Podcast

278: Mehmet Şimşek'in Bu Hikâyedeki Yeri Ne?

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Mehmet Şimşek, görevi devraldığında rasyonel politikalara dönüleceğini vurgularken; yanındaki isim Nurettin Nebati’ydi. Peki bu atama son beş yıllık hikaye içinde nereye denk düşüyor?



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.570 kelime · ~18 dk okuma

Herkese merhaba. Bu kaydı 5 Haziran'da alıyoruz. 4 Haziran itibariyle yeni kabine göreve başladı. Eski kabineden yalnızca Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy görevlerine devam ettiler. Geri kalan bakanların tümü değişti. Ancak özellikle güvenlik bürokrasisinde bir dönem kapanmış gibi görünüyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu artık İçişleri Bakanı değil. Soylu dönemi kapandı. Soylu'nun yerine İstanbul Valisi Ali Yerlikaya atandı. Bir süre Soylu diyeti tüm Türkiye'ye iyi gelecektir diye düşünüyorum ama Soylu'yu muhtemelen önümüzdeki yerel seçimlerde yeniden göreceğiz. Mesela İstanbul adaylığı düşünülüyor Soylu için. Milli Savunma Bakanlığında da Hulusi Akar dönemi bitti. Onun yerine de Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler geldi.

Böylece yeni sistemde Milli Savunma Bakanlığı'nın askerlerden oluşması bir geleneğe dönüşmeye namzet hale geldi. Bu sistemde askeri bürokrasi yine askerler tarafından yönetilebiliyor ancak. 13 yıldır miting başında olan ve Erdoğan'ın sır küpüm dediği Hakan Fidan da artık Dışişleri Bakanı. Böylece devlet ile hükümet ayrımının yalnızca kağıt üzerinde kaldığı yeni bir döneme giriş yaptık.

Transkriptin tamamını oku

MİT Müsteşarı'nın, Genelkurmay Başkanı'nın ve İstanbul Valisi'nin hızla politik makamlara atandıklarına şahit olduk. Güvenlik bürokrasisindeki bu koltuk değişiminin nelere gebe olduğunu uzun uzun konuşuruz. Ancak bu bölümün konusu güvenlik bürokrasisi değil, ekonomi olacak. Ekonomide, HTRDOX yaklaşımı olarak bir şeye benzetilmeye çalışılan ve adı da Türkiye ekonomi modeli olarak uydurulan bir dönemin sonuna geldik gibi duruyor. Yeni Hazine ve Maliye Bakanı, 5 yıl önce görevi Berat Albayrak'a teslim eden Mehmet Şimşek oldu. Ancak sadece bu değil, Cumhurbaşkanı yardımcısı da yine ekonomi bürokrasisinden biri, Meclis Plan Bütçe Komisyonu Başkanı Cevdet Yılmaz.

Ekonomide tablo ne? Ve bizi önümüzdeki dönemde ekonomide nasıl bir politika demeti bekliyor? Bu politika demetinin politikaya etkisi ne olur? Hepsi ve daha fazlası bu bölümde. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

4 Haziran itibariyle Erdoğan'ın kabinesi yine Erdoğan'ın kabinesiyle değişti. Devir teslim törenleri gerçekleşti. Eski bakanlar koltuklarına veda ederken yenileri koltuğa oturdu. Kabinenin tümüyle ilişkin detaylı bir bölüm hazırlamaya kalkarsak o bölüm saatlerimizi alabilir. O yüzden kabineyi parça parça değerlendirmekte fayda var. Bu bölümün konusu ekonomi yönetimi ve Mehmet Şimşek olacak.

4 Haziran'da görevi Nurettin Nebati'den devralanmaya meşimşek, bu esnada son derece dikkat çekici bir konuşmaya da imza attı. Rasyonel politikalara geri dönmek zorundayız dedi şimşek. Önümüzdeki dönemde bu hedefe ulaşmada şeffaflık, tutarlılık, öngörülebilirlik ve uluslararası normlara uygunluk temel ilkelerimiz olacaktır. Türkiye'nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır. Rasyonel ne demek? Akılcı, akla uygun. Tersi de irrasyonel. Yani akıl dışı, akla aykırı. Dikkat edin, Mehmet Şimşek rasyonel politikalar uygulayacağız demiyor. Rasyonel politikalara geri döneceğiz diyor.

