
6.362 kelime · ~32 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Gündemimiz yine yoğun. Galatasaray Kasımpaşa'yı yendi ve Süper Lig'de 1959'dan beri kırılamayan bir rekoru yani ilk sezonunda oluşturulmuş rekor Beşiktaş tarafından 13 maçlık galibiyet serisini 14 maça çıkardı ve bu rekoru kırmış oldu. Tabi Gaziantep sporla oynanan maçın hükmen galibiyet sayılması da burada önemli bir detaydı.
Fenerbahçe Sevilla ile oynadı. Bu hafta ligde maçı yoktu Fenerbahçenin ama Sevilla müsabakası da çok üzücü geçti. Çok şanssız bir müsabaka oldu ve Beşiktaş'ta Başakşehir'i Deplasman'da yendi. Başakşehir'de hafta arasında Avrupa Ligi müsabakasında beraber kalmıştı. Deplasman'da onu da hatırlatalım. Bu 3 takımın maçlarını konuşacağız Süper Lig'de.
Onun dışında Paris St. Germain şampiyonlar liginde yine hayal kırıklığı yaşadı. Paris St. Germain'e kısa bir değinmek istiyoruz. Çünkü çok büyük harcamalar yapıyorlar ama her seferinde bir şampiyonlar ligi hayal kırıklığıyla devam ediyor. Basketbolda Paul Gasol forması emekli edildi Lakers'da. Ona biraz değineceğiz ve Bilardo'da da yine Semih Saygıner ve Tayfun Taşdemir gururlandıran bir zafere ulaştı. Onlara da değinip bu haftayı bitireceğiz. Vakit kaybetmeden başlayalım.
Oğulcan selamlar, nasılsın? Selam abi iyiyim, sen nasılsın? İyiyim ben de, teşekkür ediyorum. Hangisiyle başlamak istersin? Fenerbahçe mi, Galatasaray mı, Beşiktaş mı? Abi senin hatırına Galatasaray'la başlayalım. Önce lig maçlarını bitirelim, sonra şu an Sevilla maçı daha yakın ya. En son onu konuşuruz, yavaştan sonraki konulara geçiş yaparız.
Peki, nasıl istersen. Galatasaray Kazımpaşa ile oynadı ve 1-0'luk galibiyet aldı. Rekoru da kırdı. Yeni transferi Zaniolo da galibiyet golünü attı. Ama çok da tatmin etmeyen bir maç oldu Galatasaraylıları. 1-0'luk galibiyet. Biraz da bu galibiyetlere alıştıkları için herhalde. Çok tatmin olmadılar. Ben şahsen oldum yani. İyi bir savunma maçıydı bence. Galatasaray evet, goller bulamadı. Çok net fırsatlar bulamadı belki.
Ama hiç de pozisyon vermedi son dakikadaki frikik ve karambol pozisyona kadar. O yüzden bence çok fena sayılmayacak bir maçtı. Tabii ki tatmin olmayanları anlıyorum ama bence normal bir maçtı, sen ne dersin? Yani şöyle, bunu galiba biraz Selçuk Hoca istedi diyebiliriz. Oyuncu tercihleri ve taktiksel yaklaşımı sadece Galatasaray'ı durdurmaya yönelikti.
Tabii Galatasaray tarafında da şöyle bir gerçek var, yani maç ritmi hakikaten çok önemli bir şey. Özellikle bizim ligde ve günümüz futbolunda da zaten keza böyle. Zaten mesela Galatasaray'a rakip olan takımların Galatasaray'ın serisinin bitmesini çok yakın bir dönemde bekliyor. Bekleme sebebi de tamamen şu, hatırlarsın pandemiden sonra oynanan süreçte Galatasaray bence ara verildiği için o şampiyonu kaybetmişti. Bu kadar galibiyet serilerinin üst üste geldiği bir dönemde oyun olarak, maç temposu olarak bu kadar ara vermek eksi yazacak diye düşünülüyordu. Evet bence eksi yazmış gibi gözüktü. Ne kadar Selçuk hocanın burada taktiksel yaklaşımına ve oyun anlayışına atıfta bulunsak da Galatasaray'da da ben açıkçası bu oyununda hafif geri gitmeyi bir noktasından da buna bağlıyorum açıkçası.
Ama tabii bireysel performansların çok öne çıktığını söylemem gerekiyor. Mesela zaten ben normalde çok seviyor ve beğeniyorum ama Sergio Oliveira hakikaten şaka gibi bir maç geçirdi. Normalde çift 6 ile oynayan bir Kasımpaşa merkezine Oliveira'nın fiziğinin biraz daha ne bileyim diğer oyunculara göre daha güçsüz kalacağını düşünürsün falan ama çok çok dikkat çekici istatistiklerde de maçı bitirdi zaten. Galatasaray'ın en çok top çalan oyuncusu, yanlış hatırlamıyorsam 16 ikili mücadelenin 10'unu kazandı. Zaten hücumların da yaratıcılık beklendiği bir numaralı oyuncusuydu ki galiba Nelson'dan sonra en çok olacak şekilde 109 ya da 110 kez topla buluşmuş olması gerekiyor. Hakikaten çok çok iyi bir maç çıkardı. Kasımpaşa tarafında ben senin tweetini gördüm ama orada zıt düşündüğüm bir konu var. Sen hani Hayradinoviç'i Saşeboy bağlantısını kesmek için sol kenarda değerlendirdiğini söyledin ki basın toplantısında da sanırım zaten bu söylenmiş Selçuk Hoca tarafından. Ama bu aynı zamanda eğer Kasımpaşa çift altıyla çıkıp rakibini olabildiğince geride karşılamak istiyorsa
Bu, hücuma çıkacağı zamanlarda da bir geçiş oyunu kovalaması gerektiğini gösteren bir yaklaşım oluyor. Ama siz Münir Çuğya yerine Hayradinoviç'i sol kenarda değerlendirdiğiniz zaman, bence Münir'i geçiş oyununda kenarda değerlendirmek, Hayradinoviç'i değerlendirmektense çok daha işine yarardı bence Kasımpaşa'nın. En azından yaklaşık 90 dakikayı bu kadar geride ve hücumda pasif bir şekilde kabul etmezdi. Yani boyu bağlantısını yine merkezdeki oyuncularını kaydırarak bir şekilde bozabilirdin ama bu bence inanılmaz sekteyi uğrattı Kasımpaşa hücumlarına. Bunun da şeyini merak ettim yani hücumda aksiyonlarını nereden kullandılar? Zaten nadir olan aksiyonlarına. Baktım sol kanadı sadece %25 ile kullanmış hücum aksiyonlarında Kasımpaşa. sağ kanatta %41 ile yani bence bu Münir'in sol kanatı oynamaması ile birebir bir bağlantı. Özellikle Nelson gibi kanat oyuncularıyla eşleştiğinde reaksiyonu bir tık daha yavaş kalan bir oyuncu ile hızlı hücumda Sashaboy'nin bindirdiği anlarda birebir bırakmayı becerebilseydi Kasımpaşa bence Galatasaray Kalesi'nde biraz daha tehlikeli olabilirdi açıkçası. Ki puan kazanabileceği de nadir Galatasaray maçlarından bir tanesiydi her şeyden önce. Bu yüzden bu kadar savunma gereksinimini bir tık gereksiz bulsam da Galatasaray'ın rahat bir şekilde, hiç hücum yapmayan Kasımpaşa'ya karşı rahat bir şekilde aslında skor 1-0 olsa da maçı kazandığını bence söyleyebiliriz. Bence Galatasaray'da Mertens'in yokluğu çok hissedildi bu arada.
