
4.960 kelime · ~25 dk okuma
Trens Spor'dan herkese merhabalar. Artık final haftası. Galatasaray Süper Lig'de Ankara gücüyle deplasmanda karşı karşıya gelecek. Seçimden dolayı önümüzdeki hafta içinde oynanacak bu müsabakalar. Ve Galatasaray Ankara gücü deplasmanda kazanırsa şampiyonluğunu ilan edecek. Aynı fikstürde Fenerbahçe'de Antalya Spor'la kendi sahasında karşılaşacak. Bu maçın sonucu da belirleyici olacak. Eğer Galatasaray puan kaybederse Ankara gücü deplasmanında
Bu hafta Beşiktaş, Adana Demir Sporu güzel bir oyunla yendi. Ancak Galatasaray'ın puan kaybetmemesiyle şampiyonluk ümitleri kalmadı. İkincilik ihtimali için devam edecekler. Trabzonspor, Fenerbahçe'ye karşı ağır bir yenilgi almıştı. Fakat bunun telafisini Karagümrük karşısında net bir galibiyetle aldılar. 4-1 kazandılar. Bu maça da biraz değineceğiz. Onun dışında diğer sporlarda da önemli gelişmeler var. NBA'de artık final belli olmak üzere. Euro Lig'de şampiyon Real Madrid oldu.
Ve tam 14 kez kazandı. Roland Garros da Rafael Nadal olamıyor. Bunların hepsini değerlendireceğiz. Başlayalım.
Oğuzhan selamlar. Selam Sinan abi. Galatasaray Sivas Spor Karşısında 2-0 kazandı. Net bir galibiyet oldu. Ne diyorsun? Senden alınıyor mu?
Evet abi net bir oyun. Geçen hafta da seninle konuştuk zaten artık. Öyle göze hoş gelen oyun olsun. Hurra, hücum oynayalım vs. Bunları çok fazla görmeyeceğimiz noktalara geldik. Sen de az önce söyledin, final haftasına geldik. Galatasaray Ankara gücünü yenirse şampiyon olacak. O yüzden oraya kadar ne kadar az hasar. Ne kadar az puan kaybı o kadar iyi gözüle bakılırken zaten Galatasaray hiç fre vermeden devam ediyor. Ve çok net bir şey var ki bunu da kaliteli ayaklarıyla beraber yapıyor. Hakikaten son dönemde kadro istikrarının getirdiği şey ve iyi skorlarının getirdiği bir şey olsa gerek. Hakikaten iskelet, ana kadro hatta benim sezon başından beri söylediğim o çekirdek Nelson Abdülkerim, Torreira, Icardi inanılmaz performanslar sergiliyor. Yani belki de tüm sezon geneline baktığında bu kadar uzun süreli
Bu kadar dominant oynadıkları bir evre olmamıştır. Hep iyilerdi ama bu kadar varlıklarını hissettirdikleri uzun bir süreç hiç hatırlamıyorum. Hakikaten her maçta Nelson'un savunmacılığı, Torreira'nın merkezi toplaması, Icard'in üstün bitiriciliğinden bahsediyoruz. Ama bir isim daha var ki özellikle Sivas maçında yine ve yine çok beğendim. Tabi bu kadar yıldız arasında çok adı belki geçmiyor ama Kerem Aktürkoğlu hakikaten çok acayip şeyler yapıyor. Sivas maçında da çok beğendim. Ve hoşuma giden nokta şu, bu kadar yıldız oyuncunun arasında kendini bireysel beceri anlamında tüm sezon üstüne koya koya geliştirmesi hakikaten beni Kerem özelinde şahsen bir izleyici olarak çok çok mutlu ediyor. Her geçen gün repertuarına yeni şeyler ekliyor. Bence bambaşka bir asistci oldu. Haneye yazılmayan kilit pas konusunda da mükemmel performans sergiliyor. Bir Dünya Yıldızı Forbet'in dilinden Kerem'in anlıyor olması bence harika bir olay. Her golde ikisinin imzası var baktığın zaman. Bu anlamda Galatasaray'ın bu kaliteli ayaklarının yanına Kerem gibi çok değerli parçaları, Rashica gibi böyle değerli nasıl desem sana asker olabilecek oyuncuları monte etmesi ve sol back pozisyonu dışında o 10 kişilik rotasyondaki istikrarla oturtmasından sonra çok net galibiyetler başladı. İnanılmaz da bir savunma güvenliği olmaya başladı. Hiç son dönemde Galatasaray'ın kalesinde net bir tehlike hatırlamıyorum. Sivas maçında da keza böyleydi. Sivas'ın da çok iyi bir kadroyla çıkmadığını biliyoruz zaten. Kupa maçını düşünerek Rıza Çalınbay bu maçta sahadaydı. Ama bence Sivas Spor tam kadro olsa bile Galatasaray karşısında gördük ki ve çok eminim ki hiçbir varlık gösteremeyecekti. Icardi'nin yine imza attığı bir gece oldu. Hatta dayanamadım tweet attım. Yani adam Neft Stadyum'unu küçük çiftlik parka çevirdi. Simge şarkısı çaldıra çaldıra. Hakikaten sinir bozucu bir kalite yani.
Açıkçası bu plana geçtikten sonra planın uygulanabilmesi de çarpıcı. Yani biz artık daha garanti oynayacağız, az pozisyon vereceğiz, 1-0-2-0'luk galibiyetler alacağız diyebilirsin. Herkes onu ister zaten son düzlükte. Ama onu uygulayabilmek de o kadar kolay değil. Sonuçta oyuncular yıpranıyor, yoruluyor. Birden bir oyun stili değiştiriyorsun, daha garantici bir oyuna geçiyorsun. Orada istediğini alamama ihtimali de olabilirdi ama Galatasaray üstelik Beşiktaş deplasmanından kötü bir yenilgiyle hem de çok kötü bir yenilgiyle çıkmış olmasına rağmen sonra oynadığı 3 maçta rakiplerine toplamda sadece 0-58'lik bir ikizciyi verdi. Yani 3 maçın toplamında yarım gollük pozisyon verdi ve 3 maçta da gol yemedi zaten. 1-0, 2-0 ve 2-0'lık net galibiyetler aldı.
