
5.350 kelime · ~27 dk okuma
Trens Spor'dan herkese merhabalar. Süper Lig resmen geri dönmüş oldu. Geçtiğimiz hafta erteleme maçları oynanmıştı. Süper Lig'de bu hafta yeniden başladı. Fenerbahçe ve Beşiktaş kazandı. Bu hafta TFF 2. Lig'de Bursa Spor ile Ahmet Spor arasında bir müsabaka oynandı ve olaylar çıktı. O maça da biraz değineceğiz. Premier Lig'de Liverpool Manchester United'ı tam 7-0 yendi. O maçın yankılarına değineceğiz. Ayrıca NBA'de ve atletizmde de değineceğimiz konular olacak. Tüm bunları Oğulcan Akçay'la birlikte konuşacağız. Oğulcan selamlar. Selam abi. Nasılsın? Teşekkür ederim. Sen nasılsın? İyiyim sağ ol. İyi olmaya çalışıyoruz. Gündem yoğun. İstersen Beşiktaş maçıyla başlayalım.
Başlayalım abi. Beşiktaş'ın uzun bir aradan sonra aslında çok maçın en azından başında ilk yarısında ya da ilk 60 dakikalık evrede nispeten dominant bir oyun sergilediğini söylememiz gerekiyor herhalde. Bu da aslında elindeki çıkarabileceği en iyi kadroya yakın bir 11 tercih ettiğinden dolayı da olabilir. Burada muhtemelen 11'i yapsak herhalde bir Gezal ve Maksim'i ön hatta zaten ekleyebilirdik. Ama hem merkezdeki oyuncu tercihleri hem hücum bölgesindeki oyuncu tercihleri Beşiktaş'ın Ankara gücüne göre maçın belirli anlarında biraz daha iyi oynamasına sebebiyet verdi direkt olarak. Bunu söyleyebiliriz. Tabi yeni transferleri de Beşiktaş taraftan ilk kez gördüğü bir gün oldu ki ben Onur Bulut'u hakikaten bugün çok çok beğendim. Zaten aslında iki senedir çok istikrarlı bir performans sergiliyordu. Sürprizde değil, üç büyük takımı da peşinden koşturan bir oyuncuydu. Güller Akgün maç sonu röportajında çok klişe de olsa benim de söylemek istediğim bir şey söyledi. Klasik hani 40 yıllık Beşiktaşlıymış gibi onur hakikaten. Bunca Kayseri sporlu olan dava, işte sorunlu bir transfer. Tüm kafa karışıklığının içerisinde çıkıp topunu oynaması aslında bence Onur'un kariyerini nasıl bu yöne doğru şekillendiğini çok net gösteren noktalardan biri. Omar Koli, bilmiyorum sanki biraz daha adaptasyona ihtiyacı var gibi gözüküyor. Ama onun dışında Beşiktaş'ın bu kadar baskılı bir oyun oynarken maçın belirli anlarında ciddi de bitiricilik sorunu yaşadığı bir maç olduğunu söylememiz gerekiyor. Hakikaten uygun olan bütün pozisyonlarda kaleci üzerine nişanlama konusunda çok başarılı bir iş çıkardığını söyleyebiliriz, gol yapmaktan ziyade.
Ligin en iyi bitiricilerinden Cenk kaçırdı birkaç tane. Aslında çok daha iyi bitirdiğini biliyoruz. Tabii ki normal şartlarda ayağına gelse çoğunu atacağı pozisyonlarda bugün çok iyi bitiricilik sergilemedi. Yalnız maçın son 20 dakikası Ankara gücünü çok beğendiğimi söylemem gerekiyor.
fiziki anlamda zaten Ömer Erdoğan döneminden beri çok diri ve mücadeleci bir takım görüntüsünü veriyordu. Ve bu maçla beraber özellikle maçın son anlarında ne kadar aslında dinamik ve fiziki anlamda iyi kaldıklarını tekrardan göstermiş oldular. Tabii Vodafone Park'a geldiklerinde bu Beşiktaş maçı onlar için belki bir hedef olmayabilir normal şartlarda ama küme düşme mücadelesinde ve ligin alt sıralarında rakiplerine mesaj verme anlamında ben çok önemli bir performans olduğunu düşünüyorum Ankara Güç Cephesi'nde. Ben Beşiktaş'ı daha çok beğendim. Yani geçtiğimiz haftaya göre bilhassa, Atalya Spor maçına göre. Ve gelecek haftalarda da Beşiktaş'ın çok daha iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü Abu Bakar biraz form tutacak, Cenk onunla tekrar oynamaya başlayacak, Maxim katılacak, Onur Bulut'un performansı o sabette eksik olan rekabeti tekrar geri getirecek falan. Koli'nin performansı da biraz, evet yani bazı soru işaretleri barındırıyor ama fizik kalite olarak iyi bir oyuncu olduğunu görebiliyoruz en azından. Tayyip'le ikisi oldukça güçlüydüler ikili mücadelelerde ve Alisov aslında rakip savunmaları en çok yıpratan center fourlardan bir tanesi olmasına rağmen onu olduğuca ekarte etmeyi başardılar. İşte bir karambolden yine attı golünü ama orada da çok stoperlerin yapabileceği bir şey yoktu. Ve çok, o son 10-15 dakikaya kadar da
Bir baskı yememek veya işte çok fazla pozisyon vermemek gibi iyi bir performansları vardı bence. Beşiktaş da biraz fazla gol kaçırdı. Baskılı oynadı. Abubakar'ın çok klas bir golü var. İlk maçlarında ya bu Abubakar niye bu kadar düşmüş diye düşündürmüştü beni. Çünkü Dünya Kupası'nda müthiş işler yaptığını biliyoruz. Ama ilk maçında biraz sıkıntılıydı. Neyse ki o da toparlanmayı maresi gösteriyor.
Ve aslında bu maç motive olma açısından düşündüğümüzde Ankara Gücü'nün çok daha kolay motive olabileceği bir maç. Çünkü düşme potatısında ve kazanmak zorunda. Hedefleri çok daha canlı. Beşiktaş ise liderden uzaklaşmış, 3. sırada kalmış, biraz hedefsiz bir takım vs. diyebilirsin. Ama devre arasında yeni ve kendini göstermek isteyen birçok oyuncu transfer edilince, işte Onur Bulut onlardan bir tanesi, Amirat Zahmatoviç onlardan bir tanesi, Abu Bakar'ın dönüşü, takım yenilenince işte Koli vs. de geldi.
