
3.557 kelime · ~18 dk okuma
Bayağı uzattık anlaşılan ya. Bu bir buçuk saate geldi neredeyse. Bizimkiler hep böyle oluyor. Biz bir saat diye başlıyoruz hocam. Hemen bir saat, bir buçuk saat oluyor. Sevgili hacı sanırım artık bitirelim diye geldi değil mi?
Herkese merhaba, bu kaydı 12 Nisan'da alıyoruz. Bir önceki bölümde Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile söyleşimizin ilk bölümünü yayınlamıştık. Temel Bey bizi Ankara'daki genel merkez binasında ağırladı ve bir saatten uzun bir süreyi bize ayırdı. Bu söyleşinin ilk bölümünü Saadet, DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti vekillerinin CHP listelerinden seçime girmeleriyle açmıştık.
Listelerin belirlenmesinin ardından bir genel başkanla yapılan ilk Söyleşi yayınını da böylelikle kaide geçirmiş olduk. Ardından Saadettin CHP ile aynı safta bulunması, AKP ve İslamcılığın Saadettin siyaset alanına etkisi gibi konuları konuşmuştuk. Söyleşin ikinci bölümünü ise muhafazakar seçmen tabanının radikalleşmesiyle açıyoruz. AKP ile birlikte giderek partizan hale gelen bir muhafazakarlık söz konusu.
Bu konuda Temel Bey'in görüşlerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Ardından önümüzdeki seçim sürecine dair Temel Bey'in öngörülerini, Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki düşüncelerini konuşacağız. Saadet ve CHP arasındaki yakınlaşmayı 1974'teki CHP ve Milli Selamet Koalisyonu ile karşılaştırmalı okuyacağız. Aradaki bağlantılar da dinlemeye değer. Lafı uzatmaya daha fazla gerek yok. Söyleşiye geçelim. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlatalım.
Bu memleketin muhafazakar insanı da böyle değildi diye hatırlıyorum Temel Bey. Siz katılır mısınız bilmiyorum. Orada da biraz bir değişme var mı? Yani mesela dün Sayın Erdoğan'ın mitingini takip ettim. İki Türk bayrağı arasına seccade asılmış. Erdoğan da buraya selam gönderiyor. Bu kadar partizan veya böyle yorumlamazlardı meseleyi. Söz konusu şey İslam olduğu zaman biraz da özenli davranırdı muhafazakar insanlarda. Doğru.
Katılır mısınız? İnsan sevdiğine benzer. Herkes Tayyip Bey'i sevmeye başlıyor, onun karakterini de seviyor maalesef. Yanlışına doğru diyor. Yanlışını yapmayı sanki bir görev adletmeye başlıyor. Ona ikaz edeceğine, ona uyuyor. Bu Müslümana yakışmaz. Müslümanlık kimsenin babasının malı değil, benim de değil. Müslümanlık bir inanç sistemi.
Cenab-ı Hak bütün gönderdiği peygamberlerden en sonuncusu olarak Peygamber Efendimiz'i göndermiş, Kur'an-ı Kerim Peygamber Efendimiz'e indirilmiş, o kendisine indirildiği haliyle yazılmış ve bugüne kadar dünyanın neresine giderseniz gidin bir tane bile bir musaf bulamazsınız bu doğrusudur diye. Harfi bile değişmez. İster Endonezya, İster Amerika, ister Çin, ister Rusya hiç fark etmez veya Mekke-i Mükerreme. Bu şekilde de korunmuş. Oradaki korunması icap eden nokta onun sadece şeklen korunması değil. Oradaki ifadelerin korunmasıdır. Esas olan
Oradaki ruhun korunmasıdır. Müslümanlar buna riayet etmediği müddetçe sen beş vakit namazını kıl, kapıdan çık, git insanı aldat ve sen bununla Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanacağını zannet. Olmaz böyle şey. Şöyle bir dayatma var gibi görüyorum ben topluma. Müslümanlığın bir şartı Erdoğan'a oy vermektir. Erdoğan'a oy vermediğiniz takdirde
hani tırnak içinde söyleyeyim yarım Müslümansınız. Bu sizin siyaset yapma biçiminizi de zorluyor mu? Mesela size de böyle olur mu canım Müslüman dediğiniz Tayyip Erdoğan'a verilir. Gerçekten öyle. Kendi tabanınızla değildir muhakkak. Tabii bunu bizim tabanımızda böyle bir şey olmaz. Bu saçmalığı hiç kimse de savunamaz. Bir Müslüman bir insanın yanlışlarının İslam'a mal olmasına rıza gösteremez.
