
5.808 kelime · ~29 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta artık Süper Lig'in ömrü iyice kısaldı. Final haftaları tüm sporlarda. Euro Lig'de de Final 4 belli oldu. Şampiyonlar Lig'inde final belli oldu. Ve Lig'in de artık ömrü çok kısaldı. Birçok konu var. Formula 1'de Imola Grand Prix'i ertelendi. Eskişehir Spor Amatör Lig'e düştü gibi birçok farklı konularımız da var. Hepsini Oğuzhan Akçay ile konuşacağız.
Oğulcan selamlar. Selam Sinan abi. Fenerbahçe kendi sahasında Trabzonspor'u 3-1 yendi ve son haftaya kadar umutlarını korumak istiyor. Bir şekilde Galatasaray'ın Sivasspor veya Ankara Gücü maçlarından bir tanesinde takılmasını ve sezonun düğümünü son hafta Galatasaray'la Fenerbahçe arasında oynanacak olan maça bırakmayı istiyor Sarılı Acıvertiler. 3-1 kazandılar Trabzonspor karşısında. Onunla başlayalım ve senin yorumlarını alayım önce. Ben sana önce bir sorayım abi. Sen bu işin son maçta çözüleceğini düşünüyor musun? Hayır. Daha önce mi garantiler diyorsun Galatasaray'a? Ben çok uzun süredir son maça kalmayacağını düşünüyorum. Ama yine de Fenerbahçe'nin iyi direndiğini de düşünüyorum. Yani ben biterdi herhalde. Şu haftalar kadar biterdi diye düşünüyordum zaten. Ama ben Ankara gücü maçında Galatasaray'ın kazanıp, o hafta bitecek. Muhtemelen aynı saatte oynatacaklar Galatasaray Ankara gücü ve Antalya Spor Fenerbahçe maçlarını.
Orada belli olur diyorsun. Evet ayın 30'unda oynanacak o maçta. 28'indeki seçimin 2. turundan dolayı ertelenmiş oldu bir kez daha. Hafta içinde oynanacak bu maçlar. Ben Galatasaray'ın o kalan iki maçta hata yapmayacağını düşünüyorum açıkçası ama yine de Fenerbahçe iyi zorluyor rakibini.
Hayırlısı olsun. Yani tabii benim şampiyonlukla alakalı çok fazla umudum yok ama yine de insan son maç ya sonuçta bir heyecan duyuyor. Acaba ne olacak ya o gün falan diye. Sıralama nasıl olur vesaire. Sırabzon maçına geçeyim orada. Öncelikle Fenerbahçe'nin sonunda bu sezon bir tane büyük maç kazandığını Fenerbahçe taraftarları gördü. Ve bence açıkçası maçın belirli anlarında ağırlıkla da iyi ve güçlü bir oyunla bunu yaptığını düşünüyorum ben. Bireysel performansların çok belirleyici olduğu ve fazlasıyla öne çıktığı, başta Luan Perez olmak üzere. Zaten şeyi çok garip istiyordum ben. 7 ay ayağına top değmemiş, İdman'da düz koşu yapmamış bir oyuncunun böyle bir dönüş yapmasını hiç beklemiyordum ama ilk 11'e monte olduğu andan itibaren çok değerli bir performans gösteriyor. Bugün de golle beraber touchlandırdı.
Fenerbahçe'nin toplu oyunda hakikaten iyi işler yaptığı bir sürü sekans vardı. Fakat bugünle alakalı bence üzerinde biraz daha durmamız gereken şey tabii ki Fenerbahçe'nin oyununu övelim ama ben Nenad Bielitsa'nın hedefsiz kalılan bir sezon olmasına rağmen nasıl bir kurgu yaptığını, nasıl bir takımla neyi amaçladığını ve bu maçın nasıl bir hedefle çıktığını gerçekten hiç anlayamadım. Yani Fenerbahçe'nin oyununu anlayabiliyorum, yorumlayabiliyorum fakat Trabzonspor'a dair bir şeyler söylemek istediğim zaman hakikaten çok yetersiz kaldığım bir akşam olduğunu söylemem gerekiyor. İşte Viscia'dan bir kanat bek denemesi ama aslında oyunda hem Larssen hem Eren varken ikisini aynı kanada koydu. Umut Bozok kanatları açılarak oynadı. Abdülkadir Ömür maçın çoğunu neredeyse tek 9 olarak falan geçirdi. Hakikaten çok garipti. Trezege ve Maxi Gomez niye kenardan geldi? Çok farklı bir akşamdı Trabzon spor açısından. Haliyle oyuncular bence bir taktik karmaşasının içinde de kendilerini buldular ve oyunlarını sahaya ne kadar iyi yansıtabildiler.
Emin değilim. Zaten Umut çok fazla Samet ve Salahin'in kucağında kaldı. Hiç onlardan fırsat gelmedi. Kenarlardaki oyuncu tercihleri teke düştüğü zaman ne Vişce ne Larssen çok fazla etkili olamadı. Aksine o kenarları tek oyuncu ile savunmak...
Luan Pérez'in dahi Stopper orijinli bir oyuncu olarak bol bol bindirmesine ve boş alanlar yakalamasına sebebiyet verdi. Ferdi, Arda'yla beraber çok fazla zorladı hem Larssen'i hem Eren'i. Fenerbahçe için aslında yine hamleler gelene kadar inanılmaz rahat giden bir maçtı. Ben açıkçası uzun zaman sonra ilk kez hani 1-0 iken 1-1 olur mu acaba diye sormadım bir Fenerbahçe maçında. Bu da Trabzonspor'un tamamen deaktif olmasıyla alakalı bir durumdu.
Yine hamleler geldikten sonra yalnız Trabzonspor'un kulübe gücü ve teknik direktör hamlesine baktığımız zaman Trabzonspor'un biraz daha kıpırdandığını Fenerbahçe'nin geriye gittiğini görebiliyoruz. Yani şunu söylemem gerekiyor, bugün Trabzonspor maçında da böyle oldu. Sanki Fenerbahçe'nin ve Georgessun bazı hamleleri sadece yorulan oyuncuyu kenara alayım da giren oyuncu nasıl bir oyun sergilerse sergilesin modunda. Çünkü hep benzer değişiklikler, hep sanki dinlendirmeye yönelik taktiksel açıdan bu değişiklikler ardından Fenerbahçe'nin oyunu çok uzun zamandır hiç yukarıya gitmiyor.
Her hamle sonrası daha da aşağı iniyor ki, Trabzonspor da o baskıyı kurdu. İşte Trezegue Maxi Gomez hamlesinden sonra, Bamin hamlesinden sonra daha efektif oynadı. Penaltı vesaire de öyle geldi. Ama maçın büyük çoğunluğunda Trabzonspor'un kötü, Fenerbahçe'nin iyi bir oyunu sergilemesi de açıkçası bu skoru direkt olarak beraberinde getirdi diyebilirim.
