
4.481 kelime · ~22 dk okuma
Trenspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta yine gündemimiz yoğun. Milli takım mesaisi var. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Zenit ve Karabağ'la oynadıkları hazırlık maçları var. Kadın voleybolda çok iyi bir dönemden geçiyoruz ve Final 4'da tam üç takımımız mücadele edecek. Bunu konuşacağız ve NBA'yi de değerlendireceğiz. Oğulcan'la birlikteyiz. Oğulcan ilk defa Pod B stüdyolarında yayın yapıyoruz bu hafta. Güzel bir deneyim.
Aynen öyle abi, seni karşımda görmek çok daha güzel, inan bana. Katılıyorum. Hep maçlardan sonra gece yarısı falan çekiyorduk seninle ya da senin sabahın altında kalkmak gibi bir huyun olduğu için beni sabahın köründe podcast çektirtiyordun. Şimdi böyle daha ideal bir saatte ve karşılıklı olmak daha güzel oldu. Aynen öyle ama problem benim erken kalkmamla değil, senin geç kalkmanla daha çok, onu da eklemiş olayım. Evet, ondan herkes şikayetçi, İlhan da çok şikayetçi.
Benim eşim de benim erken kalkmamdan şikayetçi bu arada. Ne güzel. Aynen. Kıza katılıyorum.
Başlayalım milli takımla. Şimdi üçlü bir başlangıç. Ermenistan maçı ve ben bunu eleştirdim. Maçta ilk 11'leri gördüğüm zaman eleştirdim. Sonuca göre değil yani. Ve ben açıkçası Borussia Dortmund'da Bundesliga'nın lideri Borussia Dortmund'un altı numarası Salih Özcan'ın yedek kulübesinde olup da bir senedir oynamayan Çağlar Söğüncü'nün ilk 11'de olması ve Ermenistan bizim altımızda bir takım.
Onlara karşı böyle üç savunmayla başlamamız bence iyi bir tercih değildi. Bence bizim milli takıma baktığın zaman en kuvvetli yönü Inter'in çok önemli oyuncusu Hakan Çağlaoğlu'na sahibiz. Feyenoord'da 22 yaşında kaptan olmuş çok özel bir yeteneğe sahibiz Orkun Kökçü. Ben büyük takımlara transferi mutlaka bekliyorum kısa devadede. ve arkasında da bu Neslihan'ın liderinin 6 numarası Salih Özcan bizde. Şimdi normalde Dortmund'un, Feyenoord'un ve Inter'in orta saha oyuncularına sahip olan bir ülke, Avrupa ülkesi bunların üzerine inşa eder takımını. Yani bir senedir Leicester'da oynamayan çağlardansa bence bu orta üçlüyü bozmak bir kere planlama olarak yanlış. Yani benim elimde böyle bir milli takım havuzu varsa benim orta saham güçlü, en önemli yerim orta saha. Ben orta sahayı üçlü kurmam lazım, geri kalanı da doldurmam lazım diye düşünürüm.
Bunu yapmadık ve bence ilk yarı çok zorlandık. Ne dersin? Ben de katılıyorum sana. Kadroları gördüğümde de aynı şey geçer düşüncelerimde. Ama sanki bunun mesajını milli takıma yedi tanesi toper alındığında almıştık diye düşünüyorum ki. Kunsu'nun üçlü denemeleri de zaten geçtiğimiz milli maçlarda da olmuştu. Ben Salih Özcan yorumuna da kesinlikle katılıyorum. Hadi üçlü oynuyorsak eğer de o üçlünün orta sahadaki merkezi Hakan Çalhanoğlu ve Orkun Kökçü olmamalı.
Yani hem onları konfor alanından uzaklaştırmış oluyorsun hem de sırtlarına onların meziyetlerinden çok daha farklı yükler bindirmiş oluyorsun. Üçlüyü bozup Salih Özcan'ı oyuna aldığından Hakan'la Orkun'un zaten efektifliği arttı birden baktığında. Bir diğer anlayamadığım tercih de benim formda olsa dahi Kerem Akdırkoğlu'nun 2-11 çıkmamasıydı. Cenk formda olsa dahi diyorsun. Cenk formda olsa dahi, aynen öyle. Kerem Aktürkoğlu da gayet iyi bir dönem geçiriyordu ki bizim böyle bir yapıda hele ki önden bir eksilip arkaya bu takviyeyi yapmışken üçlü olarak kesinlikle bir tane de spinter oyuncuya ihtiyacımız vardı. O yüzden Kerem tercihinin ben Cenk'ten çok daha önde olması gerektiğini düşünüyordum. Maç başlangıç planı olarak bayağı bir sıkıntılıydı bence milli takım. Hamlelerden sonra doğruyu geç de olsa Kunt bulduktan sonra bence biraz daha bir hareketlenme yaşadık.
Ya zaten üçlü savunmaya rağmen iyi savunma yapamadık. Çünkü dediğin gibi Hakan ve Orkun ikisi de aslında ofansif oyuncular. Hakan'ın gerçi savunması ve disiplininde çok yüksek bir oyuncu. İnter'de, Milan'da, İtalya'da o yönü çok ön plana çıkarılır her zaman. Sonra hatta Porto'yu eledikleri zaman yine savunma desteği çok yüksekti.
