Podcast

237: Trend Spor: Tribünlerden istifa sesleri, Fenerbahçe'den rahat galibiyet, Formula 1'de yeni sezon heyecanı

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Trend Spor'da bu hafta saha içi kadar saha dışındaki hareketlilik de gündemdeydi. Fenerbahçe-Konyaspor ile Beşiktaş-Antalyaspor maçlarında tribünlerden gelen tezahüratların hükümet tarafında bulduğu karşılık ve kulüplerin yaptığı açıklamalar dikkat çekti. Futbolun ve yapılan açıklamaların yanı sıra Formula 1'de 2023 sezonu öncesi takımların son durumu ve sezon tahminleri de bölümde kendine yer buldu. Keyifli dinlemeler!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

8.743 kelime · ~44 dk okuma

Trenspor'dan herkese merhabalar. Spor gündemi oldukça yoğun. Bu hafta saha dışında konuşulmaya değer çok daha fazla şey oldu. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın erteleme maçları oynandı bu hafta ve her iki maç da iç sahadaydı. Taraftarı önündeydi. Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin. ve taraftarları hükümeti istifaya davet etti. Bu konuda siyasilerden de, hükümet kanadından da tepkiler var. Onları dirsek temasında oldukları bazı kulüpler de hemen desteklediler. Ayrıca Galatasaray'da Alanya Spor'la Deplasman'da bir hazırlık maçı oynadı. O maçta da yeni transfer zanyolonun golünü gördük. Tüm bunları konuşacağız. Ayrıca programın sonunda Malise Işık'la birlikte de yeni sezon öncesi Formula 1'i derinlemesine konuşacağız. Oğuzhan Akçay ile birlikteyiz. Hadi başlayalım.

Oğuzhan selamlar. Selam abi. Önce tezahüratlarla başlayalım. Çünkü herhalde Gezi Parkı döneminden sonra ilk defa böyle bir şey yaşanıyor. Oldukça da tepki geldi siyasilerden de, hükümet kanadından da. İstersen önce tezahüratları dinleyelim. Fenerbahçe ve Beşiktaş tribünlerindeki sonra devam edelim.

Işık var. Işık var. Şimdi bu tezahüratlarda dikkatimi çeken yayıncı kuruluş Beansports'un sesi kapatması oldu. Burada anlamadığım konu şuydu. Tezahüratta ne hakaret var ne küfür var. Direkt hükümet istifa tezahüratında hiçbir şey yok. Ve maç sırasında gollerden sonra Fenerbahçe taraftarının söylediği bu hükümet istifa tezahüratını Beansports susturmaya çalıştı. Ve bu normal karşılanabiliyor bizim ülkede.

Transkriptin tamamını oku

Ama aslında halk susturulmuş oluyor. Oradaki insanlar herhangi bir siyasi partiye bağlı değil. Normal halk kesimi yani. Fenerbahçe taraftarı halk ve halkın sesi susturuluyor ve bunu da sözde en büyük demokrasi savunucuları böyle olması gerektiğini söylüyor. Yani bizde maalesef devlet adı arkasına saklanan yöneticiler kendilerini öyle bir kutsuyor, devlet adıyla kutsuyor. ve devlete karşı bir suç işleniyormuş algısı yaratarak aslında halkın sesini kesmeyi, halkı susturmayı normalleştirmeye çalışıyorlar. Bu açıdan bu günler çok trajik tabi. Artık gerçekle gerçeküstü birbirinden ayrılamaz hale geldi. Benim yorumum bu, sana bırakayım sözü.

Sadece devlet kelimesinin arkasına sığınanlar değil, devlet isminin arkasına sığınıp da bu tarz insanlara sopa göstermeye çalışan bazı insanlar da var. Onlar bizler gibi sesini duyurmaya çalışan türbünde her türlü özgür ifadesini yansıtan insanları daha çok sorumsuz şuursuz, zillet, rezalet bu tarz adlandırıyorlar yaklaşık 1-2 saat önceden beri ama sadece tabii Beansports'un ses kısmasıyla değil genel olarak halkın her bir noktada can bir fanusa hapsetme niyetinde olduklarından dolayı bu tarz şeyler aslında hiç sürpriz gelmiyor yayıncı kuruluşu da alakalı tabii ki şöyle bir şey var muhtemelen katar bağlantısı kestirtiyordur o sesi diye de düşünmeden edemiyorum açıkçası. Zaten yeterince bir önceki programdan beri sahanın içine adapte olmakta olabildiğince fazla zorlanıyoruz ve bununla alakalı ciddi sıkıntılar yaşıyoruz ki bu süreçte düşünmemiz gereken çok daha farklı şeyler varken zaten insanların siniri, hayal kırıklıkları, korkuları birbirine karışmışken

Siyasilerin, halkın damarına bu kadar basıyor olması. Ya şu bir gerçek abi. Sadece bir deprem olayı yüzünden, deprem oldu diye iki günde toplam 70-80 bin kişinin bağırmasına yol açan şey deprem değil. Depremden sonra yaşadıklarımız ve her gün gördüklerimiz. Spor dünyasını da içerisine katan her şey.

Zaten normal şartlarda hayatımızın içerisinde biz spordaki bölünmelerden sürekli bahsediyorduk. Spor içerisinde bölünme olduğu için belki dışarıya çok fazla yansımıyordu ama bu süreç öyle bir noktaya getirdi ki herkes artık birbirine destek oluyor spor dünyası içerisinde ve burada Orhan abinin tweetine bence yine bir atıfta bulunabiliriz. Ana sorun diğer fanatikler olduğundan dolayı bizim gerçekten fanatik sandığımız aslında taraftarlar birlik olduktan sonra esas hedefin neresi olduğu bence son iki gündür çok çok açık bir şekilde o noktanın ne olduğunu hep birlikte görüyoruz. Devlet Bahçeli Beşiktaş üyeliğinden de istifa etmiş.

Keşke direkt Türkiye'nin siyasi noktasından, siyasilerin içerisinden de istifa etse de bir tık rahat etsek. Yani insanları diyorum ya cam fanusa tıkmaya çalışıyorlar. Halkın bu gidişle muhtemelen futbol izlemesini de yasaklarlar. Amaç o zaten. Konsere gidemiyorsun, sokakta istediğin gibi yürüyemiyorsun. İstediğin hiçbir şeyi yapamıyorsun neredeyse. İşte abuk sabuk bir sürü yasak var işte. Muhtemelen yavaş yavaş futbol da gelecektir. Şaşırmayız çünkü. Evet yani bu kadar işte dedim ya gerçekle gerçek üstü karışıyor yani artık şaşırmıyorsun yani şaşırma refleksi olmuyor. Devlet Bahçeli öyle açıklamalar yaptı ki yani bence etrafında bir tane bile başkanım o kadar da yapmasak mı diyebilecek birini bırakmamış olmanın getirisi bunlar yani o kadar uçuk açıklamalar ki. Tweetler attı, Türkiye'miz son yüzyılın en büyük deprem felaketiyle mücadele halindeyken Fenerbahçe-Konya Spor Futbol Müsabakası esnasında tribünlerden istifa sologanlarının atılması sorumsuzluk ve şuursuzluktur, dedi. Bugün oynanacak Galatasaray Alanya Spor ve Beşiktaş Antalya Spor Kulüpleri arasındaki müsabakalarda aynı şekilde istifa seslerinin yükselmesi halinde futbol kulüplerimizin oyuna geldiği tuzağa düştüğü de netleşmiş olacaktır, diyor.

Anlayanların, müsabakaların ya seyircisiz ya da gerekli tedbirlerin alınarak oynanması hususunda acil ve gerekli adımları atmaları kaçırılmaz görevleridir. Milliyetçi Hareket Partisi konunun takipçisidir." diyor. Yani ya bu şekilde tezahüratlar olmayacak, bunun önüne geçecek yönetimler ya da bu tezahüratların önüne geçilmiyorsa Taraftarlar, futbol izleyemeyecek, Türk futbolunu zillet ve rezalete mahkum etmek isteyenlere göz yummak, alttan almak, sessiz durmak geldiğimiz şu aşamada mümkün değildir, diyor.

İnanılmaz bir tweet. Bu son tweet var ya inanılmaz bir tweet. Yani bu kadar bizim senelerdir içerisinde bulunduğumuz ortamı bu kadar net gösteren başka hiçbir şey olamaz. O kadar rahatsız oluyorum ki ve şu an o kadar kelimelerimi seçmek zorundayım ki. Bu da kötü değil mi abi? Konuşacağım şeyi de şu an seçmek zorundayım. İstediğimi yazamam, istediğimi konuşamam. Bak aslında can bir fanusun içindeyim burada konuşurken yani baktığında. Maalesef. İnanılmaz bir şey ya.

Yani halk bizi eleştirmesin diye halkın futbol izlemesini yasaklayacağız diyor. Halkın sesini kıstırıyoruz BeinSports'a, yayıncı kuruluşa. Sesini kıstırmamız yetmiyor çünkü spikerin mikrofonuna geliyor o ses ve yine insanlar duyuyor. Büyük bir panik halindeler ve bu yüzden de halk bizi eleştirmesin diye halkın futbol izlemesini yasaklayacağız diyor. Bunu bu kadar çok da kolay da, cüret de edebiliyorlar buraya. Çünkü dediğim gibi herhalde etrafındaki insanlar bir tane bile insan bırakmıyorlar. Başkanım acaba söylediğiniz mantıksız olabilir mi? Bu fikrimiz yanlış olabilir mi?" diyebilecek bir kişi bile bırakmıyorlar. O bir kişi bile kalmadığında zaten gerçekten kopma konusunda insanoğlunun hiçbir sınırı kalmıyor. Uçabiliyor da uçabiliyor yani hiç. Fikirler böyle futbolu yasaklamaya kadar gidebiliyor.

