
6.209 kelime · ~31 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta Süper Lig'de önemli bir haftaydı, değer bir haftasıydı ve Galatasaray Beşiktaş deplasmanında kaybetti. Fenerbahçe'de Sivas deplasmanında kazanınca yarış oldukça kızıştı Süper Lig'de. Bunun dışında basketbolda hem Euro Lig'de hem NBA'de artık son düzlüğe gelindi ve heyecan dolu maçlar oynanıyor. Formüla 1'de de Azerbaycan Grand Prix'si vardı. Tüm bunları Ant'la birlikte konuşacağız. Oğulcan yurt dışında bu haftalık bizimle olamayacak. Gelecek haftadan itibaren onunla devam edeceğiz. O olmadığında da programımızın editörü Ant bize destek veriyor. Teşekkür ederiz Ant'a.
Ant hoş geldin. Hoş buldum abi. Ben öncelikle şunu söylemek istiyorum. Tam Oğulcan'ın kalemi bir haftaydı bu hafta. Fenerbahçe, Sivas deplasmanında 10 kişi kazandı. Beşiktaş, Galatasaray'ı yendi. Fenerbahçe, Olimpiyakos deplasmanından maç çalarak geldi. Ciddi bir Final 4 şansı bile doğurabilir bu. Tam Oğulcan'dan konuşulsa dinlemek isteyeceğim şeye ben bakalım. Umarım boşluğunu ufacık da olsa doldurmaya çalışırım diyerek teşekkür ediyorum ağırladığın için beni. Ne demek?
Derbiyle başlayalım istersen. Bence de ben de şunu soracağım. Beşiktaş maçın ilk kısmı haricinde çok net bir şekilde Galatasaray'a karşı bir üstünlük kurdu. Ancak bunu böyle spesifik noktalardan tek tek anlatmaktansa ben sana genel bir derbi yorumunu sormak istiyorum. Beşiktaş neleri doğru yaptı da Galatasaray'a karşı bir üstünlük sağladı? Biz nasıl bir derbi izledik? Evet, ilk 30 dakika aslında Galatasaray'ın istediği gibi giden, istediği gibi başlayan bir derbiydi. İlk 30 dakika maç ortadaydı. Ortada olduğu zaman da oyuncu kalitesi farkı olan takım Galatasaray. Ve sadece 3 tane pasla öne geçti. Sergio Oliveira merkezde kendisini çok iyi topla boş buluşturdu. Oradan tek topla Rashica'yı çok iyi kaçırdı. Rashica'da çok iyi bir öndirek pası çıkardı. Icardi'de çok iyi bir öndirek koşusu artı vuruşuyla
3 oyuncunun toplam kalitesinden çıkan 3 pastan bir gol buldular ve 1-0 öne geçtiler ilk yarım saatte. Galatasaray'in dehineydi her şey. Fakat ilk pozisyon bu Redmond'ın sağ kanattan çalımı atıp da kestiği orta ve arka direkten gelen Cenk'in kafa vuruşu. Bunu Fenerbahçe derbisinde attılar bu golün aynısını. Arao'nun önünden vurmuştu orada Cenk ve Redmond ortayı kesmişti. Zalai'yi geçip kesmişti. Bunun aynısını 30. dakikalara gelirken Galatasaray'a da yattılar. Abdülkerim Adekugbe'nin kademesine girdi, stoper Solbek'e çıktı, aynı Zalahi gibi atladı ve çok basit bir çalım yedi aynı Zalahi gibi. Redmond da arka direğe çok güzel bir orta kesti ve Cenk bu sefer üstten avut attı. Bu pozisyon bence maçın kırılma anıydı ve belki gol olsa o pozisyon Galatasaray için daha iyi olabilirdi.
Galatasaray o pozisyonu yedikten sonra çok temkinli bir havaya girdi. Çünkü bu golün aynısını Fenerbahçe'ye attılar. Bu adamların bu hata yaptığını çok iyi biliyoruz. Bütün bir hafta bunu konuştuk. Muhtemelen o konuca defalarca temkinledi. Çünkü en önemli hücum silahlarından bir tanesi bu. Sağ taraftan, orta, sol taraftan da kafa vuruşu, forvet koşusu geliyor Cenk'ten. Bunu bile bile bu pozisyonu vermiş olması Galatasaray'ın biraz fazla bir SOS hali yarattı. Abdülkerim orada yediği çalımdan dolayı bir 5-10 dakika çok bocaladı.
Hamle hataları vs. oldu ve kornerdeki pozisyonda da Iska geçiyor Sayis'in önünden. Kafaya çıkıyor ve topu Iska geçiyor ve Sayis de golü atıyor. Hem Abdülkerim 5-10 dakika bocaladı o Redmond'un çalımından sonra. Hem Saşaboy bütün hafta tembihlendi kendisine Cenk geliyor arkandan vuruyor kafayı diye. Muhtemelen o kafayı vurdurduğu için çok temkinli bir hale girdi ve hiç vücuma çıkmamaya başladı.
Ama bu Galatasaray'ı dediğim gibi çok bozdu. O pozisyon gol olsa muhtemelen Galatasaray için daha iyi olurdu. Çünkü Galatasaray bu sezon boyunca hiç kontrollü oyun oynamış bir takım değil. Hep futbol oynamaya çalışmış, oyun oynamaya çalışmış. İki Bekin'i hücuma çıkarmış, iki kanadıyla iki Bekin'i sürekli rakip yara alanda aksiyona sokmuş. 10 numarası Mertens hep ileride, Icardi'si orada, Sergio Oliveira 8 numaradan sürekli ceza sahasına girmiş. Hep kalabalık hücum eden, hep baskı kurmaya çalışan bir Galatasaray var.
Fakat o pozisyondan sonra Galatasaray ya Beşiktaş bize böyle gol atacak vs diye iki bekini bir kere çıkarmamaya başladı. İki bekini çıkarmayan Galatasaray'da hatlar ciddi anlamda koptu ve o pozisyondan sonra Beşiktaş temkinli oynayan, bekleyen Galatasaray'a karşı çok daha rahat bir maç geçirdi. Durantop üstünlüğü de boy avantajı da zaten Beşiktaş'ta var. İlk Galatasaray-Beşiktaş derbisinde de yine bir kenar ortayı sayı sindirmişti kafayla. Cenk tamamlamıştı.
Bir duran top daha golü yemiş oldular. İki derbide iki duran top golü attı Beşiktaş Galatasaray'a. Böyle bir zaten size avantajı da var duran toplarda. Onu kullanıp maçın ilk yarısı 1-1 bitti ve ikinci 45 dakika öncesinde de Okan Hoca bir şeyler değiştirmesi gereken teknik adamdı.
Çünkü ilk yarı senin istediğin gibi başlamış, ilk 25 dakikayı senin istediğin gibi oynanmış fakat sonraki 20 dakika o pozisyondan sonra senin ayarların bozulmuş, çok daha tedbirli ve ürkek oynayan bir takımın var ve senin saha içinde bir şeyleri değiştirmen lazım. Bir de Galatasaray'da ürkek oyun, kendi yarı alanında bekleyerek oyun en çok Oliveira ve Mertens gibi topu oynatan oyunculara zarar veriyor. Çünkü Mertense sen uzun top atamazsın, hava topunun indirmesini falan isteyemezsin. 30-40 metrelik paslar atılmaz Mertense.