Onlar ama yine de iki tane ofansif merkezle, biz merkezden gelen koşulları durduramadık. Golü de öyle yedik, pozisyonları da öyle yedik. Üçlü savunmamız çakıldı ama merkezden gelen koşullar çok Ermenistan'dan. Hakan ve Urkun onları bir yere kadar kontrol edebildi ve orada pozisyon verdik. İkinci yarı neyse ki Salih girdi, orta üçlüyü toparladık ve orada Enes'in Kerem'e çok güzel bir asisti var.
Enes adına da sevindim, Kerem adına da sevindim. Kerem bu karşı karşıyaları gerçekten iyi atıyor bu arada. Aynen öyle. Yani iki Fenerbahçe maçındaki golü var. Hem geçen seneki Fenerbahçe hem bu seneki Fenerbahçe golü. Hem geçen sene UEFA Liginin de oynadığı... Lokomotif olabilir. Lokomotif de hangisiydi o tutum? Lokomotif bir şey. Orada karşı karşıya atmıştı. Karşı karşıya gollerde iyi vuruşlar yapıyor. Cengiz çok kötüydü. Çok top kaybı yaptı. Onun dışında bence en büyük eksiğimiz yine top tutamamak. Öne geçtikten sonra çok ciddi baskı yiyoruz. Ya bunu böyle bir orta üçlüye sahipken bile yaşadık. Çünkü deneyimimiz çok az. Yani Şenol Hoca'nın son iki senesi de, şimdi Kunsu'da iki senede, dört yıldır falan milli takım skor olarak öne geçtiği zaman hiç topu tutamıyor. Hep baskı yiyor yani. Hiç çıkaramıyoruz topu. Bir ara bayağı bir baskı yedik. 2-2'yi bulabilirdi Ermenistan. Orada bence büyük bir problemimiz var top tutamama konusunda. Onu da çözmemiz lazım.
Bu da merkez oyuncu tercihinden geçmiyor mu aslında sence? Yani merkezde ne kadar az olursan topa sahip olmadığı o kadar sıkıntı yaşıyorsun ve kenardan gelecek oyuncu takviyeleri milli takımın topu rahat tutmasına sebebiyet verebilirdi aslında. Ne kadar genç ve bu seviyeler için tecrübesiz tırnak içerisinde diyebilecek olsak da çoğu oyuncudan ben olgun olduğunu düşünüyorum. Arda Güler'den bahsediyorum burada. Top tutmak için Kunt maç içerisindeki hamlelerini bunu uygun şekilde de yapmadığını düşünüyorum tabii bir yandan. Bir de Cengiz, milli takımdaki belki de en kötü maçını oynarken dahi 60'ta 70'te falan düşünmedik Arda'yı. Yani Cengiz bu kadar kötü oynarken de sonradan girmeyecekse Arda onun yerine ne zaman girecek bilmiyorum. Öyle bir eleştirimi de yapayım. Bir de Abdülkerim konusu var tabii. Oraya geçelim istersen. Ya ben de seni oraya geçirecektim bu arada. Şimdi üçlüyü burada eleştiriyoruz falan ama. Üçlü oynayacaksa da bu milli takım bu ülkede o işi, üçlünün sol stoperini yapacak en iyi oyuncuya sahip aslında baktığında havuzda. Ama çok garip bir meseleyle milli takım dışında kaldı Abdülkerim.
Ya Abdülkerim'le ilgili şöyle bir bilgiye sahibim. Bir kere Abdülkerim ilk böyle 2017'lerde, 16'lılarda Konya Spor'da 20'li yaşlarının başında bir stop erken ilk böyle oynatan Aykut Hoca. O hani Lig 3. Solda, Türkiye Kupası finali falan, Avrupa'ya gittiler, Şaktardonexler falan var. Avrupa Ligi'nde bile Abdülkerim'i çok genç yaşında oynattı.
Fakat Aykut Hoca üçüncü kez Konya'ya geldiği zaman biliyorsun Havalimanı'nda müthiş karşıladılar Aykut Hoca'yı. Geçmişi çok iyi çünkü Konya'da falan tekrar böyle imparator döndü edasıyla karşıladılar yani. Araları bozuldu sonradan Aykut Hoca'yla ve Abdülkerim orada alt lige kiralandı. Kendi gitmek istemiş. Ben çalışmayacağım Aykut Hoca'yla diye. Alt lige gidiyor Altay'a. Aykut Hoca için de çok kötü oldu bu. Ali Turan'larla falan oynadı. Çok kötü bir stoper attı vardı ve... Aykut Hoca'nın üçüncü Konya dönemi maalesef felaketle sonuçlandı. Büyük beklentilerin altında çok kötü bir Konya spordu. Konya o kadar kötüyken Abdülkerim müthişti Altay'da. Ben o dönem izliyorum Altay maçını şeyden dolayı Cenk Özkaçar, o da milli oldu. İkisi Altay'ın, iki Solak stoperiydi TFF birincilikte. Üç yıl sonra ikisi de milli takım stoperi haline geldi. Biri Valencia'da, biri Galatasaray'da. Ama gerçekten çok iyiydiler. O maçta ben Cenk için izlemiştim. Abdülkerim'i daha çok beğenmiştim.
