Podcast

254: Temel Karamollaoğlu: "Ben İslamcı değilim, Müslümanım" | Bölüm 1

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile Ankara'daki Saadet Partisi Genel Merkezi'nde bir araya geldik. İki bölüm halinde yayınlayacağımız söyleşinin ilk bölümünde, ortak milletvekili listesini, Temel Bey'in Kemal Bey'e desteğini, Saadet'in CHP ile ilişkisini, İslamcılığı ve Müslümanlığı ve seccade tartışmasını konuştuk.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.660 kelime · ~18 dk okuma

Herkese merhaba, Trend Topik'te siyasi liderleri ağırlamaya devam ediyoruz. Daha önce Ali Babacan ve Erkan Başla gayet keyifli söyleşiler gerçekleştirmiştik. Bugün ise Trend Topik olarak Saadet Partisi'nin Ankara'daki genel merkezindeyiz. Bu bölümde konuğumuz Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamoğluoğlu. Kendisi bizi sağ olsun davet etti. Biz de PodB ekibiyle araçlara atladık geldik.

Hatta şu anda Türkiye'nin geleceğine dair oldukça sembolik bir noktadayız. Saadet Partisi Genel Merkezi önünde. Neresi burası? 6 Mart'ta Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığının duyurulduğu noktadan açıyoruz bu bölümü. Sembolik bir nokta diyorum. Çünkü AKP iktidarı boyunca iki ayrı kutba konulmaya çalışılan muhafazakar blok ile seküler blokun birleştiği bir nokta burası. Haliyle sorulacak epey bir soru var. Malum partilerin önümüzdeki seçimler için milletvekiller listeleri belli oldu.

Saadet, Deva ve Gelecek Partileri ittifak içinde ittifak kurarak ayrı listeden seçimlere girmek yerine CHP listelerinden aday çıkarma sayesinde benimsediler. Sıcak günden bu olduğu için biz de bu soruyla başlayacağız. Daha sonra Saadet'in bugün nasıl Kemal Kılıçdaroğlu'nun kararlı destekçisi olabildiğini konuşacağız. Muhafazakar mahalle ile seküler mahalle arasında bu temasın konuşmaya değer olduğunu inanıyorum. Bunlar dışında oldukça farklı konular hakkında da konuşacağımızı düşünüyorum. Malum, Temel Bey siyaset sahnesindeki en deneyimli siyasetçilerden biri. 50 yıla aşkın süredir siyaset sahnesinde bu deneyime de tanıklık edeceğimiz yerler olacaktır.

Transkriptin tamamını oku

Zaten Temel Bey'le uzunca bir sohbet edeceğimizi düşünüyorum. Kendisi bize bir saatten fazla vakit ayıracak. Söyleşiyi bu nedenle iki bölüm olarak yayınlayacağız. Lafı daha fazla uzatmaya gerek yok. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Sayın Genel Başkan teşekkür ederiz kabul ettiniz davetimizi. Estağfurullah sizler de hoş geldiniz. Önemli de bir gündeyiz anladığım kadarıyla çünkü liste engeli masa tarafından aşıldı. Bir ufak değerlendirebilir misiniz? Çünkü tartışmalar da oldu ortak liste olacak mı olmayacak mı?

Yani uzun zaman bu konular görüşüldü. Biz hazırlıklarımızı seçime tek başına girecekmişiz gibi yaptık. 600 kişiyle mülakatlar yapıldı, isimler belirlendi. Ama bu arada da parlamentoda biraz daha güçlü temsil edilebilmek için de bir çalışma, diyalog ortamı vardı. Birkaç konuda daha doğrusu birkaç türlü bu koordinasyon çalışmaları devam ediyordu. Sonunda bugünkü noktaya geldik. İşte birkaç tane ittifak sağlanmış oldu. Bizim ittifakta Cumhuriyet Halk Partisi listelerinden

seçime girmek, böylece mecliste biraz daha güçlü bir şekilde temsil edilmek. Şartlar uygun olursa da bir grup kurmanın yolunu da aramak. İnşallah hayırlara vesile olur diye ümit ediyoruz. Sizin bu zamana kadarki temel öneriniz masaya bir üçlü ittifaktı. Yani altılı masa içinde deva gelecek ve saadetin bir yerine geleceği bir ittifaktı. Bu ittifakın %7'yi de aşacağını iddia ediyordunuz. Böyle bir sinerji de oluşacağını söylüyorsunuz. Ama olmadı. Neden olmadı?

