Podcast

273: Oğan’ın Yolculuğu Nasıl Erdoğan’ın Yanında Bitti?

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kılıçdaroğlu vatanını seven sandığa gelsin diyor ama 1 ay önce aynısını söylese İnce ve Oğancıların hışmına uğrardı. Seçim sürecinde Kılıçdaroğlu’na ağır markaj uygulayan İnce, Oğan’ı parlatırken kendisi tarihe Oğan’ı da Saray’a gönderdi.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.175 kelime · ~16 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 23 Mayıs'ta alıyoruz. An itibariyle gündemde Kemal Kılıçdaroğlu'nun Babala TV yayını var. 21 Mayıs'ı 22 Mayıs'a bağlayan gece 7 saat süren bir program olmuş. Henüz yayınlanmadı, bekliyoruz. Yayınlandığında konuya ilişkin bir bölüm hazırlayacağız elbette.

Uzun süredir Tren Topi'yi takip edenler daha önce Mevzular Açık Mikrofon formatına ilişkin iki bölüm dinlemişti bizden. Kılıçdaroğlu bölümüne atlarsak olmaz. Fakat bugünün konusu bambaşka. Gündemdeki bir konu Mevzular Açık Mikrofon iken diğer konu Oğan ve Özdağ çizgisindeki Türk Milliyetçiliği. Oğan kimi destekleyeceğini 22 Mayıs'ta açıkladı. Erdoğan'cı oldu Oğan.

28 Mayıs 2023'de yapılacak ikinci tur seçimlerinde aday olarak katılacak Cumhur İttifakı'nın adayı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Millet İttifakı'nın adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştük. Her iki adayla görüşmede bizim kamuoyunca bilinen önceliklerimizi müzakere ettik. Sonra da tekrar konuyu ata ittifakı bileşenleri ile müzakere ettik. Burada altını öncelikle çizmek istiyorum ki herhangi bir pazarlık, angajman, taahhüt belirtmeksizin, herhangi bir talepte bulunmaksızın ilkelerimizi savunduğumuz değerleri, kırmızı çizgilerimizi ifade ettik. Her iki aday ile de bütün konuşma ve görüşmelerimiz devlet adamına yakışır şekilde karşılıklı nezaket ve saygı çerçevesinde gerçekleşmiştir. Bu vesileyle kendilerine teşekkür ediyorum. Bu müzakere ve istişareler ve tabandan gelen mesajlar neticesinde seçimlerin ikinci turunda Cumhur İttifakı adayı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı destekleyeceğimizi beyan ediyorum. Bize ilk turda oy veren seçmenlerimizi de ikinci turda Sayın Erdoğan'ı desteklemeye davet ediyorum.

Transkriptin tamamını oku

Özdağ ise 23 Mayıs'ta açıkladı kararını fakat henüz mütabaka sağlanmamış 24 Mayıs'ı beklememiz gerekiyor. Öyle ya da böyle, Türkiye yükselen milliyetçiliği konuşuyor. Bunda Kılıçdaroğlu'na dönük nefret ve iftira kampanyasının da etkisi var elbette. Bağlamından koparılan videolarla Kılıçdaroğlu PKK işbirlikçisi gibi gösterilirken bu kampanya milliyetçi siyasetin de argümanlarının nizam tarafından meşrulaştırıldığı bir atmosfer yarattı.

Tırnak içinde söylüyorum, milli muhalefet isterizciler, Kılıçdaroğlu'na dönük kampanya üzerinden ince ve o ana tutundular. Biz bu bölümde seçim sürecinin nasıl manipüle edildiğine ve ikinci tura sayılı günler kala nasıl bu hale gelebildiğimizi konuşacağız. Uzatmayalım, ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım. Sokak futbolunu hepiniz bilirsiniz, yani oynamamışsanız bile görmüşsünüzdür diye düşünüyorum. İmkanları çok sınırlı bu oyun genelde çocuklar tarafından oynanır. Bir top, birkaç taş ile herhangi bir arazi futbol sahasına dönüşür. Taşlar kale direği, taç çizgisi genelde belirsiz, hakem de yok. Top bazen kale direği olduğu varsayılan taşların üzerinden geçer, bazen yukarıdan geçer. Gol olup olmadığını nasıl anlayacaksınız? Bu noktada kural kalecinin boyudur. Kaleci zıplatılır, ulaşamayacağı kadar yukarıdan geçmişse insaf edilir, gol sayılmaz. Tüm bu karmaşa içinde karar verecek bir hakem yoktur. Yani daha ergen bile diyemeyeceğiniz çocukların bir araya gelip ortak bir karar vermesi gerekir. Bu noktada adaleti makulü temsil eden bir çocuk çıkar ve gol der. Goldü, kabul edelim der.