Demek ki, Türkiye'nin son yıllarda uyguladığı ekonomi politikasını rasyonel bulmuyor. Buradan yola çıkarak, Nurettin Nebati'nin heterodoks dediği, heterodoks iktisatçıların da, abi bizi bulaştırmayın bu işe diye cevap verdiği yeni ekonomi modelinden rücu ediyoruz, dönüyoruz yani. O halde, önce neyden vazgeçtiğimizi, vazgeçtiğimiz modelin bedelinin ne olduğunu değerlendirelim, ardından da geleceğe ilişkin öngörüleri sıralayalım. Fakat bunu yaparken kısa bir yolculuğa çıkacağız sizinle. 5 yıl kadar geriye gideceğiz. 10 Temmuz 2018'e. Neden o tarih? Çünkü o tarihte de yeni bir kabine açıklanmıştı. Yeni kabinenin açıklanmasından bugüne dek yaşanan kritik gelişmeleri ABD-Türkiye ilişkileri bağlamında değerlendirirsek karşımıza orijinal bir fotoğraf çıkıyor. Bunu becerebilirsek Mehmet Şimşiye'de doğru yorumlarız. O halde gelin, kısa bir tura çıkalım.

Tarihin tuhaf bir cilvesi, bugün görevi Berat Albayrak'ın yardımcısı Nurettin Nebati'den devralan Mehmet Şimşek, o gün, yani 10 Temmuz 2018'de, görevi Berat Albayrak'a teslim eden kişiydi. O tarihte görevi Mehmet Şimşek'ten devralan Albayrak, öyle kısa vadeli konuşmuyor, orta ve uzun vadeden bahsediyordu. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmaz. Çok net söylüyorum. Olmayan bir hikayeyi konuşmuyoruz burada. Olanı çok daha güçlü,

güvenli ve istikrarlı bir söylem ve dille dünyaya çok net anlatacağız. Sabah öyle oldu, öğle böyle oldu, akşam böyle. Hayır. Kısa orta, uzun vadeli, stratejik ayağı sağlam yere basan bir Türkiye ekonomisi önümüzdeki dönemde çok daha güçlü bir şekilde ortaya çıkacak.

Ne diyor? Yok sabah öyle oldu, akşam böyle oldu. Bunlar olmayacak. Her şey planlı programlı ilerleyecek yani. Böyle diyen bakan Albayrak bir akşam herkeste şaşkınlık yaratarak istifa etti. Ondan geriye şive şakaları kaldı. Dolar 10 lira olacak ya, 15 lira olacak ya diye ifadeleri artık sosyal medyada viral oldu. Ağustos, Eylül, Ekim aylarında.

Bol bol döviz alıp 6 liradan 7 liradan, niye? Dolar 10 lira olacak ya, 15 lira olacak ya, 6 liradan 7 liradan toplayalım dolarları, 10-15'e satarız. Sonra ne oldu? Dolar düştü 5 liraya. Bunlar kara kara düşünüyor. Eyvah eyvah. Ne yapacağız? Şöyle bir kriz çıksa da, bir füze yağsa da, şu olsa da, bu olsa da, bir dolar yükselse de, bir satsak da bir kar etsek. Çok beklersiniz.

Albayrak bu konuşmayı yaptığı sırada 31 Mart 2019 yerel seçimlerine sadece 2 hafta vardı. Merkez Bankası'nın başında Murat Çetinkaya duruyor, 5 ay önce yaşanan Rahip Brunson krizine karşı faizleri yüksek tutarak döviz kurunu dengelemeye çalışıyordu. Fakat söz konusu yüksek faiz, işsizliği körüklemiş, %15'e dayanan işsizlik oranı yerel seçimlerin muhalefet zaferiyle sonuçlanması nedeni olmuştu. Daha önce buna benzer bir işsizlik kriziyle karşılaşmamıştık, 2008 dahil.

Nitekim o yaz, tekrarlanan İstanbul seçimlerinin hemen ardından fatura Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya ve ekibine kesildi. Bir sabah uyandık ki Çetinkaya görevden alınmış. Bu alışkın olduğumuz bir şey değildi. Erdoğan ise bu kararını grup toplantısında söz dinlemiyordu adam diyerek duyurdu. Yetkim vardı kullandım artık yeni sistemde bu yetkim var dedi. Yenisine faiz indireceksin dedik indirdi dedi. Henüz 2019'un ikinci yarısındaydık. Maalesef tabi bu sistemi değişince Merkez Bankası'nı görevden alma yetkisini de aldık. Ve böylece önceki Merkez Bankası'nı görevden aldık. Çünkü laf dinlemiyor adam. Görevden aldık. Ve yeni arkadaşımızla yola devam ettik.