gösterirse onunla beraber olur. Cehenneme de onunla beraber gider. Yani siz yalan söyleye söyleye namaz kılacaksınız ve cenneti ümit edeceksiniz. Haram yiye yiye Müslümanlığınızı iddia edeceksiniz, sonra da cenneti ümit edeceksiniz. Olmaz böyle şey. Haram ile helal aynı kabın içine sığmaz.
Bu noktada siyaset sizi Sayın Kılıçdaroğlu'yla yan yana getirdi. Ama CHP'lilerle konuşuyorum. Bunu hani bu mecra böyle çok popülerleşmez umuduyla söylüyorum. CHP'lileri bana söylediği şu. Altılı masa içinde tuhaf şekilde en rahat güvendikleri siyasi lider de sizsiniz. Yani bu bir sinerji de yaratmış durumda anladığım kadarıyla. Onların hüsnü niyeti. Bende yani böyle bir hüsnü niyet besliyorlarsa
Teşekkür ederim. Ama onlara da söyleyeceğim, benim söylediklerime de dikkat edin. Yani seccadeden dolayı meseleyi sadece oraya münhasır bir hadise gibi görmeyin. Ya İslam nedir? Bilmeye ihtiyacımız var. Aslında bu memlekette yaşayan insanların hepsi neredeyse %90 küsuru Müslüman ana babadan doğmadır. İslam'ı benimsel, sorarsanız ben Müslümanım der ama İslam nedir dediğiniz zaman büyük bir kısmı bilmez. Halbuki bizim bilmeye ihtiyacımız var. Ama doğru bilmeye ihtiyacımız var. İslam istismar edilemez. Bunu bilmeye ihtiyacımız var. Gayri ahlaki tavırlarla İslam'ı bir araya getiremezsiniz. Bu mümkün olmaz.
Bu noktada milli görüş geleneği ilk defa böyle bir taarruzla karşılaşmıyor. Siz yakından tanıksınız 1974 koalisyonuna. O zaman da büyük kıyamet kopmuştu değil mi? Econ Eco Koalisyonu demiş Nurcular o zaman. Yeni Asya gazetesi öyle şey yapmıştı. Maalesef dediğiniz gibi biz bu saldırılara her zaman muhatap olduk.
Üzüldüğümüz nokta şu, onlar gittiler sırf Erbakan Hoca'nın Ecevit'te kurduğu koalisyondan dolayı İslam'ı sadece kullanan kişilere destek verdiler. Sadece kullanan böyle bir İslam anlayışını biz benimseyemeyiz. Benzerlik var mı? Mesela 74 yılındaki o Milli Görüş ya da Milli Selamet Partisi'ne, o dönük, İslami camia dönük tepkiyle şimdiki tepki arasında sizce benzerlik var mı? Ya da nasıl karşılaştırırsınız o iki dönemi, ikisinde yaşayan bir lider olarak? Yani kısmen benzerlikler de vardır ama ben toplum epeyce değişti kanaatindeyim. Ben toplum şu anda bir, özellikle bu kesimler, İslami kesimler bir çelişki içindeler.
Nasıl bir çelişki? Şöyle, bir tarafta bugüne kadar 20 yıldır Türkiye'de nasıl bir anlayışın hakim olduğunu görüyorlar. İslam istismar ediliyor, görüyorlar. Ama öbür taraftan da bir halk partisinin, ya ben geçmişte bir takım hatalar yapmışım, helalleşmek istiyorum demesine de şahit oluyorlar. Ama bugün kolaylarına gelen belli bir kesimin arkadaş
En azından bize kimse dokunmuyor, İslami ahlaki değerlere uyulmuyorsa bile bize kimse dokunmadığı için biz gene böyle destek verelim. Öbür tarafta da ya bunlar belli olmaz, yarın çıkar karşımıza problem olurlar diye de bir endişe taşıyorlar. Bu çelişki insanları yaşantısına göre etkiliyor. Bir insan eğer belli prensiplere sadık kalmış ve o prensiplere hakikaten özümsemişse bunun zıttını gördüğünde şok oluyor.
