Podcast

246: Trend Spor: Galatasaray'ın rekor serisi sona erdi, Fenerbahçe umutlandı, Anadolu Efes'in playoff şansı

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Galatasaray'ın rekor galibiyet serisi Konya deplasmanında sonlanırken en yakın takipçisi Fenerbahçe, Alanya deplasmanında geriye düştüğü maçı kazanarak şampiyonluk için umutlandı. Avrupa futbolunun gündemindeyse El Classico vardı. Barcelona, ikinci sıradaki Real Madrid'i 2-1 yenerek 12 puan farkla şampiyonluk yolunda rakipsiz kaldı.
Euroleague'de son 2 sezonda şampiyonluk yaşayan temsilcimiz Anadolu Efes, kötü gidişatı sonucunda playoff şansını zora soktu...
Hepsi ve daha fazlası Trend Spor'da!




Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

6.546 kelime · ~33 dk okuma

Trens Spor'dan herkese merhabalar. Bu turda Avrupa'ya veda etti. Sivas Spor ve Başakşehir'de geçtiğimiz hafta arasında Avrupa'ya veda etti. Onun dışında Galatasaray-Konya spor deplasmanında kaybetti. Lider 14 maçlık rekor galibiyet serisini kaybetmiş oldu ve Beşiktaş'ta kendi sahasında İstanbul Sporu yendi. Bu maçları konuşacağız, Süper Ligi değerlendireceğiz. Onun dışında Avrupa futbolunda da önemli gelişmeler var. El Clasico oynandı La Liga'da ve El Clasico'yu son dakika golüyle Barcelona kazandı. Puan farkını da açtılar. El Clasico'ya değineceğiz. Premier Lig'de Antonio Conte'nin çok sert açıklamaları var. Bunlara da bakacağız ve son olarak Euro Ligi konuşacağız basketbolda. Anadolu Efes'in playoff ile ilgili biraz durumu karışık. Onu değerlendirecek Oğulcan. Oğulcan Akçay ile birlikte yeni bölüme başlıyoruz.

Olcan nasılsın? İyiyim abi sağ ol. Sen nasılsın? İyiyim ben de teşekkür ederim. Geçen hafta Galatasaray'la başlamıştık. Bu hafta da Fenerbahçe'yle başlayalım istersen. Evet ben sana bir kıyak geçmiştim. Bu hafta da sen bana bir kıyak geçiyorsun. Valla zor bir deplasman olmasını bekliyorum açıkçası. Başlangıç itibariyle de öyle gözüktü Fenerbahçe için. Yani tabii belki biraz seviye maçına da gizligah yapmak gerekiyor. Fenerbahçe yoğunluğu, şiddeti bir hayli yüksek iki tane Avrupa Ligi mücadelesinden çıkıp bu deplasmana çıkıyor.

Tabii fiziksel olarak yorgunluğu bir tarafa ki, Deyus da dün maç sonunda Sevilla gibi sert bir mücadelenin ardından, 78 saat sonra böyle maça çıkmanın zor olduğundan, deplasmana çıkmanın zor olduğundan bahsetmiştim. Maalesef Sevilla maçlarında ben şanssızlık diyeceğim çünkü oyun anlamında baktığımda Fenerbahçe'nin Sevilla'dan turu çok daha hak ettiğini düşünüyorum. ama bitiricilik problemi maalesef Fenerbahçe'nin iki maç sonunda rakibine elenmesine sebebiyet verdi. Tabii biz bunun fiziksel zorluklarından bahsedebiliriz ama zihinsel tarafı da bir hayli oyuncular için yorucu olsa gerek çünkü Ben zihinsel olarak bir avantajın şuradan geldiğini düşünüyorum Fenerbahçe için. Eğer Cuma günü Konya Spor Galatasaray maçını Galatasaray kazansaydı belki bu Alanya maçını çeviremeyecekti Fenerbahçe. Kesinlikle katılıyorum. Sanki Konya'nın o galibiyeti de bu üç günde mental olarak hazırlanmaya da yardımcı olduğu gibi geldi bana. Kesin olmuştur ama tabii işin UEFA Avrupa Ligi'ndeki hedef tarafı anlamında çok

Transkriptin tamamını oku

sağlıklı bir zihin yoktur diye düşünüyorum çünkü tamam belki yarı final bile bizim Türk takımlarımız için şu dönemde en azından bir tık zor olabilir ki Avrupa Ligi'ndeki ekipleri de düşününce ama ilk turda isteyebileceğin ekiplerden biri gelmişken onları bu kadar kötü bir döneminde yakalamışken geçememek ister istemez hani ikinci maçı da kazanmışken son ana kadar zorlamışken Bir tık zorluk yaratabilirdi tabi ama dediğim gibi Konya Spor Mücadelesi'nde Galatasaray'ın kaybetmesi Fenerbahçe'nin tamamen kendini toparlamasına sebebiyet vermiş olabilir. Cümlelerim başlarken de söylediğim gibi sancılı bir başlangıçtı. Hatta Fenerbahçe için Breitost'a İsmail atılsaydı daha da sancılı olabilirdi ki ben o pozisyonun kırmızı kartı olduğunu düşünüyorum zaten. Fakat tabii hakem kararlarına çok da girmek istemiyorum. Çünkü ben açıkçası dün iki tarafla da bir şeylerin olduğunu düşünüyorum çünkü. Evet, o signingkiye en başta verilse skora daha net etki edebilir miydi? Kesinlikle. Ama olay en spor cephesinde Furkan'ın da bir 35. dakikada artık 3. foley'nin ardından bile atılmış olması gerekiyordu.

Bu işin bambaşka bir tarafı ama başlangıç planı olarak ben Fenerbahçe'yi bir hayli sıkıntılı gördüm. Hatta herhalde bu sezonki resmi maçları düşündüğümüzde de bence en aktif olamadığı ve en kötü oynadığı, ilk yarıyı en kötü oynadığı maç başlangıcını yaptı diyebilirim Fenerbahçe için. Zaten Ersun Yanal'ın oynatmamak üzerine bir plan yapacağına adımız kadar emindik. Çünkü Antalya Spor Dönemi'nden itibaren özellikle büyük takımlara karşı oynadığında 6-3-1'lere varan savunma yerleşimlerini bile yaptığını görüyorduk. Ama Fenerbahçe, Georges'un son dönemde hiç yapmadığı haliyle devre arasında 3 oyuncu değiştirerek bence maçın gidişatını olumlu yöne çok iyi bir şekilde çevirdi. Ve dün itibariyle bence Fenerbahçe'de kimlerin forma giyip kimlerin forma giymemesi gerektiği çok net bir şekilde görüldü. Son dönemdeki Fenerbahçe'nin oyununun değişiminden bahsediyorduk.

Dün top ayağındayken Fenerbahçe bence çok aktif ikinci yarıyı çok iyi ve başarılı bir şekilde geçirdi. Ki ben biraz daha fazla zorlanmasını bekliyordum. Çünkü Ersun Yanal'ın Anadolu takımı yönetirkenki zihniyetine karşı bir de 1-0 geride oynamak hakikaten bence çok büyük bir sıkıntı. Doğru olan penaltılarla Fenerbahçe geri dönüşü başlattı ve son noktayı da Emre Mor koydu. Son cümlem de şu, Fenerbahçe'nin toplu oyunu sonuna kadar övüyorum ama mesela ben Ersun Yanal'ı da anlayamadım.