Ve dedik ki bak böyle böyle faiz oranlarını düşüreceğiz. Çünkü faiz bir ülkenin kalkınmasında en büyük zulümdür. Yatırımları durdurur, istihdamı durdurur, üretimi durdurur. Rekabet gücünüzü ortadan kaldırır ve sizin büyümenizi de engeller." Böylece Hazine ve Maliye Bakanlığı'nda Berat Albayrak otururken, Merkez Bankası'nın başına da Murat Uysal geçmişti. Uysal döneminde faizler sert şekilde indirilirken dolar kurunun da sabit kaldığını gözledik.

Ya bu olacak iş değildi. Halbuki piyasalarda dolara dönük talep artıyor fakat dolar kuru yerinde sayıyordu. Yerinde saydığı nokta da belli. 6.85. Aylarca 6.85'ti. Bu nasıl oluyordu? Hem piyasaya düşük faizden para pompalayacaksınız, hem enflasyonun altında bir mevduat faiziniz var, ithalat patlamış, döviz talebi rekor seviyede ama döviz kuru sabit duruyor, istikrarlı görünüyor.

Bunun nasıl gerçekleştiğini ekonomistler araştırmaya koyuldu. Mekanizma nasıl işliyordu? Bu mekanizmanın nasıl işlediğini Kerim Rota'nın para analiz sitesindeki John Ahmet'in devri daim makinesi başlıklı yazısından öğrendik. Tarih 2 Kasım 2019. Yani yazının yayınlandığı tarih bu.

Kerim Lota, Akbank'ın hazinesini uzun yıllar yönetmiş, buradan emekli olmuş, deneyimli bir bankacıydı. Anlattığı mekanizmaya göre, Merkez Bankası, kitler ve kamu bankaları aracılığıyla rezervlerinden piyasaya döviz pompalıyor, böylece artan döviz talebi merkezin rezervleri yakılarak karşılanıyordu. Daha önce de Merkez Bankası piyasaya döviz satardı ama bunu açık ihaleler yoluyla yapıyordu. Bu seferki arka kapıdandı. O yüzden duyurusu yapılmıyor, büyük hesaplarla ancak anlaşılabiliyordu. Rezervlerin yerine de swaplar yoluyla edinilmiş emanet döviz konuluyordu. Yani siz varlığınızı satıyorsunuz, varlığınızın yerine borç alıp oraya koyuyorsunuz.

Böylece bürüt rezervlerde kadeh değer bir azarlama görmüyoruz. Ama Merkez Bankası'nın borçları katlanıyor. Bu alışagelinen bir şey değil. Merkez Bankası'nın borcu varlığından daha fazla olamaz. Diğer bankalardan farklıdır yani. 2020'nin başında öğrenmiştik ki swaplar ve bankalardaki zorunlu karşılıklar hariç tutulsa rezervler eksiğe düşmüştü. Burat-Uysal döneminde bu şekilde satılan rezerv büyüklüğünün 128 milyar dolar olduğu tahmin ediliyordu.

Bu keşif, ekonomi gazetecilerinin ısrarla konuyu gündeme taşımaları sonucunda siyasetin de ilgi alanına girmeyi başardı. CHP, 128 milyar dolar nerede sorusunu bir kampanyaya çevirdi. Erdoğan ise bu soruya Nisan 2021'de cevap vermek zorunda kalmıştı. 128 milyar dolar nerede diye yaygarası kopartılan meselenin aslı şudur. Son iki yılda Merkez Bankası kaynaklarından 30 milyar dolar cari açığın finansmanı için kullanılmıştır. Yabancı sermaye çıkışı için kullanılan rakam 31 milyar doları bulmuştur. Real sektörün döviz cinsinden borcunu azaltmak için talep ettiği kaynakta 50 milyar dolara ulaşmıştır. Vatandaşlarımız da 54 milyar dolar karşılığı döviz ve altın alarak tasarruf tercihlerinde değişikliğe gitmiştir. Gördüğünüz gibi sadece 4 kalemde

165 milyar dolarlık bir rakam ortaya çıktı. Halbuki Merkez Bankası rezervlerini satmaya pandemiden önce başlamış, pandemiyle beraber kuru sabit tutmak için satılan dolarların miktarı artmıştı. 2020'nin sonuna gelirken artık deniz bitmişti. Ekonomide bir yol ayrımının harifesindeydik.