İşte orada arkadaşlarımızın bazılarının biraz daha kanaatime göre biraz ön yargıları oldu gibi geliyor. Ne gibi? Yani herkes kendi amblemiyle seçime girmeyi arzu ediyor, ister istemez. Bizim de argümanımız, biz Türkiye satında bütün il ve ilçelerde teşkilatlanmış bir partiyiz. 2, 7-8 seçime girdik, bir seçim tecrübemiz var. 3, bundan dolayı hem sandık başlarında hem seçim kurullarında temsil ediliyoruz. Bu imkanı kaybetmememiz gerekir. Bu gerekçelerle öbür arkadaşlar daha yeni partilerini yeni kurmuşlar. Teşkilatlandık diyorlar ama bir seçim geçirmeden o teşkilatların ne kadar yerinde oturduğunu söylemek mümkün olmaz. Bundan dolayı biz Saadet Partisi amüleme altında girmenin uygun olacağını düşünmüştük ama işte bir grup biz kendi amülememizi düşünüyoruz deyince iş

Bitmiş oldu. Ama günün sonunda... Yalnız şu var, evet biz kendi amblemizle gireriz demiştik. Yaptığımız anketlerde, yapılan anketlerde bizim az çok oy potansiyelimiz biliniyor. Bilinmiyor değil. Bir araya geldiğimiz zaman bu üçlü ittifakın en az 6, 7, 8 hatta olabileceği kanaati vardı.

Ancak yapılan anketlerde doğacak sinerji ile bu rakamın %13-14'lere kadar çıkabileceği kanaati de vardı ki ben inanıyorum buna. Gecikmek bizi biraz zayıf düşürdü. Ama başlangıçta eğer böyle bir karar verebilmiş ve bunun üzerine biz bir seneye yakın bir çalışma yürütebilmiş olsaydık, benim kanaatim biz çok güçlü bir şekilde parlamentoda temsil edilirdik. O olmayınca da Cumhuriyet Halk Partisi'nin de teklifiyle böyle bir yola tevessül edildi. Şöyle söylentiler oldu. O söylentileri doğrular mısınız? Saadet Partisi bir muhafazakar ittifak öneriyor. Çünkü geniş muhafazakar kesimlerin oyunu bu şekilde alabileceklerini düşünüyorlar. CHP'ye eli gitmez, altı oka eli gitmez İslami kesimlerden gelen insanların. O yüzden üçlü ittifak öneriyordu. Şimdi o olmayınca

Muhafazakarlar bu senaryoda oylarını CHP'ye vermezler diye bir söylenti var. Ne dersiniz buna? Yani bu düşünce var vatandaşlarda genelde. Bunu biz yok diye düşünemeyiz. Ancak bizim teklilatlarımız bugüne kadar %90, 90'nın da üzerinde bizim yapacağımız bir ittifakı destekleyeceklerini bu Cumhuriyet Halk Partisi de olsa

Beyan ettiler. Ha bizim kendi teşkilatlarımızın veya bizim kendi müntesiplerimizin dışında ilave oy alabilir miyiz? O ayrı bir konu. Biz bundan dolayı esas itibariyle üçlü ittifakın daha büyük bir potansiyeli olduğunu düşünmüştük ama bitti. Artık onun üzerine ağlayıp sızlamamıza ihtiyaç yok. O gerçekleşmedi.

Biz şimdi Cumhuriyet Halk Partisi sıralarında belli sayıda milletvekillerimizle seçime giriyoruz. İnşallah neticede mecliste güçlü bir şekilde temsil ediliriz. Bir söylenti daha var. Şimdi seçim satı yaklaştıkça yeniden Refah Partisi Cumhur İttifakı'nın yanında pozisyon aldı. Fakat bu anladığım kadarıyla bu partinin tabanında tepkiyle reaksiyon aldı. Bu reaksiyonun sonucu olarak Saadet'in oylarında bir artış

Olacağı iddia ediliyor. Siz gözlediniz mi? Bir kamuoyu araştırması var mı? Şu anda oradan bundan dolayı bir kopuş var. Çünkü geçmişte de saadet tabanı dediğimiz taban, kısmen bizde kısmen Yeniden Refah'ta olan taban şuna inanıyordu. Yani bugünkü Cumhurbaşkanı ve Cumhur İttifakı Erbakan Hoca'mıza ihanet etti.

Terk etti, yeni bir oluşumun içine girdi. Biz bundan dolayı kesinlikle destek vermeyiz, oy vermeyiz kanaati bizim tabanımızda, milli görüş tabanında hakimdir. Şimdi ne olacak? Ben bu kesimin kısmen bize yöneleceğini ümit ediyorum. Ama bir kısmı da bu tepkisel davranışından dolayı belki sandığa gitmeyecek veya giderse boş oy kullanacak.