Genel olarak Galatasaray'da topun hızını arttıran oyuncu, oyunu hızlandıran oyuncu Mertens. Mertens'in en önemli olayı bence çok hızlı düşünmek ve onun oynadığı takımlar hızlı oynuyor. Napoli de onun sayesinde bence bir tık daha hızlı oynuyordu. Bu seneki Galatasaray'da geçen senelere göre daha hızlı oynayabilmesi Mertens'in daha hızlı düşünebilmesiyle olan bir şey. Ve bu maç dikkat et geçen haftalardaki Galatasaray'a göre daha yavaş bir Galatasaray hücumu görüyoruz. O yavaşlık da bence hem pozisyon sayısını azalttı hem de skor sayısını azalttı. Galatasaray'ın bir gol attığı az maç hatırlıyoruz son dönemde. Bir golde kaldı. Hep böyle dörtler, beşler. Galatasaray'a da alıştık hazırlık maçlarında işte ligde de ikileri, üçleri buluyordu Galatasaray. Burada tek golde kaldığı haftalar sonra oldu. Bence orada mertensizlik var. İkinci konu istersen Selçuk hocanın söylediği Hayreddinovic konusunu dinleyelim sonra devam edelim. Bugün Harisi solda oynatmamın nedeni aslında Galatasaray takdir ederseniz ki ligin neredeyse en çok hücum pozisyonuna giren takımı. Hücum operasyonları çok geniş bir takım. Kenardan da gelebiliyorlar, merkezden de çoğalabiliyorlar. Buradaki benim ilk amacım aslında Galatasaray'ı bir şekilde durdurmaktı. Bence bunda çok başarılı olduk. Yetenekli oyuncularımızdan biri Münir. Münir'i de aslında topu kaptıktan sonraki bölümde kullanmaktı amacım. O yüzden Harisi en dirençli oyuncularımızdan biri olduğu için solda oynatmak istedim.
Sonra onu ortaya almamın nedeni de tabii 1-0 geriye düştükten sonra bir şeyler yapmanız gerekebiliyor. Ama yine de orta sahada onun direncinden faydalanmak istedim. Daha gole yakın bir oyuncu aldım. Dediğim gibi aslında istediğim şeyler sahaya yansıtıldı. Sadece ofansif açıdan bir kalite eksikliğimiz vardı. Bu yüzden de fazlasıyla istediğimiz net pozisyonlara giremedik. Şimdi oradaki konu şu, normalde Kasımpaşa bütün maçlara 4-3 çıkıyor ve 4-3 çıktığında da 6 numarada yeni transfer Malsa vardı. Malsa da böyle biraz özgür oynamayı seven tipte bir 6 numara, sağa sola basmayı da seven bir 6 numara. Galatasaray'da rakip savunmanın iki stoperinin önünü çok iyi işliyor. O yüzden oraya ikili çekti. Mals artı Tırpan ikilisini yaptı. Bence çok mantıklı oldu bu. O bölgeyi kapatınca, çünkü Galatasaray'da Kerem de sürekli oraya girmeyi seven oyuncu. Yunus da ters kanattan içeriye girmeyi seven oyuncu. Bu sefer Kasımpaşa savunmasının önünde bir kümelenme oldu. Bence bu maç Icardi de iyi değildi. Etkisiz kaldı. Yani hem golleri de kaçırdı, normalde attığı golleri kaçırdı. Hem de onun dışında çok hareketli değildi. O da hareketli olmayınca Galatasaray o bölgede çok sıkıştı. Bir nevi herkes orada kümelendi ve boğuldu.
Orada pozisyonlar üretilemediği zaman da Galatasaray'ın en büyük ikinci silahta beklerin bindirmesiydi. Yani Dibua'da son maçlarda oynadığında çok bindiriyordu. Trabzon maçında öyle, Kiresun maçında onun golüyle biliyorsun rahatlamıştı Galatasaray. Esa Şaboy zaten sezon başından beri devamlı bindiriyor.
Yani 4-4-2 gibi karşıladı. Müniri de bir 10 numara serbest oyuncu gibi kullanıp 4-4-1-1 diyebiliriz. Kenarlardan Hayreddinov için de işte çalışkan bir oyuncu olduğunu söylüyor. Disiplinli bir oyuncu olduğunu, dayanıklı koşan bir oyuncu olduğunu söylüyor. Onu da o tarafa atıp Saşaboy'un da önünü tıkamaya çalıştı. Hatta Ümraniye maçında da hatırlarsın. Orada da Galatasaray sol savunmasında çok problem yaşamıştı. Çünkü Galatasaray'da Nelson yerinde dururken sağ stoper, Abdülkerim de sol stoperden hücuma çıkıyor. Gidiyor, korner direğine kadar dribling yaptığı oluyor veya rakibi karşılamak için rakip yaralarına gidiyor. Orada Galatasaray'ın aslında işlenebilir tarafı sol savunması. Ve Kasımpaşa'nın oraya 2-3 tane pozisyonda top atamadığını gördük. Oradan iyi geldiler, orada boşluklar buldular ama pasları atamadılar. Pasları atamadıkları için de hiç pozisyona giremediler. Sıfır pozisyonla bitirdiler ama pozisyon olabilecek, çok net pozisyon olabilecek pasları da atamadılar. Bence hem Ümraniye maçında Galatasaray'ın soldan verdiği atakları da iyi görmüş Selçuk Hoca. Kendi solunu feda etti zaten Hayreddinovic'i oraya atarak, Saşaboy'u kapatmak için. Ve sağından geldi dediğin gibi %40'ın üzerinde, hep sağ tarafı kullandı.
Sağından geldi ama orada da o pasları atamadılar. Yani Fold ile geldi, işte Koitay'ı o tarafa atıp gelmeye çalıştı ama oraya o final pasları atmakta eksik kaldılar. Orada da başarılı olamamaların da en önemli faktörü o final pasları atamamaktı. Kesinlikle öyle. Abi sen Mertens konusunu söyledin. Bence Icardi'nin etkisizliğini Mertens'in yokluğuna da kesinlikle bağlayabiliriz diye düşünüyorum. Yani arkasında o tarz akıllı, zeki ve toplu oyunda inanılmaz fark yaratan bir oyuncunun oynaması ve bu oyuncu arkasında oynayan bir oyuncuyken Icardi'yi çok daha fazla rahatlatıyor. Bu sebeple ben ikisini direkt bağlantılı olarak düşünüyorum. Hatta az önce seninle yayına girmeden bir haber daha gördüm.
Mertens Konya spor maçında da performans şansı bulmayacak diye. Zaten Konya'nın durumu çok iyi olmasa da bu kadar Mertens'in Galatasaray hücumlarının neredeyse kurulumunda her şey olması onun aslında ne kadar değerli bir oyuncu olduğunu zaten gösteriyor. ki sadece Icardi için değil, galiba diğer hücumdaki bütün opsiyonları, Galatasaray'ın hücumlarındaki bütün aksiyonların beyni aslında Oliviera gibi bazen gözüküyor olabilir ama Mertens'in yokluğunda aslında onun var olmasının ne demek olduğunu ve önemini çok daha iyi anladığını düşünüyorum ben Galatasaray'ın. Katılıyorum sana. Bunu Konya maçında da daha net göreceğiz herhalde. Başakşehir kendisi aslında 2-0 kaybetti. Bu yenilgilerden sonra da bence Emre hocanın biraz şirazesi kayıyor. Yani yenilgiyi kaldıramıyor. Zaten futbolculuğunda da böyleydi.
