
7.533 kelime · ~38 dk okuma
Trensporlar herkese merhabalar. Süper Lig'de sezonun ilk devresi tamamlandı. 4 büyükler de kazandı bu hafta. Tenis'te Avustralya açık başladı ve Snooker'da da Masters turnuvası vardı. Tenis ve Snooker'ı SporSis değil YouTube kanalı editörlerinden Ömer Şentürk ile konuşacağız programın devamında. Ama önce Süper Lig'de başlayalım.
Şimdi istikaldeki patlama nedeniyle biliyorsunuz Beşiktaş-Antalya spor maçı ertelenmişti ve bu maç dışında ilk devredeki tüm maçlar tamamlandı. İlk devre sonunda Galatasaray 42 puanla lider durumda. Fenerbahçe'yi 38 puanla 2. sırada görüyoruz. Başakşehir 34 puanla 3. sırada. Adana Demir Spor 33 puanla 4. Beşiktaş ve Trabzonspor'da 32'şer puandalar. 5. ve 6. sıradalar ama Beşiktaş'ın bir maçı eksik. ve bu maçı kazanırsa puanını 35 yapıp 3. sıraya yükselebilir. Sezonun 2. yarısında daha iddialı bir Beşiktaş görebiliriz. İlk 6 takımla 7. sıradaki Konya arasındaki fark biraz açılıyor. Beşiktaş-Konya spor maçı biraz da bunu sağladı.
Düşme potasında ise takımlar birbirine daha çok yaklaşıyor. İstanbul Spor ve Ümraniye Spor son haftalarda puanlar topladılar ve çok aşağıda kalmışlardı öncesinde ama son haftalardaki puanlarla düşme potasının üstünde veya civarında gezen Hatay Spor gibi Antalya Spor gibi takımlarla aralarındaki puan farkını 2'lere 3'lere kadar indirdiler. Bu da sezonun 2. yarısında çok daha heyecanlı bir düşme potası görebileceğimizi düşündürüyor.
Zira Ümraniye spor gibi İstanbul spor gibi takımlardan dolayı bence rahat olan çok takım vardı. 4 tane düşecek takımdan ikisi Ümraniye spor ve İstanbul spor olur diye biraz gevşektiler ama bu takımların puan almasıyla biraz daha savaş kızışacak orada. İsterseniz kronolojik olarak gidelim ve pazar akşamı son maçı oynayan Fenerbahçe ile başlayalım. Gaziantep Spor sahasında Fenerbahçe'yi ağırladı ve Fenerbahçe maça birçok yenilikle başladı. Dörtlü savunmaya geri dönüşü vardı. Yeni transfer Samet ilk kez ilk 11'deydi. Ayağının tozuyla direkt ilk 11'e girdi. O da bence çarpıcı bir tercih. Hani elindeki stoperlerden o derece memnun değil herhalde. Jorje Suski yeni gelmiş bir stoperi 3 günde hemen direkt ilk 11'e koydu. Ben beklemiyordum açıkçası. Stoperlerini beğenmediğini tahmin edebiliyordum ama
Samet'le diğer stoperleri arasında çok fazla bir kalite farkı yok bence. Gelir gelmez Samet'i ilk 11'e atması biraz Samet için de zorlu bir maçtı o açıdan. Alijovski sol bekteydi uzun bir süre sonra. Emre Bor ve Mert Hakan Yandaş da yine ilk 11'de yerlerdi. Ve Valencia'da geri döndü. Oldukça da sağlam döndü. Takımına galibiyeti getirdi ve bir nevi hayatta tuttu diyebiliriz.
İyi bir Fenerbahçe vardı diyemem sahada ama daha da kötü bir Gaziantep vardı. Bence iki takımda vasat altı oynadılar, Gaziantep çok kötü oynadı. İki kötü arasında Fenerbahçe kazanmış oldu. Biraz oyuncu kalitesi farkıyla, biraz da sonradan giren oyuncuların arzusu ve iştahıyla olan bir şeydi bu. Aslında Fenerbahçe maça oldukça kötü başladı. Savunma arkasına Gaziantep sporlu oyuncuların kaçtığını gördük. Bir kez Alijovski çok açık farklı offside'ı bozdu ama Marković topu götüremedi. Bir kez de Samet'in arkasına adamını kaçırdığını gördük.
Ama sonrasında ilk tehlikeli topta Ertuğrul Ersoy'un büyük hatasıyla Valencia golü gördü. Valencia'nın çok hata zorlayan stoperleri baskılayan tipte bir oyuncu olduğunu ve hataları iyi değerlendirdiğini söyleyip hakkını vereyim. Bu ligin açık farkla bence en kötü stoperinin de Ertuğrul olduğunu tekrar gördüğümüz bir maçtı bu. Ama Ertuğrul bunu Fenerbahçe'ye özel yapmıyor. İzlediğim bütün maçlarda Ertuğrul'un bariz hataları var ve böyle vitrin maçlarda da çok bariz hataları vardı. Galatasaray maçında biliyorsunuz Mertensi indirmişti, penaltı yapmıştı. Trabzon spor maçında son dakikada bir golle yenilmişlerdi ve o son dakikadaki golde topu kafayla penaltı noktasına indiren yine Ertuğrul'du. Bu maçtaki hatalar da iyice artık Nirvana boyutundaydı. Çok çok kötü oynadı. Gaziantep'i hiç beğenmedim bu arada. Ama aylardır para alamadıkları için zaten 3 oyuncusu ve teknik direktörü Erol Bulut takımı FIFA'ya şikayet etti.
Bir buçuk yıldır maaş veya para alamıyoruz. Ben kendi adıma konuşayım. Birkaç aydır futbolcuları olsun biz olalım. Teknik ekip. Maaş ödenmedi. Ama biz hiçbir zaman onu bahane ederek yola çıkmadık. Her zaman sahada en iyisini vermeye çalıştık. Ben kendi adıma konuşabilirim. Futbolcularım adına konuşabilirim.
Zaten 2. yarıda Sagal'ın gördüğü 2. sarı karttan da belli bazı şeylerin olduğu. Oyuncuların bir isyan bayrağı açıyor bir yandan, bir yandan da oynamaya çalışıyorlar. O yüzden çok sağlıklı değildi Gazantep'in psikolojisi ve bence eğer yeni bir başkan gelip oyunculara parasını ödemezse çok büyük ihtimalle de küme düşerler. Zaten düşme potasında 2 puan üzerindeler. Ve sezona iyi başlamasalardı büyük ihtimalle düşman potasında olurlardı. Sonradan çok geri gittiler. Sezona 1-2 galibiyetle başlamışlardı, iyi başlamışlardı ama sonu çok büyük geri elediler. Bu açıdan da Fenerbahçe biraz şanslıydı aslında. Derbi sonrasında bir deplasman maçı için en ideal rakiplerden bir tanesiydi Gaziantep. Bir sonraki maçta Ümraniye ile, Ümraniye'de lig sonucusu ve İstanbul Spor'a kaybettiler direkt rakiplerine.
Onlar da biraz ideal hani zayıflık açısından ideal Ümraniye ama Ümraniye bu Gaziantep'ten daha dirençli olur. Bu Gaziantep gerçekten bence ligin bu haftalarındaki en kötü takımı durumunda. Ama Fenerbahçe'ye de biraz değinelim. Özellikle Samet'e değinelim. Samet'in ilk maçı. İlk maçı olduğu için ve yanındaki Zalai'yi ilk defa oynuyor. Sağ Bekli'yle ilk defa oynuyor. Aliyovski zaten aylar sonra ilk defa kalecisiyle falan. Böyle sudan çıkmış balığa dönebileceği bir maçtı. Ve Marković gibi sürekli arkaya sarkmaya çalışan tipte bir oyuncuyla oynuyor. Savunma hattını çok öne çıkarıyorlar. Gerçi Adana Demir Spor da savunma hattını çok öne çıkarıyor. Ama birçok açıdan onun adına zor bir maçtı. Ben iyi bir maç çıkardığını düşünmüyorum. Ama Jorge Jesus farklı düşünüyor. Zaten kendisinin aldırdığını da söylemişti. Ve maç sonrasında Samet'in mükemmel oynadığını düşünüyorum dedi.
Samet ilk maçını oynadı ve harika bir performans sergiledi. Kendi klasını ve kalitesini gösterdi. Ben açıkçası mükemmel oynadığını düşünmüyorum. Samet'in hem ağır bir stoper olduğunu hem de çok sakar bir stoper olduğunu düşünüyorum. Tabi ki Gustavo o kadar ağır değil ama dengesi bence problemli. İşte hava toplarında iyi olması, ikili mücadelelerde güçlü olması falan onu Jorge Jesus tarafından beğenilme sebebi olmuştur.
