
3.339 kelime · ~17 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı 15 Mart'ta alıyoruz. Zaman su gibi akarken Türkiye'de adım adım 14 Mayıs seçimlerine doğru ilerliyor. Tüm ülke tam bir gündem sanayile karşı karşıya. Son Tren Topik bölümü bu kayıttan 5 gün önce, yani 10 Mart'ta yayınlanmış. Bu 5 günde neler olmuş neler? Hatay Milletvekili Suzan Şahin'in meclisteki konuşması.
Selin Ciğerci'nin Konya'da protesto edilmesi, Süleyman Soylu'nun halktan kahvaltılık malzeme talep etmesi, gerçekten peynir, zeytin falan, Erdoğan'ın Hataylılar'dan helallik istemesi, Ali Sunal'ın konuşması, Şahin Gökbakar'la Kızılay Başkanı Kerem Kınık'ın düellosu, Hüda Apar ve Yeniden Refah'ın Cumhur İttifakı ile görüşmeleri, Sinan Oğan'ın Cumhurbaşkanı adaylığı, yani liste çok uzun. Bunlar gündemimize girip çıkanlar. Fırtına hızında bir gündem yağmuruna maruz kalıyoruz. Fakat bu hız karşısında durup düşünmeye fırsat bulamıyoruz. Bu bölümde tüm bu gündemlere değinirken ortaya çıkan resmi betimlemeye çalışacağız. Türkiye'nin en etkin siyasi hareketi olarak anti-erdoğanizmi masaya yatıracağız. Gündemi sıralarken önemli bir gündemi atladığımı düşünebilirsiniz. Anti-erdoğanizmi konuşurken elbette Muharrem İnce'yi de masaya yatıracağız.
İnce'nin arabada gaz pedal dansı viral olmuş durumda. Dansı görmeyeniniz var mı bilmiyorum, yoksa mutlaka izleyin. Hafif öne doğru eğiliyoruz, kollarımızı 90 derece kıvırıyoruz ve çalkalıyoruz. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin başına bundan tam 13 sene önce, 22 Mayıs 2010'da oturdu. O tarihte CHP'deki genel hava şuydu. Kılıçdaroğlu parti örgütüne göre bir geçiş dönemi genel başkanıydı. 1-2 yıl içinde koltuğu başka bir genel başkana, belki de Baykal'a geri bırakacaktı. Baykal ise CHP'nin kurucusu sayılırdı. 12 Eylül'den sonra CHP kapatılmış, Merkez Sol, SHP ve DSP çatılarında bir araya gelmişti.
CHP'yi yeniden kurma işi de Baykal'a kalmıştı. CHP, daha sosyal-demokrat bir çizgiyi takip ediyor, DSP ise Ecevit'in karizmasına yaslanıyordu. Baykal'ın kurduğu CHP ise, dünyada yeni sol, Türkiye'de yeni CHP sloganıyla Tony Blair'cı bir çizgiyi benimsemişti. Seçimden bir yıl önce, hâlâ akıllarda olan o kongre yapılmış, Deniz Baykal, Ricky Martin'in şarkısıyla partilileri selamlamıştı.
Muhalefetteki son kurultay diye duyrulan 97 kurultayından sonra 99 seçimlerinde CHP bırakın iktidara gelmeyi meclise bile girememişti, baraja bile geçemediler. Böylece 1. Baykal dönemi kapandı ve partinin başına Altan Öğümen geçti. Çünkü baraj altı kalınca Baykal istifa etmişti.
Ancak herkes, Altan Öğmen'in bir süreliğine o koltukta bulunduğunu biliyordu. Baykal, siyaseten toparlandığında geri dönecekti. Kılıçdaroğlu'na dönük algı da buydu. Baykal yeniden genel başkanlığa hazırlanana kadar, Kılıçdaroğlu partinin genel başkanlığını üstlenecekti, yani bir emanet başkanlık.
Zaten Genel Sekreter Önder Sav, parti örgütünün iplerini elinde tutuyordu. Dolayısıyla parti örgütü Kılıçdaroğlu'na değil, Önder Sav'a bakıyordu. Partinin en önemli kaynağı olan belediyelerde de Kılıçdaroğlu'nun sözü geçmiyordu. Milletvekili olmak isteyen isimler, Kılıçdaroğlu'na değil, eski Baykal ekibine yanaşıyordu.