Konyalı bir arkadaşım var hatta. Ona yazdım ya dedim, sizin Süper Lig'teki stoperleriniz Abdülkerim'in yarısı kadar futbolcu değil. Nasıl altıya kiralıyorsunuz bu adamı? Hatta tweet falan atmışlığım da var. Yani böyle saçmalık olamaz gibilerinden. Ve Aykut Hoca gidiyor, Abdülkerim geri dönüyor Konya'ya. Müthiş bir sezon. Sonra bir harika sezon daha. Geçen sene bence 6-11 ve bu sene Abdülkerim'in karakterini gösteren yine özel olaylardan bir tanesi Ali Koç'la para pazarlığı yapıyorlar. Ali Koç diyor ki sen o kadar eder misin? O da diyor ki etmiyorsam gidiyorum başka yere. Bunu bence kolay kolay kimse yani 100 futbolcudan ben futbolcuları da tanıyorum biliyorsun biraz. Yüzünden 95'i ya başkanım öyle deme canım başkanım falan der. Bir şekilde böyle bir yıkama yağlama yapar imzalar sözleşmeyi. Abdülkerim asi bir karakter belli yani. O kozla sağlam yani Galatasaray var sonuçta koz olarak.
Abi, zaten 6'ın 11'sin. Beşiktaş da var bu arada. Beşiktaş'a da gidebilirsin 300-500 bin euro daha şey yapıp. Bunun zaten Konya'da Süper Lig takımında oynamak yerine Altay'a gitmesinden belli manyaklığı. Bir Alt Lig'e kira alatıyor kendisini. Aykut Kocaman'la çalışmak istemediği için. Ve Ali Koç'a res çekiyor. Galatasaray'a gidiyor. Belki daha aza, bilmiyorum ne kadar. Ve şimdi bu olay. Bu olayda da 3 gündür başı ağrıyor ama bu olayın öncesi var. Sonbahar aylarında milli takımın maçlarında yine Abdülkerim çok formdayken hiç de milli olamadı. Daha 28 yaşına geldi, hiç milli olamadı. Abdülkerim'den çok daha yetersiz olan oyuncular milli takıma stoper olarak çağrıldı. Bir tanesi de o 6 aydan partneri Cenk. Valencia'dayken hiç oynamıyordu. Bir dakikası süresi yok yani. Valencia'da zaten şu anda düşme potasında, La Liga'da. Orada bile oynamıyordu. Bir dakika bile oynamıyorken Süper Lig'in en iyisi toperini almayıp Cenk'i çağırdılar ve Abdülkerim ilk defa çağrılıyor. Bence büyük ihtimalle yine yedek soyunuyordu idmanlarda. Öyle bir şey vardı bence, tahminim.
Ve işte başı ağrımasından dolayı işte hastaneye falan gitti. Orada da tamam izinlisin vs. dedilerse, umursamadılarsa Abdülkerim'i, o da çıktı, Galatasaray-Karabağ maçı oynadı ve ben şöyle diyorum, ikinci yara Abdülkerim girmezse 3-4 tane yemiştik yani. Öyle bir Karabağ geliyor ki akın akın zübürle. Zübür diye bir adam var, manyak mıdır nedir?
Mahvetti yani böyle bir... Dübuğa hayatının en zor maçını oynamış olabilir bu arada ya. Müthişti ya gerçekten. Karabağ'da müthişti. Abdülkerim kurtardı yani. İkinci yarıyı yine toparladı. Gerçekten çok iyi adam Abdülkerim. Şu anda bir senedir oynamayan Çağlar'dan veya Ermenistan maçındaki Ozan'dan falan çok daha iyi yani. Bence bu Karabağ maçında tutan oyuncu oldu. İzledin mi maçı? İzledim tabii.
Zübiri izledim doğrusu yani. Maç izlemektense. Hakikaten çok acayipti. Birçok da farklı düşüncelere de sebep oldu bu. Abdülkerim'in olmaması. Yalnız farklı bir konu daha var. Tabi Abdülkerim'le de bağlantılı biraz çok benzer olay olduğu için söylüyorum. Birazdan asilikten bahsettin ya. Emir Ortakaya da normalde U19'da oynuyor ama sakat diye kadroya davet edilmedi. Ama ben de geçen gün Tuzla Spor Göstepe maçına gittim Emir'i izlemek için. Emir ilk 11 çıktı maça. Bu hafta sonu işte yani. Bu hafta sonu oynandı. Orada da bir problem var. Yiğit Efe Demir için de aynı şey geçerli. O da sakatlıktan dolayı milli takımda değil. O da Zenit karşısında Fenerbahçe'de ilk 11'de maça çıktı. Bu stoper rotasyonda garip bir şey var. Ve U19 takım da 3 maç oynuyor işte. 3'ünü birden kazanırsa Avrupa şampiyonusuna gidiyor. Çok büyük bir hedef aslında U19 milli takım için. Bunu Rudvan Naksu belirtmiş Twitter'da, spor yazarı arkadaşımız. Gerçekten milli takımda böyle hani sakat diye kadrodan çıkarılanlar hazırlık maçı falan oynuyor. Garip bir durum. Emir'de de mi asilik var acaba diye düşündüm. Onu da çünkü devre arasında George Yesus istiyor sol stopper olarak ve ben Göztepe'de kalacağım. Oynamak istiyorum ben. Hani Fenerbahçe'ye gitmek değil diye kabul etmiyor devre arasında. O da bir üçünün sol stopperi bu arada Abdülkerim gibi. Evet asiler, stopperlerimiz biraz asi gerçekten. Öyle.
