
6.058 kelime · ~30 dk okuma
Trens Spor'dan herkese merhabalar. Oğulcan Akçay'la birlikteyiz. Yine haftanın spor gündemini değerlendireceğiz. Süper Lig'de şampiyonluk yarışında hiç beklenmedik maçlar oynandı. Galatasaray, Karagümrük'le ve Fenerbahçe'de İstanbul Spor'la beraber kaldı. 3-3 beraber kaldı. Beşiktaş da Ümraniye deplasmanında kazandı ve bu iki takımın puan kaybetmesiyle çok az da olsa Beşiktaş'ın da şampiyonluk adına umutları yeşerdi. Ve bu hafta sonunda da Beşiktaş-Galatasaray derbisi var. Bunları konuşacağız Süper Lig'de.
Avrupa futbolunda Wrexham UFC İngiltere Ulusal Liginde şampiyon oldu. Orada ilginç bir hikaye var ona değineceğiz. Ve Juventus'un bu sezon içerisinde silinen 15 puanlık cezası tekrar geçici olarak iade edildi. Ona da biraz değineceğiz. Ve son olarak basketbolda Erdem Can'ın önderliğinde Türk Telekom bu sezon çok güzel işler yapıyor. Devam ediyorlar başarılarına. Ona da oğul Can değinecek. O zaman başlayalım.
Avucan selamlar. Selam abi. Fenerbahçe İstanbul Spor'la karşı karşıya geldi. Maçta mıydın? Evet abi maçtaydım. İstanbul Spor maçını statta takip etme fırsatım oldu. Geçmiş olsun diyeyim o zaman. Teşekkürler sağ ol. Psikolojik olarak çok zor bir maçtı. Neler diyorsun? Sana bırakayım önce sözü. Aslında taraftarın sanki biraz haddinden fazla cepte gördüğü bir mücadeleydi. Zaten öncesindeki havayı da kokladığın zaman. Ama ben bunun gerçekten tam tersini düşünüyordum. Şimdi Fatih Tekgen'in bir önceki maç yaptığı açıklamaların ardından işte sarı kart sınırında olan oyuncularımızı oynatmayacağız. Çünkü ana rakibimiz işte Giresun Spor, Fenerbahçe ana rakibimiz değil gibi açıklamaların ardından sanki İstanbul Spor bu maçta hiç mücadele etmeyecekmiş. Maça tamamen bırakmış Fenerbahçe'nin 3 puan almasını.
İzleyecekmiş farka gitmesine izin verecekmiş gibi bir hava oluşmuştu. Ve Karagümrük-Galatasaray maçının ardından da ister istemez taraftarın işin artık biraz daha şölen havasında. Geçtiğimiz son 3-4 maçtan ziyade daha rahat skora gidilecek bir maç olarak gözüküyordu. Ama benim aksine düşündüğüm kısım şuydu, İstanbul Sporu'nun Fatih Tekke geldikten sonraki dirençli yapısını ben hakikaten çok fazla beğeniyordum. Çünkü öyle bir kadroyla beraber oynanabilecek bence en faydalı ve verimli oyunu oynuyor İstanbul Sporu. Yani Fatih Tekke, kısacası elindeki malzemeden hakikaten çok iyi bir şey çıkardığını söylememiz gerekiyor. İstanbul Sporu'nda da şöyle bir durum var. Yani kadroları kalitesiz ama geniş aynı zamanda ve 4-5 oyuncu oynamasa bile onların alternatifi ve onlara yakın profilde oyuncular var. Yine de Duhaney, Lokilo ve Bağ İstanbul Sporu'nun 2. yarıdaki çıkışında önemli rol oynayan çok formlu oyunculardı. Onlar yoktu.
Az kalecileri yensen çok formsuzdu ama o da yoktu ve alternatifi de genç kaleci de Alp de hatalı gol de yedi yani eksik de bir kaleci ama İstanbul Spor'da 30 kişilik falan bir kadro olduğu için yeri doluyor bir şekilde ve çok fazla hissedilmiyor. Yine de İstanbul Spor'un baya bir eksiği vardı ama ona rağmen ne olursa olsun bu takımlar ligde kalma mücadelesi veriyor ve varıyla yoğuyla oynayacak yani öyle gelip de Kadıköy'de 5 tane yiyelim gidelim gibi bir kafa yapısı beklemek zaten hata dediğin gibi. Kesinlikle öyle abi. Bir de sen tabii futbol camiasının içini daha çok biliyorsun. Şimdi İstanbul sporda uzun süre forma şansı bulmamış bir oyuncunun kendini göstermek isteyeceği, kendini kasmak isteyeceği, yani o arena dediğimiz yere en net çıkabileceği maçlar hangi maçlar? Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe maçları.
Hangi düşünceyle İstanbul Spor'un yedek oyuncularının, rotasyon oyuncularının bu kadar ezileceğini düşünüldü? Ben açıkçası çok anlam veremiyorum ki senin dediğini ilerleyen cümlemde söyleyecektim. Çok iyi bir noktaya parmak bastın. Bu tarz takımlardaki rotasyonlar arasındaki seviye öyle dağlar kadar farklı değil zaten. Ve özellikle İstanbul Spor, Ümraniye Spor, bu takımların yedekleri ve asoyuncular arasında hakikaten çok büyük farklar yok.
Burada ana mesele teknik direktör sistemini ne kadar oturtabilmiş, teknik direktörün istediklerini oyuncular ne kadar sağ yansıtabiliyorlar. Dün maçın başından itibaren çok net bir şekilde gördüğüm üzere İstanbul Spor Fenerbahçe'yi çok iyi bir şekilde kapadı. Hatta çok yakın bir arkadaşımı götürdüm dün maça. Maç içerisinde de bol bol yorumlarımı, düşüncelerimi kendisine de aktardım. Maçtan önce de İstanbul Spor'un ekstra kapanacağını, gerektiği zaman EZ'yi bile yarı sahanın gerisine çekip 10 kişiyle karşılayacağını tahmin etmiştim ve Fenerbahçe'nin merkezden eksik olarak oynadığı oyunda yani çift forvet'i iki merkezde oynayıp o ortadaki havuza kimseyi sokmadığından dolayı merkez yaratıcılığında kısıtlı kalacağını düşünüyordum ve emindim bundan öyle de oldu.
Hatta şöyle tuzu biberi oldu Fatih Tekke'nin açıklamaları da, Fenerbahçe'nin sadece kanattan ağırlıklı olarak geldiğini biliyorduk. Bu yüzden onları kanat oyununa biz ekstrada yönelttik ve orada ikili üçlü sıkıştırmalar yapmaya çalıştık dedi. Yani aslında İstanbul Spor, taraftarın küçümsediği, fark bekleyen İstanbul Spor, Fenerbahçe'nin tek düze bir oyun oynadığının farkında olarak maç planını ona göre yapmıştı. O ortaya sokamadığı oyunculardan ötürü de Fenerbahçe çok fazla kanatlara kısılı kaldı. Beck oyuncuların kalitesizliğinden Ferdi, Arda bazen Aliyov skorları çok iyi kullandı. Yoksa ben İstanbul Spor'un gerçekten genel maç planı içerisinde iyi bir oyun oynadığını düşünüyorum. Gol neden gelebilirdi? Sadece bireysel becerilerden gelebilirdi. Sağda da hatta ligdeki en önemli bireysel yetenek bence Arda Güler sayesinde Fenerbahçe zaten iki skoru buldu. 3. golde tamamen yine Valencia'nın savunmayı yıpratırcasına koşusu ekmeğini taştan çıkarır gibi Pedro'yu bir asit yaptı. Yani baktığında öyle Fenerbahçe'nin set oyununda İstanbul Sporu inanılmaz zorladığı pozisyonlar bul bul kaçsın gibi bir maçta oynanmadı.