Rakip yaralığına geçersin iki kanadın, iki bekinle, dört tane kanat oyuncun oradan, arkadan Sergio Olivera, arkadan önden Santerfor falan. Mertense orada, Kukla'yı oynatan el gibi hepsini oynatır 6-7 oyuncuyu tek paslarla, hızlı düşünmeyle. Yani zekasını kullanır ve dar alanda o kısa ince işleri falan çok güzel yapar. Ama sen sahayı genişletirsen, 70-80 metrelere çıkarırsan, uzun uzun toplar atarsan, Mertensi bir sağa koş, bir sola koş yaparsan o zaman Mertensi tabi ki çok kötü gözükür. 35 yaşında adam. Eğer öyle bir oyun oynayacaksan o zaman Zaniyoloğullarla, Berkanlarla oynaman gerekiyor. O bu oyunun yani tedbirli oyun iki bekin çıkmaması geride beklemeye düşünen biraz ürken Galatasaray en çok Oliveira ve Mertens'i bozdu ve bence 45'te de bu oyuna göre bir değişiklik yapmak Okan Hoca'nın gereksinimiydi.
Ya bu oyunu oynayacaksan, temkinli oyun, beraberliğe yatacaksan orada Mertens yerine Zan Yolo'yu, Oliveira yerine Berkan'ı alacaksın atıyorum ve Adekuk Bey yerine de Dubois'i yapabilirdin bu durumda. Mesela ben ikinci yarıya iki değişiklikle başlardım ben olsam. Oliveira veya Mertens'ten bir tanesi yerine Berkan'ı atardım. Sol taraf çünkü çok aksiyordu ve sol tarafa Berkan orta sağ sol iç pozisyonundan destek verebilirdi.
Ve sol back pozisyonuna da Adekugbe yerine Dubois'u koyardım. Çünkü Adekugbe de çok bocalıyordu. Dubois sonuçta çok tecrübeli ve kariyerli bir oyuncu olduğu için bu tip derbileri daha sakin kafayla oynayabiliyor. Bu değişiklikler belki Galatasaray'ı oyunda tutabilirdi. Ama Okan Hoca bunları yapmadı ve yapmadıktan sonra işte biraz soyunma odasında söylediklerimizi yapmalarını bekledim, düzelmelerini bekledim dedi. 45-50 arası bir 5 dakika, ikinci yarının 5 dakikası maç yine ortada başlıyor. İlk yarının ilk 20 dakikası gibi.
Ama 50'den sonra çok hızlı bir şekilde çöküşü var Galatasaray'da. Ve bu şutlara da yansımış. Beşiktaş'ın 51. dakikada tehlikeli bir şutu var. 53. dakikada tehlikeli bir şutu var. 55. dakikada iki tane tehlikeli şutu var ard arda. Ve 58. dakikada, 57. ya da 58'te bir tane daha net bir pozisyonu var. Üst üste 4-5 tane net pozisyon veriliyor 7-8 dakika içerisinde. Gol yenene kadar o 7-8 dakika içerisinde Okan Hoca hamle yapamıyor. Oyuncu değişikliği hamlesi bir şey yapsa orada maç kırılabilir. Ve orada ortalık böyle tam yangın yeriyken Galatasaray için Muslera ile Oliveira'nın arasındaki paslaşmada bir top kaybı ve gol. Burada Muslera'nın attığı yer bu golü Galatasaray 2-3 senedir çok yediği için
Mesela bir önceki hafta da yedi ya. Yanlış mı hatırlıyorum? Karagümrük maçında Borine'nin golüydü galiba. Aynı hataları yapıyorlar. Aynen öyle. Geçen seneki Trabzonspor maçı var. Bu sene Deprem öncesindeki Trabzonspor maçı var. Geçen seneki Kasımpaşa maçı var. Bir çırpıda aklıma 5 tane geliyor. Benim çok eskiden şeyi hatırlıyorum. Galatasaray-Mersin-İdvan yurdu mu? Ordu maçı mı ne vardı? Topu dikeyim diye Selçuk'un sırtından sekiyordu. Daha eski 2013-2014'lerde. Yine Mustarakaleci de. Muslera'ydı kaleci. O şeyleri var kadro değişse de. Evet ama son 2-3 yılda inanılmaz sayıda arttı bu gol çeşidi. Sürekli aynı şey yaşanıyor. Ve şuradan eleştiri, Muslera'yı eleştiri biraz haksız olabilir. Oliver'in etrafında, yakınında oyuncu yok. Yani etrafı dolu, sağa solu dolu. Ama topu kaptıracak kadar baskı yok. Yani boş Sergi Oliver'e. En yakın oyuncu ona 10 metre falan. Orada Oliveira alıp topu tekrar Muslera'ya verebilir. Şey eleştirirse yapılabilir ama Oliveira topu döndüğü zaman da pas atabileceği kimse yok. Herkes dolu. Hiç kimse boşta değil. O yüzden Oliveira'ya pas atmanın bir anlamı yok. Kimse boşa çıkmamış çünkü.
Ama Oliveira da bunu görüp hızlı bir şekilde yüzünü dönüp çevre kontrolü yapıp kimsenin boş olmadığını görüp tekrar Muslera'ya dönmesi lazım mantıken. Ve ben şuradan eleştiriyorum. O pasın top kaybedilmesinin birinci kusurlusu Muslera değil kabul ama ondan önceki 5 dakikada Beşiktaş 5 tane pozisyon bulmuş. sana müthiş bir şekilde hücum ediyor, dalga dalga hücum ediyor. Daha orada artık ince pas işlerine girme. Yani çok gergin ve çok hızlı gelen, dalga dalga gelen, inanılmaz motive gelen bir Beşiktaş'a karşı böyle hataya imkan doğuracak, ince ve sakin işlere girme. Artık orada mesela Taça vursan oyuncu değişikliği yapılıyor. Mitsuyo ve Berkan kenarda bekliyorlar o dakikalarda. Büyük baskı yemişsin, sürekli pozisyon geliyor. Vur Taça, iki oyuncusu girsin Galatasaray'ın. 1-2 dakika uyum dursun, sakinleşsin, devam et.
Galatasaray'ın oyuncu tecrübesi çok yüksek o yüzden bu derbileri daha iyi oynayabilir diyorduk ama hem Karagümrük maçındaki hatalar ve en tecrübeli en yaşlı oyuncusu yaptı bunları. Oliviera da çok kariyerli. Hem bu maçta Oliviera'nın ve Mustano'nun yaptığı farkındalık düşüklüyor yani. Hem topu kaybederken çevre kontrolü olarak farkında değiller hem de o 5 dakika takımın ne kadar büyük baskı yediğinin ve gerekirse taça vurmaları gerektiğinin farkında değiller. Orada o baskıyı yediler. Biraz panik hali vardı sanki bu maçta. Ve o golden sonra da Okan Hoca 1-2 değişiklik yaptı. Yeni gelenlerle biraz daha Galatasaray'a baskı kurmaya çalıştı ama çok da güçlü bir baskı olmadı bu. Çok etkili pozisyonlar da üretilmedi ve son olarak Abu Bakar yine jeneriklik bir golle Fenerbahçe deplasmanında da son dakikalarda atmıştı golünü bu maçta da. Her iki maçta da iyi oynamadı aslında ama iki tane de güzel golü var. Çok güzel bir gol attı ve fişi çekti gerçekten. Eşiktaş Twitter hesabından da öyle bir paylaşım yapmışlar fişi çekti diye. Tam öyle oldu. Çok güzel bir gol attı. Ama Galatasaray için bu senenin en kötü maçı denilebilir. Bir Kayseri'de plasmanı var. Galatasaray'ın bu sene oynadığı. Bir de bu maç sanki. En kötü maçı denebilir bence rahatlıkla. Nelson ve Abdülkerim ikilisi de kötüydü. Stoperleri de kötüydü. Adekube de kötüydü.
