Podcast

255: Trend Spor: Fenerbahçe'den kritik zafer, Beşiktaş'ın zirve takibi, NBA ve Euroleague'de play-off hesapları

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Süper Lig'de lider Galatasaray'ın bay geçtiği haftada zirve takipçileri Fenerbahçe ve Beşiktaş geriden geldikleri maçları kazanarak zirve mücadelesini sürdürdü. Basketboldaysa hem NBA hem de Euroleague'de karışan play-off hesapları masaya yatırıldı. Keyifli dinlemeler!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.873 kelime · ~24 dk okuma

Trens Spor'dan herkese merhabalar. Bu hafta Fenerbahçe Karagümrük deplasmanında çok önemli bir galibiyet aldı. Beşiktaş, Derbi'nin de moraliyle Giresun Spor karşısında iyi bir galibiyet aldı. Galatasaray'ın maçı yoktu, bay geçti. Trabzonspor'da sıkıntılar devam ediyor ve bunlar dışında basketbolda da artık son düzlüğe giriliyor. Hem NBA'de hem de EuroLig'de. Tüm bunları Kolcan Akçel'e birlikte konuşacağız.

Olcan selamlar. Selam abi. Fenerbahçe-Karı Gümrük ile başlayalım. Tabii. Senin yorumunu alayım önce. Nasıl bir maç oldu, nasıl bekliyordun, nasıl gitti?

Ya bence çok sıkıcı maç oldu. Her şeyden önce şunu söylemek istiyorum. Hakikaten şu olimpiyat stadını artık maça oynatmasınlar. Hele ki mevsim koşulları, hava şartları böyleyken kesinlikle bu stadda hiçbir müsabakanın yapılmaması gerekiyor. Futbolcusundan, teknik direktörüne, oradaki kameramanından, spikerine, gelen taraflara kadar eziyetten başka hiçbir şey değil. Zaten ülkenin herhalde en kötü yapısı spor anlamında. Yapıldığı yerden tutuş şekline kadar. En önden bilet alsan yine dürbünle izlemek zorundasın. En ufak yağmur yağıyor artık o soğuktan donuyor mudur nedir bu kadar kaygan bir zemin. Yani çok garip. O yüzden hiçbir keyif almadığımı söylemem gerekiyor. Sahada zaten pastan daha çok ayağa kayan oyuncular var. Valencia'ya yaptığı isabetli pastan daha çok ayağa kayıp düşmüştür yani. Çok net bir şekilde.

Transkriptin tamamını oku

Goldeki sebep de, Altay'ın yediği goldeki büyük ihtimalli sebep de yine zeminin çok kaygan olmasıydı ama... Bu arada, Mia Zeitz'in golünün daha da zor olmasını sağlayan şey ne biliyor musun? Arkada bir derinlik algısı yok. Tribünler çok uzak ya, orada gol daha da zor oluyor. Tribün hemen kalenin arkasında olsa, derinlik algısı oluşabiliyor ve kaleyi daha iyi hissediyorsun, daha iyi görerek vurabiliyorsun. Katılıyorum abi. Arkada büyük bir boşluk olduğu zaman kale de küçülüyor şu tattığın yerden. O yüzden Zeiss'in golünün daha da hakkını vermek lazım. Bunu daha önce söylemiştim ve inanılmaz mantıklı gelmişti. Zaten dediğim gibi kaleyi odaklamak çok daha kolay. Ama kalenin arkasına bakıyorsun bomboş, hiç yani. Koyu giymiş taraftar olsa arkada bir nebze daha etkili olur. Taraftar da yok zaten statta. Belirli bölümleri falan satılıyor. Golü daha da daha da daha da zorlaştıran şey o rüzgârda o topa belki de vurabilmek, o şekilde gönderebilmek. Ya da belki bir yandan rüzgârın da o topun falsosunda etkisi olmuş olabilir. Fenerbahçe'yi 45'te çok iyi bir oyun sergilemedi. Bunun ana sebebi de kesinlikle Ara ve İsmail tercihi. Aynı zamanda bence İrfan Can Kahveci tercihiydi. Şöyle, aslında ben bu merkez başlangıcını şahsen negatif buluyorum. Doğru bulmuyorum.

Ama Cesus bunu neden yaptı diye düşündüğümde bir mantığını kurabiliyorum. Çünkü karşısında gerçekten son birkaç ayın en formda merkezi olan takımı var. Hakikaten Richie, Ozdoev, Bertolacci ve oynadığı zaman Şukurov zaten çok formdalar. Aynı zamanda oyuna ağırlıklarını koyabilen bir üçlü.

Dördünden üçü hangisi seçilirse seçilsin. Mesela ben Rich'i hakikaten çok beğeniyorum. Bunlara karşı elindeki en sert iki merkez oyuncusunu kullanmak ve sertlikle beraber merkezi almaya çalışmak bir seçenek olabilir kesinlikle. Ama oynamanız gereken bir müsabakada, topun ayağınızda olması gereken bir müsabakada sizi ekstra kısırlaştıran da iki tercih oluyor Arao ve İsmail.

Hakikaten birbirlerine çok büyük zarar veren iki oyuncu bana kalırsa ve kesinlikle tercih ikisi arasında yapılmalı oynadıkları dönemde. Bu anlamda Cesus'un başlangıç kadrosunun çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Zaten bu çok önemli bir gösterge. Eğer 46'da 2, 57'de 2 daha yani 57. dakika geldiğinde 4 tane öncü değiştiriyorsanız ve bunlardan çıkan 2 tanesi İrfan Can'la Will'in Ara'a oluyorsa burada demek gibi zaten benim maç planım yanlış. Başlangıç planım yanlış demektir.