Ve o zaman da diyor ki yok artık ben böyle bir gidişata destek veremem. Bunu biz yaşıyoruz ama demin söylediğim endişe bazı insanları... Neden Tayyip Erdoğan'dan, AK Parti'den yüzde 20 civarında insan koptu? Yüzde 20-25 neredeyse. Ayrıldılar. Şu anda iki tane parti var. Birisi Gelecek, birisi Deva Partisi. Her iki partideki insanlar, arkadaşlar Tayyip Bey'le yıllarca birlikte çalıştılar. Ama bir noktaya geldi, bu dediğimiz konular çok bariz bir şekilde ortaya çıkınca biz bundan sonra devam edemeyiz dediler. Ayrılıyoruz dediler.
Onun için bu ayrılmaların altında ne yazıyor bunu bilmemiz icap eder. Ben kendisiyle Sayın Erdoğan'la konuştuğum zaman bunu söylemiştim kendisine. Yani lider konumunda bulunan insanlar belli bir zaman gelir gözleri her şeyi göremez. Toplumdaki kendi hatalarını da göremez. Geçmişte
Bu noktaya gelen hükümdarlar genelde... Tanıdıkları, bildikleri kişilere, alimlere... Yahu ne oluyor bitiyor dışarıda? Bir şeyler yanlış gidiyor, gibime geliyor demişler, bana bir not yaz getir. Risale demişler işte, Kuşeğiri Risalesi vesaire gibi. Ben dedim ki bak eskiler böyle yapmış, siz de yapın. Ne zaman söylediniz efendim? İşte bir buçuk sene önceydi herhalde ben gittiğim zaman. Son döneminde. Tabii tabii son dönemde. Siz de yapın. Yalnız orada ben bir hata yaptım. Dedim ki bak İbni Haldun bunun okulunu kurmuş. Ben de okulu kurdum ya dedi. Yani böylece. Hangi okuldan bahsediyor? İbni Haldun Üniversitesi'ni kurdu. Onu diyor. İsmini koymuş anladım.
Biz İbni Haldun'un isminin değil, onun prensiplerinin hayata geçmesini arzu ediyoruz. Onun için ben bunları da söyledim. Bak, sizin yanınızda, yola çıktığınız arkadaşlardan kimse kalmadı. 3-5 kişinin dışında kimse yok. Herkes ayrıldı. Ne diyor bunun karşısında? Hiçbir şey söylemiyor. İşte 3-5 kişi dedim yani. Sahin Bin Ali, Yıldırım, tamam. Yıllardır berabersiniz. Ona benzer birkaç kişi daha var. Ama onun dışında kimse kalmadı. Bunlar...
durduk yere gitmiyor. Bu arkadaşlarla sizin benim kanaatim oturup görüşmeye ihtiyacınız var. Ben de soruyorum. Onlar da zaten ayrılmadan önce ayrılma noktasına geldiklerinde gidip konuşmuşlar. Ama bir netice almamışlar. Tabii hakikaten üzülüyorum. Ne olursa olsun bu hatalara düşmemeliydi diye düşünüyorum. Ama düştü. İçinden çıkma ihtimali de her geçen gün biraz daha zorlaşıyor gibi geliyor.
O zaman yani seçime de 30 küsur gün kalmışken o beklentinizi alalım. Nasıl görüyorsunuz tabloyu? Tabloda biraz karışıklıklar var. Yani milletvekili seçimlerinde yani artık çoğunluk ellerinde olmayacak. Yalnız buna rağmen de bir ittifak içinde bir şeyler yapabilirler mi? Zayıf bir ihtimal görüyorum. Nasıl yani?