Ama bilhassa sakarlıkları sıkıntılı. Bir göğüs kontrolü yapmaya çalıştı mesela maçın son bölümünde. Top açıldı. Hemen arkaya Gaziantepo topu değerlendirmeye çalıştı ama Altay çok iyi çıkıp engelledi. Öyle bir pozisyon vardı durup dururken. Ayağındaki topu kaptırdığı bir pozisyon vardı ilk yarının sonunda. Ferdi topu korner atmıştı. Çok tehlikeli bir pozisyondu o da. Hani Samet'in de çok iyi bir maç oynadığını ben açıkçası hiç düşünmüyorum ama Fenerbahçe'de Jorge Jesus'a katıldığım bir konu var. Sonradan giren oyuncuların çok etkili olması. Rossi'de, Lincoln'de, Arda Güler'de net şekilde takıma ivme kazandırdı ve o bölümü Gaziantep'te bir kişi eksik oynadığı için Fenerbahçe hak ettiği maçı kazandı. Son dakikalarda buldu golü ama yine de çok fazla pozisyon bulmuşlardı ve
maçı çevirmeyi hak etmişlerdi. Ama çok da iyi oynamadılar. Ama iyi oynamadıkları halde bile çok daha üstündüler Gaziantep'e karşı. Çünkü Gaziantep baya kötü durumda. Fenerbahçe'nin yedekleri iyiydi dedik ve şimdi de hafta arasında Türkiye Kupası maçı var. Fixture yine sıkışıyor. Ama sıkışık Fixture'un Fenerbahçe'ye daha çok yaradığını düşünüyorum ben. Çünkü geniş rotasyonda oyuncularını hazır tutmayı bilen bir teknik direktörleri var. Ve yedek oyuncular girdiğinde çok daha etkili olabiliyor Fenerbahçe'de.
Bu arada Jorge Sotabas'ın toplantısında biraz değindi bu konuya. Sonradan girenler arasında en çok Rossi'yi beğendiğini söyledi ve Arda Güler'i tabi özellikle sordular. Ve Arda Güler için de pozitif bir bildirimde bulundu. Hafta arasında oynanacak, Rize Sporlu oynanacak Türkiye Kupası maçıyla birlikte daha fazla almaya başlayabileceğini söyledi Arda'nın. Milyarada bir sakatlık yaşadığını ve fiziksel olarak yavaş yavaş toparladığını söyledi. Umarız Arda'da daha çok süre alır tabii ki Fenerbahçe'de ama Fenerbahçe yeniden bir toparlanma, yeniden bir başlangıç dönemine
girebilir ve burada birçok pozisyonda da değişiklikler görmek mümkün. Bence Luan Pérez'in de Solbek pozisyonuna katılması gerekiyor. Aliovski de bence bekleneni veremedi. Luan Pérez'in Solbek pozisyonuna katılırsa sağ bekte de Ferdi ile iyi bir uyum yakalayabileceklerini düşünüyorum. Bu geçmişte Barcelona'da böyleydi biliyorsunuz. Barcelona'nın en iyi döneminde Abidal Solbek'ti. Bir stoper gibiydi Abidal. Sol stoper gibi ve savunmaya yeri geldiği zaman üçlüyordu. Çok ucuma çıkmıyordu. ve Sabek'te Dani Alves'te istediği kadar hücuma çıkabiliyordu. Fenerbahçe'de de böyle bir back değişimi olabilir. Sol back'i Doğan Peres yeri geldiği zaman üçlü savunma gibi, sol stoper gibi pozisyon alır ve yeri geldiği zaman da Ferdi'yi bol bol hücuma gönderebilirsiniz. Bence böyle bir savunma dörtlüsü daha iyi ve bence stoperlerde de hem Gustavo'nun hem Samet'in yetersiz olduğunu düşünüyorum ben ve derbide çok kötü oynamış olmasına rağmen Serdar Aziz'in
stoperlerde Zalai ile birlikte bir adım daha önde olduğunu düşünüyorum. İdeal senaryoda Luan Pérez'i sol bekte, Ferdi'yi sağ bekte bence Fenerbahçe'de uzun vadede görmek lazım diyorum ve Trabzonspor Başakşehir maçına geçiyorum. Trabzonspor'da da bir back değişimi vardı ve Bruno Pérez neredeyse bir yıllık sakatlık arasının ardından sahadaydı. Biraz aksadı ama o kadar aksamasını da ben açıkçası normal karşılıyorum çünkü çok uzun zamandır oynamıyordu. Orta üçlüde Abdülkadir Ömür, Siopis ve Bakasetas vardı. Bence Trabzonspor'un ideal orta üçlüsü de bu gibi. Çünkü hamşiğin artık fiziksel durumu devamlı bir oynamasına engel oluyor, sakatlıklar vs.
Bence bunun üzerine gitmesi lazım. Tıpkı Fenerbahçe'nin savunma dörtlüsünü az önce saydığım gibi Ferdi, Serdar Aziz, Zalai ve Lujan Perez olmalı bence. Trabzonspor'un orta üçsüzü de bence Abdülkadir Ömür, Siopis, Bakaseta şeklinde gitmeli. Oraya işte Gibame deneniyor, Bardi deneniyor, Hamsik geliyor, gidiyor. Birçok değişiklik oluyor tabii ki ama bence biraz istikrar da gerekiyor. Bu maç Bakasetas ve Abdülkadir Ömür iyiydi ve direnç gösterdiler. 5-0'luk Alanya Sporu maçından sonra önemli bir galibiyetti bu. Ve Trabzonspor kazandı ama Trabzonspor üzerinden değil de biraz daha Başakşehir üzerinden okunabilecek bir maç bence bu. Çünkü Başakşehir bu sene kırılma maçlarından sadece Beşiktaş'a karşı kazanabildi. Trabzonspor ve Fenerbahçe 1-0 kaybettiğini görüyoruz ve Galatasaray'a da 7-0 kaybetmişlerdi. 7-0'luk maçtan sonra çıkan kavgada da Hasan Eli Kaldırım'ı ve Bertrand Traore'yi kaybettiler ve zaten düşüşte olan Kadro
Yani kadro kalitesi yıllardır hep biraz daha az para harcayarak, biraz daha tutumlu davranarak falan düşüyor. Ve zaten düşüşte olan kadro bu kavgadan sonra daha da daralmış oldu. Hani Başakşehir'in Abdullah Avcı dönemindeki gibi transfer yapabilen bir takım olduğunu artık göremiyoruz. Kadro zayıfladı ve Endiaşimiye de giderse baya aslında kalbur üstü bir Anadolu takım kadrosuna dönüşecekler. Ama transferde de çok etkili değiller. Yine de böyle Patrick Şiş gibi, Ahmet Tuğba gibi genç transferlere yönelmelerini doğru buluyorum. Genç ve gelecek vadeden oyuncular almalarını doğru buluyorum.
Ama o konuda da bence biraz Emre Belezoğlu bir değişim göstermeli. Emre Belezoğlu maç sonu açıklamalarından da gördüğümüz kadarıyla bu Türk futbolunun bence kanseri olan abicilik merhumuna çok sahip çıkan bir teknik direktör ve bu az önce bahsettiğim kırılma maçlarının ikisinde Trabzonspor'a ve Fenerbahçe'ye karşı tek gollü mağlubiyetlerde çok net bir Volkan Babacan hatası görüyoruz. Fenerbahçe'ye karşı olan da topu uzaklaştıramadı. Kısa düşen topu Fenerbahçeli oyuncular hemen Rossi'ye atıp golü bulmuşlardı. Bu maçta da Bakasetas'ın şutunu çok kötü bir şekilde bacakların arasından kaçırıp golü yedi.