Cesus'un da maçın devamındaki hamleleri direkt olarak bence bu skoru getiren noktaların başında geliyordu. Ara ve Crespo'nun beraber kenarda olduğunu gördüğüm an eyvah dedim yani hani gerçekten Fenerbahçe kaşınıyor, Cesus da kaşınıyor. Yani bir anda bu kadar aslında yoğun geçen, stresli geçen 3-2 skor vs. varken iki merkez oyuncusunu aynı anda dışarı alıp iki merkez oyuncusunun yeni olarak sahaya atmak Çok büyük bir riskti. Gol de zaten Atilla Salay'ın Eze'yi kaçırmasından geldi evet ama orada çok ciddi bir şekilde Arao'nun savunma çizgisini bozması sebebiyle 3. gol geldi. Yani hem hamleler hem oyun gücü Fenerbahçe'nin bence bu skoru almasının tamamen hakkıydı diye düşünüyorum. Ben bu maçı iki hafta önce yine Kadıköy'de oynanan Ankara Gücü maçına da çok benzettim. Ankara Gücü de çok iyi mücadele etti. Onlarda da Center 4'de Ali Sov var, benzer tipte Eze'ye. İşte hızlı, süratli, atlet bir oyuncu. O maçta da mesela son dakikada Fenerbahçe galibiyetteki golünü bulmuştu. O maç da çok zor geçmişti. O maçta da Fenerbahçe oyuna hükmedememişti. Ben açıkçası biraz bu bir dizi vardı. Dizi oyuncusuyla gündeme gelmişti Türkiye'de. Tükenmeşlik Sendromu diye bir hastalık. Biraz Fenerbahçe'de bunun olduğunu düşünüyorum ve bunu da anormal bulmuyorum. Hatta maç sonunda Arda Güler'in bir açıklaması oldu ve bence en güzel Arda ifade etti. Tahammül
kelimesi zaten üzerlerine ne kadar büyük bir baskı ve yıpranmışlık, yorgunluk olduğunu gösteriyor. Tabi Fenerbahçe ligi temmuzlu ağustoslu açmış bir takım ve Fenerbahçe ligin Türkiye'nin en yüksek taraftar potansiyeline sahip iki kulübünden biri olduğu kadar aynı zamanda en agresif en gergin taraftar. Mesela Galatasaray'la taraftar potansiyelleri denk desek bile Agresiflik ve sertlik yaşanan olayların sevincin de üzüntünün de çok uçlarda yaşanması bakımından en yorucu takım bizimlikte Fenerbahçe. Yani bir futbolcu olarak en yıpranacağınız işler iyi gitmiyorsa veya işler iyi gidiyorsa da belki en sevineceğiniz takım Fenerbahçe Türkiye'de. O yüzden Fenerbahçe forması giymek zaten zor. Çünkü taraftarın işte o 8 yıllık psikolojisi de, şampiyon olamama psikolojisi de zorluyor. Ve bununla birlikte Avrupa Ligi'de oynuyorsunuz. Zorlu bir fikstür. Üstelik Jorge Jesus gibi oldukça zorlayıcı bir komutan edasında teknik direktör de var. Mesela Jorge Jesus Carlo Ancelotti tarzında yumuşak ve oyuncularıyla iyi geçinen bir teknik adam değil. İsmail Kartal gibi de değil.
Jorge Jesus müthiş bir disiplin alıyor. Oyuncuları kaytaramıyor, oyuncuları kilo alamıyor. Oyuncuları disiplinli bir şekilde devam ediyor. Fakat Jorge Jesus'un bütün futbolcuların ensesinde Demokles'in kılıcı gibi sallanan baskısı oyuncuları da bir yerden sonra yoruyor. Üstelik buna işte dediğim gibi Avrupa Ligi'de katılınca, Türkiye Kupası'nda da devam edince ben Fenerbahçe ile oyuncularda büyük bir yorgunluk görüyorum.
Yoksa dünkü maçta, mesela İstanbul Spor Maçı'nda taraftarlar stadı tıklım tıklım doldurmuş, herkes işte coşkulu, herkes heyecanlı, hevesli ama artık bacaklar gitmiyor. Ve pozisyonlar bulamadıkça, oyuna hükmedemedikçe, o maç öncesi düşünüldüğü gibi 4-0'lık, 5-0'lık bir galibiyet alınamayacağı görüldüğünde takım artık bunun stresini daha da çok yaşıyor. İki sıfırdan sonra dağınıklıklar, o sezonun ilk yarısında mesela şevkle gidilen duran toplar yok. İstanbul Spor Ligi'nin en çok duran top golü yiyen takımı hiç zorlayamadı Fenerbahçe. Fenerbahçe'de duran topları da en etkili takımlardan bir tanesi. Hiç zorlayamadı çünkü artık o kadar şiddetli gidemiyor.
Mesela Valencia'ya bakıyorum. Valencia son 7-8 haftada da yani son haftalarda da en kritik anılarda sahneye çıkıyor. Hem Başakşehir maçında penaltıya aldığı hem bu maçta 3.golde onun bireysel zorlaması falan var. Ama Valencia artık 33 yaşında ve sene başından beri sürekli bu adamın sırtındasın. Son 8-10 haftada mesela Valencia enerjisi o kadar tükendi ki adamın. 90 dakika boyunca çok az aksiyona giriyor.
En ihtiyaç olan zamanda %100'ünü kullanıyor o anda. Gücünü kullanıyor. Bir gol çıkarıyor ya bir penaltı çıkarıyor, bir asist çıkarıyor dün akşam olduğu gibi. Ve sana bir şekilde tekrar öne geçiriyor ama adam ondan sonra yine bir 15 dakika yok. Yani artık tamamen tükenmiş durumda. Mesela Yenen 3. gole bak İstanbul Spor'un attığı 3. gole. Valencia gelmiş oraya kadar. Ama ortayı kesen adama gitmiyor. Pası kapatmaya gitmiyor. Ve kolayca oradan pas geçip orta geliyor. Çünkü artık gitmiyor, ayakları gitmiyor adamın yani. Oyuncular da dikkat edersen topu alanı Arda'ya vermeye çalışıyor. Yani bu bazen iyidir. Mesela Hacı için söylerlerdi bunu. Suat Kaya söylemişti. Hacı bizim fırtınalı denizde yanaşabileceğimiz en güvenilir limandı diyordu. İşler kötü gidiyorken, istediğimizi yapamıyorken topu bir şekilde ona atıp rahatlatırdı. Ya faal olurdu o işte. Dribbling yapardı falan. Bizi rakip yarı alana taşırdı diyor.
