
6.172 kelime · ~31 dk okuma
Tren Spor'dan herkese merhabalar. Hem Süper Lig'de yoğun bir gündeme girilmiş durumda hem de diğer spor dallarında da artık final maçları, final müsabakaları oynanıyor. Normalde Olcan Akçay'la birlikteydik ama kendisi bir iş seyahatinde ve bu kez programın editörü sevgili Antlan'a eşlik edecek. Futbol konusunda o bana soracak, ben cevaplayacağım. Diğer sporlarda da rol değiştireceğiz. Ben ona soracağım, o bize anlatacak. Başlayalım.
Öncelikle hoş geldin Sinan. Hoş bulduk. Ben en son Super League izlediğimde 2015-2016 sezonuydu. Eskişehir Spor taraftarıyım ve Eskişehir Spor küme düştüğünde bırakmıştım izlemeyi. Geçmiş olsun. Daha da düşebilirsiniz. Amatöre doğru gidiyorsunuz. Yani en kötülük amatör mü bilemiyoruz artık. Amatör de bir kaçıştır diyerek ben lige geçiyorum. Trabzon-Beşiktaş maçıyla başlayacağım. Senin de önceki programlarda yaptığın gibi kronolojik gidelim istiyorum. Ancak maçta çok da bir şey izleyemedik maalesef taktiksel ya da keyif verme bakımından.
Adeta bir ekşi sözlük entrisi olan 0-0'lık Lecce Kaliyer'in 90 dakikalık tekrarını izlemek tadında bir maçtı. İlk yarıda toplam bir şut Kaliye'yi buldu Beşiktaş'la yine. Trabzon isabetli şutu yok. Toplam maçta Trabzon 0-68. Beşiktaş 0-74, xG'ye yaptı. Gol beklentisinde bulundu. Sanki iki takım da maça 0-0'a bağlayalım. Canımız sıkılmasın, tadımız kaçmasın. Birer puan iyidir dedi. Ben iki takımın maç başlangıç planını sana sormak istiyorum. Ve oradan sonra değer detaylandırmak istersen sendeyiz.
Son 15 dakikası hariç dediğin gibiydi. Son 15 dakikada biraz daha takımlar baskı kurmaya çalıştı, gol atmaya çalıştı. Zaten son 15 dakikada çok daha fazla aksiyon vardır geri kalan 75 dakikaya göre. O yüzden doğru söylediklerin. Şöyle bir durum var. Beşiktaş'ta Amir Aziz Almatoviç yoktu ve Cenk yoktu.
Cenk olduğu zaman Abu Bakar'ın yanına ikinci bir forvet sokabilme ihtimali doğuyor Beşiktaş'ta. Ama Cenk olmadığında Redmond'ı bir kenara koyuyorsunuz, öbür kanatta da Gezel oynuyor. Bu oyuncuların ikisi de çizgiye basmak isteyen ve kutuya çok fazla koşu atamayan oyuncular. İkisi de topu ayağına istiyor, ikisi de dribblinglerle üretmek istiyor. O zaman da Abu Bakar çok yalnız kalıyor. Redmond formdayken on numarada da oynatabiliyorsun. İşte geçen hafta öyle yaptılar. Gezel sağ kanat, Redmond on numara, Cenk yine ikinci forvet.
Bu ikinci forvet olmama durumu Beşiktaş'ta büyük bir eksi yazdı. Çünkü Abubakar artık ağır bir oyuncu. Eski Abubakar değil. Ve tek başına dominantlık zor onun için. Mesela Hüseyin çok daha çabuk ondan, Trabzon stoperi. Ve Maksim oynadı onun numarada. Maksim de oldukça iyi oynadı aslında. Beşiktaş'a geldiğinden beri en iyi maçlarından bir tanesi. Ama o da ağır bir oyuncu. O da çok kutuya giden bir oyuncu değil.
Gezal, Redmond, Maksim, üçü de ceza sahasını zorlayabilen oyuncular değiller ve bu yüzden de Abubakar çok yalnız kaldı. Beşiktaş'ın gelecek sezon için mutlaka bir ikinci forvet planını yapması lazım. Sonuçta Cenk de artık otuzlarına girdi ve ağır diz sakatlıkları yaşamış bir oyuncu. Ona güvenip de tüm sezon tek ikinci forvet olarak da onu düşünemezsin. Mesela şampiyon oldukları sezonda Kylie Lahren vardı. O giriyordu kutuya ikinci forvet olarak. Yani biraz Redmond ve Gezal iki kanadı ile birlikte Beşiktaş oynaması çok zor.
İkisi de yetenekli oyuncular, çok iyi oyuncular olabilir. Gezel'ın şampiyonluk almışlığı var, çok değerli oyuncular. Ama ikisi de çok benzer. İkisi de iki ayrı kanatta olması çok zor. Bir tanesi on numara, bir tanesi kanat yine kaldırır. Diğer kanatta ikinci bir topsuz koşucu Forvet olursa. Ama bu şekilde zordu ve Abubakar çok yalnız kaldı.
Zaten yani hem Abu Bakar'ın yalnızlığını gördüğüm zaman hem de ligdeki diğer forvetleri gördüğüm zaman şunu düşünüyorum. Center four kalitesine çok önem veriyoruz. Ama Ankara gücünde mesela Alisov çok etkili olabiliyor. Teknik kalitesi Abu Bakar'ın çeyreği yetmez. Veya Antalya Spor'da şu an oynayan, Hatay'da çıkan Bartu var.
Pardon, Berthoud. Berthoud mesela, Berthoud'un da beşte biri değildir Abu Bakar'ın tekniğinin. İkisi de teknik sıkıntılar yaşayabilen. Ama hem Berthoud'un bu sene sivrilmesi, hem Alisson'un sivrilmesi. Fizik kapasitesi çok yüksek. Oyuncular zorluyorlar. Mesela Alisson'un Fenerbahçe'ye attığı gol kaçıyor. Tekrar Zala'ya yetişemeden tekrar giriyor araya. Mesela Abu Bakar orada tamamlayamazdı. Zalai muhtemelen daha hızlı olurdu ve yetişirdi. Bizim ligde Avrupa'nın en yaşlı ligi olmamız, fizik kalitelerin düşük olması bu tip işte Ali Sobertu gibi oyuncuları biraz daha çıkardı. Bence büyüklerin de bunu düşünmesi lazım. Biraz daha kalitek'nin yanına biraz daha fizik kalitede eklemesi lazım. Teknik kalitenin yanına fizik kalitede eklemesi lazım diye düşünüyorum. Ben Beşiktaş'ta eksik olarak bunu gördüm. Zaten Beşiktaş gelecek sezonun planlarını da yapıyor bir yandan. Masu Aku'yla da şimdi anlaştık. 2 artı 1 yıl 2 milyon euro gibi bir bedel olması lazım. Evet sonradan toparladı o. Biraz bunları görüyorlar. O yüzden çok da hani dert edilecek bir maç değil. Trabzonspor için de daha da kötüydü durum. Onlar da Bielisa ile anlaşmak üzereler teknik direktörleri. Kendisini Zagreb'de izlemiştim. Hatta Fenerbahçe'yi 4-1 ya da 4-0 gibi bir skorla yenmişlerdi birkaç yıl önce.