Bir önceki Adana Demir Spor maçı da Başakşehir için önemli bir kırılma maçıydı. Orada da çok basit bir hatası var. Yantopa elinden düşürdü. Belhanda'nın şutunu takım arkadaşı çizgiden çıkarmıştı. Hani her kritik maçta Volkan Babacan'ın bir hatası var ama yine de başka bir kaleci tercihine gidilmiyor. Yeni bir kaleci transferi yapılmıyor. Ve Muhammed Şengezer de bence yeterince şans bulamıyor. Onu daha çok oynatmaya çalıştığı dönemler de oldu. Ama Volkan Babacan'a göre bence daha potansiyelli ya Muhammed olur ya yeni bir transfer olur. Denenmesi lazım ama Emre Belazoğlu sanki o eski takımından, takım arkadaşlarına karşı
biraz müsemma gösteriyor gibi. Bence Başakşehir'in biraz yenilenmeye, biraz daha genç ve yeni isimlere ihtiyacı var diye düşünüyorum. Bakalım Emre Belizeoğlu teknik direktörlüğünde şu ana kadar çok başarılı gidiyor ama bence önemli bir eşikte. zor bir karar vermesi lazım ve bence eski arkadaşlarını biraz geride bırakıp daha yeni ve genç potansiyelli isimlere yol açması lazım. Çünkü köhneleşen bir Başakşehir kadrosu var. Yaşlanan ve güçten düşen bir Başakşehir kadrosu var. Bunu yenilemesi lazım. Bu sene Yusuf Endiyeşmiye'ye çok ciddi katkılarda bulundu Emre Belizeoğlu. Ve onun gibi genç ve potansiyelli oyuncuları daha çok görmek lazım. Mesela Ahmet Tuğba da bence çok geç yerleşti stoper pozisyonuna. İşte Ebru Yano'lar falan bitik durumdaylardı yani. Ama Ebru Yano'lara bile çok zaman ve süre verildi. Biraz daha yeni oyuncular için cesur olması gerektiğini düşünüyorum. Emre Belizeoğlu'nun diyeyim ve Konya Spor Beşiktaş maçına geçelim.
Konya Sporsa, Başakşehir gibi aslında biraz. Hücuma ve kanatlara transferler yaptılar ama orada da stoper ve bekler çok zayıf kalıyor. Bir süredir böyle ve Beşiktaş mağlubiyeti de aslında onları biraz ilk altı hedefinden uzaklaştırdı. ve bu sezonun belki de ikinci yarısı onlar için yarışma hedefinden, ilk altı hedefinden ise genç ve potansiyelli oyuncular geliştirebilmek, yetiştirebilmek ve gelecek sezona daha iyi girebilmek adına bir fırsat olabilir. Yani bu mağlubiyet uzun vadede belki de hayırlı bir mağlubiyet olabilir. Çünkü mesela bu maçta da şunu gördük. Maçın galibiyetinin çok net stoper farkları belirledi.
55'ten sonra Sayis stopere geçti biliyorsunuz ve Bilas 55'ten sonra birçok Konya Spor kontra hatanı çok doğru yerlerde durarak, çok doğru kademelere yaparak savuşturdu. Sayis bu kadar önemli bir, ki o dönemde biliyorsunuz Konya Spor 1-0 öndeydi maçın o bölümünde. Hani Sayis o kadar çok kontra savuşturdu ve kaleyi gole kapattı ve Konya Spor'da da Adil 90 artı 4'te yine taç çizgisinde prese koşarken ceza sahasını boşalttı ve kutuya gelen topu da Daha kalabalık olan, ceza sahasında daha kalabalık olan Beşiktaş galibiyet golü olarak Konya Spor Kalesi'ne göndermeyi bildi. Burada bir yanda Adil'in yetersizliğini, bir yandan da Sayis'in kalitesini görüyoruz. Geçmiş haftalarda Konya'da İlhan Hoca'ya bir soru sordular ve neden genç ve potansiyelli oyuncuların çok fazla şans bulamadığını sordular ve İlhan Hoca da bir öz eleştiri yaptı. Kadro planlamasında belki de hata yaptık dedi.
Yani çok fazla transfer var. Santr4'a mesela üçüncü forvet olarak bile ilk Peauzu'yu aldılar mesela. Zaten Diouf var, Muhammed var falan. Hani o kadar transfer yerine biraz daha genç ve potansiyelli oyunculara yatırım yapabilirdi Konya Spor. Onun dışında Beşiktaş tarafında da ilginç bir maçtı. Şenol Hoca, Wellington Tayyip, Stoper ikilisinin önüne Josef ve Romain Seis gibi iki tane çapa kullandı. 6 numara ve önlerine de bir Jetson'u koydu. Bir kenarda da Mulekka, öbür kenarda Redmond ve ileride de Cenk şeklinde bir tercih. Hani bu tercih sonrası baktım sosyal medyada birçok kişi işte Şenol Hoca bunadı mı acaba falan gibi şeyler söylemiş ama aslında tam da rakibe karşı bir önlem bu. Çünkü Goenspor çift forvetle oynuyordu, Muhammed ve Diu fikrisiyle. Ve Beşiktaş o bölgeyi ikisi toper, önüne de Sayıs Cosef iki tane de ebatlı 6 numarayla kalabalık olarak kapatmayı düşünmüş. Ve Konya Spor'da da şöyle bir şey de var. Oyunları merkezde Amir Aziz Ahmetov için sağ ve sola attığı toplarla açıyorlar. Merkezden hücumları yönlendiriyorlar. Ve o merkezi yine böyle ebatlı oyuncularla kapatmak istemesi 2-6 numarayla çok mantıksız bir oyun başlangıç tercihi değildi bence. Ama çok da şanssızdı Şenol Hoca. Çünkü 57. saniyede daha yenik duruma düştü. Hem de iki tane çapı altı numarası iki savunmasıyla. Yani maç 1-0 başlasa öyle bir düzenle başlamazdı Hoca. 57. saniyede çok şanssız bir başlangıç oldu. Ama o gol üzerine biraz konuşmak lazım. Çünkü o gol aslında Türk futboluyla ilgili çok fazla nüansı barındırıyor. İçerisinde bir tanesi Mert'in ligin en teknik kalecisi olması aslında. Yani en iyi top atan, topla en rahat kalecisi olması. Ama bu en teknik kaleci olması ve buna çok güveniyor olması bu hatayı yaptıran en önemli neden. Çünkü bu tip basit hatalar en fazla
özgüven problemi yüzünden yapılıyor. Kendinize çok fazla güvendiğinizde de bu tip hataları yapabiliyorsunuz ve Mert'in bu pozisyonda kendisine çok fazla güvendiğini görüyoruz. İkinci konu, ne olursa olsun ne kadar teknik kalitenize güvenirseniz güvenin, topun üzerine basarak kontrol etmeye çalışmak bir tercih değil bir hata. Topun üzerine basmak bir top kontrolü tercihi olmamalı. Çok amatör bir görüntü bu ve bizde en teknik oyuncular bile topun üzerine basarak kontrol etmeye çalışabiliyor. Geçtiğimiz haftalarda bahsetmiştim galiba İstanbul spor Fenerbahçe maçıydı.
Böyle çok net bir kontraya çıkacakken topun üzerine basmaya çalıştı ve topu ayağın altına kaçırdı ve çok net bir Fenerbahçe kontra ata bu basit top kontrol hatası yüzünden harcanmıştı ki İrfan Can Kahveci Lig'in en teknik orta saha oyuncularından, en teknik futbolcularından bir tanesi ama o da mesela topa basmaya çalışıyor. Sonra hep örnek veririm Gökhan Gönül 21. yüzyılda Türkiye'nin en iyi back oyuncusuydu sabekte ve senelerce topa basmaya çalışıp ayağının altından kaçırdı o topu. Yani bir numaralı back senelerce aynı hatayı yaptı. Futbolu bıraktı artık ama futbol bırakana kadar hiç öğrenemedi bunu. Çünkü altyapıda bu kadar basit konular es geçilebiliyor. Hele bir kalecinin altyapısında yani bir kaleci için. Bu topu nasıl kontrol etmemesi gerektiğinin mutlaka ama mutlaka öğretilmesi gerekiyor. En temel çalışmalardan biri bu ve en temel çalışmayı bile yapamadıklarını görüyoruz. Altyapıların bu kadar boş geçtiğini, bu kadar özensiz geçtiğini görüyoruz. Kaleci için daha önemli çünkü Gökhan Gönül topu ayağıyla basmaya çalışıp kontrol edemediğinde, ayağını altından kaçırdığında top en fazla taça gidiyor.