Dün baktım herkes 17 yaşındaki Arda. Mert Hakan topu alıyor, Arda'yı arıyor. Herkes Arda'ya verelim diyor, bacakların gitmediğini biliyorlar. Ama o da 17 yaşında yani tamam ilk yarıda basit oynadı falan, ikinci yarıda çok güzel golünü attı falan ama hani sürekli de seni taşıtama... 90 dakika boyunca taşıtamazsın kendini ona yani. Ve en nihayetinde biraz o çekirge hesabı oldu. İşte bir sıçrar iki sıçrar üçüncüde yakalanır gibi bir şey oldu. Ankara gücü maçı son dakika, Başakşehir maçı uzatmalar ve en sonunda da bu kez tam tersi bir şekilde İstanbul Spor golü attı. Ben açıkçası Fenerbahçe'nin bundan sonraki haftalarının daha da zorlu olacağını düşünüyorum. Çünkü iki tane üst üste formda Sivas Spor deplasmanı var. Ve fizik olarak bu kadar bitmiş bir haldeyken.
Hem kupada hem ligde Sivas deplasmanı ki Rıza Hoca ligin son haftalarında hep güçlü kalır takımı. Kondisyon olarak güçlü kalır. Geçen sene Türkiye kupasında da Kayseri'yi öyle yenip bitirmişlerdi ligi. Zor olacak. Beşiktaş derbiden iyi bir sonuç alırsa ikincilik olabilir bilmiyorum işler daha da karışabilir. Ama ben Fenerbahçe'nin önümüzdeki haftalarının da çok çok zorlu geçeceğini düşünüyorum açıkçası. Katılıyorum. Yani zaten Sivas genel olarak en istenmeyen deplasmanların başında geliyor. İlk defener bahçenin de.
Senin aslında uçlarda yaşıyor dediğin nokta çok çok doğru. Son iki haftadır çok acayip iyi bir seviyedeydi o psikoloji. Evet maçları izlerken taraftar çok yoruluyordu ama abi sen de takdir edersin ki son dakikada gelen ilk galibiyet, galibiyetin etkisi büyüktür. İki maçı 5-0 kazansa Fenerbahçe bu kadar herhalde inanç olmazdı. O bambaşka bir auraya sokuyor taraftarı. Bu da bir o kadar kırılgan bir beraberlik oldu.
Çünkü gerçekten maça bakılan rahatlık seviyesiyle gün sonunda alınan skor arasında dağlar kadar fark var. Ve önümüzdeki hafta hakikaten çok sert bir maç Fenerbahçe'yi bekliyor. Ve bunun bir diğer dezavantajlı noktası da sonuçta ortada bir derbi var ve o derbi haftasında iki rakibinizden biri puan kaybediyor olacak. Biri sizi ikincilik için zorluyor, siz birini yukarıda yakalamak için zorluyorsunuz. Ama aynı hafta içerisinde ligin son dönemdeki en formda ve size sertlik anlamında en ters gelecek ekiplerden biriyle oynuyorsunuz. Burada da ciddi bir problem var. Senin Valencia'yla alakalı yaptığın tespiti çok benzerine sabah bir tweet atmaya ihtiyacı duydum.
Çünkü Valencia'yı ben bu takımın her zaman bir çimentosu gibi gördüm. Yani işte o kafasını aralara sokan, sürekli yırtan, sürekli mücadele eden, dengesizliği, bazı bitiricilik problemleri bir kenara, Valencia'nın hiçbir zaman oyunu bırakmadığını görüyordun. Ama bu takımın en büyük eksiği son dönemde bence Michy Batuşay. Batuşay'ın varlığı Valencia'yı da çok rahatlatıyordu. Çünkü Batu Şahi partner için o pis işleri yapan oyuncu. Pedro, Serdar Dursun gibi partnerleriniz olduğu zaman rakip savunmayı o kadar yoracak kendinize ikinci bir partner bulamıyorsunuz. Ama Batu Şahi yırtıcılık, stoper yorması, duvar olması bunların hepsi Valencian'ın da işine gelen şeylerdi.
Batu Şuayi olmadığı zaman da Joshua King aynı tip katkıyı verebiliyor ama hem Batu Şuayi hem King olmadığı zaman gerçekten hiç olmadı. Dün mesela Pedro ile Valencia sürekli birbirlerinin üzerlerine bindiler. Yani Hikmet Hoca ile program yaptık o sürekli pozisyonları gösterdi. O kadar uyumsuz bir ikilik yani sürekli aynı yerlerdeler. Dediğin çok doğru yani Batu Şuayi ve King'in yokluğu çok çok aranıyor kesinlikle. Bu arada iş çok doğru birbirlerinin üstünde O kadar fazla bindiler ki farkındaysan abi zaten Valencia son dönemde João Pedro ile beraber partner olduğu her maçtaki ısı haritasında da maçı izlediğinde de görüyorsun ki hep sol kanat forveti evriliyor. Yani kaleden de uzaklaştı Pedro ile oynarken. Çünkü Pedro sol forvet olarak oynadığında merkeze doğru kayıp dediğin gibi Valencia'nın üstüne binen bir role büründü ister istemez.
Pedro'yla oynamanın zorlukları var, Batuşay'la oynamanın, King'le oynamanın rahatlığı var Valencia için. Belki kağıt üzerinde aynı tip, aynı yırtıcılık, aynı ekmeğini taştan çıkaran cinsli oyuncular ama birbirlerinin partner olduğu zaman yine aynı şekilde birbirlerini rahatlatabiliyorlar. O yüzden Batuşay'ın böyle son düzlükte ne kadar erken dönerse Fenerbahçe için de bence o kadar iyi. Bu arada son olarak da şunu da söylemeden edemeyeceğim. Yani Fenerbahçe, İstanbul Spor, Giresun ve Ümraniye ligin sonuç sırasını oluşturan ekiplerle toplam 5 maç yaptı.
Bu 5 maçta toplam 11 gol yedi. Ve bu 5 maçta aldığı galibiyet 2. İç sahada oynadığında da 3 maçta 8 gol yedi. Aynen öyle. Kendi evinde bu sezon genelinde deplasmanlara göre daha fazla mağlup oluyor Fenerbahçe ve 10 gol daha fazla yiyor deplasmandan. Böyle bir ev sahibi güçsüzlüğüyle zaten çok bir varlık gösterebileceğinizi düşünmüyorum ben.
Ben açıkçası Jorge Jesus'un taktik esnekliğinin de sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Mesela dün 3-2 maç, son 15-20 dakika, iki orta sahası yoruldu diye İsmail ve Mert Hakan çıkarma gereği hissetti olabilir. İşte Arao ve Crespo'yu soktu. Ama bitmiş durumdaki Pedro ve çok yorulmuş Valencia ile illa ikisiyle birden devam etmek şart mıydı mesela?