Çok böyle coşkulu, heyecanlı bir adam ve Trabzonspor büyük bir heyecan kaybı yaşıyordu. Gelecek teknik direktörün bu coşku ve heyecanla gelmesi biraz iyi gelebilir Trabzonspor'a. Bunu bence bu maçta da gördük. Oyuncular çok hırsız, hevessizdi. O yüzden iki takım için de zaten geleceği düşünme dönemleri bugün çok önemli değil. Anladım. Bir tek maça dair Trezege benim biraz dikkatimi çekti. Maçın 53. ya da 55. saat o civarda oyuna girdi. Ve oyuna girdikten sonra çok bir şey yapamadı. Çok yine uçtu kaçtı tabirini kullanamayız. Ama en azından Beşiktaş'ın sağ tarafını biraz zorladı. Orada bir maden bulmaya çalıştı. Tam bulamadı. Ama yine pozisyon yaratmaları, Bakasetas'a birkaç tane çıkardığı pozisyon, Mert'i biraz zorlamaya çalıştı ama çok da isabetli olmaktan uzaktı. Trezegue bireysel olarak en iyi, yani birebirlerde en etkili oyunculardan bir tanesi ligde. Bu maç da sadece birebir bir oyuncunun çıkıp bir şeyler üretmesi üzerinden olabilecek bir maçtı. Takım oyunu o işlemiyordu iki takım içinde. O yüzden Trezegue'nin bireysel yeteneğiyle goleye yaklaşmaları da olası bir durumdu zaten. Trezegue de etkiliydi bence de, katılıyorum. Anladım. İstersen Fenerbahçe-Ankara yüzüne geçelim mi? Geçelim.
Şöyle Fenerbahçe Ankara gücüne geçmişken ben Süper Lig'e uzak birim elbette programın editörü olarak 101 seviyesinde biliyorum ama Arda Güler diye bir gerçek var ve artık gerçekten stadyuma gidip maç mı izlesem hissini yaratabiliyor bir insanda hani ilkten uzaklaşmış birine. Benim gördüğüm kadarıyla Teknik yarısında değil Ankara gücü, Fenerbahçe'deki takım arkadaşları bile Arda'nın hızına, zekasına yetişemedi. Alıyor gidiyor, alıyor gidiyor. O mahalle maçlarında kaleciden topu alıp herkes çalınayıp giden çocuk gibiydi hatta. Mescinlik çıktığı dönem bütün sahayı çalınmayıp attığı bir gol vardı İspanya Kupası'nda. O dönemi çok hatırlattı bu. 43. dakikadaki kaçırdığı pozisyonda vs. Ancak takım hiç destek olamadı Arda'ya ve Arda da fizik kalitesi maalesef henüz. Yaşı da gereği çok gelişmemiş bir futbolcu. 60. dakika civarında bitti pili.
İkinci yarıda çok etkisizdi, evet. İlk yarıda çok etkili olup ikinci yarıda da çok etkisiz olması çarpıcıydı gerçekten. İşte tam şey değil mi? FM'de iki maç falan böyle arka arka oynatmışsın ama çok kritik maça çıkarken oynatırsın ama ilk yarıda pili bitip ikinci yarıda çıkartman gereken oyuncu. Biraz o hissi vardı Arda. Ama ne olursa olsun Arda'nın pili ikinci yarıda bitmiş olsa da belki bunu ilerleyen dönemlerde ilk yarıyı biraz daha dengil, ikinci yarıyı biraz daha enerji saklar.
Ancak yine de ben bir Arda'nın bu maçtaki performansı ve Fenerbahçe'nin Arda'ya olan ihtiyacını sana sormak istiyorum. Çünkü ilk başlarda takım işlerken Arda'ya forma verilmediğinde çok da aslında ses çıkarılmıyordu. Ama şu an Fenerbahçe Arda varken iş yapabiliyor. Doğru. İlk yaradaki performansı da gerçekten çok iyiydi. Direkt Alex'i hatırlattı bana. Sanki 10 yıl önceye gitmişiz ve Alex'in ruhu geri gelmiş gibi bir şeydi. Güzeldi o yüzden. Tekrar Alex imgeleri görebilmek güzeldi, süperlikti. İzlemesi keyifliydi. Şöyle bir durum var. Sen şimdi dışarıdan izliyorsun ve diyorsun ki ya bu adam çok iyiymiş, niye oynamıyor? Her hafta izlemeyenler için çok şaşırtıcı oluyor.
Bu adam ligin çok üzerinde gözüküyor. E niye oynamıyor o zaman diyorsun. Orada şöyle bir durum var. Jorge Jesus çok spesifik bir teknik direktör. Belli bir sistemi var ve o sistemi her gittiği ülkede neredeyse birebir aynı şekilde oynatmaya çalışan bir teknik direktör. Ve bununla da çoğu ülkede başarılı olmuş bir teknik direktör. Çok da tecrübeli. Neredeyse oyunun bir bug'ını bulmuş bu sistemle. 4-1-3-2 ile. Ve bu dizilişte biraz daha böyle Arda gibi 10 numara oynamak isteyen oyunculara çok fazla yer olamayabiliyor. Hatta bunu Bernardo Silva'da yaşamış. Yani Bernardo Silva'da olağanüstü bir yetenek olarak çıktı ki zaten Manchester City'de neler yapıyor. Bayrak adamı dönüştü yani. Son Bayern Münih maçında da çok iyiydi.
Böyle bir oyuncuyu da oynatmakta zorlanmıştı Jorge Jesus. Yani Portekizliler o dönemde benzer şeyleri yaşadı. Biraz sisteminde on numara oynatması zor. Ama ona rağmen gerçekten sistem değiştirtecek bir oyuncu mu Arda? Bence evet. Ama yani yine de işte bu evet diyoruz 45 dakika için ama ikinci yarıda olmaması da bir yandan Jesus'a hak da verdiriyor. Sonuçta hani takım oyunu oynatıyor Fenerbahçe'ye. Bireysel oyuncular üzerinden gitmiyor.
Bir yanım Jesus'a hak veriyor, bir yanımda Arda gibi olağanüstü bir yetenek niye bu kadar az süre alıyor diye tabii ki tepki gösteriyorum. İlginç tarafı şu, Arda'dan sonra İrfan girdi. İrfan da ıslıklarla girdi. İrfan'ın zayıf bir menteli olduğunu düşünüyordum. Ama hem Beşiktaş maçında da benzer şekilde girdi, çok etkili oldu. Hem bu maçta benzer şekilde girdi. Tabii bazı taraftarlar da destekledi. Bu maçta da çok etkili oldu ve maçı çeviren isim oldu. İlk yarı Arda oynadı, ikinci yarı da maçı çeviren isimlerden bir tanesi İrfan Can oldu.