Anladığım kadarıyla genel olarak Tayyip Erdoğan'ı destekleyen insanlar mutlaka homojen değil ama kendi yaptığı siyasetten yola çıkarak söylüyorum. Muhafazakar bir dili var. Dolayısıyla seçmen tabanı da muhafazakardır diye tahmin ediyorum. Sizin de seçmen tabanınız muhafazakar, dindar, Müslümanlardan oluşuyor. Doğal olarak bir yakınlaşma olması gerekir fakat tam tersi Saadet Partisi'nin tabanı çok kararlı bir şekilde Erdoğan'ın karşısına, Saadet Partisi'nin doğrudan temas ettiği

kitleler. Bu kararlılığı neye bağlıyorsunuz? Beklenti farklıdır. İnanca bağlıyorum. Tayyip Bey maalesef İslami mefhumları kullandı. Ama İslami mefhumlara uymadı. Bu çok önemli bir şey. Onun için ben siyasi hayatta Bendenize Saadet Partisi'nin genel başkanlığı görevi verildiğinde

Şöyle demiştim, ben İslamcı değilim, Müslümanım. Ne fark var? İkisinin arasında muazzam bir fark var. Bunu da şöyle, biz Müslümanız dediğimiz zaman elbette kendi değerlerimizin toplumda kabul görmesi için bir mücadele veririz. Bu mücadelenin adına biz cihad deriz. Cihadıyla da silahla yapılacak bir iş değildir. Mücadele. Ne için? Hakkın hakim olabilmesi için, adaletin tesisi için, dürüstlüğün hakim olması için, insanlar arasında ayrım yapılmaması için, yolsuzluk, rüşvet, israf bütünüyle kalksın diye biz bu mücadeleyi yaparız. Ama İslamcı dediğiniz zaman İslam'ı

kendi menfaati için kullanma manasına alıyorum ben burada. Biz İslam'ı kendi menfaatimiz için hiçbir zaman kullanmayız. Aklımızın köşesinden bile geçmez. Onun için cami yapmak güzel bir şeydir. Müslümanların ibadetine hizmet edecek. Ama camiyi gösteriş için yapmak bundan daha büyük insana zarar verecek Cenab-ı Hak indinde bir iş olmaz. Onun için siz

görünüşle, gösterişle ben İslami bir anlayışa sahibim demekle hakikaten İslami bir anlayışa sahip olmak arasında uçurum var. Bundan dolayı bu noktayı biz önemsedik. Tayyip Bey bütün İslami değerleri kullanıyor ama hiçbir zaman İslam'a hizmet etmedi. Geçenlerde kendisiyle yapılan mülakatta bu soru soruldu kendisine. Erbakan hocanın bütün hedeflerini siz gerçekleştirdiniz dediler Erdoğan'a. Mesela Taksim'e cami yapıldı. Başörtüsü sorunu çözüldü. Ayasofya yeniden cami oldu.

Yine de Saadet Partisi sizi desteklemiyor. Nasıl değerlendirirsiniz deyince o da anladığım kadarıyla duygusallaştı. Olacak iş değil falan dedi. Gerçekten şimdi böyle sıralayınca evet bunlar hepsi Erbakan'ın söyledikleriydi. Ne bu? Benim dediğim şekil. Ben cami yaparım ama caminin içindeki söylenen, okunan ayeti kerimelere uymam. Yalan söylemez bir Müslüman. Müslüman iftira etmez. Kimseye hakaret etmez.

bize yapılan hakaretin haddi hesabı olmadı. Ben hiçbir zaman bize yapılan, bana, ben denize de yapılan hakaretlere ve iftiralara cevap vermedim. Söylediğim şu oldu, söz sahibini bağlar. Bir insanın ağzından bir hakaret sözü çıkmışsa, küfretmişse birisine, o muhatabı olan adama gitmez.