Ama bunun olumlu bir yandan da bakıyorum, George Jesus hakikaten çok çok erken önleme aldı. Çok çok erken testi koydu ve çok iyi değişiklikler yaptı. Ve zaten bu değişiklikler de maçı getirdi. Zaytzin golü, Arda'nın girdikten sonraki katkısının yanında kornerden yaptığı asist. Ve benim en beğendiğim değişiklik, back oyuncusunu ısrar etmedi. Ezcan Aliyovski'ye çıkarıp Bright O'su'yu Samuel'i oyuna koydu.

O andan itibaren de zaten Fenerbahçe'nin hücumları daha da akıcı bir hale almaya başladı. Ebru Makoli'nin de direkt olarak aktifliği, Alios çıktıktan sonra sıfıra indi ki maç boyunca da Karagümrün bence hücumdaki en iyi oyuncusuydu. Cagne'yi Samet oynatmadı ki Samet de aslında çok iyi bir performans göstermedi. Ferdi en kötü günündeydi ama Fenerbahçe için çok büyük bir şans ki Borin de en kötü günlerinden bir tanesini yaşadı. Yoksa bu eşleşmede dünkü Ferdi'nin formuyla beraber hakikaten ciddi sıkıntı yaşayabilirdi Fenerbahçe. Bir noktadan sonra zaten Giorgisuz bu sezonu hiç görmediğimiz haliyle 4-2-3-1'e döndü.

Bana biraz garip geldi, maçın o dakikasında Karagümre'ye karşı. Karagümrük de üstüne haldır aldır gelirken özellikle 2-1 bulduktan sonra son 15 dakikayı Karagümrük kontrolünde oynadı maçı iki takımda. Ve bu anlamda taktiksel değişiklik, oyuncu değişiklikleri hakikaten Cessus'un bol bol deneme yaptığı ve bol bol aslında bence hamleleriyle de maçı aldığı Tabii ekstra Mia Zaitz'in de dönüşü başlatan golüyle Fenerbahçe çok zor bir atmosferden, bunu zemin ve stat olarak söylüyorum, çok iyi bir takıma, ligin aktif en formda takımıydı Karagümrük. Çok değerli bir galibiyet aldı diyebiliriz.

11 maçtır, kaybetmiyorlardı. 12. maçta Fenerbahçe'ye karşı kaybettiler. Valla bence şu değişikliklerin hepsinden pozitif sonuç aldı. Ben 2-1'den sonra da Fenerbahçe bence öne geçtikten sonra çok daha doğru bir oyun oynadı. Maç 1-1 iken hem Koli'nin çaprazdan kaçırdığı, orada da alta iyi çıkardı. Koli de hatalıydı ama o pozisyonu da iyi kurtardı. Bir de Borin'in üstten avuta vurduğu var. Orada maç mesela iki tarafa gitti geldi o pozisyonlar. İşte Fenerbahçe'nin de var kaçırdığı şeyi. Penaltı pozisyonu var, bilmem ne.

Hani orada maç gidip geliyordu ama 2-1 öne geçtikten sonra hiçbir şekilde kara gümrük tehlikesi görmedik. Ve yine Fenerbahçe savunma hattını 30-35 metreye çıkardı. O 4-2-3-1 oynadığı bölümde yani. Tabii kara gümrük oyunu aldı ama sıfır pozisyon ve sıfır tehlike. Yani Fenerbahçe kalesine pek yaklaşamadılar.

O yüzden bence ikinci yarıyı her haliyle iyi oynadı. İşte bir tek ikinci yarının ilk başındaki 10 dakikada işte o Borini ve Collier'in kaçırdıkları ama ondan sonraki bölümde hep Fenerbahçe'nin istediği gibi oldu işler. Ve genel olarak bence Karagümrük belli bölgelerde, belli konularda zaaf yaşayan bir takım. Ve o konuların üzerine giden bir Fenerbahçe vardı. Mesela Durantop. Daha hemen maçın birinci, ikinci dakikasında çok çalışılmış bir duran top. Onun dönüşünde tekrar orta. Samet işte adamın üstüne çıkmasa maçın daha üçüncü dakikasında öne geçiyor Fenerbahçe. Ve ikinci golde galibiyeti getiren golde Arda'nın arka direğe mükemmel kestiği bir orta. Aslında Zaits'in şutu ve Arda'nın korneri iki tane yüksek kalite işi var orada. Zaits'le ilgili de şöyle bir durum var. Ben ofise gittim bugün. Ofiste işte herkes Zaits'in golü falan konuşuyor. Şey konusu geçti işte attığı en güzel gol falan. Açtık bütün gollerini izledik 2 senedir Fenerbahçe'de attığı golleri 2-3 yıldır. Bütün gollerinde en dikkatimi çeken şey şimdi hepsini tek tek izledikten sonra şunu fark ettim. En güzel golü bu tabii ki ama bu adamda hareketli topa vurabilme gibi çok değerli bir meziyet var.

Evet. Birçok golünde top hareket ederken vuruyor ve bu gerçekten çok zor. 100 futbolcunun 90 tanesi önce topu kontrol edip ondan sonra vurmaya denerdi. Bu adam top havadayken çok da zor yani rakitten seken ve o an gelişen bir pozisyon yani Valencia'nın çok kötü ortası. Rakibe çarptı ve birden Zeiss'in önüne düştü ve Zeiss onu kontrol etmedi. Çok temiz bir vuruş. Sinan abi araya girebilir miyim? Golü ağır çekimde izlerken çünkü çok dikkatimi çekti benim bu. O kadar kıvamında vuruyor ki o yükseklikteki topa. Bacağından biraz daha güç verse senin dediğin gibi 100 futbolcunun bu arada 90'ı onu hakikaten stadın dışına dikebilirdi. O kadar iyi oturtmuş ki ayağını. Bu söylemine hakikaten çok katılıyorum. Onu eklemek istedim araya.