Ve dediğin gibi Beşiktaş üyeliğinden de ayrılmış Devlet Bahçeli. O konuda da Uğur Karakullukçu'nun güzel bir tweeti var. Depremden sonra 10 gün boyunca ortada göremediğimiz Devlet Bahçeli 10 dakikada Beşiktaş'ın üyeliğinden ayrıldı demiş. İyi bari, aksiyon olabiliyor. Güzel, beğendim. Onun dışında tabii bazı kulüpler hükümetle, siyasetle çok iç içe, kol kolalar. Tabii hükümet spora siyaseti karıştırmayın diyor ama kulüplerin her yerine istediği gibi karışabiliyor. O kulüplerden mesela Kayserispor başkanı, yeni başkanı Ali Çamlı eski bir AK Parti milletvekili adaya dayıymış. Bunu Sokrates'ten, Onur Erdem'in tweetinden öğrendim ben de. ve Kayser Spor Kulübü ilk açıklamayı yapan kulüp oldu. Şöyle diyorlar, Kayser Spor Kulübü ve Kayser Spor Camiası sonuna kadar devletinin ve milletinin yanındadır. İçinde olduğumuz şu felaket günlerinde, bakın yani ilk kelime devlet oluyor dikkat edin, içinde olduğumuz şu felaket günlerinde milletimizin acısını yürekten paylaşırken bu acıyı vesile yaparak tribünlerde yapılmaya çalışılan kirli siyasetin ve zilletin, muhteşem kelime,

Farkında olduğumuzu ve bunu kınadığımızı kamuoyunun bilgisine sunarız. Bu zillet kelimesi çalışılmış bir kelime. Neredeyse hepsinde görüyoruz. Devlet Bahçeli 10 dakikada Beşiktaş'tan istifa edip 10 dakikada da Kayseri Spor'un şeyi olmuş gibi. Bu açıklamada. Onun sosyal medya ekibi yazmış gibi. Abi yani notlarımız içerisinde. Ben de eklemiş olayım. Tabii ki çok beklediğim bir yerden de açıklama geldi bu arada Kayseri Spor'da. Konya Spor'dan da bir açıklama geldi. Evet.

Selçuklu Darülmülkü Konya, Büyük Konya Spor Camiası ve taraftarı dün bugün ve yarın daima devletimizin yanındadır diye. Ülkemizin içinde bulunduğu bu zor günler, depremzede kardeşlerimizin yaralarını saran devletimizin ve milletimizin acısını, acısı bilen 85 milyon Büyük Türkiye ailesinin tarafındayız. Yaz gününde yaz tutmak yerine çirkin bir siyasete hayanda olanları en şiddetli milletli şekilde kınadığımızı tarih ve millet huzurunda beyan ederiz diye Konya Sporu'da böyle bir dil kullanmış. 85 milyon ailesinin tarafındayız diyor ama bu 85 milyonun muhtemelen yarısı türbünde bağıranların sesi olmaya aday insanlar aslında kendi içerisinde çelişen bir başka açıklama diyebiliriz. Ama beklediğim bir açıklamaydı bu arada.

Konya Spor, sene başında biliyorsun Avrupa Kupalarından elendi. Berbat bir zeminde oynayıp yapılan pas hatası sonucunda golü yemişlerdi ve o zeminin o hale getirilmesinden sorumlu olan kişilere ağızlarını açamamışlardı. Kendi oyuncuların alın terine karşı bir dirayet gösteremeyenlerin böyle durumlarda nasıl açıklamalar yapabildiğini de görmüş oluyoruz. Ben ilk bölümlerde Trend Spor'da Konya Spor'un elenişinden uzun uzun bahsetmiştim. Eski bölümlerde var. Dinlemek isteyenler ilk bölümlerde onları da dinleyebilir. İstersen sağ içine geçelim yavaş yavaş. Abi hemen lütfen. Fenerbahçe-Konya spor maçıyla başlayalım ve sözü sana bırakıyorum. Uzun bir aradan sonra Fenerbahçe'yi izlemiş oldun. Nasıl buldun takımını?

Yani çok böyle somut değerlendirmeler yapmak için zor bir maç herhalde değil mi? Yani 10 kişi kalmak bayağı etkiledi. Konya Sporu hoş. Konya'nın son durumunu hepimiz biliyoruz. O kırmızı karta kadar bile bir ara %81'e 19'udu toplu oynama. O kırmızı kart öncesinde. Fenerbahçe kontrolü tamamen eline almıştı. Daha yaratıcı olunabilir miydi? Kesinlikle olunabilirdi. Ama iş biraz da sanki rolantiye döndü, bilmiyorum sen de öyle hissettin mi? Daha bir idman havası, hazırlık maçı havasında geçti. Ama açıkçası yani genel baktığımız zaman ben Fenerbahçe'nin oyununu pozitif buldum. Çünkü şöyle bir şey var, bunu seninle normal hayatımızda da... konuşuyoruz yani Cessuz'un oyunu biraz artık değişikliğe uğramış durumda. Bence Giresun spor maçındaki mağlubiyetle başlayan ve rakiplerin biraz daha işte bir Trabzonspor deplasmanı var o ön alan presini çözmeye başladığı noktadan itibaren Fenerbahçe'nin artık oyununda

net bir değişiklik görüyoruz. O da topa biraz daha sahip olmak. Çünkü bu sezon başında aslında o muhteşem pres oyununu överken bir yandan da bu toplu oyunun gelişmesi gerektiği ve rakipleri açmak zorunda kaldığın maçlarda o yaratıcılığı sergilemek için toplu oyunda ciddi gelişmelerin olması gerektiğini söylüyorduk ki hatta bazı oyuncu tercihlerinin de bu anlamda değişmesi gerektiğini söylüyorduk. İşte mesela bunun yansımasını bir oyuncu tercihinden çok net olarak söyleyebilirim. O da şu

Zaits mesela hiç düşünülmüyordu hatırlarsan sezonun büyük bir bölümünde en başta ama son dönemde biraz daha fazla düşünülmeye başladı. İşte Adana Demir Spor Mücadelesi'nde Mert Hakkı'nı merkezde gördük. İşte Osterwold'e girdikten sonra belki önümüzdeki haftalara da bir yol gösterici bizim için kadrolar anlamında olabilir. Lincoln Heineken'in merkezde değerlendirildiğini gördük. Artık orada Arao ve Crespo ikilisinden ziyade Arao'nun partneri olarak biraz daha topla haşır neşirop ve pas oyununun temposunu hızlandırabilecek oyuncu tercihlerini biz görmeye başladık orada. Zaits o yüzden burada sanki biraz daha değere bindi. Ki ben oynadığı her zaman da gayet beğeniyorum. Dün de gayet iyi bir oyun. Sergiledi Konya Spor Mücadelesi'nde de. Ve zaten Konya 10 kişi kaldıktan sonra Fenerbahçe iyice oturdu. Biraz daha rolantiye aldı. Daha yavaş paslaşmalar yaptığı oldu. Tempoyu daha arttırdığı anlar oldu. Ve baktığımız an yine Valencia'nın sıra dışı bir performansıyla hakikaten gördüğüm en acayip oyuncu. Yani değişik anlamda söylüyorum. Acayip derken iyi anlamda çok söylemiyorum. Yine Valencia'nın dominant gol performansıyla beraber. Çok da bence iyi bireysel performanslar da vardı. Kötü olanlar da vardı Fenerbahçe'de. ama Konya'nın son dönemdeki kötülüğünü çok iyi bir şekilde kullandığını söyleyebiliriz. Ve bence bu oyunu değiştirmek istediği zamanları yaşıyorken Fenerbahçe bu anlamda pratik yapması açısından da iyi bir maç olduğunu söyleyebiliriz. Yedek Kulübesi'ndeki oyuncuları biraz daha erken oyuna sokma fırsatı oldu. O hamlelerin normal maçlara göre biraz daha erken geldiğini gördük ki bu belki de oyun içerisindeki hamleleri önümüzdeki dönemde görebileceğiniz olası kadro değişiklikleri için çok net bir aslında hazırlık maçıydı diyebiliriz Fenerbahçe için.

Evet, Arda'yı en azından yarım saatten fazla izlemiş olduk ve Osterwolde'yi de 10 dakika falan izledik. Tabii insanlar Osterwolde'yi bekliyordu ama Lincoln'un da hiç fena oynamadı bence. Yani hazır değilse yavaş yavaş müdahil olmasında çok bir problem görmüyorum ben. Tabii taraftar yeni transferi hemen ilk 11'e istiyor ama belki yavaş yavaş geçmesi gerekiyordur. Çünkü Lincoln'un oynadığı bambaşka bir oyun vardı. Osterwolde çok farklı tipte bir back oyuncusu. Takımı ona adapte etmek için biraz daha aceleci olmamasını ben anlayabiliyorum hocanın.

Rossi'yi beğendim ben ayrıca. Teşekkürler abi. Rossi'yi beğendiğin için. İyi oynadı baya. Yani Fenerbahçe taraf tarafına da biraz şey de ön yargılı da yaklaşıyor ama özellikle ikinci gol Fenerbahçe'nin attığı gol çok güzel bir goldü. Yani hem Ferdi'nin Rossi'ye attığı pas milimetrikti. Koşu yoluna çok iyi çıkardı. Hem Rossi'nin oradan içeriye çevirip arka direğe kestiği orta milimetrikti. Çok iyi bir ortaydı. Ve Valencia'da iyi olduğu kadar zor bir top olan o topu uçarak

müthiş bir vuruşla ağlara gönderdi. Onun vuruşu da son derece güzeldi. Üç top da son derece iyi atıldığı için çok kaliteli bir goldü. Yani orada 10 kişi olmasa Konya, 12 kişi bile oynasa o golü çıkaramazlardı. Çünkü toplar hep böyle milimetrik, tam kurşu yollarına gitti. Çok klas bir goldü. Onun dışında benim maçla ilgili değil de maç sonunda Konya Spor'un yeni teknik direktörü Alexander Stoyanov için söyledikleriyle ilgili bir yorumum olacak. Önce dinleyelim o bölümü,

İlk 15 dakika içerisinde hakemin neden bize birkaç tane sarı kart veya kırmızı kart verdiğiyle ilgili gerçekten muallak durumdayım. Ve bu durum hakikaten bizi çok daha zorlu bir yola soktu. Maçtan önce yeni kurallar ve yeni prensiplerle ilgili bilgi aldım. Fakat konuşmayla ilgili 2-3 istişare üzerine yapılabileceğini bana iletmişlerdi. Sadece konuşmaktan dolayı aldığımız bu kartlar, aldığımız bu durumlar gerçekten bizi maçın başında çok yaraladı. Çok fazla tempomuzu düşürdü.