Az önce söylediklerinin bazı noktalarına değinmek istiyorum. Güzel satır başları var. Bir tanesi Fenerbahçe'nin ilk defa Mayıs'ın sonunda büyük maç kazanması bu sezon. Avrupa ve ligde Dinamo Kiev'i eğer büyük maç saymazsak Fenerbahçe'nin büyük maç kazanmışlığı yoktu ki ben Dinamo Kiev'i büyük maç saymıyorum maalesef. Çünkü Dinamo Kiev yaz döneminde daha iyi bir Dinamo Kiev vardı ama maç ritmini tamamen kaybetmiş, çökmüş bir takım. Kıbrıs ekimini bile yenemiyorlardı. O yüzden ben Dinamo Kiev'i saymıyorum.
Bu süreçte iki tane Rennes maçı yani iç sahadakileri sayarsak ya da iki tane Sevilla maçı, bir tane Beşiktaş maçı, bir tane Trabzonspor maçı ve bir tane Galatasaray maçında Fenerbahçe istediği sonucu bir türlü alamamıştı büyük maçlarda. Belki iç sahadaki Başakşehir maçı vardı sadece 1-0 kazanılan Rossi'nin golüyle. Onun dışında da büyük maçlar kazanılamıyordu gerçekten. İlk defa kazandı. Ama Trabzonspor'da hiç büyük takım gibi oynamadı. O Dinamo Kiev gibiydi yani. 5-3-2 şeklinde sahaya dizildiler. Visca sağ kanat back oldu. Bartra, Hüseyin ve Eren stoper üçlüsü vardı.
Doğucan 6 numaradaydı. Siopis ve Hamsik de sol iç sağ iç oyuncularıydı. Şöyle bir plan fark ettim. Larsen, Solbek, Siopis de orta sağ sol içti. Bunların ikisi de Fenerbahçe'nin en üretken, en yaratıcı tarafı olan Arda'nın olduğu alanda oynatıldı. Belli ki Arda'ya özel bir plandı bu. Normalde çünkü Hamsik iki ayaklı bir oyuncu. Sol iç oynar. Geçen sene de çok sol iç oynamışlığı var. Napoli'de de vardı.
Siopis de sağ iç oynardı çünkü tek ayaklı Siopis. Ama Arda'yı durdursun diye savunması daha iyi olan Siopis'i o tarafa koymuştu Bielisa. Fakat Arda bir anlık Siopis'in bıraktığı alanda Siopis'in belini bir kırdı. Ve mükemmel bir asistle takımını öne geçirdi. Bence bu 5-3-2'sinde yani Abdülkadir Ömür 10 numara gibi 5-3-1-1'de diyebiliriz ama savunmaya geçtiğinde Trabzon yani Fenerbahçe topu aldığında
Abdülkadir Ömür ile Umut Bozok çift forvet gibi karşılıyor rakibini. O yüzden savunmadaki dizilişi söylersek 5-3-2. Şimdi burada 5-3-2'de en öndeki iki oyuncu Abdülkadir Ömür ve Umut Bozok bence en yanlış tercihler oldular Trabzonspor için. Çünkü ikisi de uzun mesafe koşucusu olmayan oyuncular, fizik kaliteleri eksik kalabilen oyuncular ve kestikleri oyuncular, Trezegue ve Maxi Gomez, Trabzon'un fizik olarak en iyi iki oyuncusu.
ve geniş alan oynayacaksan kontra atak oynayacaksan fizikli forvetlere ihtiyacın var hem uzun mesafe koşabilmesi için hem top tutabilmesi için şimdi Trezege ne olursa olsun topu en iyi tutan oyuncu Trabzon'da en iyi top taşıyan oyuncu eğer kontra atak planı düşünmüşsen böyle 5-3-2 gibi o zaman en ideal oyuncu Trezege oraya hem dribblingle top taşıyacak hem takımı rakip yaralanı çıkarabilecek baskı yediği zaman oyuncu o Yine Maxi Gomez'de savunma arkasına atılan toplara ilk maçı hatırlarsan attığı ilk golü Trabzonspor Fenerbahçe maçında o koşulları atabilecek oyuncu Maxi Gomez. Mesela ben Umut Bozo'yu beğenirim. Geçen sene gol kralı oldu zaten ligimizde Umut Bozo. Oyun zekası da oldukça üst düzeydir Umut Bozo'nun. Tekniği de ortalamadır. Ama Umut Bozoğlu'nun çok büyük bir fiziksel dezavantajı var. Umut hem hızlı değil, boyu kısa, uzun mesafeleri kat edemiyor. Hem de güçlü de değil, çok kolay yıkılıyor. Hatta bir pozisyonda Samet onun önü böyle hafif bir çeker gibi oldu ya, penaltı bekledi Umut. Yıkıldı orada yerde. Ayakta kalabilse o pas içeriye çevrildiğinde gol yapabilir.
Yani Umut, Zalai ve Samet arasında, Abdülkadir de o şekilde, ezildiler ikisi de. Oradaki plan bence, ileri ikili planı bilhassa çok kötü olduğu için Trabzonspor'un dayak yemesini ve kendi yara alanından çıkamamasını sağladı. Bu ön taraftaki ikili tercihi bence en büyük yanlışı orada yaptı. Yani insanlar Eren'in stopper oynamasını zaten söyleyecektir. İşte Larssen, Solbeck, Visce Sabek bunlar çok garip duruyor zaten ama bence esas Trabzonspor'un hiç çıkamamasını,
En zayıf Anadolu takımından bile daha zayıf gözükmesini, biliyorsun bu statta Ümraniye, Sporistan, Muspor 3'er gol attılar. Karagümrük 4 tane gol attı. Yani Trabzonspor'un bu kadar ezilmesinin sebebi öndeki iki oyuncusunun bence fizik olarak Zalay ve Samet'ten kolaylıkla dayak yemesi yüzündendi. Abdülkadir Ömür'le ilgili de bir cümle daha söyleyeceğim, sana bırakacağım.