Torreira bu dönemde şeyi açtı baya, final maçlarında kalitesini ortaya koyma olayını açtı. Bu zaten Galatasaray'da biraz şeydir, geleneksel bir durumdur. Son haftalara girildiği zaman bir oyuncu çıkıp yıldızlaşır. Örneğin Sofian Feguli 2019'da bunu çok yapmıştı, Onyekuru çok yapmıştı. Daha önce Schneider'in yaptığını hatırlıyorum. 2014-15'te yine Fernando Musterra'nın yaptığını hatırlıyorum. Mesela 2014-15'te de Galatasaray çok çok 7-8 maç böyle bir sıfırlık, iki sıfırlık galibiyetler almıştı ama o dönem böyle çok çok iyi savunma yapmıyordu. Aksine Muslera'nın çok böyle acayip kurtarıcıları vardı. Bu takım savunmayı da daha kaliteli yapıyor o takıma göre, 14-15'e göre. Ve bu sefer Muslera final haftalarında bir etkisini göremedik. Sergio Oliveira'nı da göremedik, Mertens'ini de göremedik. Ama Mauro Icardi ve Lucas Torreira ikilisi gerçekten çok iyi. Onlara biraz da Kerem de yardımcı oluyor. Şu son final haftalarda bu üçlünün gerçekten çok etkili olduğunu söylemek lazım. Lucas Torreira'nın büyük maç kilidini açtığını söylemek lazım. Bir de Sivas Spor'da bir dribbling zaafı var. Hatırlarsan Fenerbahçe maçında da Rossi ilk golde dribblinglerle girip merkezi açıp oradan golü çıkarmıştı. Galatasaray'da ilk golü Kerem'in dribbling üstü pasından buldu. Dribblingle bir anlık alanı açtı, eksik yakaladı. İlk pas geçmese bile, ikinci pasta gol o şekilde gelmişti. Sivas'ın zayıf karnı bu dribbling yapan oyuncular. Biraz ağır kalıyorlar bence dribbling yapan adamlara karşı. Öyle bir zaafları var onların da.
Artı zaafları var. Ben Galatasaray tarafına da değinmek istiyorum. Çünkü az önce oyuncu performanslarına değinirken Saşaboy'dan da bahsetmemek olmaz. Yine Sivas maçında da inanılmaz. Zaten çok da iyi bir asist yaptı. Aslında o asisti tabii biraz ikardi yarattı diyebiliriz. Çok beklenmedik bir anda. İnanılmaz. Zaten birazdan Beşiktaş maçına geçince de söyleyeceğiz ama kaliteli Santrafur'un beklenmedik anlarda neler yaptığını bu hafta çok net bir şekilde gördük. Hem Beşiktaş maçında, hem İcardi'nin golüyle Galatasaray maçında. Normalde biz hep Galatasaray savunmasını ve ligin böyle eni olarak söylediğimizde en iyi stoper ikilisini Nelson ve Abdülkerim olarak söylüyoruz ama bu ligin en iyi ikilisi Nelson ve Sashaboy bence. Yani savunmanın sağ tarafı olarak. Hakikaten direkt. felç ediyorlar. Yani aslında şöyle bir Anadolu takımlarına bakıyorum abi, Fenerbahçe maçlarındaki analizlerde de hep konuştuğum ve işte Fenerbahçe'nin dikkat etmesi gereken oyuncu olarak rakiplerin genelde sol kenarları çok kaliteli oyunculardan ulaşıyor. Ama bu yıl Galatasaray'a karşı o takımların kenar oyuncularının performansını izlediğimde ve düşündüğümde gerçekten etkili performans, vasatın bile üstünde performans bulmak çok zor.
Keza Gradel. Ya Sashaboy ve Nelson'un bu kadar savunma güvenliğini üst seviyeye çıkarabiliyor, o noktalara çekebiliyor olması hakikaten çok çok başka bir durum. Yani tabiri caizse biraz da mübalağa yaparak şunu söylemek lazım. Gerçekten eksik bırakıyorlar rakip hücum takımlarını. Sivas Spor'un en etkili oyuncusu her zaman sezonun başından beri 2-3 sezondur Max Gradel'den bahsediyoruz. Bir tane varlığını göremiyorsun maç içerisinde.
Muhtemel işte Ankara gücü maçında yine biz aynı şeyi konuşuyor olacağız. Sashaboy'un Nelson, Galatasaray çok iyi bir hücum takımı. Skor'a kaliteli ayaklara çok rahat gidebiliyor ama bence ileri hattın bu kadar rahat olmasının da ana teması. Bazen Torreira'yı geride tek bırakacak kadar merkez oyuncuların da ileri hatta konumlanmasının ana sebepleri tamamen Nelson ve Sashaboy. İnanılmaz bir rahatlık gerçekten. Bu yüzden ben Sashaboy'u da değinmeden geçmek istemedim. Özellikle Gradel'e karşı olan performansında.
Bu arada final maçı Ankaragücü dedik. Ankaragücü'nün Ümraniye ile oynadığı maçı izledim ben. Yerinde gidip izledim. Milson sol açıkları Ankaragücü'nün ve geldiğinden beri en iyi maçını oynamış olabilir. Çok etkiliydi. Gol de attı. Maçında net yıldızıydı. Milson da önemli bir sınav olacak. Sashaboy ve Nelson için çok çabuk, el avuca sığmayan tipte bir oyuncu.