Karabağ Galatasaray maçına geçelim madem başladık. Zübir dedik, Dubois çok yalnız kaldı dedik. Orada yalnız Dubois'ın da biraz hakkını vereyim, Zaniolo hiç gelmedi. Zaniolo'nun İtalya'daki basın açıklamalarından bir tanesini okumuştum gelmeden önce Galatasaray'a. Kendisinin önemli bir eksiği olarak savunma yardımından bahsediyor zaten. Yani back takibi falan yapmamasını.
...geliştirmesi gereken yönü olarak savunma yardımını söylüyor da. Çok da yalnız bıraktı Dubois'i. Zaten üzü bir canavar. Bir de arkasındaki geri yeğiri de çok beğendim ben, sol bekleri. O da sürekli geldi. Komik bir tweet okudum bu arada. İzmir'de intihara kalkışan bir vatandaş... ...Galatasaray-Karabağ maçının ilk on birinde Yusuf Demir'in olduğunu görünce... ...intihardan vazgeçmiş. Tweet'in altına şey yazdım, devrede etmiştir yazdım.
Çünkü Yusuf çok kötü oynadı gerçekten. Yusuf'la ilgili öyle bir beklenti var ki Barcelona'da oynamış falan diye 17-18. Millet Messi zannediyor. Barcelona'lılar da öyle zannetmiştir. Öyle bir şey yok. Çocuk oynadığı her hazırlık maçında çok kötü oynuyor. Gerçekten çok kötü oynuyor. Ve algı da onu daha da zora sokuyor. Barcelona'dan geldi, Barcelona'dan geldi dedikçe çocuğun daha da baskı altında kalıyor ve daha da böyle kilitleniyor. Düşün adam doğruysa o haber. Dur bir Yusuf'u izleyeyim de sonra intihar edeyim mi dedi.
Hani öyle bir, Yusuf'u izlemeden intihar etmeyeyim gibi böyle bir Barcelona şeyi var. Ama devrede ettirmiştir gerçekten yani. Yine basit top kayıpları etkisizdi. Gomis'te Icardi iyiydi bence. Torreira fena değildi sonradan girince. Ya Konya maçında Icardi ve Torreira kötüydü ya. O yüzden Bilas'a dikkat ettim, nasıllardı diye. İyiydiler. Kaan iyiydi. Stopper'de. Kaan Ayhan gerçekten... Konya maçında da bence kötü değildi. Özellikle oyun kurulumunda hakikaten... Ayak fena ya, on numara haya var gerçekten Kaan'da. Bir iki tane pozisyonda hata yapmıştık Konya maçında. Onlar savunma açısından çok iyiydi diyemem ama oyun kuruculuğu iyiydi gerçekten. Ben stoperliğin gerçekten tandem işi olduğunu inandığım için abi yani bir anda Abdülkerim'le partner olmak, Galatasaray'la ilgili 2-11 maçına çıkmak...
Eş uyumunun bence en önemli olduğu pozisyon olduğundan dolayı böyle ilk maçı olan stoperlerin sallanmasını bazen ben normal karşılıyorum. Kaan için de aynı şey geçerli tabii. Doğru. Bir de bence Galatasaray'ın iyi yaptığı bir şey Karabay'la hazırlık maçı da almak. Denk mi geldi bilmiyorum yoksa bilinçli mi? Karabay gerçekten çok tempolu ve çok formda bir takım.
Galatasaray'ın biraz bir dayak yeme ihtiyacı vardı. 14 maçlık galibiyetten sonra çok rehavet vardı oyuncularda. Kolay kazanabiliyoruz, yetenekliyiz, kaliteliyiz. Karabağ'a kadar baskılayabilen, pres yapabilen, tempolu koşan bir takımla oynamak gerekiyordu bence Galatasaray'a. İyi bir hazırlık maçı olduğunu düşünüyorum. Bilinçli alındıysa çok iyi düşünülmüş. Denk gelmişse de iyi bir şansı olmuş. Hazırlık maçı anlamında katılıyorum. Hakikaten de çok sert ve dediğin gibi dinamiklerdi. Yalnız benim bir eleştirim olacak. Galatasaray, Reavet'ten bilmiyorum ama son 60 günde iki tane resmi maça çıkmış bir takımdan bahsederken bu kadar ilk on bir oyuncularının azlığı, böyle bir hazırlık maçında oynatmamak, üç tanesine izin vermenin ben çok mantıklı olduğunu düşünmüyorum. Galatasaray'ın şu dönemde ihtiyacı olan şey ana on birini milli takımlara gidenler hariç onları olabildiğince oynatması gereken ve ilk on bir başlatması gereken bir mücadeleydi bence. Ben şahsen bunu bir eleştiri konusu olarak görüyorum. Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun?