Karşımda Gustavo Yannicki ve Samet Hagayda'nın ikilisini gördüğüm bir savunma hattına elimde bence Anadolu takımına göre yetenek kalibresi yüksek oyuncularım varken takım boyunu kendi ceza sağlama yakın 20-30 metrede kurmak yerine daha dominant bir oyun sergilerdim. Bence biraz Arsenal'ın kendini sorgulaması gereken bir mücadele olduğunu düşünüyorum ben. Dediğim gibi Antalya Spor'da da bunu çok yapıyordu. Gençlik dönemindeki teknik direktörlüğünün çok uzağında bir teknik direktörlük anlayışı var hem Antalya'da hem Alanya'da. Dikkat edersen böyle denize ve tekneye yakın yerlerde çalışıyorsun herhalde. Ben o gençlik hırsını da kaybettiğini düşünüyorum. Zaten duyduğum kadarıyla hiç tekneden çıkmıyormuş. Biraz emeklilikle birlikte çalışıyor gibi geliyor bana.

Ve maalesef evet yeni şeyler göremiyoruz, çok ezber şeyler görüyoruz. Ben de maçın ilk bölümünde ilk yarım saatte kapalı oyunu yapıyor ama elinde de ona uygun bir stoper hattı hiç yok. Zaten Farioli öyle bir oyun oynamadığı için, daha yapıcı, açık bir oyun oynadığı için kesici stoperler aldırmadı zaten. ve ilk 15-20 dakikada şey düşünüyordum yani bu Resul'le böyle kapalı bir savunma yapamazsın büyük ihtimalle bir penaltı yapar bir sakarlık yapar diye düşünüyordum ve 2. yarının başında yaptı onu ilk penaltıyı o yaptı Furkan da yaptı o da hani daha da fazlası da oldu ama ben Resul'ün patlamasını bekliyordum ilk o patlamış oldu

Hani bu tip savunma oyuncularıyla da çok dar alanda geride kabullenmek de çok şey değil, mantıklı değil. Mesela bizim ligimizde onu en iyi Nelson yapar. Nelson gibi elinde stoper varsa Avrupa liginde işte Galatasaray ligde 13. olurken Avrupa liginde o kadar tur atlaması biraz Nelson tipi stoperler. Yani o geride kabullenmeyi iyi bilen, çok konsantre, iyi pozisyon alan. Kolay heyecanlanmayan, kolay atlamayan tipte oyuncular sana o savunmayı yaptırır. Ama Furkan gibi, Resul gibi stoperlerle her an penaltı yapabilirsin. Hatırla Resul, King'in önünden iki tane topa kayarak vurdu mesela. Nelson asla yapmayacağı şeyler. Çünkü çok penaltıya davetiye onlar. Yani biraz ayağın kaysa yaparsın. O sayıda yaptı işte. Üç kere kaydı. Bir tanesini de topa vurdu. Bir tanesi penaltıyı yapmak üzereydi. King'in diğer pozisyonu. Bir tanede de biçti adamı zaten. Hani bu oyuncularla da bence oynanacak bir oyun değildi. Ersun Yalın'ın oynadığı oyun ve en nihayetinde çevirdi Fenerbahçe maçı. Bu arada Sevilla'da da Sampoli yolcuydu. Son haberler biz programı çekerken ona da ayrı haberler okumuştum. Enes Ünal'ın son dakika golüyle Getafe 2-0 yendi onları ve küme düşmenin sadece 2 puan üzerindeler. Ben o tura biraz fazla acıyorum Oğulcan. Yani bence Sevilla, yani bizim ligimizde ilk 2'ye giremez. Yani ben Galatasaray ve Fenerbahçe'nin önünde ligi bitirme ihtimalini hiç görmüyorum. Hiç savunma arkası koşusu atamayacak, hiç hızı olmayan, çok ağır oyunculardan kurulu bir Sevilla'ya karşı o iki maçta bu kadar temkinli oynamasak, biraz daha kendi oyunumuzu oynamaya çalışsak, biraz daha coşkulu bir oyun oynasaydık bence elerdik. O açıdan da üzücü oldu. Yani şu maçın ikinci yarısında yapılan hamleler var ya 45-3 değişiklik ve Fenerbahçe'yi gerçekten çok değiştirdi.

O değişiklikler hakikaten yani seviye maçının hatta son yani ikinci seviye maçının devri arasında gelse tur da gelebilirdi diye düşünüyorum. Girenler bu arada söyleyelim Zayts, Emre Mor ve Joshua King oldu. Çıkanlar da İrfan Arao ve Pedro'ydu. Ya hala ilk 11 arayışları var Jorges'un. Mesela çok uzun bir aradan sonra Arao-İsmail ikilisi çift 6 numara gibi başladılar. İsmail oldukça güçlü gözüküyor, etkili gözüküyor. Emre Mor'da sonradan oyuna girdiği maçlardaki etkisi çok daha yüksek oluyor. Onu da bir şerşli düşerek söyleyeyim ama hem attığı gol çok iyi hem Valencia'yı karşı karşıya bırakan pozisyonda arapasını çok iyi atıyor.

Yine çok etkili oldu ama bunlar ışığında Fenerbahçe puan kaybına da çok yaklaştı. Maç 1-1 iken Kolaris'in kaçırdığı çok tehlikeli bir pozisyon var. Allianzpor'un Yunan golcüsü üstten avuta vurdu. O pozisyon gol olsa 2-1, maçın bitmesine az bir süre kalmıştı falan. Puan kaybına çok açıktı. Hatta 2-1 öne geçtikten sonra da çok etkili bir pozisyon var. Son anda kademeye girdi Fenerbahçeli oyuncular. Ferdi girdi galiba hatta hatırlıyorum. Ferdi girdi evet. Penaltının ortasında orada. Yani ikinci yarı çok daha iyi bir Fenerbahçe vardı ama ilk yarı kötü oyun, ikinci yarıda da o 1-2 pozisyon yine de tehlikeli bir yerden dönüldü. O da top kayıplarından geldi zaten. Özellikle Samet'in iki tane top kaybı var ki gerçekten gol yemek çok olasıydı baktığın zaman.

Ama şeyde sana katılmıyorum abi. Yani George Isus'un bir ilk 11 arayışında olduğunu sanmıyorum. Aksine bence taraftarı çileden çıkardığı nadir konulardan bir tanesi bu ilk 11 tercihi zaten. Mesela İrfan Cankavici'yi biz her maç ilk 11'de görüyoruz. Yani aslında herkes sağlıklı olsa ve elinde olsa muhtemelen Batuşay, Valencia, İrfan, Rossi, Arao, Crespo falan bunu hiç bozmayacak baktığında. Ama son dönemde Crespo'nu düşünen türün merkezde bir arayışa girdi.

Mesela dün Gustavo Hernike tercihini hiç anlamadım. Zaten sol stoper kullanabilecek bir oyuncu yoktu. Ama en azından Serdar Aziz'i kullanmak Gustavo Hernike'yi kullanmaktan çok daha mantıklı olsa gerek ki ilk golü direkt yedirdi zaten. O da tamamen reaksiyon ağırlığından dolayı. Bacağını çekemedi yani. 10 santimlik bir mesafede kenardan gelen bir ortaya bacağını çekemediği için Fenerbahçe gol yedi. Yani ağırlığıyla alakalı söylenmeyecek daha farklı hiçbir şey yok zaten. Emre Mor konusunda ben de bu arada sana katılıyorum. Yani sonradan girdiğinde özellikle o kapalı savunmadaki hatları kırmada