Benim bu sezon izlediğim en mental olarak zorlandığı maç olabilir Nelson'un. Yani Nelson kalitesinde futbolcuların bu kadar maçtan fiilen neredeyse kopacak hale geldiğinde çok kolay kolay denk gelmeyiz özellikle Süper Lig'de. Bu maçta gerçekten hani Nelson bir gerginlik mi denir ya da artık takım iyi gitmezken o da mı o akıntının bir parçası oldu? Hakikaten Beşiktaş değerlendiremedi ama çok fazla bozduğu offside var vesaire. Biraz da Nelson benim olumsuz anlamda gözüme çarpan isimlerden biriydi bu maçta. Ben de onu eklemek isterim. Ve Karagümrük maçında da çok kötüydü Nelson ve Galatasaray'a geldiğinden beri 2 senedir 80 maçın üzerinden maça çıktı herhalde. İlk defa 2 maç üst üste kötü oynadı. Normalde 10 maçta 15 maçta bir kötü oynadığını görürsün. Çok istikrarlı bir oyuncudur. Hiç 2 maç üst üste kötü oynadığını görmemiştim. İlk defa Karagümrük artı Beşiktaş 2 maç üst üste kötü oynadı gerçekten. Hani bu onun töleri edilir çünkü 2 senedir gerçekten müthiş bir istikrar ve profesyonellikle oynuyor ama dediğin çok doğru. Bu 2 maçta gerçekten sıkıntılıydı. Ya bir de şunu da eklemek istiyorum. Galatasaray'ın kalesine son iki maçta yanlış bilmiyorsam 10 ya da 11 tane şut isabet etti. 6 tane gol yediler. Ve Nelson'un üst üste iki maçta kötü performans gösterdiği bir nokta. Bir de kalede. Moussera'da ciddi bir form kaybındayken Galatasaray'da bu kadar kritik bir şampiyonluk eşiğine geldiğinde
daha can yakıcı bir noktaya evrilebilir. Galatasaray bir noktada bence tekrar bir şok dalgası verecektir Okan Buruk takıma. Ve bunun yansımalarını ben sahada bir sonraki maçta göreceğimizi düşünüyorum. Ama ben bir kişinin ismini geçirmek istiyorum bu maçta. Çünkü hakikaten Şenol Güneş kalitesi mi denir, tecrübesi mi, artık kurtluğu mu nasıl bir şekilde tabir edersek. Hakikaten maça hükmeden, çok zekice bir taktikle geldi. Galatasaray'ın kara gümrük maçındaki Andrea Pilon'u Galatasaray maçındaki ilk yarı taktiğini o kadar iyi bir şekilde adapte edip önde baskıyı tamamen Hacı Ahmetovic, Getson Fernandes, sağdan soldan Redmond'ı Gezzalani. Takım tamamen Galatasaray'ı sıkıştırdığında alanları daralttığında bir de üzerine bastığında Galatasaray yaşlı ve biraz
yorgun oyunculardan oluşuyor. Bu yorgunluk bir de az önce bahsettiğim gerginlikle birleşince iki takım arasındaki çok temel bir farkı olan bence bu maçta dinamizme döndü. Beşiktaş istekli ve dinçti. Galatasaray yorgun ve gergindi. Bir de bunu mesela Karagümre'ye göre çok daha temiz ayakları çok daha yetenekli futbolcularla birleştirdiğinde böyle bir sonucu evrilebiliyor. Mesela sezon başında sen tek başına konuşurken sonra Oğuzhan Dağiloğlu'na mesela Fenerbahçe'nin bu
Türkiye'ye atılan toplarından bahsediyorsunuz. Jesuit'in çözülmesi, Fenerbahçe'nin çözülmesinde. Mesela hem bu maçtaki Beşiktaş'ın performansı hem bir maç önceki Galatasaray'a karşı Karagümrü'nün oyun planına baktığımızda Galatasaray'ın birkaç tane özellikle defensif taraftaki temel problemi konuşulabilir. Galatasaray bu sezonun yanlış bilmiyorsam 22 golü yedi, son iki maçta 6 gol yedi. Yani takımın üçte birine neredeyse denk geliyor. İki maçta 7 gol. Doğru. Güzel bir farkındalık istatistik açısından. Ve savunmanın bozulması buradan net bir şekilde okunabilir. Şenol Hoca ile ilgili de yani ilk bölümde Okan Hoca'nın ve Galatasaray'ın mağlubiyeti üzerinden okudum daha çok. Bir de Şenol Hoca'nın ve derbi kazanma üzerinden okuyalım.
Bir kere Jetson'un sol iç pozisyonda olması ve Sashaboy'un önünde yer alması Galatasaray'ın sağ taraf bağlantısını fela halde kopardı. Sürekli bir cenk gelip de kafa vuracak cenk tehditi Galatasaray'ın sağ taraftan hiç hücum etmemesini sağladı ki Galatasaray sağ bekini hücumda en çok kullanan takım. Sürekli çıkarıyor Sashaboy'u, sürekli hücuma katıyor. İkiye bir yapıyorlar, berkaç yapıyor, orada baskı yapıyor falan. Rachissa'yla Sashaboy neredeyse bütün maçlarda, bu son Karagümrük maçında da böyleydi, rakibi sol tarafını felç ediyordu. Ama hem Cenk yüzünden Sashaboy çıkamadı o kafa vuruşundan sonra hem de Rachissa'yla boyunu arasına sol iç pozisyonda da Jadson önemli bir fisik koyunca orada Galatasaray'ın en güçlü kanadı olan sağ kanadında net bir Beşiktaş bağlantı kopması oldu. Sol tarafta da Galatasaray'ın o pozisyonunda Sergio Oliveira sola kırık oynuyordu mesela.