Bu Abdülkadir'in istatistiklerine bakayım dedim maç oynanırken. Trabzonspor'da 5. 6. sezon artık. 24 yaşına geldi Abdülkadir. Wonderkid olarak çıktı. Bu sezona kadar, bu 5-6 sezonda bir sezon bile çift basamaklı asist yapamamış. 10 asisti olduğu bir sezon bile yok. Bir iyi sezonunda 9 asisti var. Onun dışında genellikle 3 gol, 4 asist. 2 gol, 3 asist. Gol sayısında da çift basamaklı hiç olmamış. En çok gol attığı sezonda 7 tane atmış galiba.
ve hep böyle bir yıldız yıldız yıldız imajıyla gidip hiç bunu gerçekleştiremeyen bir profil. Bizde maalesef vaatlerle yani bir oyuncunun vaat ettikleriyle gerçekte verdikleri arasında çok büyük bir karmaşa yaşanıyor, karıştırıyor insanlar. Vaat edileni gerçek zannediyor. Abdülkadir Ömür çok şey vaat ediyor ama gerçekte hiçbir şey yok. Mesela Umut'u hiç beğenmezdi Trabzonlu arkadaşlar. Biz üniversitedeyken konuşurduk Trabzonsporlu arkadaşlarla Umut Bulut oynardı o zaman. Tabi Umut Bulut kanat forvet bu da oyun kurucu kanat gibi hani biri oyun kurucu biri forvet diyeceksin ama Umut'a baktım Umut Bulut'a Trabzonspor'daki 5 sezonunun hiçbirinde 10 golden aşağı atmamış.
11, 13, 14, 15 hep böyle. Umut Bulut'a mesela kazma diyorlardı. Abdülkadir Ömür'e de Messi diyorlar. Ama rakamlar bambaşka şeyler söylüyor. Biraz göz boyaması bence. İnsanların gözü kolay boyanıyor. İki tane çalıma çok kolay kanılıyor. Ama sahadaki fayda çok daha başka. Bunu biraz da ben abi tüm Abdülkadir'le alakalı dediklerine katılmakla beraber
Pozisyon anlamında da çok fazla kendini bulabildiğini düşünmüyorum ben. Yani gelen her hoca farklı farklı noktalarda, kimisi geldi sağ iç oynattı, kimisi geldi sol iç oynattı, kimisi on numara oynattı, kimisi sağ kenara oynattı, kimisi sol kenara oynattı. Abdülkadir de bence tam olarak ben bir futbolcuyum ve benim pozisyonum şudur, ben şurada en iyi katkımı veririm diyebileceği bir nokta da sanki olmadı diye düşünüyorum ben kariyerinde. Belki de o kendi benliğini bulabildiği tek sezonda senin bahsettiğin o rakam olarak en azından, istatistik anlamda en iyi noktalara çıktığı sezondur diye düşünüyorum. Tabii bir de onun bir transfer hikayesi de var. Ahmet Ağol'u satmadığım için çok pişmanım diye anlatır hep. Belki de o sezondan itibaren ekstra bir düşüş olmuştur. Bizim Türk oyuncuların psikolojilerini biliyorsun. Yani çok fazla sağ odaklı değil de sağ dışı odaklı çalıştıkları ve takıldıklarından dolayı. Abdülkadir'de ben sağ dışı olaylarında daha farklı bir etken olabileceğini düşünüyorum. Son olarak da şunu eklemek istiyorum maçla alakalı. Şimdi çalışılmış şeylerden biraz bahsetmem gerekiyor çünkü.
Ben kanalda da Trabzonspor'un analizini yaparken ve Nenad Bielissa'nın özellikle takımın başında çıktığı maçları izlerken bir şey fark etmiştim. O da Trabzonspor savunmasının sağ tarafının çok ama çok ciddi pozisyon alma problemleri yaşadığıydı. ve kaymaları çok kötü yaptıklarıydı. Üç farklı sabek gördük biz Lenat Bielissa'nın bu kısa serüveninde. Orada Larsen oynadı, Doğucan oynadı, Bartra oynadı. Hepsi çok ciddi zafiyetler yaratıyordu. Top, rakip takımlar kanada kaydığı zaman siyopist geldiği yardımlarda adam takibi konusunda çok sıkıntılıydı. Bu maç özelinde de bunu söylemiştim hani Rossi acaba orayı nasıl kullanır? Emre Mor oynarsa nasıl kullanır? Bugün Fenerbahçe'nin attığı iki gol de o taraftan geldi. Mia Zaitz'in üzerine çok fazla değinmiştim. Gerek toplu, gerek topsuz. Özellikle rakip savunmalarının sol tarafına doğru, hücum alanının sol tarafında Zaitz çok fazla var olmayı seven bir oyuncu. O topu Luan Perez'e getirdi. Luan Perez oraya bir koşuyla golü buldu.
Valencia sol kenardaydı. Hatta bir cümlemle şunu da demiştim yani Valencia'da sahanın çok fazla sol tarafına doğru kenarlara kayarak oynayan bir oyuncu diye bir cümlem olmuştu. Ferdi topu Valencia'ya sol tarafa attı ve yine Trabzonspor savunmasının sağ tarafıydı. Bugün iki gol doğrudan geldi ve ben Fenerbahçe'nin de bunu özellikle çalıştığını Rossi korkunç bir akşam geçirdi ama hücum ağırlığı tabi Arda'nın olduğu taraftan çok fazla gitmiş olabilir ama diğer maçlara nazaran sol taraftan da çok efektif ve çok fazla sayıda geldiğini söylemek istiyorum Fenerbahçe'nin. Bence orada net çalışılmış bir hücum opsiyonu da kesinlikle vardı maç boyunca. Bunu da görmüş olduk. Sonucu da iki tane gol oldu.
Fenerbahçe ile ilgili iki şey daha var benim söylemek istediğim. Bir tanesi Luan Pérez'in sol back ferdenin sağ back olarak oturmuş olması. Ben bunu sanırım Ocak aylarında falan söylüyordum ilk 3-4 ay önce. Bence ideal Fenerbahçe savunması sol backte Luan Pérez'in stoper gibi olduğu.
Sabek'te de Ferdi'nin olduğu, bunu hatta Barcelona'nın en iyi dönemine benzetiyordum. Daniel Vez hücuma istediği kadar çıkabilen, kanat beki gibi oynayan Sabek. Abidal'de çok çıkmayan, denge yapan stoper özellikli, sol bek şeklinde. Hiç üçlü müçlü uğraşmasın, ara oyu, merkeze çekme vs. uğraşmasın. Bence ideali en güzeli bu diyordum. Tabii ki o arada Luan Pérez tekrar sakatlandı falan ama o sırada Oster Volde'yi de almıştı.