Ama kaleci aynı şekilde kontrol etmeye çalışır ve top ayağının altından kaçarsa gol oluyor. O yüzden kaleci antrenörlerinin, altyapı kaleci antrenörlerinin ne olursa olsun topa basılmaması gerektiğini, topun önüne ayağın konulması gerektiğini, bir duvar gibi engel olunması gerekerek ayak içiyle kontrol edilmesi gerektiğini mutlaka söylemesi lazım. Türkiye'de altyapı eğitimini almış birçok futbolcunun top kontrolünde ayak içi yerine topa basmaya çalıştığını görüyoruz. Bu büyük bir amatörlük. Mesela Bundesliga oyuncularında bunu görmüyoruz. Almanya'da İrfan Can kadar yetenekli futbolcu belki kolay kolay bulamazsınız ama en kazması bile İrfan Can gibi topa basmaya çalışmaz. Bu çok belirleyici. Tabi bu işin sadece mert tarafı yok. Bir back oyuncusunun Valentina Rozier'in. Topu kalecisine pas atarken iki kale direğinin arasına atmaması gerekiyor. Avutat doğru, biraz daha sağa sola doğru atması gerekiyor ki böyle bir hata olursa top corner'a gitsin en azından. Hani bu da hep söylenir ama burada da Rozier dikkat etmeli. Zaten Rozier'in yine kafası yerinde değil gibiydi. Yine çok dalgın gözüktü. Büyük bir konsantrasyon problemi görüyoruz Rozier'de. Gezal ile oynayamadığından beri ciddi bir mental düşüş var. ve 4. olarak da zaten aslında geri pası atacak kadar ciddi bir baskı da yoktu. Durup dururken sürekli en basit konuda geriye pas atmak o kadar da mantıklı bir tercihte değil. Onu da söylemek lazım. Pozisyonun çok fazla detayı vardı. Ve onlara da değinmek istedim. Bir de Cenk'e değinelim. Beşiktaş'ta Cenk önemli bir rol oynuyor Vegors'un da ayrılmasından sonra ama artık 31 yaşında Cenk ve çok ağır bir sakatlıktan çıktı. Kendisini de çok zorladığını görüyorum. Belki eskisi kadar dinamik ve güçlü değil ama yine gol pozisyonlarını yakaladığında atmaya devam ediyor. Çok değerli bir oyuncu Cenk Beşiktaş için.
Ve Beşiktaş'ta Vegos'la yollar da ayrılı biliyorsunuz. Bence Sunayte'de transfer oldu Vegos. Ve yerine de Abubakar ismi düşünülüyor. Ama bence Cenk var. Zaten benzer tipte, benzer yaş ve benzer ağır sakatlıktan çıkmış bir oyuncu. Abubakar da yine kaliteli ama yine o da 30'larına gelmiş ve yine çok fazla sakatlıklar yaşamış bir oyuncu. Öte yandan Jackson Mulaka da var. Daha genç. Ve geçen seneki Kasımpaşa formunun uzağında hala Mulaka.
Bence üçüncü bir forvet transferinden çok Beşiktaş'ın orta sahasında forvetle orta saha arasındaki hücum bağlantısını sağlayacak o Dellali'nin bir türlü yapamadığı pozisyonda net bir eksiklik var. Bence Cenk ve Muleka'ya bir Alternative Center for Dan daha öncelikli olarak bir ofansif orta saha gerekiyor Beşiktaş'a ama transfer döneminde neler yapılacak tabi ki Şenol Hoca'nın isteklerine neler olacak onları da önümüzdeki günlerde göreceğiz. ve bu haftanın haberi İlhan Palut'un gönderilmesi oldu Konya Spor'la. Ona geçelim.
İki sezon önce yaklaşık İsmail Kartal yerine göreve gelmişti Konya Sporu İlhan Hoca ve Konya Sporu o dönemde çok kötü gidiyordu. Ve İlhan Hoca ile birlikte iyi toparladılar. Sezon sonunu iyi getirdiler. Ertesi sezon transferler, ufak çaplı değişiklikler hani öyle çok da bir para da harcanmadı yine Balkan ağırlıklı transferler falan derken Abdülkerim Bardakçı'nın yükselişi vs. Ve geçen sezonu müthiş geçirdi Konya Spor. Kadro maliyeti ile fayda fiyat
Kıyaslaması yaparsak belki ligin en başarılı takımıydı. Ve müthiş bir sezon geçirdiler. Bu sezonda aslında 7. sırada gidiyorlar. Yani fena gitmiyorlar hala. Yine böyle müthiş şahşalı transferler yapmadılar. Rahmetli Ahmet Çalık'ın yeri bile dolmadı aslında doğru düzgün. Savunmada bazı problemleri var. Beşiktaş maçına zaten değindim uzun uzun. Ama kovulacak kadar bir kötü gidişat yoktu ve bir sürpriz oldu.
Bu sürprizle ilgili olarak da tabii bazı yerlerde haberler çıktı. O haberlerden bir tanesinde Konya'ya uyum sağlamadığı söylenildi İlhan Palut'un. Konya'ya uygun davranmamak ne demek onu ben bilmiyorum. Yani Konya'nın kültürüne uymamak falan nasıl bir şey bu onu bilmiyorum ama ilginç bir şekilde 2019 yılında da Rıza Hoca Konya Sporu'ndan gönderildiğinde benzer bir açıklama gelmişti.
Hatta Rıza Hoca da demişti ki ben belediye başkanı mıyım kardeşim ne alakam var benim Konya'ya uyup uymamakla. Konya belediye başkanı değilim ben demişti. Çok haklı tabi. Ama sonradan bu ifadeler yalanlandı. İşte Konya Spor Yönetimi'nden kimsenin açıklama yapmadığı söylendi. Ama Konya Spor taraftarları da söylediyseniz adam gibi arkasında durun diyor bu iddiaların.
Biraz tabii ortalık karıştı sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla. Ve ilginç bir şekilde hafta sonu da yine İlhan Palut ve Emre Belözoğlu başka bir konuda gündeme gelmişlerdi. İlhan Palut'un geçtiğimiz haftalarda bir açıklaması vardı. Adana'daki tahmin ediyorum üç veya dördüncü maç olsa gerek ben pro lisans haklarıyla çalışmaya başladım. E tabii ki önemli. Tamam takımınıza antrenman yaptırabiliyorsunuz, takımınızın taktiğini belirleyebiliyorsunuz, kenardan uyarılar yapabiliyorsunuz ama maç önü, maç sonrası takımınızı temsil edemiyorsunuz takımı teknik direktörü olarak. Bu bir eksiklik midir? Evet bence eksikliktir. Bu noktada ben
Pro lisansla çalıştığım için şu anda daha rahatım. Evet bunu bekleyen antrenörlerimiz var. Onları da inşallah en kısa zamanda alırlar. Türkiye Futbol Federasyonu antrenörlük işleri işte Oğuz hocamızın başında olduğu işte bu kurslarla alakalı bu kursa alım, kursa pro lisans kursuna antrenör alım kriterlerini güncelleme çalışmaları yapabiliyor. Çok korkunç bir şekilde
Milli takımda 1-2 maç oynayan oyunculara bile ya da Süper Lig'de üst düzey oynayan oyunculara çok korkunç iltimaslar var pro lisans kursunu alırken. Tamam onlar mükemmel futbolculardı, çok iyi kariyerlerdi, Türk futbolunu çok önemli değerlerdilerdi. Ama bunun itibarını da yaşadılar, bunun ekonomik olarak kazancını da yaşadılar. Antrenörlüğe de 5-0 önden başlamalarına hiçbir şekilde gerek yok. Biz o lisansları alabilmek için yani biz derken milli futbol oynamamış, milli futbolcu olmamış, altdiklerde futbol oynamış bir isim veya hiç futbol oynamamış olabilir Jose Mourinho'lar gibi bir isim o lisansları alabilmek için en az 4 yıl kurs görüyor. Ama bir kez milli olan bir oyuncu bile ki mesela birçok oyuncu var böyle menajerinin gücüyle bir ara 2 ay top oynadı diye falan bir milli takıma seçiliyor ama bir daha kariyeri boyunca adını sanını duymuyorsunuz altdiklerde çürüyor. Öyle bir sürü yeterli, yetersiz bir sürü isim var. O isimler şimdi 4 yıl önde başlıyor İlhan Hoca'dan. Bence o konuda çok haklı. Kaldı ki Haluk Ulusoy döneminde kendisi federasyon başkanıyken bütün milli futbolculara pro lisans dağıtılmıştı. Sanki şey gibi karneyle ekmek dağıtıyor gibi pro lisans dağıtılmıştı mesela. Burada eğitimi hor görmek var bence.
Bugün Hikmet Hoca'yla beraberdik, Hikmet Karaman'la. O güzel bir örnek verdi. Klinsmann, biliyorsunuz eski Alman milli takım teknik direktörü, Amerika milli takımında çalıştırdığı büyük bir efsane Almanya için. Ama pro lisansta iki yılda bir tekrar alınması gereken kurslar var. Belli bir saat eğitimi tamamlamanız gerekiyor her iki yılda. O kurs, o lisansa sahip olmanız da yetmiyor. Bir kere almış olmanız yetmiyor. Sürekli yenilemeniz gerekiyor iki yılda bir. Kursları almanız gerekiyor.
