Podcast

216: Trend Spor: Derbide Galatasaray Farkı, Euroleague'de Serbest Düşüş, Cristiano Ronaldo'nun Arabistan Seçimi

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Süper Lig'de tüm gözlerin üstüne çevrildiği dev derbide kazanan taraf lider Galatasaray oldu! Galatasaray, Fenerbahçe'yi deplasmanda 3-0 yenerken puan farkını 4'e yükseltmeyi başardı ve son 4 sezonda Kadıköy'de 3. zaferine ulaştı. Trend Spor'un gündeminin bir diğer gündem maddesiyse Cristiano Ronaldo'nun tarihin en yüksek maaşıyla Suudi Arabistan'dan Al-Nasr'a transfer olmasıydı.
Basketbol tarafına geldiğimizde Sinan Yılmaz'ın konuğu Oğulcan Akçe hem Fenerbahçe Beko'nun hem de Anadolu Efes'in düşüşte olmasının sebeplerini masaya yatırdı.
Keyifli dinlemeler!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

7.913 kelime · ~40 dk okuma

Trenspor'dan herkese merhabalar. Malumunuz derbi haftası geride bırakmış olduk. Bu hafta sonunu hasta geçirdim ben de grip olmuşum. Sesimden de anlaşılıyordur zaten. Youtube yayınlarını yapamadım bu yüzden ama podcast daha kolay neyse ki evden yapabiliyoruz. O yüzden derbiyi bu yayında konuşacağım. Bu programda bir kez daha Fenerbahçeli arkadaşımız sporstişleri yorumcusu Olcan Akçay'ı da ağırlayacağız. Ayrıca ona biraz Euroligi de yorumlatacağım. Çünkü basketbolu da iyi biliyor kendisi. Ve son olarak Ronaldo'nun transferiyle kapatacağız bu haftayı. O zaman başlayalım.

Galatasaray 17 maçta 39 puanla liderliğini perçinledi. 4 puan fark açmış oldu. Fenerbahçe aynı maç sayısında ve 35 puanda kaldı. Başakşehir'in 1 maçı eksik 31 puanı var. Adana Demir Spor'da 1 maç eksik ve 30 puanda ve bu podcast'in yayınlandığı saatlerde bu iki takım karşı karşıya gelecek.

Başakşehir kazanırsa Fenerbahçe ile arasındaki puan farkını 1'e indirecek. Hatta hafta arasında son dakikada Gaziantep'ten gol yemeselerdi bu maçı kazanıp 2. sıraya çıkma şansları vardı ve Fenerbahçe'yi 3. sıraya atma ihtimalleri olacaktı.

Transkriptin tamamını oku

Ve önümüzdeki haftada Fenerbahçe Gaziantep deplasmanına gidiyor. Erol Bulut'un Gaziantep'ine. Gelecek 5-6 haftalık fikstüre de baktığımda Fenerbahçe'nin deplasmanları ve daha zorlu maçları görünüyor Galatasaray'a göre. Galatasaray daha çok iç sağ maç oynayacak ve bir de Icardi'si de döndü. Icardi'nin oynadığı maçlara damga vurma oranı inanılmaz şekilde gidiyor. Sadece 5 maça ilk on birde başladığı Icardi bu sezon süperlikte ve bu 5 maçın 4'ünü silip süpürmüştü zaten. Ki bazen işte ilk on bir başlamasa bile olabiliyor. Yani bu maçta da girip skoru arttırarak maçı bitiren isim oldu. Beşiktaş ve Trabzon da kazandı bu hafta. 29'ar puanla 5. ve 6. sırayı paylaşıyorlar. Trabzonspor rahat kazandı ama Beşiktaş'ın şanslı olduğunu söylemek lazım. Kasımpaşa en az beraberliği hak etmişti. Orada bir kaleci farkı ve santrfor farkıyla Beşiktaş kazanmış oldu. Ve şimdi derbiye geçelim.

Önce ben yorumlarımı yapacağım sonra da olacağını bağlayıp onunla da Fenerbahçe tarafını konuşacağız. İlk olarak ilk 11'lerden başlayalım. Jorges'un üçlü savunma tercihi tahmin ettiğimiz bir şeydi. Büyük maçların hemen hepsinde üçlü savunma oynuyordu ama bu büyük maçlardan ne kadar istediği sonuçları alabiliyordu o şüpheli. Hatta alamıyordu diyebiliriz kısaca. Avrupa Ligi'nde daha çok aldı bu sonuçları ama son Trabzon, Galatasaray maçları falan pek istediği gibi olmuyor üçlü savunma ama ondan vazgeçmedi ve bir gün önceden biliyorsunuz

Galatasaray'ın ilk 11'i biraz sızmış gibi oldu. Twitter'da İbrahim Büyükak Galatasaray'ın son ilk 11'ini paylaştı. Ve bunun üzerine de aslında Dubois'ın Solbek oynayacağı öğrenilmiş oldu bir şekilde. Ve Georges Usta onun olduğu tarafa Oseille'nin önüne İrfan Can koymak yerine bir de çabuk bir oyuncu daha Rossi'yi koydu. Ve hemen orayı işlemeye çalıştığını gördük. Hemen daha ilk 3 dakikada falan. Hatta Okan Hoca bir korner dönüşünde boyu orada biraz bıraktı 2-3 dakika. Acaba Dibua'yı sağ beke çekip Saşaboy'u sol beke mi çekti diye düşünmüştüm. Ama hemen ardından tekrar beklerin yeri değişti ve maçın başında açıkçası ben Bright Jose Samuel'in müthiş hızı ve Rossi'nin de çabukluğu ve hareketliliğiyle Dibua'nın fizik eksikliklerini biraz Fenerbahçe'nin kullanabileceğini ve Rossi'nin de çok etkili olabileceğini düşünmüştüm.

Düşündüğüm kadar olmadı ama Fenerbahçe'nin en etkili pozisyonları maç boyunca yakaladı. Hep sağ tarafından gelen pozisyonlar. Hatta bir tanesinde Rossi Bright Osai Samuel'e çok iyi çıkarıyor. Osai Samuel çaprazdan Mustara'nın üzerine vurdu. Önü boşken. O en net pozisyonuydu Fenerbahçe'nin. Ve bir de yine sağ çaprazdan sıfıra inildi. Oradan dışarıya çıkılan topu Aroa vurdu ve Mustara ard arda iki hamleyle önce kurtarışı yaptı.

çabuk bir şekilde yatarak aldı. O pozisyon da etkiliydi. O pozisyonlar hep Dibua tarafından geldi. Tabii ki onun oynadığı pozisyon olmadığı için iyi bir iş çıkardı denilebilir ama Fenerbahçe ağırlıklı olarak orayı işlemeye çalıştı ve bence idare etti. Şimdi Dibua için çok iyi oynadı diye söyleyen Galatasaraylı arkadaşlarım da oldu ama

Bence çok iyi oynamadı. Takım zaten iyiydi. Dibua'da idare etti diyebiliriz. Fizik olarak hala daha iyi seviyeye gelmesi lazım Dibua'nın. Birkaç pozisyonda ağır kaldığı için kademeye yetişemediği falan oldu. Mesela Soşaboy'un dominantlığıyla arada çok büyük fark var. Ama tabii akıllı bir oyuncu olduğu için pozisyon kaybetmiyor. Pozisyon kaybetmediği için çok hata yapmıyor ama yine de pasif. bir oyun sergiliyor. Pasif olduğu zaman da rakipler o tarafı daha çok, daha yoğun kullanabiliyor. Pasifliği biraz daha aktif hale çevirmesi lazım bence. Bence ilk yarada Fenerbahçe daha sıkıntılıydı. Üçlü oynarken. Ama çok ses uzmaz son açıklamasında öyle demedi. İlk yarıda iki takımında dengeli bir oyun sergilediği göze çarptı. Hem Fenerbahçe takımı hem Galatasaray takımı bazı pozisyonlar üretti. Fenerbahçe'nin üretmiş olduğu pozisyonlar daha netti fakat devreye bir sıfır geride girdik. Ben buna pek katılamadım. Aksine bence ikinci devrede 45-75 arası Fenerbahçe skoru dengelemeye daha yakındı, oyunu dengelemişlerdi ve pozisyonlar bulmuşlardı.