Kılıçdaroğlu'nun da Baykal ekibini tasfiye etmesi şarttı ama bunu alelade biçimde yapamazdı. Baykal'ın partideki itibarı hem yüksekti hem de eski genel başkana dönük bir hareket siyaseten pek de şık sayılmazdı. Ki zaten Baykal da CHP'nin milletvekiliydi. Yani partiyle organik bağı devam ediyordu. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı Baykal döneminin vesayeti altında başladı ve uzun süre bu vesayetle itişme halinde bir genel başkanlık tecrübesi yaşadı Kılıçdaroğlu. Bu esnada Türkiye'de Gezi direnişi, 17-25 Arlık süreci, 7 Haziran 1 Kasım arası kriz dönemi, 15 Temmuz darbe girişimi gibi bir dizi tarihsel olayı da CHP'de bunlar yaşanırken deneyimledi.
Tüm bu zaman zarfında parti için muhalefet vücut bulduğu anda Baykal'ın yanına koştu ve onun desteğini istedi. Kılıçdaroğlu'ndan şikayetçi olan Baykal'ın yanında alıyordu soluğu. 2018'deki 36. kurultaydan önce Baykal'ın verdiği mesajlar o dönem çok konuşulmuştu. Yanında da Muharrem İnce vardı. Cumhuriyet Halk Partisi tehditle, öfkeyle, sopa sallayarak yönetilemez.
Türkiye'nin bu ortamında Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir an önce toparlanıp kendine gelmesine acil bir ihtiyaç var. Bu itişme hali partide Kılıçdaroğlu'nun kontrolü dışında parti içi hiziplerin büyümesine de fırsat tanıdı. Bu esnada partiden ayrılanlar, yeni parti kuran isimler de oldu. Ayrılanların başarısızlığı Kılıçdaroğlu muhaliflerinin partide kalmasını motive etti. CHP'den öteye köy yoktu.
Böylece Kılıçdaroğlu uzunca bir süre hem Erdoğan iktidarıyla hem de parti içi muhalefetle mücadele etmek zorunda kaldı. Parti içi muhalefetin en görünen yüzü de Muharrem İnce'ydi. Üstelik 2018'deki 36. kurultaya damgasını da vurmuş, 1275 delegenin 447'sinin oyunu almıştı Muharrem İnce.
Bak 447 tane oy aldım. Her türlü baskı yarar. Genel merkezden il binalarına para göndermeyiz baskısına rağmen. Kiranızı ödemeyiz baskısına rağmen. Belediye başkanlarının devrede olmasına rağmen. Her şey yarar. Ama genel başkan 300'e yakın delegeden imza aldı ama oyalamadı. Ne demek bu biliyor musunuz? İnsanlara zorla imza attırmışlar.
Bu kurultay 3 Şubat 2018'de gerçekleşmiş ve Kılıçdaroğlu kurultayı kazansa bile yaralı çıkmıştı. Normal şartlarda genel seçimler yaklaşık 2 yıl sonra, Kasım 2019'da olacaktı. Kılıçdaroğlu'nun niyeti, 2014'te olduğu gibi yine ittifaklarla seçime gitmekti. MHP bölünmüş, İYİ Parti yeni kurulmuştu. Tabloyu gören Kılıçdaroğlu, İYİ Parti ile yakın temas içindeydi. Tablonun farkına varan diğer isim Erdoğan ise, Haziran 2018'e seçim kararı aldı.
Fakat sorun şu ki Nisan ayındaydık. Seçime iki ay vardı. Siyasi literatürümüze tam anlamıyla baskın seçim olarak geçti 2018 seçimleri. Adaylar 3 aşağı 5 yukarı belliydi. Kılıçdaroğlu ise ittifak arayışındaydı. İttifaklar yine denendi. Hatta Abdullah Gül'ü Erdoğan'ın karşısında aday göstermek bile konuşuldu ancak birliktelik sağlanamadı. Böylece CHP'nin adayı Muharrem İnce oldu.
