
3.770 kelime · ~19 dk okuma
Herkese merhaba. Bu kaydı 27 Mart'ta alıyoruz. Son yayınlanan Tren Topiği'nin ardından bir hafta geçmiş. Normalde bu kadar açmıyoruz arayı ancak biraz kafa toparlamaya ihtiyacım vardı açıkçası. Soran Nur olmuş. İlginiz için teşekkürler. Geride bıraktığımız bir haftada konuştuklarımızı şöyle bir derlemeye kalkarsak burası kocaman bir kakafoniye döner. Çok hızlı ilerliyor gündem. O yüzden en temel başlıkları ayıklama tarafta arayayım. Birincisi, artık yeniden refah ve hüda parın da dahil olduğu genişletilmiş bir Cumhur İttifakı ile karşı karşıyayız.
AKP, MHP, Büyük Birlik Partisi, yeniden Refah ve Üdop var. Yani merkezin sağı bile yok. Aşırı sağ bir ittifak. Ama siyasi duruşunun oldukça net olduğunu en azından girişte söylemekle yetinelim. Sonraki bölümlerde de bu konuyu konuşacağımızı söyleyelim. Bunu anlama hakkında konuşacağız. Fakat bir diğer önemli hadise, Cumhur İttifakı'ndaki bu netliğe rağmen muhalefet cephesindeki çatlak sesler. Örneğin, İyi Partili Yavuz Ağıraleoğlu'nun çıkışına şahit olduk bu hafta.
Kılıçdaroğlu dışında da adayların olduğunu görüyoruz. Muharrem İnce 100.000 imzayı topladı ve o artık bir cumhurbaşkanı adayı. Ben bu kayda hazırlanırken Sinan Oğan da 100.000'den fazla imza topladı ve artık o da bir cumhurbaşkanı adayı. Her iki adaylığı da değerlendireceğiz. Üst başlığımız ise antisiyasetçiler olacak. Kim bu antisiyasetçiler? Neden mutsuzlar? Ne istiyorlar? Kimlerden oluşuyorlar? Ve elbette önemli soru, seçimlere ne kadar etki edecekler? Uzatmayalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
Tren topuyu uzun süredir takip edenler, milliyetçi siyasetteki kırılmaya ilişkin önceki bölümleri hatırlayacaktır. Bir tarafta 1950'li yıllarla beraber ortaya çıkan, anti-komünist tandanslı, Türk-İslam sentezici milliyetçiliğin geleneksel partisi olan MHP var. Bir tarafta, MHP'den ayrılanların kurduğu ama merkez sağ doğru yönelme gayretindeki İYİ Parti var. Diğer bir tarafta anti-sığınmacı söylemiyle dönem dönem öne çıkan ve kendi çapında bir sempatisan kitlesi olan Ümit Özdağ. Bir diğer tarafta CHP dışına çıkartılmış ulusalcılar. Üstelik ideolojik ekseni de olan bir tartışma bu. Bir yanda muhafazakâr milliyetçilik, diğer tarafta seküler milliyetçilik. Yani iş baya dallı budaklı. Bu seçimde bunların hiçbiri, yani İYİ Parti, MHP ya da Zafer Partisi liderleri aday değil.
Ortada iki büyük blok var ve ikisi de kendisini milliyetçi olarak tanımlamıyor. Kemal Kılıçdaroğlu ve Tayyip Erdoğan. Bir tarafta AKP, MHP, BBP, yeniden Refah ve Hüdavapar'dan oluşan hem milliyetçi hem İslami tonu son derece koyu, aşırı sağ bir ittifakın adayı olarak Tayyip Erdoğan duruyor. Diğer tarafta Türkiye'nin sağıyla solunu bir çatı altında birleştirmeye çalışan ittifakan adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu var. Eğer sadece bu iki aday çıksaydı, bir ikinci tur tartışmıyor olacaktık. Sonuçta biri, eşyanın tabiatı gereği %50'den fazla olacaktı.
Ama bu iki adaya eklenen Muharrem İnce ve Sinan Oğan'ın seçime girmeleri halinde seçimin ikinci tura kalma ihtimali de arttı. İkinci tura yine de kalmayabilir. En azından uzun yıllar KONDA'nın genel müdürlüğünü yapan araştırmacı Bekir Ağır'dır bu görüşte. Geyinhaber'de Mirgün Cabas'ın konuğu olan Bekir Bey, bu seçimde Erdoğan'ın gitmesinin ya da kalmasının oynanacağını, bu nedenle üçüncü-dördüncü adayların etki gücünün sınırlı olacağını söylüyor.