O zaman oyuncuların kendini göstermekle ilgili bir hedefi oluyor ve takıma da bu sirayet ediyor bence. Bugün iştah olarak Beşiktaş'ı beğendim ayrıca. Ve Beşiktaş'ın gelecek haftalarda daha iyi olacağını düşünüyorum ben. Tabi lidere ne kadar yaklaşır yaklaşamaz onu kestirmek zor. Hani şampiyonluk mücadelesi vermesini de beklemiyorum ama Başakşehir'in de takıldığını görüyoruz. İlk üçü en azından yapıp gelecek sezon Avrupa ile birlikte devam etme konusunda bir avantaj sağladıklarını düşünüyorum ben açıkçası. Ki sıradaki maç da sanırım Başakşehir ile zaten Beşiktaş'ın. O da çok enteresan bir mücadele olacak açıkçası. Evet. Oldukça belirleyici olacak. Fenerbahçe'ye geçelim istersen. Tabii.
Fenerbahçe de bence yine iyi bir galibiyet aldı. Beşiktaş'ın galibiyeti de Fenerbahçe'nin galibiyeti de çok net haklarıydı bence. Bir deplasman için yapabilecek kadar pozisyona girdi ve rakibi de olunabildiğince durdurdu. Valencia yine klas bir gol. Kafa vuruşları çok atlanıyor bence. Müthiş bir kafacı. Ben her hafta söylüyorum. Çok beğeniyorum çünkü kafa vuruşlarını. Yani Ferdi'nin golünü herkes konuşacak ama Valencia'nın kafalarını yine es geçmek istemiyorum. Ben x-faktör olarak da şunu söyleyeceğim. Joshua King'in hücum hattına katılımı bence Fenerbahçe'nin pres gücünü, o özlenen son 1-2 aydır kaybettiği pres gücünü geri getiriyor. Çünkü Valencia'da şöyle bir şey var.
Hani kafa golünden övgüyle bahsettim ama sevmediğim bir özelliği var. Geçen maçta da aynısı oldu. O ilk 15 dakika güzel bir golle başlıyor abi. 45'e kadar olan 30 dakikada vurdum duymaz Valencia'yı görüyoruz bu sefer. Ama hani güzel bir gol attığı için ve işte gol krallığında fark attığı için de adama bir şey de diyemiyorsun çok fazla ama. Maç içinde bile bir anı bir anını tutmuyor. Presi falan bırakıyor mesela. O presi bıraktığı zaman yanındakinin ekstra pres gücüne dahil olması da çok önemli. Ben mesela ilk yarıda Kayseri Spor golü yemiş olmasına rağmen oyuna giremedi. O çok değerli Fenerbahçe için. 1-0 öne geçtikten sonra birçok takım Kayseri gibi zor deplasmanda geri çekilir. Fenerbahçe çekilmedi. Var bir tane Cardozo'nun pozisyonu falan ama o kadar önemli değil. Yani baskı yemedi yani kendi sahasına çekilmedi. O çekilmemede ben
Joshua King'in çok büyük bir rol olduğunu düşünüyorum. Çünkü King iki tane pas kesti, bir tane rakiba bastı, ayağındaki topu aldı. Rakibin ayağındaki. Üç tane falan öyle bir top kazanımı var. O top kazanımlar sayesinde Kayserispor savunmasını öne çıkaramadı. Ve savunmayı çıkaramadığında da baskı kuramadı zaten. Golden sonra da üstünlüğünü devam ettirmesi Fenerbahçe'nin önemliydi. Orada da King'in bence payı büyüktü.
Kesinlikle doğru bir tespit abi. Zaten Valencia'nın Fenerbahçe kariyerini dengesizlikler üzerine kurduğunu, siyahla beyaz gibi çok fazla an yaşadığını burada farklı platformlarda sürekli konuşuyoruz. Ama gün sonunda hakikaten Fenerbahçe için ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu da tabii ki söylemeden edemiyoruz. 23 gol olduğu bir önceki programda da söylemiştim. Bana Valencia'nın ligin 22. 23. haftasında 23 gol 4 asist yapacağını söylesen, hadi canım sen de falan hani derdim. Hakikaten inanılmaz bir score at performans sergiliyor. Ve kafasıyla oyuna verdiği anlarda da hakikaten Fenerbahçe yücümünün %50'si diyebiliriz onun için. Joshua King tespitinde de katılıyorum, ben Fenerbahçe'nin en underrated oyuncularından biri olduğunu düşünüyorum King'in. Sezon başı geldiğinde biraz fazla gereksiz gömülmüştü, iyi oyuncu olsa premiyerlikte devam ederdi zaten gibi klişe yorumlarınızdan birini yapmıştık her zaman olduğu gibi sosyal medyada. Aslında tam tersi iyi oyuncu olduğu için çok uzun süre Premier League oyuncusuydur. Kesinlikle, aynen öyle. Kötü bir oyuncu senelerce Premier League'te barınamaz, gider döner. Yani çok fazla var Premier League'e gidip barınamayıp dönen ama çok az var Premier League'de çok uzun süre tutunabilen oyuncu. King'in iyi oyuncu olduğu zaten direkt oradan anlaşılıyor bence. Ya da kulübesi ısıtan oyunculardan da Premier League kariyerinin çoğunda hiçbir zaman olmadı.