Bence hocalığında da en büyük handikabı mağlubiyeti kabullenememek. Yani 7-0'luk Galatasaray mağlubiyetinden sonra da biliyorsun soyunma odasında kavga çıkmış haberlerini okumuştuk. Emre Hoca reddetse bile o da kavga çıktı denilen haberlerde kim var kim yoksa takımdan ayrıldı devre arasında. Hasan Ali Kaldırım gitti. O kavgada olduğu söyleniyordu. En önemli takımın en önemli oyuncularından Traore gitti. Takım devre arasında ciddi oranda değişti. Özellikle bu depremden sonra yeniden işte Gaziantep'ten, Atay'dan gelen gidenler oldu. O şekilde de değişti. Ve bu maçtaki mağlubiyetten sonra da ki maç devam ederken de kendisine herhalde küfürlü tezavratlar da vardı. Biraz duydum ben de maçı izlerken. Galiba onlardan da etkilenmiş. Beşiktaş taraftarı
Benim de tanıdığım çok dostum, arkadaşım var. Bu değerlere sahip, hele özellikle daha bir ay önce ülkenin yüzyıllar sonra yaşadığı en büyük felaketi yaşamış bir ülkenin akıbinde 35-40 dakika Emre Belözoğlu'na küfür ediyorsa, o nasip işidir. Haysiyette nasip işidir. İnsanlıkta nasip işidir. Çok bağdaştırmıyorum ben yani. Ne insanlıktan ne haysiyetten nasibini aldığını düşünmüyorum kimsenin. Ondan dolayı sadece kızlarımı hanımın götürmesini istedim. Ama canlı yayında da söyledim. Bir tane annem var. Babamdan başka kimse elini tutmamış. Eşim var. Benden önce kimsenin elini tutmamış. Şeref istiyorlarsa bizde fazlasıyla var. Çok bunu dile getiriyorlar da kendileri. Önce bir dönsünler baksınlar kendilerine. Baya şirazenin kaydını gösteren açıklamalar yani tuhaf. Başkasının eline değdiği zaman namussuz mu oluyor insanlar? Yani çok tuhaf bir açıklama olmuş.
Ben de duyunca hakikaten çok şaşırdım. Yani bu kadar ne olmuş olabilir diye. Bu arada tabii ki yanlış anlaşılmasın Beşiktaş taraftarı aileye kadar varan şekilde Emre Belezioğlu'na küfür etmiş ki zaten kariyeri boyunca maalesef çok maruz kaldığı bir şey oldu ama bunun dönüşünün yani kendini savunması ve ailesini savunmasının söylediği şeylerle nasıl bir alakası olduğunu çözemedim. Hakikaten Ülkenin %70'ini zan altında bırakacak bir açıklama yani böyle baktığın zaman. O zaman bilmiyorum. Açıkçası bu konuyu nasıl anlatacağımı da bilemiyorum. Hangi cümleleri seçmeliyiz bununla alakalı. Çünkü çok yanlış yerlere de kayabilecek bir konu yani.
Evet maalesef. Neyse yani saçmalamış diyelim geçelim ama yani Emre Hoca maalesef işte bu mağlubiyetlerden sonra hep saçmalıyor farkındaysan. Yani Galatasaray mağlubiyetinden sonra da ki ben teknik direktörlüğünün çok başarılı olduğunu düşünüyordum ve çok da iyi olacağını düşünüyordum ama şu mağlubiyetlerden sonraki tavır, davranışlar yine basın toplantısında böyle sinirlendiği bir şey olmuştu. Hangi maçtan sonraydı hatırlamıyorum.
Bu mağlubiyetler sonrası bu kadar dağılırsa işi zor. Çünkü büyük mağlubiyetleri bütün teknik direktörler yaşıyor. Yani acı çekilecek şeyleri hepsi yaşıyor. En büyük hocalar bile çok ağır mağlubiyetler yaşıyorlar. Yani Fatih Terim Fenerbahçe'de de plasmanda 6 tane yedi. Chelsea'den 5 tane yedi, UEFA okupasını aldı sonrasında. Yani hepsinden, bizzat kendi hocası işte Fatih Hoca'da, bütün büyük hocalardan bu konuda bir bakması lazım. Yani herkes acı mağlubiyet yaşar. Bunlarda bu kadar dağılmaması lazım diye düşünüyorum.
Onun dışında maçla ilgili olarak da ben Beşiktaş'ın galibiyetini çok düşünüyordum. İddia oynamıyorum da hani oynasaydım kesin Beşiktaş derdim. Çünkü hem Beşiktaş, geçen haftaki programda da söylemiştim. Beşiktaş bence bundan sonra Ardarda galibiyetler alabilir, daha iyi olur demiştim. Çünkü hem kendini göstermek isteyen oyuncular transfer etti. Hem kafa olarak da rahat durumdalar. Hem hırslı olunca hem de kafada rahat olunca galibiyetler geliyor bence. Burada bir de Başakşehir'i şu yüzden Beşiktaş galibiyetini çok yakın görüyordum. Başakşehir Perşembe akşamı Gent'le oynamıştı Avrupa Ligi'nde. O maç zaten daha hedef maç. Hem de o maçta çok yoğun bir yağmur vardı ve çok yorucuydu maç. Yani çok yoruldu kadro, oyuncular. Zaten rotasyonda yaptı belli ölçüde Emre Hoca ama yine de ana oyuncuları çok yorgundu. Ve Beşiktaş'ın yeni transferleri sonrası da daha kaliteli kadrosu. Zaten kalite deyince yani Abu Bakar'ın ilk golünü izleyen bir insan ne demek istediğimi anlayabilir. Yani kalite farkı. Beşiktaş'ın kadrosu ciddi oranda güçlendi. Ve Abu Bakar da çok klas bir gol attı. Ben onu Afrikalı Ronaldo, Fenomen Ronaldo olarak betimliyorum. Tam Ronaldo golü attı zaten. Fenomen Ronaldo golü attı yani. Eski Ronaldo. O driblingler. Ve bunlarda ikisinde de benzer bir şey var Oğuzcan. Her ikisi de çok ağır diz sakatlıkları yaşamış olmalarına rağmen
Yine öyle garip diz çalımları atıyorlar yani normal bir insanın dizi yamulur o çalımları atmaya çalışsa. Ve bunlar yamuk haliyle atıyor yani adamların yamuk dizi, iki defa sakatlanmış dizleri normal insanların dizinden hala daha çabuk hareket ediyor. Garip yani. Ve tam Ronaldo golüyle de çok klas bizlere güzel bir şey izletmiş oldu.