Kimin ağzından çıkıyorsa onu bağlar. Çok ağır bir ifade kullandı bir insan. Hasmı için o hasmını tarif etmez, kendisini tarif eder. Bak bu adam bu ifadeleri bile kullanacak kadar aşağılaşmış. Biraz sertçe söylemiş olayım ben. Bu çirkin ifadeleri, yalan söylemek. iftira etmek, hakaret etmek, yolsuzluk yapmak, rüşvet alıp vermek, israf yapmak. İsraf, haramdır bizde israf. Buna çok odaklanıyorsunuz israf meselesine. Tabii ama ya bizim israf ne demek? Garibanın cebinden parayı alıp kendi itibarın için harcamak demek. Tayyip Bey diyor ki,

itibarda israf olmaz. Yani o kadar ileriye gidiyor ki itibar kazanabilmek için ben israf yaparım. Yani garibanın cebindeki parayı alırım, benim itibarım için kullanırım. Onun için Tayyip Bey, Taksim'e biz cami yapılmasına karşı çıkmayız elbette. Ayasofya'nın ibadete açılmasına da karşı çıkamayız, çıkmayız. Mümkün değil. Ama bunun ne maksatla yapıldığına baktığımız zaman, o zaman deriz ki yok, siz burada sadece zarfa bakıyorsunuz. Mazrufa değil, o zarfın içinde olana değil. Değerlerdir önem olan.

İslami değerlere kimse Müslüman olsun olmasın itiraz edemez. Adalet diyoruz. Adalet mülkün temelidir. Kimse adalet olmasın diyebilir mi? Yok. Biz hakkaniyet diyoruz. Rüşvet, yolsuzluk olmasın diyoruz. Demin söylediğimiz gibi yolsuzluk da olmasın, israf da olmasın ama aynı zamanda bu memlekette insanlar bir göreve getirilirken onların size yakınlığından, ırkı yakınlığından değil, onların o göreve liyakatı olup olmamasına bakarak göreve tayin edilmesi gerekir diyoruz. Liyakat çok önemli bir iştir. Ama bu arkadaşlarımız benim şu saydığım hiçbir konuda maalesef sınıfı geçemediler. Hiçbir konuda. Liyakat bunlar için hiç önemli değil. Bana yakın olsun. Sözümden çıkmasın. Kendine yakın olacağını düşündüğü için üniversitenin başına, Teknik Üniversitesi'nin başına bir tane ilahiyatçı tayin ediliyor.

Ben ilahiyatçının ya değer verilmesini hiçbir zaman küçümseyemem. Yani ilahiyat bilgilerine sahip, kendisi o noktada ihtisas yapmış, derinlemesine konuları incelemiş bir insanı takdir ederim. Ama hiçbir zaman ona da bir mühendislik meselesini gel şunu sen çöz demem. Bilmez, iş ehline verilir.

Uzman olduğu sahada bir insana görev verilir veya ondan hizmet beklenir. Bizim şu anda devlet yönetiminde Tayyip Bey'den gördüğümüz tek bir kıstas var. Benim sözümü tutacak mı, tutmayacak mı? Sadakat. Sadakat. Doğruluk, yanlışlık, işi bilirlik, bilmezlik bunların hiçbir tanesi

gündeminde değil. Onun için biz bu görüşleri paylaşamıyoruz bir türlü. Biz caminin dışına değil, caminin içinde okunan ayet-i kerimelere, konuşulan hadis-i şeriflere itibar edilsin istiyoruz. Bunlar emrediliyor. Kur'an-ı Kerim'in kitap halinde olması, bilgilerin orada

Zapt edilmesine bağlı aynen bir diske kaydedilmek gibi ama esas olanı orada kullanılan ifadeleri benimsemek ona uymaktır. Siz bunlara uymazsanız, israfı hafife alırsanız o zaman bu memleketin garibanının maalesef cebindeki parayı siz boş yere israf ediyorsunuz, harcıyorsunuz manasına gelir. Bizim itirazımız bu. Onun için ben mesela Çamlıca'ya bir cami yapıldım. Muazzam bir cam.

Türkiye'nin en büyük cami. Ama etrafında camiye gidecek adam yok. Şimdi cami ne için inşa edilir? Gösteriş için değil. Cami insanlar ibadet etsinler diye. Siz 60 bin insanı toplayamazsınız orada. Ben bunu dedim diye seferberde ilan ettiler. Ta Bursa'dan adam getirdiler sabah namazına orayı doldurabilmek için. Ne oldu? Birçok insan camiye giremedi, yolda kaldı. Namazını kaldırımda kılmak mecburiyetinde kaldı birçok insan.

Yani bunu bana ispat etmek için, bak ben burayı doldururum demek için yapmak bile bir israftır. Allah'tan korkan bunu yapmaz. Burada bölüme kısa bir ara verelim. Bir yere ayrılmayın. Döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Gözlediğim kadarıyla katılıyor musunuz bilmiyorum. En ağır hakaretlere maruz kalan hareketlerden bir tanesinin başındasınız. Çünkü şöyle sıkıştırıyorlar sizi. Amiyane tabirle ifade ediyorum. Siz CHP'li oldunuz. Siz davanızı sattınız. Şöyle oldu. Gerçekten şimdi bir yandan da Erdoğan'ın karşısında konumlanıyorsunuz ama CHP'le yan yana durmak da sizin için zordur diye düşünüyorum.