Lig'in en başarılı driplinkçilerinden biri bu arada. Hatta ilk 3 sırada olması gerekiyor. Başarılı driplink de hakikaten zorlayıcı bir şey olabilir. İyi bir eşleşme orası yani. Dikkat edilmesi gerekiyor. Bir zor sınavları daha olacak finalde. Bakalım. Aynen öyle. Adana-Demirbaşiktaş'a geçelim istersen. Geçelim. Orada da İcardi'den sonra bir Davul Bakır konuşmamız gerekecek herhalde. Yani bir Fenerbahçeli olarak iyi bir santraforun olunca nasıl hissedersin bunu çok net görüyorum. Şimdi bana belki diyebilirsin ki oğlum 28 gol atan forvetin var. Nasıl böyle diyebilirsin ama. Tüm kulvarlarda 32. Tüm kulvarlarda 32 ama abi takdir edersin ki bambaşka bir şey ya.
32'den daha büyük şeyler var benim gördüğüm kadarıyla. Hakikaten oyun içerisindeki etki, kalite gerçekten bambaşka bir şey. Normal şartlarda bak düşündüğünde şöyle bir şey var. Valencia'nın total sezon içerisinde gol bulduğu ve ayağına gelen diğer kaçırdıklarını düşündüğünde Valencia'dan bir tık daha kaliteli bir bitirici olsa şu an muhtemelen 40 golü vardı. Sadece ligde. Tüm Fenerbahçe şablonunu düşün sene başından beri ve o şablonun Valencia'ya gelen her pozisyonu Icardia'ya geldiğini düşün. Gerçekten başka bir nokta olabilirdi. Beşiktaş'ta da aynı şeye geçerli. Yine Beşiktaş da aslında son dönemde çok iyi yemeğe kalıyan oyuncularıyla skora gitmeye ve oyun içindeki hakimiyetini kabul ettirmeye başladı. Getson derbiyle beraber inanılmaz bir noktaya doğru evrildi zaten.
Ama bu maçta çok net bir şey vardı ki Adana Demir sporuncu sahada da ilk muhalibiyeti geldi. Hakikaten Svenson'un yokluğu anca bu kadar. Bir sahabek yokluğu anca bu kadar hissedilebilirdi herhalde. Ben çok üzüldüm. Şundan dolayı üzüldüm. Yani İsmail çok çalış. Hakikaten transfer olmadığı dönemde her türlü büyük takıma adı yazılan, bu çocuğun geleceği var vs. denilen tam maç temposu olmayabilir bunların hepsini anlayabilirim. Ama savunmacılık, pozisyon alma ve benzeri
Defansif meziyetleri içerisine alınmış gibi oynamasının pek bir anlamı olduğunu ben düşünmüyorum. Futbolunu geriye gitmiş, bu bizim Bursa döneminde izlediğimiz ve Bursa'nın 3-4 tane değerli genci arasında büyük takımlara yakıştırılan oyuncu kesinlikle bu değil. Yani bir maçın skoruna anca bu kadar etki edilebilir gerçekten. Bence bu sezonun en korkunç savunma performanslarından bir tanesiydi. O yüzden Adana Demir Spor Savunması ve İsmail üzerinden Beşiktaş Üncü'nün performansını okumamız gereken bir maç olduğunu düşünüyorum.
Az önce Galatasaray'dan kontrollü oyun diye bahsettik ya, Adana Demir Spor'da da bu kontrollü oyun şeyi hiç gelişmemiş durumda. Beşiktaş gibi formda ve güçlü bir takımla iç sahada oynuyorsun, taraftarın coşkusuyla golü de buluyorsun, 1-0 öne geçiyorsun ve ondan sonra takım bir kontrollü havasına geçemiyor. Yine bir sürü pozisyon vermeye devam ediyor ve o gol mesela ilk yedikleri gol, Abu Bakar'ın attığı gol 45 artı 4'ler falan artık yani son anlar ilk yarının bitmesi için Soyunma odasına 1-0 çok güzel bir skorla gidebilirsin Ertaç uzun bir top vuruyor Yusuf'a bir kontra İsmail çok çalış Yusuf'un arkasında koşan oyuncu Sabek pozisyonda oynadığı halde kendini forward zannediyor Ve hani Yusuf'tan falan sekerse ben alırım gole yaparım falan diye gidip bomboş bırakıyor. Ve Amir Aziz Ömer Tavuç onun bomboş bıraktığı alanı çok güzel görüyor. Çapraz bir topla. Abu Bakar da o boşluğu çok iyi sesip kendisini o boşluğa atıyor. Ve oradan gelen tek vuruşla da soyunma odasına bir bir gidiyorsun.
Bu biraz deneyimsiz takım mağlubiyeti gibi oldu bu maç Adana Demir Spor için. Çünkü daha tecrübeli, daha sakin takımlar o 1-0'ı çok daha iyi oynarlardı diye düşünüyorum. Ve Svensson tabi orada olsa o boş alanı bırakmazdı. Yani İsmail'in yetenek başka bir şey. Bir de bu oyunun doğruları var. Bu oyunu zekayla da oynamak lazım, düşünerek de oynamak lazım.
Adana Demir'in Fenerbahçe maçında da bu arada çok benzer bir gol yemişliği var. Orada da yine 1-0 öndeydiler ve galiba Valencia son dakikada atmıştı golü. Yani ikinci yarının sonuydu. Ve bu sefer Kevin Rodriguez sol bekleri hücuma çıkmış ve yerini tamamen boşaltmıştı.