Yani abi biraz daha fazla gülmemin sebebi de lafı ağzımdan aldın çünkü ben de aynı şeyi söyleyecektim. Dün Abu Bakar'a gol atınca sosyal medyada da gördüm. Yani diz sakatlığından dünyada çok iyi dönen iki futbolcu var. Biri Ronaldo Nazari ve biri Abu Bakar diye bir tweet gördüm. Hakikaten yüzünün kaleye döndüğü zaman bir de şimdi sen böyle dizini kullanarak hareket yapmaktan bahsediyorsun. Normalde hiç, sen maçlara gidiyorsan, Abubakar'ın yürüyüşünü gördün mü? Yürürken bile sekiyor adam, böyle çok garip. Hani koşarken bir sağa sola sallanıyor. Ama yani o slalomlar, o çalımları yaparken o topun üzerinden bir ayakları geçiriyor. Ne kadar seri bir hızlı hareket ettiğini ben anlamlandıramıyorum gerçekten. Topla becerileri de hakikaten çok iyi seviyede bizim ligimize gelmiş forvetler arasında. Kendisine tebrik ederim.
taraftarların her transfer döneminde, bu Bakar başka takımdayken bu kadar çok istemesinin, bu kadar çok haberinin çıkmasının hakikaten bir sebebi var. Yani bu adam bu ligde özellikle hakikaten bambaşka bir seviyeye ulaşıyor. Çünkü her şeyden biraz biraz yapabiliyor. Yani illa Vekorts gibi 1.97 olup çok iri fizikli olmasına gerek yokken sırtı dönük de oynayabiliyor. İşte diz sakatlığından bahsediyoruz. Buna rağmen çok seri bir şekilde hareket edebiliyor. Yüzünü kaleye döndüğünde driplingle kat ediyor. Bitiricilik desen zaten sürekli köşelere çok acayip vuruşları var ve spektaküler goller atıyor çoğu zaman baktığın zaman. Ya Abu Bakar'ı hakikaten çok ayrı bir noktaya koyuyorum burada. Beşiktaş'a gelince de, ya açıkçası ben Beşiktaş'ı çok beğenmedim.
Şenol Güneş'in bazı tercihlerini de anlamlandıramadım. Yani rakibiniz 35. dakikada eksik kalıyorken bu kadar topu almamak ve hala geçiş ucumu kovalamak çok garip geldi bana açıkçası. Mesela ben Maksim hamlesini 70. dakikadan çok daha önce beklerdim. Yani orada olası bir değişiklikle devre arasında direkt Maksim'i forvet arkasına koyup topa biraz daha sahip olmayı tercih edebilirdim. Bu yüzden bazı hamlelerin çok geç geldiğini ve Beşiktaş'ın o yaklaşık 60-65 dakika fazla oynamasını hiç hissettiremediğini düşünüyorum ben Başakşehir'e baktığın zaman. Ama Beşiktaş'ın galiba yeni transferleri de sonrasında topa sahip olmaktan ziyade biraz daha
geçiş hücumunu ön planına koyan bir takım görüntüsü sergileyeceğini görebiliyoruz. Aslında bence topu da çok değerli kullanabilecek oyuncuları da kadrosuna kattı. Hele Stoperatten, Romen sayısı tekrardan adapte edebilirlerse yani bu topu kullanacak Maksimi, Salih'i, Hadzi Ahmetovic'i gelirse eğer Raşit Gezal, Onur Bulut toplu oyunda çok değerli bir oyuncu Masu Aku toplu oyunda çok değerli bir oyuncu ileride duvar olabilecek Abu Bakar gibi bir forvetiniz varken Beşiktaş'ın neden bu kadar toptan çekindiğini, topu ayağında tutmaktan çekindiğini hakikaten anlayamıyorum. Hatta bir tık daha ileri gideyim. Kaleniz'de de ligin herhalde ayağı en iyi kalecilerinden bir tanesi var. Yani topu aldığınız zaman vermemek üzerine bir oyunu hakikaten oynayabilirsiniz. Kimler kimler bu ligde öyle takıntılı bir şekilde pas oyununu oynamaya çalışıyor. Siz düşünün zaten. Ama açıkçası
Farka gidebileceği, bazı hamleler yapsa farka gidebileceği bir maçı Şenol Güneş. Hakikaten yani neredeyse hiç dominant bir oyun oynayamadan bitirdi gözüyle yorumluyorum ben. Bilmiyorum sen katılır mısın? Evet ama şey daha garantici gidiyor. Masu Akku demişken bu arada Masu Akku da çok güzel bir gol attı. Ve aslında o da bir yeni transfer gibi oldu. Yani Şenol Hoca gelmeden önce
Berbat oynuyordu Masuaku. O Hatay'da plasmanındaki muhalibiyette falan o kadar reaktif, o kadar bıkkın gözüküyordu ki. Şu anki hali baya şaşırtıcı bir değişim içerisinde. Mesela Rosie'ye o dönüşümü yapamadı. Tekrar kendisini maçlara veremedi ve Onur transfer edildi zaten. Onur'da gayet iyi başladı. Ama Masuako kendiliğinden o şeye döndü, kafa olarak kendisini verdi. Aslında Şenol Hoca'nın ilk basın toplantısını hatırladığımız zaman orada beklenti içinde olduğu oyunculardan verim alamadığını görüyoruz. Mesela Muleka ve genç oyunculardan Azerbaycanlı olan Berkay'dan bahsetmişti. Mesela ondan beklentisi olduğunu, onu da çok oynatmadı. Semih'i daha çok oynatıyor gençlerden de.
Ve ilk geldiği zaman umudu kesmiş olduğu Masuaku'da birden mesela şey oldu onun için. Devamlı 11 oyuncusu haline geldi. Biraz beklentisinin dışında işliyor bence. Ama bu transfer dönemini iyi geçirdiklerini düşünüyorum ben ve iyi bir kadroları var dediğin gibi. Gelecek haftalarda da kazanmalarını bekliyorum. Kalecilerle ilgili de bahsetmişken ben Emre Hoca'nın gelecek teknik direktörlüğündeki bir handikapının daha da
Şu olduğunu düşünüyorum, bence çok fazla abicilik belasına bulaşmış durumda bizim ligdeki. Yani kulüplerde belli bir hiyerarşi düzeyi oluyor oyuncular arasında ve bu bence Başakşehir'de çok fazla var. Ve Emre Belezoğlu da bunu çok kullanıyor. Şuradan söyleyeceğim, sezonun ilk yarısında Volkan Babacan çok eksik kaldı. Birçok büyük maçta onun yetersiz kaldığını gördük.
Refleksleri çok düşmüş bir oyuncu bence. Kalitesi belli bir standartın oldukça altında kalıyor bana sorarsan. Ve biliyorsun Gaziantep'ten Günay ayrıldı. Günay'da 2-3 yıldır coşuyor. Ve Kasımpaşa transfer etti Günay'ı. Başakşehir pekala istese alırdı. Günay'da Başakşehir'e giderdi. Birinci kaleci olsa mesela Avrupa'da oynuyor vs. Koşa koşa giderdi Günay. Tercih etmedi çünkü Volkan Babacan'ın ağırlığı daha yüksek.
Yine Sevilla'da Dimitrovic'i kullandı. Yedek kalecisi. Bono'nun yedeği. Ve bence Fenerbahçe maçındaki en kritik performanslardan bir tanesi. Yani 2-3 tane pozisyon var. Bir tane Valencia'nın kafayı vurmasını engelliyor. Orada kafayı vursa Valencia atıyor. İlk yaradaki bu pozisyon. Rossi'nin ikinci yarada bir pozisyonu var. Arapası hemen çıkıyor. Rossi'nin ayağından topu alıyor. Vuruş izni vermiyor. Müthiş bir alan hakimiyeti vardı Dimitrovic'de. Ve Sevilla'nın yedek kalecisi büyük ihtimalle Volkan Babacan'dan falan daha az para alıyor. Bu tip transferleri bizim ligde maalesef kaleci kalitesi çok düşük. Ve transferleri hep biz 4vt yapıyoruz. Savunmaya, stopere ve kaleye çok az para harcıyoruz. Bence mesela böyle iyi bir kaleci hem Başakşehir'in 5-10 puan daha yüksekte olmasını sağlayabilirdi. Hem de Avrupa'daki yolculuğunda da çok belirleyici olurdu. Ama Volkan'ın da devam etmeyi düşünüyor Emre Hoca. Orada da ben yanlış bir tutum sergilediğini düşünüyorum.