Yani başka partilerle mecliste temsil edilecek bir araya gelerek çoğunluğu sağlayabilirler mi? Bunun da zor olduğu kanaatindeyim. Yalnız Cumhuriyet Halk Partisi ile arasındaki fark daralmaya başladı gibi gözüküyor. Ama Cumhurbaşkanlığı seçiminde benim şahsi kanaatim, Millet İttifakı sanki galip gelecek gibi gözüküyor. Temel Bey başka bir siyasetçi,
soruyu sorduğumuz zaman o kadar net şekilde %70 aldık, 75 aldık, bu iş kapandı geliyor. Siz daha temkinli ve mütevazi konuşuyorsunuz. Bu anladığım kadarıyla Zedönük sempatinin temel sebeplerinden bir tanesi. Yani belki ben yani onu şöyle söyleyeyim. Birazcık da ne olursa olsun bizim genlerimizde mühendislik yatınca mühendisler öyle hesap kitap işine ister istemez giriyorlar. Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı da bu binada açıklandı. Saadet Partisi Genel Merkezi'nde açıklandı. Bu da çeşitli gazetelerde çok yazıldı, çizildi. Değil mi? Yeni Şafak'ta, Akit'te vs. Bu sizi rahatsız etti mi? Bu anladığım kadarıyla toplantının o günle denk gelmiştir. Yani o günle denk gelmiş olmasıdır. Yani aslında hadiseler... Tarihsel de bir görüntü tabii bir yandan. Ayrı ama şöyle normal şartlarda biz bir toplantı yapacağız. O zaman cumhurbaşkanının adaylığını açıklayacağız diye bir kararımız yok. Son toplantı bizde olacak. O da ya hepimiz hop oturup hop kalktık. Ondan sonra yalnız hadi biz bir araya geldik. İşler biraz karıştı. Cumhurbaşkanı adaylığını sonra açıklayalım dedik. Bu sefer işler daha da karıştı. Yani gel gitler yaşadık.
Onun arkasından da tekrar bir araya geldik. Kararı burada alma imkanı. Üst üste 3 tane toplantı. Böyle bir şeyi planlamamıştık ki bu da takdiri ilahi. O noktada daha sonra bu krizi yazmayı düşünüyor musun? Çünkü şimdi biz gazeteciler açısından da şöyle bir sorunlu bir durum var. Bu krize 6 kişi şahit.
Bunun bir şekilde yazıya düşmesi lazım. Yani öyle bir alışkanlığım olmadı. Yani ben hatıralarımı yazayım diye. Yani aslında hatıra yazacak birçok konuda var. Yani onu da söyleyelim işte. Çok var Temel Bey. Efendim? Sizin için çok var yani. Yani özellikle tutuk evi macerası ayrı bir macera. Bölüm bölüm anlatıyoruz ama belediye başkanlığı apayrı bir macera. Yani o da önemli.
Ondan sonra hükümetlerde yani iktidarda daha doğrusu mecliste temsil edildiğimiz her zaman ben yurtdışı görevlerdeydim. Orada tabi bir sürü karşılaştığımız manzaralar var. Eğitiminiz de yurtdışında? Yurtdışında. Ama böyle bir şeyi nedense hiç düşünmedim. Kemal Kılıçdaroğlu da devlet kökenli, siz de DPT kökenlisiniz. Daha sonra siyasete girdiniz. Sizin Kemal Bey'le tanışıklığınız hangi tarihe denk geliyor? Siyasetten sonra mı? Siyasette. Siyasetteyken son tabi tabi. Biz daha önceleri hiç tanışmamıştık. Bu tip bir siyasi işbirliği fikri ne zaman doğdu? Şimdi bu tip bir siyasi işbirliği fikri Cumhurbaşkanlığı iddiasının yani referandumunun gündeme gelmesiyle doğdu.
Esas itibariyle o zamanda oldu. Ondan önce de bir dirsek teması vesaire vardı ama esas itibariyle ve biz o zaman daha sonra da ben katıldım aslında bu referanduma karşı çıkalım dedik. Onun arkasından da dedim biraz önce de söylemiştim tekrar döndük. Hadi bu sefer Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu gündeme gelince bir araya geldik. Onun arkasından da
gelişmeler peş peşe gerçekleşti. Bir işbirliği yapalım fikri sizden mi? Yoksa Sayın Kılıçdaroğlu'ndan mı? Onu tam olarak işbirliği olarak söyleyemem. Şöyle ifade etmeliyim. Sayın Kılıçdaroğlu'nun helalleşme konusunu gündeme getirmesi bizi etkiledi ister istemez.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi hakikaten 70 yıldır iktidardan uzakta, hep koalisyonlarda olabilmiş ama ben varım diyememiş, oyları yükselmemiş ama prensibi itibariyle de bir takım yanlışlara imza atmış. Bu yanlışlar milletin zihninde yer etmiş. Siz bunu oradan kaldıramıyorsunuz. Fakat Kılıçdaroğlu'nun helalleşelim çağrısı bizim için çok ama çok önemli, benim için önemli oldu. Arkasından da ben kendisini hiç tanımama rağmen daha önceden kendisini tanıyan, kendisiyle beraber çalışmış, bürokraside çalışmış bir arkadaşımız aynen şu ifadeyi kullandı. Ben kendisiyle çok yakın çalıştım dedi.