Yanağı yandaşa değil vatandaşa hizmet için Yalova'dan doğan güneş Muharrem'ince Şimdi doğrudan bilmiyorum, bilgiye dayanarak da söylemiyorum ama hissiyatım şudur. Kılıçdaroğlu, Nisan 2018'de seçimlere iki ay kalmışken ittifak sağlanamadığını görünce seçimin kaybedildiğini de görmüştü. Erdoğan muhalefeti gafil avlamıştı. İyi Parti henüz teşkilatını kuramamış, Kılıçdaroğlu kendi kurultayından yaralı çıkmış ve bu tabloda ortada herhangi bir görünüm neden yokken baskın bir seçim kararı alınmıştı. Çok sert, çok agresif bir hareket bu.
Zaten siyasette bu sertlikte bir şey Türkiye'de. Sonuç olarak gafil avlanmıştı muhalefet. Tam Erdoğan'lık bir hareket bu. Kılıçdaroğlu ittifak arayışına yine başladı. İttifak sağlamayınca seçim zaten her türlü ikinci tura kalacağından mümkün olan en çok adayla seçime gitmek mantıklı hale gelmişti. Hatta Doğu Perinçye'nin aday olabilmesi için CHP seçmene çağrı bile yapmıştı Kılıçdaroğlu. 3 Mayıs'ta seçime 1,5 ay kala grup toplantısında şöyle konuşuyordu.
Ve bütün seçmenlere açık çağrındır. Bütün seçmenlere. Kesinlikle ilçe seçim kurullarına gidiniz, yüz binler imzayı tamamlayınız ve o liderleri Cumhurbaşkanlığı adaylığına getiriniz. Bakın bu konuşma 3 Mayıs 2018'de yapılıyor. 3 Mayıs'taki grup konuşmasında böyle bir teması var yani. Ertesi gün 4 Mayıs'ta da şunu söylüyor.
Adam hakikaten 13 yıllık genel başkanlık sürecinde Erdoğan'a karşı ittifaklar siyasetinde diretti. Aksi durumda Erdoğan'a karşı kazanmanın çok zor olduğunu farkındaydı. Fakat Muharrem İnce tam tersine iddialıydı. Bugün olduğu gibi o günde Erdoğan'a karşı aynı karizma ile kazanılacağını düşünüyordu. Yeter ki imkanlar el versin dedi.
Taban da zaten Muharrem İnce'yi çok seviyordu. İnce de kendisine güveniyordu. İşte bu da tam Kılıçdaroğlu'luk hareketi. Buyurun dedi Muharrem İnce, gösterün elini. O ise gözünü yerel seçimlere dikti.
CHP'nin öz evladıydı Muharrem İnce. Gençlik kollarından beri CHP'nin içindeydi. CHP'nin en etkili grup başkan vekillerinden biriydi, hatta belki de en etkilisiydi. Hitap etti, Kılıçdaroğlu'ndan çok daha iyiydi. Tabanı motive etmede son derece başarılıydı. Erdoğan'la atışmaları CHP seçmeninin gönlünü okşuyordu. Ekmeleddin İhsanoğlu'ndan sonra Muharrem İnce çok iyi gelmişti CHP seçmenden.
Sonunda kazanamasak bile içimiz rahat deniyordu. İşte diyordu seçmen. Bize yakışan, Erdoğan'a dişini geçiren bir aday. Bana bak Muharrem. Sana baktım Recep, söyle. Bay Muharrem, bak sana ben bir şey söyleyeyim. Erdoğan, ben sana bakamam çünkü devlet sana bakıyor zaten. Sen de yakınlarına bakıyorsun. Ben fakir fukaraya bakacağım, sana bakamam.
Muharrem İnce CHP'lileri mutlu ediyordu da CHP'lilerden başkasının da ilgisini çekemiyordu. 2014'te CHP ile MHP Ekmeleddin İhsanoğlu'na %38.4 oy aldırmayı başarabilmişti. 4 yıl sonra 2018'de CHP'nin tek başına desteklediği Muharrem İnce'nin oyu %30.6'da kalmıştı. Ekmeleddin İhsanoğlu gibi kötü bir adayla bile CHP ve MHP'yi bir araya getirerek ona %38 aldırabiliyordunuz bu sistemde.