Farklı zamanlarda böyle bu tür tepkisel bir takım ya da duygusal bir takım köpürmelerle bazı partiler ya da adaylar öne çıkabilir ama bu seçimin ben hala Erdoğan'ın devam edeceği bir Türkiye'den yana olmak veya Erdoğan'sız bir Türkiye'den yana olmak ikileminden oluşacak. Çok daha büyük hayallerimizi konuşuyor olabilmeliydik. Zaten sorunlu olan tartışma kültürümüz ya da kamusal tartışma kültürümüz daha da zarar görmeyeydi de yeni bir hayatı oyluyor olsaydık. Ama olmadı. Bunun üzerine başka bir zaman uzun uzun konuşuruz fakat seçimin biraz önce andığımız duası gereği 3. ya da 4. adayın etki gücü kırılıyor.
Seçim ikinci tura kalır mı sorusunun cevabı da bu atmosferde anlam kazanıyor. Bekir Ardır da Mirgün Cabas'ın sorduğu bu soruya seçim yine de ikinci tura kalmayabilir diyor. Ama şuna yol açabilir mi? Mesela bu seçimin birinci turda sonuçlanmayıp ikinci tura saklasın diyerek olur mu? Benim beklentim hayır. Çünkü matematik olarak şöyle bir durum var. Yani bir kere ikinci tura mı kalacak kadar oy almaları demek minimum %7-8-10 puanından konuşuyoruz.
Diğer adayları diyelim iki puan aldı ve diğerleri de 49-49 kaldı. Böyle bir tablo yok, hayır. Yani dolayısıyla burada olan şey şu, genel gidişatı değerlendirme üzerinden baktığınız zaman 60'a 40, 58'e 42 gibi iktidarın değişmesinden yana bir hava var. İlk defa belki de çok uzun yıllardan sonra muhalefet ve CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu O 58-60 potansiyelin önüne bir hayal, bir iddia, bir güven, umut verip veremeyeceğine bağlı her şey. Yani ortada ilk kez Erdoğan'ın değişmesi yönündeki iradenin %58'e-60'a dayandığı bir durum var. Buna karşılık çeşitli nedenlerle Cumhurbaşkanlığı iddiasını sürdürenler de var. Muharrem İnce ve Sinan Oğan burada öne çıkan iki aday.
Mutlaka her seçime giderken taraftar kitlesi kendisini olduğundan büyük görme eğilimindedir. Yani geldik, geliyoruz, Doğu Perinçek etkisi gibi düşünün. Binde 5 oyunuz yok ama %10'u açtık, geliyoruz diye düşünebilirsiniz. Ama Muharrem İnce ya da Sinan Oğan'ın Türkiye'nin 13. Cumhurbaşkanı olmaları bu olağan akışın dışında çok büyük şeyler olmasına bağlı. Çok zor diyelim yani. Yani çok büyük ihtimalle 13. Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da Kılıçdaroğlu'ndan biri olacak. Fakat yine de bu isimlere oy verecek kesimler bulunuyor, yani Muharrem İnce'ye veya Sinan Oğan'a. Kazanma iddiasını daha az dillendiren, bu haliyle biraz daha gerçekçi bir izlenim veren aday gözlediğim kadarıyla Sinan Oğan.
O kendisini Türk milliyetçilerinin ve Atatürkçülerin sesi olarak tanıtıyor. Daha ziyade Türk milliyetçilerinin bu seçimde sesi duyulmalı gibi bir politik tavır var o cephede. Yani şövalye ruhlu bir hareket diyelim hadi. Sinan Ateş, suikastçi sonrası MHP'den, 3-6 Mart krizi sonrası İYİ Parti'den kopan çevreleri hedefleyen bir adaylık olarak göze çarpıyor Sinan Oga'nın adaylığı. Bir tür böyle milliyetçiler oyunu mutsuz vermesin adaylığı gibi. Yani kazanma iddiasından ziyade bir duruş sergiliyor.
Fakat Muharrem İnce öyle değil. Kazanacağını iddia ediyor. Hatta 100.000 imzayı toplaması 5 gün sürünce bilerek öyle yaptık bile diyor. Yani gecikmedik aslında, biz bilerek öyle yaptık. Hemen toplasaydık AKP'liler destek verdi derlerdi diye ekliyor. İstesek ilk gün toplayabilirdik. İlk gün toplasaydık AKP'liler yardım ediyor diyeceklerdi. Çünkü her türlü iftirayı attılar. Her şey planladığımız gibi oldu. Her şey. 19 dakikalık basın toplantısıyla duyurdu İnci adaylığını. Bu 19 dakikanın hemen hepsinde mevcut muhalefet bloğunu hedef aldı. Yani Erdoğan'dan ziyade Kılıçdaroğlu'nun adaylığı hedefindeydi.