İki şeyine kefilim. Bir, dürüstlüğüne kefilim. Ne yerine yedirir. Kesinlikle bu noktada harama el uzatmaz. İki, becerisine ve çalışkanlığına kefilim. Eline aldığı işi başarabilmek için sonuna kadar gayret gösterir, çaba sarf eder. Şimdi bir devlet adamında bu iki özellik çok önemlidir. Yani dürüstlük ve çaba göstermek, vazgeçmemek, problemi çözmek.
Onun üzerine bizim irtibatımız başladı ve dediğim gibi önce bu iş doğrudan doğruya işte Erbakan hocamızı anma programına çağırmak gibi gündeme geldi. Arkasından işte Kudüs mitingi gibi bir mitingte davet ettik. Yani ben kendisinin gelip o kadar güzel bir konuşma yapacağını düşünmemiştim şahsen. Onun için yani hiçbir şey birdenbire gelişmiyor. Ardından masa fikri daha sonra ortaya çıkıyor. O ilk başlangıçta yani demek ki bir buçuk sene oldu en az. Bir buçuk sene önce kendisi bu sefer biz bugünkü şartlarda her birimiz ayrı ayrı seçime gittiğimiz takdirde başarı şansımız yüksek gözükmüyor. O halde gelin haydi bir bir araya gelelim, meselelerimizi tartışalım, görüşelim diye başladı. Onun arkasından da
Bu farklı boyutlar kazandı. Tamam da bir araya geldik, iktidar olduk, ne yapacağız? Bu sefer bir defa başkanlık sistemi nasıl değişecek? Ne kadar süre gerekir? Arkasından anayasa değişikliği nasıl olacak? Biz bir araya nasıl geleceğiz? Nasıl irtibat kuracağız? Meclisle temsil nasıl edileceğiz? Eğer millet bize yetki verirse, hangi konulara özen göstereceğiz, öncelik vereceğiz. Ondan sonra birdenbire bir baktık ki baya bir doküman birikti. O zaman da tamam da biz bunları birlikte yapacaksak gelin daha güçlü bir şekilde mecliste de bir araya gelelim denildi. Ama dediğim gibi başlangıçta eğer biz üçlü ittifakı gerçekleştirebilmiş olsaydık,
Bugün çok daha iyi bir noktada olurduk. Ama bazı arkadaşlarımızın farklı fikirleri öyle bir birliklerliği oluşturmamıza imkan vermedi. Burada bölüme kısa bir ara verelim. Bir yere ayrılmayın. Döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz. Son
soruya geleyim. Evet, buyur. Efendim, bir yandan da siz de Cumhurbaşkanı yardımcısı olacaksınız 35 gün sonra. İnşallah. Görünen tablo en azından öyle görünüyor. İktidar ortağı olmaya da çok yakınsınız. Bu bir iş birliği sayesinde oldu. Bu durum milli görüş tabanına CHP'ye sempatisini arttırdı mı sizce? Ya da sizdeki helalleşme çağrısının yarattığı etki tabanda da sizce var mı?
Tam olarak olduğunu söylemek kolay değil. Ama bu zaman içinde hazmedilir. Bu iktidara gelindiğinde iktidarın icraatlarıyla ortaya konulur, ispat edilir. Onun için biz Allah nasip eder de iktidar olursak, bunu çeşitli şekillerde de vurguluyoruz, maddi ölçüler içinde kazanılmış hiçbir hak heba edilmeyecek. Bunu biz de söylüyoruz, bizimle beraber AK Parti'den kopan arkadaşlar da Deva Partisi de söylüyor, Gelecek Partisi de söylüyor. Hiçbir zaman biz buradan kopmayız. Efendim ne tip endişeleri var dindar Müslüman insanların? İnsanlar şimdi bazıları maalesef çıkıyor gelir gelmez biz bu imam hatip okullarını kapatacağız.