Ve şimdi Başakşehir maçı var. İkisini birlikte oynatmak da tam zor. Yani Jorgesu'nun en yapmayacağı işlerden biri de ikisini birden oynatmak. Çünkü birini bile zor oynatıyor az önce söylediğim nedenden dolayı. Çok on numara oynatamıyor. Ve ben Başakşehir maçında mesela İrfan Can'ı bekliyorum. Hem eski takımı, takımı tanıyor. Hem deplasman maçı falan. Hem üç günde bir Arda kaldırabiliyor mu? Fiziksel durumunu en iyi antrenmanlarda hocası biliyordur. Biz çünkü dışarıdan görüyoruz. Şimdi 45 dakika çok iyi, ikinci yarı hiç yok sahada. Belki kondisyonla ilgili de bir şey olabilir. Belki Başakşehir maçında İrfan Can'ı göreceğiz. Ve belki 45-45 Arda'yı kullanmak, yavaş yavaş temposunu arttırmak ve bir kilit açıcı olarak sonradan oyuna girip çözmeye ikna etmek de bir şey olabilirdi. Ama Georgesson'u da çok az yaptı. İkinci yarılarda, son 30'larda falan Arda'yı almaçı çözsünü de çok az yaptı.
En azından o şekilde görseydik, yine insanlar, futbol severler biraz daha kabul edebilirdi bu durumu bence. Peki, Başakşehir-Fenerbahçe maçı da çarşamba akşamı oynanacak. Sen de İrfan'ın üzerinden, İrfan Ağrı'da kıyaslaması üzerinden bir girmiştin. Ben bir de Başakşehir-Fenerbahçe maçına dair nasıl bir plan bekliyorsun? Yesus'tan ve Fenerbahçe'ye karşı belki Başakşehir'den, Emre Hoca'dan bir onu da duymak isterim.
Başakşehir'e biraz değinmek lazım çünkü çok kötü gidiyorlar. Galatasaray'ı yendiler kupada ama ligde 7 maçta sadece Ankara gücünü yendiler. O maçta da Ankara gücü bir sürü gol kaçırdı yani. 1-0 yenebildiler. Ama yine de iç sahada çok daha iyi bir takım Başakşehir ve Emre Belezoğlu'nun istifa etme ihtimali var. Yani bu maç belki de ya Fenerbahçe'yi bitirecek bu sezon ya da Emre Belezoğlu'nun Başakşehir kariyerini bitirebilir. Yani bir kırılma maçı bekliyoruz sonuca göre. Ben Başakşehir'in bu Galatasaray'ı 7-0 kaybettikten sonra dağıldığını düşünüyorum. Zaten birçok oyuncusu ayrıldı. Bence Emre Belazoğlu çok iyi gidiyordu o haftaya kadar. Hem ligde hem Avrupa'da çok çok iyi gidiyordu. Kadro kalitesinin de üzerinde performans veriyordu. Gol yemeyen bir takımdı ya. Yanlış hatırlamıyorsam Sivas'a kaybettikleri maça kadar toplam bir gol yemişlerdi. Sivas'ta o sene kaybettikleri ilk maç, o sezon. Çok iyi gidiyorlardı ama bence o hırsı veya ilişkileri iyi yönetememesi, mağlubiyeti kabullenememesi kırdı takımı. O maç yüzünden bir sürü oyuncuyu kaybetti. Sadece 3 puan kaybetti. Sonuçta 7-0'da yenilseniz, 17-0'da yenilseniz 3 puan kaybediyorsunuz. Bu yüzden 5 oyuncu kaybetmeye gerek yoktu. Münir Kasımpaşa'ya gitti. Traore Premier Lig'e geri döndü, oynuyor adam gayet iyi oynuyor. Harikada gol attı. Öyle mi? Onu bilmiyorum ama oynadığını biliyorum yani Aston Villa'da. Sonra Hasan Ali kaldırım gitti. Ama bence en büyük kayıbı Yusuf Endiyeşmiye'yi göndererek yaşadılar. Çünkü o gittikten sonra savunmayla Orta Saha arasında da büyük bir yumuşama var. Çünkü orada tek fizik kalite koyan oyuncu, tek agresif oyuncu, tek güçlü oyuncu Yusuf'tu. Biglia veteran, Mahmut veteran Orta Saha'da yumuşak kalıyorlar. Berkay zaten oyun kurucu, yumuşak kalıyor. Stoperler Ahmet Tuğba ve Duarte'de yine pozisyon bilgisi olan oyuncular ama onlar da yumuşak oyuncular. Ve bu maç belki de işte o Valencia'nın fiziksel zorlamaları, Serdar Dursun'un fiziksel zorlamaları ve bence bu maçta Crespo oynamalı Zayis yerine. Çünkü Başakşehir dediğim gibi orta saha çok yumuşak. Zayis'e göre Crespo tarzı fiziksel güçlü bir oyuncunun, baskı yapan, pres yapan bir oyuncunun bu orta sahaya iyi gelebileceğini düşünüyorum Başakşehir orta sahasına. Ve İsmail Crespo bekliyorum. İkisinin de fizik kalitesi yüksek çünkü. Biraz bulibolu oynayarak yani fiziksel üstünlüğünü ortaya koyarak, fiziksel sert oynayarak hükmetmesi gerekiyor, planlıyor gibi düşünüyorsun. Çünkü Başakşehir kırılma aşamasında. Yani oraya sert bir şey yapılırsa, maçın başından itibaren... Erken bir golde Başakşehir'in geri dönme mentali çok yok gibi bir noktayı anlıyorum.
Valla bu maçta bence her şey olabilir çünkü ben Başakşehir futbolcularının Emre Benizoğlu'nun tavrından rahatsız olabileceğini düşünüyorum. Küfür etmesi, atılması Galatasaray maçında sanki oyunculara da benzer bir tutumu sergiliyor kendi oyuncularına ve bu yüzden de biraz o soyunma odasındaki güveni kaybetmiş gibi geliyor bana. Bu açıdan bence eşik olacak. Öbür tarafta ben Emre Belözoğlu'na benzer bir teknik direktörü olan Tolunay Kafkas'a da değinmek istiyorum. Kendisini çok eleştirdim çünkü Ümit Milli takımda. Hazır Ankara Gücü maçını konuşmuşken az önce. Onu da es geçmeyeyim. Çok eleştirdim. Şimdi hakkını vermem lazım. Ankara Gücü'nün başına geçtiğinden beri Ankara Gücü gerçekten iyi durumda.
Üçlü savunmaya döndürdü takımı. 3-4-2-1 şeklinde oynuyorlar. Ve çok da iyi performans alıyor. Kupada Trabzonspor'u elediler. İşte Fenerbahçe'ye son dakikaya kadar, penaltı pozisyonuna kadar iyi gittiler. Hala düşme potasından tam kurtulmuş değiller. Henüz net bir övgü için erken. Ama oldukça iyi bir giriş yaptığını ve bu üçlü savunmanın da Ankara gücüne oldukça iyi geldiğini de söylemek isterim. Genellikle Anadolu takımlarına bir hoca geldiğinde futbolcular ilk birkaç hafta belki 1-1,5 aylık bir süre zarfında yüksek performans veriyor ve hoca orada kendini daha ben burada kalırım noktasına yaklaştı. Biraz tabir yanlış olursa özür dilerim ama biraz skoy vermeye başlıyorlar. Şu anki Ankara gücü bana bir şu an hoca geldi bir ritim tutalım ondan sonra bir bakarız ne olacağını gibi bir havada vermiyor değil. Sanki Tolunay Kafkas evet bir olumlu etki yarattı ama ben biraz Anadolu takımı refleksi olarak da bunu görüyorum. Hani bir onu da söylemek istedim.