Burada küçük bir ara verelim bölümümüze, döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz. İstersen buradan Sevilla'ya geçelim. Geçelim abi. Ya ben önce açık yazı bir seni dinlemek isterim. Sen nasıl yorumluyorsun o maçı? Çünkü ben hakikaten not defterimi maçla alakalı bol bol doldurduğumu söyleyebilirim. Mesela izlemiş miydim bilmiyorum kanalda çektiğim analiz videosunda söylediklerim böyle kulaklarımda yankılana yankılana izledim maçı. Hakikaten her detayıyla tam aslında beklediğimiz gibi bir maç oldu diyebilirim. Ama beni üzen noktası şu yani ben naçizane 26 yaşında böyle futbolu sporu çok seven
ve analizler yapan, rakipleri izleyen normal bir spor severim. Her şey bu kadar barizken Fenerbahçe'nin çıkardığı 11'i hiçbir şekilde anlayamadığımı söyleyerek pastane vermek istedim. Yani Cesus bunu nasıl görmedi? Çok pardon biraz uzattım. Yani tamam ilk yarada zaten muazzam bir oyun vardı. Bu evet ama o muazzam oyun ikinci yarıda devam ettirecek ana unsurlardan biri. Zaten bence ilk 11'deki tercihlerin doğru yapılmasıyla bağlantılı olabilirdi.
Valla ben Jessun kendi takımının gücüne çok fazla inanmadığını düşünüyorum artık. Çünkü bu takım aslında belki Galatasaray bu kadar işte 60 yıllık 63 yıllık rekoru kırmasa zaten lider ligde. Yani Galatasaray çok marjinal oynadığı için ikinci sırada kalmış bir durumda Fenerbahçe. Avrupa Ligi'nde grubundan lider çıkmış durumda Fenerbahçe ve tarihinde bir kez olan 103 gollü rekoru kırıp kıramayacağı tartışılan bir Fenerbahçe ve hücum gücünden bahsediyoruz. Valencia'sı her hafta gol atıyor, gol krallığında açık farklı lider ve bu takımın hücum gücüne maalesef Jorgesuz inanmıyor gibi yani kendi yarattığı güce kendi yeterince inanmıyormuş gibi geliyor bana ve bütün büyük maçlarda
Üçlü savunmaya dönüyor ve her seferinde bu üçlü savunma zaten ofanstan bir adam eksiltip savunma yapılan bir hamle ve tam o süreci işletiyor. Belki daha az gol yemeni sağlıyor, daha az pozisyon vermeni sağlıyor dörtlü savunmalara göre ama hepsinde hücumda girdiğin pozisyonların iki kat daha azına giriyorsun. attığın gollerin iki kat daha azını atıyorsun yani savunmada artı bir güçlendiriyor ama hücumunu eksi iki zayıflatıyor yani faydası zararından çok daha az oluyor ve Trabzon maçı, Beşiktaş maçı, Galatasaray maçı bu maç gol atamıyorsun ya sıfır golle bitirdin bu maçların tamamını Ve en nihayetinde de bir tane yiyorsun ve kırılıyorsun. Yani Trabzon'dan bir tane yedin son dakika 2 oldu. Sevilla'dan bir tane yedin aynı dakikalar bak dikkat et 60'lar gibi yiyorsun bir tane. E sonlarda bir tane daha yiyorsun 2. Galatasaray'dan yedin bir tane 1-1'e getiremedin yine son 15 dakika 2'yi yiyorsun. Çünkü takım kırılıyor bir yerden sonra. Çünkü hücum yaratıcılığında o kadar iyi değil. Beşiktaş'a da atamadın.
Bunu niye, ben defalarca bu ezberi yapmanın sebebini bir türlü çözemiyorum. Ve seviye 6 tane yemiş Atletico Madrid'den çok demoralize çıktılar. İlk yarı sürkülese etmemiz çok ortada yani zaten hani demoralizeler. İlk yarı biz bir tane atsaydık bence farka da gidilebilirdi yani devamı gelirdi.
İlker'i çok kötü oynadı Sevilla. Burada ben maalesef George Jesus'un fazla temkinli davrandığını düşünüyorum. Ve şöyle bir düşüncem daha var Jesus'la ilgili. Gerçekten büyük bir teknik direktör ama maalesef kendi tecrübesine, kendi ezberlerine de çok bağlı. çok ısrar ediyor bazı konularda ve esnek davranmıyor. Çünkü Brezilya'da da bu şekilde başarmış, Portekiz'de de başarmış, başka gittiği ülkelerde de başarmış. Bu başarısına, bu taktik gücüne inanıyor ve evet, onun 4-1-3-2'si birçok açıdan rakipleri bozabiliyor, mat edebiliyor. Ve buna inandığı için de bence, kendi taktik gücüne, teknik direktörlüğüne inandığı için de bence scouting'e ve transfere çok az mesai harcadı Fenerbahçe.
Yani Vitor Pereira'nın belki Jesus kadar tecrübeli bir teknik direktörü değil ama Vitor Pereira'nın harcadığı transfer mesaisini Jacques Jesus'un harcamadığını düşünüyorum. O kadar izlemedi bence. Bu başta Gustavo'nun stopere gelmesinden olsun, şimdi Solbeck transferi Alijovski üstüne Osterwolde. Ya bu Solbeck'lere bakmıyor mu adam ya? Yani Solbeck'e kim alınsa sanki ona sormadan gelmiş gibi oluyor. Bruno transferi aynı şekilde yani kendine bence çok inanıyor. Zaten ben oynatırım diyor ve getirin yani transfere çok fazla odaklanmadı bence ve belli ezberler aynı o üçlü savunmanın hücum gücünü düşürmesi gibi Ferdi Ossai Samuel hamleleri de her maçta olumsuz sonuç vermiş olmasına rağmen yine yaptı.
Yani Trabzon maçında biliyorsun Osai Samuel Trezegue eşleşti. Onun arkasına atılan topta gol gelmişti. Şimdi de Acuna tam formunu yakalamış Sevilla'da. İkinci yarıda oradan güçlü geliyor. Zaten en iyi oyuncularından bir tanesi Acuna Sevilla'nın. Ve çok atlet, güçlü bir oyuncu. Çok hızlı, çabuk bir oyuncu. Onun karşısında ona karşılık verebilen Ferdi varken onu çıkardı. Sola attı Ferdi'yi. Osai'yi oraya koydu ve oradan yine ikinci golü yedik.
Galatasaray maçında da Osayi sağ taraftaydı. Onun kaçırdığı gol bence maçın en kritik anıydı. Orada 1-1 gelmedi, 60. dakikalar gibiydi Galatasaray maçında. Osayi kaçırdı, sonra Galatasaray'a tekrar ikinciyi buldu, maçı bitirdi. Bence orada mesela o pozisyon gol olsa, 1-1 olsa o derbi bambaşka yere gidebilirdi. ve yani Osterwolde transferi de yapılmış, Ferdi yerinde durup Solbeke Osterwolde de geçebilirken böyle bir Ferdi'yi de bozan tuhaf bir değişiklik. Devamında oradan yenen ikinci gol çok kötü bir mağlubiyet oldu maalesef.