2020'nin Kasım ayına geldiğimizde artık döviz kurunun tutulamaz hale geldiği anlaşılmıştı. O 6.85 seviyesi yukarı yönünü kırılmış ve yukarının nerede olduğu da bilinmiyordu. Rezerv satılarak tutulacak bir döviz kuru politikası iflas etmiş, net rezervler eksi 50 milyar dolara kadar gerilemişti. Pandemi nedeniyle

Turizm gelirlerinden de beklenen bulunamayınca dolar kafasını yukarı kaldırdı. Yaz boyunca 6.85'te sabit tutulmaya çalışılan kur Eylül'de 7 lirayı, Ekim'de 8 lirayı geçmişti. Aynı politikayla yürünecek yol yoktu. Gözler ekonomi yönetimine çevrildiğinde son derece sürpriz bir istifa 8 Kasım'da geldi.

8 Kasım günü Berat Albayrak'ın tüm sosyal medya hesapları kapatılmış, sadece Instagram hesabından bir istifa duyurusu paylaşılmıştı. At izi, it izine karışmış diyordu Albayrak. Allah sonumuzu hayretsin diye bitiriyordu mesajını. Görevinden ayrıldığını da ancak Instagram'dan duyurabiliyordu çünkü diğer sosyal medya kanalları kapatılmıştı. Sosyal medya çalkalanıyor, iktidar medyası ise haberi ısrarla görmüyordu.

Türkiye, Berat Albayrak'ın istifa ettiğini Hulk TV'den can coşkun aracılığıyla öğrenecekti. Maliye Bakanımız Berat Albayrak'ın yapmış olduğu Instagram paylaşımı bazı medya kuruluşları tarafından şu saniyeye kadar hiç görülmedi. Bunu teyit için uğraşıyorduk bizler de çünkü Twitter adresinde Sayın Bakan'ın bütün mesajlarını sildiğini adeta Twitter hesabını kullanıma kapattığını görüyorduk. Bu da bir hacklenme var mı yok mu şüphesini doğurmuştu. Mehmet Ali Berber'le görüştüm. Mehmet Ali Berber

Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın basın müşaviri. Doğruluğuna ilişkin, istifaya ilişkin bir teyit alabilir miyiz sizden dedim. Çünkü hala şüphede olduğu görülüyordu. Sayın Mehmet Ali Berber, Instagram paylaşımı doğrudur dedi. Sayın Bakan'ın istifa kararını verdiği, istifa kararını açıkladığı, böylelikle resmiyete kavuştu. Siyaset tarihimizde gördüğümüz en ilginç istifaydı Albayran istifası. Tarihe yeniden odaklanalım mı şimdi?

Çünkü bugünü anlamanın şifreleri olayların akışında gizli. Albayrak ne zaman istifa etti? Tarih 8 Kasım 2020. Albayrak'ın hemen ardından Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal da görevden alındı bu arada. Albayrak-Uysal ikilisinin yerine tam tersi politikalarıyla bilinen Lütfe Elvan ve Naci Abal ikilisi gelecekti.

Her ikisi de babacan şimşek ekolünden. Bugünkü deyimle ortodoks ekonomistlerdi. Bu manevranın anlamı neydi? Ne olmuştu da 180 derece dönmüştü Erdoğan? Gözleri Erdoğan'a çevrilmişti.

8 Kasım'da gerçekleşen Albayran istifasının ardından ekran karşısına ilk kez 16 Kasım 2020'de çıktı Erdoğan ve o kelimeyi ilk kez ağzından duyduk. Neydi o? Acı Reçete. Yaşadığımız kritik dönemin ruhuna uygun şekilde, gerekiyorsa devlet ve millet olarak fedakarlık yapmaktan, acı da olsa doğru reçeteleri uygulamaktan kaçınmayacağız.

Bir yıl önce faizin ne kadar kötü olduğunu anlatıp duran Erdoğan, ne olmuştu da bir anda acı reçetelerden bahsetmeye başlamıştı. Burada al bayrağın istifa tarihini tekrar vurgulayalım. 8 Kasım 2020. Yani... Yanisi şu Biden'ın başkan seçildiğinin kesinleştiği 7 Kasım'dan bir gün sonra. Bir gün önce ise yani 7 Kasım 2020'de ise Trump'ın ABD başkanlık seçimini kaybettiği Biden'ın yeni ABD başkanı olacağı anlaşılmış. Yani Biden gelmiş al bayrak gitmiş. Peki bu iki olay arasında illiyet bağı var mıydı? Kesinlikle vardı. Nasıl bu kadar emin olduğumu merak ediyorsanız hikayenin devamını dinleyin.