Öyle mi? Şöyle, CHP'nin bugüne kadar izlediği politikalara baktığımız zaman bizim CHP'ye bir sıcaklık duyma ihtimalimiz yok. Çok büyük yanlışlar yapmışlar. Ve CHP bundan dolayıdır ki 1950 seçimlerinde bir defa kaybetti, ondan sonra kendini bir daha toparlayamadı. Ecevit zamanında 77 seçimlerinde bir miktar oyunu artırdı ama hep %25 bandında kaldı. Niye böyle oldu? Bunu ilk defa benim gördüğüm kadarıyla Kılıçdaroğlu sorguladı ve arkasından dedi ki vay canına ya biz geçmişte cidden büyük hatalar yapmışız.

Gelin helalleşelim. Bak helalleşme arzusu çok önemlidir. Ben bir yanlış yapmışım, onun farkına vardım. Gelin barışalım demektir bu. Biz hatamızı kabul edelim, gelin kucaklaşalım. Ha işte biz Kılıçdaroğlu'nun bu tavrına itibar ettik.

Ondan sonra da kendisiyle birkaç sefer bir araya geldik. Söz gelimi, ben Sayın Kılıçdaroğlu'nu, bizim Erbakan hocamızı anma toplantısına davet etmiştim. E geldi, öyle bir konuşma yaptık ki beni ihya etti. Kudüs, mitingi düzenlemiştik Kudüs'e yapılan saldırılar neticesinde. İstanbul'a geldi, bir konuşma yaptı. Ve bunu tekrar tekrar söylüyorum. Bizim arkadaşlar dediler ki, Kılıçdaroğlu'nun yaptığı konuşmayı sen yapmalıydın dediler.

O kadar beğenmişler. Ben biraz daha yumuşak kalmışım. Bu neyi gösteriyor? Bir yerde ben bir samimiyet görüyorum Kılıçdaroğlu'nda. Geçmiş hatalarımızı kabul ediyoruz. Bu hatalardan dönüyoruz. Toplumla da barışmak istiyoruz. Ben bunu ciddi gördüğüm için güzel bir şey dedim buna ve Sayın Kılıçdaroğlu'yla da irtibat kurduk. İlk birlikteliğimiz ne zaman oldu? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk defa yani Türkiye'yi yönetebilmek için Teksas'a ihtiyaç var, o da Cumhurbaşkanlığı sistemiyle olur, bütün yetkileri ona verelim diye bir fikir ortaya attı.

Bu diktatörlüğe giden yoldur bu benim kanaatim. İlk defa biz Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti ile o zaman bir araya geldik, buna karşı çıktık. Sadece referanduma gittiği zaman bu yanlış bir şey Türkiye'nin geleceğini tehdit altına atar ve bu bizi diktatörlüğe götürür. Maalesef referandum geçti. Onun arkasından da bu yeni sisteme göre seçim yapıldı. Biz o zaman da gene bir araya geldik. Halkı da uyarmaya çalıştık. Bakın bu sistem yanlış. Gelin Tayyip Erdoğan'ı bu noktada seçmeyin. Oyuverin bize. Biz düzeltelim dedik bunu. O da tasvip görmedi. Şimdi milletimiz

Bunun aksaklığını ve eksikliğini gördü kanaatindeyiz. Yaşayarak gördü. Artık meclisin bir hükmü yok. Cumhurbaşkanının dediği olacak sadece. Bu emin olun padişahlarda bile olmayan bir yetki. Padişahlar kendi kurdukları istişare organlarının kararlarına uyarlardı.