Sergio Oliviera zaten çok savunma veya dinamizmle oynayan bir oyuncu değil. Adekuk Bey ile Kerem arasında da net bir uyum problemi var. Bir türlü şey yapamıyorlar. Alışamadılar birbirlerine. Hatta ilk yarıda böyle ikisine geliyor pas. İkisi de birbirine bırakıyor falan. Belli bir uyum problemi var. Orada da net bir aksaklık oldu. Galatasaray'ın iki kanadının güçlü bağlantısını ilk koparan Hoca Şenol Güneş oldu. Bak yani Karagümrük evet 3-3'lük boğan çıkardı falan ama bu bağlantıyı koparamamıştı. Galatasaray sene başından beri sağ beki, sağ açığı, sol beki, sol açığı bütün maçlarda net üstünlük kurmuştu. İlk defa bir teknik direktör Şenol Güneş iki iç oyuncusunu, orta sağ iç oyuncusunu, sol tarafta Jadson'u, sağ tarafta Salih'i Galatasaray bekiyle kanat arasına yönlendirerek o bağlantıları çok iyi kopardı ve Galatasaray bekiyle kanadı arasında böyle 50-60 metrelik farkları ilk defa gördük. Orada sağ bekte Roziye'de müthiş bir maç çıkardı. O da çok etkili oynadı. Redmond zaten tehlikeydi.
Solda da Jadson'la Cenk, Masuaku biraz daha bekledi, biraz daha Rashica'yla birebir oynamaya çalıştı. Ama o zaman Jadson'la Cenk o da sol tarafta etkili oldu ve Galatasaray'a karşı kanatları bir kere Şenol Hoca net bir şekilde üstünlük kurdu. Orta sahada mesela on numara pozisyonunda hiç oyuncu kullanmadı. Salih'i, Amir'i, daha böyle ikinci bölgeyi kapattı.
10 numara pozisyonda bir boşluk bıraktı yani orada bir etkinlik kurmadı ama Oluvera ve Mertensi orada kapattı ve kanatlar üzerinden de oradan gelen ortalar vs. kontra atak toplarla net bir şekilde sonuca gitti. Ve Şenol Hoca'nın taktiği, derbi planı %100 tuttu. Kadıköy depresmandan sonra bir kez daha Teknik Adam şovunu yaptı. Ama Okan Hoca için de şunu söyleyeyim, Okan Hoca da bu derbiye kadar oynadığı bütün derbileri kazanmıştı. Kadıköy deplasmanında 3-0'luk galibiyet, ilk maçta Şenol Hoca'ya karşı da hak ettiği bir galibiyet almıştı. Trabzon'a karşı iki maçta istediğini almıştı. Yani Okan Hoca'ya da haksızlık etmeyeyim, bu derbiye kadar bütün derbileri Okan Hoca kazanmıştı bu sezon, kendisinin oynadığı. Ama Şenol Hoca da hem Kadıköy derbisiyle hem bu derbiyle bu sene o da derbilere net ağırlık koyan teknik direktör oldu. Bu sene derbiler Jesus için pek iyi gitmiyor ama o da Sivas maçında çok iyi işler yaptı gerçekten.
Kesinlikle. İstersen buradan Sivas-Fenerbahçe'ye geçelim, ne dersin? Olur, uygundur. Şimdi şöyle, Sivas-Fenerbahçe maçında benim gözüme çarpan bir nokta var. Zaten İrfan Can Kahveci'nin kırmızı kart yemesi bu nokta ama İrfan Can biraz sorumsuzca bir şekilde oyundan atıldı. Kaptanlık pazı bandını taşırsan, defalarca kez şampiyon olmuş bir takım, biraz daha sinirine ve hareketlerine dikkat ederek oynaman lazım. Ama bu hem Fenerbahçe için olumlu hem de olumsuz bir kırılma anıydı. Olumsuzdan bahsedeceğim, takımı eksik bırakıyorsun Sivas deplasmanında. Olumlu taraf Fenerbahçe bu atılmadan yaklaşık 1-1,5 dakika.
sonra maçın fişini çekebileceği, maçı koparabileceği gole attı ve belki de şunu dedi mental olarak, biz eksik kalsak bile artık şu noktadan sonra kiminle oynadığımızı fark etmek için biz bu maçları, biz bu kupayı istiyoruz. Mesajını belki de bu sene verdiği en temel maç olabilir. Her ne kadar Ali Şaşal vuralım gerçekten Eskişehir dönemini çok izlediğim için biliyorum. Eskişehir spor günlerini aratmayacak kadar kötü bir performans ortaya koymuş olsa da hakikaten bu maçtaki Fenerbahçe, Fenerbahçe taraftarının bir tık umutlanmasına bile neden olabilecek bir noktadaydı. Hani ben biraz yorumlayarak girdim. Senden rol çaldıysam affola ama İrfan Can'ın atılması ya da bu kırılma noktalarından biri olabilir mi sence maçın? Ve Fenerbahçe'nin bu mental dayanıklılığı, bu mental bariyeri geçebilmesini sen nasıl bir yerden okursun? Fenerbahçe-Sivas maçını nasıl bir yerden okursun? Yorumlarını dinlemek istiyorum. Bence İrfan'ın atılması maçı çok etkilemedi. Yani İrfan hemen atılmadan 2-3 dakika önce mükemmel bir asist yapmıştı. Ben İrfan'ı pek beğenmem ve çok ağırlıklı olarak eleştiririm. Çünkü yapabileceklerinin çok altında bir kariyeri devam ediyor.
Burada da bu maçta bence İrfan'ın en iyi özetlerinden bir tanesi oldu. Güvenemiyorsun İrfan'a. Olağanüstü bir asist yaptı. Harika bir asist. Öncesinde attığı çalım, fake'i. Ferdi'nin ceza sahasında koşusunu bekliyor. Ondan sonra da tam ölü noktaya stoper, le kaleci arasına topu çıkarıyor ve Ferdi de golü atıyor. İkinci golü oluyor Fenerbahçe'nin. Bu mükemmel asist direkt İrfan'ın özel yeteneğiyle oldu. Ama 5 dakika sonra da taban çıkardı ve kırmızı kart gördü. İrfan'ın bence kariyer özeti gibiydi. Güvenemiyorsun yani hem maç içinde güvenemiyorsun hem maçtan maça güvenemiyorsun. Bir maç olağanüstü oynuyor, bir maç sahada göremiyorsun falan. Bence o yüzden de İrfan Şampiyonlar Ligi gibi bir arenada bir maç içerisinde 3 tane ceza sahası dışından jeneriklik gol atmış olmasına rağmen hiçbir yerden doğru düzgün teklif alamamış ve sadece yurt içinde çok pahalı veya değerli bir oyuncu olabilmiş bir futbolcu.
Bu kadar göz önünde olan, Çampiyonlar Ligi vitrinde 3 tane ceza sazı dışından, yani hattiri ceza sazı dışından yapan bir oyuncu mutlaka 150 tane kulübün scoutları tarafından izlenip raporlanır. Çünkü göz önünün önü artık yani vitrinin vitrininde. Ve yine de hiç dişe dokunur bir bonservis gelmiyorsa ve sadece sen 11 milyon euro para verip alıyorsan o zaman Fenerbahçe klübünün de bir sorgulaması lazım. Hiç Fenerbahçe adı geçmiyorken, Galatasaray istiyorken biliyorsun Fatih Terim istemişti, çok istediğini söylemişti. Aynı eleştiri yapıyordum Fatih hocaya. ya hoca bu adam şampiyonlar liginde headtrick yaptı ceza sahası dışından bir kişi bile bon servisi vermiyor sen bu kadar istiyorsan yüzü aslarını geçebilir diye diyordum daha sonra Fenerbahçe aldı her iki kulüp içinde bu eleştiri yapıyordum yani Fenerbahçe Galatasaray diye demiyorum İrfan ile ilgili benim düşüncem öyle
Ama bence bu maçı Rıza Hoca'ya karşı Jorge Jesus'un çok net bir galibiyetiydi. Yani İstanbul Spor Maçı'nı nasıl alamadıysa bu maçı da öyle aldı ve burada da şansı çok yaver gitti. İstanbul Spor Maçı'nı hatırlarsan 2-0 öne geçti, 2-2 oldu, 3-2 öne geçti, 3-3 oldu ya. O sıralarda hala iki tane orta sahasını değiştiriyordu, bir tanesi toperini değiştiriyordu ve iki santırfordan bir tanesini çıkarıp da orta sahayı güçlendirmeyi düşünmüyordu bir türlü.