Samet'in kartı var diye riske etmek istemedi ve Serdar'ı soktu anlıyorum ama niye hala orta sahada iki kişiyle savunmaya çalışıyorsun ki? Yani maçı orta sahayı sertleştir. Yani Pedro'yu çıkarıp veya Valencia'yı iki centerfordan bir tanesini çıkarıp Crespo'yu koy. İsmail devam etsin veya Mert Akan devam etsin. Yani neden? İlla çift centerforda kalmak zorunda mısın? Skoru almışsın, hem Valencia'dan savunma katkısı alamıyorsun hem centerfordundan savunma katkısı alamıyorsun.
O dizilesi değiştirmek bu kadar zor mu? O da benim pek anlamadığım bir şey açıkçası. Fatih Tekke o kadar her şeyin farkındaydı ki. Jetmir Topal'le bu takımın ilk 11 oyuncusu. Dün Valencia ve Pedro'nun yorgunluğundan bahsediyorsun ya. Dün Alioski 60'da öldü. Öldü Alioski.
Ve zaten geçtiğimiz maçlarda da o tempo problemini son 15-20 dakika inanılmaz derecede farkettiriyordu. Dün Jetmir'i kenardan getirdi Fatih Tekke ve sokar sokmaz da Alyoski'nin tarafına attı. Ve İstanbul Sporu ondan sonra bulduğu tehlikeli atakların çoğunu da Topal'le Alyoski eşleşmesinden buldu. Yani mesela Ossayi tam 35 dakika ısındı dün. Hiçbir şey yapamıyorsan Alyoski'yi çıkarıp Ferdi'yi sola atıp Ossayi'yi sağ beke koyabilirdin mesela.
Bir sürü hamle seçeneği vardı. Zaten tutulduğum noktada şu. Gerçekten çok iyi bir Antonio Cessuz. Türkiye şartları için. Ama bazen öyle bir takıntıları var ki ben bu sezon 4 tane mağlubiyette net olarak sana hiç anlam veremediğim bir sürü değişikliği bu programda sayabilirim yani. Son olarak da onu eklemiş olayım. Galatasaray'a geçelim. Sana da geçmiş olsun Borat abi. Sonuçta sen de beraberliği tattın 3-3. İnanılmaz bir hafta. Evet, çok garipti. Çok da şanssızlık vardı. Fenerbahçe'de de var tabii yani o top son dakika gelsin, ortadan ezenin, 4 kişinin, 5 kişinin arasında ezenin kafasına konulduğu falan. Galatasaray Karagümrük'te de vardı. Galatasaray çok iyi başladı. Galatasaray'ın Karagümrük maçındaki oyunu, Kayseri'ye altı attığı oyundan daha aşağıda bir oyun değildi. Veya Alanya'ya 4 attı. Aynı oyunu oynadı. Son 3 haftadaki oyunların aynısı. Ama ilk 20 dakika çok iyi bir Galatasaray. Daha maç başında golünü de bulmuş. Öne de geçmiş. Fakat öyle goller oldu ki 10 dakika içerisinde. İlkinde mesela Bertolacci birden top ortaya düşüyor. Böyle biraz rastgele hemen savunma arkasına top atıyor. Tam Cagney'nin önüne düşüyor. Orada Nelson'un bir büyük hatası var. Offside'ı düşürmekle ilgili. İkinci golde Muslera'nın her zaman yaptığı çok basit hata var. Üçüncü gol çok büyük şanssızlık artık Galatasaray için. Schüt geliyor, Boy kafasıyla uzaklaştırmaya çalışıyor. O top direktten dönüp tekrar Borin'in önüne düşüyor falan. Arda arda oluyor bunlar. O sırada da mesela Zaniolo'nun kaleciyle karşı karşıya pozisyonu var, penaltı beklediği. Ondan öncesinde karşı karşıya kaçırdığı var, kaleci Batuhan'ın çıkardığı. Hani goller de kaçıyor bir yandan. Ve 10 dakika içerisinde de Karagümrü'nün her geldiği gol oluyor.
E sonradan tekrar Galatasaray oyunu çevirmeye çalıştı. Goller buldu, 3-3 oldu. İkinci yarıda İstanbul Spor nasıl kornerleri bu sefer çok iyi durdurdu dediysem, Karagümrük de İstanbul Spor'dan sonra en çok duran top golü yiyen ikinci takım. Yani en çok duran top bu golü yiyen iki takımla karşılaştı şampiyonluk adayları ve ikisi de hiçbir şey yapamadı. Aksine hem Karagümrük hem İstanbul Spor kenar ortaları çok rahat karşıladı. Hatta Karagümrük çok daha iyi karşıladı. Galatasaray'da tabii uzun adam da yok. Kısa kaldı çok ikinci yarıdaki baskısında. Ama işte orada bence biraz daha uzaktan şutları, yay civarından şutları Galatasaray'ın iyileştirmesi lazım. O yönünde biraz gelişme lazım Galatasaray'a. Bir Torreira denedi mesela maçın sonunda. Az daha galibiyet golünü getiriyordu. Az denedi Galatasaray yönü. Biraz onları geliştirmesi lazım. Ama ben açıkçası iki şampiyonluk adayı arasında ikisinin de maçı 3-3 bitti.
Galatasaray'ın oyun olarak Fenerbahçe'den çok daha üstün olduğunu düşünüyorum. Moral motivasyon ve kendi oyununa inanç olarak da Galatasaray'ı çok önde görüyorum. Yani o Fenerbahçe için bahsettiğim tükenmişlik sendromu ve baskı hali Galatasaray'da o kadar yoktu. Galatasaray yine baya iyi oynuyordu bence.
Ama bu maç Galatasaray ekstra şanssız olduğunu düşünüyorum. Ve açıkçası Jorge Jesus'un geçtiğimiz haftalarda bahsettiği işte Galatasaray önce oynuyor biz baskı altına giriyoruz vs. gibi şeylerin çok da doğru olmadığını gördük bence bu hafta. Çünkü bu kez yine Galatasaray önce oynadı ama puan kaybetti. Ve Fenerbahçe'nin %100 motivasyonla yani herkesin %100 moral ile çıktığı bir İstanbul spor maçında oyun olarak Fenerbahçe'nin yine hiç üretemediğini gördük. Yani bu son haftalardaki, son 1-2 aydaki oyun farkı, Galatasaray lehine olan oyun farkı, maçları önce oynamak veya sonuna oynamakla açıklanabilecek bir şey değildi bence. Burada Jorges'un fikstürü eleştirmek yerine kendi oyun kalitesini, öz eleştirisini yapması gerekiyordu.
Nasıl Dünya Kupası arasına gelene kadar Fenerbahçe Galatasaray'dan daha etkili, daha güçlü bir oyun oynuyorsa, Dünya Kupası'ndan sonraki dönemde de Galatasaray adım adım her maçında daha iyi, daha güçlü oyuna giderken Fenerbahçe de her hafta adım adım güçten düştü. Tabii ki güçten düşmesinde sakatlıklar etkili, Avrupa etkili, kadro kalitesi çok etkili bence. Ama kadro kalitesinde de yine Jorge Jesus'a bir hak çıkaramıyorum. Sen yaptın transferleri çünkü.