Beyanat veriyorlar. Tamam partide herhangi bir milletvekili veya Cumhuriyet Halk Partisi'nin milletvekili olmasa bile bir üyesi. Bu endişe doğurmaz mı? Başörtüsü öyle şey mi olur? Kısıtlamalar getireceğiz. Bunları birileri söylediği zaman vatandaş maalesef burada endişe duyuyor. Ben şunu söyleyeyim maalesef bunu özellikle söyletenler de vardır.
Ben çünkü toplumda böyle bir ayrımın kalmadığını gözlüyorum, o yüzden sordum. Evet, evet. Yani ama ben tekrar diyorum, burada toplumun belli bir kesimi ister istemez geçmişteki yaşadığı travmaları tekrar hatırlıyor. Yani baskılar yeniden gelebilir diye endişe duyuyor. Şimdi çoğunluk... üzerine kurulu bir siyasi sistemimiz var. %50 artı 1. Bu nedenle aynı zamanda Türkiye'deki dindar muhafazakarların da çoğunluğu temsil ettiği düşünülürse, bana kalırsa biraz fazla abartılıyor. O noktada bu memlekette endişeli çok fazla topluluk var. Aleviler var, eşcinseller var, ne bileyim Kürtler var, azınlıklar var, gayrimüslimler var. Onların da endişe etmekte çok ciddi, onların da travmaları var. Evet doğrudur, yani burada yalnız Türkiye'de şimdiye kadar bu endişeler esas itibariyle kendi inancını yaşamak isteyen İslami kesimde olmuş. Yani 1950 seçimlerinde bu en önemli konulardan birisi olmuş ki seçim yapılır yapılmaz 15 gün sonra ilk oylama ezanın orijinal haline döndürülmesi için yapıldı. CHP'liler de evet demiş ona. Evet dedi. Orada şu iddia da var. Eğer seçimi kazanmamış olsaydı bile yani kaybetmemiş olsaydı CHP, ezanı onlar da değiştireceklerdi diye iddialar da var. Çünkü son başbakan, medrese mezunu, Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir kişidir. Yani bunu da unutmayalım.
Fakat ne olursa olsun iktidara gelenler CHP'de de bir pişmanlık duygusu oluşmadı uzun zaman. Yani işte 1960 ihtilalinden sonra atılan bazı adımlar ister istemez insanları korkuttu. Arkasından 1972 muhtırası geldi. Muhtırayla imam hatipler kapandı. Başörtüsü yasağa geldi. Hac yolu kapatıldı. Yani akıl almaz adımlar atıldı. Sonunda yalnız 1974 yılında CHP-MSF koalisyonu kurulduğunda iki tane genel başkanın ayrı ayrı ifadeleri oldu. Birisi Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı Ecevit dedi ki, biz tarihi bir yanılgı içindeymişiz. Bu insanlarla yani inançlı insanlarla bir araya gelinip çalışılmaz zannediyorduk. Yanlışmış bu dedi. Bu çok önemli bir yani bu Türk siyasi tarihine damga vuran en önemli ifadelerden birisidir bana göre. Ve Erbakan Hoca da yani bunlarla bir araya gelinemezmiş deniliyordu. Bakın görün en büyük hamleleri biz şimdi yapacağız dedi. Ve FUSAŞ fabrikasının kurulma kararı o zaman alındı. Bir faizsiz banka desiyap o zaman kuruldu. Yani bunların İmam Hatip okulları açıldı. Kurankuşları açıldı. Yani bunları görmemiz lazım. Tarih boyunca insanların bazı noktalardaki ifadeleri
Geçmişi tarif ediyor. Bu CHP'ye karşı olan tavrı kırdı. Büyük ölçüde kıldı. Ama bir de bize karşı olan yaklaşımı da yumuşattı. Yani biz herkesten çalışabiliriz. Kendi içimize kapalı, sadece kendi kendimizi düşünen bir anlayışa sahip değiliz. Ama maalesef daha sonra 1977 seçimlerinde hileler oldu. Bizim oylarımız aynı kaldı ama düştü milletvekili adedimiz.