Bu da çok çok değerli bir özellik. Çünkü bütün futbolcular kontrol etmek zorunda hissediyor çoğu zaman kendisini. Zeiss herhalde buna antrenmanlarda falan özel çalışmış. Hareketli topa gerçekten çok iyi vurabiliyor. Bu da fark yarattı bu maçta. Yoksa hani şurada bir puan kaybı ligi kırabilirdi. Bu arada Jorge Jesus'la ilgili de Flamengo iddiaları çıktı. Başlamak üzere Brezilya ligi de. Ve Flamengo için bir efsane tabii Jorge Jesus. Oraya gider mi vesaire gibi haberlerde okuyoruz şimdi.

Herhalde ligi tamamlar diye düşünüyorum burada. Ben de. Ve çok da zor bir deplasmanı geçti Fenerbahçe. Kesinlikle. Bu arada söylemeden de edemeyeceğim. Çok fazla hakem konuşmayı seven biri değilim ama Abdülkadir Bitigen'in de bence rezalet bir maç yönettiğini söylemekte fayda görüyorum. Mesela penaltıyı vermemenin çok bir izahı yok. Çok net bir şekilde Levent Mercan'ın Valencia'nın ayağına müdahalesi var. Maalesef bazı şeylerin etkisinde kalınabiliyor hakemler tarafında.

Penaltı şeyi değil mi? Fenerbahçe'nin sürekli penaltı atması üzerine. Kesinlikle ve bunun yanlış bir algı olduğunu düşünüyorum ben. Hakikaten Fenerbahçe'nin sezon başından beri kazandığı penaltılara göz gezdirdim bu muhabbetlerden sonra. Gerçekten acaba garip bir şey var mı diye. Eminim sen de izlesen aynı şeyi düşüneceksin. Arda Güler'in Beşiktaş maçındaki pozisyonu dışında tartışmaya açık bir penaltısı olduğunu düşünmüyorum ben Fenerbahçe'nin. Ve dünkü pozisyonda gerçekten çok net.

İlk iptal edilen golde bir foil olduğunu da düşünmüyorum bu arada. Samet Hakaydın yükseldiğinde zaten havadayken Ryan Bunny'a yerde ve şey çok dikkatimi çekti, oyuncuların vücut dilleri. En ufak şeyi hissetsem biliyorsun ki bu ülkede en ufak darbede her türlü itiraz, hele ki bunun sonucu gol olmuşken, hepsi yapılırken foil olmaması bir tarafa, kara gümrük oyuncularının dahi hiçbir şekilde itiraz etmediği bir noktada tekrar tekrar izleyince de ben bir foil olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Orada Samet'in sanki iki eli birden rakibinin üzerinde ve boşa sıçrıyor ya. Boşa sıçrama zaten çok şey düşündürtüyor yani. Burada bir hata var. Yani Samet saçma bir şey yapıyor. Boşa sıçrıyor ve elleri de rakibinin omuzunda. Hakem de onu direkt... Hani direkt onu görüyorsun yani. Kocaman bir Samet var adamın sırtına koymuş ellerini falan. Orada şiddeti falan ölçememiş olabilir. Orada hakeme ben kızmam ama...

Penaltı pozisyonda da daha ziyade var. Yani zaten son haftalardaki hem Galatasaray hem Fenerbahçe maçlarındaki hakem kararlarının %90'ı orta hakemden çok var hakemlerinin problemi. Evet, katılıyorum. Mesela Arda'nın pozisyonu da orta hakemden çok var hakeminin sorumluluğunda. Çünkü orada bir Onur Ayak uzatmış, görüp sezememiş olabilir. Var olarak senin olayın bu zaten. Hakem yanlış yaptığında devreye gir. Son haftalardaki bütün pozisyonlar var hakemlerinin orta hakemleri de yakması gibi geliyor bana açıkçası. Doğru. Bir de son olarak da ben hiç fark etmedim maç izlerken. Ama diğer tüm hakem hocalarının dün akşam yorumlarında

Karagümrük golünden önceki kural tahtından bahsettiler. Batuhan Şen golün öncesinde topun kontrolünü eline alıyor. Onun ardından topu yere bırakıyor. Sonra yeniden eline alıyor. Tabii bunu fark etmek mümkün değil bence o maça esnasında. Ben de fark etmedim.

Tabii ama sonrasında işte abi şöyle bir şey var, ben fark etmeyeyim sen fark etme ama var mesela bunları fark etmeli en ince ayrıntıya kadar elinde ekran var çünkü maç oynanırken de dönüp izleyebiliyorlar sonuçta bu pozisyonda. Bir de onlar o gözle izliyor yani biz futbol olarak izliyoruz onlar hakemlik olarak izliyor yani onların fark etmesi lazım gerçekten. Evet çok garip ya gerçekten bilmiyorum abi ama Fenerbahçe için hakikaten çok değerli galibiyet ya böyle tüm her şeyi alt alta koyunca. Beşiktaş Giresun'a geçelim mi? Tabii, geçelim abi. Beşiktaş çok coşkulu başladı. Zaten Fenerbahçe derbisinden sonra da beklenen bir şeydi. Giresun'da da işler hiç iyi gitmiyor. Ya bakma, Ümraniye Spor ve İstanbul Spor kazanamadığı için Giresun ligde kalacaksa kalacak. Yoksa Giresun için tam bir ligden düşme sezonuydu bu sezon. Çünkü aylardır maaşlar ödenmiyor. Bir sürü futbolcuyu kaybettiler sırf maaş ödeyemedikleri için. Geçen senenin ikinci yarısından beri devam ediyor bu. Ve bu seneki Giresun çok çok daha zayıf bir Giresun.