Gerçekten çok başarılı ama başlangıç planına sadık olmak konusunda bir problem var. Yani iş sanki artık gol aramaya, doğaçlama oynamaya geldiği zaman Emre biraz daha efektif olabiliyor ama bir plan dahilinde sanki o plana kafasını çok iyi yoramıyor diye düşünüyorum ben. Valla Fenerbahçe değişiklikleriyle aldı bir maç daha. Bir maç daha diyorum çünkü sezon başına alışmıştı taraftar. Çok uzun süredir sonradan yapılan hamlelerde bir değişim göremiyordu Fenerbahçeler ama bu maçta gerçekten çıkması gerekenler ve girmesi gerekenler bence %100 doğruydu. Sadece belki Joshua King sakatlandı. Evet bir forvet sakatlanıp bir forvetin girmesi mantıklı olabilir ama

Eğer Arda oyunda olsaydı, Fenerbahçe'nin maçı ben daha erken koparabileceğini düşünüyorum. Çünkü tam Arda'nın maçı olmaya doğru evrilmişti mücadele. Doğrudur. Ama yine de ikinci gol öncesi Serdar Dursun kafayla Valencia'nın önüne çok iyi bırakıyor. Onun da bir şeyi oldu. Oyuna girdikten sonra bir katkısı oldu bence. Beşiktaş-İstanbul spor maçına geçelim istersen. Yine Abu Bakar'ın çok şık bir golü ve Beşiktaş'ın galibiyeti var. Aslında maçın

Kornerden cenk atana kadar uzun bir süre, 35-40 dakika oldukça ağır oynayan, kendi sahasında yeterince topu hızlandıramayan, yeterince tehlikeli ataklar üretemeyen ve kapanan İstanbul spor savunmasını... Aslında Alanya sporun Fenerbahçe'ye kapandığı gibi İstanbul spor da Beşiktaş'a kapandı. Ama İstanbul deplasman oynuyor ve kadro kalitesi Alanya'dan da kötü yani kabul edebiliyorum. Fakat Beşiktaş bunu açamıyordu. Yani ilk yara oyunu biraz Fenerbahçe gibi kötüydü Beşiktaş'ın da. Çok ağırdı. Ama duran top imdatlarına yetişti. Bu duran top konusu İstanbul Sporu için en büyük yara. Bu duran top golüyle 18. duran top golünü yemiş oldular. İnanılmaz bir sayı bu arada. 18. Kornerlerden de çok yiyorlar. Zaten ligin en çok duran top golü yiyen takımı.

Bu tabi İstanbul Spor gibi bir takım için daha da yaralayıcı çünkü mesela Karagümrük 2. sırada. Karagümrük orta sıra takımı o kadar tehlike değil onlar için. Ve Karagümrük iyi de duran top kullanıyor yani duran toptan attığı gol sayısı da çok yüksek Karagümrük'ün çok da iyi yollar. Hani bir nevi birbirine eğiliyor gibi ama İstanbul Spor hem düşmeme oynayan bir takım hem kadro kalitesi zaten çok zayıf bir takım.

Hem de kadro kalitesinden biraz bağımsız olan duran top işini de çok kötü yapınca, ligde kalmak adına işler iyice zora giriyor. Birçok mesela İtalyan takımı var, İspanyol takımı var bu şekilde. Kadro kaliteleri zayıf oluyor, yaratıcılıkları ve akan oyunu kötü yapıyorlar. Ama duran topları çok iyi olduğu için, çok iyi çalıştıkları için duran topa ligde kalan bir sürü takım var. Hatta yani Atletico Madrid o şekilde şampiyon bile oldu da. Bunu ligde kalma silahı olarak kullanan çok takım var Avrupa'da.

İstanbul Spor'da hiç olmuyor bu. Kalecileri de çok hantal bir kaleci. O da yan toplara hiç çıkmıyor. Çok fazla çizgi kalecisi. Ve Cenk'in kafa golüyle 1-0 oldu. 1-0'dan sonra ikinci yarı daha efektif başlayan bir Beşiktaş var. Aslında maç böyle 3 bölüme ayrılır. 1-0'a kadar kötü bir Beşiktaş ama Durantop imdada yetişiyor. 1-0'dan 2-0'a kadar olan bölümde İstanbul Spor biraz daha oynamak zorunda olduğunda Beşiktaş'ın daha çok alanlar bulup daha etkili olduğunu görüyorsun.

2-0'dan sonra da sen neyse oh bitti diyorsun direnen İstanbul'a karşı. Ve İstanbul Spor her maçta 2-0'dan sonra yine büyük bir azimle oynamaya devam ediyor. Bu Galatasaray maçında da böyle oldu. İki biri Galatasaray kazanmıştı hatırlıyorsun kendisi aslında. Son saniyede Okan Koçuk yüzde yüzlük bir top çıkarmıştı. Ayağıyla çıkarmıştı. İlk Beşiktaş maçı da çok benzerdi hatırlarsan. Son dakikalarda free kickten bir gol atmışlardı Valerian İsmail dönemi ve maç 2-2 bitmişti. Bu İstanbul Sporu da böyle bir şey var. 2-0 bile yenik duruma düşseler, maç 0-0 gibi 1-0 gibi ölümünü oynamaya devam ediyorlar ve maç 2-1 iken İstanbul Sporu'nun iki tane karşı karşıya pozisyonu var. İkisi de Mert'te takılmıştı. O pozisyonlardan 2-2'ye bile gelebilirdi ve maç

Beşiktaş puan kaybıyla bile sonuçlanabilirdi ama sonrasında Redmond'ın golüyle 3-1'ü de buldular. O yüzden 3 farklı bölüm gibi oynandı maç açıkçası. Beşiktaş merkezi ileri hatta destek vermek konusunda çok zayıf. Ben Beşiktaş'ın hem ileride çoğalamaması hem hücumda bu kadar kısır kalmasını tamamen buna bağlıyorum. Salih Uçan çok fazla o cezası aslında koşulara atan bir profil değil. Getson, kimi zaman o koşulları denese bile önceliği kale olan bir oyuncu değil. Rashid Gezal daha çok asist odaklı, daha içe kırılarak oynuyor. İlk yarı bittiğinde yayıncı kuruluşun ortalama pozisyonlarına baktım mı bilmiyorum. Abubakar, Cenk Tosun'la beraber sol kanatta. Ceza yayı ve çevresinde, ceza sahasında hiçbir Beşiktaşlı'nın ortalama pozisyonu yok, yakında bile. Böyle olduğu zaman zaten kapanan bir takıma karşı çoğalmak büyük bir soru işareti oluyor. Evet Amir, Salih bunlar ayağa iyi top yapan oyuncular ve %67 ile maç boyunca topa sahip oldunuz. Ama ne kadar etkili olabildiniz? Zaten en büyük problem tam olarak bu. Ya tabii buna biraz İstanbul Spor da vesile oldu. Alanya'yla alakalı yaptığım eleştiriyi İstanbul Spor'a eleştir olarak yapmayacağım. Çünkü öyle oynamaları gerekiyor zaten kadro kalitelerinden ötürü. Onlar da 20-30 metreye sıkıştırdılar oyunu ve Beşiktaş geride sürekli oyunu kurdu.