Ben de bu tip agresif hocalarının, Tonlay Kafkas ve Emre Belizoğlu gibi, ilk etapta o hırslı tutumlarının oyuncularına iyi geldiğini ama bilhassa bu tip acı mağlubiyetlerde de o hırslı tutum yenilgiyi bilmemek, soyunma odasında bir takım yıpranmışlıklar yaratabildiğini düşünüyorum. O yüzden hem Tonlay Kafkas'ın hem Emre Belizoğlu'nun uzun vadeli takım çalıştırma ile ilgili problem yaşama ihtimallerini düşünüyorum. Yani Tonlay Kafkas'a zaten gördük bunu, belli bir kariyeri var zaten. Emre Belözoğlu'nun kariyer başı çok iyi başlamışken birden bu kadar darbe yemiş olması herhalde bununla ilgili diye düşünüyorum.
Anladım. Yani belki Fenerbahçe'den ayrılmasının, yönetim tarafından takımda tutulmamasının belki altındaki sebeplerden biri de buydu. Hani sadece tabeladaki. Çünkü tabelaya baktığında Emre Benozzo bir de tırnak içinde kulübün evladı denebilecek tipte biri. Belki sadece aslında Fenerbahçe'nin sürekli hoca değişimi gibi bir yerden de Emre'nin gönderilmesini okumamak belki sağlıklı olabilir. En azından benim dışarıdan gözlem olarak onu belirtmek istedim. Bir de son olarak şunu sormak istiyorum. Ankara Gücü maçında çok tartışılan noktalardan biri de Fenerbahçe'nin kazandığı penaltıydı.
Penaltıyı sen haklı mı görüyorsun yoksa bir hakem hatası mı var ya da gri bir bölge miydi? Nasıl bir yerde? Bence penaltı ağır oldu. Penaltı değil bence pozisyon. Yine de o Hanusek'in penaltıyı yapan oyuncunun ellerini koymaması lazım. Çünkü bu tip durumlarda alınıyor. Gerçi artık Var var ve Var'ın tekrar iyi detaylık kontrol edip iptal etmesi lazım ama hakem kandırılabilir eğer savunma böyle hamleler yaparsa. Penaltı konusunda şöyle bir durum var. Galatasaraylılar Fenerbahçe'nin rekor sayıda penaltı atmasından dolayı isyanda. Fenerbahçeliler de Galatasaray'ın hiç kırmızı kart görmemesinden dolayı isyanda. Şöyle, Fenerbahçeli oyuncular kırmızı kart gördü çünkü sezon içerisinde ama Galatasaraylılar görmedi. Ve tam tersi de Galatasaray 8 penaltı atarken Fenerbahçe 16 mıydı 17 mi? 16 olması lazım. 16 penaltı attı.
Geçen Oğulcan da söyledi, bu 16 penaltıdan sadece bir Arda'nın Beşiktaş penaltısı ve bir de bu penaltı... Ben tek tek bakmadım da Oğulcan'ın söylediğine göre diyorum. Sadece iki tanesi itiraz edilebilir gözüküyor. Geri kalan normal gözüküyor. Benim de aklımda yok öyle, bu pozisyonun nasıl penaltı çalındı diye. Evet, Fenerbahçe çok penaltı attı ama o iki penaltı dışında 5-6 tane yanlış diyemiyorum. Bu arada Jessun direkt oyununda da bu penaltı kazanımı aslında Benfica döneminde ya da Brezilya'daki döneminde de denk geldiğimiz bir şeydi. Çok kalabalık hücum etmenin durumu var. Ama Galatasaraylılar da diyor ki, biz de en az o kadar ceza sahasına giriyoruz. Biz daha çok ceza sahasına giriyoruz. Ama biz alamıyoruz. Şöyle bir durum var. Fenerbahçe'nin ve Jessun'un kullandığı forvetler, ikili mücadeleye girmeyi çok seven tipte forvetler. Mesela Batshuayi. Savunmayı Hatay'a zorlar, ayak sokar, kafa sokar ve darbe almaya çok yatkın. Ve Valencia mesela. Dribbling zorlar, aynı şekilde kafa sokar, ayak sokar, karambol yaratır, faal almaya çok müsait. Joshua King oynadığı zaman o şekilde. Serdar Dursun'da bile var. Serdar Dursun'da benzer. Bütün forvetleri zaten o tip bir oyun anlayışı. Kanatlar da gelsin, onlar da dribblingle gelsin vs. istiyor. Gerçi kanatları çok fazla penaltı alamadı herhalde ama kutuya o şekilde girmek yani dribbling veya hızla girmek orada tabii çarpışmalar ve penaltılar çok yaratıyor. Ama bu ikili mücadele hırsı da aynı zamanda kırmızı kart da yaratıyor. Yani Batu Şuayi'nin gördüğü kırmızı kartı hatırlıyorum, Valencia'nın falan. Sonuçta pres yapmak için gidiyorlar ve sert giriyorlar. Valencia'nın Konya'da gördüğü.
Galatasaray'da tam tersine fiziksel zorlamalarla ve dribblinklerle değil de teknik ve oyun aklıyla oynayan bir takım. Galatasaray, Valencia ve Batshuayi'nin zorladığı gibi stoperleri hataya zorlama üzerinden değil, Icardi'nin mesela Kayseri'de attığı gol gibi akıl üzerinden gol atıyor. Oyuncuların yüksek teknik ve yüksek tecrübesinden, mentalinden yararlanık goller atıyor. Bu da daha az penaltı almasına biraz sebep olabilir. Daha az zorluyor çünkü. Ama Galatasaray'ın daha az kırmızı yemesi de normal. Çünkü Galatasaray, Fenerbahçe'ye kadar çarpışan bir takım değil. Daha sabırlı oynayan, daha akılla oynayan bir takım. O yüzden iki tarafında itirazları %100 karşılamıyor bence. Ama Galatasaray'ın şöyle bir şeyi var. Galatasaraylılar da zaten şeyi görmüyorum. İyi izleyen, aklı başında olan Galatasaraylılardan kastediyorum. Fanatik olanlardan değil.
Şey demiyorlar, Fenerbahçe niye bu kadar penaltı attı demiyorlar. Bizim niye benzer penaltılarımız çalınmadı deniyor. Galatasaray'ın hakikaten 3-4 tane penaltısı var. Özellikle sezon başında verilebilecek olan seviyede. Verilmemiş olan penaltısı var. Onlar da eklense Galatasaray'da 12 tane falan atardı.
Bu penaltı sayısı geçmiş sezonlarda yok. Bir takım 12 tane atsın, öbür takım 16 tane atsın. Bu kadar çok yok. Ama şunu da söyleyeyim, için verilmeyen de var. Mesela Karagümrük maçında Valencia'nın verilmeyen penaltısı da var. İki tane fazladan verildi diyoruz ama bir tane de eksikte var yakın dönemde. Ben bunların olması gerektiğini, en az 15-16 tanesi 16 tane atılması gerektiğini düşünüyorum o penaltıları. Çünkü bizim ligimizdeki rakip savunmacılar çok amatör. Bir yandan da hakemler temas çalmayı fazla teşni. Süperlik. Evet, bizim lig zaten yumuşak oynuyor. Premier League gibi değil. Yani normal faullerde de öyle. O yüzden verilmesi gerekiyorsa da vermen gerekiyor. Bir de bizim ligde bütün Anadolu takımları, hatta büyük takımlar da öyle. 10 birinin parası varsa 9 birimini Forvet'e harcıyor, 1 birimini Stopper'a harcıyor. Aldığı Stopper'lar çok kalitesiz. Altyapıdan da doğru düzgün yetişemiyor. Çok kalitesiz oldukları için de çok sakarlar ve çok penaltı yapıyorlar.