Onun dışında da King dışında da zaten Fenerbahçe'de öyle çok etkili bir isim yoktu. Yine Ferdi elinden geleni yaptı ama Ferdi ile böyle verkaçlara girebilecek, onun etkinliğini kullanabilecek bir isim de yoktu. Crespo'nun son haftalardaki düşüşü yani etkinliği azaldı. Bu maçta da bence devam ediyor. Ve bence Fenerbahçe'nin stoperleri çok kötüydü. Çok fazla ikili mücadele kaybedip çok pas hatası yaptılar. Tabii bunda Barış Alper'in, Kerem'in ve Rashidsan'ın fiziksel olarak onları çok zorlaması, çok depar atmaları da etkili oldu. Kerem'in bazen atamadığı pastalardan bahsediyoruz, kötü top kontrollerinden bahsediyoruz ama çok dominant bir oyun sergiliyor. İşte o az önce Dibua için bahsettiğim pasif oyunun tam aksi. Kerem çok aktif bir oyuncu ve sürekli sürekli denedikçe zorluyor. Hatta yani ben Kerem'in top kontrollerini hep çok eleştiriyorum. Bu ikinci golde de mesela Kerem'in kötü top kontrolü sayesinde gol olmuş oldu. Icardi'ye geçti top ve pası attı. Mesela son vuruşu ne kadar iyi. Golcülüğü gayet iyi. Ama top kontrolleri kötü, pası Icardi'nin atması o yüzden daha iyi oldu.

Bence Fenerbahçe stoper kalitesinden kaybetti bu maçı ve son haftalarda biraz ondan kaybediyorlar ve devre arası transfer döneminde de stoper alabileceklerini düşünüyorum. Ve öbür tarafta da almadıkları, sene başında almadıkları Abdülkerim Bardakçı da ilk defa Fenerbahçe'nin karşısına çıkmış oldu. Abdülkarim Bardakçı'nın da iki tane hatası vardı. Onun dışında iyiydi ama. Bir tanesi maç başında Dibuay'la aynı hava topuna çıkıp alamadılar, vuramadılar. O top arkaya düştü ve en sonunda 1-1 kaldı Fenerbahçe ile oyunca ama tehlikeli bir pozisyon olmadı. Yine de hataydı o. Bir de Bahçuay ile 1-1 mücadeleye girdi ve Bahçuay orada omzunu koyup Abdülkerim'i düşürdü ve topu alıp net bir pozisyon üretebilirdi. Çaprazdan şut atmasa belki beklese, pas verse. Ama şu ay onları göremiyor genelde. Kötü de bir şut atmadı ama Mustara'yı iyi çıkardı. Çok çaprazdı zaten. Mustara gibi kaleciler kolay kolay yemez yani o kadar çaprazdan şutu. Tabi Abdülkerim güçlü bir stoper. Ama bazen çok zorluyor. Geçtiğimiz gün bir arkadaşımla konuşurken buna benzer bir pozisyonun yaşanacağını ona anlatmıştım. Hatta Latora Martínez ile Upamecano arasındaki pozisyonu örnek vermiştim. Dünya okpası final maçının uzatma dakikalarında Martínez arda arda pozisyonlar kaçırmıştı. Bir pozisyonda arkaya top attılar ve

Martínez arkasından gelen Upamecano'ya kalçasını çıkardı ve Upamecano'yu atmıştı kendini, uzaklaştırmıştı. Ama kaleci Loris çıkıp ayağından almıştı topu, yine de o golü dağıtamamıştı ama o pozisyonda mesela Upamecano'yu indirmiş gibiydi yani dağıtmıştı. Hatta Haaland'ın da benzer bir pozisyonu olmuştu Upamecano'yla. Haaland omuzda düşürmüştü Upamecano'yu ve gol atmıştı galiba bu Nesliga'da oynarken. Yani bu tip bazı stoperler gücüne çok fazla güveniyor. İşte Chelsea'li Kolibali de öyle yapıyor, Upemekano da öyle yapıyor. Ve kendileri kadar güçlü olmasa bile bazen güçlü olduklarında da sorun yaşıyor. İşte Haaland örneği, Batu Şuay örneği. Güçlü olmasa bile bazen böyle Lothar Martinez tipi akıllı ve kalçasını çok iyi kullanan center forlara karşı da problem olabiliyor bu. Dengeyi iyi kuran center forlara karşı. Her topa da atlamamak gerekiyor. Bazen beklemek gerekiyor. Mesela bu pozisyonda biraz beklemesi lazım. Çapraz, kaleye çok uzak. Sıfıra doğru inilmiş. Orada o ikili mücadeleye girmeye hiç gerek yok. Her seferinde gücünü kullanmak ve her seferinde ezmeye çalışmak her zaman doğru, her center four için doğru olmayabiliyor. Yeri geldiği zaman beklemek lazım. Mesela Nelson onu çok daha iyi biliyor birebir mücadelelerde. Nelson da güçlü bir stoper ama sürekli Abdülkerim kadar ısrarla sadece gücüyle oynamaya çalışmıyor mesela. Bu pozisyon bence önemli. Abdülkerim için mutlaka o pozisyona dikkat etmeli. Umarım dinler beni. Sonra Abdülkerim'in maç sonunda bir hareketi var. Ferdi'ye yaptığı. Bence o yanlış bir hareket oldu. Çünkü Ferdi orada art niyetli bir şey yapmıyor. Kayıyor topu, alır bilirim belki diye ama faal yapıyor. Ama orada kasıt yoktu kesinlikle. Ve Abdülkerim orada çok gereksiz bir tepki gösterdi. Burada bir eleştiri olsun.

Ama aynı maçtaki Fenerbahçe stoperleri ile kıyasladığımız zaman Gustavo ile Serdar Aziz ile kıyasladığımız zaman Abdülkerim Bardakçı'nın çok daha iyi olduğunu görüyoruz ki ben iki senedir neredeyse bütün yayınlarımda süperlikte sadece bir tane iyi stoper olduğunu Anadolu takımlarında onun da Abdülkerim olduğunu hep söylüyordum. Geçen sene altın 11'e yazıyordum çok iyi bir sezon geçirmiştik Konya'da da çok iyi iki sezon geçirmişti. ve bağıra bağıra geliyordu ve bunu Galatasaray'ın yönetimi yokken, teknik direktörü yokken, Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi iki tane takımın görmemesi, almaması hatta Trabzon'da dahil, gerçekten akıl tutulması ve Türkiye'deki scouting'in ne kadar hatalı olduğunu ve her transferin nedense yurt dışında arandığını çok güzel özetliyor. Maalesef kendi futbolcularımızı çok aşağıda görüyoruz.

Ve burada da açıkçası kendi elleriyle Abdülkerim'i Galatasaray'a teslim etti. Beşiktaş ve Fenerbahçe. Beşiktaş 1.5 milyon euroyu Emre Can Uzunhan'a aldı mesela. Çocuğun 2-3 tane maçı yok. Fenerbahçe Gustavo'yu aldı. Üstüne şimdi Samet de 4 milyon euro vermek zorunda kalıyorlar işte muhabirlerin söylediğine göre. Bunlar gerçekten çarpıcı ve iki takım arasındaki stoper fark yani Nelson Abdülkerim'le Fenerbahçe'nin Gustavus Serdar Aziz'i arasındaki fark gerçekten çok çok yüksek bir fark vardı bunların arasında. Gole gelelim. İlk gol öncesinde Oliveira'ya bir topuk pası bırakıyor Kerem. Oliveira onu düşünemedi ve geç kaldı. Galiba onun ardından da korner oldu. Yani ilk gol geldi. Orada bu Oliviera gibi zeki bir adamın bunu düşünmesi gerekirdi, bu pası düşünmesi gerekirdi diye düşünürken kendisi çok iyi bir şekilde arka direğe atıyor ve çok güzel bir son vuruş yapıyor. Dikkat edin Sergio Oliviera'nın bu kutu içinde kendini boşa çıkarmaları, Konya Spor'a da bu şekilde bir gol atmıştı, Kasımpaşa maçında yine vardı. Çok aktif bir şekilde kutuya koşu atıyor ve bu tip pozisyonda da mesela topun düşeceği yeri seziyor ve kendini oraya çıkarıyor. Çok zeki bir oyuncu Sergio Oliveira. Hatta futbol menajerinde ben araştırmacıyım 15-16 yıldır. Son 3-4 yıldır Galatasaray'ı yapıyorum. Sergio Oliveira'nın profilini Porto'dan yeni geldiği için çok değiştirmemiştim.

Ama şimdi bu devre arasında ağırlıklı olarak değiştirebileceğim. Mesela Off The Bull'u, yani topsuz oyunu düşük yapmışlardı. Çok arttırdım onu. 15'e falan çıkardım. Herhalde onlardaydı. Hani bence en iyi özelliklerinden biri Oluvera'nın boş kanallarda pas istemesi. Belhanda'nın da en iyi özelliklerinden biriydi mesela. Oluvera'nın da öyle, boşta top istemesi, kutuya koşullar atması vs. O açıdan çok etkili ve yine ön sezisiyle birlikte bu golü de atmış oldu. Tabi ikinci gole geçene kadar işte çok zaman geçiyor. Mesela ilk gol Oluvera'yı konuşuyoruz, ikinci gol çok sonra geliyor Galatasaray için ve belki Galatasaray için bu da bir eleştiri noktası olabilir. İkinciyi bulmak ve maçı koparmak için çok cömert Galatasaray, bütün sezon böyle. Veya Icardi'sizlik olabilir bu. Icardi'yi sadece 5-6 maçta kullanabilmenin sıkıntısı olabilir. Veya değişikliklerin geç gelmesi de olabilir. Yine bence değişiklikler geç geldiği için 2. gol biraz gecikti. Çünkü Fenerbahçe 2. yarı daha iyiydi dedim ya az önce. Torreira ve Icardi girince son 15 dakikada tekrar maç kalıtı sıraya dönüyor ve 3 oluyor. Bence Hakan Hoca biraz değişiklikleri geç yapıyor ama bugün çok Hakan Hoca'yı eleştirme günü olmamalı.