Bu kadar değerli bir oyuncuyu serbest transfer olarak takımımıza katmışken, bunun değerini de bilmeniz gerekiyor ki Fenerbahçe'nin oyununa hakikaten çok şey kattığını düşünüyorum ben. Tabii Mithibat Şah ve Valencia daha ana faktör, daha ana planda düşünen oyuncular. mesela bu kadar formsuz olduğu bir senaryoda ve João Pedro'da iyileşmişken yani forvet rotasyonunu João Pedro ve Serdar Dursun'la değişmeni götürebilecekken Joshua King'in Rossi performanssızlığında mesela sol açık olarak değerlendirilme ihtimali ben hiç uzak görmüyorum hatta değerlendirilmeli de diye düşünüyorum. Yani demek istediğim şu Joshua King'in ana plandan çıkmaması gerektiği kanaatindeyim ben. Ama Rossi de geçen haftaki maçta iyiydi ya. Yani bu maçta evet kötüydü de. Abi benim Rossi'yi ne kadar sevdiğimi biliyorsun. Rossi gerçekten geçen hafta iyiydi ama genel anlamda son 1-2 ayı yani Dünya Kupası arasından birkaç hafta önce itibariyle hakikaten Rossi'nin ciddi bir düşüşte olduğunu söylemek gerekiyor. Dünya Kupası kadrosuna dahil olmamak vs. bunların hepsi onu düşürmüş olabilir. Bu çok normal. Hatta yani geçen gün kadro açıklandı yine kadroda. İçimden dedim ki ya bu adam sürekli çağrıldı sadece Dünya Kupası'na çağrılmadı.
Onun için ciddi bir psikolojik durum olsa gerek diye. Maça gelecek olsak Fenerbahçe'nin yine bir süredir konuştuğumuz toplu oyunda daha dominant olma isteğini biz Kayseri Spor Mücadelesi'nde de gördük. Fenerbahçe topu ayağında ciddi bir şekilde tutmayı yine amaç edindiği bir müsabakayı geride bıraktı. Ama King'in de olmasıyla beraber baskı konusunda da uzun zaman sonra hiç fena işler çıkarmadığını da görmüş olduk.
Maç içerisindeki bazı taktiksel dokunuşlar benim hoşuma gitti. Bu arada Fenerbahçe'nin çok çok iyi oynadığını düşünmüyorum. Ama en azından rakibin durumuna göre bazı çareler üretilmesi benim hoşuma gitti. Örneğin maçın başından itibaren Çağdaş Hoca'nın planı neydi tam olarak emin değilim ama Kayseri Spor'un ön hattındaki tiyamla orta saha arasında çok ciddi bir boşluk vardı. Fakat orta saha ve savunma arasında da bir o kadar yakınlık. Bu yüzden merkezde çok ciddi boşluklar buldu Fenerbahçe. Hatta keşke Zeitz'le başlasaydı Cesus dedim. Çünkü Crespo bunların hiçbirini neredeyse kullanamadı. Çok fazla pas hatası yaptı. Ve bu merkez üstünlüğünü Fenerbahçe'nin iyice eline geçirmesini isteyen George Cesus, Arda Güler'i sağ kenarda başlattığı maçın ilk 45 dakikasında
Arda'yı daha serbest bir rolde, on numara pozisyonuna sürekli kaydığı, merkeze sürekli pas opsiyonu olarak desteğe gittiği şekilde kullandı. Keza, Kayseri Spor'un hattı bu kadar açık olunca, Ferdi Kadıoğlu'nun da ortaya doğru yaptığı driblinglerin sayısının çok fazla olduğunu gördük. Hatta ilk gol de aynı bu şekilde geldi. Merkez boşluğunu değerlendirdi Ferdi. Topu Lincoln'a aktardı. Lincoln'un ortasında gol geldi. Fenerbahçe'nin Kayseri Spor'un
zaaflarını iyi değerlendirmeye çalıştığı maç içi hamlelerle çözmeye çalıştığı çok güzel dokunuşlar gördüm. Ama bu merkez boşluğu tabii ister istemez Fenerbahçe'yi iştahlandırdı ve takım halinde ileri gitmeye başladı. Bir ara Crespo'yu, Beck'lerini neredeyse Cezasahası, Kayseri Spor Cezasahası yayının hizasında gördük. Ve bu yüzden Kayseri Spor'un tek pastla çok tehlikeli şekilde çıktığı anları da fazlasıyla gördük.
Yani Mamet, Yam, Cardozo sürekli açık alanda zorladı ki Samet'in korkunç geçirdiği bir maçtı. Muhtemelen geldiğinden beri en kötü maçıydı. Bu yüzden aslında Fenerbahçe'yi beğenmeme sebebim de Kayseri Spor'da çok yettiği şanslar buldu. Altay eleştirildiği dönemdeki formunda olsaydı dün bence puan kaybının uzak olmadığı bir maçı Fenerbahçe geride bıraktı diyebiliriz ama genel anlamıyla sana sözü vermeden önce şunu da eklemek istiyorum. Fenerbahçe'nin
senelerdir çok kritik maçlardan sonra ligde çok ciddi sıkıntılar yaşadığını ve odaklanamama problemi yaşadığını gördük ama belki de tarihin en ezici derbi mağlubiyetinden sonra ki şampiyonluk ümitlerini bile sektiği uğratacak şekilde bir maçtan sonra oynadığı 6 maçta 16 puanı almış oldu ki bunların gerçekten bir çoğu zor maçlardı. Kayseri Deplasmanı gibi. Fenerbahçe kötü oynarken de kazanıyor, bu çok önemli. Ve ne olursa olsun çok ciddi bir mağlubiyetin ardından sadece hakem kararlarının çok ciddi etki ettiği Adana Demir mücadelesi tarihçisinden galibiyetle ayrılmayı bildi.