O yüzden o açıdan da doğru geliyor bana. Yani iki tarafın da isyanında %100 haklılık yok bence. Öyle açıklayayım. İki taraf da eşit haksız gibi bir yerden. Saray Kayseri'ye geçiyorum açıklama için de. Teşekkür ederim.
Bu arada Galatasaray, Kayseri'de önce bir Icardi'yi övmeni ya da ona dair yorumunu duymak istiyorum. Çünkü kabul edelim ki maalesef depremden sonraki süreçte Icardi bir performans kaybı yaşadı. Üç maç kötü oynadı bayağı. Bu maçtaki Icardi, Konya maçında yarısını bile oynamış olsa Galatasaray farklı bir sonuçtan bahsedebilirdi bence. Çok doğru.
attığı, attırdığı top çalmaları, misal Rashidsan'ın golünde, Olivier'e topu çalıyor, oradan 3. bölgeden 2. bölge, 1. bölge arasına geliyor, oradan alıyor, tek pasla çıkarıyor, sağdan alıyor vs. Icardi hem atıyor, hem attırıyor, hem savunmaya destek oluyor. Icardi çok hırslı ve istekli bir şekilde bu maça dahil oldu. Ama şöyle bir nokta var, Icardi zaten Kayseri maçını kıran isimlerden biriydi ama biraz araştırma yaparken şunu fark ettim, sarı kartı sınırında ve çok kritik bir Beşiktaş maçıya yaklaşıyor. Hatta bundan yıllar önce Felipe Melo'nun, abi ben sarı kart yiyeyim mi diye bir Hamza Hoca'yla bir durumu vardı. Hamza Hoca da diyor, yok kart falan yeme, bana her maçta lazımsın konusu. Yani şu fikirde gelmiyor değil bazen aklıma. Tamamen burada komple teorisi. Ben burada sarı kartı göreyim, bir maç durayım, ondan sonra Beşiktaş'a mı kendimi saklayayım falan. Şöyle bir şey olsa gerçekten gülerim, bunu tamamen komple teorisi olarak söylüyorum. 80. dakikada Galatasaray, Alanya'ya gol atar, Icardi forma çıkarır.
Bilemiyorum. Bence Icardi kart görmese olur. Çünkü çok ikili mücadelelere giren bir oyuncu değil. Çok kart tehdidinde olan... Mesela Sashaboy da ceza sınırında. Sashaboy'un cezalı duruma düşme ihtimal çok yüksek. Çünkü çok temaslı oynuyor, çok agresif oynuyor. Çok çarpışıyor, çok kart görüyor o yüzden. Ama Icardi'nin bu kadar görmemesi lazım zaten. Çünkü yumuşak oynuyor, zorlamıyor o kadar. Aklıyla oynuyor, tekniğiyle oynuyor. O yüzden Icardi belki sezon sonuna kadar götürebilir ceza sınırında. Performansına değindin. Bence Başakşehir'e elenilen kupa maçında da çok iyi oynadı Icardi. Galatasaray işte yıldızlar topluluğu falan ya, bu bir rehavet yaratır mı diye hep bir endişe duyuluyordu Galatasaray'da. Bu kadar yıldız oyuncunun. Bence bir maç da yarattı, o da o Başakşehir maçı. Maç 2-1 iken de, 2-2 iken de birçok gol pozisyonu kaçırıldı, penaltılar falan kaçtı. Orada oyuncuların savunma konsantrasyonu hep çok düşüktü Ant ve herkes şey diyordu yani, evet iki biri mağlubiz ama herhalde iki tane atıp çeviririz. Hep o hisle oynadılar ve 80'lerde üçüncüyü yedikten sonra da çeviremediler. Gerçi gene çeviriyorlardı, direktten döndü. Hani kalite var çevirmek için fazlasıyla ama hem mahkeme kararları Ganser'a yeledi hem biraz da o rehavete yeledi. O kadar oyuncunun rehavete girdiği yerde, sağ dışındaki çıkan haberler yüzünden yıkar diye hep şey diye düşünüyor insanlar. Kolay rehavete girer, istikrarsız oyuncudur, güvenilmez oyuncudur falan diye düşünüyorlar.
Ben hiç öyle olduğunu hissetmiyorum saha içinde. Aksine saha içinde son derece konsantre görüyorum her zaman. Kötü oynadığında da konsantre görüyorum. Yani kötü oynadığında da elinden geleni yapmak istediğini görüyorum. Saha dışında o haftalarda pek kendine bakmamıştır, ritim kaybetmiştir falan filan ama mesela o Başakşehir maçında da elinin inmesine rağmen elinden geleni yaptı ve bu maçtan sonra
Kayser Spor maçından sonra Icardi'nin bir açıklaması var. Başakşehir mağlubiyetinden sonra reaksiyon göstermemiz önemliydi diyor. Bu final haftalarında olsun, bu kritik eşikte olsun onu oldukça konsantre görüyorum ve bizim ligin en kaliteli oyuncusu bence. Ona sahip olduğu için de Galatasaray büyük bir şampiyonluk avantajına sahip. Bir yandan da mesela Fenerbahçe'de Altay sakatlandı ameliyata olacak. Geçen sene Altay yine sakatlanmıştı bir önceki sezon.
Ve Altay sakatlandığında yerine bir dönem Berke oynamak durumunda kalmıştı. O dönemde bence Fenerbahçe yarıştan koptu. En önemli, en kritik durumlardan biridir. Yani Altay beğenilir beğenilmez ama Fenerbahçe'nin yedekleri Altay'ın çok altında. Hem geçen seneki Berke hem şimdi de İrfan Can. Ve İrfan Can'da şöyle bir eksik var bilhassa. Savunma arkasına atılan toplulara çıkma konusunda yanlış kararlar veriyor. Ya çıkılmayacak toplara çıkıyor, gereksiz karamboller yaratıyor. Ya çıkılacak topa çıkmıyor Ankara gücü maçında yediği gol gibi.
daha onu erken sezip o golü engelleyebilirdi Ali Sov'dan önce. Buralarda hatalar yapıyor ve Fenerbahçe'ye karşı da rakipler hep savunma arkası top atıyor. Çünkü Fenerbahçe savunma hattını çok öne çıkarıyor. Ben bu altay sakatlığının da bu şampiyonluk yolunu etkileyebileceğini düşünüyorum ayrıca. Peki şöyle bir nokta da var. Misal savunma arkası pozisyonlardan bahsetmişken, bu maçın aslında bir nevi kilinin savunma arkasına atılan toplar çözdü. Çağdaş Hüca biraz daha takımın savunma hattını önde kurdu. Yani 2. bölgeye yakın bir savunma hattı vardı Kayseri'nin. Ama yenen 6 golün 4'ü penaltılardan biri de dahil olmak üzere savunma arkasına atılan toplar.
