
7.967 kelime · ~40 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Oğul Can Akça ile birlikteyiz. Trendspor'da uzun bir ara vermek durumunda kaldık. Malum gündemimiz, çok acı günler geride kaldı. Gerçi çok da geride kalmadı ama bir şekilde hayat normal akışına dönmeye başlıyor.
Biz de hem spor gündeminde depremle ilgili neler yaşandı, bu yaraları nasıl sarmaya çalıştık, nasıl doğru işler yaptık, nasıl yanlış işler yaptık biraz onları konuşacağız. Hem de Trabzon spor maçlarını oynadı ve Bazel'e karşı çok can sıkıcı bir elenme yaşandı. Çok şanssız bir iki maç oynandı ve sonunda temsilcimiz elendi. O maçı da değerlendireceğiz ve son olarak da üç büyüklerin devre arası transferlerini de konuşacağız. Oğuzcan selamlar. Selam abi.
Önce seni bir duyurayım. Benim için önemli bir duyuru bu. Artık Trendspor'da daimi partnerim Oğulcan Akçı olacak. Oğulcan zaten YouTube'da uzun bir süredir birlikte çalıştığım bir arkadaşım ve çok da beğenerek takip ettiğim bir arkadaşım. Ve Trendspor'u da birlikte yapacağız. Zaten ara ara konuk oluyordu.
Ama birlikte olalım istedim ben açıkçası. Çünkü senin hem basketbol ve diğer sporlarla ilgili aran da iyi. Benden daha zengin bir spor yorumcususun sen. Basketbol tarafında var. Estağfurullah. Futbolu da iyi takip ediyorsun. Hem futbol hem basketbol işte Euroleague o açılardan ben trend spora ciddi bir zenginlik katacağını düşünüyorum.
Ayrıca bir Galatasaraylı bir Fenerbahçe'li öyle bir şeyimiz de olur. Yani ikimiz de objektifiz ama sen Fenerbahçe'ye çok hakimsin, ben Galatasaray'a hakimim. O yüzden öyle bir zenginlik de olacak diye düşünüyorum ayrıca. Tekrar hoş geldin diyorum. Abi hoş bulduk. Çok kısa da ben bir şey söyleyeyim. Çok sağ ol öncelikle Trendspor ailesine de çok teşekkürler.
aranıza kattığınız için yani keşke tabii daha böyle pozitif olduğumuz, mutlu olduğumuz, iyi günler geçirdiğimiz bir dönemde beraber start verebiliyor olsaydık. Ama dediğin gibi hayat devam ediyor. Tabii ben biraz daha adaptasyonu zor olan bir taraftayım. Adapte edemiyorum o günden beri kendimi. Bilmiyorum beni biraz fazla etkiledi çünkü.
Bu vesileyle de tekrardan depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Yaralılarda umarım en kısa sürede sağlıklarına kavuşurlar. Tekrardan teşekkür ederim. Sevgili Ozan'ın Trend Topik'te yaptığı depremle ilgili bu arada birçok bölüm oldu. O bölümlerin hepsini ben de dinledim bu arada ve onların üzerine bir şey söyleyebilir miyim bilmiyorum ama benim Mustafa Kemal Atatürk'ün en sevdiğim sözü, birçok güzel sözü var ama en sevdiğim sözü ilim ve fenle ilgili olan. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlmin ve fendinin dışında mürşit aramak delalettir, gaflettir, cehalettir sözü var. Oradaki mürşit kelimesi kılavuz demek, yol gösterici demek. Kendinize bilimden başka yani ilimden ve fenden başka yol gösterici aramayın. Sadece ilim ve fend sizin geleceğe dair yol göstericiniz olsun diyor.
bence gelecek kuşaklara karşı kendisinden sonra gelen gençlere verdiği en güzel nasihat bence buydu ve biz inatla o nasihati reddettik yani zaten onu hiç anlamadık bence onun yolundan da gitmedik onun yolundan gitmediğimiz için de bu deprem 99'da yaşadığımız büyük depremden sonra çeyrek asırlık bir zamanımız vardı neredeyse çeyrek asırlı 24 yıl ve 24 yılda da hiçbir şey yapmadığımızı, yine ilimden ve fenden uzaklaşıp, kendimizi yanlış anladığımız kadere teslim etmemiz ve siyasilerin bu kader kelimesini istedikleri gibi evirip çevirdiği, bizi kandırmalarına izin verdiğimiz kadere teslim ettik, ilme ve fenne değil. O yüzden bunları söylemekte de biraz sinirlenince konuşamıyorum ben. Öyle bir şeyim var. Zorlanıyorum bunu söylemekte. Ama Vole'de bu arada ılgaz sınırı izledim. Geçtiğimiz yardım yayınlarında çok güzel bir şey söyledi. Tamam Japonya'yı hep söylüyoruz zaten. Japonya bizden ekonomik olarak daha gelişmiş, kalkınmış bir ülke.
Ama Şili'nin bizden çok büyük bir zenginliği falan yok. Şili'de de benzer depremler yaşandı. Geçmişte çok ağır. 20 yıl arayla onlarda da olmuştu. 20-25 yıl neyse. ve hani ilkindeki çok büyük yıkımın ardından yaşanan çok büyük depremi, bu depremden de büyük olan depremi çok daha az hasarlarla atlatmayı bildiler onlar. Onların kadar dahi İlmem Efendi'ye yatırım yapamamışız. Ve bizim kurucumuz bunu özellikle bize söylemesine rağmen biz bunu yapamıyoruz her seferinde. O da iyice can sıkıyor, benim en çok canımı da o sıkıyor açıkçası. daha fecisi olan. Tabii ki 99 depremi herkesin dilinde olan bir şey ve hazırlanmak için çok ciddi de süreler vardı. Artık yani Türkiye'nin en önemli bilim insanları zaten her akşam televizyonda konuşuyor bu ülkenin nasıl bir deprem ülkesi olduğunu. Yani bilmiyorum laflarımı seçerek kullanmak zorundayım ama yani aptal anlatır gibi her kanalı gezdiğinizde kocaman bir haritayı hepimiz görüyoruz. Neyin nerede, nasıl etkileneceği çok bariz. Ve o gördüğümüz harita üzerinden bir de bu konuda yetkili insanlar senelerdir bizlere sürekli aynı şeyi anlatıyor. Tabi anlayana bence sen az önce çok güzel bir şey söyledin abi. Yani bir şeyi kale almak için önce okumak, önce dinlemek lazım. Ama bu şeylerin hiçbirini yapmadıktan sonra
Tırnak içerisine söylüyorum kaderine bu şekilde razı oluyorsun. Sen 99 depreminden bahsettin, biz Elazığ'da da bunu yaşadık, Van'da da bunu yaşadık, İzmir'de de yaşadık. Şimdi 10 şehrin etkilendiği bir depremden sonra yine umarım işte artık akıllanırız, umarım X olur, umarım Y olur ama bir yandan da biliyoruz ki hiçbir şey değişmeyecek. Herkes kendi bildiğini okuyacak. Run turuna sözde 40 bin kişi hayatını kaybedecek. Neyse yani daha fazla da derinlemesine girmek istemiyorum açıkçası. Eyvallah. Bu arada deprem sonrasında futbol tarafına ve basketbol tarafına, spora genel bir değineceğiz. Tabi depremden sonra futbolda
O bölgede depremden etkilen takımlardan bazıları ligden çekildi ve gelecek sezon kaldıkları yerden devam edecekler. TFF bence doğru bir karar verdi orada. Gaziantep Spor ve Hatay Spor Süper Lig'de affını isteyen takımlar oldular ve Hatay Spor'da Cristiano Ronaldo'yu kaybettik, Tanarsavut'u ve malzemecileri Onur Akdeniz'i de maalesef kaybettik. TFF 1. Lig'de Yeni Malatya Spor ve Adana Spor affını istedi. Yeni Malatya Spor'da kalecileri Ahmet Eyüp Türkarslan'ı
Kaybettik. TFF 2. Likte Adıyaman ve Diyarbekir Spor aflarını isteyen takımlar oldular. TFF 3. Likte de Kahramanmaraş Spor, Nida Anadolu Spor ve Malatya Arguan Spor aflarını istedi. Onun dışında UEFA'nın yardım yaptığını görüyoruz. Küçük haberlerden bahsedelim. 200.000 Euro yardım yaptılar ve Şampiyonlar Ligi başta olmak üzere tüm müsabakalardan önce saygı duruşu düzenlendi. Bu Domestik Liglerde de yaşandı. Premier Lig'de, Serie A'da vs.
saygı duruşunu gördük. FIFA'da 1 milyon dolar bağışladı ve özellikle sporculardan bazıları gerçekten büyük bir mesai de harcadılar yardımlar için. Merih Demiral'ın forma bağışı çalışmaları gerçekten hani uzakta da olsa bir şeyler yapabilmek için kendini paraladı gerçekten Merih. Birçok futbolcu arkadaşıyla konuştu onlardan formalar aldı ve onları çıkarttırmaya çıkarıp bağış yapılmasını falan istedi. Onlar güzeldi gerçekten.