Ve Valencia kendisini onun alanına attı, onun bıraktığı boşlukta topla buluşup güzel bir son vuruşla gole atmıştı. Valencia gibi, Abubakar gibi tecrübeli golcüler tabii böyle pozisyon hatalarını iyi değerlendirebiliyor, seziyor yani onların bırakılan boşlukları. Adana Demir'de bu kontrol işiyle ilgili bir sıkıntı var kesin. Tempolu oyunu iyi oynuyorlar, yetenekli oyuncuları var, bir Anadolu takımına göre oldukça iyi bir kadroya sahipler falan ama tek bir planları var. Yani coşkulu, tempolu oyun, okey, başka bir şey yok. Öyle olduğu için de skoru kendilerinde tutamadılar. İsmail 2. golde de kolay bir çalım yedi Jetson'dan. Tabi orada Beşiktaş'ın artık oturmuş bir asimetrik düzeni de var yani 4-3-3, 4-4-2 birlikte gibi. Bazen 4-4-2'ye çok benziyor dizilişleri, Jetson artık sol açık gibi oynuyor ve ortada Amir ile Salih orta ikili gibi oluyor, işte sağda da Redmond gibi, Cenk, Abubakar çift forvet gibi oluyor, 4-4-2 gibi çok oluyor. Çünkü Cenk'i özgürleştirebilmek için, Cenk'e savunmada az enerji harcattırıp, forvetliğinden faydalanabilmek için Jetson hep onun arkasına kayıp orayı topluyor. Ve bu durumda biraz böyle asimetrik, bazen 4-4-2 gibi duran, bazen 4-3-3 gibi duran, Cenk kenara geldiği zaman 4-3-3 gibi duran, bir düzen kuruyor. Amir'in pası da bu arada çok iyiydi. Amir daha sonra ikinci yarada da bir tane golü engelledi. Onyekuru'nun ayağından aldı topu. Çok iyi bir performans. Hem Amir gidene kadar Konya sporu kafaya oynuyordu, hem Amir Konya'dan Beşiktaş'a geldikten sonra da Beşiktaş kafayı oynamaya başladı. Çok estetik bir oyuncu olmadığı için, çok böyle göze batan bir karizmaya sahip olmadığı için Amir Adilzalmetov için iyi performansı biraz az dikkat çekiyor.
ama belki de hem ilk yaradaki Konya Spor hem de ikinci yaradaki Beşiktaş performansını birleştirsem belki de sezonun altın on birinde yer alması gereken oyuncu Amir Aziz Ahmetoviç. Onun da hakkını verelim. Josef'ten sonra Beşiktaş'ın oyunun ne kadar değiştiğinin bence sen de farkındasındır abi en azından. Toplu oyunda hakikaten çok değerli bir de yanında aslında Beşiktaş'la alakalı sezon başında konuşurken ki söylediklerimizi ve bakış açılarımızı hatırladığımda Salih'in derin oyun kurucuda çok çok fazla yalnız kaldığını konuşuyorduk ve Beşiktaş'ın merkezden olan üretiminin sıkıntıya uğradığını söylüyorduk. Amir geldikten sonra Salih'in de biraz daha rahatladığı bir gerçek. Özellikle merkezinizde üç tane merkezle oynarken bunlardan sadece bir tanesi topu iyi kullanabilen ve pas oyununa katkı sağlayabilen bir oyuncu olduğu zaman ister istemez en ufak dalgalanan bir performansta toplu oyunda gerçekten neredeyse yok oluyorsunuz ama Amir'in olması
Salih'in olması, bu senin asimetrik dediğin düzende, Getzo'nun oradan ayrılıp ileride daha kalabalık bir hücum hattı olması, Cenk'i de biraz daha forvet'e kaydırarak, Beşiktaş'ın hücumlarının biraz daha akıcı olmasını sağlıyor. Bir de Şenol Güneş'in artık sanırım en net tanımı bu, yani hücum oyuncularına yaptığı dokunuşlar. Abu Bakr'dan zaten devre arasında gelmiş olsa dahi ve çok iyi bir durumda gelmemiş bile olsa bu performansı bekliyordun ama mesela benim ilk aklıma gelen Redmond'a yaptığı dokunuş. Redmond'ın sezon başındaki haliyle şu anki hali arasında gerçekten dünyalar kadar fark var.
ve aldığı sorumluluklar ve Beşiktaş hücumuna yaptığı katkı anlamında çok başka bir nokta evrildi. Cenk'in artan formundan bahsediyoruz. Bunları hem Şenol Hoca'nın oyun anlayışına hem de bence Beşiktaş'ın artık sadece kenarlardan değil de beklerine ya da kanatlarına yani aslında Gezala bağımlı olmayan bir ekip değil, merkezden de top ayağındayken çok iyi bir takım oyunu ortaya koymasıyla da direkt olarak açıklayabiliriz bu yükselişi. Programa burada küçük bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde devam edeceğiz.
Trabzonspor kara gümrüğü çok net yendi. Rahat bir skorla yendi. David Trezeguet yıldızlaştı. David Trezeguet mi? David Trezeguet değil Mahmut. Seni andı abi. Şu şeye hala çok gülüyorum ya. Bizim Hasan Arda Kaşıkçı'nın Trezeguet'le ilgili sekansı var ya. Kendisine Trezeguet'e dırtıyor. Trezeguet falan değil kardeşim inanmayın diye.
Bu andı beni. Evet, Mahmut Aslan, Traore. Abdullah da vardı galiba arada. Traore değil ya, iyice coştum. Trezege. Abi boşver, Trezege de geç. Trezege, evet.