Onun arkasından da işte Cumhuriyet Halk Partisi'yle bir güneş motel diye siz de duymuşsunuzdur, meşhur gelişmeler. 12 kişi Adalet Partisi'nden istifa etti, 11'i geldi, Ecevit'in bakanı oldu. 11 kişi bakan oldu teker teker ve hükümet kurdular. Onun arkasından tabii biz öyle bir adede sahibiz ki 24'ten ikisi istifa etti, 22 ama nereye ağırlık versek o kazanıyor onlar. O hükümetle uzun sürmedi maalesef. Ecevit hükümeti başarısız oldu. 1979 senato seçimlerinde kaybettiler. Hem mahalli seçimleri oldu hem de senato seçimleri. 1980'de de yanılmıyorsa Muhsin Batur'u desteklediniz değil mi? 1980'de de biz kendisiyle görüşüp anlaştıktan sonra, yani İmam Hodip okullarını kapatmış, başörtüsünü yasaklamış bir orgeneral, CHP'den aday oluyor.
Cumhurbaşkanı adayı. Cumhurbaşkanı adayı oluyor. Git konuş diyorlar Erbakan'la. Ya benim onlara yaptığım ortada ben konuşsam ne olacak? Mümkün olmaz. Sen diyorlar git. Eğer samimi bir konuşma yaparsanız desteğini alabileceğimi zannediyor. Geldi Erbakan Hoca ile konuştum. Batur'u tanımıyor değil ki. Bizimle hiçbir alakası yok. Ama Erbakan Hoca ondan adalet istedi. Askerin siyasete karışmamasını istedi. Dürüstlük istedi. Yapılacak büyük hamlelerin önü kesilmesin dedi. Batur'da dedi ki, hocam ya sen bunu böyle diyorsan benim bu işe bir itirazım yok ki. O zaman biz seni destekleriz dedi. Ama orada tabii kritik nokta. Erbaşıkan Hoca dedi ki, bak sen şimdi CHP'den adaysın. Bizim seni desteklediğimizi sakın ola ki gidip onlara söyleme. Neden?
Seçilemezsin dedi. Sizi destekleyince o sefer... Hocam olur mu öyle şey dedi Batur. Ben bunu söylemezsem olmaz. Beni onlara da gösteriyorlar. Çünkü bizimle anlaşmak demek senin bazı noktalarda bizim fikirlerimize de imkan vermen manasına gelir. Yok dedi ben gidip söyleyeceğim. Gitti söyledi.
Çok oylama yapılıyor. Biz de zaten 22 kişiyiz. Erbakan Hoca bizi çağırdı. Grup toplantımızda hemen onun odasının yanında. Şimdi dedi, oylama yapılacak ama seçilemeyecek ben biliyorum dedi. Oy pusulası nasıldır? Şöyle, kara bir kağıt. İşaret korsan, iptal edilir. Ama biz bir numara çekeceğiz. Batur'un ismini düz değil, diyagonal yazacağız. Şöyle, çaprazlamasına.
Kimse bunu işaret diye anlamaz. Çünkü isim yazıyorsun, veriyorsun. Oylama yapıldı, hakikaten kaybetti. Ama MSP oyları sayılabildi. Yok işte. Hocaya geldi, hoca dedi ki şimdi git. Burada bir hata var, zannediyorum. Oyları yeniden saydır, bu hakkı var.