Bu çocuk, golü yiyen tarafın dürüst temsilcisidir. Sokak futbolunda kararı rakip takımın oyuncusu belirler. Tartışmalı bir karar, tartışmanın uzamasından sıkılan ve maça devam etmek isteyenlerin sağduyusuyla alınır. Bu esnada en kuvvetli argüman, ''Senin adamın bile gol diyor.'' ifadesidir. Başta itiraz edenleri sükuta hayale uğratan bir çıkıştır bu. Hatta bu golü kabul edenler, maçın gerilimine göre tepki alır. ''Niye gol diyorsun lan?'' ''E goldü.'' ''Oğlum gol olsa da niye gol diyorsun ki?'' Tabi her zaman böyle ilerlemez diyalog. Bazen gerçekten gol değildir de çocuğun biri ortalığı galyana verir. Goldü goldü diye. Bu ortamda hadi lan oradan sesi karşı taraftan cılız şekilde çıkarsa işler karışabilir. İtiraz can sıkıcı bir boyuta ulaşır. Gol müydü değil miydi itirazı uzar.

Bu esnada tartışmayı yine rakip takımın oyuncusu bozar. Tamam ulan gol dü, tamam lan tamam gol dü. Oğlum niye gol diyorsun? Gol değildi ki. Ya Burak, büyüklük bizde kalsın. Bu büyüklük bizde kalsın tavrı, biz sizin yalanlarınızla baş edemedik, bu bize dert oldu, biz de mücadeleye devam edeceğiz, bu da size dert olsun tavrıdır.

İki ayrı çocuk, iki ayrı pozisyon. Biri gerçekten gol, diğeri kolpa. Ama her ikisinde de kararı rakip takımın oyuncusu verir. Hakemsiz sokak maçlarının hakemi, rakip takımın oyuncusudur. Senin adamın gol diyor.

Bu seçim süreci de hakemsizdi. Her tür kuralın kaidenin rafa kaldırıldığı, montaj videoları milyonlara izletildiği, nefret ateşine iftiraların odun attığı, tarihimize kara bir leke olarak geçecek bir seçim kampanyası izledik. Bu esnada devletin düzenleyici ve denetici kurumları da devrede değildi. TRT ve RTÜK apaçık taraf haline geldi. Devletin ve milletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanı milyonlara montajlanmış videolar seyrettirdi.

Bir tarafta 15 Ağustos 1984'teki Eyruh saldırısını tırnak içinde söylüyorum kutlayan PKK liderlerinden Murat Karayılan mesajı, diğer tarafta Kılıçdaroğlu'nun Haydi videosu. Bu ikisini bir araya getirip mitinglerde izlettiler. Canlı yayınlarda anlattılar. Sanki Karayılan Kılıçdaroğlu kampanyası için Haydi videosu çekmiş gibi televizyonlarda anlattılar. Kılıçdaroğlu arkasına terör örgütünün başındaki adamı alıyor,

Haydi diyor. O da haydi diyor. Bununkini nereye koyacaksın? Bizimkini nereye koyacaksın?

Erdoğan sevilmediğinin ya da %50 artı 1'e ulaşacak bir ilgiye sahip olmadığının farkında. Ülkenin hali de ortada. Erdoğan'a oy vermek istemeyen milyonlar teröriste de oy vermeyiz diyerek iradelerini manipüle ettirdiler. 22 Mayıs akşamı ise Erdoğan videonun montaj olduğunu Abdülkadir Selvi'nin sorusu üzerine ağzından kaçırdı. Konuşmanızda iki defa bunlarla video çekmişlerdir dediniz. Ben onu tam anlayamadım.