Bakıyorsun pozisyonlara, 3. dakikada Calvo ayağına basıyor Ferdi'nin. Sarı kart. 11. dakikadaki penaltı, penaltı zaten. Diouf gereksiz itiraz ediyor penaltı pozisyonuna. O da sarı kart. 16. dakikada Ahmet Oğuz faal yapıyor. Çok gereksiz bir itiraz yapıyor. O da sarı kart. 21'de Diouf Araouda'nın ağzına dirseği vuruyor. O da sarı kart. Bütün sarı kartlar doğru. Bunu sadece Konya'ya da çıkarmıyor. Çünkü 8. dakikada Araouda rakibinin ayağına basıyor.

da çıkarıyor. Yani hallumutmeler. 20 dakikada 5 tane sarı kart çıkarmış ama hep 5'i de doğru. Ve burada Konya Spor'un yeni teknik direktörünün kendi oyuncularını eleştirmek yerine hakemi eleştirmesi de konforlu bir alan maalesef. Şimdi biz de podcast'ta neredeyse ben her bölümde hakem değinmek zorunda kalıyorum. Hakemlerimiz iyi diye demiyorum bunu. Hakemler de kötü. Ama şu maçtan sonra gidip de hakem eleştirmek Konya Spor'lu oyuncuları şımartmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Ve öz eleştiriden yoksulluk olur bu.

tamamen bir konfor alanına sığınmak olur bence. Ve buradan hakem eleştirisi yapmanın çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Ayrıca ben Beşiktaş'ın geçmiş teknik direktörü Valerian İsmail'in Türkiye'de yaptığı en doğru açıklamaların bu disiplin üzerine yaptığı açıklamalar olduğunu düşünüyorum. Ben çünkü Premier Ligi'de az da olsa izliyoruz Avrupa futbolunu, İtalya'yı, İngiltere'yi, Fransa'yı, Almanya'yı neyse. İzlediğim maçlarda Türkiye Ligi ile arasında gördüğüm en bariz farklılık disiplin farkı oluyor. Yani sanki bizimkileri bizim futbolcuları zorla oynatıyormuşsun gibi, sanki babasının takımıymış gibi, sanki para vermiyormuşsun gibi. Dingonun ağrı gibi davranıyorlar. Sürekli bir itirazdan kart görme görüyorum bizim takımlarımızda. Cezal duruma düşebiliyorlar ve bunu yapan adam Mamed Yuf.

35 yaşında, bu adamın 11 senesi sadece Premier League ve Bundesliga, Manchester United dahil içinde. Yani adam en üst düzey, ligimizdeki en üst düzey tecrübelerden bir tanesi. Ve bu adam bile bu kadar ucuz sarı kart görüp takımını bu kadar erken bir şekilde yalnız bırakabiliyorsa, bunu Almanya'da, İngiltere'de öğrenmemiş olma ihtimali yok bu disiplin standardını. Sana gelince disiplinsiz hale geliyorsa demek ki sende bir problem var.

O problem de bu oyunculara Türkiye'de paralarını doğru düzgün ödeyemiyorsun işte. Birkaç ay geciktiriyorsun falan. O zaman oyuncular da kendi kafasına göre davrandığı zaman ceza da veremiyorsun. Valerian İsmail diyordu ki nasıl futbolcu gol attığında, iyi oynadığında, galibiyet aldığında prim alıyorsa, para kazanıyorsa takımını yalnız bıraktığında, takım arkadaşlarını sattığında da haksız, mantıksız, gereksiz sarı kart görüp cezalı duruma düştüğünde de bu adamlar ceza yemeli diyordu.

Ve belki biraz da o yüzden de kendi de koltuğunda çok duramadı. İyi bir performans göstermedi Beşiktaş'ın başında ama kendi de benzer sorunları yaşadı, disiplin sorunlarını. Ve bence Türkiye'deki en doğru açıklaması bu disiplin konusundaki açıklamasıydı ve Konya Spor bu maçı başlamadan kaybetti bu disiplinsizlik yüzünden. Ve hocalarının da çıkıp bu konudan sonra gidip de hakem eleştirmesi son derece hatalıydı bence. Onu söyleyeceğim. Maçla ilgili bence en çarpıcı nokta buydu bana göre. Bu arada hakem konuşmak gerekiyorsa da 4-0 diye hiç şey yapmaya gerek yok. Maç içerisinde Calvon'un da Ahmet Oğuz'un da atılması gerekiyordu bu arada. Bünyamin Gezer de bunu söyledi, Fırat Aydın Usta bunu söyledi. İrfan Can'ın bir penaltı pozisyonu var izlenmesine rağmen verilmeyen mesela. Orada Ahmet Oğuz aşil kısmından kramponla basıyor. Yani ikinci sarı kart olup kırmızıdan atılması gerekiyordu. Calvo'nun da içerisinde bulunduğu yine bir penaltı pozisyonu var ki zaten sadece dünkü maç özelinde değil, Calvo'nun tarzı olarak bence her maç muhtemelen iki sarıdan atılması gereken bir önce. Çünkü inanılmaz gaddar. Yani özellikle bir oyuncuya taç çizgisine doğru gidiyorsa mutlaka orada tekmeleyerek sağının dışına attığı çok pozisyon var. Dün Ferdi ve Rossi'ye iki kere mesela bunu yaptı o penaltı pozisyonu dışında. Yine ve yine kendimize göre değerlendiriyoruz yani işte CoinSport cephesi kendine göre değerlendiriyor. İlk 15 dakikaya anlam veremiyor ama işte aslında atılması gereken oyuncularına anlam verebiliyor. Bu da farklı. Dediğin gibi aslında hem konfor hem de en güvenli liman orası olduğu için bir aydır burada olan yabancı bir teknik direktör bile Türk futbol ikliminin güvenli alanının neresi olduğunu çok iyi bilerek bunu kullanmaya çalışıyor. Ama Konya'ya baktığında sahada oyuna dair en ufak bir şey yok. Muhtemelen 6 ayın Fenerbahçe kariyerindeki de en rahat maç olmuştur yani. Var mı başka maçla ilgili söylemek istediğin? Yok abi dediğim gibi yani çok böyle saha içinde bizim değerlendirebileceğimiz bir şey olduğunu sanmıyorum. İşte Fenerbahçe'deki öne çıkan bireysel performansları gördük. Bir şey hoşuma gitti. Dün tabii Georges kenarda yoktu. Joao de Deus, Fenerbahçe taraftarının kenardaki tavırları çok hoşuna gitmiş ki kendi artitamızı yarattık be. İşte artık hocam gitse de problem olmaz. Deus'umuz var falan diye tweetler atmışlar. O benim hoşuma gitti. Ben de bir yardımcı hocaya göre

performansını gayet iyi buldum. Hoşkulağında kulaklık vardı, bilmiyorum yukarıdan gerekli talimatları alıyor muydu ama böyle de bence güzel bir en azından enstantane olarak, görüntü olarak bunu söyleyebiliriz. Ayrıca dünle beraber Osterwalde'ye de bir değinmek isterim. Tabii 10 dakikadan kimse bir şey anlayamaz.

Ama benim incelediğim ve inceledikten sonra da gerçekten çok hayran kaldığım Parma dönemi olması da Twente dönemine hakim olduğum bir oyuncuyu Fenerbahçe forması altında görmek gerçekten iyi hissettirdi. O patlayıcılığını birkaç pozisyonda da gösterdikten sonra yine sosyal medyadaki yorumlar ve yansımalarda çok hoşuma gitti açıkçası. O Servoide ile alakalı muhtemelen formayı aldıktan sonra da bırakmayacaktır diye düşünüyorum. Beşiktaş Antalya Sporu'na geçelim o zaman Fenerbahçe'yi tebrik ederek ve Fenerbahçe'nin Galatasaray'la arasındaki puan farkı yılını 6'ya indirdiğini de söyleyelim. Beşiktaş tabi bu maç Antalya Sporu ile oynanan bu maç bir erteleme maçıydı ve yeni transferlerin hiçbiri oynayamıyordu.

Ve Gezalı da yeni bir transfer gibi. Maç öncesi ilk 11'de görmüştük fakat ısınma sırasında yeniden sakatlanıp ağrılarını hissedip Kadro'dan çıkarıldı ve yerine Delali ilk 11 başladı ama o da yine hayal kırıklığı bir performans sergiledi. Beşiktaş'ın daha hakim göründüğü ama golü çıkaramadığı bir maç. Böyle maçlarda tabi biraz daha duran toplarla çözebiliyorsunuz.

Orada da 80. dakikada Tayyip'in bir golü vardı ama elle attığı gerekçesiyle iptal edildi o gol. Bir de son dakikada penaltı kaçtı. Bence yani bu maçla ilgili şunu söyleyebilirim, Fenerbahçe Konya Sporu maçında da çok gördüm. Bu deprem felaketinden tam olarak oyuncular sıyrılabilmiş değil. Ara da verildi, psikolojik olarak da çok yıpranıldı.

Ve oyuncular maçın içine girmekte çok zorlanıyor. Sanki bir resmi müsabaka oynuyor gibi değiller. Yani bir gösteri maçı mı, bir hazırlık maçı mı onun kıvamında geçiyor maçlar. Ve biraz anlayabiliyorum yani yeterince sert maçlar oynanmadı. Fenerbahçe-Konya spor maçı da öyleydi. Bu Beşiktaş-Antalya spor maçı da öyleydi. O yüzden puan kaybından dolayı çok da eleştiremiyorum Beşiktaşlı oyuncuları. Ama bir şey eskisinden hiç farklı değildi Oğulcan. En kolay normalleşen özelliğimiz zaman geçirme oldu. Çünkü zaman geçirme bizim en kemikleşmiş, en kronikleşmiş hastalığımız ya. O yüzden hiçbir şey olmamış gibi Antalya Spor Kalecisi Ataberg muhteşem bir zaman geçirme performansı gösterdi.