Osterwolde'de benzer tipte bir Solbek. Ama hoca ona pek güvenemedi, defansif buldu. Ama zaten bu düzende bahsettiğim şekilde bir dörtlüğü oturtsaydı hem Ferdi çok daha, hele en formda zamanında çok daha iyi bence işler çıkarırdı. Hem de bu düzen Zalai'yi de çok rahatlatırdı. Yanında bir tane daha stoperliği bilen yani savunma algısı yüksek bir de sol tarafında oyuncu olunca Zalai'yi de toparlıyor. Hem Sivas Spor maçındaki galibiyette hem bu maçtaki galibiyette. İkisi de 3-1 bitti. İkisinde de bence bu dörtlü savunmanın daha düzgün yerleştiğini gördük. Giresun maçında da bakma yani 1-2 pozisyonda bir şey oldu işte o Zalain'in hatasıyla geldi de yani Giresun maçında da Fenerbahçe öyle çok ahım şahım pozisyonlar vermedi. Fenerbahçe savunmasının olması gereken buydu fakat bence Jorgesson bunu çok geç buldu. Ben açıkçası bunu ocaktan beri böyle olması gerektiğini düşünüyordum. Onun dışında bir de Valencia 28. golünü attı ve Alex Dostouza'dan sonra Fenerbahçe'de bir sezonda en çok gol atan yabancı oyuncu olma rekorunu egale etmiş oldu. Kalan iki maçta iki gol daha atarsa lig rekoru da Cagnen'in elinde 30 golle. Onu da egale edebilir. 3 gol atarsa rekoru elde edebilir. Valencia'yı da bu açıdan tebrik edelim. Ben de bir istatistik bilgi vereyim o zaman abi savumadan bahsetmişken. Bugün hani ben clean sheet'e önem veririm. Yani böyle goleyemeden bitirilen maçları severim.
Herhalde olacak ya bugün diye düşünürken penaltı geldi. Sonra bir bakmak istedim. Dünya Kupası arasından sonra Fenerbahçe oynadığı 19 lig maçının sadece 2 tanesinde gol yememiş. Bir tanesi de 22. dakikada zaten 10 kişi kalan Konya Spor. Çok dikkatimi çekti. Yani 19'da 17 maçta gol yemek, şampiyonluk yarışında olan, ligin büyük takımlarından olan bir ekibin kesinlikle hanesinde yazmaması gereken bir istatistik.
Bence çok fazla konuşulmuyor ama bu gerçekten çok facia bir durum bana kalırsa. Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun ama bu çok ilgimi çekti. Kesinlikle. Sence Fenerbahçe Galatasaray'dan kaç gol daha fazla atmıştır? Puan durumuna bakmadan mı söylemem gerekiyor? Kaç gol daha fazla atmıştır? Sekiz de en son galiba, öyle hatırlıyorum. Sekiz gol daha fazla atmış, evet. Ama 13 gol daha fazlaymış. Yani inanılmaz, evet.
Yani o hala Fenerbahçe çok fazla gol atabiliyor ama bu savunma kalitesi, iki takım arasındaki savunma kalitesi gerçekten çok belirleyici oldu bence bu seneki şampiyonluk yarışında. Hatta en belirleyici bence o oldu. Yani Nelson Abdülkerim farkıyla Zalai Samet, Zalai Serdar, Gustavo vs. bunlar arasındaki fark bence çok belirleyici oldu. İşte şunu hep diyorum ya, Luan Pérez acaba 7 ay sakatlanmasa ne olur diye hep düşünüyorum. Kesinlikle savunma şeyini yukarı çekerdi. Son olarak da şunu ekleyeyim, hiç uzağa gitmeye gerek yok. Giresun, Ümraniye, İstanbul Spor, Fenerbahçe, Saraçoğlu'nda totalde 8 gol attı. Karagülü 4 gol attı, 12 gol. 4 maçta yenen 12 golden bahsediyoruz burada. Tam neredeyse Galatasaray'ın daha az yediği sayıya denk geliyor o şekilde. Ufak bir ara verelim ardından devam edeceğiz.
Galatasaray İstanbul Spor'la Kasımpaşa stadında oynadı ve taraftar da destek veriyordu Galatasaray'a. Neredeyse bir iç savunmaçı gibiydi ve İstanbul Spor'u hiç beğenmedim. Baya kötüydü İstanbul Spor. Galatasaray da kendi vasıtanın altında oynadı hatta ama çok rahat bir galibiyet aldı. Galatasaray bir süredir, son birkaç haftadır daha kontrollü savunma yapan, daha böyle az prese giden, çok kalabalık pres yapıyordu Galatasaray ve savunmayı da öne çıkarıyordu.
O kara gümrük maçında bu yüzden birkaç tane gol yiyince serseri kontra toplarla. Biraz daha son maçlarda Beşiktaş maçında da öyle oynamaya çalıştılar. Son 3-4 maçta daha kontrollü, daha az kişiyle baskıya giden bir Galatasaray görüyoruz. Bence bu daha az kişiyle hücum Mertensi Oliveira'nın da daha kötü gözükmesine de sebep oluyor ayrıca. Ama özellikle bu tip deplasmanlarda hani kara gümrük maçı da öyle oldu veya bu tip iç sahani kendinden daha zayıf rakiplere karşı oynadığında
Bu temkinli oyun son haftalarda bence daha doğru bir tercih Galatasaray için. Ve sonuç itibariyle Galatasaray İstanbul Sporu neredeyse hiç şansı vermeden hiç tehlikeye sokmadan kendisini çok rahat bir galibiyet aldı. Lucas Torreira son haftalarda kalitesini çok yüksek seviyede gösteriyor. Zaten savunmada çok özel işler yapıyordu. Bu arada az önce o istatistikte stoperleri saydım ama altı numaralar da çok belirleyici oluyor bu az gol yeme işinde. Hani Torreira hem top kaybetmeyerek hem top kazanarak hem doğru yerlerde preslere giderek rakibin oyun kurmasını engelleyerek Galatasaray'ın çok daha iyi savunma yapmasını sağladı bence. Bu maçta da maçının çok en iyisiydi bana göre. Onun dışında Icardi işte golcülüğünü konuşturdu. Rahat bir galibiyet aldı Galatasaray.