Dünyanın parası harcandı ve getirdiğin oyuncular Mertens'in, Icardi'nin kalitesinden çok çok aşağıda. Abdülkerim'in kalitesinden de çok aşağıda yani Sametler falan Abdülkerim'in çok altında Gustavo'lar. O yüzden kadro kalitesi açısından da Galatasaray çok avantajlı ama orada da suç büyük payı yine Jesus'un tabii ki yönetiminde var. En nihayetinde Galatasaray puan kaybetmiş olsa da oyun olarak yine baya iyi bir futbol oynadığını düşünüyorum açıkçası. Hatta derbide de Beşiktaş karşısında da Galatasaray'ın daha rahat oynayabileceğini düşünüyorum. Çünkü Galatasaray bu sezon kendisine karşı açık futbol oynayan takımlarda yani dişe diş futbol oynayan takımlara karşı
kalitesini çok daha rahat yansıtabildi. Mesela Kadıköy deplasmanı, iç sahadaki Beşiktaş maçı, Trabzon maçı, rakipler kapanmadığında birebir güç yarışına döndüğü zaman esas Icardi'nin, Mertens'in, Torreira'nın, Oliveira'nın, Nelson'un bu maç çok kötü olmasına rağmen. Esas o kalite o zaman çıkıyor. Mesela Raşissa'da. Raşissa'da çok kara gümrük maçının en etkili oyuncularından bir tanesi. Ve çok az değeri bilinen bir oyuncu. O da çok kaliteli bir oyuncu. Mesela İrfan Can, İrfan Can, İrfan Can diyor herkes. Ben Raşissa'yı İrfan Can'ın iki kat üzerinde bir futbolcu olarak görüyorum. Yani oyun kalitesi, hızlı düşünme, fizik kalitesi. İrfan'ın sol ayağının mükemmel olması Raşissa'da olmayan bir şey. Ama onun dışında mesela İrfan Can, tekniği çok kuvvetli diye çok zeki bir oyuncu olarak görülüyor. Raşissa, İrfan'dan çok daha hızlı düşünüp uygulayabilen bir oyuncu. Katılıyor. Galatasaray'ın attığı ilk golü bakın, orada Saşaboy'u o kadar hızlı görüp veriyor ki pası, golü getiriyor. Saşaboy oradan alan buluyor. Dribbling, gol, devamı. Ve hani Raşissa uygun fiyata kiralanmış bir oyuncuyken, İrfan Can 11 milyon euro. Yani transferle açıklayamıyorsun yani Ali Koç yönetimde bu kadar para harcanıp bu kadar transfer yapılıp sayı olarak da kadro kalitelerine baktığın zaman bu kadar Galatasaray'ın önünde olması ben mesela onu Beşiktaş derbisinde de göreceğimizi düşünüyorum açıkçası. Evet bir ara verelim hem Galatasaray'ı hem Fenerbahçe'yi konuştuk. Ondan sonra da Beşiktaş ve derbi Galatasaray Beşiktaş derbisiyle devam edeceğiz. Aranın ardından birlikteyiz.
Evet, senin yorumunu alayım. Hem Beşiktaş-Ümraniye maçını, kısaca yani Beşiktaş'ı son dönemi hem de derbide Beşiktaş-Kalatasaray derbisi hakkında ne düşünüyorsun? Önce senin yorumunu alayım. Ya Beşiktaş-Ümraniye spor maçı bir tık sıkıldığım bir maç oldu abi açıkçası. Ben Ümraniye sporu Recep Hoca yönetiminde daha iyi bir takım olarak görüyordum.
Biraz fazla da sabır gösterler tabii bir şeyleri düzeltmesi için ama gerçekten o kadro kalitesiyle beraber yapabileceği şeyler gerçekten çok kısıtlı. Bir kere seninle çok aynı düşündüğümüz bir konu var. Muhtemelen ligin en kötü stoperine ve en kötü stoper ikisine sahip bir takım. Bu ligde ne kadar fazla varlık gösterebilir? Bunu her zaman bir soru işareti olarak görebiliriz tabi ki. Beşiktaş'ta iyi giden bir galibiyet serisi var ama form olarak ya da oyun olarak ne kadar tatmin ediyor? Bunu daha fazla detaylandırabiliriz tabi ki. Yani çok dominant bir oyun oynamıyor Beşiktaş. Çok yetenekli hücum oyuncularının bireysel katkıları ve bireysel performanslarıyla son 8 maçta galiba 7 galibiyet 1 beraberlik olması lazım yanlış hatırlamıyorsam. Bu maçların yarısında gerçekten öyle Beşiktaş'ın çok net galibiyeti hak eden, ağırlığını koyduğu bir maçtan ziyade, Redmond'ın çok net bir şekilde vites aktırması, Abu Bakr'ın gelişi, Cenk'in Şenol Hoca'yla beraber kendi benliğini bulması vs. bunların birleşimiyle ortaya çıkan bir hücum gücü vardı aslında baktığında. Oyun olarak değerlendirdiğimizde Derby'e Galatasaray'ın biraz daha avantajlı gittiğini söyleyebilirim. Ama bir klişeden de kendimi söylemeden edemiyorum tabii.
Bu bir derbi ve genelde Vodafone'da oynanan maçlar, özellikle Beşiktaş Galatasaray'a oynanan maçlar çok fazla sürprize de gebe olabiliyor. Benim beğendiğim maçlardan bir tanesi. Ve hiç de böyle bu derbinin işte 45 dakika çok kötü bir oyun olacak, 0-0 devam edecek gibi değil. Aksine Ball Temple ve iki takımın da tamamen net bir şekilde kendini tartmaktan ziyade galibiyeti hedefleyen direkt oyunlarla oynayacağını düşünüyorum. Çünkü ne Şenol Güneş'in bence derbi tarzı buna yatkın ne de Okan Hoca kendi takımını o kadar geride konumlayan bir düşünce yapısına, bir oyun aklına sahip değil. Bu anlamda çok güzel bir maçın bizi beklediğini düşünüyorum. Ama ev sahibi avantajı ve Beşiktaş'ın son dönemdeki taraftarını yarattığı inanç anlamında da %51'e %49 diyebileceğim çok ağır da favori olmayan bir şekilde Beşiktaş'ı bu maçta bir tık daha önde gördüğümü söylemem gerekiyor Galatasaray'a karşı.