Siyaset ürettiği hemen her kürsüde CHP tabanından gelen eleştirilere cevap veriyor İnce. Muharrem İnce'ye ele aldığımız bölümde vurgulamıştık. Ne hüda para ne HDP şeklinde kitlelere servis edilecek bir üçüncü yol sunuyor kendisi. Bir ihtimal daha var diyen gençler, bölücüye de gericiye de izin vermeyeceğiz diyen gençler, sizinle gurur duyuyorum.
Çok ilginç bir seçim kampanyası yürütüyor ve bu yüzden de tepki çekiyor. Pozitif bir dil yok, pozitif bir kampanya değil. Negatif bir kampanya bu. Şimdi negatif bir kampanya ama mevcut iktidar bloğunun karşısında konumlanan bir negatif kampanya değil. Tam tersi. Mevcut iktidar bloğunun karşısında konumlanan, muhalefete karşı konumlanan bir negatif kampanya.
Arzu ettiği Türkiye'yi anlatmaktan ziyade, Millet İttifakı'na dönük sert bir dili var. Anti-Erdoğan'cı cepheye, yani Millet İttifakı'na uzak. Erdoğan'a da uzak görünüyor. Öte yandan, esi konumunun Erdoğan karşıtı cephe içinde bulunması nedeniyle kendisini sürekli izah etmek zorunda kalıyor. Yani niye buradayım?
Niye Millet İttifakı'na destek vermiyorum'u sürekli anlatmak zorunda kalıyor. Hal böyle olunca muhalefete muhalefet ediyor ve bir tür motivasyon kırıcı işlev görüyor. Buna karşı o sesini yükselttikçe muhalif çevrelerde de öfkenin adı oluyor. Ateşle barut sosyal medyada bir araya geliyor ve küfrün kıyameti bini bir para. Böylece taraflar daha da polarize oluyor. Bu noktada iki cepheli seçim sürecinde bir cephe daha açılmış oluyor. Bir tarafta Erdoğancılar, bir tarafta anti-Erdoğancılar var.
Erdoğan'cıların kime oy vereceği belli, Erdoğan'a. Anti-Erdoğan'cıların da kime oy vereceği belli, Kılıçdaroğlu'na. Fakat bir üçüncü cephe çıktı artık ortaya. Diğer bir tarafta her ikisinden de mutsuz olan bir azınlık var. Bu azınlığı böyle küçümsediğim için azınlık demiyorum. İki bloktan daha az oyu olduğu için azınlık diyorum.
Bu azınlığı nasıl isimlendirelim? Şimdi sorumuz bu. Bu grubun, yaş grubunun en azından gençlerden oluştuğunu İnce'nin kendisi de söylüyor. Buna karşılık siyasi yönelimi biraz daha reaksiyoner. Yani diğer iki seçeneğe bir öfke olarak vücut buluyorlar. Onlara duyulan öfkenin temsilini üstleniyor İnce. Siyaset bilimci Özgün Emre Koç da bu meseleyi anti-siyaset kavramıyla açıklıyor.
Bu süreçte kendisiyle de konuştum. Bana bir özetler misin? Nedir bu antisiyaset diye sordum. Kendi yazısından şöyle alıntılayıp gönderdi. Dinleyelim. Antisiyaset, geleneksel siyaset yapma biçimlerine karşı çıkan ve ona güven duymayan, formal siyasete ve siyasi aktörlerinin hemen hepsini muhalif konumda olan bir siyaset biçimidir diyebiliriz. Sistem karşılığı veya müesses nizam karşılığıyla kesişimler barındırsa da aynı şey değildir. Sistematik olmaktan ziyade bir tür nihilizm ve sinizm olarak kendini dışarıya vuruyor bugün.
Bu nedenle daha yüzer gezer, reaksiyoner, anlık tepkilerle ve dürüstsel olarak kendini ifade ediyor. 1-2 yıllık siyasi geçmişimize baktığımızda önce Ümit Özdağ'ın söylemleri ve ardından Muharrem İnce'de kendini ifade etmeye çalışan bir akım oldu. Sistematik olmaması ve reaksiyoner olması nedeniyle kendini örgütlü bir biçimde ifade edemiyor. Daha çok sosyal medyada görünür oluyor. Zaten parti hiyerarşilerine de tepki duyuyor. Bir tür herkesi öfkeliler ve her şeyden memnuniyetsizler akımı diyebiliriz.