Sağ içerisinde de vatani duygularını bize her zaman hissettiriyordu Melih abi. Sen de biliyorsun ki. Ama gerçekten Merih'in yaptığı bu şey çok çok acayipti. Ben de naçizane bir Türk vatandaşı olarak çok çok teşekkür ediyorum kendisine. Çok özel isimlerden. Ya tabi Melly'in yaptığı kadar diğer isimlerin formasını bağışladığı isimlerin duyarı da benim için çok çok önemliydi. Yani orada işte Neymar'ı, Messi'yi, Mbappe'yi, De Bruyne'yi görmek, parmakla gösterip dünyanın en ileri dediğimiz isimlerin ülkemize olan bakış açıları benim gerçekten bu zor günlerde çok hoşuma giden detaylardan bazıları oldu. Çok özel bir işte.
Bilmiyorum, forma bağışlamak da bana bir yerden sonra garip geldi. Çünkü herkes formasını bağışladı. O kadar formayı kim alacak onu da bilmiyorum. Sonuçta bir satın alma artı bağış üzerinden gidince umarım satılmıştır. Bir ara çünkü herkes forma krampon, Popescu kramponlarını UEFA Kupası finalinde attığı golün o gün giydiği kramponları bağışladı. En son onu takip ettiğimde 100.000 Euro'nun üzerine çıkmıştı onun alıcılığı.
Onun dışında ilham mahsus altın gol attığı formayı bağışlıyordu. Türk futbolu tarihinin en önemli golü. Yani o golden sonra dünya üçüncülüğü geldi zaten, onu bağışlıyordu. Müthiş iş yani gerçekten. Abi ama bazen şey de oluyor tabii, tutar sembolik oluyor. Atıyorum ben senden alacağım formanı, 100 bin euroyu veriyorum. Ama abi forma sende kalsın, hani ben bağışımı yapmış olayım sembolik olarak. Bazen o rakamlar... Forma şey kalıyor yani sadece bir unsur aslında aradaki o bağışın bir unsuru. Bu tabii bir formaya verilen bedel gördükten sonra diğer formalar için de alıcıları biraz daha işlahlandırmak onları da bu bağış yoluna doğru katmaya çalışmak da işin tabii bir diğer noktası. O yüzden evet çok fazla forma hani
Aklımızın almayacağı branşlardan formalar, işte boks eldivenleri, dediğin gibi kramponlar, bir hakem düdüğünü falan böyle koymuştu. Ama gün sonunda umarım o bedellerin hepsi de deprem bölgesindeki vatandaşların yararına kullanılır diye ekleyelim. Bir de basketbol tarafı var tabii Oğulcan. O kısmı da sen anlat istersen. Yani basketbolda da üzücü bir kayıp verdik. Yani benim çok yakınlarımın en yakın arkadaşıydı sevgili Nilay Aydoğan. Malatya'da yaptığım maçın ardından birkaç günlük iznini babaannesinin yanında değerlendirmek istediği için Malatya'ya gidip maalesef orada depreme yakalandı. ve hayatını kaybetti. Tabii benim en yakınlarım bundan etkilenince ben de süreci çok yakından takip ettim ve herhalde benim için depremin en üzücü yanında Nilay'ı kaybetmek oldu. Ben de basketbolun içinden gelme biri olduğumdan dolayı kendisiyle aynı ortamlarda aynı salonlarda bulunduğum günlerde oldu. Kendisine de tekrardan rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun. Tabii ki keza babaannesi de aynı şekilde. Aynı zamanda Nilay
Fenerbahçe Beko'da da bir dönem oynamış ve şu an Bursa Spor'un pivotu Ahmet Düveroğlu'nun da zeni. Ahmet ve ailesine de baş sağlığı dileyelim tabii ki. Çok sayıda isim ve kulüpten de destek geldi. Tabii basketbol camiası buna kayıtsız kalmadı ki sezonun devamında Nilay Aydoğan sezonu olarak devam edecek. TBF bu kararı verdi. Çok doğru, çok özel ve ruhunu yaşatabileceğimiz bir karardı gerçekten. Euro League, Türkiye'ye temsilci olan takımların maçlarını erteledi. Euro Cup'da dahil olmak üzere. Tabi sadece Türk Telekom depremden önceki gün İtalya'ya gittiği için maçını yapmak durumunda kaldı. Ama destek tarafına da baktığımız zaman NBA, Bodiroga, Shane Larkin, Itoudis, Sasa Djordjevic, Bogdanovic, Barcelona basketbol takımı tabi Sertaç'tan ötürü de muhtemelen, Sarunas Yaskevicius ve Jan Vesely gibi önceden Türkiye'de forma giymiş isimlerin olması, Vascony'a, Bologna'ya, Valencia'ya gibi Euroleague temsilcileri de Türk halkının acısını organizasyonlarda paylaştı.
Fenerbahçe ve o partizan mücadelesinde siyah bir forma ile sahip çıktı ki normalde forma koleksiyonunda olmayan bir şeydi Fenerbahçe'nin. O anlamda da basketbol tarafı da çok kötü, çok acı bir kaybını verdi ama destek ortamını da bir şekilde kendi içerisinde oluşturdu diyebiliriz herhalde. Bence genel olarak spor camiası iyi bir kenetlenme örneği gösterdi. Bence bunu en güzel gösteren en siyasilerin aksine bilhassa.
Bunu da en iyi anlatan tweeti ikimizin de yakın tanıdığı Orhan Uluca attı geçtiğimiz günlerde. O tweeti ben de paylaşmıştım retweet etmiştim. Burada da tekrar okumak istiyorum. İcardi gol atacak şampiyon olacaksınız diyordu Depremze diye Fenerli. Trabzonlu Fenerbahçeli Oldun paylaşımı yaparken Galatasaraylı Volkan Demireli övüyordu. Futbol tayfa zerre katkı sağlayanı kucaklarken siyasiler sayısız yardım yapanları çıkar uğruna lanetledi. Fanatik kim demiş.
Mükemmel. Biz de futbol tayfa veya basketbol, spor neyse... Bizim de fanatikleştiğimiz çok zaman oluyor ama böyle deprem anlarında da bunu yapmıyoruz yani. O yüzden bizim muhabirler olsun, tanıdığımız arkadaşlarımız olsun. Gece gündüz Twitter attığı önemli bir kitleleri var. Bizim Yağız mesela. Yüz binlerce takipçisi var sürekli. Sosyal medyada paylaşımlar yaparak vesaire. Bir şekilde destek olmaya çalıştı. Herkes elinden geleni yaptı.
Ama negatif yaşanan durumlarda oldu tabii ki tek tük. Onunla ilgili de Ahmet Nur Çebi'nin hemen birkaç gün sonra yaptığı açıklama biraz garipti ve Beşiktaşlılar direkt zaten tepki göstermişti hatırlarsın. Ahmet Nurçevi, Hatay Spor ve Gaziantep'in ayrılığının ardından onlarla biz deplasmanda oynadık. Rakiplerimiz kendi sahasında oynadı. O yüzden çok adil değil gibi falan açıklamalar yaptı. İnsanların hiç iç sahabeye deplasmanı düşünecek zamanı değildi. Çok yersiz bir çıkış olmuştu.
Futbol düşünemiyorduk abi. İtizade plasmanı da geçtik. Yani bunu düşünmek için insanın... Nasıl desem? Yani Orhan abinin tweetinden sonra da bunu söyleyecektim. Yani bu sadece kendi çıkarını düşünmektir. Bu şey gibi hani işte hepimiz yardım ettik Twitter'dan. Yani bir sabah uyanıyordum DM kutusunda 100 tane mesaj. Bu şey gibi benim aralarından ayıklayıp
Fenerbahçe taraftarı ile alakalı deprem mesajlarını atıp Galatasaray ve Beşiktaşları takmamayı uygulamam gibi bir şey herhalde. İnsanların sadece kendi çıkar ilişkilerini düşünmesi. Korkunç bir şey bu açıklama. Bunu hangi akılla ya da hangi düşünceyle... Bunu hadi yani asla anlamıyorum tabii de hadi anladım diyelim. Bunu depremin birinci haftasında falan yapma ya.
Ya bu hesabı yapma. Bir sezon başlasın, bu hesabı illa yapmak istiyorsan da bu korkunç hesabı sonra yap ya. Ya bir insanlar acılarını yaşasın. Senin bahsettiğin, deplasmanda oynadık da iç sahada oynadık diye bahsettiğin takımlardan bir tanesi kendi bünyesinden 3 tane kayıp verdi. Ki sen bu açıklamayı yaptığında insanlar hala enkaz başında bekliyordu. Atsu çıksın, Taner Savut çıksın diye. Ve o takımın antrenörü oradan oraya koşturuyordu.
Hadi onu da geçtim. Biz bilmiyoruz. Hatay sporlu bir futbolcu olabilir. Hatay'ın teknik ekibinden biri olabilir. Bu insanların bizim bilmediğimiz ailelerinden insanları enkaz altında bekliyor olabilirlerdi o dönemde. Nasıl bu kadar şuurunu kaybedebiliyorsun ki bu açıklamayı yaparak? İnanılmaz bir şey yani. Hakikaten inanılmaz.