Ama tabi bu ister istemez bir problem yaratıyor. Ama böyle maçları da zaten iki şekilde açabileceğimizi konuşuruz ya genelde. Ya takımının çok iyi set hücumları olacak, koşullarla, araya atılan toplarla falan dağıtacaksın o baskıyı ya da kapanmayı. Ya da bireysel kaliten, yetenekli oyuncuların olacak, öyle kıracaksın. Beşiktaş zaten öyle kırdı. Ya da kilitlenen bir maçı duran toptan açmak. 1-0'u zaten böyle yakaladınız. Abu Bakr'ın attığı gol üst düzey bir bireysel kalite golü. Redmond'un attığı keza öyle yine üst düzey bir bireysel kalite ürünü. Böyle olduğu zaman Beşiktaş'ın skora gitmesi anca bireysel, yetenekli ayaklarıyla beraber oldu. Ama mesela İstanbul Spor oynamak istediğinden neden etkili oldu dersen de abi ben Omar Kolin'in olduğu bir savunma hattının gerçekten çok kırılgan ve çok sakar buluyorum. Yani ilk maçından yorum yapmak çok istememiştim ama 3. maçı geride kaldı. Ben Kolin'in gerçekten 5-4 için çok ideal bir stoper olduğunu düşünmüyorum. Hele ki Kennedy Romain size beklerken. Ve Amir Hadzi Ahmetoviç gibi aslında ana rolü daha böyle rejista diyebileceğimiz topla daha iyi bir oyuncuyken Joseph gibi oraları toparlayan bir oyuncu olmadığında Beşiktaş'ın merkezi ekstra kırılgan oluyor ve geçişleri çok rahat bir şekilde yemeye başlıyor. Bu sebeple de ister istemez sıkıntı yaratmaya başlamıştı İstanbul Spor.

Ama gün sonunda tabii kadro kalitesine, kadro farkına baktığın zaman Beşiktaş'ın galibiyeti uzanması herhalde kendi adlarına çok çok zor olmadı ki. Bu arada Omar Koli'nin de bir pozisyonu var. Hani ona penaltı çalınsa mesela beraberlik rahat bir şekilde bile gelebilirdi. Onu da eklemek isterim. Doğru. Bu arada ilk kere boyunca çok sık görülen bir pozisyon vardı. Yani Beşiktaş atak başlangıcı. Onu muhtemelen milyaradan sonraki derbide de çok izleyeceğiz. Gezal kanattan içeriye doğru girdiği zaman Onur Bulut da temposuyla o çizgiyi boydan boya kullanıyor.

ve Onur Bulut'un bindirdiği yere de Amir Aziz Ahmatovic Konya'dan da hatırladığımız çok iyi uzun toplar attı. Bunu sürekli denediler ilk devre boyunca. Gezal içeri giriyor, Onur sıfıra inen koşuyu atıyor ve Amir de ona uzun top atıyor. Muhtemelen Fenerbahçe maçında da çok göreceğimiz bir aksiyon olacak bu. Benim bu maçta, yani geleceğe dair Beşiktaş'ın ideal 11'iyle ilgili kafamda bazı soru işaretleri oluştu. Bir kere

Amir Aziz Ahmetovic ile Salih Uçan birbirine çok benzer oyuncular. İkisi birbirinin yetenek kümesi çok çok benzer. Hani bu FIFA'da falan üçgenler çıkıyor ya böyle beşgen mi altıgen mi hatta onların. Salih ile Amir'i koysan neredeyse denk çıkar yani.

Kaliteleri, fizik kaliteleri ortalama biraz altı. İşte hızları biraz düşük. Ama top atıcılıkları iyi. Şut ortalama falan böyle. Neredeyse her özelliği aynı olan iki oyuncu. İkisi de bir derin oyun kurucu. İkisi de çok çabuk, hızlı oyuncular olmadığı için on numara oynamıyor. Öne doğru oynamıyor. Biraz daha geri atıyor kendini ki alan bulsun. Ve öyle top atıcılığı kullansın. İşte Salih derinde oynamak istiyorum, altı numara oynamak istiyorum diye açıklama yapmıştı ya. Amir de öyle oynuyor.

Bunlar da ikisini yan yana oynatmak, önlü arkalı oynatmak çok verimli olmuyor o yüzden. Aynı iki oyuncuyu oynatmış oluyorsun. Jetson çok daha farklı bir oyuncu, box to box bir oyuncu. O yüzden Jetson'un yeri bence kesin olmalı, garanti olmalı. Yani Amir Jetson veya Salih Jetson bir ikili. Önünde 10 numara olarak bir Maksim oynattığın zaman, şimdi 4-3-3 oynuyor Shen olacak. Arkada işte Amir, Salih ve Jetson'da 8 gibi oluyor ama Salih orayı biraz etkisiz eleman oluyor bu dizilişte. 4-2-3-1 yapsan 10 numarada ya Maksim oynatacaksın ya da Delali. Maksim, Gaziantep'te izlediğimiz Maksim çok etkili işte bir oyuncu. Müthiş bir top atıcı, şutu da var, duran topları da iyi kullanıyor falan çok etkili. Maxim aynı etkiyi Beşiktaş'ta veya Üç Büyükler'de vermekte zorlanıyor. Niye zorlanıyor? Çünkü Maxim çok ağır bir oyuncu aslında. Ve Gaziantep'te oynadığınız zaman rakipler size karşı böyle İstanbul Spor'un yerleştiği gibi 11 kişi kendi yara alanına yerleşmiyor. Ve çok daha fazla alan bulabiliyorsun rakip yara alanda. Yani topu aldığın zaman 3 metre etrafında, 2 metre etrafında oyuncu olmadığı olabiliyor. Ama Beşiktaş'ta böyle bir olma olayı yok. Yani 1 metre içinde mutlaka biri var etrafında.

O yüzden çabuk olmak zorundasın. Ama çabuk değil. Hem de zaman da vermiyorlar. Hem alan vermiyorlar hem zaman vermiyorlar. Şimdi Salih ve Amir bu çabukluğa sahip olmadığı için zamana sahip değil yani çabukluk bir zaman yaratamıyor. Zaman yaratamadığı için alan yaratmak adına daha geride oynamak istiyorlar. 6-8 daha geri oynayalım, derin oyun kurucu olalım. 10 numarada oynasa daha da zorlanacak çünkü çabuklukla ilgili.

Hatta Delali'nin tutmama nedeni de o çabukluğunu kaybetmesi zaten, ağır kalıyor. Maxim de Delali'nin yaşadığı problemin aynısını birebir yaşıyor. O da ağır kalıyor. Çünkü üç büyüklerde oynadığın zaman ya da liginde şampiyonluğa oynayan bir takımda oynadığın zaman on numara pozisyonu en az zamanın verildiği ve en az alanın verildiği pozisyon. Yani rakip savunmanın önü en kalabalık kapatılan, en çabuk kapatılan yer. Orada hızlı düşüneceksin, o zaten kaçınılmaz. Ama Delali'de, Maksim'de çok hızlı düşünen oyuncular zaten. Ama yetmiyor. Hızlı da hareket etmen lazım. Yani çok çabuk olman lazım. Bence orada Mertens örneğini verebiliriz. Mertens'in işte üç büyüğe böyle cuk diye oturması, bizim lige böyle bu kadar etki etmesinin bence olayı çok hızlı düşünüyor zaten. Çok zeki. Ama çok hızlı uygulayabiliyor da çok da çabuk. Yani biz eleştiriler yaparken mesela Sevilla-Fenerbahçe maçından sonra izledim işte bazı yorumcuları. Hep şeyden

Anlatıyorlar yani kalite, nitelik, nitelikli top atmak, pas kalitesi vs. Biz hep niceliği ıskalıyoruz yani fiziksel yapabilirliği ıskalıyoruz yani genelde onun üzerinden konuşmuyoruz. Böyle Delali'dir, Maxim'dir, çabukluğu azalmış oyuncuların yapamamasını ıskalıyoruz yani. Yeterince deneyemiyor, yeterince zorlayamıyor. Bir seviyeye karşı da biraz daha zorlayabilseydik, 3 pozisyona daha fazla girseydik, 5 pozisyona daha fazla girseydik, ya orada o vuruşu yapamadığı, yani bir tane king kaçırdı, ya o vuruşu bir tane yapamadığı yerine 3 tane daha niye giremediği düşünmemiz lazım. E zorlasak girecektik yani, 3 tane daha girecektik, 3.yü atacaktı belki.