Hangi isimler? Toreira, Icardi mi? Yani evet en baştan başlaması gerekiyor. Onlar sanırım Güney Amerika'ya gittiği için 1-2 gün izinli ve 20-25 dakika aldılar. Doğrudur. Doğrudur. Yani ben Konya ve özellikle Kasımpaşa mücadelesinde de aynı şey geçerli. Galatasaray'ın maç ritminden kopmuş bir takım görüntüsü verdiğini ve birlikte oynamanın o istikrarını kaybettiğini düşünerek bu kayıpların da geldiğini düşünüyorum. Galatasaray şimdi mesela tekrar bir lig oynayacak, bir kup oynayacak. Sonra yine bir bay haftası geçiyor. Bir 10 gün yok Galatasaray. Galatasaray biraz şanssızdı bu dönemde. Hani çok şey oldu, dağıldı. Form grafiği o yüzden biraz hazır formdayken maç oynamamak Galatasaray'ı kötü etkiledi gerçekten. Şimdi ufak bir aramız olacak. Ardından tekrar birlikteyiz.
Zenit'le oynadı Fenerbahçe. Jojinho ismini Fenerbahçelilerin ağzından sular akarak dinliyorum. Bora Aydınlık yine golünü atmıştı. Galiba Bora ondan sonra U19 maçı oynadı ve orada da bir gol bir asistle yine ön plana çıktı. Senden dinleyelim Zenit-Fenerbahçe maçını.
Güzel bir maçtı. Güzel akşamdı her şeyden önce. Yani böyle bir Avrupa takımına karşı gençleri görmek her taraftarın hoşuna giden bir şeydi. Tribünler de hayli güzeldi bu arada. Herkes gençlerin etkisinde de kalmıştı. Ben tribün eleştirisi ve tribün övgüsüyle başlayayım. Biletler ucuz olunca gerçek taraftarın geldiğini o maçta anlıyorsun zaten. Twitter'da da gördüm bununla alakalı birçok yorum. Hani Şükrü Sarhoşoğlu'nun en baba yerindeki bilet bile 100 liraydı o akşam.
Ve kale arkaları boştu falan. Yani 10.000 kişi Fenerbahçe'nin geneli 50.000 kişiden çok daha iyi tepki verdiği, ses çıkardığı. Gerçekten taraftar... Öyle olur zaten ya. En öz taraftar gelir. En öz taraftar. Zaten bence bu taraftarla öldüren şey de bu ekonominin ve bilet fiyatlarının artmasıyla direkt bağlantılı bir şekilde oldu.
E saha içerisinde de güzel şeyler görünce taraftar hakikaten iyi havaya girdiler. Yani Gustavo Janiken'in iki tane kayarak müdahalesinin bile alkışlandığı bir akşamdı yani baktığın zaman. Kendisi de iyi bir akşam geçirdi ama hakkını vereceğim. Jojinho çok doğal. İnanılmaz oynadı çünkü gerçekten. Zaten altyapı da her zaman bunun sinyallerini veriyordu.
Yalnız onda da bir merkez oyuncusu olarak başlayıp Fenerbahçe'nin klasik devşirmesi altyapıya da herhalde yansımış ki son dönemde sağ kanat bek olarak kullanılıyor Jinho. Ve ben onun oyun tarzına göre hakikaten çok kötü bir tercih olmadığını düşünüyorum bu arada. Sağ kanat bek olarak hakikaten altyapıda inanılmaz maçlar oynuyordu. Bu maça merkez başladı ama herhalde altyapı alışkanlığı sürekli sağ tarafına doğru kayarak sürekli oynamaya çalıştı. Çok hızlı düşünüyor, gerçekten çok zeki. Hakikaten o Asyalı zekili Jin Ho'da var. Kimminci etkisiyle de ekstra sempatik bakılıyor tabi. Güney Koreli bir oyuncu olduğundan dolayı. Yani sağ içerisinde Fenerbahçe kadrosuna girmeye çalışan 28-30 yaşındaki abilerinden çok daha hızlı düşündüğü, çok daha faydalı hareketler yaptığı çok bariz olan bir akşamdı. Hatta bir pozisyonu onu ben Mert Hakan'la karşılaştırdım.
Hızlı düşünmesine direkt bağlantılı, Jin-ho sağdan bindirdi 3-4 tane topu hiç bekletmeden ve top gelmeden kafasını kaldırıp direkt penaltı noktasına kesti, pozisyon olabilecek noktalarda. Aynı top 2 kere Mert Hakan'a geldi, avut çizgisine çok yakın bir mesafeden 4 kere fake yapıp top kaybı yaptı. Yani bu bir oyuncudaki çevre kontrolü ve hızlı düşünmenin ne kadar önemli olduğunu göstergesi daha 18 yaşında bu çocuk baktığında. O yüzden Jinho üzerinde iyi bir akşamdı. Diğer genç oyuncuları da izledi Fenerbahçe taraftarı ama ben Jinho kadar ön plana çıkan bir genç oyuncu olduğunu düşünmüyorum. Bora'da dahil evet gol mükemmel bir gol. Orada da bir hızlı düşünme ürünü vardı. Top kontrolü aniden o şutu o kadar sert çıkarmak hakikaten çok iyiydi ama
O golün de etkisiyle biraz Bora sonrasında topla çok fazla oynayıp top kayıpları yaptı. Bunlar olabilir zaten, bunu bir eleştir olarak söylemiyorum. Herkes için iyi bir akşamdı ya baktığın zaman. Fenerbahçe'nin de A takım oyuncularını daha az kullanabildiği ama çok uzun süredir oynamayanlar için bir maç temposu kazandıracak bir akşamdı ki Pedro bu isimlerden birisi, Joshua King Sakat, Batuşay Sakat, Valencia Sakat, Lincoln Sakat, Serdar Dursun ve Joao Pedro'ya ihtiyaç duyulabilecek haftalara giriyor Fenerbahçe.