Hırsları, dirençleri tabii ki azalıyor oyuncuların. Yine de bu Fenerbahçe olsun, Galatasaray-Beşiktaş deplasmanları olsun yine çok daha istekli, hırslı oynuyorlar ama burada Beşiktaş da geçen haftaki derbi galibiyetinden dolayı çok daha motive ve konsantreydi. O yüzden 1-0 yenik duruma düşmelerine rağmen Çok net bir şekilde toparlandılar ve net bir üstünlükle maçı kazandılar. Ama Abu Bakar'ın pozisyonu, kırmızı kart konusu tabii ön plana çıktı. Yine de kazanabilirlerdi bence. Yani 10 kişi bile kalsalar kazanabilirlerdi. Coşkulu bir Beşiktaş vardı. Ama yine bu maçta da maalesef hakem kararı, hakemin Abubakar'ı atıp atmaması falan konuşuluyor. Ama bunlar dışında iyi bir Beşiktaş, Redmond'un Fenerbahçe galibiyetindeki rolünden dolayı yeniden çok motive ve etkili bir oyun oynadığını görüyoruz. Gezal'ın yavaş yavaş toparlanabildiğini görüyoruz. Haftalar sonra iyi bir Beşiktaş vardı ve bir Beşiktaşlı olmamama rağmen Beşiktaş maçı izlediğimde keyif aldım. Tribünün sahaya etkisini ve Beşiktaş futbolcularıyla tribünün birleşip coşkulu bir oyun oynamasını yine aylar sonra belki ilk defa izleyebildim. Bunlar açısından güzeldi. Beşiktaş adına iyi bir geceydi sanki.

Ben de gerçekten Şenol Hoca'nın takımlarını izlemeyi seviyorum abi. Yani bir de eline bu tarz kaliteli bir kadro verilince de hoca bunu gayet iyi kullanıyor. Tabii Valerian İsmail Noyun tarzından sonra Beşiktaş'a gelmek bir tık başlangıçta sıkıntı yaratmış olabilir. O istenen hani senin coşkulu ve arzulu dediğin kısma gelene kadar bir müddet sancı çekmiş olabilir Beşiktaş ama. Abu Bakır'ın da hücum hattına eklenmesiyle, Redmond'ın performans arttırması, Cenk Tosun'a olan dokunuş, Raşit Gezal'ın sakatlıktan dönmesi hakikaten Beşiktaş'ın çok ciddi bir noktaya doğru evrilmesine sebebiyet verdi. Evet, Abu Bakır'ın pozisyonundan bahsettin ve az önce dediğin gibi yine bir var sorunu bu aslında. Zaten ortak kimin oyunu takip ederken görmesi mümkün değil.

Ama yani ekran başında bunu izleyip önce Abubakar'ın kafa atmasını, onun ardından yumruk sallamasını... Normal bir dirsek ya da omuz omuza müdahale eden kavga sonucu itiş-kakıştan bahsetmiyoruz. Yumruk sallamadan bahsediyoruz burada. Kafa atmadan bahsediyoruz. Bunları konuşurken hakikaten sonucunda kırmızı kart çıkmamış olması çok çok komik. Bunu da anlamak çok zor. Hiçbir şekilde de izah edilebilecek bir durum değil. Ama oyunun geneline baktığımızda da

Şuna inanırım dediğin şeye 5-10 kişi de olsaydı Giresun'u çok rahat sindirebilecek bir ekip. Giresun'u ben çok daha sıkı bir şekilde beklerdim ama ciddi problemler söz konusu tabii. Bu maçta beni şaşırtan şey belki de Redmond'u ödüllendirmek için tabii ki ama Getson Fernandez'in kesik yemesi oldu. Ama Fenerbahçe maçında çok kötüydü Getson. Çok kötüydü gerçekten ama yine de istikrarlı bir performans var ve kolay vazgeçilebilecek bir oyuncu olduğunu da düşünmüyorum Getson'un.

Ben Şenol Hoca'nın Cesur'u beğenmediğine dair bir şeyler duymuştum. Gerçekten mi? Çok garip. Insight bir bilgi bu. Yani ilk kötü maçından sonra da hemen kesmesi de o açıdan şaşırtmadı. Bence Sayis'in eklenmesi de çok fayda sağladı. Mesela ikinci gole bak, sadece 2 e-pass, 1 e-shoot ile 3 harekette gole gittiler. Yani Sayis orada geriden oyun kuruyorlar. Baskıyı yönlendirmeye çalışıyor Giresun. İşte yanına versin, arkaya versin falan gibi baskıyı yönlendirmeye çalışıyor. Seyis onları şaşırtıyor ve ezber dışı dikine bir pas atıyor Gezal'a. Gezal da kaliteli adam. Sırtını dönüyor, dribbling yapıyor. O da Abubakar'ı çok iyi görüyor. İki tane çok kaliteli pas. Abubakar çaprazdan atılmamış da hazır. Çok sert bir şut ve kaleci Ferhat'ın da zayıf kalıyor refleksleri zaten. Ayakları biraz daha iyiydi de elleri problemli.

Zayıf refleksi, gol. Sadece 3 doğru hareketle. Ama Abubakar'la ilgili de şunu düşünüyorum. Son haftalarda çok sinirli. Fenerbahçe maçında da garip garip hareketleri vardı. Hatırlıyorsun, taraftarı kızmıştı falan. Böyle hareket yapmıştı.

Bu çok sinirli olmasını da şuna bağlıyorum Oğuzhan. Fark ettiysen çok iri gözüküyor Abu Bakar. Yani kilolu baya, baya şişmiş durumda. Ve bu kilosundan dolayı o patlayıcı hızında büyük bir kayıp yaşıyor. Normalde mesela o derbide Zalai'nin buna yetiştiği ve omuz atıp dağıttığı pozisyon var ya, normalde Abu Bakar alır gider ve gol vuruşunu yapardı yani.