Mesela Barış çok iyi oynadı diyoruz. Evet ikili mücadelelerde çok etkiliydi. Serdar Aziz'in üzerinden kafa topları aldı. Gustavo'nun bile üzerinden kafa topları aldı bir tane galiba. Ve koşullarıyla falan çok yıldırdı, yıprattı. Ama mesela çok net bir pozisyon yakaladı. Çok yukarı vurdu, dikti yani.

1-2 pozisyonda da böyle çok iyi final pas atabilme ihtimali de olmuştu ama o pasları atamamıştı ve onun atamadığı bir pasın ardından hemen Icardi girdi oyuna 1-2 dakika sonra 75-76'larda işte ve ilk topuna kafayla vurdu sonra ilk ayağıyla dokunduğu pas asist oldu Yani soğuk girdi, topla teması işte bir buçuk ay sonra ilk defa lig maçı falan hiç... Yani öyle bir kalite, öyle bir kumaş var ki ilk dokunuştan direkt Kerem'e vur diye pası veriyor. Bakın pası biraz yavaş atsa Kerem kontrol etmek zorunda kademeye girecekler. Hızlı atsa yine Kerem kontrol etmek zorunda altı ay çıkacak. Tam tek vuruş yapabileceği ölçüde bırakmak gerekiyor o pozisyonun gol olması için. Aslında zor bir pas o. Ama bıraktı o şekilde de.

Gerçekten yani biraz hızlı atsa kontrol alta hemen gelirdi. Çünkü çapraz kalıyordu. Yavaşta da stoper giriyordu. Kontrolsüz vurabilirdi sadece o pozisyonu. Ve kontrolsüz vurabilecek kadar nizami attı pası. Ve şimdi fikstür olarak da Galatasaray'ın önü açık. İç sağ maçları daha çok ve Icardi de dönüyor. Bu açıdan Galatasaray adına umut verici bir durum. Ama Galatasaray'da bence bir kadro genişliği sıkıntısı var. Ve Galatasaray'ın çok kolay kart gördüğünü düşünüyorum ben.

Bugün mesela 3 tane itirazdan kart görüldü. Galatasaray için bir eleştiri noktası da bu olabilir. Saşaboy, Sergio Olvera ve Mertens. Gereksiz itirazlardan sarı kart gördü. Icardi de bir de şovdan gördü. Icardi'nin şovu anlaşılabilir bir şov. Çünkü çok inanılmaz bir gol attı tekrar. Müthiş bir goldü.

Ama bunları biraz bitirmek lazım. Yani şu gereksiz sarı kartları bitirmek lazım. Çünkü o kadar geniş bir kadrosu yok Galatasaray'ın. Ve Icardi farkı çok büyük bir fark. Mertens farkı çok büyük bir fark. Çok kaliteli oyuncular bunlar. Çok fazla cezalı duruma düşmemeleri Galatasaray için çok çok önemli.

İcardi demişken bu arada futbol menajerlerde onu da düzenledik. Sol ayağını 10 yapmışlardı mesela. Adamın Beşiktaş'a attığı 20 üzerinden veriliyor futbol menajer puanları bilmeyenler için söylüyorum. Sağ ayağı 20, sol ayağı 10 yapılmış. Beşiktaş'a attığı gol solla volesi tekte müthiş. Bu maçta solla o kadar çaprazdan tavana vuruş müthiş. Sol ayağını arttırdık. Aynı zamanda pasını 12 vermişlerdi ama pas Alanya maçında Mertense yaptı asist. Burada Kerem'e verdiği paslar, pas kalitesi de çok yüksek bence. 14'e çıkardık. Vizyon, oyun görüşünü de arttırdık. Tabi çok artınca bu sefer biraz fizikten kesmek gerekiyor. Belli limitler var. Biraz hızını düşürdük. Eskisi kadar, gençliği kadar kopup gidemiyor tabii ki. Ama daha iyi bir Icardi profili de sesonun ikinci yarısında oyunu oynayacak arkadaşlar için yaptığımızı söyleyebiliriz. Bu arada Icardi benim bu kadar kısa sürede Galatasaray formasıyla en beğendiğim center forward'u Jardel'den beri.

Drogba deniyor. Drogba'nın ilk geldiği dönem ben askerdeydim o yüzden ilk maçlarını çok izleyemedim. İkinci sesonunu izleyebildim 90 dakika full. İlk geldiği dönemde sadece özetleri izleyebiliyordum hafta sonu çarşı tatilinde.

İkinci sezonunda da Drogba bence biraz sıkıntılıydı. Özellikle şampiyonluk kaçarken, deplasman maçlarında falan yürüyor gibiydi. O yüzden Drogba'ya benim çok fazla kanım ısınmamıştı. Ama Icardi'nin kalitesi bana çok ekstra geliyor yani. O yüzden Drogba'yı da geçer. Can Jardel'den beri en iyi gibi şu 5-6 maçlık seride. Çok az oynadığı için çok geçerli değil. Sezon sonunu bu değerlendirmeyi yapsak daha doğru olur tabi ama şu giriş müthiş bir giriş bence.

Tabi Okan Burak'a da ayrı bir parantez açalım. Okan Burak bu sezon Jorges Sousa'da, Şenol Güneş'i de, Emre Belezoğlu'nu da çok net bir üstünlükle yendi final maçlarda. Abdullah Avcı'nın Trabzon sporuna karşı da deplasmanı daha üstün oynadı ama 2-3 tane net pozisyon kaçınca Mertens ile Kerem ile O maç beraber bitmişti ve bu 4 maçın 3'ü deplasmandaydı. 4 maçta 3 galibiyet, 1 beraberlik, 10 puan ve bunların 3'ü deplasman. Çok önemli bence. Ve Başakşehir ile şampiyon olduğu sene Avrupa'da da çok iyi gitmişti. Mesela bir Mönchengladbach maçı hatırlıyorum, bir Sporting Lisbon maçı hatırlıyorum. Başakşehir'den daha güçlü kadrolara karşı çok doğru oyunlarla turları atlamıştı ve hem şampiyon olup ligde hem de Avrupa'da Mart Nisan aylarını görebilmek çok önemli bir başarı ve bunu da başarmıştı. Bunu Türkiye'de çok çok nadir görürüz yani. Hem Avrupa'da ilk bahar aylarına kal hem ligde şampiyonluk oldu. O çok zor bir şeydir. Hatırlarsanız Zico'nun Fenerbahçe'si şampiyonlar liginde çeyrek final oynadı. Ligde Galatasaray'a kaybetmişti. Ligi alamamıştı mesela. O kadar iyi bir Fenerbahçe. Müthiş bir Fenerbahçeydi o.

Hani olmayabiliyor. Avrupa ve Lig birlikte gitmesi çok zor. Bunu başarmıştı. Final maç konusunda Ocon Hoca genelde başarılı çıkıyor. Ve maç sonu basın toplantısında da bir cümlesini ben çok beğendim.

Fenerbahçe'ye karşı oynanan oyunlar, başarılı olan oyunların içerisinde tabi ki hem orta sahadaki baskılar, ikinci toplar çünkü çok fazla uzun top oynayan bir takım Fenerbahçe. İkinci toplar ve geçişler özellikle de savunma arkasına atılan toplar, savunma çizgisinin önde kurulması. Yani bu bana özel bir şey değil, bütün takımlar bunu deniyor. Aslında yani çok büyük farklar yok. Burada kalite

Önem kazanıyor. Şimdi buradaki yaklaşım bence çok doğru. Çünkü böyle önemli zaferlerden sonra galibiyeti üzerine almak o kadar iyi bir fikir olmayabiliyor. Eğer çok büyük bir teknik direktör değilsen, yani çok büyük derken, çok başarılı, çok kazanmış, çok kabul görmüş bir teknik direktör değilsen, daha yeni başlayan genç bir teknik direktörsen veya Galatasaray'da yeni diyebiliriz.