Yani kadro tercihlerinden bahsederek abi sana o soruyu yöneltmiştim. Yani şimdi şöyle, Fenerbahçe eğer üçlü çıkıyorsa ki her zor maçta neredeyse bunu kullanıyor, senin de söylediğin gibi. Ve bu durum herhalde bir Dinamo-Kiye maçlarında bence Fenerbahçe'nin elenmesine rağmen sezon başında olsa çok iyi performans vardı. Sonraki grup maçlarında çok iyi performans vardı. Ve Ren mücadelelerine etki etmişti bu iyi performans.
Siz seviyeye karşı eğer bu şekilde çıkıyorsanız peki anlaşılabilir. Çünkü zaten hücum anlamında çok fazla bir şey aslında vaat etmiyorlar bireysel yetenekleri dışında. Artı savunma anlamında ya da fizik anlamında da sertlik gösterirseniz dirençlerini düşürebiliyorsunuz. Ama bu eşittir geçiş kovalayacağız demek, oyunu genişletmek demek, beklerimizi ileri göndereceğiz demek. Eğer geçiş kovalayacaksanız bir tane kanadınız İrfan Can Kahveci olamaz. Olmamalı. Yani tüm maçı cok atarak geçirdi.
Bir noktadan sonra Arao'nun partneri olarak merkezde İrfan Can oynadı bir değişiklik sonrasında. Yani oyun içi hamlelerinde Sampaoli'nin Giorgesus'u mat etmiş olması bence burada en çok konuşulması gereken şey. Çünkü hakikaten çok kötü bir teknik direktörlük yapıyor Sampaoli Sevilla'da. Giorgesus sezon içerisinde maçların çoğunu sonradan yaptığı hamlelerle çözmek ve onlardan skor katkısı olmak üzerine çok başarılı bir teknik direktörlük sergiliyor.
Osai'nin girişinden zaten bahsetmiyorum. Tamam, Osai benim normal şartlarda beğendiğim bir oyuncu ama Osterwald'e kenardayken neden sol back pozisyonunu Osterwald'e yalıp Ferdy'yi daha rahat olduğu pozisyonundan edip bu şekilde oyundan düşmesini sağladı? Maç oyunu analizinde çok bariz bir şey vardı. O da Sevilla'nın bu half space denilen back ve stoper arasındaki bölgelerin çok boş olması ve bu yüzden sprinter olan oyuncuların orayı kullanmasının daha önemli olduğuydu ki. Emre Mor Rossi ana seçenekken İrfan Can oynadı.
Ceza yayında, geriye dönüşlerinde çok büyük sıkıntılar yaşadıkları için ceza yayının her pozisyonda bomboş olduğunu, her seviye maçı izlediğinde tabiri caizse 5 yaşındaki çocuk görebilirken neden orayı kullanacak miyazda itselene Crespo oynadı? Bunların hepsi bir soru işareti. Tercih anlamında hakikaten çok kötü bir ilk maçtı bence. İlk yarıdaki oyun çok çok iyi olsa da. Bence ikinci maçta düzelmesi gereken şey de tam olarak bu. Oyuncu tercihleri ve Fenerbahçe'nin sahaya çıkaracağı formasyon gerçekten bu turu net olarak alabilir. Bu kadar da iddialı konuşuyorum. Ben hala inançlı olan taraftayım bu arada. 2-0'dan da Fenerbahçe'nin dönebileceğini düşünüyorum. Kendi de 2-0 kazansa, 3-1 bile olsa bu maç bir şekilde uzatmaya gidiyor zaten. Orada problem yok. Ama Fenerbahçe zaten 2'den 3'den fazlasını gerçekten atabileceği bir ekip seviye.
Bunu küçümsemek için söylemiyorum, oyun anlayışı olarak söylüyorum. Sezon başından itibaren Fenerbahçe kendi oyununu nasıl ilk 45'de uyguladı ve bitiricilik anlamında düşük kaldığı için skoru alamadı. Yani Perşembe günü bu sefer yine çok daha fazlasını seyirci desteğiyle yakalayıp bitirebileceği bir gün olabilir. Ama gerçekten birkaç tane oyun içerisinde ve kadro içerisinde oynamanın yapılması %100 gerekiyor. Ben iddia ediyorum İrfan Cano ve Crespo yerine Zayts Rossi, Zayts Emre Mor, Zayts Arda Güler oynasaydı, hatta analiz videomda şöyle bir şey demiştim, Zayts oynamıyorsa Mert Hakan bile olur, yeter ki o Cezayi çevresini kullanabilecek bir orta saha oyuncusu olsun ve toplu oyunda inisiyatif alabilecek bir merkez oyuncusu olsun.
Ama şunu da eklemiştik, yani ben Jesus'un Crespo ve Arauio %100 beraber oynatacağına adım kadar eminim. Ama işte Zeiss ve Mert Alkan oynamalı aslında demiştim. Ve maalesef gerçek çıktı bu düşüncelerimiz. Keşke gerçek çıkmasaydı. Hakikaten daha net tercihlerle ve ilk yarıdaki bitiricilik performansı da bir tık yukarıda olsaydı eğer Fenerbahçe'nin hakikaten sizin de dediğiniz gibi farka gidebileceği bir mücadele olacaktı.
Ama işte ikinci maç artık ilk maçtaki hataların tamamen giderilmesi gereken bir mücadele. Fenerbahçe türbünlerinin devreye gireceği bir mücadele. Aslında iki tarafı da çok tartışılır. Çünkü şöyle, es kaza Fenerbahçe'nin bu maçı 3-1 kazanacağı varsa bile Sevilla'nın bir gol atması direkt eşittir. Maalesef Fenerbahçe özelinde bir türbün homurdanması demek. Bu çok eksi yazacak bir durum. O yüzden Giorgisus, saha içerisindeki tercihler, oyuncular ve taraftarın bir bütünlük
sergilerek bu turu alması gerektiğini düşünüyorum. Ve ne olursa olsun skor, ben hala Fenerbahçe'nin bu turu geçebileceğine inanıyorum. Bunu da söylemiş olayım. Biraz da Şampiyonlar Ligi'ne değinelim. Paris St. Germain Bayern Münih'e elendi acı bir şekilde. Hiç varlık göstermediler neredeyse. Ve Bayern Münih kendi gücünü gösterdi. Oliver Kahn'ın da bir açıklaması oldu. Kulüp kültüründen bahsetti. Parayla satın alınamayan şeylerden bahsetti. Ve Paris St. Germain gibi, Manchester City gibi her yaz döneminde müthiş transferler yapan, büyük paralar harcayan kulüplerin
Real Madrid gibi Bayern Münik gibi başarılara ulaşamayacağını çünkü parayla satın alınamayan şeyler olduğunu söyledi Oliver Kahn. Paris Serger'le ilgili de gerçekten yıllardır harcanan paralar, denenen teknik direktörler, gelen oyuncular, işte İbrahimovic'lerle başladığı en son Messi'lere kadar ya kimleri kimleri aldılar ve yine de bu sonun altı turlarını bir türlü geçemiyorlar. Sen kısaca bize bir özet geç istersen. Bunu kültür dışında mesela neye bağlayabiliriz burada emin olamıyorum biliyor musun? Yani çünkü sen de söyledin, İbrahimovic'den başladı, en son artık dünyanın belki de gelmiş gelmiş en iyi oyuncusunu da getirerek bir hedef doğrultusunda yola çıkıldı ama olmuyor. Bilmiyorum, kadroları uygun, teknik direktörlerimi buluşturamıyorlar. Çünkü tamam son 7 sezonda 5 kere son 16 turnu geçememesinden bahsediyoruz. Bir tane arada final var. Orada da yine Bayern Münih'e kaybedilen bir maç var. O da 19-20 sezonunda. Yani oyun anlamında desen diğer takımlar nasıl bu turu geçiyor? PSG'nin ben hatırladığım kadarıyla en azından son 2-3 seneyi çok net hatırlıyorum.