Evet, çok önemli bir şey seriyi tekrar tutunmak adına. Çünkü 2-3 yıl önce Ersun Yanal döneminde o derbi mağlubiyetinden sonra takımın kırıldığını hatırlıyoruz. Bu sefer Jorge Jesus takımın kırılmasına izin vermedi. O açıdan teknik direktörün de hakkını vermek lazım bence. Kesinlikle. Bu arada merkezle ilgili bahsettin ya, ben de sana Araujo'yu soracaktım. Hiç Kayseri Sporu'nun merkezden hiç gelememesi, sadece kanatlardan gelmesi
Ara oyuyla da alakalıdır diye düşünüyorum biraz. Yani evet Crespo baya kötü oynadı. Hatta bugün Hikmet Hoca ile program yaptık. Hikmet Hoca da şey dedi yani ilk yara Crespo çok pas hatası yaptı. Ben acaba çıkarır mı diye düşünüyordum. Çıkardı da dedi. Zayts'ı soktu. Belki evet ön tarafa o istenen paslar, kilit paslar merkezden atılamadı ama Kayseri Sporunda merkezden hiçbir şey yapmasına izin vermedi Fenerbahçe. Ben çok bir pozisyon verdiğini de düşünmüyorum senin dediğinin aksine. Yani öyle bence puan kaybına çok yakın bir maç değildi Fenerbahçe adına. Bir Cardozo'nun karşı karşıya pozisyonu var zaten. Başka var mı? Hatırlayamadım. Bir Kemen'in kafası var ama... İki tane karşı karşıya pozisyon var abi. Bir tane Cardozo'nun köşeye doğru giden bir şutunu çıkardı Altay. O iyi bir şuttu. Ama bunların hepsi zaten ilk yarıda oldu. Maçın yarım saatte kopabileceği pozisyonları buldu Kayseri Sporu. Yoksa ikinci yarıda hakikaten çok kötü performans sergiledi. Çağdaş Hoca da zaten maçtan sonra buna değindi. Oyuncularımla gerçekten gurur duyuyorum.
Bugün maçın hiçbir bölümünde, hiçbir istatistikte, koşu mesafelerinde, kornerlerde, şut istatistiğinde geri düşmediğimiz, devamlı oyunun içinde olduğumuz, ilk yarısında çok üretken olup vuruş becerisini gösteremediğimiz, ikinci yarısında daha az üretken olduğumuz bir maç kaybettik maalesef. Oyuncularım ilk kere gerçekten söylenen her şeyi yaptı. Ben Kayseri Spor'un ilk kere de iki tane gol bulmasını hiç sürpriz karşılamazdım o yakaladığı pozisyonları değerlendirseydi. Arawio'yu ne diyorsun? Abi ben Arawio geldiği günden beri hakikaten çok beğeniyorum. Hatta hatırlarsın, videosunu çektiğim dönemde sosyal medyada inanılmaz bir karalama kampanyası olmuştu. Flamengo taraftarlarının attığı tweetler, hani George Esso teşekkür ederiz işte Arawio aldığı için takımımızın en kötü oyuncusu tarzı. Ve o gün izlediğim, o gün analizini çektiğim oyuncunun nasıl böyle yorumlar yapıldığını hiç anlamamıştım zaten. O yüzden çok mutluyum açıkçası. Yani Ara Hanım bu performansı göstermesi beni hakikaten çok çok mutlu ediyor. Her şeyden önce çok iyi bir sağ içi ve sağ dışı karakter olduğunu düşünüyorum ben bu arada. Bu tarz oyuncuları hakikaten severim. Ve sağ içinde de gayet işini yapan, İstikrarlı. İstikrarlı. Gösterişsiz olduğu için beğenilmeyen ve Fenerbahçe taraftarının bir altı numara alerjisi her zaman vardır zaten. Gelip de beğenilen bir altı numara hiç hatırlamadım zaten Fenerbahçe'de. Yani Vitor Pereira'nın Fenerbahçe'ye kazığıdır. O Josef'le Topal'ı yan yana oynattığı günden beri hiçbir altı numarayı sevmiyor Fenerbahçeliler. Aurelio'dan beri yani yok böyle sevilen. Ama Arao dün zaten bence açık ara sahanın en iyi oyuncusuydu. Ve şey oyuncu yani. 10 üzerinden 7'nin altına hiç düşmüyor. Ama bazen o 8-9'ları da veriyor yani. Dün de onlardan bir tanesiydi. Ve benim hoşuma giden yanı şu. Aslında baktığında Fenerbahçe'nin kağıt üzerindeki taktiksel yerleşiminde ara orta sahada tek başına kalan oyuncu. Çünkü Zaits oynadığında sürekli rakip ceza sahasına gidip arka alanı boş bırakan bir profile sahip. Keza dün Crespo bir müddet sonra ileriye gitmek zorunda kaldığında Arao hep tek başına kaldı. Ve atletik bir oyuncu değil, hızlı bir oyuncu değil hatta yani zaten kenarda böyle 30-40 metrelik deparanlarında çok zorlandığını görüyorsun. Ama pozisyon almayı ve saha içi yerleşimini o kadar iyi biliyor ki bu yüzden atakların çoğunu kestiğini görüyorsun. Ben hakikaten Arao konusunda çok çok mutluyum.
Bu arada Arda'nın da verilen şanslardan belki de en kötü değerlendirdiği maçtı. Çok pas hatası da yaptı Arda. Galiba yani maçın başında bir gol kaçırdı ya sağ ayağıyla vurmaya güvenemedi kaçırdı. O golü kaçırdıktan sonra düştü oyundan Arda bence. Hem top kontrollerine yansıdı hem pozisyonları biraz fazla zorladı. Hani onu kaçırdı bunu telafi ettireyim diye ekstra işler denedi falan. Arda da iyi değildi maalesef. Ondan sonra da İrfan girdi oyuna. İrfan girdi, 3-5 dakika oldu. Bir pozisyon kendi sahasından topla çıkıyor. Böyle 70 metrelik bir uzun top denedi, ara top denedi. Aslında mesela Fenerbahçe'nin orada topa basacağı, oyunun hakimiyetini alacağı dakikalar, Kayseri'ye karşı. Orada mesela tecrübeli oyuncunun o kadar basit top kaybı yapmaması lazım. Şimdi duyduklarımıza göre Fenerbahçe'de bu transfer yapabilseydi, iyi bir transfer yapabilseydi, işte Ziyeh'i falan istedi Fenerbahçe.
O sağ öne bir oyuncu alacaktı yani hem Irfan'dan, işte hem Arda'dan, hem Emre Mor'dan bir türlü tam istediğini alamıyor Hoca. Bu oyuncuların çok potansiyelli oyuncular olduğunu da biliyoruz. Arda'nın bilhassa çok büyük cevher olduğunu herkesin malumu. Ama Hoca da bir yıllık düşündüğü için, uzun vadeli bir plan yapmadığı için herhalde, sadece bu sene şampiyon olma hedefinde olduğu için, Arda'ya veya o performayı yani gelecek dönemini görmek yerine hemen orada gelip fark yaratacak oyuncu istiyor anladığım kadarıyla. Maalesef Arda da onu biraz haklı çıkaran bir performans sergilemiş oldu. Yani daha önce mesela Kiev maçlarında falan ilk 11 başlattığı bütün maçlara da çok büyük damga vurmuştu. Ama bu maç Arda'nın da maalesef kötü oynadığını söylemek lazım benim açımdan.