Stopper'in gelmesine izin vermezdi o toplularda. Fakat ağır kalıyor artık. Gidemiyor eskisi gibi. Eskisi gibi gidemediği için de bence sinirleniyor. Ve bu oyununa yansıyor. İki maçtır çok sinirli. Çünkü yapamıyor. Normalde kafasının düşündüklerini vücut yapamıyor bazen. Hep de değil tabii ki ama bazen özellikle patlayıcı koşulları yapmakta zorlanıyor. Yine dribbling hareketlerini yapabiliyor biraz ama patlayıcı koşullarda bence zorlanıyor. O yüzden de çok sinirli görüyorum iki maçtır. Herhalde ondandır diye düşünüyorum.

Abi sen Abubakar'ı şu an tam halı sahada koşamayıp çenes çalışan amcalara benzettin. İleri asla gitmeyen ama arkadan sürekli ileridekilere konuşan o adam evet doğru bildiniz Abubakar. Ama yani maç içerisinde de tweet atmadan edemedim. Beni hakikaten bu ligde bu kadar etkileyen hücumcu çok az var.

Ya mükemmel bir oyuncu. Kramponunu koysan oynar tabiri var ya. Bu adam herhalde 100 kilo da olsa ya da 40 kilo olup fizikten söz bile etmesek hakikaten çok çok başka bir oyuncu. İnanılmaz beğeniyorum. Hani yürürken bile seken bir adamın bu kadar dominant bir hücumcu olması benim için hakikaten sıra dışı bir olay.

üst düzey bir oyuncu. Beşiktaş'a geldikten sonraki zaten hücumun ön tarafına Abu Bakar'ı ekledikten sonraki Beşiktaş'ı gördüğünde o bitiricilik direkt artmaya başladığında Abu Bakar'ın bir takımın hücumuna, skor potansiyeli ne kadar etki ettiğini görüyorsun. Hakikaten bambaşka bir oyuncu. Katılıyorum sana bu arada. Abu Bakar normalde daha sempatik, saha içerisinde daha hiç rakibiyle uğraşmayan bir oyuncuydu aslında.

Ama son dönemde hakikaten çok çok sinirle üzerinde baskı mı var diyeceğim. Öyle baskılık bir durumu da yok. Herkes çok seviyor. İyi bir performans sergiliyor. Garip. Ben de garipsiyorum yani. Bu arada az önce arada yine bir kaleci yorumladın. O da gözümden kaçmadı. Yine dayanamadın abi.

Ferhat'ı hiç beğenmemdi o yüzden. Yine de Abubakar'ın golünde uzanamaması dışında hayatının maçını oynuyordu ilk yarıda. Ama Abubakar'ın golünde yine elini fazla uzatamadı. Bu arada, Abubakar'dan bu kadar bahsediyoruz. Mesela Wegors Manchester United'a gidebiliyor ama Abubakar daha çok zevk veriyor. İkisi arasında fark... Evet, Wegors daha günümüz futbolcusu. Dünya Kupası'nda da farkını gösterdi. Manchester United'a transferinde de, orada oynayabiliyor olmasında da... Birçok açıdan evet çok daha fit, çalışkan, takım oyuncusu falan. Ama dediğin gibi o yürürken bile seken adam çok estetik. Farkını yarattı yine. Gerçekten öyle. Hoş ben biliyorsun bir an Vekors'a karşı biraz daha farklı düşünüyorum. Onu hiç kimseye yedirmem ama Abubakar bile olsa. Yine de ama Abubakar'ı izlemek bambaşka bir keyif.

Ben bu hafta Kasımpaşa-Trabzonspor maçına da gittim bu arada ve hafta sonunda Trabzonspor'la da Beşiktaş karşı karşıya gelecekler. Trabzonspor gerçekten çok kötü durumda. Kasımpaşa 2-0 kazandı, işte yerinde izledim. Trabzonspor çok reaksiyonsuz, yani çok bitik durumdalar. Aslında yeni başkan değişti, hocalar değişiyor, oranakta gitti. İçeriden hocalarıyla devam ediyorlar falan ama hiçbir şekilde tepki veren bir oyuncu grubu yok. Çok zor bir durumdalar. O yüzden bu derbiyle ilgili yani Trabzon-Beşiktaş büyük maç diyelim derbi demeyelim. Bu büyük maçla ilgili de öngörüde bulunmak zor gerçekten yani Trabzon spor adına. Ama belki bir büyük takım reaksiyonu gösterirler hafta sonunda. Kasımpaşa-Trabzon maçıyla ilgili esas şunu konuşmak isterim. Yasin Özcan var, Kasımpaşa'nın sol beki. Henüz 16 yaşını doldurmadı. Ve oldukça sakin, soğukkanlı gördüm. Hiç 16 yaşında değil de sanki 36 yaşında veteran bir oyuncu gibi çok rahattı. Sevdim baya. Fiziği de iyi gayet. Sadece dayanıklılık lazım. Çok daha fazla git gel yapması lazım. Ve daha sert oynaması lazım. Ama onun dışında oldukça iyi bir genç. Onunla ilgili söylemek istiyorum. Bir de Kasımpaşa'da ilginç bir sol back üretimi söz konusu. İlk Çağatay'ı çıkarmışlardı U19 takımlarından ve Fenerbahçe'ye vermişlerdi. Ama Fenerbahçe'de oynayamadı. Şu an ne yapıyor bilmiyorum.

Sonra Eren Elmalı'yı çıkardılar ve onu da Trabzonspor'a sattılar. Gayet de iyi bir bonservüs elde ettiler. Şimdi de 16 yaşında bir Solbeck'le oynuyorlar. O da gayet iyi gözüküyor. Büyük ihtimalle onu da Beşiktaş'a ya da Galatasaray'a verebilirler. Kesin. 3 Solbeck. Altyapı canlı gayet ve sürekli bir Solbeck üretimi. Kasımpaşa'yı da bu açıdan kutluyorum. Gayet iyi bir genç. Daha geliyor açıkçası oradan.