Yani kim neyle video çekmiş? Kılıçdaroğlu, Kandil'dekilerle video çekimleri var. Bunları yayınladılar. Haydi haydi haydi bir türlü. Anladınız mı? Kandil'dekilerle bu şekilde montaj ama şu ama bu video çekimlerini yaptılar. PKK'lılar videolarla bunlara destek verdi.

İşte bu kadar basit. Ama montaj, ama değil. Önemli olan montaj olması da değil. Önemli olan koltuktur. Yalan, iftira, Müslümana yakışmaz da harp hiledir. Bunlar yavurdur, bunlar gayrimillidir. O halde bunlara karşı hile yapmak haktır. Ama günün sonunda hakikat tüm görkemiyle karşımızda duruyor. Taraflardan biri kendi yalakası bir gazeteci karşısında bile çuvallarken, diğeri mevzular açık mikrofona çıkabiliyor.

Bu esnada CHP'li belediyeler de kent meydanlarına Kılıçdaroğlu'nun bu iftiralara karşı verdiği cevabı sinevizyonlardan izletiyor. Kent meydanlarında izleten konuşma şöyle. Senin ne haddine bize kara çorba? Ben terör örgütleriyle hastaya asla oturmadım ve hiçbir zamanda oturmayacağım. Doktor! Seni izlediğin hiçbir tavizkar, gizli kapaklı yolu izlemeyeceğim. Doktor! Gülüş kahraman olacağım. Ülkem için çalışacağım. Vatanım için çalışacağım.

Sen değil misin Fethi'yi besleyip büyüten, ayağına kadar giden? Sen değil misin onunla el ele veren milletin ordusuna, şanlı Türk silahlı kuvvetlerine kumfas kuran? O millet bunları bilmiyor mu? Ben hiçbir zaman memlekçimize kumfas kuranlarla yan yana durmadım. Asla ve asla durmayacağım. Doktor, sen ülkenin sınırlarına, namusuna sahip çıkmadın. Seçim süreci Erdoğan'ın yalan ve iftira kambayalarıyla gölgelendi.

Montaj veya bağlamından koparılmış videolara karşın, hakikati bilen milyonlar derdini dostlarına, komşularına, yakınlarına anlatıyor. İftira kampanyasına karşı hakikati gazeteciler değil, halk kesimleri birbirine söylüyor. Seçim güvenliği iktidarın en hırslı ismi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya verilmişti. Soylu ise Kılıçdaroğlu'nun öc alanı serbest bırakacağını anlatıp duruyordu.

Erdoğan'ı koruyan Cumhurbaşkanlığı Hakaret Kanunu yani TCK 299 nedeniyle halk kesimleri eleştirilerini Erdoğan'a yönetmekten de korkuyordu. Bir güvenlik krizi tehdidiyle seçimlere giderken Kılıçdaroğlu mümkün olduğunca pozitif bir dil kullanmaya özen gösteriyordu. Fakat Kılıçdaroğlu bir canavar gibi resmeden nizamın dili Kılıçdaroğlu'nun sesinin duyulmasına engel oluyordu. Erdoğan'a karşı bir şey söylemek size hakaret davası açılmasına neden olabilirdi.

Nizam tüm gücüyle Erdoğan'ın bu ülkenin milli güvenliğinin garantisi olduğunu söyledi durdu. Erdoğan'ın değişmesi halinde her tür tehdide açık halde geleceğimiz anlatıldı. Böylece didişmeye başladık. Kim haklıydı? Pozisyon gol müydü değil miydi? Buna birisinin karar vermesi gerekiyordu. Gol müydü? Öyle bir gürültüydü ki bu, Kılıçdaroğlu öyle büyük bir vatanhaneydi ki, kazanması halinde devlet denilen şey paramparça olacak, Türk devleti artık Türk'ün olmayacaktı. Zaten Kılıçdaroğlu da Tuncelili bir Aleviydi. 3 ay önce nerede bu devlet feryatlarıyla yakınlarını soğuk betona defneden bir halk 3 ay sonra devletimizin yanındayız diyerek Erdoğan'ın arkasına dizildi.