CHP'nin en parlak siyasetçisi ise herhangi bir ittifak olmadan %30'da kalıyordu. Seçim gecesi yaşanan adam kazandı çıkışı, lüzumundan fazla umutlanan CHP'ler için tam bir hayal kırıklığıydı. Halbuki, gören gözler için o seçimin mucizelere kaldığı henüz Nisan ayında açıktı. Oysa ne hayaller kurulmuştu.
Ancak 2018'deki seçim yenilgisi CHP'de de bir değişime neden olmuştu. Kemal Kılıçdaroğlu partiyi hızla yerel seçimlere götürecek ittifakları organize etmeye koyulmuş ve 2019 yerel seçimleri CHP için tam bir zafere dönüşmüştü. Bir kere 31 Mart 2019'dan itibaren kamuoyunun aradığı cumhurbaşkanı adaylarına iki yeni isim eklenmişti. Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu. İşte seçim kazanabilen iki lider.
Halbuki 3 partinin tabanı aynı adaya oy vermişti. Bu 3 parti tabanlarını bu adaya yönlendirmişti yani. CHP, İYİ Parti ve HDP. Her iki başkanı da CHP tabanının yanında İYİ Parti ve HDP tabanlarının da desteklediği gözden kaçıyordu. Bu desteğin nedeni de İmamoğlu ve Yavaş'ın kişisel özellikleri değil, ittifaklar siyasetiydi. Bu siyasetin oyun kurucusu Kılıçdaroğlu oldu.
Bu tarihten itibaren CHP genel başkanına partide şüpheyle yaklaşan da olmadı. Kılıçdaroğlu, CHP'nin başına 2010'da geçmişti ama ancak 2020'de arkasına yaslanabilmişti. 2018 kurultayından yaralı çıkan Kılıçdaroğlu, 2020 Temmuz ayındaki kurultayda tek adaydı. Seçim kazanmış bir lider olarak kurultaya gidiyordu. Seçime de en az iki yıl vardı. Ve Kılıçdaroğlu siyasi kariyerinin üzerine kurduğu ittifaklar siyasetine devam diyordu. Dostlarımızla birlikte iktidar olacağız. Önce şunu hiç kimse unutmasın değerli arkadaşlarım. Önümüzdeki ilk seçimlerde dostlarımızla birlikte iktidar olacağız.
Peki bu dostları bir araya getiren motivasyon neydi? Bir tarafta MHP'den ayrılan ülkücülerin kurduğu çiçeği burnunda İYİ Parti tabanı. Diğer tarafta lider kadrosu hapiste olan HDP tabanı. Ortada iktidarla şahsileşmiş bir meselesi olan CHP tabanı. Diğer yanda saadet, deva, gelecek. Bu birbirlerinden çok farklı kesimleri tek bir adaya oy verdiren motivasyon neydi? Çünkü bu öyle bir motivasyon ki, Meral Akşener'i kalktığı masaya geri oturtabiliyor. Birlikleriyi bozan hemen tecrit ediliyor. Nedir bu motivasyonun adı? Bu motivasyonun ne olduğuna birazdan deneyeceğiz ama önce kısa bir ara verelim, döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Aradan önce İYİ Parti, HDP ve CHP tabanlarını bir araya getirme gücüne sahip motivasyonu konuşuyorduk. Nedir bu motivasyon? Bana kalırsa Kadri Gürsel'in 9 Mart'ta Medyascope yayınındaki tarifi oldukça yerinde. Kadri Gürsel, hepsinin dahil olduğu ideolojiyi anti-Erdoğanizm olarak tarif ediyor. Bugün anti-Erdoğanizm, Türkiye'deki en güçlü, ve bütün akımları var olan bütün akımları yatay kesen yani birleştiren bu anlamda bir ortak mutabakattır. olumsuz yani anti olduğu için negatiftir tabi ama kendi içinde olumluyu barındırır. çünkü anti erdoğanizm türkiye'de sorunlarının çözümünün ön şartının erdoğanın demokratik yollardan
gitmesine bağlı olduğunu kabullenmekten ileri gelen bir tutum alıştır. Bu açıdan yaklaşınca, yani bildiğimiz şeye bir de isim koyunca taşlar yerine daha rahat oturuyor. Anti-erdoğanizm olarak ifade edilebilecek bir ortak duygu durumu oluştu kamuoyunda. Değişim istiyorlar, her biri temelde bambaşka şeylere odaklanmış olabilirler ama değişim istiyorlar. Dünyaya bambaşka noktalardan bakan kesimler bunlar.