Ben Ahmet Nur Çebi'nin geçmiş dönemde de belli bir tutarlılığı yakalamakta çok zorlandığını düşünüyorum Oğuzhan. Yani geçmişte de hatırlarsın belki çok yakın dönemler arasında bir yabancı kuralı olmalı dedi. Biz yatırım yaptık ona göre falan dedi. Bir de ondan böyle yakın bir süre öncesinde de mesela Yabancı sınırı rekabeti öldürüyor. Yabancı sınırı olmasın diye açıklama yapmışlar. Bu açıklamanın üzerine de yani çok kısa bir süre sonra da yok yabancı sınırı olsun diyebilmişti mesela. Çünkü ilk yabancı sınırı olmasın dediğinde öylesi işine geliyordu. Sonra yabancı sınırı olsun dediğinde de böylesi işine geliyordu. Hani tam ne işine geliyorsa öyle konuşuyor bu ara. Yani bu ara değil gerçi yani bir süredir. Ve deprem konusunda da maalesef işine ne geliyor onu düşünüyor. ve oradan çok küçük hesaplar yaptı ve Beşiktaş taraftarı bile bu küçük hesaplardan çok rahatsız olmuştu. O dönem büyük tepki göstermişti. Onların adına da tebrik ederim. Onlar da bizim başkanımız vs. diye destek olmamak lazım. Genel olarak zaten yönetenlere karşı eleştirel yaklaşmayı öğrenmemiz de gerekiyor. Ama en başa dönmeyelim de başlangıçta söylemeye çalıştığım da biraz buydu zaten. Orada Beşiktaş taraftarını da tebrik ediyorum. Bu arada Trabzonspor'da Avrupa maçları olduğu için başlamış oldu tabi maçlara. Ve Bazel'e elendik Perşembe akşamı. İstersen o maçı konuşalım biraz. Sinan abi, ondan önce sadece ufak bir şey ekleme yapabilir miyim? Yani bu hani duyarını, Ahmet Bey'in duyarını kastı Emre Can'a, Kerem Atakan'a kulüplerini yüksek ücretler ödedik falan diye şey yapıyor ya. Şimdi baktım da Emre Can'la Kerem'i Beşiktaş toplam sezonda 300 dakika oynatmış sadece ikisini. Bu kadar oyuncularını düşünüyorsa belki de forma şansı bulmaları konusunda da teknik heyetiyle bir görüşme yapabilir diye düşünüyorum. Yüksek bonservüs bedellerini sadece sınırlamam ve deprem zamanı değil de sezon içerisinde de belki düşünürse Ahmet Bey'in hem kendine hem de Beşiktaş'a daha iyi bir yararı olacağını ben düşünüyorum açıkçası. Evet, bu transferleri yaptıktan sonra söylemişti Ahmet Durşevi, onu da söyleyelim. Hani Emrecan'ı aldıktan sonra, Kerem Atakan'ı aldıktan sonra yerli olsun, yabancı sınırı getirelim şeklinde konuşmuştu. Evet, evet ama yani böyle bir düşüncem var. Sezon içerisinde biz hiçbir şey göremedik. Doğru, sen de diyorsun ki oyunu atmıyorlar, evet.
Oynatmıyorsun, deprem zamanında duyarını kasma yani bu tarz şeylerin. O zaman Trabzon'a geçelim mi? Tabii geçelim abi. Trabzonspor ilk maçı 1-0 kazanmıştı ve Perşembe akşamı da 2-0 Bazel'e kaybedip elendi. Dramatikti ve çok şanssızdı. Ve maalesef hakem kararları da bence bayağı sıkıntılıydı. Yani İvan Bebek kadar olmasa bile neredeyse ona yakın bir hakem acısı cidde yaşadık yani Bazel'de. Bence çok net bir maçın başında kırmızı kart var. Trezeguen'in ayak bileğine basılması var orada uyarmadı. Ve penaltı pozisyonu da, verilmeyen penaltı pozisyonu Vardan döndü. VAR'dan çağrılacak kadar net bir oyun içi hatası değildi. Yani ben hala penaltıya daha yakınım. Ama penaltı değil diyenler için bile o kadar %100 penaltı değillik bir pozisyon değildi ve VAR'ın öyle çok %100 olmadıkça verilen oyun içi kararı değiştirmemesi gerekiyor. Değiştirmek için çağrılmaması gerekiyor diye biliyorum.
Orada kalecinin hem müdahalesi, evet hem topa vuruyor ama hem de aynı zamanda ayak bileğine de daha çok vuruyor. Hatta hani topa bir vuruyorsa Maxi Gomez'in ayağına iki vuruyor yani. Biraz şey pozisyonuna benziyor. Fenerbahçe Galatasaray derbisinde Jadison Onyekuru'yu biçmişti ya. Penaltı pozisyonu. Hem topa vuruyor ama adamı da biçiyor yani. Ben o tip pozisyonların penaltıya daha yakın olduğunu düşünüyorum. Sonuçta tamam topa vurmak çok önemli ama topa vurduktan sonra da hücum oyuncusunu da biçemezsin yani. Sonuçta hücum oyuncusu tekrar o vurduğun topu kontrol edebilir, yetişebilir. Veya devamında bir aksiyona girebilir ama sen orada baya tekme atmış oluyorsun. O yüzden bilmiyorum, o pozisyonda bana penaltı gibi geliyor. Ne dersin sen? Ben senin dediğin her şeye katılıyorum. Ayrıca dün akşam tweetinde gördüm o kırmızı kart pozisyonuyla alakalı. Yani yok bilerek yapmadı da yok şöyle oldu. Bu sporcu sağlığını tehdit eden hareket diye geçer Brawl kitabında.
Bunun gerçekten kırmızı kart dışında hiçbir izah olduğunu ben düşünmüyorum. Senin değindiğin noktada çok doğruydu. Ama gün sonunda tabii hakem kararlarının yanında da Bazel gibi bence kalitesini hakikaten çok ciddi bir şekilde tartışabileceğimiz bir ekibe nispeten de kendi evimizde avantajlı bir skorla deplasmana gitmişken turu vermek açıkçası çok hoşuma giden bir durum olmadı ki ben Trabzonspor'un kesinlikle çok kötü oynadı da turu kaybetmeyi bu şekilde hakettiği gibi bir düşünceleri de değilim. Gerçekten çok şanssız bir akşamı geride bıraktık. Bence maçın belirli anlarında özellikle çok dominant da bir oyun sergiledi. Ben istatistik anlamda biraz takıldım yani maça. Sadece 11 kez ceza sahasına giren Bazel işte 0.9 xG yakalayıp 2-0'la bir anda turu alıp Trabzonspor'u Avrupa Kupası'ndan eledi. Yani Abdullah Hoca'nın maç içerisindeki hamlelerini anlayabildiğimi söyleyemeyeceğim.
Yani özellikle nasıl Yusuf yazıcının hala 75'in dakikadan sonra oyuna girip bir kurtarıcı gözüyle bakıldığını asla anlayamayacağım. Orada ikinci bir forvet olarak istiyorsan zaten Umut Bozo'yu da oyuna atmıştın. Bu hamleyi anlayamıyorum. Bruno Perez'e çok erken döndüğünü düşünüyorum. Maçı o şekilde götürebilirdi Trabzonspor. Yani direkt 45-46'da Perez değişikliği yapacak bir oyun olduğunu da sanmıyorum. Maalesef şöyle bir şey var, en azından hamle konusunda Abdullah hocanın çok iyi bir dönem geçirdiğini düşünmüyorum. Bunu lig maçlarında da görüyorduk. Yani oyuncu değişikliklerin ardından Trabzonspor'un sürekli oyundan düştüğünü gözlemliyorum.
Burada şaşırdığım konuda şu yani Abdullah Hoca herhalde ligde maç planına, oyun anlayışına, maç içerisindeki hamleleri yani maçın 90 dakikasının her bir saniyesine taktiksel anlamda ve rakip analize anlamında en çok kafaya uğrayan hocaların başında geliyordur muhtemelen. Fakat bu kadar değişiklerin geriye götürdüğü bir takıma teknik direktörlük yapması onun gerçekten çok uformsuz bir dönem geçirdiğini gösteriyor. Aynı zamanda oyun içerisinde biraz da Trezege'ye takıldım. Tamam, Trabzonspor'un elindeki tek saf kanat oyuncusu olabilir ama yaptığı şeyler bence sorumluluk almaktan ziyade tıpkı sokakta topun sahibi olan çocuk kimseye pas vermez ya, o tarz bir oyun yapısıyla Trezege tüm sezonu götürmeye çalışıyor.