Bu uzun süre konuşacağımız bir sosyolojik vakadır. Hakikat ortadaydı. Erdoğan'ın değişmesi değil, değişmemesi milli güvenlik sorunuydu. Kimsenin mutlu olmadığı bir ülkede hiçbir şeyin değişmemesi çürümek demekti. Herkesin mutsuz olduğu bir sistemde değişmemekte ısrar etmek en başta devleti çürütürdü. Erdoğan kendisini bu halkın kaderi olarak tanıttığı bir seçim kampanyası izledi.

Erdoğan'ın dışındaki seçenek teröristti. Milyonlar kaderine boyun bükerek gittiler sandığa, mutsuzluk içinde. Yapacak bir şey yok, Erdoğan'a razı geleceğiz diye gittiler. Hiçbir şeyi değiştirmemek adına tüm tuşlara basıldı. Hatta o kadar ki cami imamları silahlanalım demeye başladılar minberden. Kardeşim silahlarınızı hazırlayın. 28 Mayıs akşam silahlarınızı hazırlayın. Benim iki tane silahım ağzımdan doldu. Odri Beyler ya, ne bu nasıl güzel çektiğimiz?

80 yıldan beri bunun izlerine ne çıkıyor? Kripto yapıcı elbiselerin önüne ne çıkıyor ya? Bu kadar şehitlerimiz var ya. Hepsi daha da şehit ya. Tamam tamam.

Bu konuşma Sultan Gazi'de bir camide yapılmış. Her yerde bu konuşuluyor. Peki pozisyon gol müydü? Çok ama çok açık ki gol değildi. Bu memleket iyi yönetilmiyordu. Son 5 yıla baktıktan sonra gören gözlere bir şey anlatmanın anlamı da yoktu. Bu pozisyona gol demek için çirkef olmanız gerekirdi. Fakat son derece apolitik bir tarafsızlık bizlere politik doğruluk olarak tanıtıldı.

Muharrem İnce, ne cumhur ne millet, tek yol memleket diyordu. Ne sağdandı ne soldandı. Sözüm ona Atatürk'ün yolundan ilerliyordu. Bizim sloganımız belli. Ne sağdan ne soldan, Atatürk'ün yolundan. Ne cumhur ne millet, tek yol memleket. Biz üçüncü yoluz. Ölüm mü, sıtma mı? İkisi de değil. Patlamış lastiği, patlamış lastikle değiştirmeyeceğiz.

Muharrem İnce bizim takımın gol diyeniydi. Erdoğan'cılar Muharrem İnce'yi gösterip, senin adamın gol diyor diyorlardı. Bariz bir out, Muharrem İnce'nin hakemliğinde gole dönüşüyordu. Erdoğan'la Kılıçdaroğlu'nu eşitliyor, her ikisi de patlamış lastiktir diyordu. Ya yapma etme, ikinci tura kalacak bu iş. Seçmenini kışkırtma uyarılarına da onlar beni kışkırtmasın, üzerime gelmeyin diye savunma yaptı.

Muhalefetin hiçbir yetkilisi İnce'ye cevap vermedi ama kampanyası boyunca İnce Kılıçdaroğlu'na ya da muhalefete salladı. FETÖ'nün siyasi ayağı benden başka hiçbiri bunun üstüne gidemez. Hiçbiri. Erdoğan gidemez, FETÖ'nün eski ortağı. Kılıçdaroğlu da gidemez, o da yeni ortağı.

İnceciler büyük çoğunlukla değişim arzu eden, yani Erdoğan'ı gönderme niyetindeki insanlardı. Bunu CHP'liler de anlamında söylemiyorum belki. Bir kısmı Erdoğan'cı ailelerin evlatlarıydı. Ama anti-Erdoğan'cılar değişim istiyorlardı. Muharrem İnce onlara ne dedi? Kılıçdaroğlu'nun da Erdoğan'dan bir farkı yok dedi.