O da gitti oyları yeniden saydı ama sayarken şu diyagonal kaç kişi yazmış buna bir bak dedi. Baktı geldi vay canına dedi. Hocam siz doğru söylemişsiniz. Kendisine destek veren partinin bir grubu destek vermedi. Yani bunlar bizim yani aslında bizim inancımızı bilenler hiçbir zaman inançlı insanların başkasına
zorbalık yapmayacağını bilirler, haksızlık yapmayacağını bilirler. Ama bunu değil de sadece sanki bazıları, efendim işte bunlar iktidara gelirse zorla namaz kıldıracaklar, zorla başa... Yok ya böyle bir şey, zorla ne namaz kılınır ne de başa ötürür insanları. Böyle bir baskı hiçbir zaman olmamıştır. Onun için bu yanlış anlamalar yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Tamamen kalktı diyemem ama
Bizim Kılıçdaroğlu ile olan bu yakınlaşmamız, Kılıçdaroğlu'nun bu ifadeleri samimi görüyorum ben. Bu birlikteliğin doğmasına vesile oldu ve bizim buradaki anlaşmamız da tamamen ilkeler, prensipler üzerine. Hiç kimseye baskı yapamazsınız. Siz kimseyi zorla başını da örttüremezsiniz. Zorla başını açtırmanız da icap etmez. Kendi istediği okulda okur, dinini iyi öğrenmek için İmam Hatip'e gider, yoksa başka bir okula da gider. Kimseyi zorla bir yöne sevk edemezsiniz. Bütün bunlar aslında Türkiye'nin belli noktaya geldiğinin işareti benim kanaatim. İnşallah ben önümüzdeki günlerin daha hayırlı, daha güzel günler olacağını ümit ediyorum.
Teşekkür ederiz. Bir eklemek istediğiniz bir şey var mı hocam? Yok, teşekkür ediyorum. Ben bütün gençlerin, bizi dinleyenlerin özellikle Ramazan'larını tebrik ediyorum. Daha nice Ramazan'lara huzur, sağlık içinde kavuşmalarını temenni ediyorum. Ülkemizin bir barış ortamına kavuşmasını, bir an önce bu gerginliklerin ortadan kalkmasını ümit ediyorum. İster siyasi yönden
İsterse başka yönlerden olsun. Biz birbirimizi bütünleyen, birbirimizi kucaklayan insanlar olmak mecburiyetindeyiz. Bu ülke hepimizin, birimizin değil. Yeni yetişen nesilde ümit ediyorum ki değerlere daha çok önem vererek yetişir. Ve inançlarını iyi öğrenmelerini, doğru öğrenmelerini tavsiye ediyorum. İnan çok önemli bir şey ama inancı sadece şekilden ibaret zannetmek kadar büyük hata olmaz. Teşekkürler, sağ olun. Ben de size teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun.
Temel Bey'le söyleşimizin böylelikle sonuna geldik. Kendisine yoğun programının içinde bize zaman ayırdı ve bizi genel merkezde ağırladığı için buradan da bir kez daha teşekkür edelim. Bölümü kapatmadan evvel kısa bir değerlendirme yapmak gerekirse. Bence Temel Bey'in Kılıçdaroğlu'nun arkasında durması ve desteklemesi hakkındaki sorularıma her seferinde ısrarla helalleşme referansıyla cevap vermesi kayda değerdi. Yani bu helalleşme meselesi o cephede en azından etkili olmuş.
Kemal Bey'in ittifaklar siyasetini daha önce Tren Topik'te işlemiştik. Tren Topik'in 155. ve 204. bölümlerinde bu konuya ayrıca birer başlık ayırmıştık. Ama Temel Bey'in helalleşme vurgusundan anlaşılan o ki, Kılıçdaroğlu'nun yaptığı yalnızca ittifaklarla siyaset yapmak değil, aynı zamanda bu ittifakların yeşerebileceği zeminin de koşullarını hazırlamak.
AKP'nin iktidarını muhafazakar mahalleyle, seküler mahalleyi bir zıtlık içinde konumlandırarak sürdürmeye çalıştığı malum. Buna işte konsolidasyon siyaseti deniyor ya da kamplaşma siyaseti deniyor. Bunu iki bölüm önce, seccade meselesini yasaklanan Kızılcık Şerbet dizisiyle birlikte yorumlarken işlemiştik. Ama Kılıçdaroğlu'nun helalleşme çağrısının bu zıtlık zemininde bir iletişim kanalı açtığını ve Saadet'in verdiği destek için bir meşruiyet zemini hazırladığını söyleyebiliriz. Önümüzdeki bölümlerde tekrar Türkiye gündemine döndüğümüz bir sürece gireceğiz diyelim ve bölümü bitirelim. Tren Topi'yi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar umudunuzu kaybetmediğiniz günler dilerim. Hoşçakalın.
Çocuklar.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.