Buradan aslında biraz şunu sormak istiyorum. Galatasaray'da zaten sezon başından bu çok zorlandığı halde bu missing golleriyle kazandığı maçlar da savunma arkasına gidebilen bir takımdı. Orada biraz daha ağır kaldığı için zorlanıyordu. Galatasaray'da savunma arkasına giden toplar ya da direkt oyun Okan Hoca'nın en keskin planlarından biri gibi gözüküyor. Ama bu plan, atıyorum Beşiktaş'a karşı, Beşiktaş oradaki kader maçı gibi bir yerde ya da sezonun son maçı olan Fenerbahçe maçında bu tersliği tepebilir mi? Ya da bu planın karşısında durabilecek bir takım var mı Türkiye'de? Çünkü zaten savunma dörtlüsüne çok güven veriyor. Toplam 19 goleymiş bu sene.
Evet. Aslında ana planı değildi bu Galatasaray'in. Ana planlarından bir tanesi mesela ön alan baskısıydı. Kayserispor buna iyi çalışmış ve ön alan baskısını Galatasaray'in pasifize etmeye çalıştılar. Orada bir problem yaşamadılar. Ve ilk 15 dakikada iyi başladılar. Savunmayı öne çıkaralım ve Galatasaray'e baskı yapalım dediler. Çünkü Galatasaray geriden oyun kurmakta sıkıntılı.
Fakat Galatasaray'da baskı yaptığınız zamanda, savunma hattınızı öne çıkardığınız zamanda, o dediğin gibi savunma arkasına iyi sarkma olayı var. Çünkü hem Raşis'e sarkabilir, hem Kerem sarkabilir, hem de Icardi o kadar hızlı bir oyuncu olmasa bile çok zeki bir oyuncu olduğu için sağa sola çok iyi deplase oluyor, çok iyi kaçıyor. Ve ilk gol de zaten yani Kayseri baktı 15 dakika, ilk gol 18'de gelmişti. İlk 15 dakika Kayseri baktı, aa çok iyi her şey. İstediğimiz gibi baskı kuruyoruz, hiç Galatasaray top çeviremiyor, top oynayamıyor.
Stoperleri orta sahaya kadar çıkardı. Kerem'in bir topu, Icardi bir müthiş sarktı ve gol. Kırıldı oradan sonra da. Galatasaray'ın B planını da işletebilmesi açısından sadece ön alan baskısıyla sonuca gitmek değil, rakip kendisine baskı kurduğunda arkaya da toplar atabilmesi açısından B planıyla 6-0'lık bir galibiyet alması Galatasaray'ın zenginliğine dair, yani oyun zenginliğine dair de Galatasaraylılar için sevindirici bir maçtı bu bence.
Galatasaray'in olumlu noktalarından bahsetmişken bir de biraz gri bölgede bir konu vardı. En azından araştırırken onu fark ettim. Victor Nelson'un maçın hemen santrasında yaptığı bir faal var. O faalde sarı kart çıkmasına dair çok fazla yorum okudum. Kartsız da geçilebilirdi vesaireden de ayrı. Ama asıl ilk yarının sonunda Tiama yaptığı bir faal var. Gerçekten ortadan ayrılmış bir spor yorumcusu kitlesi gördüm. Bir kısım net kırmızı kart çünkü gole gidiyor diyor. Bir kısım orada topu alabileceği mesafesi var. Sarı kart doğruydu diyor.
Sarı kart mıydı sence bu pozisyonun hakkı yoksa kırmızı mıydı? Biraz şey kurallara göre yorumlanabilecek bir şey. Eski hakemlerin ne dediğine baktım kuralları daha iyi bildikleri için. Havadan gelen topu kontrole almadığı için oyuncu direkt kırmızı verilmemesi gerekiyor dediler. Herhalde kural öyle. Yani top Thiam'ın ayağına değmiş olsa ve Thiam topu ayağına almış olsa ve onu da indirmiş olsa en son direkt kırmızı kart zaten. Ama topun nereye düşeceği belli değil. Top havada henüz, oyuncular düştüğünde, Tiam'ın kontrolüne geçmemiş durumda. Belki çok kötü kontrol yapacak, bilmiyoruz. Belki sırtına çarpacak. Onları bilmediğimiz için sarı kart olması gerektiği yönünde hakemler, Fırat Aydınus vesaire öyle demiş herhalde. Onlar daha iyi biliyordur. Yani öyle çok detay hakem kuralına girmeyi mantıklı bulmuyorum. Adamların hayatı bu yani, işi bu. O yüzden herhalde onların dediği gibidir diyorum.
Bir de zaten Alanya-Galatasaray maçı var. Sezonun ilk yarısındaki maç gerçekten sabır testi bir maçtı Galatasaray taraftarı için. Velhasıl futbol severler için de çünkü biraz hakem öne çıkmıştı maalesef. Ben bu seferki maça dair biraz da analizini isterim duymak.
Aslında bugünden bakınca o gün anlayamadığımız kadar önemli bir maçmış. Hem saha dışında hem saha içinde çok büyük kırılma yaratan maç oldu bu Alanya maçı. 2-0 öne geçtikten sonra 2-2 bitmesi tabii ki Galatasaraylıların saha içinde düşünmesini çok engelledi doğal olarak. Çünkü bir sürü hakem kararı çok öne çıktı.
Halil Palavu ilk böyle bireysel bir şova dönüştürmüştü işte. Ama şöyle bir durum var Ant. O maçta Galatasaray ideal hücum dörtlüsünü buldu ve o kırmızı kart olayları olana kadar Galatasaray hiç olmadığı kadar müthiş bir hücum zenginliğiyle oynamıştı. Oradaki hücum dörtlüsü şuydu. Rachis Samertens, Kerem Icardi. Galatasaray'in ideal dörtlüsü. O puan kaybeden Alanya maçında geçilen düzen işte tam bir yarım sezon oldu. Tekrar Alanya maçına geldik. Orada 18 maç geçti Galatasaray adına.