Yani buna ne gerek vardı bilmiyorum. Yani orada çok güzel estantaneler oldu. İşte 4. dakikada depremden etkilenen çocuklar için herkes oyuncak sahaya attı. Bu peluş olan yumuşak, mükemmel oyuncaklar atıldı sahaya. Böyle kırılabilecek olanlar da stat öncesinde görevlilere teslim edilmiş. Bir sürü oyuncak böyle sahaya atıldı. Futbolcular ağlıyor, gözleri doluyor. Şenol hocanın falan öyle. Abi ne gerek var ya böyle bir maçta yani o futbolun dışına çıkmaya, olayın çirkin tarafıyla oynamaya ne gerek var yani zaman geçirmeye ama Ataberk çok zaman geçirdi ve sonra bir de hatalı bir penaltı yaptı ama sonra o penaltıyı da kurtardı. Garip bir maçtı onun içinde. Onun dışında sahanın içiyle ilgili yorumlarını alayım yine. Bu arada sadece maça değil kendi performansına da gölge düşürdü aslında. Bence muazzam bir maç çıkardı yani.

ki Antalya Sporu'nun planlarındaki üçüncü kaleci olduğunu da varsayarsak... Onun için aslında çok kolay olmayan yani bir şans buluyorsunuz uzun zaman sonra ve Beşiktaş karşısında o mücadeleye çıkıyorsunuz ki Antalya Sporu'nda herhalde kadro anlamında en zor günlerinden bir tanesiydi. Ertelenme tabii maçı olduğundan dolayı yeni transferlerin, lisans kayıtlarını yapamamış, sakatlık, eksikler mesela zaten 4-6-0 çıktı baktığında Antalya Spor. Forvet'i dahi yoktu. Admir Mehmet'i biraz daha sahte 9 olarak oynattılar. Yani bilmiyorum tabii yayıncı kuruluşu da izledim maçtan sonra orada bir söylendi yani 115 dakikanın sadece 59 dakikası topun oyunda kaldığını söylediler. Neredeyse yarı yarıya zaten. Ben maçtan çok keyif almadım açıkçası. Beşiktaş böyle tabii biraz daha hakim gözüktü ama işte aklımda kalan bir mulekanın iki tane kafa vuruşu pozisyonu var. Penaltı dışında konuşuyorum. Dele Alli'nin kale ağzında kaçırdığı offside çalığını ama aslında gol olsaymış o offside'den dönüp gol olacaktı. Pozisyon offside değildi. Aslında Beşiktaş'ın oyunu keşke Vector's Mastery Knight'a gitmeseydi oyunuydu yani. Baktığın zaman. Cenk Tosun'u ileri hatta değerlendirdi ama Cenk'in sürekli kenarlarda top aldığını gördük. Beşiktaş'ın aslında tehlikeli pozisyon üretmede bu anlamda kısırlaştığını gördük. Jetson bence çok kötü bir gün geçirdi. Ondan uzun süredir görmediğimiz kadar. Aslında bence verimsiz bir performanstı. Sahi biraz daha ağırlığını koyabilirdi. İkinci yarı biraz daha iyiydi ama yani sonucu etkileyemedi. Sonucu etkilemiyor. Bizim Jetson standartımız biraz daha yüksek. Beşiktaş'da genelde çoğu maçta ayakta kalan tek oyuncu oluyordu. Ama onda da bir Crespo ve Salahi sendromu olmuş olabilir. Hani onun da kötü oynamaya hakkı var. Zaten şöyle bir şey de var abi. Aslında seninle geçen program şey dedik ya. Acaba deprem gerçekten o kadar etkiliyor mu oyuncuları diye. Galiba etkiliyor değil mi? Sen de bunu hissediyorsun. Bir de o oyuncak durumu devreye girince duygusal patlama biraz daha fazla yaşanıyor. Cenk Tosun'un zaten gözyaşlarını gördük. Artı Beşiktaş'ın içerisinde bulunduğu durum da oyuncu performanslarına direkt etki eden bir şey olsa gerek. Çok hedefsiz kaldılar gerçekten. Çok hedefsiz kalındı. Bugün itibariyle artık 14 puan gerisinde Galatasaray'ın. Bu anlamda Beşiktaş'ın artık adapte olması zaten bugün bile zorken bu süreç sonrasında çok daha zor bir hale gelecek. Ben de Gezal'ın sakatlığına değinmek istiyorum. Onun sakatlık görüntüsünü gördüm. Ellerini başına koydu ve hani yeter artık. Dermiş gibi o psikolojik anlamda yani fiziksel olarak tabii kasık sakatlığına etkilenecek ama bence Gezel için daha zor olan şey muhtemelen bunun psikolojik süreci olacak. Çünkü Beşiktaş'a ilk geldiği günden beri takımın en kilit oyuncusu iken Ekim ayından beri ilk kez ilk 11 olarak forma şansı bulacağı bir maça çıkamadan tekrardan bir sağlık sorunu yaşıyor. Şenol Güneş de maç sonu açıklamasında bunu

Söyledi. Yani Gezal tabii ki sakatlandı ama mental olarak hem kendi hem takım bundan çok fazla etkilendi son dakikada ilk 11'den çıkınca diye. Onunla değinmek istedim. Hakikaten çok zordu. Ve Beşiktaş'tan beğenmediğim ve ısrarla da forma şansının neden verildiğini anlamadığım bir oyuncu daha var. O da Redmond.

Yani bilmiyorum biraz da başka bir çaresi yok belki Beşiktaş'ın bu konuda ama bence geldiği günden beri Beşiktaş'ın oyununda birkaç maç dışında ki o maçlarda bile bence iniş çıkışları çok fazlaydı. Beşiktaş'ın oyununa ve özellikle toplu oyununa büyük zarar veren isimlerden biri olduğunu düşünüyorum. Bilmiyorum sen bu konu hakkında ne dersin? Valla ben Redmond'ın transferinin Enkudu'ya çok dikkat edilmeden yapılmış olduğunu düşünüyorum. Yani Enkudu'nun da yapabilecekleri, bazı maçların bazı dakikalarında gösterdikleri çok üst seviye olabilir ama Enkudu'nun en büyük problemi nedir desen istikrar dersin, devamlılık dersin. Şimdi Enkudu'dan böyle bir faydalanamama sürecini iki senedir yaşıyorken, gidip yine çok yetenekli olduğu bilinen ama çok da istikrarsız olduğu bilinen bir Redmond transferi daha yapmış olmak zaten bence en önemli problemlerden bir tanesi. Hani Pep Guardiola'nın bile hani istikrarsızlıkla özdeşleşmiş o sinirlenişi var ya o Redmond'a,

bir önceki sene bize karşı müthiş oynamıştın şimdi niye bu kadar kötü oynuyorsun diye adam rakibi bile sinirleniyor yani. Çünkü biliyor yeteneklerini. Böyle ikonik bir olay olmuş adamın istikrarsızlığı yani. Ve sen onu transfer ediyorsun ve elinde en az onun kadar istikrarsız Enkudu da varken bir başka kanat. Yani birbirinden istikrarsız yani Premier League'in son döneminin birbirinden istikrarsız iki oyuncusunu birden transfer etmek. Orada planlamayla ilgili büyük soru işareti var bence. Bir de Vegos dedin ya

Muhtemelen, şimdi yayıncı kuruluştakiler de öyle yorumladı bu maçı. Wegorst üzerinden okudu. Çünkü hakikaten bu 0-0 maç kilitli, uzun toplara başvuruyorsun, duran toplar en önemli gol silahın falan. İşte Tayyip'in golü de öyle oldu zaten sayılmayan. Orada diyorsun ki bir Wegorst olsa bu kadar uzun topu, bu kadar kenar ortayı, bir sürü orta kesiyorlar. Bir tanesini atar veya indirir, Cenk vurur, atar, attırır. Mutlaka etki eder. Çok büyük ihtimalle de galibiyet golünü çıkartırdı Wegorst.

Buna katılıyorum ve Wegorst olsa büyük ihtimalle galibiyet alma şansı %30-40 artardı. O da çok büyük bir yüzde gerçekten. Ama bana Wegorst'tan daha elzem problemleri var gibi geliyor Beşiktaş'ın. Çünkü bu kenar orta ve duran top dışında etkili olamamanın en önemli sebebi bence hücum organizasyonlarının hücum kalitesinin eksikliği. O hücum kalitesi de biraz kanat oyuncularından ve daha ziyade 8 ve 10 numaralardan geçiyor.

Yani 6 numarada Salih oynadı. Salih'den sonra, ikisi toperden sonra Beşiktaş orta sahası 8-10 numarası ve kanatları ne üretiyor? Çok az üretebiliyorlar. İkinci yarıda çok güzel bir pozisyon vardı. Sayıs çok güzel bir uzun top attı, çapraz top Redmond'un önüne. Redmond da onu çok iyi kontrol edip bir çalımla ceza sahasına girdi, şutunu da atabert çıkardı. O pozisyon çok klas bir pozisyondu. Ama o pozisyondan işte yarım saatte biri görüyorsun. Ya atak devamlılığı hiç olmuyor. Böyle hep saman alevi gibi performans Redmond'ın. Yani hem maçtan maça istikrarsız hem maç içinde de yoğunluğu çok zayıf. O yüzden işte tabi şimdi Amir Adzamović oynayamıyor bu maçta, Maksim oynayamıyor. Merkezde daha yaratıcı, daha kaliteli top atıcılar geldiği zaman daha etkili olabilir. Gezalo Kanada kenar oyununa katıldığı zaman daha etkili olabilirler belki. Ama bana esas kalite eksikliği orta sahalar ve kanatlardaki zafiyetten doğuyormuş gibi geliyor açıkçası.

Ben orta saha tespitine çok fazla katılıyorum. Bunu sezon içerisinde de çok fazla kez aslında konuşma fırsatı bulmuştuk zaten. Evet Jetson işte ikili mücadelelerde enerji anlamında size bir şeyler katıyor. Salih geriden oyun kurmada en azından toplu oyununuza bir tık hala ondan beklenen seviyede olmasa da ki bence sezon ona çok iyi girmişti bu arada. Bir şeyler katabiliyor ama skor anlamında bir ağırlık koyamıyordu Beşiktaş'ın merkezi. Ben o yüzden Maxim transferini biraz daha önemli buluyorum.