Burada aslında bence siyasetin etiğini tartışmamız gereken bir noktadayız. İnce'ye dönük öfkenin nedeni de bu siyaset etiğinin çiğnenmesi oldu. İnce'ye oy vermeyi kabul eden gençler, evet Kılıçdaroğlu'na sempati beslemiyorlardı kabul ama Erdoğan'dan beter değildi Kılıçdaroğlu. İnce bu insanları Kılıçdaroğlu'ndan soğuttu. Değişim bunlarla olmaz ancak benle olur diyordu. Kılıçdaroğlu yanına Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'nu almış gizli bir AKP'liydi. Erdoğan'dan çok Babacan'ı ve Davutoğlu'nu eleştiriyordu.

AKP'ye dönük eleştiri konteyjanını Davutoğlu ve Babacan'a dönük kullanıyordu. Yüce Divan'a götürecekti onları. Kılıçdaroğlu'na oy vermeyi, Babacan ve Davutoğlu'na oy vermekle eş değer hale getiriyordu. O da İslamcıydı, bu da İslamcıydı. Bunlar aynıydı. İnce ise 3. yoldu. Bu Davutoğlu-Babacan karşıtlığında öyle bir noktaya gelmişti ki işler, listeler hazırlanmış, seçime 11 gün kalmışken Davutoğlu ve Babacan'ı çek, destek vereceğim demişti.

İnce böylece pozisyonunu Babacan ve Davutoğlu'na karşı olmakla tarif etti. Böylece CHP tabanına seslenebildi. İstediği olacak şey değildi de CHP seçmenleri için gerçekten motivasyon kırıcıydı. Hakikaten ya diyordu CHP seçmeni. Bunların bir oyu da yok. Biz bunları neden sırtımızda taşıyoruz? Yani gerçekten bu deva ile gelecek partilerini açıklamakta zorlanıyordu CHP. İnce de bu boşluğu bulmuş, vurdukça vuruyordu. Haksız değil tabii, siyasetçi. Boşluğu bulmuş, vuracak tabii.

Söylüyorum, %1 oyu yok bunların. At ikisini kenara, kayıtsız destek olacağım. Söz. Gelsin hadi. Madem memleket Davutoğlu, Babacan'ı kenara çeksin. Tamam, kayıtsız destek oluyorum. Ne Cumhurbaşkanı'na yardımcı oluyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Davutoğlu ve Ali Babacan ittifaktan çıksın. Ben kayıtsız destek oluyorum. Cumhurbaşkanı yardımcılığı istemiyorum. Bakanlık istemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum.

Haksız değil ama politik ve haklılıktan öte bir siyasetçinin pragmatizminin haklılığı bu. CHP kendi tabanına devayı ve geleceği anlatmakta zorlandı. Ya da şöyle diyelim, CHP tabanı Deva ve Gelece'yi başta bunlar da oy getirecek diye kabul etti. Fakat Deva ile Gelecek beklenen katkıyı sağlayamayınca bu partileri yük olarak görmeye başladı. İnce de CHP tabanından oy isteyen bir aday olarak Deva'ya ve Gelece'ye çaktı durdu. Erdoğan'ı bıraktı, Davutoğlu'na, Babacan'a taktı.

Babacan ve Davutoğlu sinsice Erdoğan'la eşitlendi. Hatta Erdoğan'dan daha tehlikeli kabul edildi. Yahu eşitlemeyin, Erdoğan ile Babacan bir mi diye sormak ise cesaret işi haline geldi. Ben bir kere dedim, ne FETÖcülüğüm kaldı ne ABD ajanlığım. Bunları diyenler de Kılıçdaroğlu'na oy verecek insanlar bu arada. Yani Babacan'la Davutoğlu'nu Erdoğan'la eşitlemeyin demek bile ciddi bir saldırı konusu. Burada kısa bir ara verelim. Biliyorsunuz böyle finanse ediliyoruz. Döndüğümüzde Ümit Özdağ ile devam edeceğiz.

23 Mayıs günü Ümit Özdağ ile Kemal Kılıçdaroğlu'nun yazılı bir mutabakat imzalaması bekleniyordu. Dikenden altan Sancar'ın haberine göre ortak mutabakata imza atmakta çekinen taraf Babacan ve Davutoğlu'ydu. CHP tabanı ise panikle atın bunları ittifaktan, Özdağ ile anlaşın demekteler. Seçime 5 gün kala kendi adaylarına öfkeyle akıl vermekteler.