Kimi ekonomik bunalım nedeniyle Erdoğan'ın karşısında konumlanıyor. Kimi Kürt politikası yüzünden karşı çıkıyor. Kimi zaten CHP'li yani doğrudan düşmanlaştırılan bir toplusal kesim. Genel olarak iktidarın din tanımının dışında kalanlar var. Demokrasinin geldiği durumdan endişe edenler var. Yani liste çok uzar. Yani bu cephede aynı ada etrafında birleşen siyasi akımların hepsinin temel çelişkisi farklı. Hayata farklı zeminlerden yaklaşıyorlar.
Ama tarihin kritik bir evresindeyiz. Tüm bu siyasal bakış açıları güncel bir sorun alanıyla karşılaşıyor. O da Erdoğan. Her birinin bakış açısına göre Türkiye'de her ne olacaksa Erdoğan'dan sonra olacak. Ante Erdoğanizm bu. Yani Erdoğan'ın Türkiye'nin baş çelişkisi olduğunu farkında olmadan kabul etmek bu. Türkiye'nin bütün sorunlarının
Bu manada Türkiye'nin demokratik yollardan kurtulmasıdır. Erdoğan'ın başçelişki olması. Bunun yolu da işte 14 Mayıs'ta bu fırsat karşımıza çıkıyor. Çok çok iyi kavrandığını görüyorum. Aslında millet veya halk bu manada feraset göstermiştir, kavrayış göstermiştir, asla küçümsenmemelidir. Antiherduanizm HDP'de de çok güçlüdür, İyi Parti'de de çok güçlüdür. Erdoğan'ın gidişine engel olacak her çıkış, Erdoğan'ın karşısında konulmanan toplum kesimlerin öfkesini çekiyor.
Akşener'in 3 Mart çıkışıyla biraz bunu da gördük. Akşener'e kendi tabanından da tepki yükseldi. Yani liderler Erdoğan'ın karşıta en büyük plana sadık kalmak zorundalar. Bu kural neredeyse tüm partiler için geçerli. Erdoğan'ın gidişine engel olacak her çıkış tabansız kalma riskiyle karşılaşıyor.
Tabii bunu muhalefet bloğunun tabanına oluşturan herkes için söylemiyorum. Bu dönemde altılı masanın dışında kalarak ilgi çeken, parlayan dört muhalif parti oluştu gözlediğim kadarıyla. Bunlar Türkiye İşçi Partisi, Yeniden Refah Partisi, Zafer Partisi ve Memleket Partisi. Bunlar için de Türkiye İşçi Partisi'ni yani kısa adıyla tipi ayrı tutmak gerekir. Onlar zaten Kadri Gürsel'in ifadesiyle anti-Erdoğanizm tonu çok yüksek bir ekip.
temel çelişkilerinin emek ve sermaye arasında yaşandığını ama baş çelişkinin Erdoğan olduğunu düşünüyorlar. Ama Yeniden Refah, Zafer ve Memleket Partileri için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Bunlar Erdoğan'ı önemsizleştiriyor. 14 Mayıs seçimlerini de aleladeleştiriyor. Kılıçdaroğlu gelecekse, Erdoğan gitmeyebilirdi, emin değiliz biçiminde özetlenebilecek bu tavır çok rağbet görmüyor ama %1'in bile önemli olduğu bir dehşet dengesinden bahsediyoruz.
Biraz önce Erdoğan'ın muhalefeti gafil avladığı 2018 seçimlerinden bahsettim. O seçimde Erdoğan'ın oyu %52.6'ydı. Yani %1.5'luk bir kütle farklı karşı bloğu oy verse seçim ikinci tura kalıyordu.
Buna karşın siyasette iddia sahipliğinin de önüne geçemiyorsunuz. Bu işin doğasında var iddia sahipliği. Zaten Kılıçdaroğlu'nun adaylığından rahatsız olan Türk milliyetçilerin oyuna talip bir aday da çıktı. Sinan Oğan. Ümit Özdağ'ın da adayı Sinan Oğan oldu. Ve şimdi size Ata İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı Sayın Doktor Sinan Oğan'ı takdim ediyorum.