Klinsmann o kursları tamamlamamış ve Amerika'dan gelip Hertha Berlin'in başına geçecekti. Ama o kursları tamamlamadığı için Klinsmann göreve gelemedi Hertha Berlin'de diyor Almanya'da. Bu çok çarpıcı Almanların eğitime bakış açısıyla bizim Türklerin bakış açısı arasındaki farkı çok güzel örnekleyen bir konu bu. Şimdi burada bence İlhan Hoca isyanında haklı ve Emre Belezoğlu gibi, Şenol Hoca gibi eski milli futbolcu olup çok da büyük teknik direktör olan isimleri de onore ediyor. Zaten onlardan şikayetçi değil adam. Onlara zaten çok katkısı oldu. Onlar lisans alsın zaten diyor. Ama Emre Belezoğlu bu açıklamaları her nasılsa tersten anlamış. Ona da çok şaşırdım. Yani bu açıklamayı nasıl negatif algılayabilir bilmiyorum ama. Trabzonspor maçından sonra kendisine söyleniyor işte Nuri Hoca olsun siz olun İlhan Hoca olsun birçok genç teknik direktör var bu sezon diyor.
Emre Hoca da diyor ki İlhan Hoca aslında bizim erken çıktığımızı düşünüyor. Bizi istemiyor ama biz onun başarılarından çok memnunuz diyor. Mesela buradan bir alınganlık göstermesi biraz aşırı geldi bana açıkçası. Bence birçok teknik direktör kendisi hakkında söylenen ifadeleri tam dinlemiyor. Sağdan soldan duyuyor. Ve o sağdan soldan duyduklarıyla da yanlış çıkarımlar yapıp böyle ifadeler kullanabiliyorlar. Emre Belizoğlu'nun buradaki çıkışını çok yersiz buldum ben açıkçası.
İlhan Hoca'yı dinlemediğini düşünüyorum ve benim fikrim böyle ama tabii ki herkesin fikri kendine, siz dinleyenlerin fikrini de size bırakıyorum diyelim ve burada bölüme küçük bir ara verelim, aranın ardından tekrar devam edeceğiz. Bu arada Süper Lig'de devre oldu ama Türkiye Kupası maçları hiç durmadan devam ediyor. Hafta sonu Lig, hafta içi de Türkiye Kupası maçları var. Son 16 turu maçlarında Salı akşamı Alanya deplasmanında Alanya Spor'la Galatasaray karşı karşıya geldi ve Galatasaray çok zorlandığı turda Alanya Spor'u 2-1 yenerek çeyrek final biletini aldı. O maça değinelim. Galatasaray'ın Lig maçı çok geçti.
Galatasaray'da kalede Okan, Stopper'de Emin Bayram, Solbeck'te Emre Taşdemir, orta ikili de Missio ve Berkan orta sahada. Sağ kanatta Yunus ve en ileride de de Gomis. 7 oyuncu yedek ağırlıklı, yedek kadronun oyuncularıydı ve ilk 11'den 4 oyuncu sayabiliyorduk. Bunlar da Dubois, Nelson, Mertens ve Rashica'ydı. Tabi çok yedek ağırlıklı bir takım olmasına rağmen Alanya gibi zor bir deplasmanda ve de hem de Alanya'nın bir önceki maçında Trabzonspor'a 5 gol attığını da unutmazsak
Galatasaray için belki maça tam ağırlığını koyamadı, belki ağırlıklı olarak Alanya Spor daha çok pozisyona girdi. Biraz skorla da ilgili tabi ki ama ne olursa olsun Galatasaray'ın bu maçta kazanması onlar adına pozitif bir durum. Maça kötü başladı Galatasaray ama Alanya Spor golü bulamayınca birçok pozisyonu değerlendiremeyince yine duran top çalışmaları meyve verdi Galatasaray için ve bir kez daha duran toptan golü buldu Galatasaray. Oldukça kısa bir takım olmasına rağmen biliyorsunuz duran toplardan en çok x'i üreten, gol pozisyonu üreten takım bu sezon Galatasaray. Kupada da devam etti bu durum ve Nelson'un kafa golüyle Galatasaray öne geçti. Ardından da oyunu eline aldı Galatasaray. Golden sonra bir 20-25 dakika maça hakim taraftı. Pozisyonlar üretti. Mertens'in bir tane karşı karşıya kaçırdığı pozisyon var. 1-2 yine net pozisyon daha var. Ve sonrasında da mükemmel bir Mertens golü var. Ve 2-0 yaptı durumu.
Devreye gitmeden önce yine Galatasaray biraz oyundan düştü, oyun dengelendi ve devre arasına girildi. İkinci yarıya bir değişiklikle başladı Alanyaspor ve ardından 60. dakikada 3 değişiklik daha yaptılar. 60'dan sonra 4 yeni oyuncuyla oynayan Alanyaspor'un daha üstünlüğü eline aldığını görüyoruz ve Galatasaray'da hala Gomisler yürümeye devam ediyordu, iyice yorulmuşlardı. O dakikalardan sonra baskısını arttıran Alanya spor bir golü de buldu ve Galatasaray değişikliklerde bence geç kaldı ve ben Okan hocanın bu değişiklik işini, yenilenme değişikliklerini geç yaptığını düşünüyorum. Takım yoruluyor ama Okan hoca 70'lere kadar bekliyor aslında. Yorgunluklar 55'lerde geliyor ve o 10-15 dakikayı bence haftalardır Galatasaray biraz problemli geçiriyor.
Bu 3-0'lık Fenerbahçe derbisinde dahi böyleydi bence. 45-75 arası Galatasaray zorlandı. Sonra değişiklikler geldi tekrar toparlandı. Bu maçta da benzer oldu. 70'ten sonra değişiklikler gelince Torreira'sı, Icardi'si, Barış Alper'i falan yine Galatasaray birkaç kontrapozisyon yakaladı ama bunları değerlendiremedi. Değerlendiremeyince son dakikalarda Allianz Sport da tekrar bir baskı kurdu ama onlar da golü bulamayınca Galatasaray kazandı. Biraz oyuncu oyuncu bakmak lazım bu maça çünkü çok fazla yeni oyuncu var ve takım olmakta zorlanıyorsunuz. Oyuncu performansları tabi ki belirleyici oluyor. Galatasaray'da da yeni oynayan çok isim olduğu için onlar üzerinden bir değerlendirme yapmak böyle maçlarda daha iyi olabilir.
Kalede Okan vardı. 1-2 pozisyonda iyi kurtarışlar yaptı. Wilson Eduardo'nun üst direkten dönen şutta öncesi çok küçük dokunması var. Ona dokunmasa üst direk içeri gol olacaktı büyük ihtimalle. Ama 1-2 pozisyonda da çok basit sektirdi. Mesela o pozisyonun hemen öncesinde Wilson Eduardo'dan daha yakın olduğu topu tutamadı. Elinden sektirdi. Top Eduardo'nun önünde kaldı. Boş kale.
Eduardo topu Nelson'a vurdu, nişanladı. Atamadı o. Orada basit bir hata yaptı Okan. Sonra yine bir kenar ortayı Nelson'un üzerine doğru tokatladı. Top Nelson'dan tekrar bir kornere falan çıktı. Orada da topun düştüğü yer Galatasaray adına bir şanstı. Alanya sporlu oyuncunun önüne düşebilir. Nelson'a çarpıp top kaleye girebilir. O da basit bir hataydı.
İyi kurtarışlar ve basit hatalar Okan'da birlikte olabiliyor. Aynı maç içinde olabiliyor. O yüzden Okan Koçuk aynı maç içerisinde dahi pek anı anını tutmayabiliyor. Bu da güven vermiyor tabii haliyle. Yedek pozisyonunu doldurmaya devam ediyor. Belki bir yedek olarak 2. veya 3. kaleci olarak Galatasaray kariyeri devam edecek gibi gözüküyor. Zaten belli bir yaşı da geçti. Genç kaleci de diyemezsiniz. Çok fazla şaşırtmadı performansı.
Emre Taşdemir hep söylerim, hücumu iyi, savunması kötü bir oyuncu. Zaten eskiden ön oyuncusuydu. Bir türlü savunma özelliklerini öğrenemedi. Egaltı Saray'da 90 dakikanın 20-25 dakikasında hücum edip geri kalan uzun bir süre boyunca 2-0'ı da koruma ağırlıklı oynadığı için uzun bir süre genelde savunma yapan taraftı. Takım genelde savunma yaptığında Emre Taşdemir gibi savunması kötü bir back ile oynamak problemler yaratabiliyor zaten.