Trump ile Erdoğan arasında bir arka kapı diplomasi olduğunu biliyorduk. Yani kurumların değil, tek adamların yürüttüğü bu diplomasinin Biden döneminde rafa kalkacağı çıktı. Batı fonlarını Türkiye'ye çekebilmek artık arka kapı diplomasisiyle ilerleyemezdi. Fakat Biden yönetimi beklenenden daha sert çıktı.

Trump ile arasında neyin yerindeyse su sızmayan Erdoğan, Biden ile telefon görüşmesi dahi yapamıyordu. Öte yandan Türkiye ekonomisindeki kırılganlığın, ABD ile Türkiye ilişkilerine kötü gidişle raydan iyice çıkması da mümkündü. 2018'in sonunda Branson krizinde Trump'ın bir iki tweetinin, President Erdoğan ve Türk Hükümeti, Amerika Birleşik Devleti'nin başkanı olarak bir mesajım var. Pastor Andrew Brunson'u şimdi indirin ya da sonuçlara karşı hazırlanın.

Bu kısa ve net mesajda şunları söylüyordu Mike Pence. İşte bu sertlikle başlayan Brunson krizi, doların 7 liranın üzerine çıkmasıyla sonuçlanacak ve sonunda Türkiye ekonomik bir tribülansa girecekti. ABD ile çatışmalı bir görüntünün ekonomi için anlamını tecrübe etmişti Erdoğan. İşte böylece 2021 yılını karşılıyoruz.

Bize de para lazım. Burada kısa bir mola, ardından 2021'den devam edeceğiz. Erdoğan işte bu koşullar altında Biden'ı karşılıyordu. Yıl artık 2021'di. İstanbul, Ankara gitmiş, rezervler eridiği için ekonomide daha kırılgan hale gelmişti. Bir yandan Sedat Peker konuşuyor, seçimlere de artık 2 yıl var. Kasım ayında Biden'ı tebrik etmek için arayan Erdoğan, teşekkür telefonunu 6 ay bekledi. Biden'dan beklenen telefon taa 23 Nisan 2021'de gelecekti. O telefon görüşmesinde de Ermeni soykırımının tanıyacağını bildirecekti de Biden.

Bir biçimde Erdoğan ile Biden aynı fotoğraf karesine giremiyordu. Bu fotoğrafı daha çok isteyen taraf ise açıkça Erdoğan'dı. Gerek ABD, gerek Türkiye medyasında bu görüşmeme hali artık gündem olmaya başlamıştı. Biden Erdoğan'a randevu vermiyor, teşekkür telefonu dahi açmıyordu. Washington Eskisi Türkiye Direktörü Soner Çağaptay, Nisan 2021'de Biden'ın Erdoğan'a neden randevu vermediğini medyaskopta şöyle yorumlamış.

Ekonominin gidişi iyi değil. AK Parti'nin tabanının küçüldüğünü, Cumhurbaşkanı olan desteğin hiç bu kadar azaldığını görmemiştik. son 15 sene içinde. Bundan dolayı belki de Biden'la aynı karede bulunarak yani telefon görüşmesinin neticesini, Türk-Amerikan ilişkileri iyi gidiyor, Türkiye'nin istikameti sorumlu değil gibisinden bir mesaj vermek istiyor piyasalara. İşte Biden onun farkında, o mesajın Erdoğan için ne kadar kıymetli olduğunun farkında, hatta hayati olduğunu farkında şu aşamada. Çünkü piyasaların Türkiye güveninin tekrar tesisi için öyle bir fotoğraf çok pozitif olacak. İşte o açıdan bence Biden Erdoğan'ı beklemeye aldı diyebiliriz.

Erdoğan, ABD ile eski sıcak günlerin geride kaldığını görüyor, ABD ile arayı yeniden ısıtmak için tek yolun yeniden seçilmek olduğunu biliyordu. Çünkü 2019 yerel seçimlerini kaybetmiş, ekonomide türbülans yaşayan bir Erdoğan'ın yeniden seçilmesi ABD'de de riski görülüyor, Erdoğan'ın dışındaki sesinekler de ABD için masaya konuyordu. Biden, Türkiye'ye karşı Kürt kartını oynuyor, Suriye'nin kuzeyine üst kuruyordu. Erdoğan ABD ile yeniden temas kurmak istiyorsa çok açık. Yeniden seçilmeliydi. Fakat seçime de yüksek faizle gidilemezdi. Yüksek faizin istihdamı yavaşlattığı, işsizliği arttırdığı ortadaydı. Bunun acısını da yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara'yı kaybederek ödemişti. O halde, Türkiye yeniden seçim ekonomisine adapte olmalıydı. Ne demek o? Ucuz ve bol Türk lirası, yüksek büyüme, belki biraz enflasyon, yani düşük faiz.