Türk milliyetçilerinin onurunu korumak için ilk turda Sinan Oğan diyen kesimler var. Zaten İYİ Parti ile CHP arasında süren adalik itişmesi nedeniyle Kılıçdaroğlu'na bilenen bir kesim oluşmuştu. Sinan Oğan, büyük ölçüde İYİ Parti tabanına seslenerek Meral Akşener'in tabanına hakimiyetini zorlayacaktır. Fakat Erdoğan cephesini de zorlayabilir, Sinan Oğan'da öyle bir özellik de var bana kalırsa.
Özellikle Sinan Ateş suikastinden sonra MHP'den kopan ama Kılıçdaroğlu'na da eli gitmeyecek olan küskün MHP'liler, Sinan Oğan'a oy verebilirler. Fakat yine de birkaç puanlık bir potansiyele yaslanıyor. Daha ziyade siyaseten bir iddia gösterme çabasıyla aday olmuş görünüyor Sinan Oğan. Aslında buradaki popüler figür Mütoz da ama kendisinin neden aday olmadığına ilişkin bir açıklama göremedim. Fakat bu hafta sadece Sinan Oğan değil, Muharrem İnce de 12 Mart'ta adaylığını açıkladı.
Yapılan seçim sonucu ve seçim sonucunda yapılan tasnifle, oy birliğiyle memleket partisinin 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimindeki adayı olarak Sayın Muharrem İnce seçilmiştir. Vatanımıza, milletimize hayırlı uğurlu olsun. Muharrem İnce taraftarları bu tutumun Erdoğan'ın işine gelmediği ya da gelirse gelsin Kılıçdaroğlu'ndan iyidir görüşünde. Siyaset böyledir ama matematik kadar kolay değildir. Muharrem İnce ile Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaklaşık 10 yıla dayanan rekabeti Kılıçdaroğlu'ndan hiç hazletmeyen CHP'liler de oluşturdu.
Tüm bu hengame içinde Muharrem İnce'ye sempatiyle yaklaşan CHP'liler, Kılıçdaroğlu'na dönük antipatiyi örgütleyerek bir arada durmaya başladılar. Ama bu onların suçu değildi elbette, varoluşsal bir durum. Sonuç itibariyle Kılıçdaroğlu'na o denli uzaklar ki, Erdoğan kalsa da olur diyebilen küçük de olsa bir azınlık var. Bunların, Çok küçük bir azınlık olduğunu varsayıyorum. Elbette Muharrem İnce'ye oy vermeyi düşünen herkes bu kesimlerden oluşmuyor. Birincil önceliği Erdoğan'ın gitmesi olan kesimler bunlar için de çoğunlukta. Bu kesimler ilk turda Muharrem İnce, ikinci turda Kemal Kılıçdaroğlu diyecekler.
Bu kesimlere göre Muharrem İnce'nin adaylığı Erdoğan'a yaramak bir yana engel oluyor. Zaten ne fark eder ki diyorlar. Eğer Muharrem İnce ikinci tura kalamayacağını anlarsa gereğini yapar, yani Kılıçdaroğlu lehine çekilir. Nitekim adaylık ilanında da bunu söylüyor İnce. Merak etmeyin, bizim birinci hedefimiz Erdoğan'ı göndermek. Eğer düşündüğümüz gibi olmazsa seçime iki gün kala gereğini yaparız. Hiç telaşa gerek yok.
Birincisi daha 60 gün süre var. Niye baştan daha bana bir yere beni yamamaya çalışıyorlar? Gerek yok buna. Yapalım kampanyamızı. Bir çıkalım. Bakalım belki ben ipi ben göğüsleyeceğim. Belki birinci çıkacağım.
Duruma göre bakarız. Olmuyorsa seçime iki gün kala gereğini yaparız. Biz gereğini yaparız da başkaları da gereğini yapar mı acaba? Ben yaparım. Türkiye'nin aleyhine hiçbir şeyi yapmayız merak etmeyin. Ama telaş da yapmaya gerek yok. Böyle baskı kurmaya gerek yok. Birinci hedefimiz Erdoğan'ı göndermek.