Ve bu maçın 13. dakikasında Valencia geçmiş olsun çok kötü bir sakatlık yaşadı. Ve Valencia çıktığı zaman bu sefer forvet almadı oyuna. Bir kanat oyuncusu alıp sistemi değiştirdi ve 4-4-1-1'e döndü. Üçlü savunmayla başlamıştı. 3-5-2 ile başlamıştı. Onun sık sık denediği bir diziliş. Sevilla'da da denedi, derbilerde de çok deniyor. Zorlu maçlarda genelde denediği diziliş üçlü. Sivas'ta zorlu bir deplasman ve böyle çıktı ama ilk 13 dakika çok kötü gidiyordu Fenerbahçe. Hiç istediğini yapamıyordu, rakip yaralığına geçemiyordu. İlk 20 dakika böyleydi aslında. İlk gole kadar, Fenerbahçe ilk golü bulana kadar, Rossi'nin güzel golüne kadar böyleydi. İstedikleri olmuyordu. Baktı, kötü bir başlangıç var. 13. dakikada da Valencia sakatlandı. İlk defa Hoca bu sene tek Santerfor'a düşürdü takımı. İlk defa bambaşka, kendi dizilişinden bambaşka bir B planına döndü ve orada Rossi girdi oyuna. Rossi de sağda girdi, solda Ferdi vardı, sağ açıkta Rossi idi. Rossi de sağ açıktan aldı, solla da çok güzel bir gol attı ama Jesus gole rağmen dedi ki Sivas Spor sürekli Gradel'e pas atıyor. Gradel sol açıkta ve Sivas Spor senelerdir Gradel bağımlılığı üzerinden hücum eden bir takım. Yani 6 tane top atıyorlarsa 4 tanesini Gradel'e atıyorlar.
Yani Sivas Spor at Finke gibi oynuyor diyebiliriz. Aynen. 2-3 senedir böyle. Ve Rossi sağ taraftan getirip solla gol atmış olmasına rağmen dedi ki ben Osai Samuel'in önüne Ferdi'yi koyayım. Madem buraya bu kadar top atıyorlar ben burayı tamamen kapatayım, kümeleneyim. Rossi'yi de sola atayım dedi. Ve sistemi de zaten 4-4-1-1'e değiştirmişti. Bu sefer Ferdi sağda, Rossi solda, Arda on numarada, Pedro Santerford'a ve Araüla'da İrfan orta ikilide şeklinde. Bazen tabi Arao merkeze giriyor, Arda ile İrfan 2-8 gibi de oluyorlar. Bazen Arda'yı sağ kanada atıyor, Ferdi'yi iç 8 numaraya çekiyor. Oralar değişti sık sık ama ağırlıklı olarak böyle bir 4-4-1-1 tarzı bir düzen vardı. İkinci gol de yine İrfan'ın güzel asisti ve arka direkte buluşmasıyla geldi. Yani Rıza Hoca bu değişikliklere karşı hiçbir şey yapmadı ve Gradel'e her top atıldığında Osai Samuel Gradel'den çok daha atlet ve güçlü olduğu için fiziksel olarak ezdi Gradel'i.
Ferdi de ona sürekli yardım ettiği için, Ferdi çok dayanıklı bir oyuncu. Devamlı git-gel yaptığı için o da sürekli yardımla oynadı. Ve Sivasspor sol kanadında bir sürü top kaybetti. Hepsi Fenerbahçe için kontra hata şey oldu. Dikkat edersen 3 golde Ziya tarafına atılan, Solbek Ziya tarafına atılan toplar. Zaten Ziya çok düşmüş, çok yaşlanmış bir Solbek. Gradel'e de yaklaşamıyor. Gradel topu kaybediyor. Ziya'ya kadar bir 30-40 metre Fenerbahçe bomboş top sürüyor. Takımını hücuma çıkarabiliyor Fenerbahçe'yle oyuncular.
3 golde de mesela son gol Ali Şaşal'dan seken top Ziya gelemiyor, Ferdi geliyor. İkinci gol İrfan'ı arka direğe kesiyor, Ziya gelemiyor, Ferdi geliyor. Çok daha çabuk. İlk golde zaten Rossi Ziya'ların gutaslarının önünden çok kolaydır blink yapıp geçiyor sol ayağıyla vuruyor.
3 golde o Ziya tarafından geldi ve 45'te de Rıza Hoca zaten Ziya'yı çıkarmak zorunda kaldı. Oraya hatta kanat oyuncusu Erdoğan'ı çekti. Açıkçası Jesus'un her hamlesi, üçlüyü dörtlüye çevirisi vs. Fenerbahçe'nin ekmeğine yağ sürdü. İrfan atıldıktan sonra da, 1-2 dakika sonra da 3-0 oldu zaten. Devrede de İsmail Arda değişikliği de bence doğru oldu. 4-4-1'e döndü Arda'yı çıkarınca.
Arao-İsmail ikilisi sağlam, sağda Ferdi, solda Rossi. Onlar da çalışkan oyuncular, git-gel yapan oyuncular. Luan Pérez-Solbeck stoperleşiyor da, yeri geliyor. Net bir oyun oldu. Bir kez Osai Samuel'in offside'i bozmasını kullandılar. O da dörtlü savunmada oynarken hep yapıyor zaten bunu, sorunları. Ama o bu pozisyon dışında, o gol dışında da olabildiğince Fenerbahçe maçı bitirmeyi bildi. İki tane şut var, onları da İrfan Can Eribayat çok iyi çıkardı. Bir tanesi Gradel'in arka direkt vuruşu.
1-2 pozisyon tabi ki oldu 10 kişiyken Sivas Deprasmanı'nda oynarken tabi ki 1-2 pozisyon vereceksiniz bir de artık. Çekiliyorsunuz yani geriye. İyi bir galibiyet aldı Fenerbahçe. Rıza Hoca'nın bu şeye karşı, Jesus'un hamlelerine karşı hiçbir şey yapmaması, takımının sürekli Gradel'e oynamasını engellememesi, sağ tarafta Erdoğan çok daha boş kalıyordu mesela. O tarafı kullanmaması da Rıza Hoca için negatif bir akşamdı. Bir de Erdoğan, hatırladığım kadarıyla maçın 70. ile 80. dakika arası. Hatta Sivas'ta galiba orayık golü de bulmuştu. Kendi kanından, sağdan sağdan bayağı da gelmeye çalıştı. Bir yere kadar gelebildi ama o senin de dediğin gibi çok kullanmadılar. Kullansalar Fenerbahçe'nin biraz daha başı ağrıyabilirdi. Ama senin de dediğin gibi Jesus, İstanbul Spor Maçı'nda ne kadar etkili olamadıysa, ne kadar hata yaptıysa Sivas maçında aslında bir o kadar da siyah ve beyaz gibi diğer tarafını gösterdi. İyi bir galibiyet ama şöyle de bir durum var, olumlu bir anlamda söyleyeceğim.
