tanımım bilimsel değildir. Sadece derdimi anlatabilmek için bu tanımı uydurdum. Yani bilimsel bir orta sınıf tanımından bahsetmek zordur. O nedenle orta sınıf çözülüyor demek bilimsel değil. Orta gelir grubundaki emekçiler üzerindeki sömürü artıyor demek daha doğru.

Mesela araştırma görevlilerini ele alalım. 2015 yılın Ocak ayında 7'ye 1 kıdemli araştırma görevlisi asgari ücretin 3.77 katı kadar maaş alıyormuş. 3.77 2023'ün Ocak ayında yani 8 yıl sonra bu oran 2.25'e kadar düşmüş. Bu eğilim devam ederse orta gelir grubundan da bahsetmemiz mümkün olmayacak. Herkes asgari ücretli olacak.

Fakat asgari ücrete yakın samaya odaklanmak bana kalırsa doğru değil. Sermaye gelirlerine Irak samaya odaklansak işler daha çarpıcı bir boyut kazanıyor. Benim de severek takip ettiğim Mesele Ekonomi adlı YouTube hesabında gazeteci Merve Özcelik gelir eşitsizliğine, Türkiye'deki gelir eşitsizliğine ilişken bazı verileri paylaşmış. En zengin %10 tüm gelirin %54,5'ini alıyor. Bunun karşısında en yoksul %50'nin payı ise sadece %12. Bu iki gelir grubu arasındaki makas 2002-2007 yılları arasında kapanmaya yaklaşsa da 2018-2021 yıllarında yine 20 katın üstüne çıktı. Şimdi burada gelir grubu olarak tanınmadığımız şeye iki kategori daha eklersek tabloyu net görürüz. Gelir dediğiniz şey bir aylık veya bir yıllık yani sabit bir dönemde elde ettiğiniz para ya da işte alım güç. Fakat mesele yalnızca gelirle ilgili değil. Aynı zamanda gelirinizle doğru orantılı olan tüketim sepetiniz

ve ev, araba gibi mülk sahipliğiniz de refahınıza ilişkin önemli göstergeler veriyor. Yani yüksek bir yeriniz yoktur da mesela eviniz vardır, arabanız vardır. Ya da yine geliriniz düşmektedir de tüketim sepetiniz boş olmamaktadır, kaliteli ürünlerle doldur, ne bileyim köyünüzden gıda geliyordur falan. Burayı vurgulamamın nedeni de bu. Gelirdeki eremeden daha farklı tehditlerle karşı karşıyayız. Zaten yaşadığımız bunalımın sosyal boyutları o yüzden önemli.

Birincisi, dayanışma ekonomimiz çözülüyor. Bizde bunun adı köydü. Köyle bağımız kopuyor. Dolayısıyla gıda yardımını eskiden köyden edinen bir halktık, artık bu bitiyor. İkincisi mülk sahipliğimiz. Mülk sahipliğimiz de çözülüyor. Artık tümüyle mülkü miras yoluyla elde ediyor emekçiler. Kendileri biriktiremiyorlar yani.

Ailede ev, araba varsa ne âlâ. Yoksa, yoksa size geçmiş olsun. Çünkü bir ev sahibi olmak gerçekten artık hayal bile değil. Tabii çalışanlar için söylüyorum. Yoksa alan alıyor. Ev fiyatlarına ilişkin Kira Krizi ve La Casa de Papel bölümünü dinleyebilirsiniz. Ama ben buradan Merkez Bankası verilerini yeniden paylaşayım. Nisan ayı itibariyle Türkiye'de bir metrekare konut almak için 22.841 lirayı gözden çıkarmalısınız.

100 metrekare ev için 2 milyon 284 bin lira eder bu. İstanbul için veri araştıracaksanız bu rakamları bir buçukla çarpın. Burada bir ara verelim, bize de para lazım. Döndüğümüzde otomobil piyasasından bu sefer devam edeceğiz.

çalışarak ev sahibi olma işi geride kaldı. Artık o tren kaçtı. Eğer ki maaşlı çalışansanız siz, para biriktirerek veya konut kalesi falan kullanarak ev alabilmeniz o kadar kolay değil ve bence hatta imkansız. Sanırım artık bunu kabullendik. Artık biz kiracıyız, kira bizim kaderimiz. Peki, tasarrufu olan bir kimseyseniz, yani gelirinizin tümünü tüketmiyorsanız, ne yapacaksınız?