Bu arada ülkede de en zor üretim yapılan mevkinin Solbek olduğu ortamda. Kasımpaşa'nın böyle bir anda sürekli üretmesi de hakikaten garip. Çağatay bu arada kiralık. Yanlış hatırlamıyorsam Iğdır'da oynuyor. Ama geleceği için çok bir şey beklemiyorum. Sinan abi bizim genç yaş kavramımız biraz farklı. Çağatay yanlış hatırlamıyorsam 21 yaşında olmalı. Çocuğun daha üst seviyede toplası herhalde 10 tane resmi maçı yoktur.

Yani 21 yaşına kadar bu planlamayı yapamaman izahı yok. Hatta şimdi konuşurken bir yandan da bakmak isteyeceğim. Yani Iğdır'a kiralamanın bir oyuncuya ne mantığı ya da ne anlamı var? Mevcut kiralama durumu Emir Ortakaya gibi olmalıdır. Derdimi uzun süredir anlatmaya çalışıyorum. Emir takır takır topunu oynuyor ve TFF birincilikte. Bu genç oyuncuların kiralanması için iyi bir lig. Şimdi bakıyorum Iğdır 3. lig grup 2 takımı. Çağatay burada kendine ne katabilir? 21 yaşında. Oynuyor mu peki? 5 tane maç oynamış. Hiçbirine ilk 11 başlamıyor. Çok garip. Bakıyorum 16 dakika, 1 dakika, 31 dakika, 12 dakika, 11 dakika. Bu nasıl bir kiralama ya böyle?

Olmayacak belli ki. Bu arada hakikaten de A takımda ondan fazla maçı yoktu, 9 maçı varmış. Kasımpaşa'da 7 maçı, Fenerbahçe'de 2 maç. Ben çok üzülüyorum ama iyi ki Eren bir şekilde direkt oynamaya başladı, Trabzon'a gitti. Yasin sezon başından beri neredeyse çok fazla forma şansı buldu. Şimdi oynuyor muhtemelen yine büyük takımlardan birine gidebilecek potansiyelde bir oyuncu.

Ya bu işi çözmek lazım artık ya. Şimdi Çağatay örneği verince ekstra bir tık sinirlendim. Yani başka ülkelerde 18 yaşında, 17 yaşındaki çocuklar minimum 50 resmi maça ulaşmış vaziyette. Minimum o da yani. Biz hala... Çok garip ya. Resmi maç oynamayan 20 yaşında çocuklar var. Adamlar kayboluyor gerçekten.

şimdi de turk futbolunun avrupa futboluna örnek olduğu bir konuya geçeceğiz biliyorsunuz senelerdir süperlikte çok sayıda teknik direktör değiştirilmesini eleştirirdik ama bu konuda hem premierlik hem de diğer avrupa ligleri bizim yolumuzu doğru buldu ve sürekli teknik direktörü değiştirmeye başladılar. Premier League'de bu sezon, geçtiğimiz hafta itibariyle son olarak Chelsea'de teknik direktörü değiştirince 13 teknik direktör değişikliğine gidildi ve Premier League'de rekor kırıldı. Nisan'ın başı itibariyle 13 teknik adam değişikliği bir rekor oldu Premier League'de. Ve sadece Premier League'de bu konumda değil, diğer Avrupa Lig'lerinde de çok sayıda teknik adam değişimi yaşanıyor. Hatta Freiburg'un teknik direktörü Christian Streich

Bu konuda bazı açıklamalar yapmış. Oğuzhan istersen onları sen aktar bize. Tabii aktarayım. Bu arada şunu da ekleyeyim. Teknik direktör değişiyor. Yerine gelenlerin açıklaması da çok garip. Lampard, işte önümüze bakmamız lazım. Tam bir Kemal Özdeş açıklaması bu yani. Kötü sonuç ardından Kemal Özdeş açıklaması. Ben premierlik hocasının önümüze bakmamız lazım diye bir şey dediğini hiç duymadım hakikaten. Yani bunu yapan bir de Chelsea'nin teknik direktörü olunca çok garip geliyor.

Kristian da şöyle diyor, tarifi imkansız bir baskı var. Her şeyinde kişiselleştiğini söylüyor. Birçok alanda zorluklar var ancak böyle bir gelişim yolu izlemek de fazlasıyla zor diye eklemiş. Kişilerin hatta çok sayıda şaşıracağınız kadar kişilerin psikolojik sorunlarının olduğundan temel sebebin ise tamamen tükenmişlik olduğundan söz ediyor. Samimi hissetmeyenler var. Bir bağlantı yok onlarla.

Bu aslında sadece kişilerin değil, bütün toplumun problemi ve korkutucu diyor. Sporsif direktörlerin, teknik direktörler gibi anormal bir baskının altında ezildiğini söylüyor ki bence Türkiye zaten buna çok iyi bir örnek. 2-3 maç kaybedince kulüp yöneticiler taraflar aklını kaçırıyor ve sosyal medyada içlerini kusuyorlar. Bu da bana bu arada Türkiye'yi bayağı bayağı hatırlattı diyebilirim. Freiburg'dan bahsederken de devamlılık olduğunu ve yapılan şeyleri anlamlandıracak bir tutum. sergilendiğini, durumun böyle olmadığı yerlerde işlerin yokuş aşağı gittiğinden bahsediyor ve mega büyüklükteki şirketler vergi ödemiyorlar, ödemek zorunda kaldıklarında ülke değiştirip ülkelere şantaj uyguluyorlar. Bu neokapitalizmdir ve neokapitalizm yok eder diye bir açıklaması var. Hakikaten hayatı futbolla beraber harmanlamış diyebiliriz burada. Biraz bu şeylere de değiniyor anladığım kadarıyla. Chelsea'ler, özellikle Premier Lig'in dev kulüplerinin iş adamları tarafından satın alınması, vergiden kaçmaları, biraz Perser Jermen de bunu yapıyor anladığım kadarıyla. Biraz onlara da dokunduruyor. Yeni Avrupa futbol düzenine de değinmiş oluyor. Bir sistem eleştirisi de yapıyor ve Osmaniye Spor Teknik Direktörü Mustafa Özer'in Radyo Spor'a bir açıklamasını okudum bugün. Tabii o çok durumun farkında değil yani. İngiltere'nin de Türklere benzediğinin çok farkında değil muhtemelen. Şöyle bir açıklaması olmuş. Teknik direktör olarak Allah'tan İngiltere'de çalışmıyoruz yoksa aç kalırdık. Adamlar 8-10 yılda bir hoca değiştiriyor demiş.