Doğru, ben Arda'nın salonun kötülerinden biri olduğunu düşünüyorum kesinlikle. Dün Crespo çok kötüydü, Diego Rossi çok kötüydü, Samet çok kötüydü. Aslında galiba galibiyeti daha değerli kılan şey de bu. Kötü oynayan daha çok oyuncuyu sayıyoruz iyi oynayanlara göre. Arda'nın bence her futbolcu gibi kötü olabilecek günlerinden bir tanesiydi.
Ama cesur sisteminde abi ben şöyle bir şey seziyorum, yani bilmiyorum sen katılır mısın ama. Kenar oyuncuları skora ne kadar yattığın oyuncularsa verimleri de galiba o kadar artıyor. Yani Emre Morbak sıkıntı yaşıyor, İrfan sıkıntı yaşıyor. Ama Diego Rossi'nin skor anlamında konuşuyorum burada. hep diğerlerine göre bir tık daha iyi iş yaptığını görüyorsun. Arda'nın da bir önceki programda aslında çok skorer bir oyuncu olduğunu söylemiştim ve dakika gol ortalamasına baktığın zaman da sonradan giren oyuncular arasında bir ara öne çıkıyordu. Arda da gerek asist anlamında gerek gol yakınlık anlamında diğerlerinin bir tık daha önünde. Ve aralarında Emre, İrfan ve Arda'yı düşündüğünde en iyi performans gösteren de hep Arda Güler oldu.
Fenerbahçe'nin ilgilendiği oyunculara bakarsan da sadece böyle oyun kurucu özellikle ya da sadece driplingi olan bir oyuncu değil, Hakim Ziye gibi hem uzaktan şu tehdidi olan hem çok iyi asistçi olan bir oyuncu ile ilgilendi. Lucas Moura gibi ya zaten oyunun hücum tarafında her türlü katkıyı verebilecek bir oyuncu ile ilgilendi. Yani aslında Cessuz takımının kenar oyuncuları skora ne kadar yatkın oyuncular olabilirse verimleri de bence bir o kadar o doğrultuda artıyor. İrfan hiçbir zaman kariyeri boyunca çok skorer bir oyuncu olamadı.
Emre Mor hiçbir zaman çok skorer bir oyuncu olamadı. Hatta Lincoln'ın bile sol kenara geçtiği zaman yaşadığı ciddi sıkıntıları görüyorsun. Yani biraz daha galiba gole yakın olmak ya da asistçi olmak daha önemli Cesur takımlarında. Çünkü o kenardaki oyuncuları içeriye, forvete, kutuya sokuyor. Arkadan da canavar gibi Ferdi'yi getirtiyor. Hani bu arada az önce dedin ya, birçok oyuncu kötü oynamışken takımın kazanmış olması değerli. Çünkü Ferdi gibi bir adam var, her zaman seni 12 kişi oynatabiliyor. Bu Galatasaray'da da Sashaboy'da var. Beşiktaş'ta da Onur Bulut'ta olur inşallah. Bu sene Sabekler'den iki takımda çok şey. Ferdi müthiş oynadı, golünü de attı. Zaten ama hep müthiş oynuyor. Yani yeni bir şey de değil.
Hem hücumda sürekli artı bir hem savunmada sürekli desteğe geliyor. Gol de mükemmeldi. Onu da tebrik edelim. Geçen hafta bu arada sen şey demiştin Samet'le ilgili olarak. Son o yorumumu yapayım ben. Samet'in beklentinin üzerinde oynadığını söylemiştin. Benim çok öyle değil. Ben tam olarak Gustavo başlangıcı yaptığını düşünüyorum.
Gustavo'da hatırlarsan ilk 10-15 hafta takım iyi gidiyorken takımı yakmıyordu. Ve Jogjesus'un Gustavo kadar zayıf bir profilden bile çok iyi verim alabildiğini söylüyorduk. Takım oyunu oynayabiliyordu en azından. Ben tam olarak Samet'in de benzer bir süreçten geçtiğini düşünüyorum. Bence ilk maçı Gaziantep maçı dahil bu maçta aynı şekilde Samet aslında hatalar yapıyor. Fakat takım arkadaşları o hataları bir şekilde bertaraf etti bu haftaya kadar. Bu maçta mesela yanlış olsa taktiğini Altay kurtararak telafi etti. Orada bir şart düşüneyim. Ben geldiğinden beri pek beğenmedim Samet'i açıkçası.
Ben Samet'i özellikle şu yönünü beğeniyorum. Zaten havadan çok iyi, onu tartışmıyorum. Ama Serdar Aziz'le karşılaştırdığımda ve Gustavo'yla karşılaştırdığımda topu geriden çok daha iyi oyuna soktuğunu düşünüyorum. Yani aslında o çıkışları ve pastları da biraz fazla cesur olduğu anlar oluyor ama geriden topu çıkarırken savunma hattını ciddi anlamda rahatlattığını düşünüyorum.
Ama bu arada Samet'i geldiği günden beri beğeniyorum demem de şununla bağlantılı bir şey. Kesinlikle hatalar var ve hakikaten saatli bomba tarzı oynadığı anlar da çok fazla. Ama beklentime göre daha iyi performans sergiliyor. Yoksa ben Samet'i çok daha kötü dediğin gibi örnek verdim Gustavo seviyesinde falan hani olabilir diye düşünürken hani öyle çok da eleştirilecek bir oyun oynamadığı kanaatindeyim açıkçası.
Bu arada Galatasaray'da İstanbul sporlu bir hazırlık maçı yaptı. Ona da değineyim ben izledim maçı. Sabahı U19 maçı vardı Galatasaray'ın. U19 maçında da tellerin arkasında Yunus Hakkün ile Kerem'i görmüştüm. Oradan herhalde çıkıp otobüse binip İstanbul maçına gittiler ve Yunus çok güzel asistler yaptı. Güzel bir maç oynadı.