Böyle bir teknik direktör için çok egolu davranmamak lazım ve böyle başarıları futbolculara vermek lazım. Yani herkes Fenerbahçe'ye bunu deniyordu ama bizim oyuncularımız daha başka kaliteli. Demek çok daha doğru bir yaklaşım. Hatırlarsanız Trabzonspor Fenerbahçe'yi kendi sahasında yendiği zaman Trabzonspor Twitter hesabından bir video paylaşmıştı ve Abdullah Hoca'nın işte nasıl şahmat ettiğini, Jokses'i nasıl devirttiğini anlatan bir video viral olmuştu. Onu tabi Abdullah Hoca benim için bunu yapın dememiştir ama

Orada futbolcuların çok taça atıldığını ve teknik direktörün çok yüceltildiğini görüyoruz. Ben hangi teknik direktörle konuşsam futbolcuların cin gibi olduğunu söyler, çok kurnaz olduğunu söyler ve futbolcuları küçümseyip kendini ön plana çıkaran teknik direktörlerin altının oyulmaya başlandığından bahsederler. Bunun Nuri Şahin'de de yaşandığını düşünüyorum ben. Bazı teknik direktörlerden, sohbetlerimden onlar da söylemişti.

Hatırlarsanız Antalya Sporu geçen sene çok iyiydi. Nuri Şahin de çeşitli YouTube kanallarına çıkıyordu ve başarısını anlatıyordu. Ama bu sene çok farklı oldu. Biraz daha oyuncular geri planda kalınca bazı sıkıntılar olabiliyor. Bence Okan Hoca'nın o yüzden bu yaklaşımı da daha pragmatist bir.

yaklaşım faydacı olmak lazım böyle konularda yoksa faydacı olmayınca bir sonraki hafta karagümrük Trabzonspor'a 4 attı biliyorsunuz. Başka türlü gelişebiliyor olaylar. Rehavet de olabiliyor. Futbolcular iyi peki hoca o zaman alsın maçı gibi de yaklaşabiliyor. Tabi bu benim söylemim değil daha çok sahanın içinden gelenlerle yaptığımız konuşmalardaki insanların off the record söylediği şeyler bunlar.

Teknik direktörlerle, futbolcularla konuştuğum zaman bu tarz şeylerin olabildiğini söylemişlerdi bana. Ben tabii işin içinde olmadığım için garip geliyor. Ben öyle bir davranışta bulunmazdım mesela. Ama futbolcular çok egolu olabiliyor ve bu tip şeyler yaşanabiliyor. Okan Hoca da buna göre iyi bir reaksiyon vermiş diye düşünüyorum açıkçası.

Son olarak komik bir detay. Türkiye Futbol Federasyonu yedek kulübelerinde televizyon olursa ceza olacak demişti. Okan hoca da tabletine ayaklık takmış o şekilde izliyordu. O da komik bir detaydı. Şimdi Oğulcan'a geçeceğiz ama onun öncesinde son bir istatistikle geçelim Oğulcan'a. Bülent Kalafat'la maç sonunda konuştuk sevgili arkadaşım. Bir istatistik gönderdi bana. İlk haftalardan bu haftaya kadar Galatasaray'ın her hafta neredeyse yakaladığı xy ortalamasını yukarı doğru ivmelendirerek arttırdığını gösteriyor bu istatistik. Sezona vasat giriyor Galatasaray. Ama hemen hemen her hafta daha üretken olmayı beceren bir Galatasaray görüyoruz ve transferler de geç geldiği için ve hem ilk hafta maçları ağırlıklı olarak deplasman olduğu için çok daha normal değil bence.

Öte yandan Fenerbahçe ise çok daha yüksek xc'lerle başlıyor sezona ama haftadan haftaya da düşüş görüyoruz. İlk 2-3 hafta normal bir giriş yapıyor Fenerbahçe ama sonra çok iyi açılıyor ve 10. haftalara kadar çok iyi gidiyor. 10. haftadan sonra ise Fenerbahçe xc'de Galatasaray'ın arkasına düşmeye başlıyor. 10. haftadan itibaren Fenerbahçe'nin düşüşü gerçekten çok dramatik xc üretmede özellikle son 5 haftada çok düştüğünü görüyoruz. Galatasaray ise tam tersine 10. haftadan sonra pozisyon üretmede çok ciddi bir yükselişe geçtiğini görüyoruz bu statistikte. Bu çok çarpıcı. Olcan'a bunu sorarak başlayacağım. Burada küçük bir ara veriyoruz ardından olcan akçeyle devam edeceğiz. Olcan selamlar hoşgeldin. Selam abi hoşbulduk. Sen gelmeden önce Bülent'in istatistiğinden bahsediyordum. Sana da attım öncesinde. Bu Fenerbahçe'deki 10. haftadan sonraki yaratıcılık düşüşünü, XG düşüşünü neye bağlıyorsun sen?

Bu bence merkez oyuncularının toplu oyuna daha az dahil olmasından ötürü olsa gerek. O geriden oyun kurmadaki toplu sorumluluğu neredeyse hiç almamaya başladı. Bunun için sadece Arrow biraz daha istekli gözüküyor. Ama işin hücum tarafına aktarılmasında özellikle Salai rakipler kitlediği zaman Fenerbahçe soldan gitmediğinde ya da o topu Ferdi'ye ulaştıramadığında Savunmanın sahana doğru Serdar'a ve Osai'ye oyu kaldığı zaman ve Crespo'da orta sahanın sahanda oynadığında o topla sorumluluk alan oyuncu sayısı bir hayli azalıyor set hücumuna oturmak isterken. Aynı zamanda Irfan'ın yeniden bir düşüşe geçmiş olması ki hücumda böyle yaratıcı olarak güvenebileceğin tek ayakta kendisi baktığın zaman. Yani King'e bir driplink yaratıcılığı bekliyorsun, ona çok fazla bağımlı oluyorsun.

Bu biraz da ön alandaki oyuncu tercihiyle de alakalı oluyor kimi zaman. Bir önceki programda da konuşmuştuk yani bence hem işin baskı tarafında hem hücuma yerleşme noktasında hem o hücumda efektif olmada bence Ener Valencia'nın eksikliğinde bir süredir çok fazla hissediyor bence Fenerbahçe abi. O yüzden biraz oyuncu tercihleriyle alakalı ve o sezon başındaki hatta ortalarındaki dominasyonun son haftalarda oyuncu performansı anlamında düş yaşandığı andan itibaren de oyuna negatif yansıması olarak görüyorum ben bunu. Açıkçası ben de tam olarak yaratıcı oyuncu olmamasına bağlıyorum. Mesela sayalım tek tek Joshua King. Fenerbahçe'nin son dönemdeki en iyisi. Bence derbide de en iyiydi. Ferdi ile birlikte. Ama koşucu oyuncu, baskıcı oyuncu, atlet oyuncu, top atıcı değil. Baçuay'ı tam olarak öyle sürekli boğuşmaya çalışan, ikili mücadele zorlayan tipte bir oyuncu. Rossi çok hareketli, yine top atıcılığından ziyade hareketliliği ve topsuz oyunuyla öne çıkan bir oyuncu. Bright, soysay Samuel tam öyle. Fazlasıyla atlet ama tek pozisyonunu Mustar'ın üstüne nişanladı mesela. Sonradan giren Ener Valencia tam olarak öyle. Fizik zorlama, atletizm. Bir tane Sergio Olivera'nın atacağı pası atabilecek, bir tane Mertens'in atacağı pası atabilecek bir Fenerbahçeli yok. Belki bir tek İrfan Can Kahveci olabiliyordu. Onu da kesmek ciddi anlamda yaratıcılığı öldürdü. Yani arkada Crespo da aslında bir asker. Fenerbahçe fazlasıyla asker ve yaratıcılıktan çok uzak bir ilk 11'e doğru evriliyor. Bence bu evrilmede de ben Jorge Jesus'un biraz inatçılık ettiğini düşünüyorum açıkçası.

Çünkü yani o şey arasında, Dünya Kupası arasındaki hazırlık maçlarında çok sivrilen oyuncular oldu. İyi performanslar oldu. İrfan Can mesela çok iyiydi o hazırlık maçlarında. Lige tam tersi bir şekilde yansıdı ya da çekildi. Serdar Dursun yine çok etkiliydi. Yeterli şans verilmedi. Sanki biraz oyuncuların adalet anlayışıyla ilgili de bir endişesi var gibi Jorge Jesus'un. Çünkü bazı, mesela Üçlü de çok inat ediyor. Gustavo da çok inat ediyor.