Zaten Deliel'den o katkıyı alamıyorsunuz. Tamamen işi bırakmış durumda. Redmond için aynı şey geçerli, Muleka için aynı şey geçerli. Yani Beşiktaş'ın hücum opsiyonları, skor opsiyonları bu kadar kısıtlı iken o verimi bir noktada merkezden alma ihtiyacı çok fazla duyuyor. En azından atılacak herhangi bir koşu olabilir, ceza sahasının çevresinde toplu oyunda var olmak olabilir. Bu yüzden Maxim eklemesi Beşiktaş'ın skor yüküne

ve hücum tarafındaki oyununa nasıl yansıyacak ben bunu çok fazla merak ediyorum. Muhtemelen pozitif katkısı olacak ama tabii o zaman da şu devreye girecek yani tüm sorumluluğu o zaman Maxime de veremezsiniz ve farklı alternatifleri de yaratmanız gerekiyor. Bu anlamda da Beşiktaş'ın buna nasıl çözüm üreteceğini ki Gezal'ı muhtemelen yine minimum 2-3 hafta kaybedeceği bir senaryoda Beşiktaş'ın buraya nasıl çözüm üreteceğini hakikaten merak ediyorum. Alanya Spor Galatasaray'a geçelim mi? Tabii.

Bir hazırlık maçı oynandı. Şimdi Galatasaray maça iki farklı yani iki devrede iki farklı ilk on bir gibi çıktı. İlk yarının ilk on birinde kalede Okan zaten müsterih sakat. Okan doksan dakika boyunca oynayan tek oyuncuydu bu arada. Sağ bekli Duyboğa, stoperde Nelson Abdülkerim, sol bekli Kazımcan, orta ekilde Misio Toreira, sağ kanatta Yusuf, on numarada Yunus, Sol kanatlara Shissa ve Santerford'a da Icardi ile başladı. İlk yarıda maç içinde Yusuf ile Yunus bazen biri on numaraya, diğeri sağ kanata geçti. Bazen de yer değiştirdiler. Böyle hazırlık maçlarında oyuncu bazlı değerlendirmeler yapmak daha sağlıklı oluyor. Ben şahsen oyuncu değerlendirmelerimi yapayım ilk yarıyı da.

Kazım Can bir sakatlık dönüşünden döndü. Onun ne kadar cesur ve agresif olduğuna dikkat ettim özellikle. Çünkü bu tip genç yaşta sakatlıklar oyuncuların davranışlarını etkileyebiliyor. Cesaret ve agresiflik özelliklerini kaybettirebiliyor. Mesela Emre Taşdemir'de böyle olmuştu. Kazım oldukça cesur ve agresifti yine. Bu onun en önemli özelliklerinden. Ve onları kaybetmeden sakatlıktan psikolojik olarak da sıyrılmış bir şekilde geriye dönmüş. Gayet de iyi bir ilk yarı çıkardı.

O değerliydi. İlk golde Alanya Spor çok bir atak yapamadan 17. dakikada bir sıfır öne geçti. O dakikaya kadar genelde maçın hakim Galatasaray'dı ama Yusuf'un sağ kanatta vıçalım denerken yaptığı top kaybı, kendi yaralanında yaptığı top kaybı Dönüşte de Okan'ın arkaya atılan topta eliyle almak yerine kayarak ayağıyla vurdu ve ceza yayının gerisine düşen topta Cavaliero iyi bir vuruşla gol attı. Okan'ın da hatası var ama Yusuf'un da kendi yaralanda çalım atmamayı öğrenmesi gerekiyor. Oyun aklı olarak Yusuf maalesef çok toy gözüküyor.

Okan bu arada aynı çıkış hatasını 26. dakikada da yaptı. Yine basit bir hata daha yaptı. İlk yarıda kötüydü ama ikinci yarıda daha iyi bir Okan vardı. İki tane karşı karşıya pozisyonda falan iyiydi. Bu arada Okan Dünya Kupası arasındaki hazırlık maçlarında da çok hatalı goller yemişti. Hatta iç sağdaki maçlarda taraftarlar ıslıklamıştı onu. Nefsi tadında. Ama İstanbul Spor'la lig maçında, o Dünya Kupası'ndan sonra oynanan maçta son dakikada müthiş bir kurtarış yapmıştı ve iki puanı kurtarmıştı. Yani Okan hazırlık maçları gerçekten kötü ama umarım İstanbul maçındaki gibi ligde oynar. Çünkü Muslera'nın dönüşü tam bilinemiyor. Antalya'da antrenmanlara başlamış ama ayakta yapmıyormuş antrenmanları oturarak yapıyormuş. O yüzden kaç maç kaçırır mı tam bilmiyorum. Yine Okan'a işçi düşecek gibi Galatasaray'im ve umarım yine İstanbul spor maçında olduğu gibi devam eder. Sen nasıl buldun ilk yarıyı?

İlk yarıyı, yani aslında Galatasaray'ın Alanya Spor'a göre daha ağır bastığını tabii ki söyleyebiliriz ama ne kadar Galatasaray dominant bir oyun sergiledi orada soru işaretlerim var tabii ki. Yani ilk yarı benim için tamamen şöyle geçti, yani sanki Alanya Spor'u geriden oyun kurma takıntısında her an bir hata yapacakmış da kalesinde golü görecekmiş gibi. Çok fazla Galatasaray'ın da aslında resmi maçlardaki baskısını, o temposunu yapabilseydi muhtemelen yine Allianz Spor'u iki yarıdan üçlük dörtlük yapabileceği müsait anları da çok fazla gördük bence. Ben Torreira'yı çok beğendim bugün. Zaten çok istikrarlı bir şekilde o performansına devam ediyor. Kazımcan'la alakalı söylediğin şeyi ben şöyle destekleyebilirim. Bugünkü performansına çünkü özellikle dikkat ettim.

Sen cesur olmasından ve agresif olmasından bahsettin. Bence bunu sergilediği karşısındaki oyuncunun da ligin en cesur ve agresif sağ açıklarından biri olduğunu söyleyebiliriz herhalde Efe Can'ın. Bu anlamda ona karşı bu tarz bir performans sergiliyor olması bence Kazım Can'ın değerini bu özellikleri üzerinde bir tık daha yukarıya taşıyan ana unsur. Okan Koçuk her zaman olduğu gibi yani Hatay'da meyilli bir oyun sergiledi. Hatta ikinci pozisyonda da Nelson onun arkasını

biraz kurtardı diye söyleyebiliriz. Tabii ister istemez herkes gibi benim de gözüm yine Yusuf Demir'in üzerindeydi. Yusuf sürekli böyle ayağına geldiğinde bir şeyler yapmasını beklediğin hatta istediğin, onun yeteneklerini izlemek istediğin bir oyuncu. Ama sorunu ne bilmiyorum. Şans bulduğu hiçbir anda bence bugüne kadar, bugün de dahil olmak üzere öyle çok yüksek şeyler vadeden bir performans göstermedi ki

Ben genelde sosyal medyanın nabzını tutmayı severim. Maç içerisinde Galatasaray taraftarına yorumlarını da okumaya çalıştım. Herkes en erken şekilde kiralık gitmesini uygun görüyor gibi duruyor. Yani Galatasaray kadrosunun içerisinde hele ki Zan Yolo da geldikten sonra ve Yusuf Demir'in bu yabancı statüste değişmedikçe muhtemelen Galatasaray'da forma şansının çok çok az olduğunu söylesek herhalde yanılmış olmayız. Yunus'u bugün 10 numara görünce Orhan abi aklıma geldi. Yunus'un bu mevkide kotarması gerektiğini, belki de kariyerine yeni bir yön vermesi gerektiğini söylüyordu. Galatasaray'ın Raşit San'ın bon servisine alma girişimlerinden sonra, işte belki zan yoluyu 1-1,5 yıl tutabilirse bundan sonra

Ama onun hedefinin bir 10 numara olarak Mertens gibi 35 yaşında olan bir oyuncudan sonra belki 10 numarayı almak olmalı. Bu yönde çalışmalı dedikten sonra bugün 10 numara performansını izleme fırsatı bulduk. Ama Yunus'un da o istikrar ve devamlık problemini bence bugün de gördük. Galatasaray'da Toray'la dışında beğendiğim oyunculardan bir tanesi de Rashid Isay'dı. Zaten Rashid Isay'a benim özel bir sevgim var.

Vedat Muğliç'in Fenerbahçe ile oynadığı dönemden beri keşke aklını çelse de Fenerbahçe'ye getirse diye düşündüğüm oyunculardan biriydi Werder Bremen zamanlarından itibaren. Bence Galatasaray'da forma şansı bulduğu ilk günden beri gayet faydalı performans. Her şeyden önce çok istekli abi ve oyunu ben çok iyi bildiğini düşünüyorum. Bu anlamda o dinamizmi ona çok büyük artılar katıyor. Galatasaray'ın hücumlarında da çok fazla artı kattığını gördük ki. Gol de zaten onun ayağından geldi.