İlk yarıda 3-0 yakaladı Galatasaray. İki golün asistini sağ ayağıyla Yunus yaptı. İlk golünde başlangıcında hem top kazanılan hem de golü getiren, pası atan oyuncu Yunus'tu. İlk yarıda Yunus oldukça iyiydi. Gomis bir önceki hazırlık maçında çok etkisiz gözükmüştü ama bu maç çok daha etkiliydi. Daha oynamak isteyen bir Gomis gördük.
Raşit ise solda oynadığı zaman çok daha skorer deniyor. Almanya'da da sol kanatta oynadığında çok daha skorer bir kimliği var. Bu iki hazırlık maçında hem Alanya Spor'a hem İstanbul Spor'a karşı sol açıkta oynadı ve iki gol attı. İki maçta da birer gol attı. O da önemli bir nokta.
Emin'i beğeniyorum. Oynadığı hazırlık maçlarında etkili gözüküyor. Hazır ve güçlü gözüküyor. Fiziksel olarak gelişim içerisinde bence. O da bir kafa golü attı. Etkiliydi. Genel olarak İstanbul Sporu etkisiz ve isteksiz buldum. İstanbul Sporu'da bir gariplik var. Zaten sürekli bir Fenerbahçe ile Galatasaray ile hazırlık maçı oynayıp fark yiyorlar bir şekilde.
Dünya Kupası'nda da, yani niye oynuyorsunuz o zaman gibi bir durum oluyor. Fenerbahçe'den de 4 yemişlerdi. Bu maçta da 6 oldu. Zaniolo da tekrar golünü attı, 1 gol 1 assist ile. Galatasaraylılar için keyifli bir gündü. Ama çok da İstanbul sporunun ölçü olduğunu düşünmüyorum. Yani bir önceki hafta Alanya spor kadar diş gösteremediler. Biraz rahat bir maç oldu. O yüzden çok ölçü olan bir hazırlık maçı olduğunu da düşünmüyorum. Onu da eklemek lazım.
Yine de taktiksel disiplini korumak, işte zanyolu gibi oyuncuları adapte edebilmek, işte Yunus Akgün'ü yine Orhan abinin kulakları çınlasın on numaraya adapte edebilmek Mertens yokluğunda. Tam olarak hazırlık maçı. İstanbul Sporu'da büyük takım seviyelerine iyi niyetli ayak uydurma içerisinde olup, acaba alttaki takımlara bu sayede üstünü kurabiliriz düşüncesinde falan diye düşünüyorum herhalde. Onun dışında hiçbir mantıklı açıklamasını bulamıyorum. Yani neden hazırlık maçı yapıldığına dair.
Bir de Fatih Tekke, yapıcı oyun oynatmak isteyen bir teknik direktör. Böyle açıklamaları var. Geçmişte işte geriden oyun kurduruyorum diye kovulmuşluğum var falan diyordu. Bu Galatasaray'a karşı da dikkat ettim. Mesela oyun kurmaya çalıştılar mesela fark yerken. Çok da yapıcı olacak bir kalitede hiç yok kadro kalitesi olarak. Yani Farioli'ye kızıyorduk. Alanya Spor'un kadrosu senin oynatmak istediğin oyuna uygun değil diyorduk. İstanbul'un kadrosu Alanya'dan da çok daha kötü.
Yani oynayamıyorlar. Fenerbahçe'den dört yerken de benzeri vardı. Geriden oyun kurmaya çalışırken top kaybı falan. O da biraz elirleyici oldu. Bursa Spor ile Ahmet Spor arasındaki maçı izleyebildin mi? Bakabildin mi olaylara falan? Bir 10 dakika falan baktım. Ama zaten olay kısmını düşündüğümde Twitter'da önüme bol bol düştü.
Ve hakikaten çok ciddi bir rahatsızlık hissettim. Bir haftadır nelerle uğraşıyoruz. Türbün yasakları, deplasma yasakları. Göz göre göre nasıl buna izin veriliyor hakikaten anlamıyorum. İçeri sokulan şeyleri gördüm inanılmaz. Kayseri deplasmanına izin vermiyorsun mesela. Fenerbahçe'nin Kayseri deplasmasına gitmesine izin vermiyorsun. Burada az daha millet birbirini kesecekti. Gerçekten. Buna izin verdiler. Direkt izin verilmiş bir iş yani. Bunu yapın diye yol açmışlar yani. Şuna çok takıldım, çok pardon. Yani birkaç tane Beşiktaş'ta arkadaşım var, o çok güzel anlara sahne olma oyuncakların atıldığı maça ilgili. Oyuncakların içini üç kere aramış abi polisler. Ya bu belli ki planlı bir şey. Başka bir şey benim aklıma gelmiyor çünkü. Tabii canım, pankartlar falan. Aynen, sokulan pankarttan, sahaya atılan şeylerden. Abi ne yapmaya çalışıyorsunuz ya?
Ne oluyoruz? Hakikaten ne oluyoruz? Şaka gibi bir şey. Yani bir şey söyleyeyim mi? Üzerine konuştukça insanın siniri bozulur. Hani bilmiyorum ne düşünüyorsun ama çok da bu rezil şeyi uzatmamıza gerek var mı? Ondan da emin değilim. Çünkü gerçekten abi seninle üçüncü program yapıyoruz. Cümleleri seçmek zorunda kalacağımız bölümlerden hakikaten çok sıkıldım. Yani sürekli aynı şey oluyor ya. Korkunç bir şey. Ne diyeyim ki?
Haklısın yani çok söylenecek bir şey yok. Bizim dışımızda saçmalama gördüğümüz bir konu var NBA'de. İstersen onu anlat bari de hani bizden bir uzaklaşalım artık yani bizdeki sıkıntılardan bıktım gerçekten. Biraz NBA'deki saçmalığı anlat bize de. Tabii.