Aliovski'yi oynatmama konusunda biraz inatçı davranıyor ve asla ve asla Arda Güler'e şans vermiyor. Sadece 34 dakika süre vermiş ve bu takımın çok bariz bir şekilde Arda Güler gibi top atabilen Merkez oyuncusuna ihtiyacı var. Bak Irfan da kenara oynuyor. Esas Mertens ve Oliviara'nın delen passlarının hepsi merkezden. Yani hem kanatlara doğru hem center foru kaçıran o passlar merkezden atıldığında çok daha kıymetli oluyor ve Fenerbahçe'de bunları atabilecek Arda gibi bir wonder kit de var. Asla değerlendirmedi onu. Biraz bağnaz bir tutum sergiliyor gibi oyuncularıyla ilgili ve beğenmediğini öğreniyoruz şimdi ama beğenmediği oyuncular da yeni geldi zaten kendisi aldırdı.

Yani Bruma'yı aldırdı beğenmiyor. Atıyorum Aliovski'yi o zaman aldırmasaydı yani hiç oyun atmıyor. Niye aldırdı o zaman oluyor yani Gustavo'yu aldı kötü. Yani bu şu anda evet bazı oyuncular performans olarak istediğini veremiyor belki hocanın. Ama hepsi hocanın döneminde gelmiş adamlar bir yandan da. O açıdan da bir şey soru işareti barındırıyor. Ocak transfer döneminde yapılacak isimler. Yine hocanın istediklerini mi alacaksınız yoksa yok bu sefer scout ekibinin dediklerini mi alacaksınız? O da bir soru işareti yaratıyor bende.

Ya bir de böyle yaratıcı oyuncuları Fenerbahçe kadrosunda saydığın zaman kimi söylersin? Zaten İrfan'dan bahsediyoruz. Zayis'i unuttum. Zayis var tabii ki. Aynen ona geliyorum şimdi. Merkezde mesela Zayis yine en az forma şansı alan isim. Ki bence toplu oyunda çok değerli bir oyuncu. Dün bile girdikten sonra bence Fenerbahçe böyle biraz ayağında top tutabildiyse bunun bir numaralı sebebi Mia Zayis'ti. Şimdi Lincoln var.

Lincoln bence çok özel bir pasör baktığın zaman. Ama Lincoln da kenar tercih ediliyor. Hatta sol back, sol kanat back olarak tercih ediliyor. Hiçbir şekilde merkezde o yaratıcı oyuncular kullanılmıyor. Şimdi Arda da kısıtlı zamanda forma şansı bulduğunda sağ kenar gibi oynuyor baktığında. Bir türlü o merkez rotasyonuna bir yaratıcı oyuncu katamadı Fenerbahçe. Bu da beni ister istemez bir önceki programda konuştuğumuz meseleyi itiyor.

Solbek istenmesinin anı sebebi Ferdi'yi mi acaba merkez yapmak? Çünkü orada baktığın zaman hücum tarafında evet bir pasöre, bir yaratıcıya, derin oyun kurucuya ihtiyaç var ama topu, driplingle beraber ileri kat ettirecek bir oyuncuya da ihtiyaç var bana kalırsa. Fenerbahçe merkezden hızlı Hızlı çıkamıyor. Hızlı çıkmasının tek yolu Ferdi'nin 60-70 metre top sürmesi olmamalı bence. Osai Samuel de aslında kullansa bu tehdide sahip ama hızlı çıkmak için tek senaryo ya Ferdi Kadoğlu delici bir driptink yapacak sol kenardan

ya da Fenerbahçe topu uzun vuracak başka hiçbir türlü topu ileri hatta taşıyamıyormuş gibi gözüküyor. Bu yüzden toplu oyunda ciddi bir zafiyet var. Ben şunu demiyorum yani Fenerbahçe üçlü oynamasın, dörtlü oynasın. Üçlü oynarken de çok iyi maçlar çıkardığını gördük. Ama o üçlü oynarken böyle çok çok iyi oynadığı maçlarda bir detay vardı. Gustavo Henrique gerçekten bu sistemin oyuncusu değil. Size toplu oyunda da zarar yazıyor, topsuz oyunda zaten daha büyük zarar yazıyor.

Yani normalde üçlünün ortasındaki stoper'in süpürücü, sağ ve sol stoper'in topla çıktığında arkada kalan ve onların açıklarını kapatan kimminceden bahsediyoruz aslında burada. Oyuncu olması gerekirken, dünya futbolunun her yerinde bu böyle, siz oraya yeryüzünde bulabileceğiniz en yavaş, en çeviklikten bir haber oyuncuyu koyduğunuzda sizi delik deşik ediyorlar. Ama işte Luan Pérez solda, Atilla Salahi ortada, Gustavo Henriquez sağ tarafta oynadığında bile Fenerbahçe'nin 3 üstü daha fazla güven veriyordu. Ama şimdi bu toplu oyundan bahsediyoruz ya, normalde sağ stoperinin de toplu mesafe kat edebilen, kimi zaman böyle 2-3 savunma oycusunun arasından o kilit bası atabilecek bir oyuncu olması gereken, siz sağ stoperde bir de Henrique ile geçtim. Serdar Aziz ile oynuyorsunuz ki toplama eziyetleri ciddi sıkıntı. Dün 3-4'ten topu da Taci attı mesela. Çok kötüydü gerçekten. Serdar Aziz ekstra kötüydü. Atilla Salay da bu arada ekstra kötüydü. Dün yani stoper attı. Zaten üçünün beraber sarı kartlı olması gerekiyordu mesela. Tam bir saatli bomba misali maç geçirdiler. O yaratıcılık eksikliği arkadan itibaren başlıyor aslında baktığımda.

Hızla ilgili bir pozisyon geldi aklıma sen Gustavo'yu söyleyince. Sashaboy ile Gustavo aynı topa hareketlendiler ya bir tane sol taç çizgisinin orada. Sashaboy böyle 20 metre daha geriden gelip topu vurup devam ettirdi hatta ama ilk yarın sonuydu galiba kötü bir orta yapmıştı. Etkili olamamıştı ama yani o pozisyon hani aynı ligin iki oyuncusu demezsin yani.

Fark var. Bir de bu iki takım şampiyonluk mücadelesi veriyor. Yani biz Fenerbahçe'yi başarılı olduğu dönemde hep şuradan övüyorduk. 3 günde bir maç oynuyordu Fenerbahçe ve o zaman geniş bir rotasyon kullanıyordu Jorge Jesus. Arda'yı da daha çok Avrupa'da kullanıyordu. Herkes biraz forma bulabiliyordu ve o rotasyon iyi gidiyordu. Fakat Fenerbahçe 3 günde bir maç oynamayı bırakınca kötüye gitmeye başladı işte. 10. haftadan sonra o grafiğin aşağı düşme eğilimi aslında Avrupa'nın bittiği haftalar 12 falan işte.

Giresun, Sivas vs. düşüş oralarda başlıyor Dünya Kupası öncesi. Yani hep şey diyorduk Fenerbahçe'de. İlk 11'i çok kaliteli değil ama toplam 25 kişinin hepsi birbirine yakın oyuncu. O yüzden rotasyon yaptığın zaman birbirinin eksiği hissedilmiyor. Ama zaten kaliteli değil işte. 10 üzerinden 6'lık 20 tane oyuncu var. Biri çıkıp diğeri oynadığı zaman bir şey olmuyor. 6 demeyeyim de 7 bence. Ama işte haftada bir maça geldiğin zaman o zaman ilk 11'de 8-9'luk oyuncuların farkını görüyorsun. Yani Mertens'in, Icardi'nin,

Şu çok bariz mesela, Bright Hosea Samuel'in 1-0 iken kaçırdığı gol pozisyonu 1-1 olsa o maç dönebilir pekala. O ana kadar Galatasaray daha iyi oynuyor falan ama derbi bu yani. Bir gol yer, demoralize olur Galatasaray falan, alabilirsin maçı yani. O kadar net bir pozisyon Moussa Lara'nın üzerine vuruyor, Icardi'nin ters ayakla O çok daha çapraz bir pozisyon çatala vuruyor. Yani oyuncu kalitesi bu tip maçların skorlarını belirlemekte çok belirgin bir rol oynuyor. Yani oyun daha iyi daha kötü oynarsın o ayrı ama skor sonuçta o pozisyonları değerlendirme işi ve bir tane Arao'nun pozisyonu var ilk devrede, bir tane de Osai Samuel'in daha net pozisyonu var. Atsa dönebilirdi Fenerbahçe pekala ama yeterince kaliteli ayak olduğunu düşünmüyorsun işte öyle olduğu zaman, o pozisyonlar kaçtığı zaman.