Önceden yatırım amacı bir ev alayım kiraya vereyim gibiydi. Şimdi otomobil alayım da bir tane nasıl olsa bir hafta sonra 100 liraya koyacak üzerine diye düşünen insanlar var ya. Markasına göre her gün arabalara zam geliyor. Sattığın arabayı geriye 4-5 kere geriye alıyorsun, satıyorsun. Nereye kadar gidecek bu bilmiyorum. Yani inanılmaz stokçuluk var. Araba

Türkiye ekonomisi konutları yatırım aracı olarak kodladı ama artık konut almak her baba yiğidin harcı değil. Bir alt model yatırımcılığın da adresi otomobil olmuş durumda. Arabanız varsa ne ala? Alın, satın, gene alın, gene satın, sürekli onu yükseltin, borçlanın, biriktirin ama o arabayı elinizde eskitmeyin. Bir yolunu bulun ve arabanızı sürekli yükseltin. Durduğu yerde değerleniyor namussuz.

Hemen alın ki treni kaçırmayın. Yılın ikinci yarısıyla birlikte otomobil markaları yeni zamları şimdiden yapıştırdı. Otomobil sektörü yılın ikinci yarısına zamla girdi. Birçok markada fiyatlar yüzde 6 ila 10 arasında arttı. İşin tuhafıysa zamlı fiyatlara rağmen piyasada sıfır araç bulunamaması. Araç isteyen ortalama 8 ay sıra bekliyor.

Uzun zamandır gözlediğimiz bir durum bu. Sıfır araç bulamıyorsunuz. Daha önce zaten konuşmuştuk konuyu. Çünkü onu da galeriler kendilerine alıyorlar. Neden? E kapış kapış gidiyor arabalar. Haliyle ikinci el satışları sıfır fiyatlarının üzerinde. Kelimenin tam anlamıyla stokçuluk yapılıyor yani. Bayilerde sıfır araç bulamayanlar ikinci ele yönelince ikinci ele otomobil fiyatları sıfır araçları sollayıp geçti. Otomobil piyasasında yaşanan bu garip durum akıllara stok iddialarını getirdi.

Fakat arabası olmayanlar, sanırım onlar için tıpkı konutlarda olduğu gibi tren kaçıyor. Sıfır araba fiyatlarına baktım. En ucuz, hiçbir ilave donanımı fonksiyonu olmayan bir Fiat Egea'nın fiyatı 506 bin TL. Tabii sıfır bu. Altını çiziyorum. En ucuzu bu. Daha donanımlı bir Egea almak istiyorsanız 900 bin lirayı gözden çıkarmalısınız.

Türk işin açıkladığı haziran ayı yoksulluk sınırı 4 kişilik aile için 33.788 TL. Ben sizi zenginden sayayım. Aylık 40.000 TL geliriniz olduğunu düşünelim. Çoluk çocuğunuz da olmasın. Tek başınıza 40.000 TL kazanıyorsunuz.

Taşıt kredisinde vade maksimum 36 ay, yani 3 yıl. Bu vadede 400 bin TL kredi çektiğinizi düşünelim. Biraz da birikmişiniz var diyelim ki en ucuz arabalara göz koydunuz. Aylık ne kadar taksit ödeyeceksiniz biliyor musunuz? En az 20 bin TL. Bakın, 40 bin lira aylık geliriniz var, paranızın yarısını 3 yıl boyunca araba için vereceksiniz.

Bu 400.000 TL için 3 yılın sonunda ödeyeceğiniz toplam para da en az 700.000 TL. Yani 3 yılda katlandığınız toplam faiz oranı %75. O da size kredi verirlerse. Ya çok yüksek bir faiz almayayım demeyin. Hatta kaçırmayın. Ya elinizdeki araba 3 yılın sonunda %75'ten fazla değerlenmez mi? Bu baktığım araç bir günde 75.000 lira fırladı. 990.000'e baktığım bir araç vardı, 1.065.000 oldu. 3 yıl önce bir Renault Clio ne kadardı biliyor musunuz? 185.000 TL. Orta donanımlı. Aynı arabayı, yani 2020 model bir Clio'yu bugün 700.000 liradan aşağılamıyorsunuz.