Pedro şanssızdı yine bir penaltı kaçırdı. Bir türlü beli doğrultamadı yani maalesef. Bakalım inşallah toparlarken de. O kadar kötü bir oyuncu olma ihtimali yok yani. Seriaya senelerdir 10 goller falan atan bir adamın. Aynen öyle. Maalesef çok kötü geçiriyor. Seferovic Galatasaray gibi oldu biraz. Aynen. Bugün Pedro bu arada bir yere gitse muhtemelen yine çift taneyi bulur yani. Peki Beşiktaş maçı var hafta sonu. O maçla ilgili ne düşünüyorsun? Çok belirleyici bir maç. Çok belirleyici. Sezonun en önemli maçlarından bir tanesi. Yine sosyal medyaya gönderme yapayım. Fenerbahçe her hafta ölüm kalım maçına çıkıyor zaten. Beşiktaş-Dervis'te o maçlardan biri. Beşiktaş maçıyı geçse sonraki hafta kara gümrükte bir ölüm kalım maçı. Zaten Galatasaray bu kadar önde olduğu sürece Fenerbahçe için her maç çok çok kritik olacak. Puan farkı düştü tabii. 3'e düşecek. Son dönemdeki psikolojik avantajın biraz daha ben Fenerbahçe tarafında olduğundan yanayım bu arada. Derbi belirleyecek sanki. Beşiktaş'ı da yenerse Fenerbahçe iyi bir rüzgar alabilir arkasına. İyi mesaj maçı. Aynen. O arkasındaki zaten hali hazırdaki rüzgarı bir fırtınaya çevirebilir baktığında. Jorges yok yalnız bu maç. Evet, Georgesus yok ama Dedeus da hakikaten taraftarın çok sevdiği bir isim. Evet, çok seviniyor. Ben bayağı sempatik buluyorum böyle normal sağ dışı da sağ içi. O da hırslı bir adam yani. Çok hırslı. Karakter olarak Georgesus'a çok benziyor aslında. Sonra sarı kart gördü zaten cesur olduktan sonra. Yani inanılmazdı. Valla eksikler belirleyici olacak. Mesela Valencia'nın oynayıp oynayamaması inanılmaz önemli Fenerbahçe için ki günde 3 saatini geçiriyormuş Samandıra'da tedavi olmak için.
Bu anlamda Valencia'nın varlığı çok önemli olacak Fenerbahçe'de. Ama şöyle bir şey olduğuna inanıyorum yani Valencia oynamasa da tam böyle Serdar Dursun'un damga vuracağı bir derbi gibi bazen hissetmiyor değilim baktığında. Oyun anlamında Fenerbahçe'yi Beşiktaş'tan tabii ki daha önde görüyorum. Ama Beşiktaş'ın bireysel kaliteleri de Fenerbahçe'ye sıkıntı yaratabilecek cinsten gerçekten.
Rashid Gezal geri döndü, çok ciddi bir tehdit. Avukat Bakar zaten Fenerbahçe'nin tam olarak belalısı. Ve ben genel sezon akışına bakıyorum. Fenerbahçe'nin derbilerde hala hiç skor bulamamış bir takım olması, bireysel yetenekleri çok iyi olan takımlara karşı ciddi problemler yaşaması. Bu maç için çok büyük bir gösterge. Tamamen derbi hazırlığından geçiyor bu iş bence. Hem Fenerbahçe'nin skor anlamındaki şanssızlığını kırması gereken bir maç, hem de işin savunma tarafını Beşiktaş'ın bireysel kalitelerine karşı çok daha iyi yapması gereken bir mücadele.
Geçen hafta konuştuğumuz bazı konular vardı. Bir tanesi Conte. Conte zehir zembelek konuşmuştu ve kovuldu karşılığında. Çok şaşırdık. Bekliyorduk zaten. Bekliyorduk aynen. Ve sonra geçen hafta sen bir espri yaptın. O da gerçek oldu. Tam Türkiye ya. Müthiş bir Türk futbolu olayı. Selçuk İnan'ın gönderilmesinden bahsetmiştik Kasımpaşa'da. Ve sen de demiştin ki Kemal Özdeş gibi tekrar geri gelir demiştin. Kemal Özdeş geldi yerine.