Fenerbahçe önce maç yaptı Galatasaray'dan ve bu özellikle bir önceki maçtaki puan kaybından sonra bir gerginlik sebebi olabilirdi. Galatasaray kazanacak, kaybedecek ki bilmeden ne olursa olsun eksik kalmaya ve bütün psikolojik o çökünlüklere rağmen mesela geçen hafta Arda maç sonu açıklamasında çok gergindi, çok üzüldü çocuk. Sürekli hani yolun sonuna geldik galiba korkusuyla. 17-18 yaşında bir aşırı yetenekli bir insandan bahsediyoruz. Hani onu bu haline sokan takımın bir hafta içinde bu kadar siyah beyaza dönmesi bence bu şampiyonluk mücadelesinde bir spor biz futbol severler için keyifli görünüyor. Umarım bu gerginlik saha içine futbol kalitesi olarak yansır ve bizler de kalan haftalarda çok daha güzel maçlar izleriz diyebilirim. Ve senin bu maça daha başka eklemek istediğin bir şey var mı diye sorayım. İstanbul Spor'un son dakika yediğin golden sonraki maçta yani bu kadar demoralize olabileceğin bu kadar haklı olarak yani dünyanı karartacak bir maçtan sonra Sivas deplasmanı gibi çok sert ve mental olarak zor bir deplasmanla bu kadar sağlıklı bir kafayla çıkmak, konsantre çıkmak da Fenerbahçe'nin bu seneki en güçlü
Bütün derbilerden, bütün dramatik puan kayıplarından sonra mesela Beşiktaş'a karşı 4 yedikleri maçtan sonra da Galatasaray'a karşı kendisi alanında 3 yedikleri maçtan sonra da hep çok iyi reaksiyon verdiler. Hep kafayı çok temiz tutup tekrar motive bir şekilde bir sonraki maça çıktılar. O açıdan Jessu tebrik ediyorum gerçekten. O konuda oldukça iyi ve o sayede de hala sonuçta rekor kırmış bir rakibi var. 60 yıllık bir rekoru kırmış bir rakibi var yani. Ve hala onu takip edebiliyor 3'ü puan arkasından. Ve bence ona göre de oldukça da düşük kadro kalitesine sahip. Ve Türkiye Kupası'nda da devam ediyor. Avrupa'da da devam etti uzun süre. Handikapları daha fazlaydı Jessu'nun. Ona rağmen iyi kovalıyor. O konuda Jessu'nun hakkını vermek lazım bence. Tabi oyuncu grubunun da.
Kesinlikle aynı fikirdeyim seninle. İstersen şimdi ufak bir ara verelim ardından bir sohbetimize devam edelim. Evet şimdi yine rolleri değiştirelim ve ben sana hem basketbolu, Euro ligi ve NBA'yi hem de Azerbaycan Grand Prix'sini soracağım. İstersen Azerbaycan ile başlayalım. Çok beklendiği gibi bir yarış olmadı herhalde. Yani çok heyecanlı bir yarış olmadı anladığım kadarıyla. Alalım yorumlarını.
Ya şöyle, Pazar günü saat 2'de olan bir yarışta... Zaten Pazar günü çoğumuzun bir önceki günden izinli olduğumuz için uyuma günüdür. Ben 11-12'de uyandığım gün 2.30'da yarış izlerken uyuyakaldım. Yani çok özür diliyorum Formula 1 severlerden ama... Ve bunu bu arada şu an egzajere etmiyorum. Çok ciddi, en ufak bir abartı. Gerçekten koltukta sızmışım. Sızdığımda 13. turda, 21. turda falan uyandım. işin şakası vesairesi bir yana. Red Bull zaten bu sene çok net bir dominasyon. Bu sene 4 yarışta toplam ilk 1-2'yi alabilmede 3 yarışta 1-2 oldular. Diğer kalan yarış Avustralya orada yarışı kazandı Max Verstappen. Sergio Perez de işte sıralama turlarında problem yaşadığı için 5. olabildi. Yani ne kadar büyük bir dominasyonla geldiklerini tahayyül etmek sana ve dinleyicilerimize kalsın. Azerbaycan'a geldiğimizde Formula 1 yönetimi işi biraz heyecanlı hale getirmek için bir sprint yarışını kattı. Ve bunu katmakla kalmayıp bir de formatı değiştirdi. Normalde geçen seneye kadar 2021-2022'de cuma günleri sıralama turu yapılıyordu. Sprint yarışının sıralama turu yapılıyordu. Sprint yarışının sıralama turunun üzerinden cumartesi günü yarış koşuluyordu. Normal yarışın üçte biri uzunlukta. O sprint yarışında oluşan sıralama da asıl pazar günkü yarışın sıralama turunu. Sprint yarışı kazananın aslında hanesine galibiyet yazılmıyor, pole pozisyonu yazılıyor. Öyle düşünebilirsin.
Ama burada yine çok izleyicilerin ilgisini çekmediği için şuna geçtiler. Cuma günü biz asıl pazar günkü yarışın sıralama turunu yaptıralım. Cumartesi günde sabahtan sprint sıralaması. Cumartesi akşam üzerinde sprint yarışını yapalım dediler ama kulağa gelişti. Sürekli insanları televizyon başında tutarız, izletiriz, heyecan olur. Ama gerçek o kadar sıkıcı bir yarıştı ki. Bir de Azerbaycan bir cadde pisti. Zaten cadde pistlerinde genellikle pilotlar daha dikkatli olur. Azerbaycan, Suudi Arabistan gibi pistler bir de hızlı caddeler oldukları için daha da dikkat edebiliyor.
ve çok bir aksiyon olmuyor. Nitekim burada da olmadı. Ve bu da bir hayal kırıklığına dönüştü. Yani Sergio Perez çok güzel bir şekilde yarışı kazandı. Hatta orada şöyle bir durum var. Normalde Max Verstappen yarışın liderliğini almıştı. Ancak ilk güvenlik aracı çıkmadan yaklaşık 35-40 saniye önce pite girdiği için o 35-40 saniyeli yarışı kaybetti ve sonrasında üçüncülüğe düşmüştü. Güvenlik aracıdan sonra lökleri geçti vs. ama takım arkadaşı Perez'i arkasına almayı başaramadı.