Sonrasında ikili mücadele gücü biraz zayıf, kolay çalım yiyebilen bir oyuncu. Savunmada pozisyon yerleşim hataları da yapabilen bir oyuncu. Bu maç o yüzden kötü gözüktü. Emin Bayram golde hatalı, Galatasaray'ın yediği golde. İyi bir maç çıkarıyordu ilk kere itibariyle ama... İkinci yarıda konsantrasyon ve yer tutma hataları biraz fazla oldu ve golde de direkt hatası olması onun adına eksiydi. Fiziğine göre çabuk olması yani fiziğin o boya göre ağır olmaması bir stoper açısından, gelecek açısından bir şeyler vaat ediyor ama bu konsantrasyon problemlerini ve pozisyon alma hatalarını biraz azaltması lazım Emin'in.
Nelson kurtardı mesela Galatasaray'ı dün. Yanında Emin'in Nelson gibi bir tecrübenin oynaması, sakin bir savunma liderinin oynaması çok belirleyici oldu. Hatta arkasında Okan için de belirleyiciydi. Direkt bana Konya Spor Beşiktaş maçını hatırlattı. O maçta Beşiktaş'ın sadece bir gol yemesinde Sayıs gibi birçok kontreyi doğru yerde durarak kesen tecrübenin büyük rolü vardı.
Bu maçta da bence işte az önce bahsettiğim Wilson'un şutunu çizgiden çıkarmak dahil, birçok kenar ortaya kafayı vurmak da dahil olmak üzere. Nelson Galatasaray'in sadece bir gol yemesinde bence büyük rol oynadı. Dubois bence bu maçın en önemli kazanımı Galatasaray için. Çünkü oynadıkça daha iyi olduğunu görebiliyoruz. Tekniği bence çok yardımcı oluyor. Çok ağır kaldığı oluyor pozisyonlarda ama tekniği çok önemli. Çünkü o kadar teknik bir savunma ve orta savuncusu
Az var Galatasaray'da. Yani orta saha derken Mertens, Oliveira gibi öne doğru iyi teknikler var ama arkaya doğru oynayan işte Berkan Misio vs. onların da bazen teknik eksikleri olabiliyor. Sashaboy da mesela teknik olarak üst düzey bir oyuncu değil. Ve Abdülkerim'i biraz öne çıkarabiliyorsunuz teknik kalite olarak. Dibua bence bu savunmada, bence Solbek'te devam etmeli. Kim alınırsa alınsın yani. Kim alınırsa alınırsın derken Aziz Beyic gibi, Uğur Çiftçi gibi
Yerli olarak kim alınırsa alınırsın. Bence Dibua'nın yedeği olarak, Solbeck'te yedeği olarak devam etmeli. Dibua, Sashaboy sabette uçtuğu için, müthiş bir performans sergilediği için Dibua Solbeck'te devam etmeli. Bir yükseliş içerisinde zaten çok kaliteli bir oyuncu. O yüzden üzerine gitmek lazım. Berkan yine görevini iyi yaptı bence.
Berkan, Torreira-Oliveira ikilisinden birine bir şey olduğu zaman veya dinlenmeleri gerektiği zaman bu sezon çok iyi idare etti. Aslında o oyuncunun misyo olmasını bekliyorduk. Öyle bir yatırım yapılmıştı. Tecrübesi, Hollanda Ligi'nden gelmesi vs. ve Berkan'ın geçen seneki beklentileri karşılayamayan performansından dolayı 3. oyuncu olarak, Joker olarak hep misyo düşünüyorduk. ama bu senenin jokeri bence Berkan oldu. Kupada daha önceki turlarda bir off-spor maçı var mesela. Berkan'ın müthiş oyunu 2-1 zor kazanıldı iç sağ maçı. Zor kazanılır derken sıkıntılı gidiyordu. Son 15 dakikada Berkan'ın golüyle kazanıldı. Fenerbahçe deplasmanı Berkan. Bu maç yine hem Torreira hem de Olivier'e yokken Berkan. Ama baktığınız zaman da en çok küfürü de yine Berkan yiyor yeri geldiği zaman. Bence Berkan bu sene bu joker işini bu kadar iyi yapmasaydı
Ya off-spor maçında ya bu Alanya maçında Galatasaray kupadan elenebilirdi. Bir şekilde iyi idare etti bence onu. Tabii çok mükemmel oynadı diyemem ama orta sahada o gereken azmi kupa maçlarında bilhassa çok gerekiyor. Çünkü diğer oyuncular biraz, mesela Gomis gibi oyuncular, Seferovic gibi oyuncular o kadar azimli olmayabiliyor kupada. Berkan'ın sanki ilk defa oynuyormuş uçasına mücadele etmesi biraz dengeliyor o açıdan.
İyiydi ama hakkını da vermek lazım. Yani hatırlarsınız Dünya Kupası arasında Rayo Ayakano hazırlık maçına geldiği zaman 7,5 milyon euro yıllık alıp da 7 tane maç içi çıkmayan Falcao biliyorsunuz büyük alkışlarla tribünlerden destek görmüştü. Her maç taşını eline altına koyan, her eksiklikte elinden gelen her şeyi yapan ama bazen de yeterli olamıyor diye bu Berkan'ı bu kadar da ıslıklamamak lazım. Biraz emeğin değerini bilmek lazım o açıdan. Misio, ona da gelelim. Hala tam hazır değil bence. Hatta sezon başında daha iyiydi. Sonra oynamadığı bir sakatlık, hastalık, mastalık vs. derken baya düştü. Dünya Kupası'ndan sonraki maçlarda daha kötü. Kolay dengesi bozuluyor.
Topu tutamıyor ayağında. Top tekniği zayıf kalıyor. Berkan'ın da zayıf gerçi. Ama Misio, Berkan tipi Box to Box yani iki ceza sahası arasında çok koşup giden tempo ve fizik oyuncusu. Şimdi bu tempo ve fizik oyuncusu 29 yaşından sonra o fiziği zaten kaybetmeye başlıyor. Tempoyu biraz kaybetmeye başlıyor.
Bir de oynamadığında daha hızlı kaybediyor. Hani bir kere bu tip tempo ve fizik oyuncularını 29 yaşından sonra alıyorsanız bile yedek kulübesine almamak gerektiği bence çok bariz bir durum. Bir risk zaten. Orada bence Galatasaray bir hata yaptı. 3,5-4 milyon euro da para verdi. Az da değil. Hem bu oyuncu fizik ve tempo oyuncusu hem de oynatmamaya yedeği alıyorsunuz. Yani teknik bir oyuncu olsa 2 ayda 1 oynadığında da bir şeyler sergileyebilir.
Ama tempo ve fizik oyuncusu oynamadıkça zaten çok düşüyor. Tekniği zaten zayıf. Böyle bir oyunculuğa 29 yaşından sonra hem de yedek kulübesi için yatırım yapmak bu tip oyunculara zaten bence bir hata. Bence orada bir hata yapıldı ve Misio'da oynamadıkça daha da tempo kaybetti. Berkan mesela genç. Benzer tip de oyuncular ama Berkan genç olduğu için, daha geleceği olduğu için, azimli olduğu için daha böyle çalışıyor. Fizik olarak kendini çok daha hazır tutuyor.
Roshissa solda oynadı. Solda ben pek beğenmedim. Her iki kanatta da oynadığı söyleniyordu hep. Ama ben nedense Roshissa'yı solda oynayabilecek gözüyle pek bakamıyordum. Çünkü inceci bir oyuncu değil Roshissa. Ve ters ayakla kanat oynadığınız zaman en önemli meziyetlerinizden bir tanesinin dribbling yapabiliyor olmak lazım. Yani ters ayakla rakip savunmanın dengesini bozabilecek merkeze doğru dribbling yapabiliyor olmak lazım. Roshissa o kadar dar alan oyuncusu değil, geniş alan oyuncusu daha çok.
O yüzden ben hep böyle sağda daha iyi oynar, sağ kanatta düz ayağıyla daha iyi oynar diye düşünüyordum onun için. Ve bu maçta öyle oldu bence. Solda biraz yadırgadı bana kalırsa yerini. Yine savunma yardımını baya iyi yaptı bu arada. Ama yenen golde ortayı kapatmaya çalışmalıydı. Oraya kadar takip etti. Ortayı kesen oyuncuyu takip etti. Ama oraya top geldiği zaman onun önünde durmalı. Ortayı kesmeli. O ise arkasında durdu. Yani topu kontrol ederse hamle yapmak istedi herhalde. Ama orada basit açtı önünü bence.
Diğer kanatta Yunus evet yetenekli, evet çok güveniyoruz potansiyel Türk futbolu adına falan ama hep bir saman alevi. 90 dakika içinde de öyle yani maçtan maça da istikrarlı değil ama maç içinde de istikrarlı değil. Konsantrasyonu kötü. Hatta bir duran top vardı mesela onun tarafına atılan topta bile pası geçirdi. Oradan bir tehlike oldu.