İnce, anti-Babacan, anti-Davutoğlu'cu bir çizgiyi takip ediyordu. CHP içeriden ele geçirilmişti. CHP kurtarılmadan Türkiye'de kurtarılamazdı. YCHP, yani yeni CHP'ye anti-Kemalistler, ABD'ciler, taraf gazeteciler, batıcılar ele geçirilmişti. Bu esnada iktidar tabanına da moral veriyordu İnce. Bunu bilerek yapmıyordu. Siyaseten durduğu yer bunu doğuruyordu.

İnce bizim takımın gol diyeniydi. İktidar medyası ise İnce'yi senin adamın gol diyor diyerek kendi tabanına anlatıyordu. Kendi adamları bile bunlara FETÖ'cü diyor. İnce böylece seçimin asıl aktörünü görmezden gelmemize neden oluyordu. Kimdi o? Recep Tayyip Erdoğan. İnce, Kılıçdaroğlu değil, benim Erdoğan'ın karşısındaki aday benim ben diyordu. Neden olmasın diyen ve siyasetle çok da ilgilenmeyen gençler İnce'nin peşinden koşuyordu. Anketler Kılıçdaroğlu'nu %49'da gösteriyor. Değişim isteyenler Muharrem İncecilerle kavga ediyordu. Değişime ramak kalmışsa İnce neden engel oluyordu? Kılıçdaroğlu'cular İncecilere sövüyor, küfrediyor, İnce öfkeleniyordu. Böylece İnceciler de Kılıçdaroğlu'na küsüyordu.

Bu kimin hatasıydı? CHP'nin olmadığını düşünüyorum. Hepimizin hatasıydı. Ve İnce hepimize dedi ki sakin olun, sakın bana küfretmeyin. Ben küfredeceğim sizi ama siz bana cevap vermeyin. İnce ise sosyal medyadaki bu tepkileri her yayında kendi takipçilerine tanıttı. Halbuki her siyasetçi sosyal medya öfkesini çok ciddiye almaması gerektiğini bilirdi. Buna karşılık İnce sosyal medyaya cevap vermeyi tercih etti.

son derece basit, hemen her siyasetçi hakkında olan ama CHP tabanında yürüyen türlü türlü iddialar işte bunlara ince de cevap vermeye kalktı. Yani bunları ciddiye alıp yazan itibarlı bir gazeteci, bir köşe yazarı, bir siyasetçi yoktu. Öyle alalade isimlerdi ve itibarlı isimler değildi. Çok samimi söylüyorum, genel olarak muhalif medya bu iddiaları ciddiye almadı. Hakikaten ciddi iddialar olsa ciddiye alırlardı, bunu reddetmiyorum ama

İnceye dönük böyle saçma sapan iddiaları ciddiye alıp da ekranlarına taşıyan, sayfalarına taşıyan olmadı. Sosyal medyada bir takım insanlar, önemsiz görünen kişiler, bunların paylaştığı cevabın yine sosyal medyada verilmesi gereken basit yalanlar. Oraya cevap verdi dur deyince. Orayı köpürttü durdu. Mesela Babala TV yayınında bir saate yakın süreyi sosyal medyaya ayırdı. Bu fotoğrafı almış altına yazmışlar. 23 Mart Perşembe günü gece saat 3.40. Askeri helikopterle saraya getirildi. Buna inanan insanın zekasından şüphe ediyorum. Şüphe ediyorum yani. Bunu yayanın da ahlakından şüphe ediyorum. Emine Erdoğan hediye etmiş bu jipi. Emekli fizik öğretmeni Muharrem İnce'nin eşi. Ülkeye aldığı 7 milyon 800 bin TL'lik basit araç.

Ben izlerken şaşa kalmıştım. Trend Topik adında bir podcast serisi hazırlıyorum. Twitter'ı iyi gözlediğimi düşünüyorum. Muharrem İnce hakkında evet türlü türlü saçma sapan iddialar dolaşıyor hatta bu iddiaları kafayı kırmış muhalif seçmenler de paylaşıyor ama bunların hiçbir ana akımı olmuyor ki. Kimse itibar etmiyor yani.