Şimdi bu arada Icardi tabii çok elit bir örnek ama biraz daha aşağıya indirgeyelim. Sergio Oliveira'nın golü. Vurabileceği tek yere en net şekilde vurdu. Bright olsa İssamuel daha müsaitken onu Musterra'nın üzerine nişanladı. Arao da bence neredeyse aynı bir noktada. Biraz da Musterra'nın başarısı olarak görüyorum tabii onu. Olivier Araud'unkinden daha kolay bence Araud. Araud'unki kesinlikle daha kolay ama işte orada yine kaleci faktörü etki etti. Icardia'da elit olarak şu yüzden söylüyorum, ya bu arada benim için hala en iyi 3 ceza sahası içi bitiricisinden biri yani. Tabii dünyanın en iyi 3 forvetinden biri demiyorum ama ceza sahası içinde hakikaten bence öldürücü. Yani dün vurabileceği tek bir yer vardı o açıdan. Atilla Salah'ı uzak köşeyi kapamıştı ve inanılmaz bir yere vurdu. Bu arada ben yine 3 golde de kesinlikle Altay'ın yüzde 100 hatası olduğunu düşünüyorum. Icardi'nin golünde de keza aynı şeye geçerli ama böyle kaliteli bitirici olduğu zaman da o vuruşa tepki bile veremeyeceğiniz anlarda oluyor gerçekten. O Saini pozisyonu gerçekten çok fazla konuşulmuyor ama maçın en kırılma anıydı bence. Bir bir olsa farklı işler konuşuyor olabilirdik belki de. Ya bu arada maç sonuç organizasyonun açıklaması vardı beni şaşırttı. İlk kere daha iyi oynadıklarını söyledi. Üçlü savunmayı koruyan tipte bir açıklama yaptı. Ve ikinci yarıda da hatalar yaptıklarını işte 3-0 kaybettiklerini falan söyledi. Ben ilk kere daha iyi oynadığına hiç katılmıyorum ya Fenerbahçe'nin. Bence aksine ikinci yarı dörtlüye döndükten sonra Galatasaray'ı daha dizginledi Fenerbahçe. Daha oyuna ortak oldu. Daha çok rakip yaralandı oynadı. O bahsettiğimiz o sayısal muayele pozisyonu o zaman geldi.

Bence Okan Hoca da geç kaldı değişikliklerde ve 45-75 arası biraz daha ortadaydı maç yani. Ama Torreira'lar, Ricardiler girince 75'ten sonra full gaz saray aldı götürdü zaten kalite artışıyla ama bilmiyorum Jesus'un söylemi için ne dersin? Ben dörtlüye döndükten sonraki Fenerbahçe'yi 20-25 dakika çok daha fazla beğendim ilk yarıdaki oyuna göre. Ben de öyle. İlk yarı bence Fenerbahçe top oynamadı. Öyle değerlendirebileceğimiz bir şey yok.

Hocanın da şu yüzden bunu dediğini düşünüyorum. İlk başta maçın ilk böyle bölümüne kısa baktığında işte Rostci ile yakalanan bir durum var ki soluna Cahshaw King'e verse çok rahat bir şekilde King onu ayak içiyle uzak köşeye bitirebilirdi. Hani cılız bir şut vurdu ya sol ayağıyla. O pozisyonla mesela kırılma anlarından biri. Böyle iki tane Fenerbahçe hızlı hücum yakaladı diye muhtemelen

İnsanlar da sadece ilk yarıdaki oyuna odaklandığından dolayı belki de işleri biraz tersine çevirebilir miyim acaba açıklamamla diye yaptığını anca bir mantığa uydurabiliyorum. Ama ikinci yarı gördük yani Gustavo Henrique çıktıktan sonra. Lincoln'i de bu arada ben girdikten sonra beğendim. En azından ayağında top tutabildi Fenerbahçe çünkü neredeyse Galatasaray'ın amacı topu vermekti ama Fenerbahçe Galatasaray'ın verdiği topu neredeyse hiç kullanamadı.

Korkunçtu bence Fenerbahçe toplu oyunda ama işte Lincoln girdikten sonra, o Zaid Sami'si geldikten sonra toplu oyunda biraz daha toparladı. Ama yine ve yine yaratıcılık kısıtlı kalıyor. Yani bir şekilde o sete oturduğun zaman ve rakip seni beklediği zaman açamıyorsun ve tek açabildiğin senaryo yine Ferdi'nin Sol bekten içe doğru yaptığı driblingler sonucu net bir pozisyon doğrudan gelebilirdi mesela. Bunu kanalda analiz videosunda da söylemiştik. Nelson'u, Bowie'yi ve Torreira'yı üzerine çektiğinde boşta kalan oyunculara verdiği servislerle Fenerbahçe bir pozisyon yakalayabilir demiştik. O pozisyonu hatırlarsan Nelson ve Bowie'yi üstüne çekti, King'e verdi. King savunma arkasına topu aşırdı. orada Raşis'e yaptığı bir foyle iş bitti. Yani ceza sahasına net olarak girebildiği tek pozisyondu Fenerbahçe'nin yine. Bir şekilde o pas bağlantılarını yapamayan ve pası verdikten sonra duraksayan bir ekip Fenerbahçe. Ciddi problem de burada zaten ve beni şaşırtan nokta da George Jesus kariyeri boyunca

bunları gerçekten muazzam takımlarına yaptıran bir teknik direktörken bugün bizim Fenerbahçe'yi sadece pres gücüyle ön plana koyup set hücumunda negatif bir takım dememiz beni şaşırtan nokta zaten bu yıl. Neden bu kadar çözümsüz kalındığını bilmiyorum. E o pres gücü de düştüğünde ve rakipler o presi yapmanıza fırsat vermediğinde iş böyle bir noktaya geliyor ister istemez bir düşşere giriyorsunuz maalesef. Peki Fenerbahçe'yi bundan sonrası için nasıl bir dönem bekler sence? Devre arası transfer dönemi de geliyor.

Şimdi minimum iki tane ekleme gelir diye düşünüyorum. Hangi pozisyonlara? Net bir solback alacaktır Fenerbahçe. Yani Osterweil'e isminin geçmesi çok şey değil bence. Evet, dün Güney Amerika basınında da bir isim çıkmış şu an hatırlamıyorum. Serbest bir oyuncunun yine solback pozisyona bakıldığı söyleniyor. Muhtemelen Samet Akaydın geliyor gibi ki bence inanılmaz yanlış bir transfer. Çünkü görüyoruz ki Fenerbahçe'nin ana ihtiyacı olan şey Samet değil. Stopper'de en azından. Şöyle söyleyeyim abi sana, Samet Akayi'nin yerine Fenerbahçe'nin Tiserand'ı bile geri döndürmesi kendi hayrını olur diye düşünüyorum. Üçlü stoper oynamaya devam edecekse. Ve bence Fenerbahçe'nin çok net bir şekilde skorer bir kanat eksiği var. Sizin ileri hattınız skor anlamında durduğunda

Kenardan hiçbir destek gelmiyor. Yani İrfan Can Kahveci iki gol bir asistle oynuyor koca sezonda mesela. Diego Rossi'nin bitiricilik tarafında yaşadığı sıkıntılar çok bariz. Bunların muaddelelerine bakıyorsun, Emre Mor da scorer değil. Lincoln de scorer değil. Asist anlamında da Lincoln mesela duran top ve ortalar dışında size bir şey veremiyor yani gol olarak bir. Şey yok. Bence Fenerbahçe net olarak... Şimdi şundan bahsediyorduk. Valencia, Joshua King, Michy Batushayi, João Pedro. Buraya baktığın zaman, skor yükünün sırtlamasını beklediğin an önce João Pedro, bitiricilikleriyle ön plana çıkmayan, bu adam bana 20 gol atar dediğin santraforlar ve forvetler değil bu oyuncular.

Bu bitiricilik yüzdelerini sezonun başından itibaren o kadar yüksek bir seviyede tuttu ki Batu Şahi, Valencia, King Sakat'tı. Hani Fenerbahçe'nin sanki bir skor opsiyonuna başka ihtiyacı yokmuş gibi gözüktü ama o bitiricilik bunu bir kanalda konuşmuştuk seninle. Yani o bitiricilik gelmediği zaman işte o zaman işler biraz sarpa sarabilirdi. biraz formlar düştüğü zaman, birkaç maçta üretemediğinde direkt o ihtiyacı görüyorsun ve bir şekilde Fenerbahçe'nin dörtlüğe dönerek o merkeze ceza sahasında takımı kalabalık yapacak, paso opsiyonu olabilecek bir merkez oyuncusunun kesinlikle katması gerekiyor. Artık Zayts mı oynar, Ferdi mi merkeze gelir, işte Arda Güler mi forma şansı bulur, Lincoln

Kenar oyunculuğu yerine merkezde mi oynar bilmiyorum ama Fenerbahçe'nin acil bir şekilde bu topu sadece kenarlardan götürmek yerine takımların artık biraz ortasından, merkezinden de kullanması gerektiğini düşünüyorum ben. Ne olur bundan sonrası için diye de kısa bir ekleme yapayım. Şimdi normal şartlarda bu 4 puanlık fark 19 hafta varken hiçbir şey. Hiçbir şey yani. Ne sezonu satacak bir puan farkı, ne umutsuzluğa kapılacak bir puan farkı ama maalesef şöyle bir gerçek var.