İkinci yarıda şöyle bir şey var. Tabii Galatasaray skora biraz daha rahat gidebildi. Ama Alanya Spor'un kalitesi ne kadar üst düzeydi belki bunu tartışabiliriz. Yani Galatasaray'ın ikinci yarıda sonuca gitmesi benim için çok sürpriz olmadı. Çünkü yani baktığın zaman yedekten giren oyuncular Sergio Oliveira oluyor, Gomis oluyor, Zan Yolo girdi. Yine kaliteli. Galatasaray'ın kalitesi neredeyse aynı seviyede kalırken Alanya Spor'un kalitesi düştü. Kadro kalitesi farkı, evet. Bir de Fariole'nin oynatmak istediği bir oyun var ve bu oyunu oynayabilmek için kaliteli oyunculara ihtiyacınız var. Belki de bugün aslında yol ayrımını getiren şey de Farioli'nin bu takıntısı. Yani Guardiola da bunu söylüyor. Sen sürekli mesela Guardiola'dan örnekler verirsin. Ben de bir tanesini vereyim. Yani bu oyunu oynamak için biz bu paraları harcıyoruz diyor. Bu oyunu herkesle oynayamıyorsun. Ya Prime Barcelona ile oynayabiliyorsun ya da savunma hattına bile 250 milyon euro harcadığın oyuncularla oynayabiliyorsun. Ama Farioli bunu gidip Fatih Aksoy ile oynamaya çalışıyor. İşte Efkan ile oynamaya çalışıyor. Balkovets'de oynamaya çalışıyor. Kenardan gelen oyuncuların kalitesi daha kötü, yine bu oyunu oynamaya çalışıyor. Böyle olduğu zaman da karşınızda Galatasaray varsa bu sonuca mahkumsunuz. Aslında her defa aslında bu mesajı özellikle büyük takımlara karşı oynarken Fariuli sürekli aldı. Ama bugün ikinci yarıda da herhalde onu yolun sonuna getiren şey de bu oyundu. Bu arada ben Allianz Spor'la alakalı bir şey eklemek istiyorum. Kayseri Spor ve Kovani Spor'un açıklamalarından bahsetmiştik. Biz bu programı çekerken Allianz Spor açıklaması da geldi. Onu da eklemiş olayım. Valla şaşırtmadı. Evet, aynen öyle. Yani beklenir şeyler bunlar. Bu arada Yusuf demişken, Yusuf'la ilgili ben de tweet atmıştım. Yusuf'la ilgili bence en sıkıntılı durumlardan bir tanesi çok genç yaşta Barcelona'nın ona çok güvenmesi olmuş olabilir. Çünkü oyuncu şu anda kiralık gitmeyi düşünmüyor. Alt liglere de gitmeyi düşünmüyor. Prosedürden dolayı aynı lig seviyesinde üçüncü bir takıma gidemiyor. Bir alt lig'e gitmesi lazım. Yusuf da oraya gitmek istemiyor. Ama yedek grubesinde kalması onun gelişimi için daha kötü bir durum. Ama ben Barcelona'da oynamış adamım moduna giriyor bence. Bir ara Barcelona yeni Malatya sporu gibi davrandı. Onu birazdan açacağım. Şöyle, Barcelona'da sağ kanatta sol ayaklı ne kadar çalım atmayı bilen genç yetenek varsa transfer etmeye çalıştı. Belki bir tane daha Messi buluruz diye. Hatırlarsan o zaman Münir El Haddadi falan vardı. İşte Yusuf'u falan da aldılar. Bir sürü genç yetenek denediler orada. Belki bir tanesi daha Messi çıkar diye. Tabii ki Messi çıkmadı. Çünkü Messi gerçekten milyonda bir olabilecek bir şey.

Ve Yeni Malatya Sporu da şöyle yapmıştı, Yusuf Endiyeşmiye çıkınca bütün Burundili futbolcuları transfer etmişti. Herhalde Yusuf Endiyeşmiye gibi başka adamlar da vardır diye. Yusuf da yani Endiyeşmiye'de de Burundi'de milyonda bir çıkan bir çocuktu. İki denemede fiyaskoyla sonuçlandı. Hem Yeni Malatya Sporu yönetiminin denemesi hem de Barcelona'nın. Bu bence Yusuf'u da belki çok hızlı bir şekilde yükseltti ve oradan düşüş de tabii ki çıktığın yerden düşüş de daha yıpratıcı olabilir. Yusuf da, Yunus da bugünkü oyunda zaman zaman aynı Redmond'a söylediğim gibi zaman zaman etkili oldular ama devamlılık yoktu. Ve bu genelde çok oluyor. Yunus'un ilk 11 başladığı maçlardaki en büyük eksikliği bence. Oyun içi devamlılığı. Ve Rachissa'yı çok beğendiğini söyledin ya, Rachissa'nın bence onlardan en önemli farkı da devamlılığının daha yüksek olması işte.

Raşisa'nın yeteneği, daralan yeteneği Yunus'un daha altında olabilir, Yusuf'un da aynı şekilde. Hem Yunus'tan hem Yusuf'tan daha az yetenekli olabilir ama çok daha devamlı bir oyuncu. Ve ilk yarıda, ilk golü de Raşisa attı. Bir bir berabere gitti Galatasaray.

Bu arada bu maçta dikkat çeken konulardan bir tanesi de şuydu. Hem ilk yarıda hem ikinci yarıda. Tecrübeli ve kaliteli futbolcular biraz daha fazla rolantide oynadı. Özellikle Gomis. Gomis zaten hazırlık maçlarında oynadığıyla resmi maçlarda oynadığı arasında çok büyük bir fark oluyor. Hazırlık maçında hiç hareket etmiyor. Lig maçında biraz daha hareket edebiliyor. Öyle bir şey. Kendisini biraz zorluyor. Ama biraz daha hareket edince de gol atabiliyor. Öyle bir adam yani.

Icardi'de çok kasmadı, Divoa'da aynı şekilde çok kasmamıştı. İkinci yarıdaki Galatasaray'da çoğu insan kaçırmış. Galatasaray bir sistem değişikliğine gitti, yeni bir diziliş denedi. 3-4-2-1'e döndü Galatasaray ikinci yarıda. Ve üçlü savunmanın sağ stoperi Saşaboy oldu. Ama bol bol da hücuma çıktığı için insanların çok anlayamamasını anlıyorum. Sağ stoper olsa bile böyle sağ bek gibi devamlı bindirdi zaten, çok seviyor bindirmeyi.

Merkez stoper Kaan, sol stoperde emin oldu. Adekugbe dörtlünün solunda, Barış Alper de dörtlünün sağında kanatbeke oldular. Ortada Oyveyara Berkan, ilerde de 2-10 numara gibi Mata ve Kerem ve ilerde de Gomis şeklinde yaptı. İkinci yarıda Galatasaray çok daha bitirici oldu.

çok daha üstündü ve Barış Alper'de maçın en iyisiydi. Hem mükemmel bir ikinci gol attı, hem de üçüncü golde asisti de yaptı. Bir gol bir asisti. Hazırlık maçını en istekli oynayan kişiydi. Barış Alper'in bu özelliğini ben çok seviyorum. Çünkü geçen sene de Dinamo Kiev ile oynanan bir hazırlık maçı vardı. Ukrayna'daki savaş nedeniyle Dinamo Kiev birçok takımla hazırlık maçı yapmıştı ve orada da Barış Alper'in yine mükemmel bir cezasız dışı golü vardı. Bu maçtaki golü de mükemmel. Yine bu senenin ilk devresinde İstanbul Sporlu bir hazırlık maçı oynanmıştı. O maçta da yine Barış Alper çok etkiliydi, golünü atmıştı, iyi oynamıştı. Hazırlık maçlarında kendini göstermek için elinden geleni yapıyor, bu oldukça iyi bir durum. Ve Adekukbe için insanlar şey dedi işte, yeni transfer ya hiç savunmaya dönmüyor, hep ileride. Biraz o dörtlünün kenarı gibi Adekukbe'de hücuma çıkmayı çok seviyor. Ama dönüşleri biraz sıkıntılı zaten, Beck'te oynarken de öyleydi. Herhalde biraz hazırlık maçı diyedir çok da dikkat etmedi. Hani Barış Alper'in savunma yardımı Dade Kukbe'den daha iyiydi yani. O pozisyonu oynamak konusunda deneyimsiz olmasına rağmen. Onun dışında Olivier oyuna girdikten sonra bence kalitesini çok net ortaya koydu.

İkinci yaradaki takımın daha etkili, daha iyi oynaması, genelde aslında daha yedek ağırlıklı bir takım olmasına rağmen daha iyi oynamasında Olivera etkisi bence çok barizdi. Son 10 dakikada da Zaniolo girdi oyuna ve savunma arkasına çok iyi sarktı ve golünü de attı. Savunma arkasına sarkmışken orada Kerem'in savunma arkası pası da çok iyiydi ki Kerem'in en önemli eksiği aslında bu pasları. O pasları çalıştığını biliyorum Kerem'in ve o konudaki gelişimini görmek çok sevindirici. Sanırım Kerem'e pası atan da savunmadan Kaan'dı. Kaan'ın da en iyi özelliği bu, oyun görüşü ve pası. Bir savunma oyuncusuna göre bu işi çok iyi yapıyor. Yanlış görmediysem onu da bu pas kalitesini yine gösterdiğini bu dördüncü golle söylemek lazım.

Futbolun altın kurulu herhalde değil mi? Yani zanlı yol oyuna girerken gol atacağını ben adam gibi biliyordum şahsen yani. Hiç şaşmıyor ya yeni transfer böyle son 10 dakika girecek de golünü atacak. Abi hatırlıyor musun bilmiyorum eski açıkta yine aranızdan birinin kademesine girmiştim.

Erinç abinin kademesine girdiğimde size Kerem'le şeyi sormuştum. Acaba bu Kaan Alhan transferinden sonra, yani daha adı geçiyordu o dönemde, Okan Hoca'nın bir sistem değişikliği arada deneyebileceği maçlar olur mu ve bu sürekli hali alır mı diye. Çünkü ben mesela Galatasaray'ın üçlü bir oyun oynadığı takdirde bazı oyuncuların veriminin otomatikman artacağına inanıyorum. Örneğin kafamda şöyle bir şey var, hem yerli açısından da bir tık daha avantajlı hale getiriyor Galatasaray'ı ama tabi benim kafamdaki şeyde zanyola geldikten sonra Kerem kulübeye çekiliyormuş gibi oluyor. Şöyle mesela üçlü stoper oynadığında, Abdülkerim'i üçlünün sol stoper olarak kullandığında onun toplu oyundaki driplinginden, passından çok daha iyi faydalanabilirsin. Kaan Ayhan'ın stoper özellikleri çok belli. Sağ stoper olarak oynadığında ondan gerekli verimi alabilirsin. Nelson bence savunma liderliğiyle tam üçlünün ortasında oynayabilecek olan oyuncu.