Olaya bambaşka bir perspektiften yaklaşmış. Artık 8-10 yılda bir hoca değiştirmiyorlar. Artık bizim gibi çok daha sık hoca değiştiriyorlar. Ama diyor ki yani eskisi gibi hoca değiştirdiği zaman bu kadar çok teknik direktör olmuyor tabii piyasada. Yani bizde bir yandan teknik direktör cenneti. Yani hepsi 2 ay o çalışıyor, 3 ay bu çalışıyor. Hepsi bir şekilde dönme dolap parasını kazanıyor yani. Bir sektör olarak daha çok karın doyuruyor Türkiye'deki.

O açıdan Mustafa Özer haklı. Ama trajikomik tabii ki bu. Bu hafta Avrupa Futbolu konuşmadık ama Şampiyonlar Ligi maçları oynanacak. Gelecek hafta daha çok Avrupa Futbolu konuşuruz. Esas NBA ve Euroleague'de normal sezonlar tamamlandı ve artık bir playoff heyecanı. NBA'de play-in de var tabii. Biraz bunları konuşalım. Sen beni aydınlat. İstersen NBA ile başlayalım.

Memnunum basketbol geçtiğimiz için. Abi bıktım artık. Sürekli futbolun içine çekiyorsun. Biraz daha basketbol konuşabilirsek sevinirim. Yok MHK'ymiş, yok şampiyonluk yarışıymış. Gerçek yarış play'inde diyebiliriz. Sonra Euroleague'den de bahsedeceğim. Euroleague daha beter ama orada da bir Fenerbahçe.

uğursuzluğu var diyebilirim. Bence duyunca şaşıracaksın. Şimdi NBA Play-in'de Doğu tarafında maçlar başlıyor. Miami Atlanta'nın galibi Doğu'nun yedincisi olacak. Toronto Chicago'nun galibiyle Miami Atlanta'nın mağlubu arasında oynanacak maç ise 8. sıradan play-off'a giren takım belli edecek. Kimisine göre bu sistem çok sağlıklı olmadı NBA için ama şahsen bana fikrimi sorarsan ben hakikaten iyi olduğunu düşünüyorum.

Bu eskiden yoktu ya. Ne zamandır var play-in sistemi? 2-3 sezondur var abi. Ben takip ederken yoktu evet.

Ya ben de eskisi kadar NBA'yi takip etmiyorum ama en azından bu Ben Play'inin rekabetçilik tarafını biraz daha beslediğini düşünen bir insanlardanım. Batı tarafında Lakers Minnesota'nın galibi Batı 7.sı olacak. Oklahoma City New Orleans'ın galibiyle Lakers Minnesota'nın mağlubu arasında oynanacak maçın galibi de 8. sıradan playoff'a giren takımı belli edecek. Play'in maçları Salı'yı Çarşamba'ya bağlayan gece başlayacak. Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece de sona erecek.

Bazı güzel detaylar da var NBA'de. Sacramento 17 sene sonra ilk kez playoff yapıyor. Phoenix Suns... Bu 17 yıl önce Villadivac'ların olduğu Sacramento herhalde. Weber vardı. Düşününce 2005-2006 olabilir tabii. Ben o dönemde 9 yaşındaydım. NBA'den haberim yoktu ama. Hidayet'in herhalde hala Sacramento'da. Bak, o dönem izliyordum NBA'yi ve o Sacramento'nun ilk beşini ezbere biliyorum. Mike Beebe, Doug Christie, Peja Stajkovic, Weber ve Vilade Divac. Vay, vay, vay. Sinan Yılmaz gerçek bir NBA gurmesi olduğunu burada kanıtlıyor. Bakın, çalışıyor. Oh, ne çıplaklık! Kapı'yı geçti. Yardım ediyor. Yardım ediyor!

Hatta işte 6. oyuncu da Hidayet işte. İlk 6'sını biliyorum adamların yani. 2005-2006'da galiba o takımda şey de var, Ronartes de var.

Benim saydığım kadro zaten büyük ihtimalle 2001-2002'ler falan. Evet, evet. Hidayet varsa, 2001-2002. 2005-2006'da yine Mike Bibi'nin olduğunu hatırlıyorum. Tabii Geç Fıratçıları izlemekten, o günü takip ettiğinden. Stuyco için olduğunu hatırlıyorum. Bir de Bonzi Wells diye bir oyuncu vardı. NBA oyunlarında çok alırdım onu. Oradan hatırlıyorum olduğunu. O yüzden Sacramento için 17 sene sonra ilk kez playoff var. Phoenix Suns Clippers eşleşmesinde Westbrook ile Durant tekrar playoff'ta rakip oluyor. Araları iyi mi kötü mü ben hala anlamıyorum.

O da garip bir eşleşme. Lakers 7. olması halinde Memphis'le eşleşiyor. Memphis playoff'a kalan takımlar arasında en genç takım, Lakers en yaşlı takım. Bu bir kontrast baktığında. Ama Lakers'ın yaşlı kadrosunun bile Memphis'i alt edebileceğini düşünüyorum.