İnce buraya haftalarca cevap vermeyi kesmedikçe sosyal medyada oraya cevap verip durdu. Bu bana kalırsa korkunç bir iletişim hatasıydı. Çünkü gerçekten gösterdiği şeyler aklı selim kimsenin itibar etmeyeceği şeylerdi. Bir siyasetçi sosyal medya tevatürlerine bu kadar aldırış etmemelidir. Mesela... Kılıçdaroğlu'nun sosyal medyaya cevap verdiğini hiç gördünüz mü? Ya da Erdoğan'ın? Kılıçdaroğlu hakkında bir iftira kampanyası hiç üremiyor mu sosyal medyada? Mesela Selvi Kılıçdaroğlu hakkında ne tip videolar dolaşıyor bu internet aleminde? Şöyle bir baktınız mı? Kemal Kılıçdaroğlu'nun eşi, Sayın Selvi Kılıçdaroğlu, neden şimdiye kadar kameranın karşısında değildi biliyor musunuz? O samimi mutfaklarında bitmeyen bulaşık sabunuyla devamlı bulaşık yıkadığı için ya da eşinin kendisine yeni aldığı airfryer ile lezzetli yemek denemelerinin olduğu için değil.

Selvi Kılıçdaroğlu terörist cenazelerinde gezmekten mutfağa uğramıyordu. O yüzden bu zamana kadar ortalıkta yoktu. Zaten o mutfak da Kılıçdaroğlu ailesine ait değildi. Ajans adında kirli bir yapının planıydı. Selvi Hanım da sürekli terörle iltisak içinde olan bir suç makinesiydi.

Şimdi belli ki bir grup troll tarafından yapılmış ama buna cevap verilir mi? Doğru düzgün, kimsenin itibar etmediği bir şey. Ama birçok insana ulaşıyor. Evet maalesef ulaşıyor. İnanan da oluyor ama ciddiye alınacak şeyler değil. Bunları siz ciddiye aldığınız zaman büyütürsünüz zaten. Bunu her siyasetçi bilir, ince de bilir. Yani gerçekten ciddiye alınması gereken bir operasyon olduğu zaman

Zaten siz bunu anlarsınız. Bu operasyonu cumhurbaşkanı dile getirmeye başlar, genel başkanlar dile geçirmeye başlar. Nitekim anladık. İnceye çekilmeden önceki son 3 günde gerçekten bir saldırı yapıldı. Ama bu saldırıyı hariç tutuyorum. O güne kadarkiler, biraz önce dinlediğiniz kadar ciddiye almanız gereken şeylerdi.

Aslında bu aşamada yani henüz Mayıs ayı gelmeden önce inceye çok kırılan CHP seçmenin tepkisini gözlüyorduk sosyal medyada. Herkes CHP seçmeninden büyük bir olgunluk bekliyor, sürekli ama sürekli CHP'nin tabanıyla kurduğu ilişkiyi bir şekilde sorguluyordu. Fakat CHP'nin tabanıyla kurduğu ilişki diğer partilere benzemez arkadaşlar. CHP tabanı çok uzun süredir muhalefette olmanın etkisiyle partisine oy vermeyi kesmez ama partisini çok sert eleştirir. Yani gerçekten zor bir gruptur bu taban.

Kendi partisini çok rahat topa tutan bir grup İnce'ye de tepkisini gösterir yani. İnce'ye aslında CHP seçmeni tepki gösteriyordu. İnce ise onlara hepsine birden CHP trolleri diye sesleniyordu. İşleri iyice karışıyor tabii. Öyle ya da böyle. An itibariyle İnceciler 3 ay öncesine göre Kılıçdaroğlu'na daha büyük bir antipati besliyorlar. Hiçbir şey yapmadı Kılıçdaroğlu. Ama daha büyük bir antipati besliyorlar. Muharrem İnce bunu bilerek mi yaptı, bilmeden mi yaptı bunu kestiremiyorum. Ama hakikat ortada. Muharrem İnce'nin adaylığı varoluşsal olarak Kemal Kılıçdaroğlu'nun antiteziydi ve İnceciler içindeki Kılıçdaroğlu öfkesini derinleştiriyordu. Makul seçmenler İnce'nin ikinci tura kalmayacağını görerek İnce'den koptular. İnce seçimden üç gün önce adaletten çekildiğini duyururken de CHP'ye çattı. Başaramadık! Başaramadık! Bahaneleri kalmasın! Yoksa seçimi kaybettiklerinde seçimin sabahı bütün suçu bize atacaklar! Hiçbir bahaneleri kalmasın! Memleket Partisi'ne her evden bir oy istiyorum! Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekiliyorum!