katlandığınız faiz, fiyat artışı karşısında havaciva yani. Konutta geçmiş yıllarda yaşadığımız, bugün idrakına vardığımız şeyin neredeyse aynısını otomobillerde yaşıyoruz. Yani normal şartlar altında bir tüketim malı, uygulanan ekonomi politikası nedeniyle yatırım malına dönüşüyor. Böylece emekçi kesimler, sermaye sahipleriyle rekabete girişiyorlar bu tüketim malı için ve dolayısıyla kaybediyorlar. Otomobiller kapış kapış satılıyor. Otomobil Distribütörleri Derneği'nin verilerine baktım.

sadece Haziran ayında 110.861 otomobil ve hafif ticari araç satılmış. Bu Haziran ayları içinde bir rekoru ifade ediyor. Daha önce hiçbir Haziran ayında bu kadar araba satılmamış. Önceki rekor 2016 Haziran'da kaydedilmiş. O Haziran'da da 91.540 otomobil ve hafif ticari araç satılmış. Yanisi şu, otomobiller kapışılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da diyor ki, hani ekonomi kötüydü? Kapış kapış gidiyor otomobiller.

Ya şu anda bakıyorsunuz her evde araba var. Kapıcısında araba var. Şu anda ikinci el araba yetişmiyor zaten. Böyle bir durum var. Ya bunları nasıl görmemezlikten geliyorsunuz? Ama bunu televizyon ekranlarından vatandaşa anlatır, vatandaşı kandırabilirsiniz. Ama bizi kandıramazsınız.

İş Korkut Borotavocan'ın dediğine çıkıyor. Ortada bir birikim krizi falan yok. Ortada bir ekonomik krizi de yok. Ortada sermayenin üst kesiminin bir altın çağı var. Artık bir tüketim malı olan otomobiller bile yatırım malı haline gelmiş. Nasıl satılmasın? Nasıl kapışılmasın? Fakat bir sorun yok mu ya? Bir piyasada ikinci e sıfırı geçer mi? 3 Temmuz'da kabine toplantısı sonrası konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuyu çözeceklerini söyledi ama yönteme ilişkin bir şey demedi.

Sıfır ve ikinci el araç fiyatlarında oluşan balonu da yakından takip ediyoruz. Ekonomik şartlardan ziyade tamahkarlıktan ve açgözlülükten kaynaklanan bu meselenin üstüne gideceğiz. Ticaret Bakanlığımız denetimlerini daha da sıklaştıracak. Stoksuluk ve fırsatçılık yapanlara asla müsaade edilmeyecek. Milletin canını yakanlardan hukuk ve serbest piyasa kuralları içinde muhakkak hesap soracağız. Otomobil fiyatları düşer mi? Hemen cevap verelim, düşmez arkadaşlar, düşmez. Otomobilde fiyatları etkileyen üç temel değişken var. Bir, maliyet. Burada maliyeti belirleyen birinci etken dolar kuru. Dolar kuru düşmediğine, hatta giderek arttığına göre fiyat düşmeyecektir. İki, vergi oranları. Vergi oranlarının düşüleceğine ilişkin haberler dedikodudan ibarettir.

Üstelik bu tip mallarda vergiyi yükseltmek kolaydır da düşürmek can sıkar. Ben mesela dün almışım arabayı, bugün vergisini düşürürseniz çok canım sıkılır, çok küfrederim. Hükümetler bu işe girişmek istemezler. Ha, her yıl yapıldığı gibi matrah düzenlemesi yapılır, o ayrı. Üç, talep. Fiyatların sürekli yükseleceğini düşünen fiyasa, sürekli almaya devam eder. Böylece talep de düşmez. Dolayısıyla otomobilde fiyat artışının temelde iki nedeni var. Birincisi maliyet, ikincisi talep. Bir maliyet enflasyonu var, bir de talep enflasyonu var.

Hatta literatürü biraz araştırdıktan sonra ortaya çıkan bir veri, bir de taxflation diyorlar. Ne demek o? Vergi enflasyonu. E bizde vergi enflasyonu da var. Böylece otomobil dediğiniz nesne bir işçi sınıfı malı olmaktan ziyade bir sermayedar malı haline gelir. Otomobil satışlarını görünce de, aa ne güzel, ülkemizde her şey yolunda dersiniz.

Yani, ne zaman alayım otomobil sorusunun en güzel cevabı, bugün alın olduğu müddetçe fiyatlar düşmeyecektir. Benim de sizlere vereceğim tavsiye budur. Ne zaman alayım arabayı? Bugün alın, bugün. Ya Ozan içimizi baydın. Ben nasıl bugün araba alayım diye soranlar için de bir çare düşündük elbet.