bu sene haricinde konuşuyorum öyle çok çok kötü oyunlarla elendiği turlarda değildi baktığın zaman ama hakikaten özellikle ben bu Real Madrid'in şampiyonlar ligini kazanması ve bunu bir seriye bağlaması az önce Sevilla'dan bahsettik UEFA tarafında da Sevilla için geçerli Bir noktadan sonra hakikaten bu işin bir kültür, bu işin bir alışılmışlık olduğunu, formanın bile bir şekilde bir noktadan sonra rahat oynadığını düşünüyorum. Ama PSG tarafında iş bambaşka. Kültürü satın alamıyorsun evet ama galiba rahatlığı da satın alamıyorsun. Çünkü o PSG formasını oyuncuların üzerine giydiği zaman çok büyük paralar harcadık, acil şampiyon olmamız gerek, baskısını da beraberinde getirdiğini düşünüyorum. Kesinlikle. Ve böyle devam ettiği sürece de galiba biz PSG ile alakalı aynı şeyleri konuşmaya devam edeceğiz gibi duruyor.
Ama şeyi görmüşsündür. Mesela Messi'nin Dünya Kupası'na verdiği ağırlığı, önemi Paris St. Germain'e vermediğini de görüyorsun. Biraz o formaların değeri ve ağırlığı da o kültürden geliyor zaten. Yani belki Mbappe'nin de Fransa milli takımındaki performansıyla Paris St. Germain'deki veya Neymar'ın Brezilya milli takım formasına verdiğiyle Paris St. Germain formasına verdiği değer de bence biraz oradan geliyor.
Geçmiş turlara biraz bakalım mesela 16-17 sezonu en dramatik şekilde elendikleri sezon. Paris St. Germain kendi sahasında Barcelona'yı 4-0 yeniyor. Herkes hatırlar. Rövanşında bizim Arda Turan'ın da oynadığı Rövanş'ta 6-1 yenilip eleniyorlar.
İnanılmaz bir maçtı o, yani... Son dakika golü gelmişti. O 6-1'lik maçta maça damga vuran Neymar'ı ertesi sezon transfer ediyorlar 17-18'de. Mbappe'yi de transfer ediyorlar 17-18'de ve bu kez de Real Madrid'e. Yani Barcelona'nın ezeli rakibi. Bu kez de Real Madrid'e son 6 turunda eleniyorlar. Sonra Emery'i gönderiyorlar, Tuhel'i getiriyorlar 18-19 sezonunda. Bu kez yine son 16'da Manchester United'a eleniyorlar ki Manchester United hani sonra Alex Ferguson'dan beri ne kadar düşmüş. Ama yine de Manchester United yine de bir kültür var yani o kulüp kültürü, büyük kulüp kültürü. Yine Paris St. Germain'i eliyor o formanın ağırlığı. 19-20 sezonunda finalde Bayern Münih'e kaybediyorlar. Bu en başarılı oldukları sezon. Onu da Tuhel'le birlikte başarıyorlar. Hakkını verelim. 2020-2021 sezonunda Manchester City'ye kaybediyorlar. 2021-2022 sezonunda bu sefer Messi'de geliyor, Sergio Ramos'ta geliyor. Bu kadar büyük isimler yine Real Madrid'i son 16 turunda kaybediyorlar ve bu sene de Bayern Münih'e şampiyonlar liginde kaybettiler son 16 turunda.
Ben ikisini anlıyorum bu arada. Real Madrid'e kaybedilenleri anlayabilirim abi. Mesela Manchester City'e kaybedilenleri anlayamam. Çünkü iki tane kültürsüzün kapışması baktığın zaman. Hani orada daha çok parayı harcayan kazanmış gibi bir durum var sanki. Doğrudur. Yalnız Parsel German mi daha çok harcamıştır, Manchester City mi? Abi Mbappe ve Neymar çok transfer rekoru kıracak bedeller olduğu için muhtemelen Paris Saint Germain olabilir ya. Ama çok pardon lafını kestim. City'nin sadece savunma hattını harcadığı 200 milyonlardan bahsediyoruz da böyle bir şey de var.
Ama ben orada yine de bir teknik direktör farkı olduğunu düşünüyorum. O turu bence Pep Guardiola farkından dolayı aldı. Tabii. Ben her zaman futbolcuya değil de teknik direktöre para harcanması gerektiğinden yanayım. Teknik direktörün katkısının daha yüksek olduğunu. Neymar'a 222 vermektense Pep Guardiola'yı getirdim. Ben Pariser Cermen'in başına büyük para verilip alınması gerektiğini düşünüyordum.
Orada bence City daha mutluysa son yıllarından. Bence... Gerçi onlar da şampiyonlar ligi şampiyon olamadı ama lig başarıları ve daha fazla hani finaller daha fazla yukarılara oynadılar. O yüzden ben orada bir teknik direktör başarısı olduğunu düşünüyorum açıkçası. Tabii şey de Paris St. Germain de lig şampiyonu oluyor denebilir şimdi burada ama Fransa'da şampiyon olmakla Premier League'de şampiyon olmak arasında çok fark var tabii ki.
Tabii. Gasol'e geçmeden şu soruyu yönelteceğim sana. Emre Belizoğlu dün açıklamasında demiş ki, Morinho'da olsanız, Guardiola'da olsanız, oyuncular bu işin yüzde 80'i diye bir yorum var. Şimdi sen az önce ben Messi, Neymar, Mbappe atıyorum, onlar yerine Guardiola'yı getirirdim dedin ya, senin için yüzde kaç? Sen Emre Hoca'ya katılıyor musun? Çünkü bu mantıkla Messi, Neymar, Mbappe solonun her yıl net olarak kupayı alması gerekiyor.
Ama öyle olmadığını görüyoruz. Ben kısa vadede %80'in de üzerine geçebilir oyuncu farkı kısa vadede. Ama uzun vadede teknik direktör katkısının çok fazla olduğunu düşünüyorum. Teknik direktör %50'den fazla olabiliyor. Neden Liverpool'u Jurgen Klopp gelene kadar kimse şampiyon yapamadı 20 sezon boyunca?