Muharrem İnce bizim takımın gol diyeni olarak maç boyunca karşı takımın menfaatine bir süreç takip etti. Günün sonunda kaybedeceksiniz zaten ben çekiliyorum dedi ve gitti. Bunların hiçbiri Muharrem İnce'nin bir komplonun içinde olduğunu göstermez. Kişisel kanaatim İnce'nin böyle bir komplonun içinde olmadığıdır. Fakat İnce siyasi vasatı temsil eden çizgisiyle varoluşu gereği Erdoğan'a hizmet etti ve çekildi. Bence şu an kendisinin haklı olduğunu falan düşünüyor.

Şu anda İncecileri sandığa götürmeye uğraşıyoruz. O kadar öfkeliler ki İnce'nin kime oy verdiğini bile bilmiyoruz. Tüm bunlar yaşanırken Sinan Oğan Kılıçdaroğlu'nu sevmeyen ama Erdoğan'ın da gitmesini isteyen kesimlerin gözünde parladı. İnce gibi ciddiyetsiz bir siyasetçi değildi. İkinci dura kalamayacağını biliyordu. Kılıçdaroğlu'na sallayıp durmuyordu. Türk milliyetçilerinin sesi olacağız diyordu. Sorulduğunda da cehennemin kapılarını kapatacağını söylüyordu. Her zaman dediğimiz gibi cehennemin kapılarını kapatacağız.

İşte Erdoğan'cı olmayan ama Kılıçdaroğlu'na dönük kampanyadan etkilendiği için Kılıçdaroğlu'na da oy vermeyecek olan seçmenler için ideal aday. Adam hem vatansever hem milliyetçi. Hem de Erdoğan'ın değişmesi için mücadele ediyor. İnce gibi değil. Milli muhalefet hem de. Ne tezgah ama.

O an İnce'nin ciddiyetsiz seçim kampanyasına göre pozisyon alarak Erdoğan karşıtlarına hem Kılıçdaroğlu'ndan soğuttu hem de oylarını arttırdı. Şimdi Oğan'a oy veren değişim taraftarları büyük bir şaşkınlık içindeler. Size attığımız imza haram olsun diyorlar. Geçti, iş işten geçti. 28 Mayıs seçimlerinin sonucu ne olur bilmiyoruz. Ama kendi adıma söyleyeyim. Bir haysiyet mücadelesi veriyoruz. Hakikatin yanında olmaya, zihnimi mümkün olduğunca berrak tutmaya gayret ediyorum. Gördüğüm şudur. Kemal Kılıçdaroğlu bu seçimde 3 adayla birden mücadele etti. Muharrem İnce, Sinan Oğan ve evet, Recep Tayyip Erdoğan. Bu esnada Muharrem İnce ve Sinan Oğan seçmenlerine ulaşmaya çalışan Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın nefret ve iftira kampanyalarına cevap veremedi. Şimdi cevap vermekle uğraşıyor. Bakalım faydalı olacak mı?

Bu bir tezgah mıydı? Yoksa Türk siyasetin içine düştüğü apolitizm batağı mıydı? Bunları tarih gösterecek. Ama seçim sonuçları ne olursa olsun, 29 Mayıs'ta diyeceğimiz artık şimdiden bellidir. Biz sizin yalanlarınızla baş edemedik, bu bize dert oldu. Fakat size de boyun eğmedik, bu da size dert olsun.

Tren Topik'i PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar yalanlara, iftiralara, kurulan tezgahlara karşı sevdiklerinizi uyarın. Vatanını seven sandığa gelsin.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)