Trezeger'le ilgili geçen hafta şey demiştim. Bence Trabzonspor'un en iyi oyuncusu bir sakatlık bir şey yoksa mutlaka oynamalı diye. Bu maçta da yine çok etkiliydi. Gollerini attı. Ama Fatih Karagümrü'de hiç olmadığı kadar kötü gördüm. Lige erken havlu atmış gibiydiler. Bence Süper Ligin böyle bir sorunu oldu. Hem deprem nedeniyle ertelenmesi hem seçim nedeniyle ertelenmesi falan. Fixture uzadıkça uzadı. 11 Haziran'a kadar uzuyor Fixture ve Avrupa'da oynayacak takımların Haziran'ı 21'indeki haftada
Avrupa oynama ihtimali var galiba direkt öyle hatta yani Beşiktaş falan öyle Şimdi bu durumda 20 günlük bir ara kalıyor 11'inden 21'ine 10 günlük bir ara kalıyor pardon Bu 10 günlük aradan takımlar ne ara hazırlanacak, ne ara dinlenecek. Yeni sezonu çok erken açan takımlar için çok çok büyük bir handikap. Ve Trabzon bu takımlardan biri değil. 3 büyükler Avrupa oynayacak ve çok erken açıyorlar sezonu. Bu gelecek sezon Trabzonspor için çok büyük bir avantaj. Rakipleri çok daha fazla yorulacak ve hepsinden de öte. Hem bu sezon çok geç bitiyor hem de yeni sezon çok erken başlıyor onlar için.
Diğer önceki sezonlardan bile daha handikaplı bir Avrupa sezonu olacak bu. Ve Trabzonspor iyi hazırlanırsa bunun avantajını çok hisseder diye düşünüyorum. Tabi bazı takımlar da Karagümrük gibi ligi çoktan bırakmış görüntüde. Onlar da bu son 2-3 haftada böyle beklentinin altında düşük performanslar gösterecek gibi gözüküyor.
Cagne bir gol attı ve gol sayısını 20'ye çıkardı. Ve golden sonra da sevinmedi. Cagne gelecek sene kendisini alabilir diye büyük takımlara gol atarsa sevinmiyor. Öyle bir kurnazlığı var. Çok komik. Çok gereksiz bir iş. Tam bir kontra atak golcüsü. Daha önce de onunla ilgili hep şey diyordum.
Set oynayan bir takımda, rakip 30 metrede oynayan bir takımda topu ne kadar yavaşlatıyorsa, topu ne kadar kırıyorsa, geniş oynayan, kontr oynayan, hızlı oynayan bir takımda da o kadar etkili bir silaha dönüşüyor. Ve işte Trabzon'muş, Galatasaray'mış, Beşiktaş'mış falan değil de buralarda oynarsa yine çok mutlu olamayacak gibi bence. Gerekirse İngiltere'nin altı sıra takımları, yani Premier League'in bile altı sıralarında iş yapar o kadar kaliteli bir fiziği var ve ön sezileri çok kuvvetli. Ama onun oynaması gereken takım çok net bir kontra atak takım yani. Bu kadar kontra atak takım bir golcü son yıllarda görmemiş olabilirim. O yüzden bence Karagümrük'te yeniden bir sürü gol buldu. Borini için aynısını düşünmüyorum. Borini bence sette de iyi oynar. Ama Cagne sadece bir kontra atak golcüsü ve burada Kasımpaşa'dır, Karagümrük'tür böyle ligimizin kontra atak takımlarında oynadıkça o takımların kalitesini çarpı ikiye falan yükseltiyor. Ve izlemesi de çok keyifli bir oyuncu haline geliyor.
Bir daha bir şey, bu kenarda önce Coli ile başladı, şimdi Saba Lobianis ile bunlar da çok iyi kontracılar hakikaten. Ve şeyin istatistiğini merak ediyorum hani Cagne'ye bu kadar kontralarda ayak uydurabilen iki tane sağ kenar acaba Cagne gollerinin kaçında Saba'nın devre arası itibariyle ve Coli'nin şeyi var, asist katkısı var. Bunu hakikaten çok fazla merak ediyorum. Yani bulunduğu hücum attı, onun da oyun tarzına gerçekten çok uygun. Şimdi bazı takımlar var ki amacı kontra oynamak şu anda o takımı gibi ama öyle kenarlar var ki asla kontra oyunu oynayamıyorsun. Ama Karagümrük de böyle değil. Borini bunu çok iyi yapabiliyor ve Lobanice bunu çok iyi yapabiliyor. Koli ondan önce bunu çok iyi yapıyordu. O yüzden bence senin de dediğin gibi tam ve tam takımına denk gelmiş durumda. Çok iyi partnerleri var.
Ortadaki Ozdeyev ve Bertolacci de çok iyi paslar atıyor bu adamların tam koşu yollarına. Merkezi orta sahada iyi destekliyor gerçekten. Kesinlikle. Kanatlarla da çok uyumlu. Kalede Batuhan çok kötü goller yedi bu arada. Galatasaray'dan kiralık giden. Beklediğim nokta burası işte. Bir kaleci değerlendirmesi alalım hemen.