seçeneklerin ikiye düştüğü durumda, her iki seçenekten de memnun olmayanların oyuna talip olan bir üçüncü seçenek. Yani iki seçenekte hayalleri temsil etmiyor, bu hayal kırıklığının üzerine bina edilen bir üçüncü seçenek. Bu arada yanlış anlaşılmasın, bu anti-siyaset kavramı Özgün Emre Koç'un geliştirdiği bir kavram değil, o sadece bu kavramdan faydalanıyor. Mesela Andrew Heywood'un siyaset başlıklı kitabındaki tanımını şöyle paylaşalım. Şöyle demiş Heywood,
resmi ve yerleşik siyasal süreçlerle ilgili katılamamada, anti-sistem partilerine destekte veya doğrudan eyleme başvurmada yansıyan hayal kırıklığı. Yani Andrew Heywood'ta anti-siyaset kavramını kullanan ve onu tanımlayan bir siyaset bilimcisi. Bu hayal kırıklığında CHP'ye yönelen öfkenin adı, Yeni CHP. Tırnak içinde söylüyorum. Yeni CHP. Böyle tarif ediyorlar. Yeni CHP. Ne demek bu? Partinin Atatürkçü kimlinin zarar gördüğünü, milliyetçi söyleminin nitelik değiştirdiğini düşünüyorlar.
Hele ki altılı masada DEVA ve Gelecek Partisi'ne pay verilmesi işi iyice köpürtüyor. Millet Tifakı'nı 2002-2008 model AKP'ye benzetiyorlar. Buradan hareketle şöyle de sloganlaşıyor mesela. Ne 2023 model AKP ne 2002 model AKP gibi bir halde var. Burada bir anakronizm de söz konusu.
Bu noktada eskiden kendilerine ulusalcı diyen bir kesim burada konumlanıyor. Hepsini söylemiyorum. Tabii bütün ulusalcılar burada demiyorum ama bir kesim ulusalcı burada konumlanıyor. Fakat bu kesimlerin yine de büyük çoğunluğu Kemal Kılıçdaroğlu'ndan yana tavır koyuyor. Bunu da vurgulayalım. Erdoğan'ın gitmesi onlar için daha önemli. En azından Kılıçdaroğlu'nun yanında tavır koyanlar için daha önemli.
Buna karşılık Kemal Kılıçdaroğlu'nun öfkeleri, politik militanlıkları nedeniyle daha fazla olan genç kitleler var. Yani militanlık düzeyi, Erdoğan'a dönük öfkenin daha üzerinde Kılıçdaroğlu'nun öfkeden besleniyorlar. Onlar önce İnce'ye oy verecektir. Bu gençler belki geçen yıl Ümit Özdağcıydı, şimdi Muharrem İnceci. Önemli olan isimden ziyade bu ismin taşıdığı kimlik ve anti-kimlik. Yani kimlikten daha ötesi hatta anti-kimlik. Erdoğan'ın ve Kılıçdaroğlu'nun karşısında,
Bu şekilde anti-kimlikli. Ve Atatürkçü kimliği de var. Bu şekilde kimlikli. Muharrem İnce 100.000 imzayı topladıktan sonra CHP'yi de ima ederek şöyle konuşuyor. Firari FETÖ'cüler, PKK'lılar, genel merkez ve belediye beslemeleri seni de bölücü ilan etti güzel kardeşim. Seni de bölücü ilan etti. Bunu unutmayın.
Ne Muharrem İnce'nin abartıldığı kadar bir troll desteği gördüğünü düşünüyorum ne de Muharrem İnce'ye dönük öfkenin kendisinin iddia ettiği gibi troll kaynaklı olduğunu. Yani bu troll'lük meselesi biraz büyütülüyor. Hakikat her iki tarafında gerçekten militanlarının olduğu. Her ikisi de 2023 Türkiye'sinin toplumsal ürünleri bana kalırsın.
Şu dakikadan itibaren Erdoğan'ın yelkenine rüzgar taşıdığı düşünülen her hareket, muhalefet cephesinde öfkeyle karşılanıyor. Aklı insanlar 20 yıldır zaten sıkılmışlar iktidardan ve gitmeye bu kadar yakınken bir de iktidarın değirmenine su taşıyınca insanlar öfkeleniyor. Buna troll demek anlamsız. Yani böyle parayla tutulmuş görevliler değil Muharrem İnce itiraz edenler.
Hekeza Muharrem İnce destekçilerinin de büyük ölçüde troll olduğunu düşünmüyorum. Mutlaka vardır. Muhakkak her iki senede rüzgar veren organizasyonlar vardır, o ayrı. Ama ana gövdeyi trollükle suçlayamayız bence. Hakikat şu, bu kamplaşmayı belirleyen güç ne Kılıçdaroğlu ne de İnce. Bu kamplaşmayı belirleyen Erdoğan'ın kendisi.
Başta da ve birçok bölümdür üzerine durduğumuz gibi beğenin ya da beğenmeyin. Hakikat bu seçimde Erdoğan kalsın mı gitsin mi? Hakikat bu. Buna oynayacağız. Erdoğan denklemden gerçek anlamıyla çıktıktan sonra Türkiye'de siyasi konumların tümü değişecektir. Ancak Erdoğan gerçeği orada dururken bu çok zor.