He bak riskin artması için, geçim sıkıntısından kurtulmak için dualar var. Mübarek okuyun diye bak kaç saat anlatıyoruz, anlatıyoruz, anlatıyoruz. Ya bir tanesini açıp da benle eşlik edeyim demiyorsun. Sonra diyorsun ki ya bunlar bu arabayı nasıl aldı?

Dualarımızı eksik etmeyelim dostlar. Hükümetimiz elinden geleni yapıyor. Bunu zaten halkımız da gördü ki 14 Mayıs'ta ve 28 Mayıs'ta gerekli teveccühü Sayın Erdoğan'a gösterdi. Yedi cihanla mücadele ediyor Sayın Erdoğan. Biz arabamızı Allah'tan isteyelim. İyi birer Müslüman olalım. Araba alma duası yazalım YouTube'a. Çok kıymetli hoca efendiler bizlere yol yordam göstermekteler.

hani ya dileğin var ya araba almak istiyorsun bunu da çok istiyorsun araba almayı öbürü de eve almak istiyordur onu bilemem en çok isteğin neyse dileğin neyse en çok ya hayatta olmasını istediğin dileğin neyse önce avlu besmele çek fatır suresinin 41. ayetini oku sonra Allah'ım Bu dileğimin gerçekleşmesini istiyorum bana. Hayırlısıyla nasip eyle diye dua et. İşiniz gücünüz hasetlik olmuş. Şu dua işinin hakkını verseniz sizin de güzel arabanız olur. Ozan sen de bizle makara geçiyorsun demeyin. Gerçekten öyle. İşimiz Allah'a kalmış durumda. Dedikodulara bakmayın. İkinci el araç dağlatını serbest bırakacaklarmış falan. Sordum soruşturdum. Ticaret Bakanlığı basın müşaviri Fatih Uysan sürekli yalanlıyor bu haberleri. Zaten dışarıdan araba getirmek zannettiğiniz kadar kolay bir iş değil. Almanya'da öte eve yok. Buraya getirdiğinizde nasıl satacaksınız?

vesaire vesaire, iş karışık yani orada. İkinci el araç piyasasındaki verileri inceledim. Veri kaynağım Indicata'dır bu arada, söyleyeyim. İkinci elde en çok satan araçlar Volkswagen grubu. En çok satılan model de Passat bu arada. Fakat en hızlı satılan derseniz, burada adres Renault. Bir Renault araba ilana konduktan sonra ortalama 27 günde satılıyormuş.

Fakat bu 27 günlük süre ortalama. Hani kimisi arabasının fiyatını öğrenmek için orada tutuyor arabasını 2-3 ay ve bu ortalama yükseltiyor. Genel ortalama da bu arada 33 günmüş. Indicata'nın 2 yıl önceki raporlarına baktım. Mesela 2020 yılında satış hızı ortalama 68 günmüş.

Ya bakar mısınız? Bugün 33 gün satış hızı, 2 yıl önce 68 günmüş. Hızlanmaya bakar mısınız? 3 yıl önce 68 günde satılan araçlar, bugün 33 günde satılıyor. Bu arada, en çok satılan model yılı nedir derseniz, 2012 model araçlar satılıyormuş en çok. Yani, o model araçlarda bir numara yok.

2012'liler harika falan değil. En çok satılan yaş 11 yaş olduğu için 2012 model diyorum. Bizim Araç Parkı'nda 26,5 milyon araç var. Burada da gelişmeler önemli. Otomotiv gazetecisi Emre Özpeynirci'nin paylaştığı verilere göre bizim Araç Parkı'nın ortalama yaşı 14,8. Geçen yıl 14,4'müş. Daha önceki yıllarda 10'a kadar düşüyor. Yani giderek daha eski arabalara biner olmuşuz.

30 Haziran'da 1 milyon TL'lik bir araç aldığınızı varsayalım. 2-3 gün içinde 50 ila 150 bin TL'ye kadar değerlendi arabanız. Ya yetişebilene aşk olsun. 1 Temmuz itibariyle markaların açıkladığı zam oranları şöyle. Toyota, %5 ila 7. Opel, %13 ila 14,5. Kia, %3 ila 6,5. Volkswagen, %7 ila 7,5. Yani kaçırmayın canlar, ekonomi tıkırında. Koşun ve arabanızı yenileyin.