İkinci golde kaleye gitmeyen topu içeriye aldı. Hadi ol bir talihsizlik diyelim anlıyorum ama ben mesela ilk goldeki hatasını çok daha gözüme çarpıyor. Uzun boylu bir kaleci normalde Batuhan ama yan topa o kadar çıkamıyor ki kendi arkadaşını yumrukladı. Onların arasında seken topu da boş kaleye Bartra tamamladı. İkinci golli yedirişi çok daha fazla göze batacaktır ama ilk goldeki zaaf daha dikkat çekici bir zaaf. Onun kadar boyu olan bir kalecinin bu kadar yan toplarda sıkıntı yaşamaması lazım. Onu çok acil geliştirmesi lazım diyorum. Teşekkür ederiz abi kaleci değerlendirmen için. Eyvallah. Bu arada abi biz şimdi seninle programı çekerken bir yandan hani sosyal medyayı da kontrol ediyordum ve şunu gördüm. Türkiye Futbol Federasyonu'nun bir son dakika açıklamasıyla Samet Akaydı'nın Trabzon maçındaki tükürmesi nedeniyle PFDK'ya sevk edildiğini açıklamış 41. madde uyarınca tedbirli olarak. Çok garip geldi bana. Sen ne düşünüyorsun ama? Valla niyet okumayla kanaat getiriyorlarsa büyük yanılgı içinde olabilirler. Bir futbolcunun diğer bir futbolcuya öyle çok bunu kasıtlı böyle bir şey yapabilme ihtimalini pek görmüyorum ben açıkçası. Öyle bir maçta değildi çünkü. Samet'in de kariyerinde böyle davranış var mı ben hatırlamıyorum hiç. Hani niye secdeye yatan bir futbolcuya niye tükürsün Samet? Samet de Trabzonlu diyebiliyorum. Ayrıca Müslümandır diye tahmin ediyorum. Evet öyle.
Yani niye böyle bir davranışta bulunsun? Bir de bence açılarda yanıltıyor insanları. Muhtemelen diğer başka bir açıda Trezege'ye o kadar yakın bir yere tükürmüyordur Samet. Zaten kendisi de böyle bir açıklama yaptı yani hiç böyle bir niyetinin olmadığını işte bir futbolcu alışkanlığı maalesef gibi bir şeyler dedi. Yani o bilmiyorum gerçekten çok saçma sapan gündemlerimiz var ya Türkiye'de. Yani bir laf var ya hani bir deli bir kuyuya bir taş atıyor ondan sonra kırık akıllı çıkaramıyor diye.
Hep böyle şeyler yaşıyoruz. Birinin dikkatini çekiyor böyle bir şey. Ters bir açıdan izlediği için Trezege'ye çok yakın bir yere tükürmüş gibi gözüküyor. Bu arada şeyi de fark etmeyebilir. Bak Samet mesela gol oldu, Trezege'ye secdeye yatmış, ayaklarının dibinde onu görmemiş de olabilir.
görmeyip onun çok yakınına da tükürebilir. O da hani istemeden yapıldıysa bunun... Ya sonuçta gol yemiş adam kafası önde gidiyor yani orada sağ çaprazındaki Trezege gol sevincini secdeye yattı falan fark etmemiş olabilir yani bunu ortalığı kızıştıracak böyle gereksiz gerilimler yaratacak bir durum hiç yok ya. Zaten millet bıktı artık zaten sezonun sonu geldi. Yeter kardeşim yani herkes baksın önüne yeni sezon hazırlıklarına baksın. Trabzonspor'u yeni sezonuna baksın, Fenerbahçe'yi yeni sezon...
Herkes bir rahatlasın. Buradan gereksiz gerginlikler çıkarmak çok saçma geliyor bana. Gerçekten diyecek bir şeyim yok. Niyet okuma dediğin doğru oldu. Yaklaşık bir hafta geçtikten sonra. Bir tane kamera görüntüsü evet gerçekten yani baktığında ayağının dibine doğru yaptığını gösteriyor ama ana açı tam onların arasına almış şekilde görülen kamera, tribün çekimi olan açıda böyle bir şey alakası yok. Aralarında da bayağı mesafe var.
Hatta ki bir Samet Akaydın'ın, tabii ki babamızın oğlu değil, tanımıyoruz yakından da en azından dışarı yansıttığı imajın vesaire hiç alakası olmayan bir yapıda. Artık Trabzonlu ve hiçbir maçta gördün mü herhangi bir oyuncuya yaptığı saygısızlığı? Bir kavga. Hiç görmedim. Bir hakeme itiraz. Hani hiçbir şey yok. Çok garip ya. Gerçekten saçma sapan işler. Herhalde tahkimden döner diye düşünüyorum, bilmiyorum. Bence de dönmesi gerekiyor.
Borussia Dortmund Bundesliga'yı kazanmaya tek maç uzaklıkta ve Signal Iduna Park'ta oynayacak son maçını Sarı Duvar'la birlikte son maçı herhalde kazanır diyoruz. Ve 10 yıllık Bayern Münih esaretinden Bundesliga'yı kurtarabilirler. Gerçekten Bundesliga'yı ben izlemiyordum son 5-6 senede, çok az izliyordum yani. Çünkü yarışmacılık bayağı azalmıştı ya ligde.
Mesela 2010'lu dönemde o Jackon'un ilk çıktığı grafitelerin falan olduğu dönemlerde farklı şampiyonlar çıkıyordu. Wolfsburg olmuştu işte. Werder Bremen'in benim üniversite dönemimde Werder Bremen müthiş bir takımdı. Miroslav Krozel'i, Klaas Niçli, Fenerbahçeli, Diego vardı.
O takımımı izlemeye bayılıyordum. Ama son 10 yılda haklı tabii ki Bayern Münih'in başarısı da yine de seyir sevgini biraz azaltıyordu maalesef. Ve bu hegemonya son buluyor gibi. Ve biraz hikayesi de var durumun. Biliyorsun Haller kanser teşhisi nedeniyle sezonun ilk bölümünü kaçırmıştı ve Borussia Dortmund'un en büyük yatırım yaptığı oyuncuydu sene başında. Zor zahmet döndü ve bu Asport'la oynadıkları final maçına da damga vurdu attığı gollerle ve Dortmund'u şampiyonluğa götüren adam oldu diyebiliriz belki de.