Nelson üzerinden okumak istiyorum. Hakikaten şimdi programda Fenerbahçe'yi konuşurken işte savunma üzerine değindik. Sezonun öyle iki kritik kırılma anı var ki bir tanesi Adana Demir Spor maçında çizgiden çıkardığı top, orada da Adana Demir Spor yanlış hatırlamıyorsam öne geçebilirdi. Burada golden önceki hamle, sürekli oyun içindeki liderliği, Abdülkerim'i zaten sürekli yukarı çekiyor ki bence genel savunma hattını da yukarı çekiyor. Şimdi Sashaboy'da bence çok iyi bir savunmacı zaten ama onun aslında ona en yakın savunma oyuncusu Nelson
olması da ona ayrı bir güven veriyor olabilir. Keza aynı şey Orta Sağ oyuncuları için de geçerli. Galatasaray gerçekten böyle bir savunmacısı, böyle bir stoperi olduğu için çok çok şanslı. Tam İstanbul Sporuyla çok ultra, mükemmel bir hücum performansı sergilemedi hatta hiç sergilemedi ama Nelson'un saha içerisindeki varlığı ve yaptığı en ufak hareket bile hakikaten Galatasaray'ın seviyesini çok yukarılara çekiyor. Belki de ön alandaki baskıyı, Galatasaray'ın kimliği olmuş bu oyunu, ön tarafta bu kadar rahat ve cesur oynamasının da ana sebeplerinden biri arkada böyle Toreira'yla beraber bir sigorta olması olabilir. Abdülkerim'in topla beraber bu kadar rahat çıkıyor olması, yine arkadaki bu iki tane muazzam sigorta olabilir. Ben şahsen büyük bir hayranlıkla izliyorum. İstanbul Sporu'dan biraz daha fazla direnç beklerdim. Özellikle 10 kişi kaldıktan sonra Galatasaray. Ama artık buraları iyi oynamayı bilen bir kültür o kadar yerleşmiş durumda ki Galatasaray'a. Geçtiğimiz haftalarda da konuştuk. Yani artık kimsenin takımından çok çok iyi oynayalım, işte 5 atalım, 6 atalım beklemediğine eminiz zaten. Ama o kontrolü ve
sakinliği, Galatasaray hiç endişelenmeden, skoru zaten bir şekilde buluruz moduyla oynadığını düşünüyorum. İstanbul Sporu'da maçı da tamamen böyle oldu. Zaten Icardi gibi bir arkadaş varken de golle alakalı çok fazla bir şey düşünmeye de gerek kalmıyor. Son haftalarda bu arada Mertens-Voliviero'nun düşüşü bence abi ekstra göze batmaya başladı. Bunun sebebi yaşla alakalı mıdır? Özellikle Mertens için konuşuyorum.
maç temposu sürekli sürekli bilmiyorum ama Galatasaray'ın bu düşüşlerde dahi bazı oyuncuların düşüşlerinde dahi çok iyi bir şekilde idare ettiğini düşünüyorum ben. O yüzden rahat bir galibiyet aslında iki takımın da oyuna baktığın zaman. Ben o düşüşü takımın daha geride temkinli oynamasına bağlıyorum. Oyunun yapısını değiştirdi çünkü. O yüzden Merten Solveri biraz daha yalnızlaşabiliyor. Pas opsiyonları azalınca onların da mesafe kat etmesi gerekiyor. Onu yapamıyorlar. Nelson'a değindi. Nelson'la ilgili şu detayı vereceğim. 2 yıldır işte neredeyse Avrupa Ligi, Türkiye Kupası vs. derken 80'in üzerinde Galatasaray'da maça çıkmıştır.
Bu 80 küsur maçta Victor Nelson'un bir kez bile top ıskaladığını görmedim. Az önce o topu kesişinden bahsettin ya, o topun gelişi çok yüksekten geliyor, şiddeti vs. Iska geçmeye çok müsait, çok ters bir toptu. Ve o topu ıskalamadığı için de ikinci gole attı Galatasaray.
Normalde bir çok stoper bazen dengesini kaybedebilir, top ıskalayabilir, ayağının altından kaçırabilir falan. Nenson'un bir kez bile o koordinasyonu kaybettiğini, o dengesizliği yaşadığını görmedim. Asla top ıskalamıyor. Bu çok değerli bir şey çünkü o Zalai Giresun maçında işte offside vs vs diyorsun ama orada aslında bir ıska geçmiş oluyor yani Nelson yapmıyor onu mesela. Zalai'nin de birçok iyi özelliği var ama bazen mesela ıskaladığını görüyorsun top kontrol hatası vs yapıyor. Nelson'da hiç basit hata yok. Yani hızlı bir oyuncu değil atıyorum çok uzun boylu değil falan belli standartları şey değil yani öyle tavan stoper standartına sahip değil.
Ama belli konularda %100 bir güven veriyor. Top ıskalamama konusu da, konsantrasyon konusu da onun gerçekten en iyi olduğu konu. Şunu ekleyebilir miyim? Bununla bağlantılı mıdır sence? Diğerini de sormak istiyorum. Nelson 24 yaşında kariyerinde 267 maçı var. İnanılmaz bir sayı bence. İnanılmaz da bir tecrübe. Bunun içerisinde milli takım, Danimarka Ligi, Türkiye Ligi'ne zaten artık alıştı.
24 yaşında bu olgunluğun ana sebebi kesinlikle bence kariyer istikrarı. Ama mesela bir yandan bunu diyorum, ırkla bile alakalı olabilir bu arada. Hani soğuk adamlar hiç heyecan yok, hiçbir şey yok. Tamamen görev bilinci, muazzam bir disiplin. Çünkü bunu bir de Nelson geçen gün topu ıskalamadığında direkt bu aklıma gelmişti. Hani kariyer tecrübesi. Sonra Salahininkine baktım. Salahinin de bu arada 268 maçı var. O da çok uzun zamandır oynuyor. Çok uzun zamandır oynuyor ama abi işte tecrübe fark yani Güney Kıbrıs Liginden buraya bir anda gelip o seviye artışı bambaşka Norşeyland, Kopenhag, Galatasaray daha iyi bir geçiş, daha iyi kültürlerden gelmek yani çok ufak nüanslar bile bence o kariyerde çok etkili oluyor.
Ben de geçen gün ne düşündüm biliyor musun? Galatasaraylı arkadaşlarla konuşuyorduk. Nelson satılırsa acaba Ozan Koba'ya transfer etmek mantıklı olur mu falan diye kendi aramızda böyle bir sohbet ediyordu diğer arkadaşlarla. Ozan da Nelson'dan bir buçuk yaş küçük. Yani Ozan 23, Nelson 25 falan. Fakat şey çok garip değil mi? Bak Ozan'a kariyerinde 11 milyon Stuttgart verdi, 15 milyon Schalke verdi. Kariyerinde iki defa 10 milyon euro üstü bonservis ödenmiş bir oyuncu Ozan.
Nelson'sa Danimarka Ümit Milli Takımı'nın kaptanı olmasına rağmen, Danimarka'da işte oynamasına rağmen, pasaport olarak da Türk pasaportu yerine Avrupa Birliği pasaportu taşıyor olmasına rağmen, 25 yaşına kadar 7 milyon euro'nun üzerinde hiç bonservis ödenmedi. Ama baktığın zaman Nelson Ozan Kabak'tan daha iyisi toper diyorsun. Bunu tartışıyorduk arkadaşlarla. Bu arada dediğini arttırayım abi çok pardon. Kiralama ücreti ve Hoffenheim'ın da son verdiğiyle total 40 milyon euro harcamış Ozan Kapa tüm kariyerinde. Niye Avrupalılar Ozan'ı Nelson'dan çok daha potansiyelli buluyor? Çok bir yaş farkı da yok aralarında. Şununla ilgili bence Nelson'ın potansiyel tavanı hiçbir zaman Avrupa standartı için söylüyorum 10 üzerinden 9,5'luk 9,10'luk olmadı.