Bu nedenle Muharrem İnce, Erdoğan karşıtı cephenin moralini bozan bir aktör olarak şimdilik orada duruyor. Şimdi burada bölüme kısa bir ara verelim. Aranın ardından, muhalefet cephesinde bir gelişmeyle, İyi Partili Yavuz Aralioğlu'nun geçen hafta yaptığı sert çıkışta devam edeceğiz. Bu hafta Aydı Cephe'nin yani Anti Erdoğan'cı cephenin moralini bozan bir gelişme daha yaşadık. İyi Partili Yavuz Ağralıoğlu çarşamba günü çok sert bir açıklama yaptı. O da tıpkı Muharrem İnce'ninki gibi milliyetçi bir itiraz taşıyordu. HDP oyları olmadan %65-70'lik bir oy alabilecek bir aday çıkarabilirdik, böyle diyor. Ama HDP oyları nedeniyle şimdi %50 hesabı yapıyoruz diyor Ağralıoğlu.
Dedik ki bu yarışı bunca yanlışın içerisinde 60-40-70-30 bitirebilecek olan bir mutabakat aramalıyız. 51 geçmek, 51 geçmek duygusuna düştüğü andan itibaren muhalefet kirlenecek dedik. 51 geçmek arzusuyla eğer bir kazanma şehvetine kapılırsak Siyaset kirlenecek ve ilkesizleşecek dedik. Dediğimizi bulduk. Milliyetçi kesimlerin hepsi değil ama bir kısmında böyle bir iddia var. Şöyle diyorlar, eğer diyorlar, anketlerde Kılıçdaroğlu'ndan yüksek oy aldığı düşünülen bir isimle seçime gidilseydi, milliyetçi oylar daha rahat olurdu, bu durumda HDP'yi dışlardık, HDP'yi dışlasak bile sorun olmazdı, hatta ne sorunu? Seçmenin motivasyonu artardı. Ama şimdi HDP'yi dışlama lüksünüz yok.
Bu yüzden öfkeliler. Yavuz Aralioğlu da bu öfkeyi dile getiriyor. Bana kalırsa bu tezin kendisi çok iddialı. Yani HDP olmadan çok daha yüksek oy alırdık tezi bana kalırsa biraz spekülatif. Spekülatif ama yani bir şey diyemeyiz. O senaryoda neler olacağını kestiremeyiz. O yüzden spekülatif olmakla beraber kesinlikle yanlıştır da diyemiyoruz Yavuz Aralioğlu'nun tezine. Çünkü yaşamadık bilemeyiz.
Ama bunu dedikten hemen sonra zaten HDP oylarıyla geleceksek gelmeyelim daha iyi diyerek bence politik tavrını ortaya koyuyor Yavuz Bey. Bütün bunlar olup biterken 30 milyona 30 milyon gelse dedik misalen. Seçmen 30 milyona 30 milyon gelse dedik. Bir oy kalsa ve o bir oyla iktidar belirlenecek olsa dedik İYİ Parti olarak. O oy çocuklarımızın katilini methediyorsa, o oyla kazanmaktansa kaybetmeyi şerefi bilenlerin partisidir dedik İYİ Parti.
Yani şöyle bir tablo var karşımızda. Hiç HDP desteği almasaydık çok daha yüksek oy alırdık ama velev ki HDP desteğiyle seçildik, öyle seçileceksek hiç seçilmeyelim daha iyi. HDP'nin oylarıyla seçileceksek, Erdoğan'ın kalması Y'dir. Terörü bet ödüyorsa falan diye şiirsel bir tat katıyor da onları geçelim. HDP oylarını istemeyen bir dille seçime gitmeliydik, o zaman da kazanabilirdik. Ha kaybedersek de şerefimizi de kaybederdik, bu teröristlerin oyuna razı olmazdık.
gibi bir dil var. Bu noktada Erdoğan'ın gidişi talih hale geliyor ve Yavuz Aralioğlu anti-Erdoğan'cı cepheden anti-siyasetçi cepheye transfer oluyor. Bir de 3-6 Mart krizi sürecinde tabandan gelen itiraz diline CHP tabanından dönük hakaretlere bozuk olduğu anlaşılıyor tabii. Meral Akşener itiraz ediyor diye kaybetme endişesi duyuyor ve buna saygı duyulması gerekiyorken bu kaybetme endişesine küfrediyorsanız, bu kaybetme endişesini duydular diye kaybeder miyiz korkusu duyanlara 3 gün boyunca 30 yıllık küfrediyorsanız siz iktidara gelince, güç elinize geçince ne yapacağı kestirilemez bir iradeyi temsil ediyorsunuz. Bu dil nedeniyle, yani 3-6 Mart arasında masadan kalkan Meral Akşener'e ve İYİ Parti'ye yönelik öfke nedeniyle alınganlık gösteren bir kesim var İYİ Parti içinde. CHP tabanının moralini ince nasıl bozuyorsa, bu kesimin morali de zaten bozuk. 3-6 Mart krizini atlatma taraftarı değiller.