Bu arada Serco Perezeler de çok garip gelen bir istatistiği paylaşmak istiyorum. Kariyeri boyunca altı yarış kazandı. Bunların beş tanesi cadde pisti. Yani adam gerçekten caddede evinde gibi sürüyor. İki kere Bakü'yü kazanan tek pilot Formula 1 tarihinde vs. Bu açıdan hani istatistiksel yerlerden okey, kurtarır. Ama izlence bakımından... Geçen beni ilk davet ettiğinde kullandığım bir şey vardı. Benim için bir şeyin sıkıcılığının tanımı odur. 90 dakikalık Lecce-Caliari maçının tekrarını izlemek gibi bir şeydi bu yarış. ve Lecce Kaliyari maçı bazen daha keyifli olabilir, hissi de gelmedi değil. Güzel, o zaman daha heyecanlı geçen maçlara gidelim. Euro Lig'de bir kavga gördüm sosyal medyada. Real Madrid Partizan maçında. Ortalık karıştı ve bunun bir de deplasma tarafı var yani bir de partizan kısmı var yani olacak. Ne tip cezalar olduğu, neler olduğu... Euro Lig'de devam edelim istersen.
Şöyle abi, Partizan-Real Madrid maçında. Partizan bu arada ben hatırlarsan tahminimde ilk plase tahminimdi ya Partizan'ın Real Madrid'i eleyeceğini tahmin etmiştim. Ve bu tahminim tutacak gibi duruyor. Ben 3-1 demiştim. Şu an 2-0 önde Partizan. İşin şaka kısmını geçiyorum. Ciddi tarafa geldiğimizde Madrid kendisi aslında iki maç üst üste kaybetmeye ve ikinci maçı
Gerçekten hiç bir şekilde varlık gösteremeden kaybetmeye dayanamadı. Zaten Sergio Lul, Rudi Fernandes gibi isimlerin... Bu maçta Rudi Fernandes çok bir şey yapmadı ama Sergio Lul'ün özellikle ne kadar zorba sporcular olduklarını ve Real Madrid'ten sonra... Euroleague bir paralı organizasyon ve orada aslında düzenli katılma hakkı olan takımlar var. Bunların da çoğu İspanyol çünkü Euroleague İspanya menşeili bir organizasyon. Ve Real Madrid'in burada en kaba tabirle söyleyeceğim biraz borusu ötüyor.
Ancak unuttukları bir şey var, Partizan, Partizan'a geçmiş, Sırbistan, bu tür davranışları sinesine çeken bir ülke değildir. Nitekim Kevin Panter, Partizan'ın bence en iyi oyuncusu ki zaten iki maçtır inanılmaz işler ortaya koydu. Sergio Lul bayağı böyle sokakta yapsan... kavga çıkarabilecek bir hareketle Panther'a vurduğunda Panther da onun üzerine yürüyor ve ondan sonra gerçekten çarşı pazar karışıyor. Gerson Yabusele, Real Madrid'in Forvet'i, Partizan'ın gardı Dante Eksu mu? Gerçekten hani 2009-2010'larda Amerikan güreşi, WWE'ler vs. yayınlanırdı Türkiye'de. Hakikaten oraya bunu editlesen kimsesi anlamaz. Hani basketbol mu şey mi diye. Daha üzücüsü. Oradan izlenen bir link var ve o ringin altında sporcuları koruyan yapılar var. Burada direkt parke. Ve şu an doğruluğunu yanlışını tam hatırlamıyorum ama Dante Aksu'nun sol ayağındaki parmak tendonlarından birinde ciddi bir sıkıntı var. Maçta oynayıp oynayamayacağı belli değil. Cezalara geldiğimize girer. Sean Yabuse ile 5 maç ceza aldı. Bu inanılmaz derecede ikiyüzlü bir tavır. Hatırlar mısın bilmem bu 2005-2006 zamanında Fenerbahçe'de Kaspars Kambala diye biri vardı. Yumruk atmıştı. Biraz tırnak içinde deli fişek bir bireydi kendisi. Boksördü galiba aynı zamanda Kaspars Kambala.
Aynen öyle abi. Boksör. Bunlar Markusei Slip'le falan kavga etmişti. Mirsat Türkcan'ın falan girdiği bir kavga vardı. 2006-2007. Türkiye Basketbol Ligi sezonu. Abi şeyi düşündüm. Kaspars Kambal'a bunu görse, ''Ulan bana niye 15 maç ceza verdiniz?'' dese hakkıdır. EuroLig'in hem canımız sıkılmasın, hem tadımız kaçmasın, hem paramızı kazanmaya devam edelim tavrı bana çok ikiyüzüce geliyor. EuroLig izlemek yani Avrupa'da ve Türkiye'de yaşıyorsanız ve Basketbol'u direkt temas etmek istiyorsanız tek opsiyonunuz. Yani yerellikler ne kadar keyifli bu tartışılır. Ama bu durum, özellikle yani Yabusele'nin bu yaptıkları sonrası sadece 5 maç verilmesi ki ben bir sezon bile kapatılırsa ona az olabileceğini düşündüğüm bir noktadaydım. 2004'te Malisetta Palace oldu, 1 sezonunu kapattılar Ronald Test'in. Böyle şeyleri dünyada farklı yerlerde görüp benzer kalibrede bir kavgada. Bu kadar ama bu kadar ufak cezalarla geçilmesi hiç kabul edilebilir bir şey değil. Partizandan Kevin Panther'da kavgayı o başlattı resmi olarak. O da bir kişiye, Canan Musa'ya yanlış hatırlamıyorsam, yumruk attığı için 12 maç ceza aldı. Gabriel Dekim bir maç cezası var. Ama en komiğini söyleyeceğim, bu kavgayı başlatan, asıl o ilk faul yapan Sergio Lul hiçbir şey olmadı. Dahası söyleyeceğim, diskalifiye edilmemiş abi herif maçtan.
Ve 2004 civarından bir şey, Antony Parker'lı Makabi Tel Aviv'den beri EuroLig'i hiç sezon kaçırmadan izleyen biriyim. İlk kez bir maçın diskalifiye sayısından dolayı erken bitirildiğine denk geldim. Maç bitirilemedi. O kadar çok oyuncu diskalifiye edildi ki maç yarıda kapatıldı ve partizan galibiyeti tayin edildi sonrasında. Sercan Olu'yla Özür Diler demiş galiba, değil mi maç sonunda? Ya abi herkes Diler. Şimdi şöyle söyleyeceğim.
Adamlara yapmadığınız kalmadı ve Partizan'a, Belgrad'a gidiyorsunuz. Partizan'a gideceksen ve bunları üç gün, dört gün önce yaptıysan, bence Belgrad'a gitmemelisin öncelikle. Çünkü dönemeyebilirsin. Bir de Partizan'ın taraftar grubu, Avrupa'da görebileceğin en bulaşmak istemeyeceğin taraftar grubu olabilir.
Yani hiçbir taraftar grubu o kadar korkutucu değil bana sorarsan. Partizanla ters gitmek zor. Ama bir yandan da Obradoviç'e bir konuda takdir etmek istiyorum. Zaten hayatta en büyük hayran olduğum spor insanlarından biri. O kadar büyük olaylar olurken Obradoviç gibi sert bir karakter, o kadar bilinçli ve o kadar sakin bir şekilde durumu dengeledi ki hakikaten bir daha şapka çıkardım, bir daha büyük koç, büyük hoca dedim. Onu da söylemek istiyorum. Eyvallah. Fenerbahçe'nin de çok kritik bir Olimpiyakos galibiyeti oldu. Ona da biraz değinelim istersen.