Hangi takım ezeli rakibinin arkasında 19 hafta kala 4 puanla geriye düşerse tüm sezonu bırakabilir dersen bu kulüp Fenerbahçe. Yani ben yoruldum artık psikoloji kırılmaları konuşmaktan. Ya işte dün yuğulamalar, Cesus'u bile istifaya davet edenler vs. Bunu kaldıramıyor Fenerbahçe. Dün programda da konuştuk akşam. Galatasaray eğer 4 puan farkla geri düşmüş olsaydı kimsenin umurunda olmazdı muhtemelen abi. Sen de bence çok iyi biliyorsun bunu. O bir şekilde o şampiyona inanç. %1 eksilme bile yaşamazdı. Olmazdı böyle bir şey. Ama Fenerbahçe'de bu var. Nasıl toparlar bilmiyorum.

Dediğim gibi benim için bu puan farkı hiçbir şey. Çok da normal mağlubiyet, olabilirsin yani mağlup olabilirsin. Buna olgun bakabiliyor olmak gerek ama işte uzun süre gelmeyen şampiyonluk, sürekli bir şekilde çok inanılan bir sezonun ortalarında yaşanılan kırılmalar derken böyle bir problem var. Fenerbahçe bunu sahiçine bence çok yansıtmayacaktır ve muhtemelen dörtlüğe dönüşü artık yavaş yavaş olacaktır. Bu yüzden ben bundan sonrası için o kadar karamsar değilim açıkçası.

Bu şampiyonluk gelmedikçe gelmesini de zorlaştırıyor Fenerbahçe gerçekten. O zaman Fenerbahçe'yi kapatalım burada. Derbi'yi kapatalım. Bir başka futbol haberiyle devam edelim. Ronaldo el Nasra transfer oldu. 200 milyon euro karşılığında el Nasra transfer oldu. Hatırlarsan Dünya Kupası başlamadan önce The Sun'a röportaj vermişti. Manchester United ile arasındaki köprüleri yakmıştı orada. Ve geçmişte gitmem dediği Arap Yarımadası'na transferini yaptı Ronaldo. Nasıl değerlendiriyorsun bunu? Paranın satın alamayacağı hiçbir şey yok diyorum öncelikle. Ama yani şey de bana çok komik geliyor. Ya böyle bir adam işte kariyerinin sonunu nasıl yapar? Sanki paraya ihtiyacı var bilmem. Yani şu yeryüzünde 200 milyon verip 2 seneliğine onu kabul etmeyecek ben hiçbir futbolcu olduğuna inanmıyorum açıkçası abi.

Bunu yazanların da gerçekten hayatlarında 200 milyon doların ne demek olduğunu bilmemek ve anlamamak inanılmaz bir şey yani. O kadar bilmiyorsun 200 milyon euro zaten. Çok acayip bir paradan bahsediyoruz. Hakikaten dünyanın en zengin adamı da olsan bu şöyle bir şey. Kim, neden 200 milyon euroyu reddetsin ki ya da dolar artık her neyse? Niye reddetsin ki? İstediğin kadar paran olabilir, hiç fark etmez.

Yani bana saçma geliyor bunu eleştirmek ya. Bir de bu mesleği futbolcuların ben sadece şu odaklı yaptığını düşünmüyorum. Rekorlar kırayım, goller atayım, asiler yapayım. Ağabey bu bir meslek. Bunun karşılığında para kazanıyorsun. 38 yaşındasın. Sana biri 38 yaşından sonra çok belli bundan sonra kazanabileceğin paralar ve artık vücudunun bir tık da gitmediğini hissediyorsun. Böyle bir kontrat önüne koyulmuş.

Mümkün değil ya. Gerçekten mümkün değil. Bir de diğer teklifler de çok belirleyici olmuştur. Tabii. Şöyle, o röportajı verdiği sırada şey diyor, işte röportajı yapan Piers Morgan...

Birçok insan sana ödülleri yaptı. Birçok insan sana ödülleri yaptı. Birçok insan sana ödülleri yaptı. Birçok Birçok insan sana ödülleri yaptı. Birçok insan sana ödülleri yaptı. Birçok insan sana ödülleri yaptı. Birçok insan sana ödülleri yaptı. Birçok insan sana ödülleri yaptı. Birçok insan sana ödülleri yaptı. Birçok

insan sana ödülleri yaptı. Birçok insan sana ödülleri yaptı. Birçok insan sana ödülleri yaptı. Birçok Eğer asker insan sana ödülleri olursan, ne yapacaksın? Klublara gidiyorsun. Ama George Mendez, mesela, yaptı. 100'den fazla futbolcu var. Chelsea'ye, Arsenal'a gidiyorlar. Her zaman Cristiano Ronaldo'yu öneriyorlar. Cristiano'ya öneriyorlar. Dürüst olmak gerekirse, en pahalı futbolcu, en pahalı salaryodaki futbolcu kimdi?

Ben de 37 yaşındayım. Neden bana spor ya da Napoli'yi ödetecekler? Size dürüst olmak gerekir. Çok çok klubum yoktu. Ama diğer klubların çok ödeti var. Bu yüzden değişmedim. Çünkü bunu yapmayı planlıyordum.

Yani küçümsüyor aslında o röportajı verirken hala, oralara gitme fikrini. Fakat Dünya Kupası'na gidip de Dünya Kupası'nda yedek kalınca, bir de üstüne Messi Dünya Kupası'nı alınca, bence onu aldığı için artık yarışacak bir yer kalmadı. Yani hep diyorlar ya bu adam için, niye zirvede bırakmadın? Zirvede değil zaten artık. Zirveden indiği netleşti yani.

Tekrar Messi ile bir zirve yarışı verme ihtimali yok. Çünkü şu anda mesela Ocak transfer döneminde şampiyonlar ligini alabilecek takımlardan bir tanesine gittiğini farz edelim. İşte Real Madrid istemiyor. Kim var? Manchester City istemiyor. Haaland var. E kimse Ronaldo istemiyor ki. Kaldı ki şampiyonlar ligi şampiyon olabilecek bir takıma transfer olsa bile ilk 11 oynama ihtimali yok. Yani şu anda Messi ile yarışabilme ihtimali yok tekrar. Yani tekrar şampiyonlar ligi şampiyonu olayım da tekrar adımı duyurayım. Öyle bir ihtimal yok yani. Şampiyonlar ligi şampiyonu olan bir takımda yer alsa bile yedek oyuncu olarak falan yer alacak. O yüzden artık bir şeyi kalmadı zaten. Bir çarpışma alanı, bir rekabet alanı kalmadı. Aslında Dünya Kupası'ndaki rekabet için de kendisine haksızlık etti. Yani 38 yaşında, verebilecekleri sınırlı, artık topa koşamıyor, edemiyor. Biraz böyle oyuncular tabii düştüklerini göremiyorlar maalesef. Çok uzun yıllar top seviyede olunca biraz perdeler iniyor bence. Gerçekleri biraz görmekten uzaklaşabiliyorlar. Ve çok acı bir şekilde yüzleşti büyük ihtimalle Dünya Kupası döneminde bu gerçeklerle. Hiçbir yerden teklif gelmemesi, Real Madrid'de antrenmana falan girilmişti galiba hatırlıyorum. Ama teklif alamadı bence, teklif orada almayı çok istiyordu ama Real Madrid'de yedek falan olsam, rotasyon olsam tekrar şampiyon olsak falan istiyordu muhtemelen.

Bunları alamayınca da artık o Messi yarışında kaybettiğini görünce bence bu kadar da aşırı iyi bir teklif varken Avrupa'nın muhtemelen 3 katını falan veriyordu adamlar. Bence Avrupa'da 3'te 1'ini de bulamıyordu hatta da hani 4 katını falan bence veriyorlardı en azından. Ve bunu kabul etmek biraz da zorunda kaldı bence. Çünkü başka bir ihtimal biraz yel değirmenlerine saldırmak gibi olacaktı. 200 milyon euro yerine 20 milyon euroyu tercih edip başaltı takımlardan birinde Roma'da Moma'da oynamak çok gerçekçi değildi.