Bunun için önümüzde iki engel vardı. Birisi, Merkez Bankası Başkanı Naci Abal. Diğeri, Maliye Bakanı Lütfü Elvan. Bunlar engel değil, elbette talimatla hareket eden insanlar ama daha önce söyledikleri tarafından esir alınmış insanlar. Yani daha önce söylediklerinizle bu kadar net çelişemezsiniz.

Kasım 2020'de başlayan Naci Abal dönemi Mart'ta sona ermiş, yerine Şahap Kavcıoğlu atanmıştı. Ama bu esnada da faizler %19'a kadar tırmandırılmıştı. Ama Kavcıoğlu faiz indirimlerine başlamak için talimat bekliyordu. Bu esnada Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın başında da Lütfü Elvan var. Bu arada Elvan'ın da bu politikan adamı olmadığını herkes biliyor.

Ekonomide yeni yol haritası ne olacak diye tartışa duralım, Türkiye Sedat Peker'i konuşuyor, Biden ise Erdoğan'a randevu vermiyordu. İşte bu koşullar altında Eylül 2021'de ABD yolcusu oldu Erdoğan. Ve ne oldu biliyor musunuz? Gitti, orada Türkiye evi binasının açılışını yaptı ve Biden'la görüşemeden döndü.

Bu, Türk diplomasi tarihindeki en büyük skandallardan biriydi. Ve 25 Eylül 2021'de, Cuma namazı sonrası randevu krizine ilişkin açıklama da yaptı Erdoğan. ''Ben daha önce Amerika ile böyle bir şey yaşamadım.'' dedi. Gazeteci Murat Yetkin'in yorumuyla o günlere tekrar bakalım.

Oradaki konuşma gözlerime inanamıyorum okurken. Video hususunu dinledim. Hakikaten kulaklarıma inanamadım. Diyor ki... İki NATO ülkesi olarak bizim çok daha farklı bir konumda olmamız gerekir. Eğer beklenen noktada değilsek bunları da ifade etmek gerekir. Çünkü ben şu ana kadar Amerika'daki liderlerin hiçbiriyle

Böyle bir konu yaşamadım. Ama şu anda maalesef böyle bir durumdayız. Açık konuşalım, ben de bu yıl meslek hayatımın 40. yılındayım, ben de böyle bir şey yaşamadım. Ben daha önce hiçbir Türk Cumhurbaşkanı'nın, hiçbir Türk Başbakanı'nın Amerikan Başkanı'ndan yeterli yakınlığı görmediği için böyle

kendi halkına, şikayette bulunduğunu, kamuoyuna yakındığını görmedim, şahit olmadım. Bu gerçekten üzücü bir durum. Eylül 2021'deyiz. Merkezin başında Mart'tan beri Şahapkavcıoğlu var ama faizlere dokunmamış. Politika faizi %19 seviyesinde. Maliye Bakanı da Lütfü Elvan. Ve 23 Eylül'de yani Biden görüşmesinin gerçekleşmediği anlaşıldığında Merkez Bankası'nın faiz kararı bekleniyor. Ve bir buçuk yıl sonra ilk indirim geliyor. 100 bas puan.

Belli ki devamı da gelecek. Ki geliyor. Ekim'de 200 puan daha. Derken Kasım'da 100 puan daha. Bir buçuk yıl boyunca faiz indirim yapılmamış ve Biden'la görüşemedikten sonra faiz indirimleri başlıyor. Ekonomiyi yakından takip edenler şunu biliyordu. Erdoğan faiz indirimleriyle büyümeyi köpürtüyor, piyasaya para pompalıyordu. Naci Abal ve Lütfelvan dönemindeki para politikasıyla rezervler kısmen toparlanmıştı.

Faiz indirimleriyle ortaya çıkan döviz talebine rezervler aracılığıyla cevap verilebilirdi. Yani son dönemde birikilen rezervlerle. Çok açıktı ki Erdoğan, ABD dönüşü erken seçim seçeneğini masaya koymuş, sert bir seçim ekonomisinin startını vermişti. Sıra Lütfe Elvan'ı göndermeye gelmişti.

Çünkü Elvan daha önceki açıklamalarında Merkez Bankası'nın faiz indirimlerine karşı olduğunu söylüyordu. Tıpkı bugün Mehmet Şimşek'in söylediği gibi. Merkez 3 aydır faiz indiriyor, Elvan ise bu indirimlere sessiz kalıyor, hoşuna gitmediğini belli ediyordu. 17 Kasım 2021'deki grup toplantısında Erdoğan Lütfü Elvan'ın ipini çekecekti.