Burada bence Maksim ve Delali'nin zorlandığı konu o. Galatasaray Mertens'i kaybettikten sonra oynadığı 2 maçta sadece 1'er gol atabildi. Bu 2 maçtan önceki Mertens'in 10 numarada oynadığı maçlara baktığın zaman en az Trabzonspor'a 2 gol atmış. Geri kalan bütün maçlar işte Hatay'a 4 tane var, Ümraniye'ye 3 tane var. Hep böyle ikili, üçlü, dörtlü goller ve çok daha skorer, çok daha üretken bir Galatasaray. Çünkü çabuk oynuyor, oynatıyor. Marke edilemiyor ve bir canlılık getiriyor. Ben Beşiktaş'ın 10 numara pozisyonunda biraz da ondan zorlandığını düşünüyorum.

ve sanki İdeal 11'i bulma konusunda da biraz eğer Amir Jetson oynayacaksa Beşiktaş belki de ikili orta sahalı bir formül üretmek daha verimli olabilir üçlü orta sahadansa çünkü birbirinin aynısı Amir ve Salih'i oynatmaktansa Amir Jetson ikilisiyle oynayıp belki bir üçlü savunmayla orta sahayı farklı kurgulamak veya 4-4-2 formasyonunu çıkarınmak iki tane forvet oynayabilirsiniz bu sefer yani Cenk'i sol kenara atmak yerine Bu tip opsiyonlar da bence ileride düşünülebilir. Çünkü Amir ve Jetson tempo olarak ikili o merkez ortasayı işleyebilecek kalitede de gözüküyor bana. Diyim ve Galatasaray'a geçelim istersen. Klişeler hiç şaşmadı değil mi? Yani ligin en kötü giden takımı o gidişatını ligin en iyi giden takımını yenerek durdurdu. Ama ya şimdi skor böyle diye söylüyor gibi gözükmek istemiyorum ama yani benim en yakın arkadaşlarımın hepsi Galatasaraylı. Tabii ister istemez beraber bir sohbet ortamında oluyor ve Konya Spor Mücadelesi'nin çok net bir puan kaybı getireceğini söylemiştim.

Mağlubiyet değil ama en azından bir beraberlik falan kessin bekliyordum. Çünkü abi ben Galatasaray'la alakalı şöyle bir şey düşünüyorum. Tabii işin teknik taktik tarafı bir kenara. Galatasaray ilk 11 bazında hatta ilk 14 diyelim kenardan gelen oyuncular da dahil. Ligin açık ara. en en kaliteli takımı. Burada hiç bence şüphe olmamalı. Ben kesinlikle öyle görüyorum. Seriaya koysan hiç sırıtmayacak bir 11. Klasik sosyal medyada gördüğümüz şeyler. Fakat ben Galatasaray 11'inin ve bu 14 maçlık serinin tamamen bir ip üstünde olduğunu inanıyordum.

O da şöyle, Galatasaray'da öyle bir iskelet var ki hiç bozmasan hakikaten 4-5 yıl bu ligi ambargo koyabilecek bir iskelet. Yani neyden bahsetmek istiyorum? Kaleden itibaren Muslera, Nelson Abdülkerim, Torreira, Oliviera, Mertens, Icardi. Bunlardan biri bile zarar gördüğünde Galatasaray'da o oyun gücünün eksildiğini hani bir normal oyundaki bir güç barı gibi düşün. Bunlardan bir tanesi bile olmadığında o barda net bir eksilme yaşandığını görüyorsun.

Mertens'in son dönemde olmayışı bile Galatasaray'ın hücumlarını inanılmaz kısırlaştırdı mesela. Ve işte Kasımpaşa maçında bu sıkıntıyı görmüştük. Konya maçında bunu bekleme sebebim de bu denklemden nel sonunda çıkmasıydı. Kaan Ayhan... Hatta Torayra'da, Torayra'da çıktı. Toreira'yı bir şey bilmiyorduk. 1-2 gün hastalığı olmuş. Bilmiyorum artık ne kadar şey. Çünkü sağ dışı olaylar biliyorsun gündem oldu. Onu da söyleyecek miyim? Artı zaten Nelson savunmanın Belkimi ve Abdülkerim'i de çok başarılı buluyorum bu sene. Açıkçası benim ona sezon başı ettiğim laflar sonucu beni utandırıyor. Yani Fenerbahçe'yi hiç alsan istemiyordum çünkü mesela. Ama bir yandan da Abdülkerim'in performansının bir noktada faydasını sağlayan kişinin de Nelson olduğunu düşünüyordum. Ki Nelson'un yokluğunda Abdülkerim inanılmaz döküldü Konya spor maçında. Mertens, Nelson, son dakikada Torreira bu denklemden çıkınca Icardi inanılmaz formsuz bir iki hafta geçiriyor, tekte bittireceği şeyleri iki üç dokunuşta bitirmeye çalışıyor derken benim düşündüğüm o ip üstündeki Galatasaray'ın son dönemde o ipten düştüğünü, sendelemeye başladığını ben hissediyordum.

O da oldu, Konya Spor Mücadelesi'nin oldu ve bu Galatasaray'ın iskeleti sezonun devamında geri kalanında gerek sağ içi gerek sağ dışı, gerek sakatlık gerek performans ne kadar çok sallanırsa Galatasaray'ın da son düzlüğe doğru o kadar sıkıntı çekeceğini düşünüyordum ki Kasımpaşa biraz başlamıştı Konya Spor'la beraber bu iş puan kaybına kadar gitti. Bilmiyorum sen bana katılır mısın? Nelson'un yokluğu hissedildi gerçekten. Berkan'ın, Torreira'nın yokluğunu 60-70 dakika iyi gizlediğini düşünüyorum. Yani olabildiğince iyi savunma yardımı yaptı. Top kullanma konusunda evet hissedildi biraz ama Torreira'nın çok fazla hissedildiğini şey yapmıyorum. Mertens'in, Rashica 10 numara pozisyonda çok da iyi oynadı, gayet iyi oynadı. Ama Mertens oynasaydı da Rashica kenarda da aynı katkıyı vereceği için bu sefer kenardan o desteği alamıyorsun. Yani Rashica kendi desteğini 10 numarada verdi ama sağ kanat etkisiz kaldı mesela. O yüzden Mertens ve Nelson'un eksiklikleri bayağı hissedildi ve dediğin gibi Omurga'dan 3 oyuncu birden. 10 numara, 6 numara, 3 numara. Hani en tehlikeli pozisyonlar, en etkili, en önemli pozisyonlardan 3 tanesi yoktu. Yani 5, Omurga'da 5 parça var. 3'ü yoktu. O açıdan dediğin çok mantıklı. Ben açıkçası bu maçta yine de Galatasaray'ın kazanmaya daha yakın olduğunu düşünüyorum 55. dakikaya kadar. Kötü başladı Galatasaray ilk 15-20 dakika ama ondan sonra istediklerini yapmaya başladı, golü dağıttı. Hatta işte bir kırmızı kart pozisyonu var. Ahmet Oğuz'un pozisyonu kırmızı kart olsa büyük ihtimal çok çok daha kolay bir maç geçebilirdi. Valencia'nın Fenerbahçe'de attığı penaltıya çok benzer bir pozisyon. Rachissa'nın yine destek ayağına vuruyor Konyalı oyuncu. O da penaltı verilebilirmiş. Mesela o da olsa ilk yarıdan 2'yi bulsam farklı bir maça gidebilir. Ama diğer haftalara göre pozisyonunu da veren bir Galatasaray'da var. Ben 55'ten sonraki puan kaybını Okan Hoca'nın değişikliklerine bağlıyorum. Çünkü önce Zaniolo girdi. Zaniolo hiç hazır değil. Zaniolo girince Barış Alper çıktı. Barış Alper de çok etkili olamasadı hücumda. Savunmada adamını sürekli kovalıyordu ve Gilerme'yi oldukça etkisiz bırakmıştı. Bu sefer Zaniolo girince Gilerme çıkmasın diye Raşise'yi sağ atıyorsun. Raşise onu da iyi savundu ama bu sefer Merkez, Icardi ve Zaniolo ikisi birden iyi pres yapmayınca Merkez'den çok daha kolay çıkabilmeye başladı Konya. Daha sonra hem Mata hem Gomis girdi.