şey gerçek galiba her espride bir gerçeklik payı vardır derler ya ben tabi bu espri yaklaşımını yaparken bir yandan gerçekten gerçeklik payı olduğunu düşünüyordum hocam çünkü 3 senedir işsizdi tam kıvamına geldi şu an yani gelmesi gereken dönemde Kasımpaşa'ya geldi Bu arada Kasımpaşa'nın eski antrenörü geçen senenin sonunu çok iyi getiren Sami Urlu bu seneye çok kötü başladı ve gönderildi tabii ki Kasımpaşa'dan. Kasımpaşa'da çok kötü 3-5 maç gittiğin zaman kalamıyorsun. Sami Urlu'nun gündemle ilgili çok güzel bir açıklaması var. Diyor ki Tolunay Kafkas'a böyle sert çıkışları görmeyi seviyorum çünkü bizim futbol ailesi öyle bir aile oldu ki bu Anadolu'da hani birbirine şey yapan o ona bu buna yapıyor her şey kol kırılıyor içinde kalıyor ya bizim Türk futbolu ailesi direkt bana onları anımsatıyor yani herkes birbirine geçiriyor ama kimse kimseye kötü bir şey söylemiyor. Nihayet biri biri hakkında negatif bir eleştiri yapabildi yani böyle şeffaf olmasını daha çok seviyorum Türk futboluyla ilgili. Sami Uğurlu demiş ki Tolunay Kavkaz adını vererek mi dedi bilmiyorum da ümit milli takım batırsanız bile süperlikte iş bulabilmenizin bir yolu siyasilerle yakın olmak dedi.
Lobi ve gücünüzün olması lazım. Lobi ve gücünüzün olması lazım dedi. Ve hakikaten Tolunay Kafkas Ankara gücünü çalıştırıyor çok kötü geçen bir ümit milli takım kariyerinden sonra. Tolunay Kafkas'ın ümit milli takımın öncesinde Anadolu takımlarında başarılı işleri var, başarısız işleri de var. Ama ümit milli takım gerçekten çok kötüydü ve onun ardından Ankara gücü gibi bir köklü bir kulübe gitmiş olması gerçekten çok fazla performansla açıklanabilecek bir şey değil. Sami Urlu da büyük ihtimalle teklif almıyor hiçbir yerden. Çünkü geçen sene Kasımpaşa'da çok iyi işler yaptı yani. Öyle başarılı, süperlikli işler yapan bir adam bugün Balıkesir çalıştırıyor. Öyle düşünebilirsin yani. Ve eleştirisinde de çok haklı. Doğru, %100. FSP'yi senden bahsetmiştik geçen hafta. Maalesef çok kötü bir hafta geçirdiler onlar da ve işleri artık mucizeye mi kaldı diyoruz? Mucizeye kaldı diyebiliriz. Alba Berlin'i, yani EuroLig'in son sıralarında yer alan bir takıma kaybettiler. Yine iki sayıyla kaybettiler. Zaten zor görüyordum ben ama bu mağlubiyetle beraber hakikaten mucizeye kaldı. Bu hafta çift maç haftası. Oynadıktan sonra önümüzdeki hafta daha detaylı değerlendireceğiz.
O zaman voleybola geçelim. Orada en konuşulması gereken haftanın en güzel olayı diyebiliriz. Kadın voleybolda 3 Türk takımı Final 4'e kaldı. Bir de İtalyanlar kaldı herhalde değil mi? Aynen. Ebrar'ın formasını giydi Novar'a kaldı bu arada. Yani Şampiyonlar Ligi'nde son 4'te 3 Türk takımı 1 Türk oyuncusu var diyebiliriz. Ebrarda Novara'yı taşıyan çok önemli bir isim. Ayın oyuncusu seçilmişti geçtiğimiz aylarda da. Yani evet kim kazansa çok şeyde olmayacak bir durum. Üzülmeyeceğimiz bir durum. Türk voleybolu, Türkiye'deki kadın voleybolu Avrupa'yı da gerçekten sallıyor gibi bir durum var. Kim favorin peki?
Eczacıbaşı. Eczacıbaşı çünkü Sultanlar Ligi'nde de, Şampiyonlar Ligi'nde de nağmalip bir yoluna devam ediyor ve çok kaliteli bir kadro baktığında. Hoş Fenerbahçe'de de çok acayip bir form seviyesi var. Turnuvanın favorisini eleyerek geldiler buraya zaten. Ve Melisa Vargas takıma geldikten sonra da acayip bir yemeğe kaldı zaten. Arena Federasova'nın yanına Vargas'ı koyunca falan hakikaten Fenerbahçe'de çok korkulan bir takım oldu denebilir. Vakıfbank'la eşleşti Fenerbahçe bu arada. Vakıfbank'ın bu sezonun bir düşüşü var.
Ligde de Fenerbahçe'nin galibeti var da Bakubank'a karşı. Ama ben gün sonunda finalde Fenerbahçe ve Eczacıbaşı'nı göreceğimizi düşünüyorum. Güzel bir final olur. Aynen öyle. Bu arada kumsal 5,5 yaşında kızım. Onu voleybolla yazdırmayı düşünüyorum. Voleybolla çok ilgili bir arkadaşım var, Galatasaraylı bir arkadaşım. Benim de Galatasaraylı olduğumu biliyor.
işte nereye yazdırayım falan diye sordum ona, bir danıştım. O da nerede oturuyorsunuz, Gazi Osman Paşa falan? Bir araştırayım döneyim sana dedi. Sonra döndü dedi ki ya Fenerbahçe'ye yazdır dedi. Şimdi buradan bir Galatasaray eleştiri yapacağım Fenerbahçe'yi de tebrik ederek. Fenerbahçe gerçekten bu diğer branşlara, spor branşlarına çok önem addediyor. Hem erkek basketbolda hem kadın voleybolda senelerdir çok yarışmacı ve yetiştirici bir kimliğe sahip Fenerbahçe. Halt yapı da dahil yani.