Çok çok mutlu oldum ve bana söylediğim sözleri yedirdiği için hayatımda en mutlu olduğum akşamlardan biriydi. Gerçekten ben böyle günler için yaşıyorum. Şakası bir yana Fenerbahçe maçı berbat başladı. Hatta berbat bile diyemeyeceğimiz kadar kötü başladı. İlk çeyrek 24-10. Hiçbir reaksiyon veremiyor, hiçbir şey yapamıyor. Olympiakos gerçekten kedinin fareyle oynadığı gibi oynadı Fenerbahçe ile. Ama ardından Dimitri Stulis çok doğru bir karar aldı. Tyler Dorsey, Olympiakos maçının ilk ve ikinci maçında hiç ortada yoktu. Ve savunmada çok büyük bir defekt olarak anılsa da NBA'ye draft edilmesini sağlayacak kadar temiz bir şutör ve yırtıcı bir oyuncu olduğu için Carson Edwards'a şans verdi. Ve Carson Edwards oronu çok iyi kullandı. Maçın resmen tekrar canlanmasını, tekrar ateşlenmesini sağladı. Bunun üzerine de senin belki de şu an EuroLig'in en iyi 5 forvetinin ikisi kesin zaten. Nigel Hayes Davis ve Jean Pierre.
İkisi de çok iyi performans verince ve sen de Olympiacos'a karşı o dinçliği o. Ben sana bu akşam burada kaybetmeyeceğim. Sen İstanbul'a gel bakalım orada beni yenebiliyorsan. Yen tavrını gösterdiğinde o maçı kazanıyorsun. Sadece şunu söyleyeceğim. Mesela Beşiktaş Galatasaray'da konuştuk ya. Beşiktaş ilk başlarda reaksiyon vermedi ama sonrasında aldı. Fenerbahçe bir maça ne kadar kötü başlarsa bir maçı o kadar iyi bitirdi. Çok büyük bir keyifle izledim. Umarım İstanbul'daki bu seride de ben de üçüncü maça gideceğim. Hani çok merakla bekliyorum maçı.
Umarım Fenerbahçe'den bir Final 4 izleriz. Çok zor olduğunu biliyorum ama bu takım çok keyifli. Ben çok şaşırdım. Mutlu olarak şaşırdım. Harika performanstı. Peki, son olarak biraz da NBA'yi konuşup tamamlayalım istersen. NBA'de sürprizler biraz daha heyecanlandırıyor galiba en azından. Abi NBA'de harika bir play-off izliyoruz. Yani ben bir Los Angeles Lakers taraftarıyım. O yüzden Lakers'ın Memphis Grizzliesi bir de Memphis'in böyle biraz genç kabadayı tavrına da ben çok seven biri değilim. Yani sporda olabildiği kadar böyle dayılanmalara çok da hamile demiyorum izlerken de. Lakers'ın gerçekten Memphis'e siz dünkü çocuksunuz. Bunu hatırlarsanız sevinirim. Tadındaki tavrıyla çok vura vura. Hakikaten yani 35-9 başladığı bir maç var öyle düşün. Vura vura kazanıp o seriyi alması beni bir basketbol sever olarak çok tatmin etti.
Bunun çok daha keyiflisi Pazar akşamı oynanan Golden State Sacramento maçındaydı. Golden State de Sacramento'yu eledi. Bu şu demek oluyor, şu an Stephen Curry ve Lebron James tekrar karşı karşıya bir seride. Golden State Los Angeles'a yıkılırsa bu inanılmaz keyifli bir durum. Hani hafta içlerine denk geliyor. Çoğunlukla maça oturup gece izleme şansımız yok ama.
Sabahları gerçekten kahvemi açıp NBA League 5'den o maçları tam halini izlemek için şimdiden sabırsızlanıyorum. O taraf çok keyifli. Diğer eşleşme zaten tahmin edildiği gibi Denver-Phoenix'ti. Ben Denver-Phoenix'in çok denk bir eşleşme olduğunu tahmin ediyordum. Ama ilk maçtaki Denver özellikle Kolo Yok için ne kadar... Boşuna MVP ödüllerini almadı bu adam.
şeyini gördük ve net bir galibiyeti oldu. Boston ve Philadelphia yıllara dayanan bir rekabet. Yani NBA dediğimiz şeyde genelde iki takım arasında bizim Avrupa'daki gibi bir rekabet olmaz. Boston ve Philadelphia bunun tek örneği. Zaten Boston, biliyorsun, Amerika'ya göçen İrlandalıların çoğunlukta olduğu bir şehir. Philadelphia'da Amerika Amerikalıların, Pennsylvania bölgesi, asıl Amerikalı Amerikalıların olduğu bir bölge. Şu anda garip bir dinamik var. Bunun basketbol yansımasını Joel Embiid kariyer sezonu geçirdi ama Boston bence bu sene en büyük şampiyonluk adayı.
Orada çok zor bir seri olacak ve ben yine de Boston'la olacağını düşünüyorum. Çünkü Philadelphia ne kadar dişli bir takım olsa da Philadelphia'nın iyi olduğu özellikler Boston'ı zorlayamıyor. Boston'ın iyi olduğu özellikleri de Philadelphia'ı engelleyemiyor. O yüzden şanssız bir eşleşme Philadelphia için. Ancak Boston bence oradan çıkar. Bir en sonunda şunu söyleyeyim. Miami-New York hiç beklemiyordum bu ikisinin eşleşmesini. Ama Jim Butler gerçekten tarihe geçen bir ilk tur oynadı. Zaten bunu herkes söylüyor. New York'a karşı da ilk maçta Madison Square Garden'a yine iyi oynadı.
Şu an sadece şunu diyorum, Jimmy Butler bunları yapabildiği sürece gerçekten NBA'nin en izlenesi oyuncularından biri. Hiçbir zaman tarihte böyle en büyük oyunculardan biri olarak anılmayacak. Ama şunu söyleyebilirim bence, gönül rahatlığıyla. NBA tarihinin en pes etmeyen ve en canını dişine takan... O maçı kazanmak istiyorsa o maçı kazanabilecek oyuncularından biri. NBA'de bu sene playoff'tan bir şey izleyeyim diyen olursa, biraz plasebist bir eşleşme ama Miami New York'tan izlemelerini öneririm. Gerçekten çok keyifli iki takım. Ağzına sağlık Abdü. Senin de ağzına sağlık, çok teşekkür ederim.
Gelecek hafta Oğulcan'la birlikte olacağız bir aksilik çıkmazsa ve hem süperlikte ligin ömrü daha da kısalacak daha da heyecanlı maçlar oynamak mümkün hem de basketbolda da aynı şekilde. Aynı zamanda şunu da söyleyeyim, çok özür dilerim. Türk Telekom'un da çarşamba akşamı Avrupa Kupası final maçı var. Erdem Can da Euro Cup'ta yılın koçu seçildi. Onları da ayrıca tebrik etmek lazım ve çarşamba günü güç onlarla olsun, kalbimiz onlarla. Ben de onu eklemek isterim arada. Eyvallah. Onu da bir sonraki bölümde konuşuruz tekrar. Görüşmek üzere diyoruz. Dinlediğiniz için teşekkürler. Haftaya görüşürüz. Hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.