Beşiktaş Vodafone Park'ta hiç kaybetmemiş Kadısaray'a karşı zaten. Yeni Lenens tadında. O yüzden hani taraftarıyla birlikte gerçekten müthiş bir etki ediyorlar. Ve az önce söylediğin Şenol Hoca derbilerde öyle geri adım atan bir adam değil. Zaten Kadıköy'de 10 kişi kalmalarına rağmen Cenk Abubakar'la devam etti adam ve 4 golü buldu yani. O da kesin. Hele iç sahada daha da net bir oyun oynayacaktır. Ve zaten Beşiktaş'ın beraberlikle bir yere gelme ihtimali yok. Kazanması lazım. Kazanırsa en azından ikincilikte gayet mümkün oluyor. Kapılar açılıyor yani. Hatta küçük de olsa şampiyonluk umudu bile yeşeriyor yani Beşiktaş için. O yüzden Beşiktaş da kazanmaya oynayacaktır. Beşiktaş'ta ama şunu gördüm. Bence Ümraniye deplasmanında Amir, Salih ve Cedson orta üçlüsüyle çıkması Galatasaray maçının bir ön hazırlığıydı. Çünkü Ümraniye deplasmanına öyle çıkmana o kadar şart değil. Yani Cenk var Sol Forvet'te. Sağ tarafa Gezal'ı 10 numaraya Redmond'a atıp 4-2-3-1 yapabilirdi daha ufansız bir diziliş. Veya Gezal'ın hafif ağrıları vs. varsa, sakatlık riski, Trabzon maçında hiç fena oynamayan maksimum 10 numarayı atıp Redmond'ı sağ kanada atabilirdi. Yani 4-2-3-1 oynayabilirdi Ümraniye maçında ve Ümraniye gibi zayıf bir rakibe karşı da daha aslında Şenol hocanın oynamayı tercih edeceği bir dizilişti bence o.
Ama Galatasaray maçının ön hazırlığını yapmak için bence orta üçlüyü Amir Salih ve Jadson'la çıktı ve bu orta üçlü derbide Beşiktaş için iyi bir iş olabilir yani faydalı olabilir. Tabi Jadson mesela en güvenilir isimlerden bir tanesi diyorsun ama derbiler o kadar ilginç ki Fenerbahçe derbisinin en kötü Beşiktaş oyuncusu da Jadson'du. Yani onları bilemiyorsun ama ben böyle bir orta üçlüyü Galatasaray'a karşı da çıkaracaklarını düşünüyorum. Torreira, Sergio Oliveira ve Mertens üçlüsüne karşı Amir, Salih ve Jetson'la oynayıp biraz daha Redmond'ın, Cenk'in, Abu Bakar'ın kontra işlerine de başvurabilirler. Zaten Fenerbahçe'ye karşı golleri atarken de o şekilde atmışlardı. Özellikle Redmond'ın Arapa'sıyla Cenk'i savunma arkasına kaçırdıkları gol mesela. Benzer işleri ortaya tutup biraz o şekilde de yapmaya çalışacaklar ama Abu Bakar'ın eski hızında olmaması derbilerde onu biraz daha, mesela Fenerbahçe derbisinde çok etkili olamamıştı. Biraz o beni açıkçası dikkatimi çekiyor. Ben açıkçası oynamaya çalışan takımlara karşı özellikle Galatasaray'ın Kadiköy'deki sınavını düşününce Galatasaray'ın avantajlı olduğunu düşünüyorum. Ben de %51 Galatasaray'ı daha avantajlı görüyorum. Bakalım hafta sonunda nasıl bir derbi izleyeceğiz. Abi sana ufak bir soru sorayım. Sence Gezal tedbirini nasıl alabilir Galatasaray? Yani çünkü zayıf karın olur. Yani genel savunmanın zayıf karını olarak baktığında benim aklıma Galatasaray'la alakalı iki şey geliyor. Bir tanesi doğal olarak Solbek tercihi. Yani Kazımcan'da, Dekukbe'de, Orada çok bence net varlıklar gösteremeyin oyuncular. Yani taraftar Adekugbe'yi kafasına biraz daha takmış durumda ama ben Kazımcan'ın da öyle çok iyi bir savunmacı olduğunu düşünmüyorum. Sadece tempo anlamında ve top kullanımı anlamında belki bir tık daha olabilir ki. Adekugbe de öyle topu çok kötü kullanan bir oyuncu değil.
Bir Dubois hamlesi gelir mi diyeceğim orada ama yerli problemi olacak. Bir de ikinci savunma zaafı ne olabilir? İşte Abdülkerim Bardakçı mükemmel bir sezon geçiriyor ama topla çıkışlarında yani daha cesur, daha öne doğru oynadığı için arkasında çok hakikaten geniş alan bırakan bir oyuncu. Gezaldan bahsediyoruz, koşu atmayı seven oyuncular var derken o tedbirini nasıl alacak sence Okan Hoca?
Valla bence savunmayı düşünmeyecek. Ben Galatasaray'ın ligin ikinci yarısındaki üstünlüğünün kanat ve back oyuncularının dominasyonundan geldiğini düşünüyorum. Bugün bizimlikte Rachis Sasaboy fizik kalitesine ve temposuna yaklaşabilen bir sol kanat yok ve Galatasaray neredeyse her maç sağ kanadında rakiplerini eziyor. Sol kanadında da Kerem'in inanılmaz dinamizmi ve sürekli içe katederek pozisyonları gidişi var. Sırf Adekukbe'yi de bence yüksek atletizmi ve suretinden dolayı Okan Hoca oynatıyor. O da devamlı git gel yapan çok dayanıklı bir oyuncu. Adekukbe'nin sakarlıkları göze batıyor. Bazen geç düşünmesi, geç algılaması gibi oyun zekasında ufak tefek noksanlıklar göze batıyor. Ama Adekukbe'nin daha oynadığından beri bir kere arkasından adam kaçırdığını görmedim.
oldukça süratli bir oyuncu olduğu için oraları iyi kapatıyor ve Galatasaray'ın kanatlardan kurduğu dominasyona hem sağlı hem sollu kurduğu baskıya Adekugbe fiziksel özellikleri sayesinde, atletizmi sayesinde cevap verebiliyor. Yoksa genel oyuncu kalitesi Adekugbe bu Galatasaray kadrosunun altında Torreira'larla Oliveira'larla yan yana oynayabilecek bir oyuncu olmayabilir normal şartlar altında. Seneye zaten Torreira belki Fiorentina'da daha büyük İtalya takımlarında oynayacak. Adekukbe belki hataya geri dönecek, yani bilemiyoruz bunu. Normalde aynı ölçüde değiller ama Galatasaray'ın oynamak istediği sisteme, iki kanadı ve iki bekiyle birlikte rakibi pert eden o sisteme uygun bir back oyuncusu. O yüzden ben Adekukbe ile devam edeceğini düşünüyorum. Galatasaray yerleşip kendi alanında beklerse Gezal, Adekukbe'nin geç düşünmelerini çok iyi kullanıp yaratıcı işler yapabilir. Ama ben açıkçası Galatasaray'ın sağlı sollu sürekli tempo yapacağını ve çok fazla yerleşip savunma yapmayacağını düşünüyorum.
Açıkçası Gezal'ın oynamama ihtimali bence yüksek bu arada. Çünkü sakatlık şeyinden dolayı Gezal antrenmanlar kaçırabiliyor, oynayamıyor vs. Bence bu maç sağ kanatta Redmond, ki Redmond da çok zorlar birebirlerde. Sol da Cenk, ileride Abubakar. ve orta üçlü de sadece son Amir şeklinde olur diye düşünüyorum. Benim beklentim açıkçası böyle. Ben bireysel oyuncu zorlamaları olarak değil de Galatasaray'ın golleri yerse daha çok kendi bireysel hatalarından kara gümrük maçında yaptığı gibi bireysel hatalardan yermiş gibi geliyor bana açıkçası.