Abi NBA'de de işler karıştı dediğin gibi Memphis Grizzlies yıldızı Jean Morant'in saha içinde çok spektaküler hareketleri vardır her zaman. NBA'in en özel ve en atlet oyuncularının da başında geliyor. Normalde aslında kamuoyuna her zaman saha içerisinde yaptığı çılgın smaçlarla düşerdi ama bu sefer iş biraz daha tatsız ve farklı. Geçen yaz bir basketbol maçında 17 yaşında genci yumrukladığı ve ona silah çektiği söylendi. Hatta kimi kaynaklarca da ateş ettiği de söyleniyor. O bayağı bomba gibi düştü basına. Ve dün de Morant'in Instagram hesabında arkadaşlarıyla elinde silah varken bir fotoğrafı paylaşıldı. Tabii Memphis Grizzlies de bunun üzerine Morant'i iki maç direkt olarak uzaklaştırdı. NBA sözcüğü Mike Best de tabii. NBA genelde bu tarz konularda hakikaten fazla duyarlı.
Jean Morent'in yer aldığı sosyal medya paylaşımından haberdarız ve olayı soruşturuyoruz." diye bir açıklama yaptı. Tabii en son olarak da Jean Morent söz sahibi oldu. Hani bu durumu anlıyorum ve yaptığımın yanlış olduğunun farkındayım diyerek de aslında verilen cezayı onaylamış oldu. Değişik bir kafa yapısı çünkü iki gece önceydi yanlış hatırlamıyorsam. Takım arkadaşı Jaron Jackson Jr. inanılmaz bir poster smacı vurdu. Sonra kamera bence bir döndü. Jamoran sahaya silahla ateş ediyormuş gibi hareketler yapıyordu kenarda. Yani olaylar silsilesi. Hakikaten çok acayip ve garip bir karakter. Sağ içinde de sıra dışı, sağ dışında da ne kadar sıra dışı olduğunu görmüş olduk böylece. Yani garip işler ya. Aslında çok özel sağ içi kariyerine ciddi bir leke de sürmüş oldu.
Bizle kıyasladığında şey tarafı ilginç geliyor. Açıklama yapıyor ya NBA sözcüsü Mike Bass. İşte şey haberdarız ve olayı soruşturuyoruz demiş ya. Aklıma direkt şey geldi. Gökhan Töre milli takım kampını basıp da takım arkadaşının ağzına silah sokmuştu ya mesela. Kimse bizden çıkıp da olayı soruşturuyoruz demedi herhalde.
Ya da ciddi olarak demedi yani gayri ciddi olarak demiş olabilir. Ve Arda Turan'da yine böyle bir silahlı olayla gündeme gelmişti. Bir de bizde öyle bir yetkili de yok yani TFF'den biri çıkacak mesela bir basın sözcüsü Arda Turan'ın o hastane olayından sonra diyecek ki işte eski milli takım kaptanı Arda Turan'ın bu olayını soruşturuyoruz falan. Öyle bir ağırlığı yok TFF'de herhangi birinin. Direkt adli bir olay olarak soruşturuluyor tabii ki ama sporu benimseyen, Türkiye'deki futbol, basketbolu neyse benimseyen ve o konuda böyle uzaklaştırma verebilecek veya bir ceza verebilecek öyle bir ağırlık yok yani. O biraz ilgimi çekti iki ülke arasındaki fark olarak. Bu arada fark dediğin tabii ama NBA'in kötü yanını da söyleyeyim. Kulüp sahipleri aslında genelde bu tarz konularda biraz
sessiz kalmayı, yani tabiri caizse çok özür dilerim, salağa yatmayı tercih ediyorlar. Hatta bu olaydan sonra bir diğer silahlı geçmişi olan Washington Reuters efsanesi Gilbert Aynas'ın da bir açıklaması oldu. Hani bu olay ben kulüp sahibiyken başıma gelse ne olurdu? Tıpkı diğer kulüp sahipleri gibi görmemezlikten gelirdim diye bir açıklaması var ki Gilbert Aynas herhalde bu silah konusunda NBA'in en özel baş belalarından bir tanesi. Ama zaten kulüp sahipleri şey ya olayın bir tarafı zaten onların üstünü örtme niyeti falan o karanlık düşüncelerine olabileceği için zaten NBA sözcüsü tarafsız olarak çıkıp da ağırlık koyuyor. Bizde de zaten hani kulüplerin cezasından çok böyle tarafsız bir kurumun ağırlığını hissetmek lazım. Öyle bir ağırlık tabii ki göremiyoruz.
Şimdi bir de Premier League'e de inelim. Çünkü çok acayip bir maç. Liverpool Manchester United'a tam 7-0 yendi. Bu maçtan önce Manchester United için işler gayet iyi gidiyordu. Ronaldo'yu gönderdikten sonra ligin lideri gibi bir pozisyondaydılar. Galibiyetler gelmişti falan. Ve Liverpool'da da işler kötü gidiyordu. Son olarak işte Real Madrid de karşı kendisi aslında kötü bir muhalibiyet vesaire almış Liverpool. Birden 7-0'lık müthiş bir galibiyet aldı. Hem işte yeni transfer Gakbo'nun golleri var, hem tartışılan golcüsü Nunez'in golleri var. Hem Salah rekortmen oldu kulübün. Premier League tarihinde en çok gol atan oyuncusu oldu Muhammed Salah. 128 gol atmış oldu ve Fowler'ı da geçmiş oldu. Fowler'ın 127 golü varmış Premier League'de. Salah için de güzel bir gece. Son golü de Firmino attı ve Jurgen Klopp da Firmino'nun sene sonu takımdan ayrılacağını söyledi maç sonunda. Firmino'nun golüyle de 7-0'lık bir galibiyet. Tabii Beşiktaş maçıyla aynı saatte oynandığı için izleyemedik herhalde. Ben son dakikalarına baktım ama sen nasıl yaptın?