Turu çok uzatmamaları lazım yani. Aynen. Ama yani 4-2 falan herhalde olur diye düşünüyorum. Memphis de o kadar şey bir takım değil. Doğu 6.sı Brooklyn takas döneminde Michael Bridges'ı almıştı. 82 sezonluk normal sezonda 83 maç oynayarak devamlılık konusunda NBA tarihine geçti. Hakikaten çok garip bir istatistik.

O nasıl oluyor ya? Yani herhalde takım değiştirince fazla maç sayısına ulaşmış oldu. Garip, anlamadım ben de. Böyle Ant bize güzel bir detay verdi. Sezonun en çok maç kazanan takımı da 58 galibiyet, 24 mağlubiyetle Milwaukee Bucks oldu. Seni de eski NBA günlerine götürmüş olduk diyelim abi. İstersen yavaştan Eurolig'e de geçeyim. Geçelim.

Rekabetçi tarafı Euroleague'de biraz daha fazla. Önce sana Fenerbahçe uğursuzluğu niye dedim, onu söyleyeyim. Şu an Euroleague sıralamasında ilk 4 takım ve 6. 7. sıradaki Maccabi ile Partizan playoff'u garantiledi. Fenerbahçe 5. ama playoff'u garantilemedi desem ne dersin? 5. takım playoff'u garantileyemedi öyle mi? 5. Fenerbahçe playoff'u garantilemedi ama 6. 7. Maccabi Partizan playoff'u garantiledi.

Sadece Fenerbahçe'nin yapabildiği şey. Şöyle bir şey var. Fenerbahçe normal sezonun son maçında Kızıl Yıldız da oynayacak. Belgrad Deplasman'la gidiyor. Herhalde Euroligin de en ateşli, Partizan'la beraber türbünlerinden biri. Zalgiris, Partizan, Kızıl Yıldız diyebiliriz. Geçtiğimiz hafta Anadolu Efes yendi Fenerbahçe. O uzun uzun senle konuştuğumuz, haftalarca konuştuğumuz maçın sonunda Anadolu Efes Eurolig'e veda etti.

Kızı Yıldız deplasmanını kazanması durumunda Fenerbahçe her türlü zaten playoff'u garantiliyor ve beşinci olacak. Muhtemelen de Monaco ile eşleşecek. Yalnız kaybederse Zalgiris ve Baskonya maçları önemli Fenerbahçe için. Şimdi Baskonya, Olympiakos deplasmanına gidecek. Zalgiris, Bayern Münih deplasmanına gidecek. Eğer Fenerbahçe kaybedip Baskonya kazanır, Zalgiris kazanırsa Fenerbahçe playoff dışında kalıyor.

Ama Fenerbahçe kaybettikten sonra biri bile kaybetse Fenerbahçe her türlü yine Euroleague Playoff'un içine. Yani bir mucize lazım aslında baktığında. Çünkü ben Fenerbahçe'nin Kızı Yıldız'ı yenme ihtimalini yüksek görüyorum. İşte Olimpiyakos'un da Baskonya'yı yenme ihtimalini yüksek görüyorum. Ama inan bana hiç belli olmaz. Vallahi belli olmaz yani.

Fenerbahçe böyle bir ihtimal yakalamışsa başarabilir diyorsun. İnan bana olmaz diyemem. 2006-2010 yaşayamış bir Fenerbahçeli olarak niye olmasın diyorsun yani. Aynen öyle. Bir bakmışsın pazartesi ağlıyorum yani. EuroLig'i konuşurken. Garip. Playofflar 25 Nisan'da başlayacak. Maçlar uzarsa 10 Mayıs'ta sona eriyor en geç. Ve Final 4 19-21 Mayıs'ta Litvanya'da Kaunas'ta.

Olası eşleşmeleri de söyleyip, yavaştan ben kendi sıramı savayım istersen. Programı da kapıyor olacağız zaten yavaştan. Olimpiakos, Zalgiris ya da Baskonya ile eşleşecek. Real Madrid, Maccabi, Barcelona, Partizan ve Monaco, Fenerbahçe olacak eğer burada konuştuğumuz gibi işler giderse.

Monaco'ya karşı da herhalde Fenerbahçe daha favoridir değil mi? Aynen öyle. Fenerbahçe'nin Monaco'yla eşleştiği takdirde hakikaten ciddi bir Final 4 şansı var. Yani hiç bence sezonun başında beklentiye girilmeyen bir sezonda böyle bir ihtimal doğabilir. Çünkü diğer takımların hepsinin basketbolda bir ekol olduğunu biliyorum ve hepsini çokça duydum ama Monaco'yu öyle basketbolda çok duymamıştım. Yani Barcelona, Partizan, Real Madrid, Tel Aviv, Olympiacos... Bunların hepsini çokça duydum. Monaco'yu o kadar bilmiyorum. Herhalde yeni yenime atılım yapıyorlar.

İşin şakasını da yaptık ama Fenerbahçe tabii kazanır umarım ve playoff'ta da Monaco'yu da geçip Final 4 bileti alır yeniden. Tabi Işan Monaco yani yeni takımlardan biri ama çok iyi bir koçları var. Hakikaten transferin gözdesi olan da oyuncuları var. İşte Mike James, Ocobo var, Alfa Diallo var, Mathieu Nas var, Mathieu Strasel var. Garip bir kadro yani. nasıl desem, böyle çok yıldız isimli olma yapama ligine en keyif veren takımları olur ya futbolda da. Adana Demir Spor gibi düşün abi, anladın mı? Tam o konsept bir takımı yani baktığında. O yüzden yine de Fenerbahçe'nin ama ben eşleşme öyle olursa şansların daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Ağzına sağlık olacağım. Senin de Sinan abi. Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere, hoşça kalın. Hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)