Onlar da çok etkisiz kaldılar ve hücuma çok fazla adam gelince orta sahada tamamen boşaldı. Toreira girdi ve Yunus Akgün Solbek'e girdi. Ben iddia ediyorum 5 oyuncu değişikliği hakkını Okan Hoca'nın elinden alsaydık devre arasında, sıfır değişiklikle bu maçı tamamlasaydı Galatasaray çok büyük ihtimalle 3 puan, en kötü ihtimalle 1 puan alırdı bence. yaptığı bütün değişikliklerden sonra Konya Spor'un ekmeğine yağ sürülmüş oldu ve hepsinde Konya Spor güçlenerek çıktı. Galatasaray'ın her değişikliğinden sonra Konya biraz daha güçlendi. Ama ben bu değişikliklerin arkasındaki tek nedenin Okan Hoca'nın gemileri yakması veya işte rekor gitmesin diye ekstra hücum oynaması falan olduğunu düşünmüyorum. Ben bunun, bu değişikliklerin birinci nedeninin şu olabileceğini düşünüyorum.

Bir önceki hafta Galatasaray Kasımpaşa maçından sonra Okan Hoca basın toplantısında güzel bir açıklama yaptı. İlk hedefimiz şampiyonluk tabii ki. Şampiyonluğu yaşamak istiyoruz. Bunun mutluluğunu yaşamak istiyoruz. Ama dediğiniz gibi son 3 seneye baktığımızda 3 tane hoca, şampiyon hoca bir sonraki sene ayrıldı. Ben gerekli dersleri aldım. İnşallah şampiyon olursak ne yapıp yapmayacağımı daha iyi biliyorum.

Bu açıklama biraz güllümsedi muhabir arkadaşlar, sempatik bir an oluştu. Ve tabii şöyle duyumlar da alıyorduk biz sürekli, Başakşehir'de Okan Hoca'yı yediler diye işte, Mahmut'tur falan, tecrübeli oyuncular, hep Rüyam Hanım'ın adı geçiyordu falan, hep konuşulan bir şeydi bu basında. Okan Hoca da diyor ki bir daha ne yapmamam gerektiğini iyi öğrendim. Ben dersimi aldım diyor. Şimdi bu maçta aslında devre arasında konuşuyoruz arkadaşlarla maç izlerken. Hani diyorum ki aslında normal şartlarda Zaniolo girecekse çıkması gereken adam Icardi diyorum. Çünkü çok kötü ilk yarıda Icardi çok hareketsiz. Kasımpaşa maçında da kötüydü.

Ama Icardi gibi bir adamı, bütün derbileri sana aldırmış bir adamı bir buçuk maç kötü oynadı diye çıkarmak o kadar kolay bir iş değil. Çıkarırsan oyuncuyla büyük bir problem yaşayabilirsin ve Icardi'yi kaybedebilirsin. Icardi'yi çıkaramıyorsun bu yüzden Barış Alper'i çıkarıyorsun. Barış Alper'i çıkarmak daha kolay. Normal şartlarda zaniyoloyu almazsın, hiç hazır değil. Ama 15 milyon euro verdiğin bir oyuncuyu da hazırlamak adına Konya deplasmanı da olsa, işte zor bir deplasman da olsa, maç henüz 1-0 ortada gidiyor da olsa zaniyoloyu kaybetmemek adına alıyorsun. Normalde almazsın ama zaniyoloyu şu maçta hiç oyuna almazsan da zaniyoloyla ilişkin sıkıntıya girebilir. Yine normal şartlarda 1-0 öndesin. 1-1 olmuş. Konya geliyor. Hem Mata'yı hem Gomis'i almazsın. Ama Mata ve Gomis'i şu maçta almasan yine problem olabilir. Gomis özellikle sezonun ilk yarısında sana bir sürü maç aldırdı ve çoğunda da işte sonradan girerek aldırdı o maçları. Yani bu dört değişiklik aslında biraz da maçı kaybetme riskini alarak oyuncuları tutmak. Yani oyuncuları kaybetmeyeyim diye maçı kaybetme riskini arttırdı Okan Hoca ve kaybetti de sonunda. Ama bu haftaya kadar da hep şundan övüyorduk Okan Hoca'yı. Bu kadar büyük yıldız kadrosu var elinde. Hepsi birbirinden problemli olarak bahsedilen oyuncular. Hep söyleniyor yani işte. Icardi'nin yok özel hayatı, Torayırı'nın vesaire. Ama hiç büyük bir problem görmedik saha dışında veya saha içinde işte bilmem kaç maç ceza aldıklarını bir yere gittik.

gelmedikleri falan olmadı. Hepsi oynadı. Özellikle büyük maçlarda sorumluluk aldılar. Ve Galatasaray'ı bu rekora götüren de o oyunculardı. Ve en nihayetinde de bundan dolayı Okan Hoca'yı övüyorduk. Ama böyle durumlarda oluyor. Yani bu oyuncuları kaybetmemek adına biraz da maçı kaybetmiş olabilir gibi geliyor bana açıkçası.

Bu arada Süper Lig'de de bu hafta tabii 3 maçı da konuştuk ama bu maçlarda ortak bir şey vardı. Maalesef bence çok talihsiz ve kötü bir şey ama tüm takımların formalarında Trendyol'un sponsorluğu vardı göğüs reklamı olarak. O malum yardım toplanan akşamda Trendyol yüksek bağış yaptığı için otomatik olarak bir hafta sponsor oldu tüm takımlara. Bunu normal parayla almaya çalışsa muhtemelen onlar için daha pahalı olurdu ama bence korkunç bir uygulama. Zaten bu yardım gecelerindeki amaç gerçekten yardım etmek mi yoksa insanların şov yapma derdi mi emin değilim ama

Gerçekten yardım edenlere teşekkür etsem de günün sonunda böyle bir şey görmek, neresine bakarsan bak bence çok talihsiz, bence çok çirkin bir olay. Diğer sponsorların günahı ne diye burada sormadan da edemiyorum abi. Takımlara göğüs reklamı veren birçok farklı firmaya da haksızlık aynı zamanda tabii ki. Hani onların da hakkına girmiş oluyorsun bir haftalığına. Tabi adamlar hani böyle hassas bir durumdan dolayı ses etmez, muhtemelen etmemiştir. O yüzden uygulanabilmiştir bu uygulama ama biraz iyi niyeti suistimal etme gibi görünüyor bana da ve çiğ durduğunu ben de söylemek isterim. Onun dışında bu hafta Kasımpaşa'da Selçuk İnan gönderildi biliyorsun. Selçuk İnan'a da geçmiş olsun ama şaşırdık mı? Tabii ki hayır. Kasımpaşa'da başlarsan bu kariyeri hemen gönderebilirsin. Yani değil mi? Kendi hatası demek. Ama bir şey söyleyeyim mi abi? Alışmak için de en iyi takım. Hani böyle bir 10 maç Süper Ligin havasını koklayıp çekilmek mantıklı olabilir. Türkiye'de teknik direktörlüğü öğrenmek adına en doğru takım olabilir.