Çünkü Nenson yeterince uzun gözükmedi. 1.85'lerde kaldı. Hava toplarında ezici üstünlük o Rudiger'ler, Van Dijk'ler gibi bir oyuncu olması çok zorlaştı. Atıyorum çok çok iyi bir ayağı yok. Alabalar gibi oyun kurucu stoper olma ihtimali yok gibi.
Veya çok atlet değil, çok hızlı değil. Militao gibi mesela her an yetişecek, her açıya işte ayak sokabilecek bir oyuncu değil. Nelson'un potansiyel tavanı hep böyle 10 üzerinden 8-8,5 aralığında kaldı. Ve ona Nelson çok erken bir yaşta erişti. FM oynayanlar bilir böyle. 22-23 yaşındayken Nelson maksimumuna ulaştı Galatasaray'da. Ve alınmadı. Ama Nelson hep 8-8,5'luk bir 10-12 sene falan oynayacak. Onu biliyorsun.
Ozan ise hızı çok dikkat çekti, top sürmesi çok dikkat çekti. Boyu da birkaç santim daha uzundu en sondan. Kalıplı da bir oyuncu. Ozan'ı görenler dedik ya bu herif fizik olarak çok gelişiyor. Hani bu böyle gelişirse o zaman bunun potansiyeli onun üzerinden 9-9.5'lara çıkabilir.
Hatta Liverpool'un bile yatırım yapması, Liverpool'un bile bir denemesi. Yatırım yapmadı da bir denedi. Bakalım bir Van Dijk'la birlikte bir görelim bakalım gibi bir şey denedi. Stopper'da hız çok önemli çünkü. Fizikle birleşen hız tabii yani. Hem kalıplı olacaksın hem hızlı olacaksın. Ozan'da o var.
Ama Ozan da 10 üzerinden 9.9.5 barındırdığı potansiyele hiç yaklaşamadı. Hep 7.7.5'larda kaldı. O yüzden Ozan'a 40 milyonluk yatırım yapılsa bile 10 üzerinden 7.5'luk bir stoperken Nenson sadece 7 milyon euro'luk bir yatırım yapılmış olsa bile hep 8.5 seviyesinde oynayan bir stoper. Ve bence bazen işte az önce söyledim ya Abdülkadir Ömür için, vaate kanılıyor. İnsan vaade kanıyor. Ozan'la Nelson arasında da öyle bir şey var. İstikrar da çok değerli bir şey. Konsantrasyon da. Hep o performansı sergilemek de çok değerli bir şey. Nelson'un vaadi düşük ama devamlılığı çok değerli. Biraz Umut Bulut gibi. Ozan'ın da vaadi yüksekti ama daha gerçekleştiremedi o vaadi. Umarız önümüzdeki yıllarda o vaad ettiği büyük stoper performansını sergiler.
İnşallah. Biz de bekliyoruz yani. Ozan sergilesin. Biz de onu izlemeye devam edelim. Bu arada Beşiktaş bu hafta oynamadı. Bay geçti. İstersen Süper Ligi noktalayalım. Şampiyonlar Ligi'nde yarı final oynandı. Bir küçük ona da değinelim. Manchester City, Real Madrid dağıttı. 4-0'lık bir galibiyet ki kalede kurtuğa olmasa bence dünyanın en iyi kalecisi kurtuğa.
Dünyanın en iyi kalecisi Real Madrid'de olmasaydı 6-7'ye gidebilecek bir maçtı. Müthiş bir performanstı. Pep Guardiola zaten kariyerinde böyle Real Madrid'e yapıyor ara ara bunları. Geçen sene de revenge'ını çıkarmış oldu. Ve Inter'de Milan'ı devirdi. Hakan Çalhanoğlu, İlkay Gündoğan finalini izleyeceğiz. Seninle kanalda çektiğimiz videolarda da benim tahmin gerçekleşti. Ben Manchester City-Inter finali bekliyordum. Beklediğim gibi bir final oldu. Milan daha pasif çıktı benim de beklediğimden. Ben bu kadar teslim olmasını bekliyordum ama Inter gerçekten hak ederek çıktı. Şöyle biraz da mübarek yaparak söyleyeceğim.
City-Real Madrid maçını yorumlamak haddime değilmiş gibi hissediyorum. Yani abi hiç bu kadar taktiksel doygunluğa ulaştığım bir maç olmamıştı. Hatta maç içerisinde bir tweet attım. City öyle bir şey yapıyor ki 1-3-4-2-1 oynuyor dedim. Hemen alta yorumlar geldi. 12 kişim oynuyorlar. İşte bu nasıl rakam falan. Ben Ederson'u da kattım işin içine.
Yani, Ederson'dan bildiğin bir... Sen tabii daha iyi bilirsin, yaşın benden dahil olur. Sarkık Libero mu derlermiş? İki stoper'ın da arkasında olan. Ederson'u onun gibi oynatıyor. Ruben Díaz o üçlünün ortasında arkada tek kalıyor. Akancı Kyle Walker ikisi, Akancı bir ara sol iç oluyor. Bu adam stoper orjinini, sol back bindirmesi de yaptı maçta.
Sol iç de oynadı. Johnston stoper orijinli. 50-60 metre dribling yapıp, çalım atıp pozisyon falan hazırlıyor. Ben hiç bu kadar etkilendiğim çok uzun yıllardır ne bir takım, ne bir oyun, ne bir antrenör, ne bir maç planı olmamıştır muhtemelen. Karşı da Real Madrid. Real Madrid'i tweetler çok güzeldi ya maç içerisinde. Hatta Real Madrid Türkiye Kupası 3. turunda. İşte amatör kemeden bir takım gibi gösterirler. Şaka gibi. Eğer Real Madrid'in hiç bu kadar pasif kaldığı, 26 yaşındayım inan bana hatırlamıyorum abi. Bir Liverpool maçı vardı çok eskiden. Ben daha üniversitedeken 15-16 yıl önce. Liverpool'da böyle 4 mi atmıştı neydi? O zaman Real Madrid pek iyi değildi zaten. Real Madrid'in kötü olduğu nadir sezonlardan bir tanesiydi. Ben de o maçı hatırlıyorum biraz. E bir de tabii o Pep Guardiola'nın Barcelona'da olduğu manyak döneminde 5-6 tane attığı oluyordur her maçta. Messi, Xavi, Iniesta. Ama bu kadar pasif kalmazsın abi. Bu kadarı da olmaz yani. Kaleye gidemediler ya. Şaka gibi. İnanılmaz bir şey. Ben de bunu şeye bağlıyorum. Geçen sene Manchester City dedi elendi Real Madrid'i. Bu sene nasıl eledi dersen bence savunma kalitesine bağlıyorum. Yani herkes Haaland üzerinden okuyor bu işi Haaland'ın golcülüğü vs. ama ben geçen seneki Manchester City'nin bu seneki Manchester City'ye göre savunmasının çok daha zayıf kaldığını düşünüyorum. Hatta Premier Ligi devamını takip eden bir arkadaş yazmış Twitter'da. Cancelo bir maçta basit bir çalım yemiş ve ardından da City puan kaybetmiş ya da basit bir gol yemiş vs. Cancelo'yu daha sonra Bayern Münih'e gönderiyor ve savunma oyuncularına daha böyle savunmacı seçmeye başlıyor. İşte Beckler, Akanji, Walker, Stopperleri, Diaz, Thoms, önünde Rodri. Dikkat edersen 5 tane kalıplı, aşırı atlet, ikili mücadeleyi kolay kolay kazanamayacağın canavar 5 tane adam dikiyor oraya.