Mesela Ağralıoğlu Twitter'dan bir açıklama yaparak Meral Akşener aday ol derse olurum, yoksa milletvekili adayı olmam dedi. Kısa bir süre sonra Akşener'den teklif gelmeyince aday olmadığını açıkladı Ağralıoğlu. Siyasetsiz kaldı yani. Muharrem İnce, Sinan Oğan ve Aralioğlu. Kemal Kılıçdaroğlu'nun adalığına dönük itirazları yükseltiyorlar. Her itiraz da büyük oranda milliyetçi ulusalcı seçmen kitlelerinin kararsız kalmasıyla sonuçlanıyor. Etki gücü, biraz önce de söylediğim gibi sınırlı ama genel atmosfer içinde bir tür motivasyon azaltıcı işlevleri var.
Fakat bir anti-siyaset damarını temsil ediyorlar. Bir tür hayal kırıklığının sonucu. Reaksiyonerler. Yani kendilerinden ziyade diğer iki adaya bir itiraz var ortada. Konumlarını iki aday belirliyor. Kazanma iddialarından çok bir itirazı temsil ediyorlar.
Hal böyle olunca, yani kazanma iddiası olmadığı için rasyonel olmayan bu reaksiyon romantikleşiyor. Romantiği burada akıl dışı anlamıyla kullanıyorum. Ne oluyor? Onur, gurur, haysiyet gibi kavramlarla bu politik pozisyonun PR'i yapılmak zorunda kalınıyor.
Çocuklarınıza o belgeyi göstereceksiniz. Biz Türkiye'deki tek adam dayatmasına bu belgeyle karşı çıktık diyeceksiniz. İlke için buradayım, onur için buradayım, omurga için buradayım, dik duruş için buradayım, Atatürk için buradayım diyenlerin belgesidir. Bu haliyle üç kümeye ayrılıyor siyaset sahnesi. Erdoğancılar, anti-Erdoğancılar ve anti-siyasetçiler. Peki bu tabloda kim kazanacak? Benim iddiam anti-Erdoğancılar galip gelecek. Burada birkaç bölümdür anti-Erdoğanizmin ne kadar güçlü olduğunu anlattık.
Öyle ya da böyle, 20 yılı geride bıraktı Erdoğan ve hiçbir seçimde %52'nin üzerinde oyalamadı. Onu da 2018 seçimlerinde MHP'nin destek oyuyla beraber aldı. Başka bir ifadeyle, rakipleriyle arasını hiç kopartamadı, farkı açamadı. hep %50'nin hemen üzerindeydi. %50 artı 1 Erdoğan'ın başının belası oldu. Bu seçimde de Erdoğan Gitsin Partisi'nin %50'nin üzerinde oyu var. Tüm araştırmalar Erdoğan'ın 41-43 bandında sıkıştığını, Erdoğan dışındaki seçeneklerin %58'in üzerinde olduğunu ama Kılıçdaroğlu'nun %52-53 bandında olduğunu gösteriyor.
Daha önce Trend Topik'te konuk aldığımız team araştırmadan Mehmet Ali Çalışkan da Ruşen Çakır'a benzer bir analiz sunuyor. Erdoğan açısından baktığımızda ise Erdoğan'ın %41-43 aralığında bir oyu olduğunu çok uzun süredir görüyoruz. Yani bu oy ne yükseliyor ne azalıyor. Bu bize bir şey söylüyor.
Erdoğan'ın birinci turda seçim kazanması imkansıza yakın bir senaryo. Kazanabilmesi için diğer kanatlardan, Millet İttifakı'ndan, HDP'den, Ümit Özdağlar'ın oluşturduğu ittifaktan vesaire oy getirmesi gerekiyor. Ama 2019'dan beri yürüyen araştırmalar buralardan Erdoğan'a oy gelmediğini gösteriyor. Dolayısıyla Erdoğan'ın 41-43 civarında bir oy alacağı, bunun da 23-24 milyon bir oya tekabül edeceğini söyleyebiliriz. Bunun aşağısı üstte olmayacak gibi görünüyor.
Bu haliyle Erdoğan için seçimin ikinci tura bırakılması son derece önemli. Nitekim Sinan Hogan ve Muharrem İnce'nin adaylıkları yani anti-siyaset cephesinin görülür olmasıyla birlikte seçimin ikinci tura kalma olasılığı arttı. Bu noktada da meclis aritmetiği önem kazanıyor. Burada da Memleket Partisi bir tür 2002 model genç parti etkisi yaratabilir. Yani barajın altında kalırsa Millet İttifakı'ndan büyük bir bloğu
Meclis dışında bırakabilir. Millet İttifakı'nın oyunu dışarı sızdırarak mecliste 3-4 puanlık koltuğun Cumhur İttifakı'na geçmesine neden olabilir. Fakat bunların hepsi spekülasyon olur, doğru bir yöntem değil. Fakat şunu biliyoruz. Millet İttifakı'na dönük anti-siyaset cephesinden gelen temel eleştiri milliyetçi tandanslı.