Sashaboy zaten o 100 metreli kulvarın her bir metresini kullanmayı çok seven bir oyuncu ki üçle oynadığın zaman onu bir tık daha ön tarafa atıp konfor alanını biraz daha ön tarafa doğru kaydırabilirsin. Kazımcan bence bunun için çok uygun bir profil. Sergi Oliveira'yı 2-8'den 1 olarak normalde belki temposuzluğundan ötürü değerlendirmezsin ama partneri Toreira olursa çok rahat bir şekilde bu ikili tandemi oturtabilirsin. Ve bu üçlü oynadığında iki tane kenarın genelde çok saf kanat oyuncusu değil, içeri doğru kat etmeyi seven on numara profili de olabilir, kanat varet oyuncusu da olabilir. Sağ tarafta Zaniolo, solda Mertens ve ileride Icardili bence muazzam bir üçlü, tam bir 3-4-3 takımı olabilir Galatasaray diye düşünüyorum ve ben Okan Hoca'nın

saydığım kadroyu belki bazen Kerem'i de tabii o denkleme dahil ederek kesinlikle ve kesinlikle birkaç maçta kullanacağını düşünüyorum. Hakikaten profil profil baktığımda da aşırı uygun bir kadrosu var Galatasaray'ın bence. Eyvallah. Ağzına sağlık olacak.

Şimdi Formula 1'e çok kısa bir süre kaldı. Yaklaşık bir hafta. Bu hafta sonunda yarışlar başlıyor ve sevgili Mali Selişık'la Formula 1'i konuşacağız. Kendisi Esport'un yarış spikerlerinden ve aynı zamanda Digital Racing YouTube kanalında yorumcularından. Daha önce de konuk etmiştik kendisini. Şimdi onunla konuşalım biraz. Selamlar Mali, hoş geldin tekrar. Hoş bulduk. Nasıl keyifler?

Teşekkür ederiz. Sen nasılsın? İyiyim, ne olsun. Artık sezonun başlangıç haftasına girdik. Bu haftanın sonunda ilk yarışı izleme fırsatımız olacak. Hatta Cuma günden itibaren sezon başladı diyeceğiz. Bahrain'de ilk yarış ve geçtiğimiz hafta testler yapıldı. O testlerde öne çıkan pilot ve takımlar nelerdi? Onu sorarak başlayalım. Yani en çok bahsedilen, en çok övülen ya da en çok ya bunlar inanılmaz atılım yaptılar denen takım Aston Martin gibi görünüyor. Şimdi tabii bir taraftan testlerle ilgili ne olacağına karar vermek ya da testlerden çok net bir şeyler çıkarmak mümkün değil. Yani testlerde bir hafta sonrasının sıralamasını çıkartamıyoruz ama araçların dışarıdan ne kadar rahat kullanıldığına dair bir takım gözlemler, ne kadar sorunsuzlar, ne kadar farklı arka kanatlar, ön kanatlar denediler.

Pilotlar nasıl görünüyorlar? Rahatlar mı? Endişeliler mi? Biraz oralardan çıkarım yapılabiliyor. Çok net, somut tur zamanlarına bakarak bu hızlı bu yavaş denebilecek bir durum çok olmuyor. Yakıt yükünü de bilmiyoruz tabii araçların ne kadar yakıt taşıdıklarını. Ama genellikle zaten geçtiğimiz yıllardaki gelişmelerden dolayı Red Bull'da Ed Rooney baş tasarımcı, büyük efsane. Onun öğrencisi, onun belki de takımı devredeceği isimdi, Dan Fallows ve onu Red Bull'dan transfer etmişti Aston Martin. Onun tamamen başında olduğu, yani araç üretilirken, tasarlanırken tamamen başında olduğu ilk otomobil, Aston Martin'in bu yılki otomobili. O yüzden beklentiler yüksekti. Üstüne bir de Fernando Alonso'nun tabii takıma geliyor olması. Onlar için bir motive edici güç oldu. Testlerde şöyle bir dezavantajı vardı. Aslında Aston Martin'in Lance Stroll bir bisiklet kazası geçirdiği için bileklerinde problem var ve onun yerine takımın yedek pilota formüne iki şampiyonu Felipe Drogovic tur attı. Ne olursa olsun çok daha tecrübeli bir pilot olarak Lance Stroll da olsaydı daha güçlü bir test geçirebilirlerdi. Ama gerçekten herkes Aston Martin'in en büyük atılımı yaptığını söylüyor. Yani ikinci sıraya dahi koyanlar var. Onu ben abartı buluyorum biraz. Mercedes'le kapışabiliriz sezonun başında diyenler var. Onu bekleyip görmek lazım. Belki mümkün. Ama i3 dışında geriye kalanların en iyisi garanti olacak gibi duruyor. En azından sezonun başında Aston Martin. Alpin biraz elini sakladı. Onların testte gösterdikleri performans çok net bir tablo çizmiyor diye düşünüyorum. Hafta sonunu beklemek gerekiyor. Mercedes en azından yunuslama problemi yaşamıyor. Ama bu onları tatmin edecek mi? Red Bull ve Ferrari'nin arkasında kalacaklarsa yani araç yunuslasa ne olur?

Kuslamasa ne olur, dalgalanma sorunu yaşasa ne olur gibi bir şeye girebilirler. Bu sene çünkü şampiyonluk potası içerisinde olmak zorundalar. Geçtiğimiz yıl onlar için çok kötü bir yıllı bence. Dışarıdan Red Bull ve First Tophane çok rahat görünüyor. O biraz rakiplerine kötü bir haber diyebiliriz. Onun dışında... McLaren'ın da yine operasyonel olarak da araç performansı olarak da geçtiğimiz sezon olduğu gibi sezon başında bir iki adım geride olacağını görmek lazım. Ama tabii sezon içerisinde bu testlerden yaptığımız çıkarımlar zaten önümüz iki hafta yarış hafta sonunda bir kısmını ya biz bunu tamamen yanlış tahmin etmişiz diyeceğiz. Sezon ilerledikçe bu dengeler de değişebiliyor. McLaren birazdan sezon içerisindeki gelişimiyle iyi yerlere gelebilen bir takım. Ama tabii kış arasında genellikle çok

Çok iyi çalışamamış ya da çok iyi konsepte oturtamamış oluyorlar. Böyle problemlere yol açabiliyor. Şimdi bu kadar takımlardan bahsettik. Bizim futbol tarafındaki çok klişe bir soruyu aslında yöneltmek istiyorum. Ferrari için o sene bu sene olabilir mi?

Ferrari için en azından şampiyonluk adına geçtiğimiz yıldan farklı yaptıkları şeylerden biraz bahsetmek lazım. Otomobil bunlardan bir tanesi değil. Otomobil zaten iyi bir otomobildi. Bazı dayanıklılık sorunları vardı. Güç ünitesi kaynaklı ama onun dışında gerçekten hızlı bir otomobildi. Şampiyon olabilecek de bir otomobildi. O yüzden onun birazcık evrim geçirmiş versiyonunu

Bu yıl getiriyorlar. Değiştirdikleri ve değiştirmeleri gereken zaten en büyük kısım işin strateji departmanıydı. Geçtiğimiz yıl hepimiz izledik zaten. Yarış stratejisi anlamında çok şey kaybettiler ve o bütün şampiyonluk mücadelesini sirayet etti. İşte Monaco Grand Prix'sinde başlayan durum, sezon sonuna kadar bir anda yaz arasında gittiğimizde işlerin çözülmüş olduğunu gösterdi bize.

Dolayısıyla evet tabii ki sezon bitmeden Mathieu Binotto'yu gönderip Frederic Vasseur'u getirmişlerdi Alfa Romeo Sauber'den. Onu göreceğiz. Oradaki işler nasıl yürüyecek göreceğiz açıkçası onu bilmiyoruz ama net bir şekilde pozitif etkisi olacak bir durum var. Çok uzun zamandır Ferrari'nin strateji ekibinin başında olan yineki Rueda'yı fabrikaya, Maranello'ya çektiler ve onun yerine yine ekip içerisinden başka birini çıkarttılar. Dolayısıyla en değişmesi gereken yerde strateji ekibinde anahtar bir değişiklik yaptılar. Olur olmaz tabii ki göreceğiz ama değişiyor olması en azından kötü giden bir durumun devamını engelleyecektir diye tahmin ediyorum. Ama tabii ki pilotları motive etmek

Ve işte takımla birlikte iyi stratejiler yaparak, iyi bir otombille sezon boyunca bunu devam ettirmek ve tamamını erdirebilmek de kolay değil. Burada tabii Charlotte'ler kendisi gibi Fransızca konuşan, kendisiyle aynı dili konuşan, öyle söyleyeyim Frédéric Vasseur'la daha iyi yakın bir ilişki kurabilir. Belki oradan daha iyi bir motivasyon yakalayabilir. Çünkü geçtiğimiz yıl Mathieu Binot'un bazı yerlerde insan yönetiminin eksik olduğunu görmüştük birkaç yarışta özellikle. Her ne kadar Ferrari için çok değerli biri de olsa bence. İnsan yönetimi konusunda problemler yaşıyordu ve bulunduğu takım patronu pozisyonunda yapması gereken en önemli şey oydu. Tabi bir taraftan birinci ve ikinci pilot bizde yok diyorlar Ferrari uzun zamandır. Zamanında tarihinin en büyük ikinci pilotunu kendileri yarıştırıyorlardı. Bazen gerek yok. Şimdi bu Fransız bağlantısı acaba Carlos Sainz'ı biraz geriye iter mi arada? Bir problem olur mu ya da sürtüşmeler olabilir mi diye düşünüyorum, merak ediyorum. Ferrari'nin şampiyon olmaması için tek bir sebep var.

Fenerbahçe gibi oldu. Genellikle bunu söylüyoruz. Çok uzun zamandır söylüyoruz. Yakın dönemde Mercedes çok iyi bir sebepti. Ya da işte Red Bull geçtiğimiz yıl şampiyonluğu Ferrari'nin kaybetmesiyle almadı. Onlar yine belki alacaklardı. Ama şampiyonluk adayı olması için Ferrari'nin önündeki engel gerçekten kendileri. Onlar tabii ki şampiyonluk adayı olduklarında.