Bir detay daha, Fabio Borrini'nin attığı goller gibi goller atmaya çok yatkın bir oyuncu Cenk. Hatta Borrini'nin ön direğe gelip de arka direğe vurduğu şut var ya, tam bir Cenk Tos'un golü aynı zamanda. Saşaboy da müthiş formda ve bu sezonun en iyi oyuncularından bir tanesi olmasına rağmen ceza sahasının içine koşu atan tipte oyuncuları takipte zorlanabiliyor. O şekilde Cenk'in gol atma ihtimali de var. Yani Nelson'un önünden veya Nelson boy arasına girip falan. Orayı bence bir de zorlayabilir gibi geliyor Beşiktaş.
Yani ben tabii ki bu maçın skorunu büyük bir merakla bekliyor olacağım. Belki yeni fırsatlar çıkar diye. Ama bu arada tabii rekabet düzeyi Fenerbahçe ve Galatasaray'ın daha yüksek olabilir ama oyun anlamında her zaman Beşiktaş-Galatasaray maçlarından çok daha büyük keyif alıyorum. Öyle söyleyebilirim yani.
Rahat izlediğim için herhalde. Kim kaybetti? Canın sıkılmıyor mu? Olabilir, olabilir. Geçelim mi Avrupa Futbolu'na? Geçelim abi. Şimdi Juventus 15 puanlık bir ceza almıştı transferlerdeki usulsüzlüklerden dolayı. Ve kulübün itirazları sonrası bu ceza geçici olarak kaldırıldı. Juventus'un 15 puanı tekrar iade edilince 59 puanlı 3. sıraya yükseldiler. Silinen puanlar geri verilmeden önce 44 puanla 7. sıradaydılar ve Avrupa putosundan 5, şampiyonlar liginden de 12 puan gerideydiler. Şimdi bu dava 1 ay içinde görülmesi bekleniyor ve yeni bir temmiz mahkemesine havale edilmiş bu durum. Yeni sezona kadar o durumu netleştirdiler ama gerçekten
İtalya Ligi ile Türkiye Süper Ligi'nin çok benzer olduğunu gösteren bir uygulama bu. Yani böyle saçma sapan bir işi bir tek Süper Lig'de görebiliriz. Bir şey olur küme düşme kaldırılır. Bir şey olur adamların puanı silinir. Yok geri dahil edilir falan. Bu tip işler hep Süper Lig'de olur. Durup dururken kural değişir. Sezon içerisinde kurallar değişir falan. Tam Süper Lig işleri bunlar. Hani işte şike soruşturmaları falan. Böyle şeyleri bir tek burada görüyoruz. Hep de diyoruz zaten hani birbirine benzer sıcak ülke işte İtalyanlar falan. Şaşırtmadı beni yani bu iş. Daha tatlı bir olaya geçebiliriz ya buradan.
Geçelim. Çünkü FM'ciler sevecek bunu yani. Ben şahsen çok sevdim. Evet abi, bir FM hikayesi. Dingu Rexham. Oyuncu Ryan Reynolds ve Rob McElhenney'in sahibi olduğu ekip. İngiltere Ulusal Liginde şampiyon oldu ve profesyonel liglere katılmayak kazandı.
Twitter'da önüme düşen videolarda da o coşku falan inanılmaz yani çok hoşuma gitti. Ya bu hani minik minik statlar böyle daha eski tarz şeyler bu İngiltere'nin alt dikleri hakikaten görüntüler öne düştükçe çok hoşuma gidiyor. Sıcak anladın mı? Sıcak geliyor bana yani. Ben evliliğimin ilk yıllarında FM oynuyordum. O zaman tabii Hilal'de hosteslik yapıyordu. Birkaç gün gidiyor yurt dışında olmuyor falan. Ben de evde FM oynuyorum o dönemde. O dönem oyunu hep şey yapardım. İngiltere'nin en alt liginden, alınabilir en alt liginden bir takım alıyordum. Bad Steel almıştım hatta en son. O takım işte Premier Ligi kadar çıkarma yolculuğu.
Bunu yapıyordum, en uzun oyunda en çok öyle uzuyordu yani diğer takımları aldığın zaman 1-2 sene sonra şampiyonlar ligi şampiyonu oluyorsun, tadı kaçıyor yani, keyif almıyorsun. Ama bu oyunu bu şekilde en alttan en yukarıya kadar işte 12 sezon, 14 sezon falan devam ediyorsun. Orada bile çok keyifliydi ve adamlar bunu, bence FM'in de en keyifli olan tarafı en alt dikten alıp takımı çıkarmak. Gerçek hayatta da bunu yapmışlar. Ryan Reynolds'ı bu arada dinleyenlerimiz. Deadpool filminden hatırlayabilir. Rob McElnay'ı da dizilerde oynayan birisi. Biraz araştırdım Lost falan yazıyor ama Lost'ta ben hatırlayamadım. Lost'u biz üniversite zamanında falan izlemiştik.
aynı anda yayınlanıyordu yani o 2007'lerde falan. Biz üniversitedeki evcek toplanırdık böyle patlamış mısırımızı vesaireyi yapıp Lost izlerdik. Lost haftalarımız vardı. Çok izlediğim dizilerden bir tanesi. Game of Thrones falan da var arada bu arada yani adamda. Game of Thrones'u izlemedim ama Lost'ta da hatırlayamadım hangi rol oynadığını. Onu çok bilmiyorum ama Ryan Reynolds biraz daha meşhur herhalde. Güzel bir iş yapmışlar ya. Bu arada Rob aynı zamanda bir podcast sunucusuymuş. Onu da bir podcast çekerken söylemeden. Edemeyeceğim yani. Bu arada ben de Wimbledon'u alırdım. Şu Fenerbahçe'nin partner takımı var ya bir tane. Şey düşünürdüm daha böyle küçük yaşta. Bu Fenerbahçe'nin takımıysa belki oyun içinde kıyak geçiyorlardır. Hani daha kolay olur da daha rahat yukarı tırmandırabiliriz diye. Tabii sonra öyle bir şey olmadı. Benim meşhur öyle bir takımı alırsam mutlaka Akim Fenerbahçe'yi alırdım. Y-Kombi'de oynayan. Böyle güzel de tatlı bir alt liganım var benim de.
Türk Telekom'a geçelim çünkü bizi bir Türk vatandaşı olarak da temsildiğimiz gururumuz çok yakından ilgilendiriyor. Beni de ekstra yakından ilgilendiriyor çünkü koç Erdem Can yıllarca Fenerbahçe staffında yer aldı. Çok iyi bir tedrisattan geliyor gerçekten. Bir şey soracağım. Erdem Can, o Bradoviç'ten sonra Fenerbahçe'nin koçu neden yapılmadı? O çok fazla konuşulan bir şey. Çok bekledi, çok istedi. Ama İtüidis fırsat çıkınca... Abi o biraz şey oldu aslında tam olarak. İtüidis, Rusya'ya uygulanan durumdan ötürü CSK Moskova'nın başında sezonu değerken tamamlayıp Fenerbahçe'nin önüne daha erken bir fırsat olarak geldi. Ve bu durumun ardından Fenerbahçe zaten İtüidis'i direkt takımın başına geçirdi.