Gerçekten sivrildi ve çok iyi oynadığı maçlar tabii ki var. Zaten özünde kaliteli bir oyuncu ama dün özelinde baktığımız zaman ben mesela Trezegue'nin Trabzonspor oyununa çok ciddi bir zarar verdiğini düşünüyorum. Sanki Kasımpaşa'daymış gibi oynuyor değil mi? Yani Kasımpaşa'da oynadığı dönemde Vigiagne vardı onun gibi. Yıldız statüsünde yazılabilecek. Onun dışında bütün topları Trezegue'ye atabiliyordunuz. Bütün topları Trezegue'ye taşıyordu. Gol pozisyonunu hazırlıyordu vesaire. Full onun üzerinden hücum edebiliyordunuz ama
şu oyunu Premier League'de oynamıyordu zaten. Çok daha fazla takım oyunu hayatında çok daha fazla enerjisini savunmada da harcayan bir trezege vardı ve ilk gittiğinde Premier League'de onu çok seviyorlardı. Sonra sakatlandı vs. tekrar Türkiye'ye döndü. Ama Trabzon'a geldiği zaman Trabzon'da Kasımpaşa'daki gibi oynamaya çalışıyor. Bütün topları kendi yapmaya çalışıyor. Ama başka önemli oyuncular da var Trabzon Sporu'da. Bak Kasetası var, o da biraz sorumluluk alacak. Abdülkadir Ömür var, o da sorumluluk alacak. Hücum sadece senin çalımların üzerinden ilerleyemez yani. Biraz topu paylaşman, biraz sorumlulukları paylaşman gerekiyor. Kötü niyet değil, bir yandan sorumluluk alan bolca iyidir diyorsun da, bütün sorumlulukları da tek başına senin almaman gerekiyor. Biraz da mahalle maçındaki şey gibi oluyor. Hani topu bırakmayan arkadaşlar olurdu ya mahalle maçlarında. Trezegue tam öyle oynuyor.
Orada sana %100 katılıyorum. Abdullah Hoca değişikliklerinde de bence en belirgini, söylemedin, altmış gibi CEO pisliği çıkarması. Yani orta sahadan tutucu, net oyuncuyu çıkarıp, Umut'u falan alıp, forveti arttırmak. Çok Abdullah Hoca'lık değişiklikler de değil bunlar. Yani biraz daha old school değişiklikler. Eski hocaların, Fatih Hoca, Şenol Hoca, Mustafa Denizli falan, onların böyle yaptığı tipte. Hani skor istiyorsun, gol arıyorsun, son 30 dakika önlü bero çıkarıyorsun, center four alıyorsun. Eskiden bütün teknik direktörlerin uyguladığı bir şeydi ama yeni dönem teknik direktörlerin de uygulamadığı bir şeydi orta sahayı boşaltmak. Abdullah Hoca da biraz daha yeni dönemi temsil ediyordu ve onun altmış gibi oyuncuyu işte CEO pisini orta sahası işte doğacağına olur neyse. Tutucu oyuncusunu çıkarıp da ikinci center four eklemesi yapması çok gördüğümüz bir şey değildi. Ama ben Abdullah Hoca'nın psikolojik olarak işte biraz şey yaşadığını düşünüyorum Trabzon'da son 2-3 ayda bilhassa. Sakin değil kafa olarak ve hırsına yenik düştü sanki. Yani onu da alayım zaten rakip baya zayıf. Bir center four daha atarsam daha da yüklenirsem alırız diye hırsına kurban gitti sanki.
FM oynayanlar bilir, bazen oyunda da öyle yaparsın. Takım gol kaçırıyor, full hücum yaparsın. Full hücumcuları alırsın falan. Ama çok sağlıklı bir psikolojinin emaresi değil onlar. Abdullah Hoca da biraz o sağlıklı kafa yapısından uzak gibi geliyor bana. Benim Abdullah Hoca'yla ilgili genel öyle de bir eleştirim var bu arada Oğuzhan. Beşiktaş dönemi de bence biraz öyleydi. Bu dönem de biraz öyle. İşler kötü gittiği zaman Abdullah Hoca'nın onları çevirme konusundaki liderlik gereksinimlerini karşılamakta zorlanıyor bence.
Yani işler iyi giderken oyunu geliştirmeye çok güzel kafa yoran ve orada çok iyi şeyler yaratabilen bir teknik adam ama işler kötü gittiği zaman aranan lider olmakta zorlanıyor sanki. Yani bir Fatih Terem'in yapabildiği liderliği veya birçok işte teknik direktörün gösterebildiği güçlü karakter ve işte o baba imajı mı vesaire ne denirse. Bir de bizim Türkiye'deki oyuncular biraz daha ihtiyaç duyuyor böyle figürlere maalesef. Aslında profesyonel sporcu kendi kendini motive etmeli ama bizde bu tip işler kötü giderken bir de teknik direktörden arıyorlar ya öyle bir şeyi, baba figürü vs. Abdullah Hoca onu sanki çok veremiyor gibi geliyor bana. Garip olan abi, bir müddet sonra yabancı oyuncu da bu şeye bürünmeye başlıyor. Fatih Terim dedin şimdi en çok Galatasaray'da bu. Hani derler, ya Florya'nın suyunda bir şey mi var? Her oyuncu bir baba figürü. Baba baba baba demeye başlıyor diye. Yani ben Abdullah Avcı konusundaki bu eleştirene de sonuna kadar katılıyorum. İşleri iyi giderken hakikaten Abdullah Avcı, yani geçen sene olduğu gibi yani. Her zaman oyununu geliştirmeye yönelik şeyler düşünüyorum ama kriz ortamından bir takımı çıkartmak, baskı altında çalışmak sanırım onun Başakşehir döneminde neden başarılı olduğu ama Beşiktaş ve Trabzonspor'da işler kötü giderken neden başarısız olduğunu yönelik çok önemli bir gösterge herhalde. Bu arada yabancılar demişken Oğulcan, yabancı oyuncularda da çok büyük bir performans düşüklüğü var Trabzonsporlu ama maç sonrasında biraz Exen'de yayıncı kuruluşta yorumları da dinledim. Orada işte biraz bu konsantrasyon kayıplarını, Bartra'nın işte ilk golde yaptığı offside hatasını vs. biraz şeye bağladılar, deprem psikolojisine bağladılar. Evet çok zor gerçekten futbola dönmek Trabzonsporlu oyuncular için. Ama ben o eleştirilerin biraz mazeret olduğunu da düşünüyorum. Çünkü ben Trabzonspor'un depremden önceki maçlarının da çok vurdum duymaz oynandığını oyuncular için ve çok kötü oynandığını düşünüyorum. Mesela bir Hatay Deplasmanı depremden yakın bir süre önce oynanmıştı. O maçı kaybetmişlerdi ve son olarak depremden bir gece önce statta canlı izlemiştim.
Galatasaray maçlarında da çok kötü bir Trabzonspor vardı. Yani genel olarak oyun disiplininin, oyun konsantrasyonunun çok eksildiği bir Trabzonspor vardı. Ve ben bunu biraz çok sayıda transfer yapmalarını da bağlıyorum. Yani geçen sezonu puan farkıyla çok uzun süre öndet götürmüş ve güle oynayan her neyse şampiyon olmuş bir takım bile bizim ligimizde Yeni sezonda 10 tane oyuncu alıyor, 10 tane oyuncu gönderiyor. Bütün takım, neredeyse yarısı takımın değişiyor. Ve bu seneye giriyorsun, Santer-Furun başka, yeni stoperi almışsın, orta sahanda önemli değişiklikler, bir ara Gibame'yi eklemeye çalışıyorsun, bir ara Bardi'yi eklemeye çalışıyorsun. İyice çorbaya döndü iş yani. Abdullah Hoca da bence bu tip olaylarda hep yeni oyuncu ile çözmeye çalışıyor ve Robinho döneminden beri
Böyle tecrübeli ama artık doymuş, yüksek maaş alacak oyuncuya gitmeyi çok seviyor. Şimdi mesela Bartra ile, 32 yaşında Bartra, adamın 15 yılı sadece Barcelona altyapısı, Barcelona A takımı ve Borussia Dortmund'da geçmiş. 15 yıl Barcelona ve Dortmund'da geçmiş oyuncu, 32 yaşında. Hani bizim ligde o offside hatasını en yapmayacak adam belki, sağlıklı bir kafada olsa, o tecrübeye sahip, en o işi bilecek adam. Ama Hüseyin Türkmen gibi hata yapıyor. 4 metre 5 metre geride duruyor. Ben orada işte oyunu bilmekten kaynaklı bir şey olduğunu düşünmüyorum. Orada artık hocanın ipleri kaçırmasından genel bir disiplin ve konsantrasyon problemi olduğunu düşünüyorum. Orada da tabii maaşların aksamasıyla ilgili şeyler de duymuştum Trabzon'da. O oyuncular da bilhassa işte bu maaşlar aksadığı zaman yerli oyuncular şey yapar performans koyar ama bunu da şey olarak cebine atar. Yarın öbür gün maaş pazarlığı yaparken veya başka konularda genelde bunu kullanırlar yani bu durumu. işte siz zor durumdayken biz top oynadık vs. derler. Yabancı oyuncular da doğal olarak adamlar lejyoner zaten yani paralı asker sonuçta geli bir ülkesinden İspanya'dan kalkıp Trabzon'a senin hayrına top oynamaya gelmiyor adam zaten. Bu adamın maaşını da geciktirdiğin zaman 3-4 ay böyle dalgın, konsantrasyonu problemli, isteksiz vs. oynayabiliyorlar.