Hem dünyada hem Türkiye'de ciddi bir tifozi yoğunluğu var. Yayınlarda daha fazla izleniyor, üzerine daha çok konuşuluyor. Ferrari'nin şampiyonluk mücadelesi vermesi o yüzden kıymetli, değerli. Ama bir taraftan sadece spor izlenecek diye de Ferrari'yi şampiyonluk adayı yapmıyoruz. İyi bir otomobilleri vardı. Bu yıl, geçtiğimiz yılki hatalardan ders çıkarırlarsa... Ki bu yani çok büyük bir eğer koyuyoruz buraya. Geçtiğimiz yıldan şayet ders çıkarırlarsa bu yılda şampiyonun içinde olacaklardır. Olmamaları için herhangi bir sebep yok ama dediğim gibi bunun tamamını erdirmek çok kolay bir şey değil. Red Bull ve Mercedes çok daha yakın zamanlarda şampiyonluklar yaşadılar.

Ferrari'nin en son takımlar şampiyonu, 2008 pilotlar şampiyonu da 2007 ile Kimi Räikkönen. Arada bir sürü dönem geçti. Takım patronları, farklı birinci pilotlar, farklı dönemler ara ara şampiyonluk mücadelesi içerisinde oldukları oldu Sebastian Vettel ile özellikle 2017'den başlayarak. Ama yani çok uzun zamandır biriken bir şampiyonun kasreti var. Onu gidermek kolay değil ama ellerinde bence yeterli malzemeler var. Sinan abi aklımı okudum bu arada az önce. Mali hani Ferrari yerine Fenerbahçe, otomobil yerine futbol topu dese gerçekten Fenerbahçe'den bahsediyor diye düşünürdüm. İnanılmaz bir şey yani. Ama şampiyonluk olarak bakıldığında o kadar büyük bir hasreti yok galiba değil mi, Fenerbahçe'nin ne zaman olduğunu sanıyorsun? Ben yılı da... 2014. 2014 ama 2008 dedin, o civarlarda da Fenerbahçe'nin en son şampiyonler liginde oynadığı yıllardı. O yüzden yine bir yerden tutturabiliyoruz. Avrupa başarısıyla gibi. Aynen öyle. Olabilir. Şimdi Mali seni biraz sıkıştırmak istiyorum çünkü malum sezon başlıyor. Sezon başladığı zaman da böyle bir tahminler sorulur abi. Geçen seneki gibi böyle çok rahat bir sezon mu geçer yoksa daha çekişimli, daha eğlenceli bir sezon izler miyiz? Şampiyonluk favorinin, sürpriz yapacak takım ve pilot favorinin onları da bir alalım senden. Ya ben tabii ki işin içerisinde olan biri olarak çekişmene geçmesini tercih ederim. Yani yaz arasına gittiğimizde ya bir dakika sezon bitmiş deyip sonradan fark etmek çok iyi değildi. Yani kimse çünkü o aradan dönmemişti. Sonra bir notların işte kalan 9 yarısı kazanmamamız için hiçbir sebep yok deyip. Hiçbir yarışı kazanmamaları gerçekten işleri pek kolaylaştırmamıştı. Red Bull çok iyi bir otomobile sahip, çok iyi bir pilota sahip Max Verstappen ile. O yüzden dayanıklı oldukları sürece onlar tabii ki son şampiyonlar olarak favori olacaklar. Yeni dönemde yeni kurallarla onlar en iyi paketi ortaya koymuşlardı ve onun devamını getiriyorlar.

Ama çekişmeli bir sezon olmasını umarım. Mercedes Opota'ya katılırım emin değilim gerçekten. Onlar yine 3. takım gibi görünüyorlar. Umarım katılırlar. Üçlü bir şampiyonluk mücadelesi olur. Aston Martin'in bu sezonun en sürpriz takımı olacağını tahmin ediyoruz. Ama şimdi testlerde az önce bahsettim. O kadar çok arkasında bir

Beklenti oluştu ki Aston Martin'in başarılı olması 2-3 gündür sürpriz olmayabilir beklenti oraya getirdi. Ama tabii Fernando Alonso elindeki otomobilden her zaman %100'ü veya çok yakınını çıkartabilen bir pilot olduğu için sezon içerisinde bir Alonso galibiyeti bence çok sürpriz ve çok güzel bir hikaye olur. Düzenli olarak da podyumlara çıkabilecek durumda olurlarsa eğer Aston Martin güzel puanlar toplayabilir. Sezonun sürpriz pilotu olarak baktığımızda ben Nick de Vries'i ön plana koyabilirim. Çünkü zaten çok iyi bir pilottu.

McLaren'in genç sürücü programında bir süre el alıyordu 2013-14 civarında. Sonrasında Formula 2 şampiyonu oldu. Ardından Formula 1'de kendine koltuk bulamayıp Formula E'ye gitti. Mercedes de orada Formula E dünya şampiyonu oldu. Bir FIA dünya şampiyonu olarak buraya geliyor. Geçtiğimiz yıl Alex Albon'un pandisi patladığı için yerine Monza'da yarışıp

Kanadalı Nicholas Latifi'nin sezon boyunca yapmakta çok zorlandığı şeye girip bir yarışla yapıp puan almıştı. Zaten çok yetenekli. Şimdi Alfa Tauri'de de önünde ciddi bir yol açılıyor. Sergio Perez beklerini veremezse, o Alfa Tauri'de iyi bir performans sergilerse bir anda kendini Max Verstappen'in vatandaşının yanında yarışırken bulabilir. O yüzden bu yıl kendini ciddi anlamda kanıtlama yılı olacak. Otomobiliyi mi tabi onu bilmiyoruz ama Nick De Vries bence sezonun en sürpriz performanslarını sergileyecek isim olabilir. Ayrıca tabi ki Oscar Piastri'yi bekliyoruz. Şok bir şekilde Alpine'de yarışması beklenirken, Alpine bunun açıklamasını yapmışken kendisi Alpine'i reddetti ve McLaren'a gitti. Onun ne yapacağını merak ediyorum ama çok

O da beklentilerin çok yüksek olduğu bir pilot. F3'ü, F2'yi çaylak sezonunda kazanarak geldi buraya. Bir sene de kenarda bekledi. Ama tabii ki o beklentileri karşılayabilecek bir otomobil olur mu, olmaz mı bilmiyorum. İzlemeyi çok merak ettiğim isimlerden bir tanesi, ne yapacağını çok merak ettiğim isimlerden birisi de Oscar Piastri. Bence Drive to Survive'da sormadan bırakmayalım Mali'yi. Son olarak da öyle şey yapalım. Şimdi Drive to Survive ilk çıktığında insanlara

F1 yarışlarını takip edemeseler bile bence o branşın kendi içerisindeki kültürünü gayet iyi bir şekilde aşılıyordu ama sezonla ilerledikçe hani insanlar o sporun parçası olduğunu hissetmeye başladığı andan itibaren sanki bu bölümlerin ve ana konunun yetersizliklerini fark etti ve eleştiri sesleri de artmaya başladı gibi gözlemliyoruz en azından. Hem böyle senden Mali 5. sezona hem de genel olarak böyle Drive to Survive hakkındaki yorumlarını da açıkçası dinlemek isterim. İzlediğiniz Bence Drive to Survive zaten misyonunu çoktan tamamladı. Bu seriyi devam etmesinin anlamında söylemiyorum bunu ama Formula 1'e yeni seyirciler, çoğunlukla da Amerikan seyirciler, işte kadını erkek ayırmaksızın daha böyle çeşitli seyirciler. Çünkü Formula 1'in seyirci profilini de biraz çeşitlendirmekte faydası oldu Drive to Survive'ın. Aynı zamanda da bir ara bırakanlar varsa ki bu çok kullanılan bir tabirdir. Abi Mika Akinen'den sonra bıraktım, sonra geri döndüm kısmını şimdi Drive to Survive özelinde duyuyorum. Aslında görev birazcık buydu. için teşekkürler.

Bir sezon review'u değildi zaten. Ama bir taraftan da çok iyi sezonlar olduğunda ya bunu da nasıl koymazsınız insan diyor. Beklentimizi olmasa da. O yüzden çekişmeli geçmeyen sezonlarda iyi sezon yapıyorlar. Geçtiğimiz yıl inanılmaz çekişmeli bir sezon olmadı maalesef. O yüzden bence Drive & Survive'da yine iyi iş çıkarmışlar. Bu sefer çünkü şey olmuyor.

Mutlaka konması gereken anlarla oturmuyorsunuz ekranın karşısına. Öyle olunca da arka plan görüntülerinden kendinize güzel bir şeyler çıkartıyorsunuz. Tabi değinmedikleri çok şey var. Suudi Arabistan'da pistin 10 kilometre uzağına düşen roketten tabii ki bahsedemiyorlar çünkü Formula 1 çok kötü göründü orada. Ya da işte Japonya'da araçları hala pistteyken ters yönde giren, aracı kaldırmak için giren çekici araçtan tabii ki bahsetmiyorlar. Ama Drive to Survive işi misyonuna göre baktığımızda bize yine güzel karakterler, güzel hikayeler, hatta bazı yerleri çok güzel bağladıkları olmuş benim hoşuma gitti. Güzel ikilikleri, o şeyleri güzel yakalamışlar. 8 bölümü izledim, 2 bölümüm kaldı. O yüzden Drive to Survive dediğim gibi sezonun ne kadar dolu hikayelerle olduğuna bağlı olarak bence performansı değişiyor. Çünkü çok iyi sezonlarda da çok boş bıraktıkları oldu. 2020'de Hamilton bölümü yapmadılar mesela, yani 7. şampiyonluk. Onun da önemli bir kısmı Türkiye'de geçecekti, biraz oradan bağlamak istiyorum. Türkiye'yi çok az göstermişlerdi. Hadi neyse 2021 covid kısıtlamaları nedeniyle belki yeterince ekipman ve ekip elemanı yoktu diye düşünüyorum. Ama eldeki sezonlar heyecanlı olduğu zaman mutlaka bir şeyler eksik oluyor, koymadıkları detaylar oluyor. Ben şu ana kadar izlediğimde ya bu nasıl yoktu dediğim şeylerin hepsinin dediğim gibi politik ve onlar adına en azından mantıklı sebepleri vardı. Sportif açıdan ya şurada eksikmiş dediğim bir şey ilk etapta aklıma geldi ve bence o da yeterli.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)