itibar ederlerdi. Siz diğer genel başkanlardan çok daha eski tanıyorsunuz Tayyip Erdoğan'ı. Tabii, evet. Bir yandan da böyle bir eğilimi olduğunu anlamadınız mı? Yok, gördük. Anlamanın ötesinde gördük. Yani Tayyip Bey maalesef dikle ettirmeye alışkın. Dediğim olacak diyor. Sorgulanmasını arzu etmiyor. Bir konuyu müzakere etmek istemiyor. Bu insan yapısında. Ama buraya da insan birdenbire gelmiyor. Siz buna hemen birdenbire vay canına bu böyleymiş diyemiyorsunuz. Beraber yaşamanız lazım. Beraber

bazı konulara yaklaşımını görmeniz lazım. Tayyip Bey tabii bu hasletinden dolayı bizim içimizde uzun zaman kaldı. Biz kendisi belediye başkanımız oldu. Kendisini destekledik. Daha sonra belediye başkanlığı zamanında biz istişare ettik. Birlikte kararlar aldık. Bütün belediyeler çünkü 89'da 5 belediyeyi kazanmıştık biz. 94'e gelince 29 belediyeyi kazandık. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere. Ve bu konuda maalesef belli bir noktaya gelip de Tayyip Bey bir şiirinden dolayı mahkum olunca tabii üzüldü. Biz de üzüldük.

Bir şiirden dolayı şiir okudu diye, üstelik de bu şiir kitaplarda okutulan bir şiir. Yani herhangi bir şiir de değil. Ona karşı yapılan bu muamelenin tamamen haksız, hakikaten o hakimlere ben hakim demem. Bunlar hakim değil, hakim müsveddesi olurlar ancak. Bir şiir okudu diye insanın 3 ay hapse bütün siyasi ömrüne yasak getirilebilir mi?

Getirildi. O Tayyip Bey'i hırslandırdı. Tayyip Bey orada hırslanınca kendisine başka ülkelerden başta Amerika olmak üzere baya iltifatlar gelmeye başladı. İşte Beyaz Saray'da daha siyaseten yasaklıyken Cumhurbaşkanı ile poz verdi. Daha sonra Amerika Siyonist Kongresi tarafından kendisine

İşte çıkardım dediği gömlek yerine bir Siyonist gömleği giydirildi. Milli Görüş gömleğini çıkardığını ifade etmişti. Üşümesin diye bir gömlek verdiler. Ondan sonra da geldi bu istikamette kendisine destekler verildi, çalıştı. takdiri ilahi yani 2002 seçimlerinde %35 civarında oy aldı ama 3 parti %10 barajının altında kaldığı için %70 anayasayı değiştirecek çoğunluğu kazandı ondan dolayı zaten kendi şeyi ortadan kaldırıldı hemen yasaklama onun arkasından da

Önce başbakan, arkasından mücadele ettiler. Yalnız bakın, Tayyip Bey'le mücadele eden o günkü askeri erkan ne yaptığının farkında değildi. Gene yanlış yapıyorlardı. Siz cumhurbaşkanının tayin ettiği insanlarsınız. Siz evet askersiniz, bu memleketi korumakla görevlisiniz. Canınızı yeri geldiği zaman feda edeceksiniz ama her şeye rağmen siz bir memursunuz. Siz hükümete tavır koyamazsınız.

Kendinizi hükümetin yerine koyamazsınız. Bu hallere girdiler. Sonunda da Tayyip Bey'in önü açıldı. Vay canına ya hakikaten ben tek başına karar verecek noktaya gelmeden bu memleketi yönetmek mümkün olmaz dedi. Gitti referandumla. Tek başına ülkeyi yönetme hakkını kazandı, kararını aldı. Onun için bakıldığında süreç çok enteresan bir şekilde gelişti. Fakat tekrar söylüyorum. Tayyip Bey'in kalbinin derinliklerinde ne yatar bilmiyorum. İnşallah ben bütün buna rağmen imanı vardır diye düşünüyorum. Ancak icraatları inancıyla hiç bağdaşmadığı kanaatindeyim. Şimdi Erbakan Hoca ile 67 yılından beri berabersiniz değil mi? Ben 67 yılından beri beraberim. Son zamanlarda Tayyip Bey benim önüme geçmeye çalışıyor da. Benden sonra bilir diyor Temel Bey. Ben 67'de Erbakan Hoca'yı tanıdığım zaman, Tayyip Bey o zaman tabiri caizse kısa pantolonluydu, 13 yaşındaydı daha. Siyaset nedir bilmezdi. Ha o diyebilir ya ben o zamanda siyasetle ilgileniyordum da. Onun esamesi okunmaz. 67'de ben Erbakan Hoca'yı tanıdım. Biraz önce İmdat Akmermer diye bir kardeşimiz geldi. Onunla beraber 1969 seçimlerinde biz Erbakan Hoca için çalıştık, gayret gösterdik. Şimdi efendim sizin ilginç bir siyasi hikayeniz var. 50 yılı geride bıraktınız. Bu haliyle aslında siyasi aranadaki en tecrübeli lidersiniz. Aynı anda da

CHP'yi de biliyorsunuz çünkü sevgili dostum Hacı Murat söyledi. Siz Milli Selamet Partisi'nde vekilken dayınız da CHP'de vekilmiş. Senatördü pardon. Ecevit Erbakan koalisyonunu da 74'te bizzat siz zaten MSP'deydiniz. Ben o zaman milletvekili değildim. Çünkü askerden terhis olduğum zaman milletvekilliğin gösterilebilmem için zaman kalmamıştı.