Ve Galatasaray olsun, Beşiktaş olsun çok geride kalıyorlar o tip konularda. Neyse ben şimdi zaten kumsalı önce bir jimnastiğe vereceğim. Sonra bir yüzmeye vereceğim falan. Bir iki senesi daha olabilir voleybol için. Bir altyapı oluşturayım önce. Ben de seni bu aralar bir baba olarak tebrik ediyorum. Çünkü bu spor bilinci çok ailede yok maalesef. Takım spor öncesi yüzme ya da jimnastik hakikaten çok önemli.
Onu beden eğitimi öğretmeniyle de konuştum, o da öyle dedi. Önce cimnastikte biraz esnesin, sonra yüzme omuzlarını geliştirir. Aynen öyle. Sonra kollarını geliştirir, kulaçlar geliştirir. Sonra da voleybol için çok iyi bir temel olur dedi. Bir gün de umarım birileri podcastta kumsalı konuşur. Çok güzel olur yani. Novara'yı Final 4'e taşıdı falan diye böyle Ebrard tarzında. Harika olur. Aynen öyle. Ağlarım o şeyi dinlerken, o programı.
Tahmin edebiliyorum. Duygusal bir obasın. Başarılar dileyelim. Aynen öyle. Ve NBA'ye geçelim mi? Geçelim. Orada Batı konferansı karışık. Playoff yarışı Hatsafa'da. Yukarıda Memphis, Denver, Sacramento. Playoff'a yakın takımlar ki zaten oyuncaklar gibi gözüküyor ama alt tarafta hakikaten kan gövdeyi götürüyor diyebiliriz. Orada bir sürü aday var.
Mesele play-in oynamadan da play-off'a direkt gidebilmek ve Phoenix, Clippers, Golden State bu takımlar konusunda daha öncelikli. Clippers'da Paul George'un sakatlığı olmuştu. Orada bir güç kaybı yaşadılar. Galiba ama çok büyük bir sürpriz olmazsa play-off'ta bu söylediğim takımlar olacak gibi duruyor. Play-in'de ya bu NBA formatı değiştikten sonra ben bu play-in olayını bayağı seviyorum. Takımların sezonu erken salmasına bir anda da engel koyabilen bir şey aslında. Küme düşmem olmaması zaten beni çok geriyordu NBA ile ilgili. Aynen öyle. Başarısızlığını cezalandırmaması çok sıkıcı bir şey bence. Bir de her şey çok erken garantilenince işte takımlar yıldız oyuncularını dinlendirmeye başlıyor, lige asılmamaya başlıyor falan. Bu NBA'in rekabetçi tarafında gayet ortaya çıkardı denebilir. Yediğin sırada Minnesota Timberwolves var. Golden State'in yarım maç gerisinde. Ama orada yıldız oyuncularından da katkı alamayan bir takım olduğunu söylememiz lazım.
Benim favori takımlarından biri Pelicans. Orada direk tehditlerden biri. Lebron James uzun süre sakattı. Lakers, Lebron'un yokluğunda çok daha iyi bir takım haline büründü ve 9. sıraya çıktı. Bu arada yanlış hatırlamıyorsan Savak gördüm. Lebron da 5.560 gün sonra mı ne? Bir maça kenardan gelerek başladı. Bençten gelerek başladı. O da çok acayip bir istatistikli bence. Bayağı hoşuma gitti. Ben eski bir Oklahoma'lıyım. Oklahoma'da 10. sırada çünkü Russell Westbrook'u çok seviyordum. O yüzden Oklahoma'yı severim.
ve kapanışta da Dallas Mavericks'den bahsetmek lazım. Donch için yanına bir süperstar takviyesi Kyle Irving geldi ama işler daha kötü bir noktaya doğru evrilmeye başladı. Donch ise çok mutlu değil bu konuda. Onun da bir açıklaması var. Hani oynadığım oyundan keyif almıyorum şu an diye. Bu gerçekten rahatsız edici. Bence benimle bir maçta görüşebilirsin. Bazen ben... Bence ben değilim. Sadece orada değilim. Maçta gülmek çok eğlenceliydi. Ama sadece rahatsız edildi. Birçok sebebiyle. Sadece basketbol değil.
Sabah da Pablo Lasso, Real Madrid'deki koçu, bunu bu kadar dışarı vurması hiç hoşuma gitmedi, bununla başa çıkamıyorsa bir problem var demektir diye onu oradan eleştirmiş. Yani Don Cici, oyuncu yapan adam aslında Lasso baktığın zaman. Vallahi NBA'de durumlar karışık. Bakalım, ben de şeyi merak ediyorum. Yine konuşacağız tabii, her şey kesinleşti. Playoff ve play-in potası. Burada hangi takımların nerelerde olacağıyla alakalı tahminim zor. Ağzına sağlık. Teşekkür ederim abi, senin de ağzına sağlık. O zaman haftaya görüşürüz diyelim. Aynen öyle. Yine Podbee Stüdyoları'nda görüşmek üzere. Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.