O Alanya maçı bir beraberlik, bir de Konya mağlubiyeti, geri kalan 16 maç galibiyet. Yani aslında Galatasaray çok acı çekti orada ama acı çektiği günde saha içinde kendi doğrusunu buldu. En optimumunu buldu ve ondan sonra da zaten 60 küsur yıllık süperlik tarihinin galibiyet rekorunu da kırdı o takım. Dolayısıyla bir yandan böyle hakem kararlarıyla çok hatırlandığı kadar aslında saha içinde de kırılma maçı. Bu maça çok benzer bir maç şeyde var. 2011-12 sezonda Fenerbahçe-Galatasaray maçı. Pardon Galatasaray-Fenerbahçe iç sahada oynanan. 3-1 miydi? 3-1 biten maç. Orada da mesela Fatih Hoca sistemi değiştirmişti. 4-4-2'ye geçmişti. İki kanat oyuncusunun iç olduğu. Ve çok dominant bir galibiyet gelmişti. O sezonda çok başarılı bir şekilde devam edip şampiyonlukla taçlanmıştı Galatasaray adına. O maç ne kadar böyle doğruyu bulma maçıysa... Bu Alanya maçı da, ilk Alanya maçı da o kadar bu senenin doğruyu bulma maçıydı. Ve şimdi de rövanş oynanıyor. Ama rövanşı o kadar kolay olmaz. Çünkü Alanya Spor iç sahayla dış sahayla en belirgin fark olan süperlik takımı. İç sahada 25 puan toplamışlar. Dış sahada sadece 7 puanları var. Dış sahada sadece 1 galibiyet alabilmişler. İç sahada ise sadece 3 kere yenilmişler. Ancak şöyle bir şey var, bu Farioli döneminin biraz etkisi şu an Ersun Yanal, Alanya'nın başında ve Ersun Yanal, ben İskişehir spor taraftarı olduğum için biliyorum, bizde olduğu dönemde direkt hücum oynatan gençler birliğinde öyle. Fenerbahçe taraftarının kalbinde yer kazanmasını sağlayan şampiyonluktaki oyunu öyle. Hücum oynatan bir teknik direktörden, 11-0-0 gibi bir noktaya geçti, full savunma oynuyor. Jose Mourinho bile otobüsü bu kadar park etmeyelim dedirtebilecek bir noktada. O biraz olumsuz yansıyabilir belki futbol şeyine de. Türkiye'ye 6'lı savunmayı en net şekilde gösteren hoca oldu. Yani daha önce hiç görmemiştim 6'lı savunma anlayışı. 6-3-1 oynatıyordu Antalya Spor'da. Gerçekten yaşlılığıyla gençliği bambaşka iki insan gibi. Gençken çok daha hücumcuydu, son dönemde çok daha savunmacı. Bu sene de öyle yani. Fenerbahçe'ye de çok savunmayla çıktı. 2-1 kaybettiler. Son 10 dakikada penaltı golüyle yenildiler. Oradan puanları çıkarabilirlerdi pekala. Hatta maç 1-1 iken Yunan oyuncunun kaçırdığı net bir pozisyon da vardı. Ama yine de çok savunma düşünen, kendi ikinci bölgesinde çok sabreden, Bülent Korkmaz'ı belki sayabiliriz bu kadar defansif anlayışta son yıllarda. Ersun Hoca da öyle oldu.
Yine böyle bir maç bekliyorum açıkçası. Ben Emre Belezoğlu'nun da Fenerbahçe'ye karşı böyle oynayacağını düşünüyorum ayrıca. Çünkü o da Galatasaray'ı kupada nelerken benzer şekilde, ikinci bölgede çok bekleyip kontralarla denemişti. İki rakip, yani Ersun Yanal ve Emre Belezoğlu belki son maçları olabilir ikisinin de. Çünkü çok kötü gidiyorlar. Veya şampiyonluğu kaderini belirleyebilirler. O yüzden çarpıcı bir hafta olacak.
Bu arada sen bunu söylerken biraz da komik bir istatistikle karşılaştım. Ersun Yanal'ın 27 Şubat'ta Olanya'nın başına geçtikten sonra kazandığı tek maç Başakşehir'e karşı. Bir sıfırlık maç. Bu arada Emre Belezoğlu'nun bu maçtaki performansından bağımsız... Bunu sürekli Konte'de duyardık ya, Chelsea döneminde özellikle. Soyunma odasını kaybedersen ne yaparsan yap, çok bir şansın kalmıyor. Özellikle Traore-Hasan Ali durumunun çok olumsuz yerlere gittiğini görüyoruz.
Çünkü Başakşehir hakikaten keyif veren bir takımdı. Fiorentina'yı burada diz çöktürebilen bir takımdan. İstanbul Spor'a etkisiz kalarak kaybetmeleri hoş değil elbette. Zaten Avrupa'ya da veda ettiler. Üzücü bir durum diyerek rolleri değişelim.
Evet, şimdi rolleri değiştirdik. Ben sana soracağım. Basketbolda, voleybolda da güzel şeyler oldu. Voleybolda finale kaldı Türk takımları ve kadın basketbolda Fenerbahçe Euro Ligi kazandı. Hangisiyle başlamak istiyorsun? Basketbolla başlayalım. Hatta ben Fenerbahçe'nin, Fenerbahçe Alagöz'ün daha doğrusu, başarısını ekstra tebrik etmek istiyorum.
Zaten Fenerbahçe'nin basketbol şubesi hem kadınlarda hem erkeklerde fazlasıyla başarılı ki bunun da şöyle bir artık sonucu oluştu. Fenerbahçe basketbol takımı hem kadınlarda hem erkeklerde Euro League kazanmış. İlk ve tek kulüp olarak aslında ne kadar da buraya yatırım yaptığını gösteriyor ki Fenerbahçe'nin kadın basketbol takımının bütçesi yanlış bilmiyorsam 5 milyon dolar bandında. Yani 5 milyon doları buraya ayırmak gerçekten bir spor kulübü mantığının iyi göstergelerinden biri. Ancak EuroLig'in erkek tarafına geçtiğimizde o kadar iyi konuşamayacağım Fenerbahçe'ye dair. Çünkü geçen hafta Oğuzhan demişti, burada yine kaybedeceğiz, bir şey olur. Hakikaten oluyordu. Baskonya Olimpiyakos maçında Olimpiyakos her takımdan bir buçuk gömlek yukarıda olmasa Fenerbahçe bugün playoff'ta değildi.
Şu tabir vardı, Fenerbahçe taraftarından da şakayla karışık özür dileyeceğim. Fenerbahçe bir ölüm kalım maçında daha öldü. Kızıl Yıldız'a karşı uzatmaya giden maçta... Zaten uzatmaya gitmemesi gerekiyordu. Çok daha rahat kazanabilirdi. Maç boyu gerideydi, istediğini oynayamadı. Uzunlarda zaten etki gösteremedi. Bu nasıl oldu anlamış değilim. Çok daha kalıplı bir takım Fenerbahçe. Velhasıl Kızıl Yıldız'a bir şekilde kaybetti. Allah'tan Olympiakos, Baskonya'yı yendi de play-off'a adım atabildi. Ama şöyle bir şanssızlığı var Fener'in.
Playoff'a 8. sıradan girdi. Bu demek oluyor ki Euroleague'in liderinde en güçlü takımıyla eşleşiyorsun. Bu da Olympiakos. Ve Olympiakos gerçekten aralığın sonunda biz bu sene kendimiz bir yerde hata yapmadığımız sürece kupayı kimseye bırakmayacağız tavrını çok net gösterdi. Beyaz sezon vardır hatırlarsın belki Euroleague'de. Efes'in uçup kaçtığı ama Covid sebebiyle bitirilmeyen sezon. Olympiakos OFS'den daha dominant oynuyor şu an. Bu takımın karşısında Fenerbahçe'nin değil bir maç almak... Umarım bunlar tutmaz bu dediklerim. Elbette Fenerbahçe'nin başarılı olup Litvanya'da Kanonas'ta yerini almasını isterim ama ben herhangi bir çeyrekte bile dominasyon ya da bir ağırlık koyabileceğini maalesef çok sanmıyorum. Aralarında bir seviye farkı var. Bir yandan da Fenerbahçe'nin kısa rotasyonunun problemli olduğunu biliyoruz. En yırtıcı oyuncularından Wilbeck'in sakat. Büyük maç seride olamayacak. Uzuna geldiğimizde Devon Booker sakat. Oynayıp oynayamayacağı soru işareti. Şimdi aşağıdan Pierre'e geliyoruz.