Arabamız yok diye ahvah edenler de açsınlar dua etsinler. Paramız yok diyenler de sabah uyumasın. Güneş doğmadan önce kalkmanız tavsiyedir. İstiğfar edin. Güneş doğduktan sonra bu duaların bereketi kaçar. Sabah uykusu rızkı keser arkadaşlar. Mevla rızıkları ne zaman dağıtıyor? İmsakla güneş doğma arası, bir de ondan 15-20 dakika işrağa kadar. O vakitte yatanın bereketi

Onun için ne buyuruyor? Sabah uykusu rızkı keser diyor. Bıçak gibi keser. Ahvalimiz budur. YouTube iş bulma dualarıyla, ev araba alma dualarıyla dolu. İş bulma duası yazın bakayım YouTube'a. O dualar kaç yüz bin kere izlenmiş. E ne yapsın insanlar? Her şey yolunda. Başımızda dağ gibi hükümet var. Maşallah, maşallah. E evini arabanı alamıyorsan demek ki yeterince dua etmiyorsun.

Otomobil bizim millet için az şey değildir. Dünya milletlerine kıyasla otomobile servet harcamamız da biraz bundandır. Bakın, Euronews, Eurostat verilerinden derleme bir haber yapmış. Avrupa Birliği ortalamasında 100 euro olan bir otomobile biz 144 euro ödüyoruz.

Nedeni ÖTV. Ama ödüyoruz. Yani almıyor da değiliz. Veriler ortada, kapış kapış gidiyor arabalar. Bir de Almanya işi kafamızı çok kurcalıyor tabii. Bizim neredeyse ikinci vatandır Almanya. Bakmayın Kıbrıs dediğimize. Hepimizin Almanyalarda, Avrupalarda tanıdıkları vardı da Kıbrıs'ta yoktur. Fıstık gibi arabalara biniyorlar 2-3 aylık maaşlarıyla.

Bu güzel arabalar gençlerimizin Almanya hayalleri kurmasına neden oluyor. 1992 yılında gösterime giren, başrolünü İlyas Salman'ın oynadığı Sarı Mercedes filminden bu yana değişen bir şey yok yani. Bugüne bugün Almanya'da çalışan Bayram, Mercedes'ine Balkız diye isim takmış. Millete tepeden bakar. Polisin bir ceza yazınca, hayırdır ben Almanya'da çalışıyorum diyor. Aman be, yazarsa yazsın. Bugüne bugün Almanya'da çalışıyorum ben.

Birçok polis hayatta Mercedes alabilir mi kendine? Polis olmuş da ne olmuş yani? Sarı Mercedes filmi, otomobille Türk halkının kurduğu ilişkiyi çok güzel anlatıyor. Film demişken, 3 Temmuz Kemal Kusunal'ın 23. ölüm yıl dönümüydü. Gerçekten tam bir halk adamı. Ölümünden 23 yıl sonra bile tren topik olmayı başardı Büyük Usta.

Bugünden baktığımız zaman daha net anlaşılıyor. Kemal Sunal, halkımızın doğrudan kalbine girmeyi başarmış çok büyük bir sanatçıydı. Acaba bugünkü kira krizini görse, deprem endişelerimizi görse, bir otomobilin peşinden geçirdiğimiz hayatları görse, Acaba nasıl filmler çekerdi? Hatta ödül törenlerinde depremzedelere kendi aklınca laf sokan sanatçıları görse neler düşünürdü, neler yapardı? Kemal Sunal sol görüşlü biriydi, muhalifti. Özala ekonomisini en iyi anlatan filmlerde başrol oynadı. Olması gerektiği gibi sırtına halka yastamıştı. Bu sevginin arkasında yatan sır benim ilk başta sade bir vatandaş olmamdan kaynaklanıyor bu. Halkın arasında Bu

bölümde orta sınıf denilen şeyi konuştuk. Bugün gündelik dilimizde orta direk ifadesi geçiyorsa büyük çoğunlukla Kemal Sunal'ın sayesindedir. O yüzden ben derim ki orta sınıf demeyelim. En azından orta direk diyelim de gerçeğe daha yakın konuşalım. Tren Topik'i POBİ Medya ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar güneş doğmadan uyanın, duanızı edin, belki sizin de arabanız olur. Hoşçakalın.

Şaban orta direk, oh Şaban orta direk...

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)