Muharrem İnce özetle şunu diyor. Ben adayım, kampanyama başlarım. Millet İttifakı'nın PKK masası olduğunu, Cumhur İttifakı'nın Hizbullah masası olduğunu söylerim. Belki ben yüzde otuzlara kırklara çıkarım, ne belli? Eğer öyle olmazsa, ben seçimden iki gün önce Kılıçdaroğlu lehine yarıştan çekilirim. Endişeye mahal yok, telaşa mahal yok. Bizim birinci önceliğimiz Erdoğan'ın gitmesi. Böyle diyor Muharrem İnce.
Bu açıklamayı dinleyince aklıma geldi. Bu fen bilgisi dersinde basit makineler vardı. Hatırlar mısınız, bilmem. Muharrem İnce fizik öğretmeni. Olduğu için belki o daha iyi bilir. Kaldıraç, sabit makara, çıkrık hatırlarsınız. Siyasetçiler toplumu bu basit makineler gibi kavruyor diye toplum bu kadar basit şekil almıyor ki. Seçmen sabit makara mı? Ben çekiliyorum, sen de şunu oy ver deyince gidip ona oy versin. Parti delegasyonu mu bu? 100 kişi toplanıp kulüp yönetimi mi seçiyorsunuz? Bu işler böyle basit matematik hesabıyla işlemez. Kılıçdaroğlu fanı biri çıkar, Muharrem İnce fanı komşusunun kalbini kırar, adamın Kılıçdaroğlu'na oy vereceği varsa da vermez. Muharrem İnce çıkar ters bir laf eder, sabaha manşet olur, Erdoğan'a kararsız kalanı da yolundan döndürür.
Sepete domates mi koyuyorsunuz birine teslim edesiniz? Siz iki ay boyunca hem Kılıçdaroğlu'na hem Erdoğan'a çatacaksınız. İki ayın sonunda da topladığınız kitleye Kılıçdaroğlu'na oy verin diyeceksiniz. O kitle de e peki öyleyse diyecek. Bunları geçelim bence. Bu arada kendisi çok iddialı. Yani zaten ilk turda değil ama ikinci turda bu işi yüzde 68'de halledecek. 2018'in 4 Mayısında
Anket yaptırdım. Ben 19 ile başlayıp 30.64 ile bitirdim. Şimdi 28 ile başlıyorum. 38 ile birinci tur, 68 ile ikinci tur olur. Bu haliyle seçime iki gün kala. Nasıl bir veri onu yolundan çevirir? Çevirse de faydası olur mu? Bunlar hep risk başlıkları. Ama Muharrem İnce'nin önünde duran kötü ihtimal seçimin onun yüzünden ikinci tura kalması olur.
Kötü ihtimal diyorum çünkü bu ölçülebilir bir bilanço. Tarih, seçimler Muharrem İnce yüzünden ikinci tura kaldı diye yazar. Deriz ki Muharrem İnce yüzde 5 aldı, Kılıçdaroğlu yüzde 49 aldı. Muharrem İnce yüzünden seçim ikinci tura kaldı. En kötü ihtimalle böyle deriz. Ölçülür yani. Ama bir de ölçülemeyecek bilanço var. Bu bilanço Muharrem İnce'nin yanına kalacak ölçülemeyeceği için. Muharrem İnce bu iki ay boyunca Kılıçdaroğlu'nun seçmen motivasyonunu ne kadar kıracak?
seçmenin kafasını ne kadar karıştıracak? Seçimden iki gün önce çekildiğini varsayalım. Taban da aynı şekilde Kılıçdaroğlu'na akacak mı? Bunlara net cevap verebilmek mümkün olmayacak. Bu haliyle Muharrem İnce, anti-Erdoğanizmin ilk raconunu çiğniyor. Her ne kadar aksini söylese de, Erdoğan'ı demokratik yollarla gönderme hedefine engel oluyor.
Bu nedenle muhalif kamuoyu sosyal medyada ağır eleştiriyorlar Muharrem İnce'yi. Bu zamana kadar Muharrem İnce'yi sevenler de polarize oluyor. İyice bileniyorlar kılıçları olma. Yani hayırlı bir şey çıkmıyor bu tabloda. Neticemizde ayı bağırıyor fakat bu ayıyı toplum kadar net duymuyor siyasetçiler. Halbuki ham bir kötülük rejimine dönüşmüş durumda artık iktidar. Anti-Erdoğanizm boşu boşuna oluşmadı. Bu cephedeki herkesin duygusu ortak. Bu memleketin hayrına ne olacaksa Erdoğan'dan sonra olacak.
diyerek finale gelelim. Geride bıraktığımız günlerde çok sayıda tren topik birikti. Bunları derleyip sizlere sunmayı çok isterdim. Fakat bu tren topiklerden bir tanesi biraz farklı. Ali Sunal'ın güldür güldür de yaptığı konuşma. Depremden bu yana hazırladığımız bölümlerin hemen hepsinde tarihe geçtiklerini vurgulamıştık.