Yani bence Selçuk İnan başta o hatayı yapmıştı ve en nihayetinde gönderildi. Ama aslında hani bu sene sadece iki takım küme düşecek ve Kasım Paşa o kadar da tehlikede değildi. O kadar tehlikede olmadığı bir durumda bile işte çok bir sabır gösterilmiyor sana. Bunu bile bile de işte Kasım Paşa'ya gelmek gerçekten garip bir durum oldu Selçuk İnan adına. Ona da geçmiş olsun diyelim.

Evet, El Clasico pazar gecesi oynandı ve iki tarafa da gidip geldi maç. 80'lerde Asensio'nun golü kıl payıyla offside oldu. Maç 1-1'di, Real Madrid 2-1 öne geçiyordu ve puan farkını 6'ya indirebilirlerdi kazansalardı. Son 12 hafta öncesinde tekrar şampiyonluk yazışı kızışacaktı La Liga'da. Fakat o golü iptal oldu ve ardından 90 artılarda Frank Kessier'in golüyle Barcelona 2-1 öne geçti kendisi aslında ve tam olarak Sergen Yalçın attı şampiyonluk geldi gibi bir şey oldu. Kessier attı şampiyonluk geldi demiştir umarım İspanya olsun bir kere ama demediyse yazık olmuş. Puan farkı tam 12'ye çıktı. Gerçi daha hala 12 hafta var ama buradan dönmez herhalde diyorum.

Tabii ya bu arada rakip Real Madrid olunca da çok dönmez diye de bir ses titriyor dönmez deyince. Ama şakası bir tarafa ben döneceğini düşünmüyorum ben mutluyum çünkü ikisi arasında tabii ki Barcelona'yı seven ve tutan taraftayım. Ama şeyi düşündüm abi sen söylerken düşünsene yani Fenerbahçe Galatasaray maçı 80. dakika. Biri'nin golü kıl payı offside'dan verilmiyor. Ondan sonraki haftayı düşünmek bile istemiyorum. Yani lig bitene kadar. Var operatörler var. Aynen öyle. Korkunç bir ayrılık. Offside çizgisini çizen adamı mutlaka bulup linç ederler. Kesinlikle.

Barcelona'sından dediğim gibi gerçekten mutluyum ben. Barcelona'yı sever ve sempatik bulurum ve Xavi'nin teknik direktörlük serüveninde böyle bir şey yaşamasından dolayı keyifliyim. Bir de yani Barcelona'yı bir tam savunma takımı değil tabii ki. Anlayışı bu değil ama bu kadar az gol yiyen savunma da bu kadar güçlü bir takıma dönüştürmesi bence teknik direktörlük kariyerinin başlarında hakikaten takdire şayan bir şey ki Barcelona'nın son zamanlarda çektiği sancıları, son yıllarda çektiği sancıları düşününce hakikaten çok değerli bir iş yaptığını söylemekte fayda var.

Yani çok transfer yaptı ve o şehri gerçekten değiştirdi. Hani bu kadar transfer yaparken bence geçmiş yıllardan farklı olarak Lewandowski hamlesiyle Wiener lider bir karakter transfer etti. Bence en önemli transferlerden bir tanesi. Belki birincisi. Yani hatırlarsan geçmiş dönemde de işte Coutinho'lara yüz küsür milyon eurolar, Dembele'lere çok büyük paralar falan herkese böyle çok büyük paralar verdiler. Hepsi potansiyelli yıldız statüsünde geldi ama hiçbir böyle Lewandowski gibi kendini kanıtlamış, gerçek bir büyük futbolcu, büyük bir yıldız olarak gelmiş adamlar değildi yani. Hep böyle bir ne vereceği belli değil falan ama yani Xavi deyince böyle şey bekliyordu herkese hani, Pedri'nin büyük yükselişi ve böyle yine onlar gibi La Masia'dan müthiş potansiyelli genç oyuncular transferi vs. diyordu. Hadi Çavi dedi ki, hayır önce bizim bu takımı taşıyacak büyük adama ihtiyacımız var yani. Realist davrandı adam böyle, hayal kurmadı ve Çavi ismiyle aslında herkes hayal kuruyordu yani. Tekrar La Masia'dan yeni Messi'ler, yeni Çavi'ler, yeni Iniesta'lar falan diyordu. Hadi Çavi bunun gerçek üstü olduğunu, öyle oyuncular olmadığını yüzlerine söyleyerek çok daha gerçekçi davrandı ve Bayer Münih'ten Lewandowski'yi almamız lazım, ona parayı vermemiz lazım dedi. Belki bir senelik, iki senelik ama bizi senelerdir süren Real Madrid şampiyonluğundan kurtarabilecek belki tek oyuncu Lewandowski'ydi. Gittiler, aldılar ve hakikaten 12 puanlık fark. Ben de Real Madrid sempatisanıyım bu arada. İyi oldu bu. Real Madrid'de şey de var tabii, doymuşluk da var. O da bir avantaj oldu bence Xavi için, Barcelona için. Hak ederek bu sene puan farkı 12'ye çıktı. Gerçekleri söyleyen teknik direktör derken, bence konteye geçelim burada. İlginç bir şey için oynamayın. Evet. İlginç bir şey için oynamak istemiyorlar. Evet, bu yönden kolaydır. Ve Tottenham, Tottenham'ın hikayesi bu.

20 yıldır şerefi var ve hiçbir zaman bir şey kazanmadı. Ama neden? Sadece klubun ya da burada kalan her yüzünden. yönetici Ve ben Tottenham'ın yöneticisi olduğunu görmüştüm. Yönetici yöneticisini yıkmak ve diğer durumları korumak risk için alıyorsunuz. Her an.

Şimdiye kadar bu durumu korumaya çalıştım. Ama şimdi hayır. Çünkü, tekrar ediyorum, bugün gördüğüm şeyleri görmek istemiyorum. Çünkü bu asla kabul edilemez. Fanslara da saygı duymak için. Bizi takip ediyorlar, ticareti ödüyorlar. Ve takımı görmek için başka bir sefer. Bu tarz performanslar yapmak için, tekrar ediyorum, bu asla kabul edilemez. Birçok şey düşünmeliyiz.

Gerçeğin ahlasını söyledi. 3-1 öndeyken 3-3 beraberlikle ayrıldılar Southampton mücadelesinden ve tam ondan bildiğimiz o sert tavırlarıyla beraber. Tottenham'da gördüğüm birbirine yardım etmek istemeyen ve yüreğiyle oynamayan 11 tane bencil adam. Ben kovulabilirim ancak bu hiçbir şey değiştirmez. İnanın bana birçok yöneticiyi değiştirseler de Tottenham'da hiçbir şey değişmez diye

Zehir zemberek derler ya yani tam olarak, tam olarak böyle bir açıklama. Hakikaten son dönemde bir oyuncu grubuna yapılmış en sert basın toplantısı olabilir herhalde ya. Ya zaten Inter'e gidecek falan deniyordu. Dönecek İtalya'ya vs. deniyordu da. Şu anda bu açıklamayı yapmak için en olmadık zaman olabilir olacağım. Çünkü ligin artık son haftaya, son düzlüğe giriliyor her yerde. Ve son düzlüğe girilirken, Tottenham 4. sırada yani Şampiyonlar Ligi biletinin sonuncusu Tottenham'ın elinde. Ama 2 maç fazlaları var ve 2 puan öndeler. Yani o sırayı Newcastle'a falan kaybedecekler gibi gözüküyor.