Artı bence bir diğer güzel hikaye de, ülkemizde yardımcı Antenor iken bugün Dortmund'un başında bir şampiyon hikayesi yazma ihtimali olan Edin Tercih'den de bahsetmek lazım galiba. Yani önceden bir görev verildikten sonra bir Marco Rose hamlesi gelmişti, ondan sonra tekrardan takım emanet edildi ve bugün hakikaten Ya ben kaybetmesi zor olarak gördüğüm için mucizevi diyeceğim. Belki de bir mucize olmazsa Dortmund'u şampiyon yapan teknik adam olacak. Ben Edin Terzic'in yarattığı sistem ve takımı da çok beğeniyorum. Dortmund her zaman Liverpool'la beraber benim Avrupa'da en çok izlemeyi sevdiğim takımlardan biri olmuştur. Bu sebeple... Çok daha istettiğimi söyleyebilirim. Miami'ni gerçekten hiç sevmem. Bana çok kusursuz bir kulüpmüş gibi geliyor abi. Hani bu kadarı yönetilmemeli anladın mı bir kulüp? Her şeyleri çok böyle sorunsuz geliyor. Dortmund'un kendini orada var etme çabası benim her zaman hoşuma giden şey.
Bu sebeple hafta sonu bir Dortmund şampiyonunu görmek beni hakikaten çok mutlu edecek. Hatta en büyük hayallerimden biri de Signal Iduna Park'ta maç izlemek. Ama mümkün değil. Adamların kombine yenileme oranı %99 falan yani stadın hepsi kombine. Gitsen bilet bulamayacaksın falan. O yüzden Dortmund'a bir sempatim var.
Aslında son 10 yılda daha iyi Dortmund kadroları da vardı. Bu seneki biraz Lewandowski'siz Bayern Münih'i yıkma senesi oldu gibi. Yani Dortmund aslında en iyi kadrosuyla şampiyon olmuyor muhtemelen son 10 yıldaki. Ama Bayern'in en zayıf sezonunda onları yakaladılar ve şampiyonluğu götürüyorlar. Dediğim gibi Edin Terzic'in yaz döneminde Beşiktaş'a tekrar hoca olma gibi haberler de vardı, öyle ihtimaller de vardı. ve Dortmund'la şampiyonluğa çok yakınlar. Ben de bu arada şeyi hiç sevmem, sen Bayern Münih'i hiç sevmem dedin ya. Ben de Juventus'u hiç sevmem. Avrupa'da en sevmediğim takımı Juventus. Ve onlara da bugün itibariyle cezaları açıklandı. 10 puan silme cezası verildi. 10 puan silme cezası geldikten sonra ilk dörtten oldukça uzaklaşmış oldular. Ve Milan, Inter, Napoli ve Lazio şeklinde gözüküyor. Şampiyonlar Ligi hatta onlarda da, Serie A'da da. Bakalım. Buradan daha tatsız bir konuya geçelim mi? La Liga'ya. Vinicius Junior'ın dün yaşadığı şey. Adını koyamıyorum ya da anlamlandıramıyorum. Irkçılık tabii ki. Ama yani şey klişesi var ya, abi işte Senebim'den kaç oldu hala mı X olay devam ediyor? Hakikaten ben ırkçılık anlamıyorum. Yani oradan çıkan bir taraftar bir rakip takım oyuncusuna ten renginden dolayı neden bunu yapar? Buna hiçbir mantıklı cevabım yok.
O insan demeye bin şahit arkadaşa da bunu sorsan hiçbir mantıklı açıklaması olduğunu düşünmüyorum. Ve bu senelerdir sürekli var. La Liga'da sürekli oldu. Vinicius da ondan isyan ediyor zaten. Yani ırkçılık La Liga'da normalleşmiş bir şey diyor. Bu ne ilk, ne ikinci, ne üçüncü kez yaşadığım bir şey. Federasyona göre de normalleşmiş bir şey. Bunun için çok üzgünüm diyor. Eskiden La Liga, Ronaldinho'yla, Ronaldo'yla, Cristiano'yla, Messi'yle anılan, onlara ait olan birlikti. Bugünse ırkçılığa ait birlik diyor. Çok da güzel, doğru bir açıklama. Yerinde bir açıklama valla.
Yani üzerine daha ne söyleyebilirim bilmiyorum. Sağ ortasında ağlayarak oyundan falan çıkıyor. Yani çok garip. Valencia klübü de Vinicius Junior'a ırkçılık yapan taraftarların ömür boyu seyirden men edildiğini açıklamış. Umarım gerçekleşir bu durum. Benim ev arkadaşım, geçtiğimiz hafta konuştuk. İspanya'ya gidiyor bu arada. Bu seçimden sonra eşiyle birlikte karar almışlar. Daha geçen hafta bunu konuştuk, şey demişti. Yani çok da Avrupa'ya gitme heveslisi biri değildi. Hiçbir zaman olmadı. Ama eşinin işinden dolayı böyle bir durumu olunca onun önünü kapatmamak için gidiyor aslında. Pek hevesli gitmiyor yani. Ve şey demişti yani Avrupa'nın ırkçılığını da yaşamak istemiyordum gibi bir şey söylemişti. Bu İspanya'ya gidecek olan arkadaşım. 3-4 gün sonra bu haberi görmek gerçekten kötü oldu. Maalesef böyle bir ırkçılık belasından Avrupa'da bir türlü arınılamıyor. Ne yapmak gerektiğini de bilmiyorum açıkçası. Kendisine de kolaylıklar oralarda dileyelim. Real Madrid ile alakalı direkt benim alanıma geçiş yapabiliriz istiyorsan abi. Olur evet.