Bu haliyle sizi özel yapan bir şey var. Sayın Erdoğan'ı da çok yakından tanıyorsunuz. CHP'yi de biliyorsunuz. Sayın Kılıçdaroğlu'nu da yakından tanıyorsunuz. Şey soracağım. Seccade fotoğrafını gördüğünüz anda ne hissettiniz? Anam dediniz. Şimdi Erdoğan bunun üzerinden ne? Görünce açıkçası ilk duygu mu oldu? 15 gün bunu konuşuruz biz. Ben öyle düşünmemiştim. Yani bir yerde iftara davet ediliyorsunuz. İftardan sonra sizinle bir fotoğraf çektirmek istiyorlar. Benim anlamadığım, onu niye kaldırmamışlar oradaki seccadeleri? Çünkü seccade bir yer temiz değilse serilir, namaz kılınır ve kalkar. Yani ben evde seccade sermem genelde. Çünkü ev temizdir bizim eve, ayakkabıyı çıkarır girersiniz. Ama eğer böyle üç beş kişi varsa

Seccade sereriz bazen. Seccade serdiğimiz zaman da hemen kaldırırız namazdan sonra. Orada bir ihmal olmuş anlaşılan birkaç kişi namaz kılmış. Sayın Kılıçdaroğlu da görmemiş, farkına varmamış. Yani bu farkına varsa ben kaldıracağını zannediyorum. Başkaları da görmedi. Uzaktakiler daha rahat görürler. Ama ben bunun bu kadar istismar edilebileceğini düşünmemiştim şahsen. Şöyle bir algı yaratıyor Erdoğan, ben öyle hissediyorum. Öyle büyük bir kötülük timsali ki karşıdaki bile isteye seccadeye basacak, utanmazsa Kur'an-ı Kerim yakacak. Öyle bir kötülük. Ben de diyorum ki bir Müslüman nasıl oluyor da yalan söyleyebiliyor? Seccadeye bir insan bassa, bilerek yani dini istiskan edebilmek için, küçümsemek için basarsa günah olur.

Başka bir günahı yoktur. Seccade bir kutsal bir bez değildir ki. Onun ayrı bir kutsallığı yok seccadenin. Ama yalan söyleyemezsiniz. İftira edemezsiniz. Yolsuzluk yapamazsınız. Haram yiyemezsiniz. Yetimin malına el uzatamazsınız. Karar vereceğiniz zaman adil olmalısınız liyakate. Önem vermiyorum diyemezsiniz. Esas bunları bağırarak Tayyip Erdoğan'ın söylemesi lazım.

E onu bırakacaksınız, seccadeyi çıkarıp kendinize kalkan yapacaksınız. Allah'tan korkun derim ben ya, bu kadar düşmemeli bir insan. Bakın ben, gençler bunu dinliyor, ben bu tip misalleri verdiğim zaman bazıları da rahatsız oluyor, kusura bakmasınlar. Peygamber Efendimiz, Mekke-i Mükerreme'de uzun zaman yaşayamadı. 13 sene sonra kendisini koruyan amcası vefat edince hicret etti Medine-i Münevvere'ye geldi. Kısa geçiyorum.

Medine-i Münevvere'ye geldikten sonra ilk yaptığı iş bir mescid inşa etmek. Mescid dediğiniz ne? Dört tane duvar. İçinde halı falan bir şey yok. Bunu yani millet zannetmesin ki o dört duvarın içinde halı var. Hayır, kumun üzerinde herkes namaz kılıyor. Aradan biraz zaman geçti.

Peygamber Efendimizin ismi bütün Suudi Arabistan'da duyulmaya başladı. Herkes kendisini işitmeye başlayınca ya kimmiş bu adam neymiş bu İslamiyet diye merakla kendisini ziyarete gelenler oldu. Çok kalabalık geldiklerinde Peygamber Efendimiz onu mescitte onları misafir etti. Affedersiniz bunlardan birisi Bedevi bunlar, Bevletmiş.