Bu yolda, bu mücadelede beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizsiz savunanlar kusura bakmasınlar. Bu yolda ben faizsiz savunanla beraber olamam, olmam." Bu konuşmadan iki hafta sonra yani 2 Aralık 2021'de Lütfü Elvan affını isteyerek koltuğu Nurettin Nebatiye bırakacaktı. lütfü elvan'ın affı kabul edilmiş. şimdi affetmek var ya yeni ekonomi bakanlığı onu öğretti. nebati olarak açıklandı. lütfü elvan'ın af talebi kabul edildi. yine geçen sene tam bu zamanda berat albayran af talebi kabul edilmişti. şimdi de lütfü elvan zaten bekleniyordu.

Nurettin Nebati, yani al bayrağın yardımcısı. Geçen yıl aynı zamanlarda Biden, ABD başkanı seçilmeden bir gün önce al bayrağı veda etmiş ve ekonomide tırnak içinde rasyonel politikalara geri dönmüştü. Bir yıllık sürenin sonunda ABD ile beklenen yakınlaşma sağlanamamıştı ve yeniden seçime gitmek gerekiyordu. Yüksek faizle seçime gitmenin bedelini bilen Erdoğan, kendisini seçime götürecek ekonomi yönetimini yeniden belirlemişti. Seçime kimlerle gidecektik? Maliye'de Nurettin Nebati, Merkez Bankası'nda Şahap Kavcıoğlu. Şunu vurgulamak gerekir. Boş tencere hükümet devirir lafı doğrudur ama boş tencere enflasyon demek değil, daha ziyade işsizlik demektir.

Çok yüksek oranlı değilse enflasyona alışılır. Hatta enflasyon oranında yapılan zamlarla enflasyon yanılgısı da yaratılabilir. Ama işsizlik öyle değildir. İşsizliğe hiçbir hükümet dayanamaz. Düşük faiz, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı demektir de, Büyük bir yol kazası olmazsa düşük faiz işsizliği azaltan bir gelişmedir. Büyümeyi hızlandırır. Dolayısıyla bütün tek adamlar seçimler yaklaşırken faizlerin düşmesini arzu ederler. Böylece bir tek adam ekonomisini çözmüş oluyoruz. Nedir o? Seçimden önce düşük faiz, seçimden sonra yüksek faiz. Böylece Eylül 2021'de yeniden faiz indirimleri başlatıldı.

Fakat işler tahmin edilenden daha kötü gitti. Faiz indirimleri bir kur şokunu tetiklemiş, Kasım ayında 11 TL olan dolar kuru, Aralık ayında 18 TL'ye kadar çıkmıştı. Her gün 1 lira 1 lira artıyordu dolar kuru hatırlayın. Bu şok, 2018'deki Rye Branson'dan bu yana görülen ikinci en büyük şoktu.

Erken seçim planını akamete uğratabilirdi. Aralık ayında aylık bazda enflasyon %13'tü. Bir ayda yaşanan enflasyon yalnızca. Ocak ayında aylık bazda enflasyon %11 olmuştu. Artık bu yoldan geri dönüş de yoktu. Peki ne yapacaktık?

Aralık'ta kur korumalı mevduat adı verilen bir operasyonla kur dengelenmişti ama bu operasyon yüzünden finansal sistemin orta yerine de bir dinamit yerleştirilmişti. Derken Şubat'ta Ukrayna-Rusya krizi patladı. Enerji fiyatları uçtu. Tüm bu gelişmeler erken seçim seçeneğini de rafa kaldıracaktı.

Bu esnada Erdoğan, Körfez'le ve Rusya ile ilişkilerini derinleştirdi. Çünkü ABD seçeneği zaten masada yoktu. ABD ile ilişkilerin derinleşmesi için Erdoğan'ın yeniden seçilmesi gerekiyordu. Peki ne yapıldı bu süreçte? Rusya'ya olan 20 milyar dolarlık doğal gaz borcu 2024'de ertelendi. Körfez'de Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ile barışıldı.