Çok içime sinmeyen bir şampiyonluk aslında bu. Ama Euroleague'de şampiyon, Real Madrid oldu ve inanılmaz bir maç sonunda oldu. Hakikaten bu kadar olaylı playoff mücadeleleri sonrası hakikaten bu kadar da iyi bir final olabilirdi. Bence şeyler çok iyi geçmedi. Final Four'un ilk maçları ama final anlamında hakikaten mükemmel bir maçtı. Sergio Rodriguez ve Rudi Fernandes üçlüsünden bahsetmiştik hatırlarsan. Herifler bitmiyor. Biri 38, biri 36, biri 35 yaşında. Az önce verdiğim örnek gibi, sene 2023 bir finalin noktasına hala Sergio Yu koyuyor ve kendisini has mandalina atışıyla koyuyor. Buna da neden mandalina atışı dendiğini güzel bir hikayesi vardı ama belki şimdi yanlış anlatırım diye anlatmıyorum ama okuduğumda çok hoşuma gitmişti.
11. kez bu organizasyonda şampiyonluğa ulaştı Real Madrid. Yani baktığında sen bir Real Madrid sempatizansın. Futboldan çok farklı bir durum yok abi Euroleague'da da. Real Madrid varsa bir şekilde işler onlara göre ilerliyor. Bu partizanı oradan eledikten sonra zaten her şeyi yapabilirler gibi bakıyorum yani. Aynen öyle. Yabusele'nin kesinlikle heykelin dikmeleri gerekiyor bu arada ya da kupanın yarısını kesip Yabusele evinde falan sergilemeli. İnanılmaz değiştirdi. Bu kadar çirkin bir olay aslında bir seriyi anca bu kadar değiştirebilir.
Gerçekten noktayı koyan isim de aslında burada, o playoff serisinde. Çünkü Real Madrid'in oradaki eksikleri çok fazla hissedilmeyebilirdi ama Partizan'ın en etkili Panther'dan bahsediyorum tabii, en etkili oyuncuların Lezort'tan bahsediyorum. Bir maç bile yararlanmamak Partizan'ın gücünün direkt aşağı inmesiydi. Ondan sonra o seriyi alıp buraya kadar çok iyi geldiler. Sana söylemiştim hatırlarsan. İlk iki favori olarak Barcelona ve Olympiacos gözüküyordu şampiyonluk için. Ama Final 4 öyle bir yer değil. Bir oyuncu sokamaz, en iyi oyuncu sokamaz, olmaz demiştim. Mirotić 9'da 1'le falan oynadı mesela, Barcelona'nın en iyi oyuncusu. Burada Real Madrid için şartlar çok çok iyi gitti. Şöyle bir şey var, Chusmateu...
çok eleştirilen bir koçtu Real Madrid'de. Lasso Yu böyle çirkin bir şekilde gönderdi Real Madrid rahatsızlığından dolayı. Hep Yeterso olarak görüldü. Kovulması gündemli. Hatta bir maç var eğer Fenerbahçe Real Madrid'i yenseydi muhtemelen Mateo kovulacaktı falan ama sezonun sonunda bambaşka bir şey yazdı. Hatta Tavares de onu basın toplantısında şampiyonluktan sonra destekledi. Hani o bunları hak etmedi. Çok fazla eleştirdiniz, şüphe duydunuz ama o hayatımda çalıştığım en iyi insanlardan biri diyerek de onu onore etti. Bu anlamda da koçun da hakkını vermek gerekiyor. Tabi bu arada üçüncülük, dördüncülük maçı da oynandı. Orada Barcelona yine bir hezimete uğradı. Muhtemelen yaskeviçusunda Barcelona'da son Euroleague maçıydı. İspanya Ligi bittikten sonra da kovulur herhalde diye düşünüyorum.
Monaco'da senin sürprizlerinden biriydi ve gerçekten 3. olarak Final 4'da güzel bir sezonu kapattılar. Sen onları Adana Demir Spor'a benzetmiştin futboldaki. Aynen. Başarılı bir sezon oldu onlar için de gerçekten.
Bu arada şunu da ekleyeceğim, Partizan'dan bahsettik ya, dün Real Madrid'in tweetini alıntıladı Partizan. Ve şöyle bir şey yazdı, ''EuroLig'i kazandığınız için tebrikler. Harika bir karakter gösterdiniz ve sonuna kadar bir takım inanırsa ne kadar ileri gidebileceğin dair hepimize bir örnek verdiniz.'' diye kutladı Real Madrid'i. Bence mesaj çok net bir şekilde açık.
Güzel. NBA'de de final belli olmak üzere. İki tarafta da hem batı hem doğuda 3-0'u yakaladığı takımlar net bir finale gidiliyor. Ne diyorsun finalle ilgili?
Herhalde dünya basketbol tarihinin bir mucizesi olmazsa Denver ve Miami finali olacak. Ben orada Jim Butler tarafındayım. Öyle bir final olursa umarım Miami kazanır. Çünkü hem koç olarak Eric Spoelstra'ya çok fazla saygı duyuyorum. Onun kariyer başlangıcı falan benim spordaki ilham hikayelerimden biridir. Her zaman. Bir de Jim Watter olunca bir yanda Miami'yi bu finalde şampiyon olarak görmek isterim. NBA ile alakalı yorumum bu olur. Ve hakikaten bir tarih yazıyorlar, onu da söylemek lazım.
Son olarak da Rafael Nadal'a değinerek veda edelim. Roland Garros'ta yer almayacak. Tam 14 kez kazandı Roland Garros'u ve maalesef bu sene katılamayacak kendisi. Resmi olarak açıklanmasa da Nadal'ın bu sene korta çıkması da pek mümkün gözükmüyor. Yaptığı açıklamada tenis kariyerini 2024 sonunda veda edeceğini açıklamıştı.
22 Mayıs pazartesi elemeleri başlayan Roland Garros'da final 11 Haziran'da oynanacak ve erkeklerde Medvedev ile Djokovic foveri olarak gözüküyorlar diyelim ve dinlediğiniz için teşekkür ediyoruz. Gelecek hafta tekrar karşınızda olacağız. Görüşmek üzere hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.