Birkaç yıl sonra bu toz bulutu dağıldığında nasıl kavrayacaktık bu günleri? Mesela içimizden bazıları, devlet nasıl yoktu ya falan diyecek miydi? Bağırmayın, not alıyoruz diyenler olmadığında tarih nasıl yazacaktı bunları? Çünkü bu sorular Erdoğanizm'in akıbeti için de önemli. Bence Ali Sunal'ın anlattığı gibi yazacak Erdoğan izmi. Depremin üzerinden haftalar geçti ve herkes artık bir normalleşmenin peşinde. Peki nedir bu normal? Nasıl bir normalleşmenin peşindeyiz? Yani bu peşinde olduğumuz normal tam olarak ne? Mesela fay hattına binalar yapmak mıdır normal olarak?
Ya da depremden sonra arama kurtarma ekiplerinin ve yardımların gecikmesi normal midir? Denetlenmemiş binalar, parayla satın alınan mimar diplomaları, beceriksiz müteahhitler, liyakatsiz görevliler normal midir? Çürük binalara imar affı vermek normal midir mesela? veya böyle bir zamanda çadır satmak normal mi? Binlerce insanı göz göre göre ölüme göndermek normal midir? Ve böyle bir felaket sonrası bir kişinin bile sorumluluk hissedip, arkadaş ben yanlış yaptım, özür diliyorum deyip istifa etmemesi normal midir sizce? Hayır efendim, böyle bir normal yok. Bu normal değil. Bu konuşma biraz da Kemal Sunal'ı hatırlattı bizlere. Ali Sunal'ın bu konuşması pek çok kişiye işte Kemal Sunal'ın oğlu dedirtmiş.
Haklılar. Üzerinde uzlaştığımız sanatçılar yazıyor aslında tarihi. Mesela Yeni Şafak'tan Taha Hüseyin Karagöz, Ali Sunal'a tepi göstermiş. Güldür Güldür ekibinde muhalif olmayan tek bir isim var mı diye sormuş. Ben cevap vereyim. Güldür Güldür ekibinin hiçbiriyle yüz yüze tanışmıyorum ama Taha Hüseyin Karagöz'e ben cevap vereyim. Yok. Bugün Türkiye'de kendisine sanatçı diyen, alanında iddialı hiçbir kimse bu kötülük rejimine tarafsız kalmıyor. Dolayısıyla evet Güldür Güldür ekibinde muhalif olmayan tek bir isim kalmadı. Muhafazakar sanat diye bir şey olmuyor. Sanat varoluşu gereği, doğası gereği faşizme boyun bükmüyor, karşı geliyor. Böyle yapınca toplumun bağrına bastığı bir figüre dönüşüyorsunuz.
Faşizme payandı olduğunuzda toplum size notunu veriyor. Belki siz yaşarken suni itibarlar kazanıyorsunuz faşizme yaslanarak. Ama yıllar boyunca hatırlananlar o faşizme yaslananlar değil, faşizme direnenler oluyor. Direndiğinizde de yıllar boyunca unutulmuyorsunuz. Ulan ne yazıyorsun oraya hırbo? Faşo ağa. Faşo ne demek la? Şey, belem puşt gibi, ibne gibi bir şey yani.
Önümüzdeki bölümlerde Trend Topik'te olabildiğince deprem gündemine geri döneceğiz. Geride bıraktığımız birkaç bölümde siyaset gündeminin çalkantılarını az çok özetledik sanıyorum. Şimdi tekrar asıl meselemiz olan depreme dönme vakti. Trend Topik'i PolBiMedia ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar Türkiye'nin baş hat sorunlarının farkında olup günlük siyasetin rüzgarına kapılmadığınız günler dilerim. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.