Bunun için mesela Cemal Kaşıkçı davası kapatıldı. Hatırlayın, Cemal Kaşıkçı davasının kapatılmasına direnen Abdülhamit Gül görevden alındı ve yerine Bekir Bozdağ atandı. Bozdağ'ın ilk işi, Kaşıkçı davasını Suudi Arabistan'a göndermek olmuştu. Davanın durdurulması ve yargılamanın Suudi Arabistan'a nakledilmesi tamamen yasaya uygundur. Ben yanımda da getirdim sorma ihtimalinize karşı. Şimdiki kabinede Bekir Bozdağ da yok bu arada.

Şimdi günümüze geri dönelim. Nurettin Nebati ve Şahapkavcıoğlu ikilisi, Erdoğan'a yeniden seçim kazandırmak üzere görevlendirilmiş iki politikacıydı. Yaptıklarının ekonomi bilimiyle falan ilgisi yoktu. Piyasaya para pompalayıp sadece çarkların dönmesini sağladılar. Bu esnada varlık fiyatlarını şişirdiler, patron takımının giderek zenginleşmesini sağladılar. Erdoğan da biliyor yani faiz düşerse enflasyonun ne olduğunu, faiz düşerse varlık fiyatlarının ne olduğunu.

Fakat düşük faizin ekonomik büyüme anlamına geldiğini, istihdamı arttırdığını ve böylece seçim kazandırdığını da biliyor. Bakın, Şubat 2023'te 80'nin altında olan tüketici güveni, Mayıs 2023'te 90'ın üzerine çıkmıştı. Yani 3 aylık da olsa sert bir seçim ekonomisi. Seçim günü ortada ekonomik kriz tehdidi var ama ekonomik kriz algısı yoktu. Yani hele ki Taşça'da 8500 liralık asgari ücret, EYT düzenlemesi ve birkaç ay öncesine göre kontrol altına alınmış enflasyon görüntünün olumlu algılanması neden oluyordu. Peki, şimdi soruya gelelim. Mehmet Şimşek neden geldi?

1- Yakın zamanda seçim yok. Yerel seçimlere kadar sert bir kemer sıkma programı uygulamayacaktır ama seçimden sonra bu politikaya geri dönecektir. Dönmek zorundadır çünkü Türkiye'nin dış açığı sürdürülemez halde rezervleri de ekside. Döviz kıtlığını aşmak zorunda Şimşek. 2- Meme Şimşek batıyla uyumlu bir para politikası takip edecek, faizleri peyderpey yükseltecek.

Bu da yakın zamanda işsizliğin arttığı, büyümenin yavaşladığı bir tabloyla karşı karşıya kalacağımız anlamına gelir. Türkiye ekonomisi soğutulacaktır. Bu esnada kriz, geniş emekçi kesimlerinin sırtına yıkılacaktır. Yol kazası halinde enflasyonu ve işsizliği eşanlı yaşarız, o zamana o zaman bakarız.

3. Erdoğan 2018'de tırnak içinde rasyonel bir ekonomi politikası uygulamak istemiş, bu politika yerel seçimleri kaybettirince irrasyonel bir politikaya dönmüştü. Erdoğan için önemli olan seçimi kazanmaktı ve seçimi kazandı. 4. Mehmet Şimşek elini rahatlatacak bir döviz kaynağı bulmak için varlık satışlarına gidebilir. Botaş, Çaykur ya da kamu bankalarından biri satışa çıkarılabilir. 5. Şimşek beceremezse.

Bu durumda işsizlik büyük bir mutsuzluğa dönüşürse, dış şoklarla daha kötü bir tablo oluşursa, bu durumda albayrak ekibinden düşük faalici biri getirilir, toplum gerilir, sağa sola hakaret edilir, höt zöt yapılır ve Erdoğan yeniden seçime hazırlanır. Ez cümle. Erdoğan iktidarı yalnızca siyaset bilimi terimleriyle açıklanamaz. Erdoğan'ın Erdoğancılarla kurduğu ilişkinin temeli ekonomi politiktir. Nas var Nas ifadesi de bu ekonomi politiğin bence en sembolik sloganıdır.

Bu konuda Nas ortada. Nas ortada olduğuna göre, sana bana ne oluyor? İslam dini, işçi işveren arasındaki çatışmayı yumuşatır. Patron düşük faizli kredilerle büyür, gayrimenkuller değerlenir, siyasetçi koltuğunu korur. İşçi, patronunun da Müslüman olmasıyla övünür, hep birlikte Erdoğan'cı olunur.

Seçimden sonra oluşacak köpük, emekçilerin sırtına yıkılır. O da zaten kaderdir. İşte, nasp budur. Trend Topiği, Pol B Medya ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar, umudumuz Mehmet Şimşek diyenlere alaycı bir gülümsemeyle yaklaşmanızı dilerim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)