Bu tip problemleri çözemiyor Abdullah Hoca. Tabi ana problem Abdullah Hoca'da olduğu kadar da bu maaş planlamasında sıkıntılar yaşayan yönetime de bir şeyler söylemek gerekiyor bence. Kesinlikle öyle. Zaten çok ciddi bir çekirdek değişimi yaşandı. Aslında Trabzonspor'un önünde çok ciddi örnekler vardı. Yani bizim ligimizde her şampiyon olan takım mevcut kadrosunu korumak yerine ya hadi biraz daha hamle yapalım, kadroyu güçlendirelim düşüncesiyle aslında kadroyu zayıflattığının farkında olmadan bir yönetimsel beceriksizlik sergiledi çoğu takım bugüne kadar şampiyon olanlara baktığımızda. Yani o vurduğun çekirdeğe seviye atlatacak bir ismin çok iyi analiz edildiğini düşünmeden işte gövde gösterisi adı altında eklemeler yapıldığını düşünüyorum. Trabzon belki burada biraz zorunda kaldı. İşte Vakayeme'yi kaybettikten sonra Trezege'ye geçmek, işte Cornelius'un aniden bir transferi, merkezde bir değişiklik, stoperlerde aynı şeye geçerli. Hani Trabzon spor kadrosunda kesin olarak sayabileceğimiz
isim sayısı bir hayli azaldı. İşte Vişcele Bruno Perez'in çok uzun süre sakatlıkları derken bir arayış içine girildi ama ben senin dediğine kesinlikle katılıyorum. Özellikle Bartra ve yabancı oyuncular konusunda deprem yerli oyuncuları eminim sonuna kadar etkiler. Az önce Hatay tarafında söylediğimiz gibi belki bilmediğimiz oyuncuların akrabası, bir tanıdığı bile, bir arkadaşı bile enkaz altında olabilir, aklı onda kalmış olabilir. Milli, yerli duygusuyla hala bu depremin etkisinde olabilir ki inanıyorum şu an biz bu programı hala depremle alakalı kafamızda düşünceler varken yapıyoruz. Ama yabancı oyuncu için bu ne kadar geçerli sorusu? Tabii ki bende soru işareti. Duygusal yoğunluğu çok fazla olan oyuncular bundan etkilenmiş olabilir. Senelerdir Türkiye'dedir ki Adam Wischka bir bağış da yaptı zaten.
Onlar etkilenmiş olabilir ama Bartra'da, Hugo'da, Danceville'de yabancı saydığım için söylüyorum. Trezege'de bu ne kadar oyun içerisinde etkili olabilir? Katılmıyorum. O direkt bir performans düşüklüğü. Artık sezonun devamı için. için olan başarıya olan inancın düşmesi ve artık belki Abdullah Avcı sisteminde oyuncuların biraz zorlanması, onlardan istenen talepleri yerine getirmek konusunda sıkıntılar yaşaması, yani bizim deprem felaketinden önce bu oyuncuların psikolojisi ve performansları için sayabileceğimiz hakikaten çok çok fazla şey var. Belki yanında oynadığı partner seçimiyle onların performansı düşmesi ki mesela Siopis Doğucan'la oynayınca bence performansı biraz daha düşen bir oyuncu.
O kadroyu iyi harmanlayamamak, Abdullah Avcı'nın kötü sonuçlar, başarısız sonuçlar geldikten sonra olan kontrolü biraz daha kaybetmesi, genel takım sıralamasından tut da oyuncuların bireysel performansına kadar her şeyi çok bariz bir şekilde etkiliyor ki sen bunun en iyi örneğini bence zaten Bartra'yla beraber verdin. Diyebilirsin ki Bartra 32'sinde Trabzonspor'a geliyorsa hala üst düzeyde bir oyuncu değildir diye. Ama Bartra'nın futbolu ne kadar iyi bildiğinden hiçbirimizin şüphesinin olmadığını düşünüyorum. En basiti offside çizgisinden bahsettim.
Bir de ilk geldiği ilk on maçını izlesin insanlar. Bir de şimdiki son on maçını izlesin. Arada müthiş bir fark var. Yani o işte maaşlarımı ödenmedi veya başka şeylerim oldu neyse. Onların çok etkilediği çok bariz bir şekilde sahada gözüküyor. Bu transfer konusunda hani burada işte yani ne olursa olsun evet çok şanssızlık vardı. O vardı, bu vardı ama Bazel gerçekten kadro kalitesi olarak Trabzonspor'un en az iki kat altında bir takım. En az yani. Normal şartlarda Bazel ile Trabzonspor 10 tane maç yapsa 8'ini Trabzonspor kazanır. Hatta Trabzonspor'un yedek takımı yani Yusuf, Gibame, Bardi, Mardi'nin ilk 11'de başlayacağı Trabzon'da çıkarsan normal şartlar altında Bazel'i elerdi. O yüzden kadro kalitesiyle açıklanabilecek bir tur değildi. Yani Trabzonspor'un rakibinden en az 2 gömlek daha güçlü olduğu, maaş maliyeti olarak da en az 2 kat daha güçlü olduğu, daha çok para harcadığı bir takım olmasına rağmen
bu elenme yaşandı ve Abdullah hocanın teknik direktörlük kariyerinde de maalesef Avrupa karnesi Beşiktaş dönemi ayrı kötü, Trabzon dönemi şimdi de ayrı kötü, Başakşehir dönemi de ayrı bir kötüydü. Onu da söylemeden geçemeyeceğim yani yine evet böyle bir tek maçlık işte Monaco galibiyeti gibi tek maçlık güzel şeyler var kariyerinde ama totale baktığımız zaman hem Başakşehir dönemi hem Beşiktaş dönemi hem de şimdi Avrupa karnesi Abdullah hocanın gerçekten çok zayıf ama burada dediğim gibi ben bir numaralı faktör transfer bağımlılığı bence ve puan farkıyla şampiyon olan takımımız bile transfer bağımlılığı yüzünden en bakamesini korneliusunu kaybediyor en önemli oyuncularını değiştiriyor sürekli bir değişim hali sürekli bir yenilenme hali ve güçte kaybediyorlar bizde çok Tuhaf bir şekilde her transferin pozitif yansınacağına inanılıyor. Pozitif yansımasa bile nötr olacağına inanılıyor. Yani tutmazsa da tutmaz zannediliyor. Ama tutmayan her transferin negatif yansıyabileceğini kimse düşünmüyor. Yani sadece bu üç taraflı işi sadece pozitif veya nötr. İki taraf olarak görüyor herkes. Ama esas bazı transferler yapıcı değil çok bozucu olabiliyor. Bir tane oyuncu alıyorsun etrafındaki herkesi bozabiliyor. Onu biz hiç görmüyoruz. aldığı yüksek maaş diğer oyuncuları kıskandırabiliyor, rahatsız edebiliyor yaptığın transferin veya o bölgeye yaptığın bir transfer diğer oyuncularla etkileşimi uyumu bozabiliyor birbirleriyle adapte olamıyorlar ve bu sürekli değişiklikler bizim true futbolunda
3 yıllık 4 yıllık süre gelen takımlar kurmamıza büyük engel oluyor Olcan. Yani 96-2000 dönemindeki gibi bir Galatasaray'ı yakalamamız artık çok zor. Her transfer döneminde 20 tane transfer yaparsan. 96-2000'deki Galatasaray adım adım yükselerek gelen bir takımdı. Yani her sene dikkat et o takımın 2 transfer 3 transfer. Yani mesela 96'da Haciler geliyor.
97'de Popescu geliyor, 98'de Taferel geliyor. Hepsi adım adım geliyor. Yani öyle bir kere de 98'de 10 tane oyuncu gönder, 15 tane oyuncu transfer et yapmıyorlar yani. Bu dönemde ise her şampiyon olan takım sürekli kadro yeniliyor ve şey yapamıyorsun, merdiven çıkamıyorsun, kat çıkamıyorsun. Hep sıfıra başa dönüyorsun bu transfer bağımlılığı yüzünden ve ben bunun iyi niyetli olduğunu da düşünmüyorum. Bunu da bence en iyi tekrar bu dönemde gördük.
2 gün kalmıştı depremden önce transferin kapanmasına. Depremi yaşadık. 1 ay transfer yaptık kendimize. Sanki transfer bayramına döndürdük depremi. Yani öyle bir bekledik yani deprem olsun da transferi açalım gibi oldu. Zaten bence bizimkilere söylesen 12 ay transfer full açık olsun.
Her gün transfer dönemi olsun deseler, deliğe her gün bayram gibi olur yani. Seve seve kabul ederler. Ben zararı olduğunu düşünüyorum futboluna. Oyuncu yetiştirmeyi değil, her şeyi böyle transferle çözmeyi düşünüyoruz. Oyuncu çıkarmayı düşünmüyoruz, oyuncuya süre vermeyi düşünmüyoruz. E adam mesela bir ay iki ay kötü performans sergiliyor, hemen yerine yeni oyuncu alıyorsun. Tekrar adamın o kötü performansını telafi etmesine, tekrar çıkış yapmasına da izin vermiyorsun.