Dechampiere'e geldiğimizde, yani tamam oynuyor. Hatta Efes maçıyla birlikte parkeye döndü ama sağlığı maalesef o kadar da yerinde değil ki buna rağmen etki edebiliyor. Şimdi bunlar birleştiğinde zaten Nemanja Bielitsa bu sezon hiç gelemedi sahaya üzülerek. Yani ne bileyim, Antithecumpo biraderlerin kostası da aynı şekilde. Fenerbahçe zaten bir sürü defosu olan ama o defolardan bir şekilde sonuç çıkartmaya uğraşan bir takımdı ama o Olimpia kosa tutmaz. Yani süpürülme ihtimali çok yüksek.
Ama sezon başı itibariyle baktığın zaman, şu an sezon iyi diyebilir misin? 8. sıradan play-off başarı mıdır? Önceki sezon play-off'a giremediği için gelişimdir ama Fenerbahçe için başarı kavramı bence Final 4 için mücadele etmektir. Bu arada bu dediğim çok ikiyüzlü bir cümle olacak, bunun farkındayım ama Fenerbahçe kızıldı, Ziyancı'ya 5. oluyordu ve Monaco'yla eşleştiğin şanlısı var. Ama hakikaten bu ölüm kalım maçlarını bu kadar kaybederek olmuyor, hakikaten olmuyor.
Bir sonraki adımı alamıyorsun. Şapkadan tavşanlar çıkarmaya ihtiyacı var. Çünkü tek başına tavşan yetmeyecek. Bakalım, umarım olur. Diğer eşleşmeleri de ben çok ufak bir şey söyleyeyim. Barça, Jalgiris, Kaunas, Sijaskevicius... Jalgiris'e karşı eleneceğini çok sanmıyorum. Jalgiris bu arada boğaza kaçan sinek gibi bir takım. Kolay kolay böyle tüküremezsin, sürekli öksürtür seni. Ama bir şekilde çıkarabilirsin onu. Jalgiris de bir şekilde elenir ama süpürüleceğini çok sanmıyorum. 4 maç üzerinden bir 3-1'lik Barça galibiyeti beni şaşırtmaz.
Ben bu Final 4'e dair en riskli tahminimi burada yapacağım. Bir Obradoviç sevdalısı olarak. Çok severim Obradoviç'i. Şu anki Partizan gerçekten aldı gidiyor. Çok güçlü ve... Çok güvenli oynuyorlar aslında güçlüden ziyade. Şu an Kevin Punter zaten topçuydu ama Jurgen Klajd yani maçın son iki dakikasında en elini güveneceğin 1-2 oyuncusundan birine dönüştü. Çok zor. Farkındayım ama bir şekilde ilk iki maçtan birini İspanya'da çalarsa iki maç üst üste Sırbistan'da kazanıp seriyi 3-1 ile alabilir.
Monaco-Maccabi harika bir seri olur. Kim kazanır bilmiyorum ama büyük ihtimalle bu seride maç kaçırmamaya çalışacağım. Hakikaten Adana-Demir-Adana-Demir maçı gibi bir şey olacak. Hakikaten çok keyifli iki takım. Güzel. Bir de NBA kısmı var. NBA'de şöyle, ilk maçlar biraz, playofflar başladı bu arada. Sizin geçen hafta dediğiniz Lakers'ın şansının yüksek olduğu tahmin ilk maçta doğru çıktı. Memphis'e karşı bayağı bullybol oynayarak pot altına omuzla tahta kazandılar maçı.
Ama şaşırtıcı noktalardan biri Miami Milwaukee maçında, yani nesil sakatlığından sonra birinci giren Milwaukee'nin Miami'ye kaybetmesiydi. Seriler henüz daha bir tempo tutacak ama gerçekten şunu söylemek için, aslında biraz NBA bu yüzden konuşmayı istedim. NBA Playoff'ları belki de en keyifli spor organizasyonu olabilir. Bunu şöyle bir yerden söylüyorum, rekabet seviyesi ve zeka seviyesinin birleştiği noktada tam odaklandığınızda bir spordan alabileceğiniz maksimum yakın verim NBA Playoff'larında olabilir.
O yüzden vakti olanlar... Zaten 4'er maç oynandığı için genelde hafta sonu 8'e ve 10'a da maçlar konuyor. Vaktiniz olursa izleyin derim ve voleybola bakalım. Voleybolda Fenerbahçe yine Fenerbahçeli yaptı. Yani Fenerbahçe taraftarından böyle sürekli şey yapıyorum gibi oldu. Özür dilerim. Ailesi Fenerbahçeli bir insanım ama maalesef böyle. Şaka. Bir yana Fenerbahçe ilk maçta Vakıf-Mankı deplasmanda 3-0 yenmişti ve bayağı dağıta dağıta yenmişti.
Ancak kendi sahasındaki maçta 3-0 kaybetti. Ve 3-0'ın 3-0'ında şöyle bir kural var voleybolda, altın sete gidiyor. Bu arada şurada şöyle bir detayı da vereyim. Maç 3-0 değil, 3-1 bitse yine altın sete gidiyor. Çünkü 3-0 ile 3-1'in puanı aynı, orada puanlama üzerinden gidiyor. Ve altın sete gittiğinde Fenerbahçe 3-0 kaybedebileceği bir maçı 4-0 kaybetti.
Bu da maalesef bir Fenerbahçe hareketi oldu. Hiçbir şekilde varlık gösteremediler. Yani ilk setten itibaren hiç ortada yoktu. Üzücü bir şey. Bir hafta öncesiyle bir hafta sonrasının bu kadar siyah-beyaz olması üzücü. Fenerbahçe tarafları için de can sıkıcı olsa gerek. Vakıfbank gerçekten Real Madrid'i gibi bir şeye dönüştü voleybolun. Kötü olsun, iyi olsun fark etmiyor. Final kokusunu aldı mı kazanıyor.
Novara, Eczacıbaşı maçı. Orada şampiyonluk adayım Eczacıbaşı. Çok güçlüler. İlk maçta İtalya'da Novara'yı kaybettiler. 3-2 ama kaybederken bile iyi oynayan taraf Eczacıydı. Bu maça geldiğimizde 3-0'la set vermeden kazandılar ve Türkiye finalinin gerçekleşmesini sağladılar. Ancak bir tane de maalesef çok üzücü bir haber. Maçtan bir gün sonra sabah ulaştı.
Eczacıbaşı'nın rakibi Novara'nın 18 yaşındaki çok gencecik bir voleybolcusu Hulya Ituma, Burhan Felek Spor Salonu'nun oradaki otelde 5. katta kalıyormuş ve sabah 5-5,5 saatleri civarında otelin 5. katından aşağı düşerek hayatını kaybetti. Bildiğim kadarıyla soruşturma sürüyor, ne nedir bir şey diyemeyeceğim, henüz bir haber gelmedi. O da çok üzücü bir haber. Hem voleybol camiasının hem spor camiasının hem İtalyan halkında bir taraftan başsağlığı dilememiz gerekiyor. Ve 6 yaşlarda potansiyeli yüksek olduğu söylenen bir sporcu biraz da izledim maalesef. Diğer sporlar da böyle. Ağzına sağlık Hunt. Teşekkür ederim. Umarım sparlikte acı çektirmemişimdir. Hayır, gayet iyiydi. Teşekkür ediyorum desteklerin için. Ben teşekkür ederim. Bu hafta Oğulcan Yoklu Hunt Kademe'ye girdi. Aratmadı, sağ olsun. Gelecek hafta yine karşınızda olacağız. Dinlediğiniz için teşekkürler. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.