Benzema'ya bu kadar top aldırmamayı başaran bir takım görmedim. Benzema dediğin adam o kadar zekidir ki marka falan edemezsin. Çünkü bir oraya gider, bir orta sahaya gelir. Orta saha mı oynuyor, santır formu mu oynuyor, on numara mı oynuyor, ne oynadığı belli. Bulamazsın yani adamı saha içinde.
Benzemaya top aldırmadılar, onu çok çok iyi kapattılar. İlk İspanya'da Madrid'deki maçta da Real Madrid kendisi aslında bayağı iyi oynadı aslında. İlk maçta daha iyi oynayan taraf Real Madrid'di hatta. Real Madrid'den sadece bir gol yediler, o da ceza sahası dışından Vinicius'un şutu.
Benzema'yı o maçta da çok iyi kilitlediler. Yani bu Diaz'ın performansı ve bu savunma işi... Yani dört tane Stopper artı üstüne Rodri ile yapılan savunma çok sert ve çok güçlü bir savunma. Ben City'nin savunmada işi çözdüğünü düşünüyorum açıkçası. Ve finalde de... İki maç üzerinden olsa %99 City derim herhalde de. Tek maç olursa ne olacağı belli olmaz ama yine de bu kadar yüksek favorili bir final hatırlıyor musun? Herhalde bayis oranları böyle 1.30-1.25 falan açılacak.
Manchester City'ye. Kesinlikle öyle. Hiç bu kadar hatırlamıyorum yani. Çok çarpıcı olacak bakalım. O zaman böyle günlük performanslara bağlı seni Euroleague'e götüreyim abi. Euroleague Final 4'e götüreyim. Evet. Orada bir şeye çok şaşırdım. Real Madrid partizanı elemiş. Duyunca yanlış baktım herhalde falan deyip tekrar böyle bir şey yaptım yani. El edi el edi. Hem de dramatik bir maçla el edi. Partizan 15-16'sa yöne falan geçmişti ama abi işte 35 yaşı ortalamalı 3 tane İspanyol. Öyle bir Rudi Fernandes, Sergio Llull, Sergio Rodríguez inanılmaz adamlar yani Real Madrid Euroligin de bölüm sonu canavarı gibi. Hiç eskimiyorlar yani 2008'de 3'ünün bir fotoğrafı var işte şimdi 2023 yine şeyler ya da 2010 yılı tam hatırlamıyorum. Şimdi Euroleague Final 4 bizi çok ilgilendirmiyor. Önce Olympiacos Monaco, sonra Barcelona Real Madrid oynayacak. Burada favori kimisine göre Barcelona. Hem kadro derinliği, kalitesi açısından. Ama Euroleague Final 4'lerin gerçekten asla bir favorisi olduğunu düşünmüyorum ben. Çok günlük performans. Bunu sana Olympiacos serisini değerlendirirken de söylemiştim.
Şütörlerini sokamazsa geçmiş olsun. O gün günü değildir ve biter. O maç Final 4'de böyle bir şey. Bakalım takip ediyor olacağız. Bu arada EuroLig'in en iyi beşleri de açıklandı. En iyi beş ve en iyi ikinci beş. MVP Sasha Velzenkov oldu Olimpiyakos'tan. Benim çok sevmediğim, sinir olduğum bir oyuncu.
Lorenzo Brown, Canan Musa, Saşa Vezenko, Matiyav Lezort ve Walter Tavares, EuroLig'in en iyi beşi. Lorenzo Brown bu arada tabiri caizse küfürlerle Fenerbahçe'den iki sezon önce yollanmış bir oyuncu ve Maccabi'nin bu yıla çıkarı en iyi oyuncusuydu. 2.5'te de Mike James, Monaco'dan, Kevin Panter, Partizan, Wade Baldwin. Baskonya'dan, playoff dışı da tek oyuncu bu arada, 2.5'te de yer alan, Darius Thompson ve Nicola Mirotic. Burada kesinlikle bir itirazım olacak. Fenerbahçe'den Nigel Hayes Davis'in kesinlikle 2.5'te olması gerekiyordu. Muazzam bir sezon geçirdi çünkü. Tek sitemim odur ama onun dışında bütün oyunculara da katılıyorum. Euroleague 2.5'inde.
Oradan F1'e geçeyim mi hemen bir İmola'ya? Geçelim. Orada Emilia Romagna bölgesinde 10 günden fazladır süren şiddetli yağmur yüzünden. Büyük bir sel felaketi ve bu felaketi 9 kişi hayatını kaybetti. Büyük geçmiş olsun İtalya'ya. 30'dan fazla insanın da kaybolduğu söyleniyor. Tabii bu yüzden de bir erteleme gelmiş. Yarış 26-28 Mayıs'ta Monaco'da gerçekleşecek. İmola'dan sonraki yarış. O yüzden bir ara verilmiş olduğu Formula 1'e.
Aynen öyle. Volleybolda Fenerbahçe Opet Lig şampiyonu oldu. Melisa Vargas en değerli oyuncu zaten beklediğim bir şeydi. İnanılmaz o da. İki gün yani iki maç üst üste yüksek derece ateşle oynayıp anca bu kadar etki edebilirdi gerçekten finale. Bu arada 20 Mayıs'ta da Türkiye Saati'yle 18.30'da Eczacıbaşı Vakıfbank Volleybol Şampiyonlar Liginde karşılaşacak. Onu da burada volleybol tarafında eklemiş olalım. Orada da gurur duyacağımız bir akşam olacak.