Öyle olduğu zaman hemen yerine adam olarak. Mesela eski dönemdeki hani Burak Yılmaz mesela işte 24-25 yaşına kadar düşük performansları oldu gitti oynadı falan diyoruz ya, şimdiki dönemde mesela Burak Yılmaz gibi bir oyuncunun tekrar doğmasına izin veremezsin. O dönemde yine o kadar transfer yapmıyordun. İşte Manisa'ya gidiyordu, oynuyordu. Trabzon'a gidiyordu, Eskişehir'e gidiyordu, oynuyordu. Şimdiki dönemde olsa Burak Yılmaz Trabzon'a gidip oynayamaz. Trabzon onun yerine işte Maxi Gomez'ini alır, Umut Bozoğlu'nu alır, Naci'sini alır, Lahdimis'ini alır, bir sürü garip garip adamları transfer eder yani. Oyuna sonradan Yusuf Yazıcı'yı sokar, Burak Koyun'u. Yani değil mi? Bir sürü hücumcu var. O yüzden biraz sendeleyen oyuncunun tekrar kafasını çıkarma, tekrar kendisini gösterme şansı da yok bu transfer cümbüşünde. Sürekli de oyuncu kaybediyorsun ve ara transfer döneminde de takımlar yine transferlerini yaptı. Son olarak biraz onu da konuşalım. Beşiktaş 5 yeni transferle nicelik olarak en çok transferi yapan takım oldu. Ben nitelik olarak da fayda sağlayacağını düşünüyorum bu transferleri. Genel bir transfer eleştirimin dışında. Beşiktaş'ın transferlerinin özellikle Amir, Maksim ve Onur Bulut'un, tabi Abubakar da var içlerinde ve Colli var İtalya'dan aldıkları stoper. Colli'yi bilmiyorum. Abubakar maalesef çok güçlü dönmemiş gözüküyor ama iyi bir ritmanla onun kalitesi çok malum.
Ama özellikle Amirat Zamatovic'in en iyi transferleri olduğunu düşünüyorum ve orta sahaya çok net, merkez orta sahaya bence ihtiyaçları vardı. Ve Onur Bulut'un da bu düşen Roziye performansını da yükseltebilecek bir rekabet ortamı yaratacağını düşünüyorum. Bence en iyi durumda Josef'i gönderebilmek oldu. Beşiktaş için şimdiden teklif geldi hem aldığı maaş varsa içeride parası ondan çıkmış olduğu Beşiktaş hem de Jozef çok büyük bir düşüş içerisindeydi ve hem Amir Aziz Ahmetovic hem Maksim vesaire derken orta sayı yenileme fırsatı da doğdu Beşiktaş'ta. Bilmiyorum sen ne dersin?
Ben baya beğendim Beşiktaş'ın transferlerini. Şimdi az önceki eleştirine katılmakla beraber bir yandan da transfer mesela işler kötü gidiyorsa eğer yine az önce bahsettiğimiz o kalite artışını sağlayabilecek bir hamle şansın varsa bunu yaparsın. Ben Beşiktaş'ın hamlelerini de tam olarak böyle görüyorum ve muhtemel 11 olarak düşündüğümde mesela Amir Aziz Ahmetovic, Jetson Fernandez ve Maxim üçlüsü gerçekten benim için çok pozitif şeyler vaat ediyor. Bu anlamda Beşiktaş'ın bu merkezindeki değişim yani bir yanda abi işte o denklemden Joseph'le işte atıyorum Dereyerli'yi çıkarıp yerine Amir'le Maxim'i koymak Beşiktaş'ı bence artıya sürükleyecek bir şey. Bu anlamda çok mantıklı. Stopper performansındaki yetersizlik ve nedense anlamadığım bir şekilde Şenol Hoca'nın basında da haber çıkan sayısla alakalı bir negatif.
görüşü var diye anlıyorum ben. Ki bence ligin en komple stoperlerinden bir tanesi ki muazzam da bir Dünya Kupası geçirdi. Yani Tayyip'i keseceğini de düşünmüyorum. Yani bilmiyorum Colley'i Sayis yapar mı ki Sayis'in de bir transferi söz konusuydu tabii ama belki de o yüzden Beşiktaş'la alakalı bir problem var. Ama kağıt üzerinde baktığında hakikaten çok değerli eklemeler yaptı Beşiktaş. Ve Gezal'ın da bu süreçte döneceğini düşündüğümüz zaman
İşte gerçekten o bizim az önceki eleştirimizin dışında gelişen Beşiktaş'ı sıralamasında ve puan olarak biraz daha geri düşmüş olsa da yine yukarıları en azından ikinciliği, üçüncülüğü zorlayacak bir seviyeye çıkaracağını öngörmek çok zor değil bu eklemelerin ardından. Bu yüzden bence Beşiktaş iyi bir iş yaptı. Yani bu senin 12 ay, olsa 12 ayda transfer yapılır dediğin bayram şeyini, 5 Mart olayını hakikaten Beşiktaş'ın çok iyi kullandığını, bayramı sonuna kadar yaşadığını söylesek çok iyi yanılmış olmayız bence. Kesinlikle. Uzayan transfer döneminde işte Kolidir, Maksimdir, Onur, Uludur bayağı iyi hamleler yaptılar. Bence zaten Abu Bakar'ı almamış olsalar El-Kabi'yi falan da alırlardı. İyi kullandılar o dönemi. Nicelik olarak en çok Beşiktaş transfer yaptı dedim üç büyüklerden. Nitelik olarak da en şaşalı transfer Zaniyolu oldu tabi. Ama Zaniyolu depremden önce olmuştu zaten. Onun ardından Adekugbe'de Galatasaray transfer etti, Hatay Spor'un Solbek'i ve
Yine depremden önce Kaan Ayhan'ı da Galatasaray transfer etmişti. Ben Zaniolo'nun büyük bir potansiyel olduğunu düşünüyorum. Zaten bu cümle komik oldu. Bunu herkes düşünüyor yani. Bunu düşünmeyen insan yok dünyada. Hatta Fabio Capello da geçtiğimiz yıllarda Zaniolo ilk Roma'da çıkış yaptığı zaman balondor alacağını öngörüyordu. Yani öyle büyük bir potansiyel olarak öngörmüyordu. Geleceğim balondor adayı falan diyordu. Roma'yı son şampiyon yapan teknik adam Capello.
Hani o kadar büyük bir potansiyel kendisi. Ama sezonun ilk devresinde izledim ben maçlarını. Biraz kriz yaşamışlar Mourinho'yla. Yani bir şeyler yaşanmış belli ki. Mourinho yine de onu oynatmaya çalışıyor, oynatıyor. Ama Mourinho'nun sistemi gerçekten izlemesi çok zor. Roma maçlarını izlemek gerçekten zorladı beni. Beşli savunma oynatıyor. 3-4-1-2 falan diyorlar ona da. Yani Zeki veya Karstopp oynuyor sağ bebeklerinde. Adamlar stoper gibi zaten. O üçlü olmuyor o yüzden, beşli oluyor yani. Beşli savunma yapıyorsun. Önünde iki tane orta sağ, bir tane on numara, iki tane de forvet. Ön taraftaki beşlinin hiçbir kenar desteği yok. O beş oyuncu birden, orta sağ, on numara ve iki forvet, merkeze kümeleniyor. Merkezde kalıyorlar. Ebu Zani yolu da geniş alan istiyor. Yani biraz daha vurup giden gücüyle, hızıyla alanları kat eden oyuncu. O adamı merkeze hapsediyorsun sürekli. Sürekli de başında 3-4 oyuncu. O da sürekli top kaybediyor. Yani dribblingçi bir oyuncu. Çünkü çok dribbling yapmayı seven bir oyuncu. Liao ile birlikte seriyenin en çok dribbling yapan oyuncuları. Liao mesela ne kadar çizgide oynuyor, ne kadar sol kanatta oynuyor düşün.
Zaniolo da tam tersine o kadar merkezde oynuyor. Bu kadar dribbling deneyen, seven adamın merkezi o kadar kalabalığın içine atınca da top kaybı kaçırılmaz oluyor zaten. Ben o yüzden bu Hocanın, Mourinho'nun 4-2-3-1 oynatıyordu genelde geçen sezonun devre arasına kadar. Ama son bir yılda, geçen sezon devre arasında bir beşli savunmaya döndü ve kanatsız oyuna döndü. Bu kanatsız oyunda en kötü Zaniolo'yu etkiledi Serie A'da.
Ve bir şekilde de diğer takımlara transfer olmayınca, yine bizim bütün takımlar transferi kapatıyor. Bütün ligler bizim Türkiye'de açık ya transfer. Onun avantajını kullanarak zaniyolu transferi yapılmış oldu. Umarım geri döner futbola, o psikolojik sıkıntılarını atlatır ve büyük bir yıldız olarak devam eder kariyerine. Ve öyle yaparsa da çok kalmaz herhalde diye düşünüyorum. Çünkü lig standartının çok üzerinde bir oyuncu.