Belki şöyle bir şey olabilirdi yani İtüidis gibi bir fırsatta olmasa Erdem Can net olarak Amerika'dan dönüp tekrardan Fenerbahçe'nin antrenörü olabilirdi, head coachu olabilirdi ama o fırsat ona tanınmadı. Ben de senelerce çok istedim olmasını ama o şans verilmedi. Belki bu başarısının ardından daha güçlü bir şekilde de gelebilir önümüzdeki dönemlerde. Bir gün mutlaka geleceğini düşünüyorum, mutlaka. Ama yani tabii bizimki de sadece basketbol camiasının içerisindeki insanlarla yaptığımız sohbetler sonucu söyleyebileceğim bir şey. Sanırım Ali Bey ve yönetimim varken çok gelebilecek bir durumda olmayabilir. Sertaç komisoğlu basketbol şube yöneticisiyken gelemeyecek durumda olabilir. Ama bir gün mutlaka Fenerbahçe'nin başında olacak. Erdem Can, Oprah Dowdich teorisi altı sonrası yine değerlendirebileceğini şekilde şunu yaptı. Zaten her yaz gider ve NBA Yaz Liginde koçluk yapardı ama Quinn Snyder'ın da yanında neredeyse bir tam sezon geçirdi. Yardımcılığını yaptı. Ve kendisine inanılmaz şeyler ekledi. Ya hep koçluğa adım adım aslında kendini hazırladı. Amerika'dan bir şeyler kaptı. NBA kültüründen bir şeyler kaptı. Ya bu bence şundan dolayı çok önemli abi. Amerikalı oyuncu yönetmek
bir Avrupalı oyuncu yönetmeye göre çok daha zor basketbolda. Yani oyun içi disiplinleri Avrupalı oyunculara göre hakikaten çok daha farklı bir seviye. Genelde zaten bir takımda bir oyuncuyla sorun çıkıyorsa bu %90 Amerikalı bir oyuncudur yani. Koçlarla olan problemle ötürü. Şimdi Ergin Ataman'ı düşünüyorum, işte Obradoviç'i düşünüyorum. Bir oyuncuyla sorun yaşıyorsa eğer, işte geçtiğimiz senelerde Galatasaray'da Smith'le bir problem yaşamıştı, havlu fırlatmıştı, Banwit Deplasman'a, Ergin Ataman'a, Amerikalı.
Bu sezon Will Clyburn'e sorun yaşadığı söylendi. Amerikalı. Bu yüzden Erdemcan'ın NBA ve Avrupa basketbolunu harmanlaması onun çok yararına. Takımında çok iyi Amerikalılar var. Çok iyi Avrupalılar var. Bu anlamda çok önemli. Ve Euro Cup'ta yarı finale çıkmayı başardı Türk Telekom. Çeyrek finalde ulmu yendiler. 86-76. İlk yarısında aslında maçı çok iyi götürmediler ama son çeyrekte inanılmaz bir ağırlık koydu. Ve 36-19 bu arada son çeyrek skoru.
Tek periyodda 36 sayı, böyle bir çeyrek final, yarı final eşleşmelerinde çok görebileceğimiz bir şey değil. 26 Nisan Çarşamba günü de Polonya temsilcisi Prometheus Soboneske ile oynayacaklar. Tek maç üzerinden oynanacak bu arada. Yarı final eşleşmesinin kazanması durumunda da daha zor. İki ekip, Gran Canaria ve Juventus Badalona eşleşmesinin galibiyle oynayacak.
Tabii Türk Telekom bu muhteşem sezonunda şunu da belirtmek gerekir, şu an Türkiye Liginde de liderler, muhtemelen de zaten ligi lider bitirecekler. 26 maçta 22 galibiyet aldı Türk Telekom ve kendi sahasında geçen hafta Fenerbahçe Beko'yu yendi. Ben de o maçı izledim. Hakikaten Türk Telekom'a belli anlarda hiç cevap veremiyorsun. Çok iyi bir savunma takımı. Aynı zamanda çok da iyi bir hücum takımı ve bence büyük takım diye isimlendirdiğimiz basketbol ekiplerin mutlaka kaldırısına 2-3 oyuncu da verecektir diye düşünüyorum. Hem Erdem hocayı hem de Türk Telekom'u da buradan şahsen kutlamış olayım. Lig şampiyonluğu ihtimali yüzde kaç sence?
33. Fenerbahçe 33, FS 38. Bunu izaha gerek yok. Gördünüz. Yürüdüm, çıktım. Ama çıkmamış da olabilirim. Çıkmışsam, çıkmışımdır. Çıkmamışsam, çıkmamışımdır. Politikaya mı geçiyorsun kardeşim? Hazır mısın? 15 Mayıs sonra siyasete mi atılıyorsun? Bu kadar mı kaçak cevap verilir ya?
Eurocup ihtimali? Burada da 4 takım var, şimdi %25 değil. Dışarı içinden çıkarım. Gran Canaria orada sanki biraz daha ön planda oluyor gibi. Bu arada çok düşük ihtimal değil, olabilir. Bir de basketbolun şöyle bir kötü yanı var. O gün şut sokamıyorsan geçmiş olsun. Yani gününde değilsen... Bir anda sezonu 25 sayı ortalamayla götüren yabancı oyuncunuz o gün 11'de 3 saha içi isabetle falan oynayıp tüm maçın gidişatını etkileyebiliyor. Basketbolda öyle... bazen belirli scorer ellere baktığından dolayı onlar gününde değilse hele ki bu yarı final maçları da tek maç üzerinden oynandığı için ciddi bir sıkıntı. Mesela ben o yüzden Euro League'e kayayım buradan çok kısa. Hani Euro League'de şu şampiyon olur Final 4'a işte en favori kaldı ama şampiyon olabilir gibi söylemlere de çok katılmam. O gün şartlar neyi gerektiriyorsa o Final 4'ün en zayıf görünen rakibi bile bir anda final bir anda şampiyonluk yaşayabilir yani.
Güzelmiş. Bakalım. Önümüzdeki haftalarda konuşuruz tekrar. Sen gelecek hafta yoksun sanırım. Evet abi. Yurtdışı seyahatindesin. Gelecek hafta derbi de var. Sanırım süperlik ağırlıklı bir bölüm yaparız. Ondan sonraki hafta tekrar birlikteyiz ama galiba. Tabii tabii. Ondan sonraki hafta birlikteyiz. Yalnız Fenerbahçe, Sivas Sporu yenip derbi beraber falan bir tane de Galatasaray kaybederse o programda olamayacağım için. Çok üzülürüm. Ama yapacak bir şey yok abi. Sana da şimdiden başarılar diliyorum programda. Yalnız bıraktığım için de kusura bakma. Önceden ayarlanmış bir seyahatti. Ne demek. İş seyahati zaten. Yapacak bir şey yok. Aynen. Sana da iş seyahatinde ne diyeyim başarılar mı dilerim? İyi gezmeler, başarılar. Kolay gelsin.
Kolay gelsin diyeyim. Dinleyenlerimize de çok teşekkür ediyoruz. Gelecek hafta tekrar karşınızda olacağız. Görüşmek üzere. Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.