Uyuyor yani bazen. Maçın içinde bir 3 dakika oynuyor, çok iyi şeyler yapıyor sonra 13 dakika yok. Sonra bir 2 dakika oynuyor sonra bir 20 dakika yok. Böyle olduğu zaman bu maç içi konsantrasyonu düşük olduğu zaman hep böyle bir Yunus Top gelsin 15 dakikada bir çalım atsın falan o kesmiyor Galatasaray seviyesini. Adana Demir olabilir ama Galatasaray şampiyonluk için daha çok 90 dakika içindeki yoğunluğunu daha çok hissettirmesi lazım. Onun için de çok iyi bir maç geçmedi bence. Gomis en ileride zaten bu tip deplasmanlarda top sende çok kalmıyorsa, çok hücum oynayamıyorsan, çok fazla rakip yara alanda görülemiyorsan etkinliği zaten çok düşük oluyor ve faydadan çok zararı da olabiliyor. Hareketsizliği, yeterli pres yapamaması falan. Mesela bu tip maçlar için Barış Alper çok daha geçerli bir oyuncu ve bence sonradan girdiğinde de tehlikeler yarattı. Atamadığı paslar falan oldu ama net bir tehlike yarattı yani. Ve bence onunla birlikte Kerem de girebilirdi Yunus yerine falan ama herhalde Kerem'i dinlendirmek istedi Okan Hoca.
Atıyorum, Dibua gibi artılarının da olduğu, Berkan gibi artılarının da olduğu ama Missio gibi eksilerin de olduğu, Emin Bayram'ın konsantrasyon hatası, Emre Taşdemir'in zayıf savunması gibi eksilerin de olduğu bir maçtı. Hani bazı şeyleri iyi netleştirmesi açısından, göstermesi açısından Galatasaray adına verimli bir eleme maçı olmuş olabilir. Gelecek günlerdeki transfer gündemine de biraz katkısı olabilir bence bu maçın. Bir deneme yanılma maçı da oldu birçok açıdan.
Şimdi biraz da diğer sporlara geçelim. Tenisle başlayalım Ömer'i ağırlayalım. Evet, sevgili Ömer Şentürk'le birlikteyiz. Ömer benim Sportsdigital'da çalışma arkadaşım. Kendisi yol bisikletinden Snooker'a kadar... ...birçok farklı spor dalıyla da ilgileniyor. Hem de hazır Snooker'da The Masters finali oynanmışken... ...hem de teniste de ilk yılın ilk Grand Slam'i oynanıyor. Yeni başladı. Hazır böyle bir gündem varken Ömer için müsaitti. Ömer'le o yüzden ilk programımızı yapıyoruz. Umarım gelecek haftalarda da bizimle birlikte olur. Ömer, hoş geldin. Hangisiyle başlayalım? Snooker mi, tenis mi?
Bittiği için bence Snooker ile başlasak daha makul geliyor bana. Peki, o zaman bize biraz Snooker'ı anlatsana. Çünkü bilardo herkesce bilinen bir spor ama Snooker biraz daha az biliniyor tahmin ettiğim benim. Biraz Snooker'ı da özetlersen güzel olur. Tabii, ülkede sadık bir kitlesi var aslında. Snooker dediğin gibi bir çeşit bilardo sayılabilir. 15 kırmızı top, 6 tane de renkli topumuz var. Ve oyuncular 1 kırmızı, 1 renkli top.
şeklinde vuruşlar gerçekleştiriyorlar. Ulaşılabilecek maksimum rakam, yani sayı daha doğrusu 147. Ortalama 70-80'de bir frame topuna yani o frame'i kazandığınız anlama geliyor. Maçlar ortalama 11 veya 19 frame üzerinden oynanıyor büyük turnuvalarda. İşte 6'ya ulaşan, 10'a ulaşan da şampiyon oluyor. Çok iyi bir savunma sporu olarak geçiyor, öyle demiştik. Çok özür dilerim bu arada. İsmini de buradan alıyor Snooker. Yani şu demek işte ben kırmızımı vurdum, renklimi kaçırdım ve size sayı lazım. Çünkü masada yeterince sayı yok. Sizin yapmanız gereken beyaz topu bir renklinin arkasında saklayıp bana kırmızı topu göstermemek, doğrudan bir vuruş imkanı vermemek Snooker ismi de buradan geliyor.
Bizim futbol yorumcularından Emre Özcan da Snooker spikeriydi başlangıcında. Bundan 10-12 sene önce. Ben de onun anlattığı 1-2 maçı izlemiştim açıkçası. Ama çok da hakim değilim. Tabi turnuvanın favorisi, favorilerinden diyeyim. Judd Trump, Mark Williams'ı 10'a 8 yenmeyi başararak The Masters'ı kazandı. Önce turnuvayı ve ardından da finalliğin değerlendirmesini alabilir senden. 3 büyük turnuva var Snooker'da. Bunlar Dünya Şampiyonası, Birleşik Krallık Şampiyonası ve Masters. Masters benim en sevdiğim çünkü çok basit bir sistemi var. O an sıralamadaki 16 kişiye diyorlar ki, sizi bir hafta Alexander Palace'a kapatıyoruz. Bir kura çekiliyor. 16 kişiden turnuva usulü son 6'da başlıyor. Bir kişi şampiyon oluyor.
Bu sene dediğin gibi kazanan Judd Trump oldu. Judd Trump zaten çıktığı her turnuvanın ne koşulda olursa olsun çok büyük bir adayı. Ve aslında biraz korkuyordum. Trump adına çünkü çok kötü başladı. İyi maçlar oynamadı. Ama tam bir şampiyonun yapması gerektiği gibi vites vites, kademe kademe kendini yükselterek şampiyonluğa ulaştı.
Bu arada Birleşik Krallık vatandaşı olmayan çeyrek finale kalan tek bir isim var. O dikkatimi çekti. Bu kadar baskın bir Birleşik Krallık sporu mu bu? Kesinlikle öyle. Çeyrek finale kalan isim Hüseyin Vafey. Onun performansı hakkında ne dersin? Yani Hüseyin Vafay her şeyden önce çok optimist ve pozitif bir sporcu. Bu bence çok kıymetli onun adına. Ve yaptıkları gerçekten snooker adına bir devrim. Biz kendisine en öne çıktığı geçen seneki Shootout turnuvasıydı. Shootout daha eğlenceli bir turnuva bu arada. Yine aynı snooker masası. Ama size belirli bir süre veriyorlar. Ve o süre altında vuruşlar yapıp en fazla puanı toplamaya çalışıyorsunuz. Hüseyin Vafay bunu kazandı. Aynı zamanda bir sıralama turnuvası kazanan ilk İranlı oyuncu da oldu. Spor için büyük bir renk ve dediğim gibi çok pozitif bir isim. Burada biraz şanslıydı diyeceğim. Kural şansı da vardı. Zira ilk tur eşleşmesi Mark Selby'di. Mark Selby müthiş bir oyuncu. Dört kere dünya şampiyonu oldu. Hatta konuşmuştuk, büyük de bir Leicester City taraftarı aynı zamanda. 2016'da şampiyonu olduğunda Leicester atkısıyla çıkmıştı Sevime'ye. Ama şu arada bir mental problemleri var Selby'nin. Pek iyi hissetmiyor. O yüzden kolay bir eşleşmeydi Wafai adına. Ama tabii çok iyi bir oyun oynadı.
Çeyrek finalde talihsiz bir eşleşme. Ceklisovski gerçekten çok büyük bir yetenek. Ama hiçbir zamanın potansiyelini gerçeğe dönüştüremedi. Ama Hüseyin Vafa için bence iyi ve güzel bir turnuva olduğunu söyleyebilirim. Kesinlikle mutlu ayrılmıştır Aleksandra'dan. Peki Türkiye'den Sunukır'da ilerlemiş bir oyuncu var mı? Yok, hayır. Yani bildiğim kadarıyla yok. Ama şeyde itiraf edeyim. Hani ben bu büyük turnuvaları ya da bu Home Nation seri istiyorlar. Onları çok iyi izliyorum ama altyapı kısmı pek benim ilgilendiğim bir alan değil. Teşekkür ederim. Sunukur'la eklemek istediğin bir şey var mı? Rica ederim. Evet, yani bu Trump Williams finaliyle ilgili de müsaadenle bir iki kelam etmek isterim. Trump-Williams eşleşmeleri benim bu arada en sevdiğim eşleşmeler. Çünkü müthiş bir mücadeleye sahne oluyor sürekli. Hatta yani bu maçı izleyip tadı damağında kalanlar varsa ben şey not almıştım. 30 Nisan 2022'de Dünya Şampiyonası Yeri Finali'nde karşılaştılar. Ve Joe Trump 17-16 kazanmıştı. Benim o günden beri izlediğim en iyi maçtır. Hani bu final tadı damağımızda kaldı bu finalin diyenler varsa ben 30 Nisan'daki maçı da tekrar izlemelerini tavsiye ederim. Teşekkür ediyorum. O zaman tenise geçiyorum. Teniste 2023'ün ilk Grand Slam'i Avustralya açık başladı. Tabi Roger Federer sonrası ilk büyük turnuva. Onun yokluğu da bir nevi buruk bir şekilde hissediliyordur.