Abi yalnız hissetme bence de çok büyük bir potansiyel sanmıyorum. Bunu da söylemeden etmeyeyim. Ya sen tabii benden eskiyi daha çok hatırlıyorsun. Bilmiyorum bu kadar FHM tabiriyle wonder kid gözüküp yani muhtemelen iki sezon öncenin kendi yaş grubu skalasına yani böyle 20-25 yaş arası en gelecek vadeden herhalde ilk üç oyuncudan biriydi bu adam yani. üst düzey bir yetenek paketi. Şunu diyecektim, eskiyi daha iyi hatırlıyorsun diye. Bu yaşta görüldüğü seviye bu kadar yüksek Türkiye'ye gelmiş başka bir oyuncu var mı bu kadar yakın? Güzel soru. En stabil hatırlayabildiğim, orada da 10 yaşındaydım, Anelka'nın 26 yaşında gelmesi.
Evet ama yani Torreira da 26 yaşında geldi. Tabi ki Amerika çok daha büyük bir kariyerdi. Atıyorum Schneider de 28 geldi. 26-28 çok sayılmaz dediğin gibi. Bu soruna en doğru cevap bence Bruma. Bruma şu anda çok kötü olabilir. Fenerbahçe göndermeye yaradıldı falan ama o dönemde geldiğinde 13 milyon euroydu hatırla. 2013'te Türkiye'de düzenlenen
U20 Dünya Kupası'na Bruma damga vurmuştu ve işte Portekiz zaten futbolcu cenneti, futbolcu çıkarma cenneti. Onların o dönemde çıkardığı en büyük yetenekti Bruma. Futbol menajer dediğin orada bile, futbol menajerde bile şeydi, Bruma çok büyük wonder kitti yani Real Madrid falan yapıyordu. Zaten öyle bir beklenti vardı yani. Galatasaray'da öyle bir para ödedikten sonra işte daha büyük kulüplere satış vs. derken tam tersi oldu. Gerçi Galatasaray yine kar etti onlara, 15 milyon Euro'yu PSV'ye göndermişti.
Ama ağır sakatlıklar vs. olmadı. Esas en büyük gelen genç yetenek, böyle Yolo'daki gibi, Burma'daki gibi büyük beklentilerle olmasa da gelen en büyük genç yetenek Ribery oldu tabii. 20'li yaşlarının başı. Ama Ribery o zaman bilinmiyordu. Ribery zanyolu kadar sükseli değildi yani. Değildi tabi canım. Fransa Ligi'nin dibinden geldi. Ribery'e Saşaboy benziyor. Saşaboy bu çıkışını sürdürür de dünyanın en başarılı 10-15 beki arasına girebilirse
Ribery'nin yaptığının çok benzerini yapabilir. Yani Fransa Ligi'nin dibinden gelmesi, beklentinin düşük olması, 20'li yaşlarının başında gelmesi ama ondan sonra çok büyük bir çıkış yapıp bir dünya yıldızı olması. Tabii önce Sasha Boy'un dünya yıldızı olma aşamasına gelmesi lazım. Kolay değil. Ribery bu çok zor bir iş yani. Ribery bunu başardı.
O yüzden bizim ligde, hani Zaniolo da biri biri gibi olur umarım yani tekrar futbola geri döner ve ondan sonra önü çok daha açık tabii onun seriye geçmişi ve direkt İtalya milli takım oyuncusu olması gibi title'ları var. Biraz kendini gösterince zaten yine alıcıları çıkar diye tahmin ediyorum ben. Zaten bunu basın da çok fazla yazıyor. Zanyolo'nun 6 aydan fazla kalacağını düşünmüyorum Türkiye'de. Hele ki Galatasaray için sezonun geri kalan kısmında iyi bir performans sergilerse ki ben çok düşük bir ihtimal olarak görmüyorum bunu. Hakikaten çok ciddi bir katkısı olacaktır. Tabii Zanyolo hepimizin gözümüzün önündeydi ama ben senin çektiğin Zanyolo videosundan sonra özellikle o bahsettiğin final kısımların çok iyi oynuyor.
Ludogoretz'e karşı çok iyi bir maçı var. Bir gol, iki asistle 3-1 kazanıyorlar o maçı. Dikkat edersen işte o maç da bu arada şeyin, grubun son maçı. Kim kazanırsa o çıkıyor gruptan. Ludogoretz'le aslında bir final maçı oynuyorlar ve o maça da yine zanlı yolda damga vuruyor. Aynı Bodoglimp maçı gibi. Dikkat edersen işte ilk sezonda Porto maçı olsun, Real Madrid maçları olsun. Sonraki sezonlarında işte bu Feyenoord maçı, Bodoglimp maçı, Ludogoretz maçı aslında
Avrupa maçları, böyle final maçlar iyi. Galatasaray'ın o Mertens, Oliveira, Icardi'de hep bu sene bahsediyoruz büyük maç oynama olayı diye. Sanki bu Zaniyolo'da da var gibi gözüküyor. O maçlardan iki tanesini izledim. Yani bir çocuk nasıl bu fizikte olup ki bence hakikaten basketbolda böyle sıra dışı fiziklere özellikle basketbolda, tabi futbolda işte Haaland mesela bir anomalidir fiziksel olarak. Basketbolda da bunu çok fazla... Bence zanyolo pozisyonuna göre bir fiziksel anomali. Ya çok normal bir fizik değil. Dün Galatasaray'ın İdman görüntüsüne baktım. Bacaklar bir kalın ama bileğin yaptığı hareketler çok ince.
Üst fizik kalın, böyle yapılı duruyor ama ben fiziğine göre hakikaten çok çabuk olduğunu düşünüyorum. Omuz vurduğu back oyuncusunu yıkıyor. Hani anlayamıyorum bu çocuğun neden böyle olduğunu. Tabi iki tane diş sakatlığı bu her oyuncuyu etkiler. Ama işin tabii bir de mental boyutu var. Ki romanın bir yöneticisi mi söylemiş? Bence doğru da söylüyor. Bu kadar büyük bir yeteneksiniz ama sizi isteyen takımlar sadece Bournemouth ve Galatasaray. Bunun sebebini bence kendi içinizde düşünmelisiniz diye bir göndermeli zanyolaya yorum yapmış. Tabii ki Türkiye içerisindeki en büyük takımlardan birine geliyorsun. Ama senin yeteneğinin vaat ettiği şey bugün bizim her hafta sonu saat 14.30 civarı açtığımız Manchester City, Manchester United maçlarındaki seviyeler olmalı bu yeteneğin.
bulunduğu yer. Kariyerin fiziksel anlamda ne kadar iyi yönetebildiği belki soru işareti çok şanssız sakatlıklar ama mental durumu Zaniolo'nun belki de kendisine yeteneğine olan saygısı işin en büyük soru işareti onun tarafında. Bu yüzden ben zaten Galatasaray kariyerini yani 6 ay hatta 4-5 ay olacağını düşündüğüm Galatasaray kariyerinin en merak ettiğim kısmı hani o Florya Suyu'nun Zaniolo'ya ne kadar iyi etki edeceğiyle alakalı bence direkt. Az önce Anelka dedik ya bu arada yani fiziği Anelka'nın da çok şeydi, güçlüydü. Bu kadar uzun değildi ama Anelka da çok sağlam yere basan bir oyuncuydu. Anelka'nın epik bir süperlik anı var. Koray Avcı'nın Anelka'nın hızından dolayı takla attığı bir pozisyon var hiç dokunmadan. Yanından öyle bir süratle geçmişti ki Koray öyle takla atmıştı. Zaniyolu da bunu back oyuncularına uygulayabiliyor gerçekten. Onu tekrar umarım o şekilde o performansları izleriz. Anelika demişken Fenerbahçe'ye de geçelim. Anelika'da bir devre arası transferiydi yanlış hatırlamıyorsam. Ben kalan dönemde 5 Mart'a kadar Fenerbahçe'nin büyük bir transfer yapmasını bekliyorum açıkçası. Biraz da Zaniolo transferinden dolayı da buna ihtiyaç var gibi hissediyorlar psikolojik olarak sanki.
Onun dışında da Ceydan Osterwolde transferi geldi. Samet gelmişti zaten. Gelip de hemen oynamıştı da. Ve Emre Demir transferi yapıldı. Hemen de Emre tekrar kiralandı da zaten. Ne diyorsun Fenerbahçe'nin transferleri için? Osterwolde ile alakalı zaten çoğu yerde belirtmiştim. Yani benim çok sevdiğim bir back profili.
İri, fizikli ve atletik. Bu direkt aslında eşittir Bright Osai Samuel'i neden sevdiğimle de bağlantılı bir şey olabilir ama Topla tabii ki Osai'den çok daha iyi bir oyuncu ki zaten Fenerbahçe'ye artık atacak nokta da tamamen bu. Ferdi sağ bek oynadığında ya da Ferdi sol bek oynadığında diyelim daha doğrusu Bright Osai Samuel sağ tarafta olduğunda Stoppel'ler içerisindeki oyun kurucu özellikle tek oyuncu da Atilla Salai olduğu için Fenerbahçe oyunu sadece sol taraftan kurabilen bir takım oluyordu ve Bu yüzden önlem alınması da daha rahat oluyordu. Şimdi muhtemelen Jayden Osterwalde transferinden sonra Ferdi Kadoğlu sağ bek, Jayden sol bek olarak oynayacağı için Fenerbahçe'deki bir avantaj artık oyunu iki taraftan da kurabilmek olacak. Bu çok önemli bir artı. Yani Jayden Fenerbahçe'nin oyununu hızlandıracak bir oyuncu. Sol kulübarı o fizikle direkt delik deşik edebilir. Ben kesinlikle güveniyorum kendisine. Çok da iyi bir yatırım transferi olduğunu düşünüyorum bu arada. Bond servisini de kesinlikle yüksek bulmuyorum.