Son kısmı sana bırakmak istiyorum. Çünkü kötü bir durum. Kötü durumları bana bırakıyorsun. Eskişehir spor amatör küme düştü. Ben üniversitede kalmıştım Eskişehir'de 1-2 sene. Maçlara da gitmiştim. O zaman da ikincilikte miydi, birincilikte miydi, neydi? Ve açıkçası uzun yıllar sonra Eskişehir Spor'un amatöre düşmüş olması maalesef kötü. Vole'de Önder Özen bu konuyla ilgili bir yorumda bulunmuş ki Eskişehir sporludur o da. Eskişehir'de Eskişehir Spor'un top toplayıcılığını bile yapmış bir futbol adamı. Ve iyi bir Eskişehir Spor taraftarı ve bu durumla ilgili serzel işleri çok içten, çok samimi. Eskişehir Spor'un bölgesel amatör lige düşmesi sizde nasıl duygular uyandırdı? Kulübün düşüşü ya da geçmişteki güzel anılar üzerinden neler söylersiniz diyor. Bende nasıl duygular uyandırdı? Tek kelime öyle söylüyorum. Öfke. Hatır kredileri tükendi 1. Para kredileri tükendi 2. Borçlanıldı 3. Dünya kadar oyuncu getirildi. Onlar oynamaya başladı. Eskişehir Spor düşmeyi bile yüzüne gözüne bulaştırdı. Düşmeyi bile beceremedi. Yahu o çocuklarla düşseydin ya.
Kafayı mı üşüttünüz siz ya? Güllük sporlu, ışık sporlu çocuklarla, tepebaşılı çocuklarla Eskişehir Spor 3. Likte şampiyon oldu. Yahu sizin hafızanız da mı yok ya? Bu şehrin kaynaklarına bu kadar mı güvensizsiniz de gittiniz, yangından mal kaçırır gibi o transferleri yaptınız, paraşütsüz takım sonucu yaptınız? Eskişehir Spor sahasında 6 gol yedi ya dün. Utanma sıkılma yok mu sizde?
Maalesef Eskişehir Spor içi boşaltılmış bir kulüp. Birçok Anadolu kulübü hırsızlığa kurban gitti. Bunu açık açık söylememiz lazım. Tabii kanıtlayamadığın şeyleri açık söylemek seni zan altında bırakıyor. Ama bunların artık açık bir şekilde söylenmesi lazım. Süper Lig'de 3-5 yıl iyi işler yapan Anadolu kulüplerinde
Hırsızlık kaçınılmaz bir son oluyor ve bu Anadolu takımlarının neredeyse tamamı amatöre kadar düşüyorlar. Bu son 15-20 yılda sürekli olan bir şey ve hiçbir şekilde de nasıl oluyorsa kontrol edilemeyen bir şey. Ve Türk futbolu o yüzden son 20 yılda inanılmaz derecede geriledi. 20 yıl önceki Türk futbolunda tam 20 yıl önce Denizli Spor Avrupa Ligi'nde Lyon'a geliyordu. Bugün Denizli Spor 2. lige düştü. Yani 3. lig seviyesine düşmüş oldu. Lyon hala aynı yerde. Gaziantep Roma'yı eleyordu, o dönemki Gaziantep de amatöre düştü. Yani Roma'yı eleyen Gaziantep 20 yıl içerisinde amatöre düştü. Sonra Gençler Birliği Sporting Lisbon'u elemişti Avrupa Ligi'nde. Bunlar hep çeyrek final falan oynadılar yani en yukarılara kadar gittiler. Gençler Birliği zor kurtuldu TFF 1. Lig'den 2. Lig'e düşmemeye.
ve Sporting Lisbon'da hala aynı yerde bizde bayağı hırsızlık var yani iyi işler yapan işte Akisar Belediyespor'u düşün iyi işler yaptılar birkaç sene ligde kaldılar birkaç futbolcu vs. satıldı şu an kaçıncı ligde olduklarını bilmiyorum Eskişehir Spor Önder Özen de söylüyor en çok oyuncu satan en çok para kazanan takım oldular Veyselidir, Tarık Camdalıdır, Alper Potuğudur, Ruth Bofeni'dir 15 milyon euro'lara kadar falan bonservis geliri elde ettiler en çok paranın olduğu yerde en büyük borçlanma ve şey oluyor. Ya büyük bir şey var yani hukuksuzluk var burada ve Önder Özen'in dediği gibi dava bile açılmadı buna. Ve bu şekilde de Eskişehir Spor diğer birçok takım gibi işte Malatya Spor vardı eskiden. Birçok takım gibi Amatör Lig'e düşmüş oldu. Bir şekilde devletin bu kontrolü sağlaması lazım. Spor kulüpleri üzerinden zengin olan kulüpleri soyan yöneticileri engelleyebilmesi lazım. Ama bu yapılamıyor. Bunu yapamayıp boş boş yabancı kuralı konuşuyoruz. Her sene yeni bir yabancı kuralı. 8 artı 3, 6 artı 4, 6 artı 2 artı 2 artı 8 falan böyle saçma sapan şeyler. Her sene böyle saçma sapan şeyler konuşuyoruz ve sonuçta 20 yıl önceki Türk futboluyla bugünkü Türk futbolu arasında uçurum var. 20 yıl önce Türkiye Avrupa'nın en büyük 6. ligiydi. Portekiz liginden bile öndeydik. 5 büyük ligden sonra Türkiye geliyordu.
Bu sene başında Türkiye 19. sıradaydı Avrupa futbolunda. 20 yılda ne kadar geriye gittiğimiz ortada. Dünya 3.süydük zaten 20 yıl önce milli takım olarak. Kulüplerde de bahsettiğim işte Galatasaray'ın Avrupa şampiyonluğunu saymıyorum. Denizli Sporu sayıyorum, Gençler Birliği'ni, Gaziantep'i falan sayıyorum. Onlar bile Avrupa Ligi'nde tur atlıyordu. Büyük dev takımları eliyordu. 20 yılda kendi elimizde bu kadar çürüttük. Büyük bir hırsızlık döndü yani Türk futbolu üzerinden.
Ve kimse de ne haberini yapıyor, ne soruyor, ne dava açılıyor. Müthiş bir ortam yani hırsızlık yapmak için daha ideal bir şey yok. Türk futbolundan daha ideal bir ortam yok. Ve bu hale geldi işte Eskişehir Spor'da onun son örneği. Abi valla sadece imza atabilirim dediklerine. Ağzına sağlık. Alan memnun, veren memnun. Ben de bu durumu sadece böyle açıklayabilirim.
Öyle. Ağzına sağlık oğlu canım. Senin de Sinan abi. Gelecek hafta tekrar karşınızda olacağız diyelim. Dinlediğiniz için teşekkürler. Görüşmek üzere. Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.