Ve Jurgen Klopp'la her adımda daha iyiye gittiğini gördük ve şimdi de geri gidiyorlar ama belli bir kaliteye zorladı ve nasıl yapabileceğini Dortmundlardan biliyordu. Dortmundlu şampiyonu da yaptı, Şampiyonlar Ligi'nde finale de götürdüğünde. Çok benzer bir oyunu Liverpool'a taşıdı ve devamı geldi Liverpool'un özlediği şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi'nde final vesaire hepsini gördü. Manchester City'de de bence bunu görüyoruz. Yani teknik direktör farkı çok ciddi bir oyun kalitesi. yarattı. Yani tabii ki Mancini ile de şampiyon olmuşlardı ama bu kadar dominant Premier Lig'e her sene böyle damga vuran bir Manchester City Pep Guardiola ile oldu. Ben uzun vadede teknik direktör katkısının çok daha fazla olduğunu düşünüyorum ama 3 ayda 5 ayda evet oyuncuların performansı belirleyici tabii ki. Ben de sana katılıyorum. Çok paralel düşünüyorum. O zaman biraz basketbola geçelim. Benim sevdiğim bir branş biliyorsun. Ve sevdiğim basketbolculardan biri Paul Gasol'ün forması Lakers tarafından emekli edildi. Hakikaten izleme fırsatı olduğunu bilmiyorum ama çok da duygusal bir törendi. Spanya'da yaşadığım bir çocukken bir rüya vardı. NBA maçı oynadığımda basketbol maçı olmak istedim. Bir gün böyle bir şansım olsaydı, bu harika kişiler arasında, bu harika bir franjistik olayda olabilirdiğimi sanmıyorum. Bu, ne yapabilirsin, ne yetiştirebilirsin, ne yapabilirsin, ne yapabilirsin, ne yapabilirsin, ne yapabilirsin, ne yapabilirsin, ne yapabilirsin,
Kobe ne yapabilirsin, Bryant'ın formasının ne yapabilirsin, yanına ne yapabilirsin, ne yapabilirsin, yapabilirsin, ne yapabilirsin, ne yapabilirsin, yapabilirsin, ne asıldı Paul Gasol'ün forması. 2008-2014 arasında giydi ve iki tane de şampiyonluk yaşadı tabii. 16 numaralı forma. Bu arada Lakers tarihinin de Amerika Birleşik Devletleri doğumlu olmayıp forması emekli edilen ilk ismi oldu. Tabii duygusal diyorum çünkü Kobe Bryant'ın Lakers döneminde tabii yanında kim bilir kaç farklı oyuncu oynadı. Gasol hakikaten en yakın arkadaşı olabilecek ilk 2-3 isimden bir tanesiydi.
Değişik bir sorun yok. Pau, eğer ayrılırsa, benim arkamda onun numarası ve maçı olacak. Gerçekse, Pau olmadan o maçları kazanmıyorum. CWL, Pau olmadan o iki maçları kazanmıyor. Bunu biliyoruz, herkes bunu biliyor. Ve o günlere çok heyecanlıyım. O yüzden,
o yüzden, o yüzden, o yüzden, o yüzden, o o yüzden, o o yüzden, Bu yüzden o onlar için duygu yoğunluğu çok çok farklıydı. Hatta Vanessa Bryant, Kobe Bryant'ın eşi de bu veda töreninde vardı ve Gasol Kobe'den yüzden, o yüzden, o bahsederken yüzden de zaten gözyaşlarına hakim olamadı. Tabii seninle bir tık sohbet ettik abi. Sen Gasol'ü benden çok daha önce hatırlıyorsun. Tabii benden çok daha büyük ve yaşlı olduğun için. Olabilir. Maalesef. Ben basketbolu 2000'li yılların başlarında izliyordum. Özel NBA'yi de ve Türkiye'de düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nı da böyle neredeyse bütün maçlarını pür dikkat izliyordum. Ve Türkiye'deki Avrupa Şampiyonası döneminde Polgosol en merak edilen oyunculardan bir tanesiydi. Çünkü Avrupa'dan NBA'ye gitti galiba. O yaz gitti.
NBA'ye gidecek ve işte NBA'de ne kadar performans gösterecek Avrupa'nın en iyilerinden falandı Çok da tekniği falandı hani izlemesi de çok keyifli bir oyuncuydu Ben Lakers dönemini çok bilmiyorum Lakers'ın daha şaşalı dönemini Shaquille O'Neal ile birlikte Kobe'nin oynadığı dönemleri işte 2000'lerin başlarını çok izledim de Hani sonra Gasol ile Lakers tam ne kadar neler yaptılar o oralara çok hakim değilim 2008 sonrasında çok hakim değilim Ama 2000'lerin başlarında izlemiştim bolca ve benim de çok beğendiğim bir basketbolcuydu açıkçası Ben böyle şu dört numaraları hakikaten çok severim. Bir de Gasol çok akıllı, çok zeki bir oyuncuydu. Hatta kariyerin son döneminde Eurolig'e gelmesi beni baya mutlu etmişti. Çok iyi bir performans sergilemişti. Ayaklar, basketbolda ayakların gitmediğini futbola göre daha çok hissediyorsun abi. Çünkü sürekli bir aktiflik var, sürekli. Mesafe tabii ki futbola göre çok daha kısa ama kat etmen gereken yer sürekli aynı. Yani bir forvet oyuncusu gibi ileride bekleyeyim de hücum dönünce tekrardan deparatorumluk bir durum olmadığı için yaşlandıkça zaafların daha çok meydana çıkıyor. Maalesef Gasol öyle oldu. Kardeşi vardı Marco Gasol. 5 numara mıydı o da? Marc Gasol 5 numaraydı evet. Daha uzun bir oyuncuydu. O devam ediyor mu? Devam ediyor da şöyle NBA'de devam etmiyor. O da ülkesine döndü. Bunlar aslında bu arada 3 kardeşler. Bir de diğerinin adı da Adria Gasol olması lazım. Adria Gasol o da aslında UCLA'de falan Amerika'nın en iyi kolejlerinden birinde oynamasına rağmen topçu olamadı. Ailenin hayırsız evladı yani baktığın zaman. Onu bilmiyorum hiç.
Evet, o da UCLA çıkışlı bir oyuncu aslında. Gasol'e teşekkür ederiz, güzel basketbol izletti bize zamanında. Benim bile bildiğim üstün oyunculardan bir tanesiydi. O zaman Bilardo'ya geçelim. Usta demişken, Bilardo'da da gerçek bir usta, Semih Saygıner'den. Semih Saygıner ve Tayfun Taşdemir'den oluşan milli takımımız. Milli takımlar dünya 3 band bilardo şampiyonası finalinde İsveç'i mağlup ettiler ve üst üste 3. kez toplamda da 7. kez bu başarıyı tatmış olduk. Büyük bir usta gerçekten Semih Saygıner ve yine çok da tecrübeli bir isim olmasına rağmen bu şampiyonluklardan vazgeçmiyor. Yeniden bu başarıyı yaşattı. Teşekkür ediyoruz kendisine de. Ellerine sağlık diyelim yani. Tabii düşünsene abi burada Bilardo'yla da yetkin yetkin konuştuğumuz aynı. Of nasıl vurdu o topu bir o açıyla falan. Hakikaten komik olurdu ama şey izlemesi çok keyifli. Özellikle ben tabii hiç anlamıyorum ama Snooker'ı çok fazla takip ediyorum. Çünkü bu üç bağıntım matematiği hakikaten çok fazla. Orada bir tık kafamın almadığını söylemem gerekiyor ama ustaları hakikaten sonsuz saygı ve ellerine sağlık. Üniversite döneminde ben de çok izlerdim. Hatta meşhur bir oyun vardı, hep oynardık da. Bilgisayarda oynanan Karum diye bir bilardo oyunu vardı. Onu gece sabahlara kadar falan oynadığımız oluyordu. Semih Saygıneri de orada izliyorduk. Yani büyük bir usta gerçekten. Teşekkür ediyoruz kendisine. Ellerine sağlık diyeyim ben de ve sana da teşekkürler. Senin de ağzına sağlık. Ne demek abi, her zaman. Gelecek hafta yine karşınızda olacağız. Görüşmek üzere, hoşça kalın. Hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.