Bu yüzden Fenerbahçe'nin oyununa direkt avantajlar sağlayabilecek bir ekleme. Samet'i zaten konuştuk. Benim beklediğimden daha iyi performans gösteriyor bu arada Samet Akaydın. Biraz şüphelerim vardı ama hani performansına baktığım zaman kötü asla diyemem, vasatta diyemem. Beklediğimin üzerinde bir performans. Vallahi abi Fenerbahçe bir transfer yapar mı? Fenerbahçe tabii ki transfer yapar. Ama bunun kalitesi ne kadar yüksek olur? O konuda sanırım yönetime karşı bir güvensizlik var. Bunu sosyal medyanın nabzını yokladığında da çok net bir şekilde görüyorsun. Hakim Ziye çok fazla ısrar edilmiş bir oyuncuydu ama gün sonunda geldiğimizde olmayan bir transfer oldu. Sanırım o isim olarak Fenerbahçe taraftarını tatmin edebilecek ve ben oyuna katkı yapabileceğini %100 düşündüğüm tek isim şu an adı geçenlerden Lucas Moura olsa gerek.
Hep söylüyorum Fenerbahçe'nin belirli pozisyonlarına eklemeye yapılmasını isteyen bir kesim var ama bu daha çok işte bir merkez oyuncusu olsun, bir sol bek olsun, du, oster vol de geldi. Ben en başından beri Fenerbahçe'nin çok ciddi bir skorer kanat eksiği olduğunu düşünüyorum. Özellikle sağ kenar oyuncuları içerisinde. Bu yüzden Fenerbahçe'nin kesinlikle en başından beri bir sağ kanat alması gerektiğini düşünüyorum. Hatta şöyle güncelleyeyim, sağ kanat değil bir kanat forvet. Yani o skor yükünü ileri hat oyuncuların üstünden alabilecek bir ekleme yapması gerektiğini düşünüyordum. Lucas Moore'a bu isim olabilir. Çünkü biz sezon başından beri şunu konuşuyorduk.
Ener Valencia, Michy Batuşoay, bu isimlere sezon başında konuşup, ya bir 30 gole etki yapacaklar devre arası geldiği zaman desen, hadi canım falan diyebilirdim bence. Bunun sebebi de onların kötü oyuncu olmasına ötürü değil, bitiricilikleri hiçbir zaman güvenilir oyuncular olmadığı içinde. Ama şunu hep söylüyorduk, bu gerçek üstü bitiricilik normale dönmeye başladığında işte o zaman Fenerbahçe skor anlamında bir sıkıntı çekecek. Çünkü ileri hat dışında skora katkı sağlayan oyuncu neredeyse yok. Diego Rossi sağlıyor da asistleriyle beraber. Ama işte Valencia, Batuşahi, Joshua King, Pedro'dan hiç o katkı gelmeyince vs. Bir tık o bitiricilik düştüğünde ki Valencia atmaya devam ediyor bu arada ama oyun içerisindeki o skor bulma konusu bir tık zora girdiği zaman Fenerbahçe'nin performansının düştüğü evreye de bir o kadar denk geldi. Bu yüzden Lucas Moore hamlesinin kesinlikle yapılması gerektiği hele ki rakibiniz zaten işte
Galatasaray'ın psikolojik anlamda da üstte olduğu birçok nokta var. Zaten puan durumunda öndesin. Artı her maçını Fenerbahçe'den önce oynadı. Altı olan fark bir anda 9'a çıktı ki dönüşte 12'ye çıkabilir. Çünkü ertelenen maçlar sonucunda verilen 3'ü puanlar var. Fenerbahçe için işler böyle, işin mental anlamında
Daha sıkıntı mı yok diye giderken pat diye bir anda rakibiniz zanyoloyu çekebiliyor. En sorunlu mevkisine Solbek'ten bahsediyorum. Kalitesi kesinlikle tartışılır. Ben o kadar iyi bir hamle olduğunu düşünmüyorum ama Atekuk Bey'i bir şekilde yerli gibi oynatabilecek manevra alanını kendisine sağladı. Kaan Ayhan transferi.
Yerli havuzunda 3 büyüklerin hatta Trabzon sporunda sürekli almak istediği bir oyuncuyken Galatasaray onu aldı. İş, saha dışında da o psikolojik üstünlüğün Galatasaray'ı geçmesi noktasına geldi. Bu yüzden Fenerbahçe'nin tabii ki saha içi katkısını en üst düzeyde alabileceği ama mental anlamda da camianın o enerji seviyesini bir tık daha yükseltecek bir isim alması gerekiyor. Duyduğumuza göre de yani Cesus transfer yapılacaksa bu takımın kalitesini yukarı çekecek bir transfer yapılsın. Hani elimizdeki oyunculara yakın bir transfer yapılacaksa bunun pek bir anlamı yok demeye getirmiş bence olayı. Yağız Sabuncuoğlu'nun haberiydi. Bu yüzden Fenerbahçe'nin takviyesi kim olur nasıl olur bilmiyorum ama kesinlikle oyun kalitesini üst seviyeye çekecek ve enerjiyi yükseltecek bir oyuncu olması gerektiği çok bariz.
Ziyeç'e ilgiyi öğrendiğimize göre de çok büyük ihtimalle senin istediğin pozisyonu olan sağ önüne transfer yapacak Fenerbahçe. Orada çok büyük ihtimalle işte İrfan Can Kahveci'den alınamayan katkı, onun istikrarsızlığı, öbür tarafta Emre Mor vardı. Öbür tarafta derken o pozisyonda Emre Mor da vardı ama o da bir yandan İrfan Can gibi ayrı istikrarsız, bir gününü bir gününü tutmuyor, devamlı güvenemiyorsun. Hoca bir türlü Arda'ya devamlı güvenemiyor, onu bir oynatıyor bir oynatmıyor. Aslında sağ önünde üç oyuncusu var bu şekilde ve üçü de birbirinden yetenekli, birbirinden farklı özel ayaklar. Emre'nin dribblingi çok özel, İrfan'ın top atıcılığı çok özel, Arda'nın oyun zekası çok özel. Ama herhalde üçünü birleştirip böyle çok üst düzey bir oyuncu transfer etmek istiyor hoca. Bu arada çok pardon abi, Dimarzio'nun haberinde de mesela Fenerbahçe'nin Zanniolo ile ilgilendiği de vardı mesela. Yine bir sağ oyun oyuncusu baktığın zaman. O yüzden bu ekleme hiç sürpriz olmayacak galiba.
Yani dediğin Kanat Forvet olayına katılıyorum. Aslında orada Joshua King'in sakatlığı olmasaydı, devamlı oynasaydı sanki o üçüncü gol katkısı Joshua King'den gelebilirdi diye düşünüyorum. Pedro'dan da gelmedi dediğin gibi ama sağ ön bir türlü işlemedi. Orada keşke Arda'ya biraz daha hoca güvenseydi, oturtsaydı ilk 11'e diye de. Son sözümü söyleyeyim istersen. Yavaş yavaş toparlayalım. En güzelini söyledin abi, ben de katılıyorum.
Şu an Arda'nın yeteneği, az önce zani olayla ilgili söyledik ya. O seviyede hiç şaşırtıcı olmaz yani Arda'nın da o seviyelere gelecek olması. Ama evet keşke daha çok kullanılsa. Bu arada ben transfer kesinlikle olmalı, daha skorer olmalı diyorum. Ama ben Arda'nın benim tarif ettiğim şeye doyduğunu düşünüyorum. Arda böyle yaratıcılığıyla, teknik kapasitesi, özel yeteneklerle ön plana çıkan bir oyuncu olabilir ama bence çok da skorer bir oyuncu baktığın zaman. Zaten
İki sezondur bulduğu dakika başına skor olan katkısına istatistik olarak baktığın zamanda da skorel bir oyuncu devreye giriyor. Çok özel bir yetenek olduğundan dolayı. Transfer isteme sebebim de maalesef ve maalesef Arda'nın öyle sürekli kullanılmayacağını düşündüğümden dolayı. Yoksa transfer yerine Arda Güler'i transfer etmek daha mantıklı olabilir diyerek ben de son sözümü söyleyeyim.
Ağzına sağlık Oğuzhan'cığım. Senin katılımına tekrar teşekkür ediyorum sana. Güzel bir partner oldun ve Trendsport'a da gelecek haftadan itibaren yine tekrar seninle birlikte olacağız. Dinlediğiniz için sizlere de teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere. Haftaya hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.