Burada milliyetçiliğin gerçek anlamda bilince yükseldiği kanaatinde değilim. Yani daha çok bir kimliğin ifadesi biçiminde. Tablo daha tepkisel yani. Fakat hakikat şu. Seçimin ikinci tura kalması halinde, Türkiye'nin tek gündemini PKK haline getirebilecek bir atmosfer tıpkı daha önce yaratıldığı gibi yaratılabilir. Bu da bana kalırsa Erdoğan'ın sarıldığı tek seçenek.
Seçimi ikinci tura bırak, tavizsiz bir milliyetçi dille Millet Tifakı'na oy vermeyi, PKK'ya oy vermekle eşitle ve PKK'yı görünür kıl. Böylece ilk turda kazanması hayal olan Erdoğan için ikinci tur kapısı kazanma ihtimalinin önünü açıyor. İkinci tur kapısını açan da aslında Muharrem İnce'nin kendisi. Antisiyaset cephesinin içindeki kesimler Erdoğan'a oy vermek istemiyor. Fakat Kılıçdaroğlu'na da bir biçimde tepi geliştirmiş.
siyasetsiz kalmış ama argümana da ihtiyacı var. Bu noktada HDP oyları bu argümanı sunabiliyor bu seçmene. Erdoğan oy vermiyor. Kime oy vereceksin? İnce'ye. Niye? Çünkü diğeri PKK'lı. Böylece nizamın yarattığı dile uygun, güvenlikli, konforlu bir alanda kalarak pozisyon belirleyebiliyorsunuz.
HDP ile işbirliği yapana oy moy yok deniyor. Erdoğan'a oy vermeden vatansever kalabilmenin tek yolu bu. Ne sağı ne solu Atatürk'ün yolu. Bu şekilde özetlenebilecek bir tür siyasetsizlik seçmenin vicdanını zorlamadan konforlu bir alan sunar.
Türkiye'yi marjinal gruplara teslim etmeyeceğiz. Türkiye'de ne sağdan ne soldan, Atatürk'ün yolundan diyen milyonlarca insan var. Ne demek siyasetsizlik? Adam işte Atatürk'ün yolu demiş daha ne desin diye yükselebilirsiniz. Antisiyaset cephesinin temel sloganı bu. Ne sağı ne solu Atatürk'ün yolu. Ya da şöyle, ne cumhur ne millet tek yol memleket.
Bu noktada slogandan önce itiraz yükseliyor. Yani mesele Atatürk veya memleketten ziyade sağcı-solcu değiliz. Cumhurcu-milletçi değiliz. Yani itiraz oraya çıkıyor. İtirazın adına dönüşüyorlar. Erdoğan'ın gidişini talihi hale getiriyorlar. Atatürk'ün yolunun ne olduğu belli de değil bu arada. Ya da daha doğru ifadeyle, kendi yolunun neden Atatürk'ün yolu olduğunun izahı yok.
Peki, bu anti-siyaset cephesinin dağılması mümkün mü? Bu noktada iki teori gelişiyor. Birincisi, seçim yaklaştıkça İnce'ye dönük ilginin azalacağı ve muhalefet bloğunun ağırlık merkezinin Kılıçdaroğlu'na yaklaşacağı yönünde. Yani Erdoğan gitsinciler, anti-Erdoğan'cılar zaten belirleyici olacaktır. İnce taraftarları da büyük ölçüde bu gruplardan oluştuğu için Kılıçdaroğlu'na eğilim artacaktır.
Bunu seçim yaklaştıkça göreceğiz. Bir diğer teori ise İnce ile Millet Tifakı'nın anlaşarak İnce'nin adalikten çekilmesi söz konusu olabilir. Bana kalırsa İnce an itibariyle çekilse dahi seçmenlerini anti siyaset cephesinden, anti Erdoğan cephesine transfer etmesi o kadar kolay değil. İnce bu zamana dek kendi seçmen kitlesiyle anti Erdoğan'cı bir dilden çok anti CHP'ci bir dili benimsedi.
seçmenler İnce'nin adaletten çekilmesi halinde kararsızlık yaşayacaktır. Biraz önce dinlediğiniz team araştırmada Mehmet Ali Çalışkan'a göre İnce'nin seçmenlerinin ikinci turdaki tavrı şöyle olacak. Bu çok önemli, lütfen dinleyin. Bu soruyu sorduk yani Muharrem İnce seçmenlerinin ikinci turda nasıl davranacaklarına ilişkin bugünkü kanaatlerini sorduğumuzda yaklaşık %55'inin Kılıçdaroğlu'na oy vereceğini söylediğini görüyoruz. %20'ye yakının Erdoğan'a oy verebileceğini söylediğini görüyoruz.