Yok, maalesef abi. Ben orada Vodafone Park'ın atmosferinde kendimi kaybediyordum. Televizyon başında Beşiktaş maçını izlemek durumundaydım. Daha ağırlıklı konumuz olduğundan dolayı. Ama bir özete kesinlikle bakacağım. Tabii Twitter'da sürekli dolaştığımız için goller, maç jerisinde olanlar tabii önümüze düşüyor. Hafif güncellenebiliyoruz. Sıra dışı bir mağlubiyet. Manchester United için bu kadar da aslında görkemli bir dönem geçirirken, 92 yıl sonra da klüp tarihinin en ağır yeniklerinden birini yaşamışlar ve yine 7-0'luk muhalebi etmiş orada da. Şeyi söyledim, Firmino'nun ayrılacağını söylemiş klüp, yandık şimdi. Herhalde yazın 3 ay boyunca bir Fenerbahçe, bir Galatasaray, bir Fenerbahçe, bir Galatasaray. Zaten menajerlik şirketi de Rogon. Roger Wittman menajeri, Ali Koç'un çok sevdiği bir insan olduğu söylenir. Rogon'dan çok fazla oyuncu aldı Fenerbahçe. Bu arada bunu şeyden söylemiyorum, çok iyi oyuncular da verdiler. Mesela Gustavo Atilla Salai'yi falan da verdiler. Ama yani ismin geçmeme ihtimal yok ki. Az önce Twitter'da geziyordum Galatasaray'a zaten. Direkt yazılmış abi. Ben de gördüm. Hiç şaşmıyor ya, yandık. Bu arada Manchester United'ın 92 yıl önce yenildiği takımda Wolverhampton'muş. 7-0 yenilmişler. Aralık 1931'de. Socrates tweet atmış. Yani 92 yıllık bir mağlubiyet olması da çok...
Çarpıcı gerçekten. Ten Hag'a geçmiş olsun diyelim. Orada bir şey kurmaya çalışıyorsun. Manchester United bir de hani Sörelek Sargı sonundan beri bir türlü belini doğrultamıyor. Zaten çok zor bir görev. Tam işler iyi gidiyor derken Derby'de böyle 7 farklı bir mağlubiyet almış olmak da üzücü yani. Maçın son 10-15 dakikasını izledim işte Beşiktaş maçı bittikten sonra baktım. Sürekli yönetmen de Ten Hag'ın şeyi getiriyor, yüzünü getiriyor ekranı falan. Geçmiş olsun demekten başka bir şey diyemiyorum. Üç gol daha yemiş olsaydı, tenhak diye yazılabilirdi.
Bizim SporSister'den İsmail abi de yazmış Whatsapp grubuna. Ya üç tane daha yiyin de tenhak diye başlık atalım diye. Öyle olacaktı gerçekten. Çok iyi çok beğendim. Bugün klişelerin günü ya tam şey demek futbol böyle bir şey işte ya hani çok formda Manchester United son dönemde bir tık sarsılan Liverpool'dan yedi gol ya futbolu bu yüzden seviyoruz işte falan demelik maç yani gerçekten. Böyle futbolu çok fazla konuştuk sen de 45 dakikalık beklettiğin esprimi yaptın seni biraz yan branşlara yönelteyim istersen diyecektim.
Atletizmden başlayalım. Sen zaten girişte söyledin. Milli 3 adım atlamacı Tuba Danışmaz. İlk hakkında yaptığı 14.31 metrelik atlayışta rekor kırarak 6 madde kazandı. Sosyal medyada baya yankısı oldu. Valla gururu duyduk. Seviyoruz böyle arada gelen güzel haberleri. Kadınlar 400 metrenin de en güçlü ismi Hollandalı Femke Boll'dü. İstanbul'da da galip gelmeyi başardı ve Avrupa şampiyonu oldu. Son olarak da Kadınlar Pentathlon'da rekor kırıldı. Gümüş madalyayı kazanan Polonyalı Adriana Sulek 5014 puanla rekoru ele geçirdi ve saniyeler sonra ise altını kazanan Nafistu Thiam 5055 puanla rekorunu yeni sahip oldu. Ya bu Afrikalılarda ne kadar çok Thiam var. Şimdi böyle düşününce bir anda
Altay'da da vardı bir tane değil mi? Kalitiam diye bir oyuncu. Onlar aklıma geldi bir yanda. Bir de benim için güzel günlerden biriydi. Sevdiğim branşlardan biri Formula 1 başladı. Zaten geçen gün Bali'yle de aynen güzel bir program yapmıştık. Geçen hafta da konuşmuştuk. Aslında verimli bir gündü diyebiliriz çünkü programda demiştim ben Hamilton'ı severim. Bir de en iyi tasarım arabaya her zaman sevdalıyımdır. Aston Martin o anlamda öne çıktı bu yıl. Ve Fernando Alonso yarışın en dikkat çeken ismiydi. Zaten %53 oyla günün en iyi pilotu seçildi.
Bahrain'de başladı. Tabii son iki sezonun şampiyonu Max Verstappen. Bu sezona da çok iyi başladı Red Bull. Ve yarışı kazandı. Takım arkadaşı Sergio Perez de ikinci sıraya aldı. Tabii Alonso'yu da söyledim az önce, 41 yaşında. O kürsüye çıktı üçüncü olarak. Bu arada Ferrari'den bahsediyorduk. Taraftarlar umutlanmalı mı diye sormuştum ben Mali'ye. O da belli olmaz diye bir cevap vermişti. Ne kadar profesyonel ve haklı olduğunu da gösterdi. Ferrari yine teknik bir problem sebebiyle.
Geçen sene de sürekli bunu duyuyordum ben. Yani ben Mali'ye falan ne zaman sorsam hep bir Ferrari ve teknik problem. Bu sene de aynı şekilde başlamış oldu. Matija Binotto'dan sonra hani bu tarz şeyler yaşanmaz diye düşünürken yine teknik problem. Sean Locklearg elektrik arızası nedeniyle yarışı tamamlayamadı. Carlos Sainz da dördüncü sıranın ötesine geçemedi zaten. Tabii bu arada şunu da ekleyelim sıradaki yarış da 19 Mart'ta bu sefer Suudi Arabistan'da. koşulacak. Vallahi yine ben ilk yarıştan mesajı aldım. Yani Red Bull'un muhtemelen yine götüreceği bir sezon olacak gibi duruyor. Ağzına sağlık Oğuzhancım. Abi teşekkür ederim. Ne demek. Senin de ağzına sağlık. Ben de teşekkür ederim. Gelecek hafta yine sporun gündemini birlikte değerlendiririz burada. Dinlediğiniz için sizlere de çok teşekkür ediyoruz. Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.