Yani küçük abdestini gidermiş, caminin kenarına gitmiş, içeride. Ahzaptan sonra görenler adamı hemen dövmeye kalkmışlar. Peygamber Efendimiz diyor ki yok, siz onu çekin, o pisliği temizleyin. Meseleye yaklaşım nasıl oluyor? Bir yerde, düşünün siz, bu öyle bir kirlilik ki o kirliliğe dokunduğunuz zaman abdestinizi tazelersiniz. O zaman bile Peygamber Efendimiz mescidin içinde bu yapılmasına rağmen şu adamı bir dön demiyor.

Bunun alıp da dünyaya rezil edin demiyor. Bir yerde yanlışlıkla bir seccadeye basılmış, emin olun Cenab-ı Hak indinde bunun hesabını veremezler. Böyle Müslümanlık olmaz. Ne dedim ben? Kemal Bey'e niye itibar ettim? Kemal Bey dedi ki helalleşelim. Ben de bunu tabi bir davet olarak gördüm. Niye helalleşme noktasına gitmedi Tayyip Bey?

Helalleşme ne demek? Ya ben şu hatayı yapmışım, özür diliyorum, af diliyorum. Sizin yaptığınız hatalar varsa ben de onlardan ferakat ediyorum. Helalleşme demek bu demek. Yani toplumun içinde barışı tesis etmek, uzlaşmak demek, hataları kabullenmek demek. Siz bunu yapmayacaksınız. Bir yerde, bir seccadenin üzerine bilinmeden, üstelik de Sahin Kılıçdaroğlu bir de özür diledi.

Kalktı. Değil mi Saadet'in iftarında? Tabi tabi İstanbul'da bizim ilk teşkilatımızın iftarında kalktı özür diledi. Ben dedi böyle farkına varmadan bir şey yapmışım. Özür diliyorum dedi. Partililer nasıl karşıladı efendim?

Bu özrü nasıl karşıladılar? Gayet normal. Bir insan, bakın Müslümanlık başka bir şeydir. Bizde maalesef Müslüman olanlar bile çoğumuz eksik bilgilerimiz oluyor. Bugün eğer birisi bir hata işlemiş ve diyorsa ki ben bu hatamı kabullendim, yanlış yapmışım. Siz ona hadi oradan sen de diyemezsiniz derseniz vebalin altına girersiniz. Ama şöyle,

Kılıçdaroğlu'nun bir farkı var anladığım kadarıyla sizin gözünüzde. Mesela hatırlıyorum ben 2007 ya da 2008 seçimlerinde Deniz Baykal da mesela bir muhafazakar açılım denemişti. Mesela çarşaflı bir hanıma rozet takmıştı. O zaman mesela böyle bir reaksiyon göstermediniz. Fakat Kılıçdaroğlu'nda anladığım kadarıyla daha farklı bir ilgili ilişkiniz var. Yok yok, şöyle. Şimdi ikisinin arasında bir fark var. Birisinde kim? Ne olursa olsun biz birisine rozet takılıyorsa ona bir şey diyemeyiz. Ama mühim olan nokta kendisinin bu noktadaki samimiyetidir. İstismar olmamalı. Halbuki Kılıçdaroğlu çok açık bir şekilde ben hatamı kabul ediyorum dedi. Onun için helalleşmek istiyorum dedi. Önemli olan bu. Yoksa sadece bir görüntü değil. Elbette bugün işte üç tane

başörtüyle hanımı milletvekili adayı yaptılar. Bir müezzini milletvekili adayı yaptılar. Ben bunları takdir ederim. Bu ifadelerinin samimi olduğunun işaretidir. Ben gençlere de bu noktada özellikle İslami meseleleri incelerken daha samimi, içten davranmaları gerektiğine inanıyorum. Böyle sadece kulaktan dolma, görüntüye itibar etme yetmez.

Burada ufak bir araya gireyim, Temel Bey'le söyleşimizin ilk bölümünü burada bitirelim. İkinci bölümde soru ekstremimize dair ipuçları vereyim size. Saadet'in ve temsil ettiği GN'in hem AKP ve Erdoğan ile hem de CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu ile ilişkisini İslam'ın ve İslamcılığın bu tabloluk işlevini, Temel Karamollaoğlu'nun 14 Mayıs seçimlerine dair öngörülerini ve desteklediği aday Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki düşüncelerini konuşacağız. Elbette sorularımız bunlarla sınırlı değil ama bizim vaktimiz sınırlı olduğundan bu kadarlık ipucu ile yetinelim. Trantopi podb medyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar saadet içinde geçirdiğiniz günleriniz olsun. Hoşçakalın.

Çeviri ve Altyazı M.K.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)