%25 civarında kesimin de ya sandığa gitmeyeceğini ya da henüz karar vermediğini görüyoruz. Muharemeci taraftarlarının %60 kadarı anti-siyaset cephesinin kaybetmesi durumunda... ...anti-Erdoğan cephesine transfer oluyor. Yani Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanına ekleniyor. %20 kadarı Erdoğan cephesine ekleniyor. Ama bu da şimdilik tasarlanacak bir hakikat değil. Çünkü meclis çoğunluğu nasıl olacak? İki seçim arasındaki 15 günlük süreçte nasıl bir atmosfer oluşacak? Bunlar belirsiz. Ama bu haliyle İnce'nin adaylığı Erdoğan'ın bu jendereden çıkış biletine dönüşmüş durumda.
Buradan Kılıçdaroğlu lehine dönmek de artık o kadar kolay değil. İnce kendi taraftarlarını Millet İttifakı'ndan fazlasıyla soğutmuş durumda. Onlar artık bir üçüncü cepheyi oluşturuyorlar yani. Bu bölümde üç cephe resmettik size. Erdoğancılar, anti-Erdoğancılar ve anti-siyasetçiler. En güçlü blok hala anti-Erdoğancılar olsa da resim yeterince berrak değil. Gel de çıkışın içinde. Tabii şimdi seçim yaklaştığı için sürekli oy oranı konuşuyoruz ama anti-siyaset cephesindeki kültürel entelektüel birikimi de hiç konuşamadık. Gördüğüm kadarıyla özellikle sanatçılar Muharrem İnce'ye çok öfkeliler.
İşte Ahmet Ümit'i gördüm, Fazıl Say, Şahın Gökbakar, Gökhan Özoğuz. Muharrem İnce'ye sert tepi gösteren benim gördüğüm isimlerden. Çok daha fazla var da isimleri burada listelemiyorum. Muharrem İnce'nin yanında duran kamusal bir figüre de henüz rastlamadım. İnce'nin kendisi de son basın toplantısında sanatçılara kendi sert diliyle cevap verince sanatçılarla İnce arasındaki tartışma sertleşti. Böyle sırça köşkler, boğazdaki viskiler falan. Sırça köşklerinden çıkmayanlar, salon siyasetçileri, oturdukları yerden benim aleyhimde tweet atan, sözde sanatçılar. Siz bunları gördünüz mü? Bu zorlukları gördünüz mü? Bu sırça köşk ağzı, boğazdaki viski ağzı çok açık ki muhafazakar siyasetin yıllarca Türkiye'ye dikte ettiği popülizmin ağzı.
Velhasıl bir inadın adı oldu İnce. 2018'deki CHP kurultayında divan başkanı Yılmaz Büyükerşen'in Muharrem İnce'ye dönüş çıkışı aslında onu yakından tanıyanların sürekli dönüp hatırladığı bir serzenişmiş meğerse. 5 yıl önceki kurultayda bir imza krizi yaşanmış. Bu kriz esnasında İnce yine masaya yumruğunu vurunca Yılmaz Büyükerşen hep bu öfkeden kaybediyorsun kardeşim ya demişti. 5 yıl önce o anlara gidelim. Sayın İnce,
Hepinize teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Yüz imza daha getireceğim size. Yüz imza. Ben Kılıçdaroğlu'nun lütfuna ihtiyacım yok. Özgür ilerden
İnce'nin bu öfkesi daha çok CHP'ye tabii. Rasyonel olan. Bir adım geri atıp, anti-Erdoğan'cılarla daha yakın sıcak ilişki kurmak, Erdoğan'cıların karşısında konumlanmak biraz daha rasyonel olan. Ama o bu zamana dek Millet İttifakı'na karşıt bir dil benimsedi. Rasyonel bir aklın İnce'de olduğuna inansaydık, bu krizin süreç içinde aşılacağını söyleyebilirdik belki ama İnce irasyonel bir siyasetçi. Büyükelçinin dediği gibi, öfkeli ve hep bu öfkesinden kaybediyor.
Belki de bu sefer kazandığını düşünüyor ama ona yine de bu öfkesi kaybettirecek. Bu da memleketin kaderine ilişkin İnce'nin öfkesinin belirleyici olduğunu gösteriyor. Taktı yani adam sevgili arkadaşlar. Adam bu işe taktı. Tren topuyu PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme dek öfkenize yenilmediğiniz günler dilerim. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.