Dünya bir numarası Carlos Alcaraz sakatlığı sebebiyle turnuvaya katılamıyor. Rafael Nadal'ın da belli ilaç kullanımı, hafif sakatlık vesaire nedir o tam bilmiyorum. O yüzden büyük favorilerden bir tanesi olarak gösterilmiyor belki ama ilk maçında kazanmış Nadal'ın durumunu sorayım sana önce. Nadal uzun zamandır bir ayak sakatlığı yaşıyor. Hatta geçen seneki Roland Garros şampiyonluğunda da her basın konferansında bunu vurguladı. Ama yani konuştuğumuz isimde Rafael Nadal hani tek ayakta çıksa bile bence her zaman en büyük şampiyonluk adayıdır. Şu anda da turnuvada ve yani hem sakatlığı var hem çok kötü konuşuyor ama Roland Garros da böyleydi mesela. Oraya da sakat geldi. Tabii Roland-Garros biraz artık İngiliz spikerler şey diyor, Filip Châtry'e Nadal'ın salonu, oturma odası diyorlar. Yani tabii bir Roland-Garros kadar rahat bir yer değil Avustralya'ya çıkan Nadal için. Ama yine de ben kestirip atmazdım Nadal'ı hiçbir şekilde. Yani dediğim gibi tek hayal bile çıksa büyük bir şampiyonluk adayı. Şunu da ekleyebilirim, Nadal'la ilgili çok kötü bir kura çekmiş.
Yani çok şanssız. Amerika açıkta Tiafo eğlenmişti. Ki dördüncü tur rakibi de olası France Tiafo yine. Sonrası Medvedev, Çiçipas diye gidiyor. Yani Nakashima ve Nishioka ikinci ve üçüncü tur adaylarını yenebilir. Ama dördüncü turda Tiafo, Amerika açıkta yaşadığı kabusu bir kez daha yaşatabilir Rafael Nadal'a. Ama en büyük favori de Djokovic herhalde değil mi? Kesinlikle. Bir de Djokovic şöyle bir favori. Geçen sene katılamadı. Bu aşı muhabbetinden dolayı baya bir kriz yaşanmıştı. Ve 2020'ye gitseydi dördüncü kez üst üste Avustralya açığı kazanma imkanı vardı. Şu an Nadal aralarındaki Grenselen farkı da bir. Yani bu aşı muhabbeti eminim Djokovic çok yıprattı ve bir tık bilendiğini ve çok güçlü döndüğünü düşünüyorum. Aynı zamanda yine Avustralya'da hemen öncesinde bir Adelaide diye bir ATP turnuvası vardı. Djokovic onu da kazandı. Hemen bangır bangır geldiğini düşünüyorum Djokovic'in. Peki kadınlara geçelim o zaman. Kadınlarda eski dünya bir numarası Naomi Osaka hamile olduğunu açıklayarak 2023'te kortlara çıkmayacağını söyledi. İlk günün ardından kadınlarda bir sürpriz yok. Sürpriz veda olmadı. Bir numara Igai Chiviontec en yakın isim olarak gözüküyor. Finali kazanmaya, şampiyonluğu kazanmaya. Ama Onsu Jabir gibi de onu zorlayacak isimler de söz konusu. Kadınlarla ilgili ne dersin? Şu an açıkçası kadın tenisi bence çok daha iyi bir durumda. Çok daha iyi adaylar var. İlge Şivyon Tekin bir ara 27 maçlık bir galibiyet serisi vardı. Yakın zamanda bir Jessica Pegula mağlubiyeti yaşadı ve bu onun canını bayağı sıktı. Ama şey bir konumda gerçekten. Yani Iga Şivyontek bir yerde korta çıkıyorsa en büyük favoridir. Benim de bu turnuva ile ilgili en merakla beklediğim isim de Iga Şivyontek. Ama dediğin gibi Caroline Garcia olsun, onun şapörü çok güçlü adaylar var. Ve Jabbör de Tunuslu. Onun da şu an teniste yaptıkları hani Wafai'den de daha büyük seviye bir devrim Tunus adına.
Jabbör hep şikayetçiydi. Tunus gibi bir yerden çıkmak sponsorluk olarak da çok büyük zorluklar yaşadı. Çok iyi isimlerle anlaşamadı. Ama bu sefer global sponsorluklar da imzaladı. O yüzden ben Jabbör'ün de tüm bu ekonomik atılımlarla birlikte çok iyi bir turnuva geçirebileceğini düşünüyorum. Ama Jabbör'de büyük bir turnuva talihsizi diye not almıştım. Evet, yani çeyrek finalde Sabalenka ile oynama ihtimali var. Üçüncü turda Kaya Kanepi. Yani çok zor bir kural çekmiş Jabbör'de.
Peki, Avustralya açık dışında tenisle ilgili ilginç bir gündem de var. Netflix'te çıkan dizi, yeni dizi Breakpoint. İzleyebildin mi? İzledim, evet. Büyük bir hayal kırıklığıyla izledim. Neden beğendin? Yani şöyle, ben Formula 1 ile bir süredir aram kötüydü aslında. Ben sonra Drive to Survive izlemeye başladım ve hayran kaldım belgeseli. Önünden kalkamadım. Bu da tanıtımı hep şey diye yaptı Netflix, Drive to Survive'ın yapımcılarından diye. Yine çok yüksek bir beklentim vardı ve tenis gibi yalnız olduğunuz bir sporla ilgili çok fazla malzeme bulabilirlerdi diye düşünüyorum. Ama onun yerine çok magazinsel bir belgesel çıktı karşıma. Daha çok işte
Sallıyorum, İspanyolu tenisçi Paolo Badoza'nın Instagram'dan tanıştığı İtalyan model sevgilisi falan gibi şeyler çok fazlaydı. Bu çok can sıktı. Aynı zamanda da yani Nadal'ı ya da büyük figürlerden ziyade daha orta kademe tenisçileri izliyoruz. Bir bölüm Nick Kyrgios'a ayrılmıştı ki ben bir daha hayatımın bir noktasında eli dökün Nick Kyrgios'u izlemek istemem mesela. Yani kötü tercihler yapmış bir belgeseldi ve kötü bir kurguya sahipti. Ama kuvvetli bir materyali de var yani. Yüzde yüzde şikayetçiyim diyemem. Hani izlediğimden memnunum en azından.
Bir arkadaşım bana Amazon Prime'dan bir tenis belgeseli önermişti. Yani bir tenisçinin hayat hikayesi, yaşadığı zorluklar, psikolojisi falan tam hatırlayamıyorum şimdi. O yüzden ismini veremeyeceğim kusura bakmasın izleyenler. Ama araştırırlarsa eğer o belgeselin çok iyi olduğunu söylemişti bir arkadaşım. Varsa meraklısı ilgilenebilir. Çok teşekkür ederim. Müsaadenle bu arada iki izleme eklemesi yapabilir miyim? Tabii tabii. Yakın zamanda bir Burke McEnroe filmi çıkmıştı. İki büyük tenis efsanesi ile ilgili. Kurgu bir film ama yine de izlemeye değer. Aynı zamanda Billie Jean King'e dair de bir Battle of the Sexes. Yine de yakın zamanda Emma Sputon'un başrol döneminde bir film vardı. Bunları eklemiş olayım ben de. Süpersin. Çok sağ ol. Bu arada NFL'de de playofflar başladı. Bu hafta da konuşmak istiyorduk NFL'le ilgili ama Super Bowl da var zaten bir ay içerisinde. Super Bowl öncesi ve sonrasında belki yine bir konukla birlikte NFL'i de konuşmak istiyoruz. Onu da söylemiş olalım. Ömer çok sağ ol katıldığın için. Dinleyenlere de çok teşekkür ediyorum. Gelecek hafta tekrar karşınızda olacağız. Görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.