Yine de hani orada kafa kafa yalar yani şampiyonlar ligi biletini almak ve almamak ve onun şampiyonlar ligi biletini almakla almamak arasında 35 milyon euro oynuyor yani en az 35 milyon katılım ve artık gruplar sonrası çıktığı zaman 50'lere 60'lara çıkıyor da hani çok büyük bir para. ve en büyük hedeflerden bir tanesi Tottenham gibi bir klüp için şampiyon olamıyorsan ilk dört zaten en önemli ikinci hedef. Ve bu hedefin bu kadar ucunda adeta Sırat Köprüsü'nün üzerindeyken böyle bir açıklama yapmak sanki böyle dereyi geçerken ayıya dayı diyememiş, direkt ayı demiş gibi konuşmuş zaten. Ağzına geleni söylemiş. Ama burada sanki atarlar üzerinden gibi geliyor. Bana yani bu, bundan pişman olur bu açıklamalardan gibi geliyor. Çünkü çok sert açıklamalar. Ama belki de uyandırır adamları bilmiyorum, toplumlu oyuncuları. Göreceğiz önümüzdeki 10 hafta çok belirleyici olacak.

Her konu birbirini açıyor. Oyuncuları uyandırmaktan bahsettin. Buradan Anadolu Efes'e geçeceğim çünkü Ergin Hoca genelde takımı uyandırmak için maç içerisindeki teknik faulleriyle meşhurdur bilerek aldığı. Ama bu sezon tabii maalesef işler Anadolu Efes için çok çok iyi gitmiyor. Son konumuza da böylece geçmiş olduk. Yani ciddi bir düşüş var Andolu Efes'te ki zaten ligde dahi bunu hissediyorsun. En son bir Omo Büyükçekmece'ye karşı 98-97'lik bir muhalifiyet gelmişti. Euro ligde de kendi evinde Partizan'a yenildi. Jericho Bradovic'in Partizan'ına yenildi Andolu Efes. Ondan önce de mesela Real Madrid'i yine kendi evinde yenmişti. Aslında favori olmadığı mücadelelerde daha iyi bir performans sergiledi Andol Efes. Kritik olan bir nokta yani ciddi playoff tehlikesi var şu an. İki galibiyet fark var yukarı. 6, 7 ve 8. sırayla. Orada Baskonya, Partizan direkt rakipleri Andol Efes'in. Daha garip olan şey de şu, zaten Fenerbahçe'ye yetişmek mümkün değil 5. sıraya. Ama Anadolu Efes'in kaybettiği maçlardan iki tanesi de direkt o 6. ve 7. sıradaki Maccabi Tel Aviv ile Partizan'a. Son 3 maçın ikisini bu takımlarla oyup kaybetmek zaten playoff riskini otomatikman ortaya çıkarıyor. Son 5 maç artık ve hani bu 5 maç içerisinde Monaco gibi

İlk 4 hedefleyen bir takım var. Fenerbahçe, Beko gibi ilk 5 sıradan bir tık daha yukarı çıksak eşleşmede avantaj sağlar mıyız diye düşünen bir ekip var. Olympia, Milano gibi son dönemde toparlanan ve galibiyet serisi yapan bir takım var derken Andolu Efes için hakikaten işler hiç yolunda gitmiyor. Ergün Hoca da zatüre geçirdi bu arada. Hafta sonu takım başında olamamıştı ve Alba Berlin maçında takım başında olacak mı maç günü belli olacaktı bu. Ama yani şöyle bir durum var, Anadolu Efes playoff istiyorsa 2 şampiyonluğun üzerine bu sezonda gerçekten 5'te 5 yapması lazım. Yani hatta şöyle söyleyeyim, 5'te 4'ün bile kurtarmayacağı bir senaryo olabilir, 5'te 5'in de kurtarmayacağı bir senaryo olabilir. Yani kalan 5-6 maçında Partizan, Maccabi, Baskonya 3 galibiyet alsa Anadolu Efes'in zaten direkt olarak playoff şansı bitecek. Yani gerçekten şuna şaşırıyorum, Zaten Avrupa'nın en iyi Guardi kelisine sahipken, yanına Will Clyburn'u, sezon ortasında Chris Singleton'ı çektikten sonra Andalou Efes'in toparlayamamış olması, az önce senin Real Madrid'le söylediğin o doymuşluk hissini Andalou Efes'te yaşadığımızı gösteren bir unsur bence. İki tane Avrupa şampiyonluğu üst üste gelince üçüncüde playoff'tan bile kopuk durumda olma ihtimali çok da şaşırtmıyor ya. Neredeyse hani zirve mücadelesi veren yüksek tempolu tüm sporlarda her zaman böyle büyük teknik adamların, büyük koçların söylediği bir söz var. En büyük düşman kendi başarın oluyor. Bu başarı gerçekten çok sıkıntı. Ben hep şey örneği veririm. Galatasaray UEFA Kupası'nı aldıktan sonra 2000'de, 2000-2001 sezonu yani bir sonraki sezonun ilk Şampiyonlar Ligi maçı Monaco maçı 20.000 kişilik Ali Samiye'nin yarısı doluydu. Çünkü 4 yıl üst üste hep Şampiyonlar Ligi'ndesin, hep oynuyorsun. UEFA Kupası'nı almışsın, Süper Kupayı almışsın. Artık Monaco maçının böyle Antalya Sporu maçından bir farkı kalmamaya başlamıştı. ve hafta içi falan diye böyle insanlar şey yapıyordu. Başarı gerçekten taraftar dahil herkes için bir yerden sonra en büyük rakibin oluyor. Bu sanki Real Madrid için de geçerli, bizim FS Bilsen için de geçerli. Ama abi yani şöyle bir şey var. Normal oyuncu grubu bu doymuşluk seviyesine erişebilir fakat FS 3. şampiyonlukla alakalı bir sloganla vesaire girdi ve bütçe arttırmaya da devam ederek yani zaten inanılmaz bir kadroya sahipken yani şu an şöyle bir gerçek var çok net. en formda hallerini düşündüğünde EuroLig'in en iyi 5 oyuncusundan 3'üne sahip. Vasile Micic, Shane Larkin ve Will Clyburn. O kadron üzerine Ante Zic, Akile Polonara, Amat Enbaye, Will Clyburn'u ekleyip bu duruma düşmek daha kötü. Nasıl olduğunu ben hakikaten anlamıyorum. Vallahi bilmiyorum ben gerçekten Efes'in x8 yapmasını istiyorum. Hoş x8 yaptığında da muhtemelen Olympiacos ya da Real Madrid'le eşleşecek.

Birinci iki takımdan biri olacaktır muhtemelen. Barcelona'nın öyle bir şansı kalmadı. Onu da Fenerbahçe muhalefeti sonrası Barcelona üçüncü sıra yayındı. Ve şöyle bir kötü detay da var. Yani temsilcilerimiz açısından konuşuyorum. Sondan bir önceki hafta Fenerbahçe, Ataşehir'de Anadolu Efesi ağırlayacak. Fenerbahçe'nin bir galibiyetini Anadolu Efesi Euroleague dışında bırakma ihtimali var. O yüzden o biraz garip. Gerçekten o biraz garip.

Valla bilmiyorum Efes umarım. Dört galibiyet yeter de işte Fenerbahçe atıyorum yense bile temsilciler arasında böyle bir problem olmaz yani. Büyük de bir rekabet var son yıllarda iki takım arasında. Bakalım. Umarım iki temsilcimiz birden playoff'ta görürüz diyelim. Ağzına sağlık Oğuzhancım. Senin de ağzına sağlık abi. Haftayı güzelce özetlemiş olduk. Gelecek hafta yine karşınızda olacağız. Dinlediğiniz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)