Tabii yani bu tercihe baktığın zaman da tek sebebi para oluyor. Adam talişkayla top oynayayım diye gitmiyor sonuçta. El Nasır'a. Şimdi sen konuşurken 4 katı 5 katı dedin ya diğer böyle paraların 200 milyonun kaç katı olduğunu düşünürken bu transfer benim için daha mantıklı hale geldi. Yani korkunç bir paradan bahsediyoruz.

ve ne olursa olsun. Bu arada Dünya Kupası'nın acaba Katar'da olması o kültürü, yaşaması falan da mı etki etti acaba? Bu adamın o kültürü çok fazla seveceğini düşünmüyorum ama. Yani şöyle, Ronaldo'ya bu para dışında da bu kararını pozitif anlayabileceğimiz haliyle bir şeyler bulmaya çalışıyorum. Para dışında onu ne çekmiş olabilir diye. Ona cevaplar bulmaya çalışıyorum ama pek bir şey de bulamıyorum açıkçası. Geçen bir haber okudum. Suudi Arabistan'da evli olmayan kişiler birlikte yaşayamıyormuş. Zina suçundan dolayı. Ronaldo'ya istisna yapmışlar. Ronaldo zaten adası falan var biliyorsun. Kral gibi yaşamayı seviyor. Suudi Arabistan'da da öyle krallıkta yaşamak hoşuna gider bence Ronaldo'nun ya. O kadar kültür olarak geride kalmaz yani. Bence bir problem olmaz yani Ronaldo için.

Oğuzhan son olarak seni yakalamışken Euroleague'de sormak istiyorum sana. Euroleague'de iki takımda iki temsilcimiz de biraz sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Fenerbahçe Beko Aralık ayı itibariyle oynadığı 7 maçın 6'sını kaybetti. Baya serbest düşüşe geçmiş oldu.

Bu süreye lider girmişti Fenerbahçe ama şu anda 6. sıraya geriledi. Sana soruyorum. Fenerbahçe, Beko'nun aralık itibariyle yaşadığı düşüşün sebebi nedir? İtüidis kaynaklı mıdır problem yoksa sakatlıklar mı Fenerbahçe'yi bu hale getirdi? Sakatlıklar tabii ki bir etken çünkü elinizdeki sezon başında o kadro planlamasını yaptığınız zaman scorer olarak bir numaralı güvenciniz Scottie Wilbeck'in sakat olarak oynuyor. Uzun rotasyonundaki bence tek ve en kaliteli oyuncunuz Motley sakatlanıyor. İkisi beraber ki arada böyle birkaç tane de sakatlığından dolayı maç kaçıran oyuncular da oldu.

Yani ana ilk beşinizin iki tane parçası ve işin savunma tarafı, rebound tarafı ve sayı tarafındaki en önemli oyuncularınız eksik olduğunda bu ister istemez negatif olarak yansıyabilir. Son dönemde Motley ve Wilbeck'in döndü ama o sakatlıklardan dönüşlerinde de Motley yine bir şekilde iyi döndü ama mesela Wilbeck'in gerçekten çok kötü döndü sakatlıktan. Ve tabii zaman geçtikçe Fenerbahçe kadrosunun eksikleri de göze batmaya ve sezon ilerledikçe, maç ritmi arttıkça bu eksiklikler gün yüzüne çıkıyor. Şimdi aslında bir futbol tarafındaki şey var Fenerbahçe takımında. O ilk irolik başlangıcındaki muazzam gidişatta da bu vardı. Fenerbahçe'de

ayrı ayrı çok değerli parçalar var. Ama o parçaları bir bütün haline getirebilecek bir iki tane böyle üst düzey oyuncu yok. Yani Efes'ten örnek verirsem işte bir Mithich, bir Larkin, bir Clyburn yok. Şimdi Efes'e bakıyorsun Mithich seti kullanamazsa Larkin kullanıyor, Larkin kullanamazsa Clyburn kullanıyor. Clyburn'dan sonra gelen parça Boba bile bir şekilde oyuna kalite yapabilen ve o maça ağırlığını koyabilen isimler ama

Fenerbahçe'de bu yok. Motley tek uzun olarak girdi diyoruz yani onu yedekleyen Tonya Jekeri tamamen alakasız Motley'le bir oyuncu. İşin rebound ve hücum tarafında öyle çok aktif değil. Ve o tek olarak kadro planlamasını parça olarak kullandığınız oyuncular sakatlandığı zaman o puzzle tamamen dağılıyor. Fenerbahçe'nin eksikleri gerçekten çok bariz.

Şimdi Tyler Dorsey hamlesini Fenerbahçe çok bekliyordu ama NBA G League'den bir kontrat aldı. Fenerbahçe'nin çok ciddi bir şekilde top yönlendiriciye de ihtiyacı var. Nick Calates, 33 yaşında. Bu maç temposunu bir noktadan sonra kaldıramayacak bir isim olabilir. Bunu herkes biliyordu. Ve Calates oyundan çıktığında Fenerbahçe top yönlendiriciliği kısmına, gut rotasyonuna Marco Gudric'i kullanmak zorunda kalıyor. Gudric'in de bununla tamamen alakası olmayan bir oyuncu.

Zaten kaybedilen maçlara baktığında top kaybını en çok yapan ve takımın setlerini senkronize edemeyen, takımı yönetemeyen oyuncu Marco Gudric oluyor ve bunu tamamen bunun üzerinden okumaya başlıyoruz. Yine eksiklerin çok bariz olduğu ama bu eksiklerin tamamlanmadığı bir süreçte Fenerbahçe-Beko ve mağlubiyetler geldikçe o psikolojik kırılma basketbol şubesinde de yine fazla oluyor. Maça gitmemeler başlıyor, takım üzerindeki oyuncu grubunun motivasyonu düşüyor. Ki Dimitris Itoudis'te sezon başındaki formunun bence biraz gerisinde. Sonuçta teknik adamların da formsuz dönemleri oluyor. Itoudis'te de aynı şey geçerli. Ben rotasyonu doğru kullanabildiğini düşünmüyorum. Rotasyonu abarttığını düşünüyorum. Yani bazı oyuncuların gerçekten Fenerbahçe-Beko'da 10-15 dakika üzeri hiç süre almaması gerekirken Fenerbahçe'de böyle olan çok fazla oyuncu var. Bu yine bir süreç yani Fenerbahçe bugün 6.lığa düşmüş olabilir ama hala üstündeki bütün takımlarla arasında bir galibiyet farkı var. Yine ve yine basketbol şubesinde de aslında psikolojiden bahsedebiliriz. İşlerin gerçekten hiç bitmemesiyle bunu destekleyebiliriz. Euroleague sezonu hala çok uzun. Neredeyse devresi oldu. Ama Fenerbahçe yine toparlanacaktır ve basketbol kalitesini yaşayacaktır ve mutlaka bir ekleme gelecek zaten. Bir transfer gelmeme ihtimali yok. Antetokounmpo sonrası bir de kısa rotasyonu bir ekleme bekliyorum Fenerbahçe'de. O zaman işlerim böyle biraz daha yoluna gireceği açıkçası fikirlerimden bir tanesi.

İşlerin düzeleceğini söyledin zaten Ocak ayında da karşılaşacağı rakipler biraz daha kolay Fenerbahçe'ye göre. Bayern Münich ile Monaco ile içeride oynuyor. Panaco Naikovic ve Asvel maçları da dışarıda. Hani herhalde Ocak ayındaki bu maçlarla Fenerbahçe playoff'lar için kendini güvenli bir noktaya taşıyabilir der misin?

Derim, ya Panathinaikos da kötü bir dönemde. Normalde zor bir deplaspandır ama Fenerbahçe'nin orada bir galibiyet almasını bekliyorum. Yani dörtte dört yapsa hiç şaşırmayacağım bir fikstür aslında. Ama söylediğim gibi yani oyuncu grubunun kendini ne kadar toparlayabileceğiyle direkt bağlantılı bir dört maç. İtüidisi'nde ne kadar dester çıkarabileceğini kendi içinde görmesi gereken bir dört maç olarak düşünüyorum burayı.

Peki biraz da Efes'e geçelim. Bu arada seni herkes futbol yorumcusu olarak biliyor ama senin esas basketboldan geldiğini söyleyelim burada da. Basketbol konusunda da oldukça tecrübeli birisin. Oynamışlığın da var. Anadolu Efes'te de işler iyi gitmiyor. Shane Larkin sakatlıktan döndü ama takım yine de Misic ve Clyburn'un performansına bakıyor ve Aralık ayından beri yaptıkları 7 maçın 4'ünü kazanabildiler.

Birkaç gün önce de İtalyan forvetleri Polonaro'nun sözleşmesi fes edildi. Polonaro Zalgiris'e gitti. Aynı gün içinde de eski oyuncuları Singleton'ı tekrar bünyelerine kattılar. Anadolu Efes için herkesin, hemen hemen herkesin söylediği bir cümle var. Efes playoff başlarken form tutarsa şampiyonluk için karşılarında bir takım kalmaz gibi böyle. Ama sanki bu durum biraz rehavet de yaratıyor gibi olabilir mi? İki sene üstü dalınan şampiyonluk sonrası ne dersin?

O çok muhtemel, zaten bu kadar yani sonuç olarak son 2 yılın Avrupa'daki en başarılı basketbol takımından, en kaliteli basketbol takımından bahsediyoruz. Elbette rehavet olabilir, doymuşluk hissiyat olabilir ve bazen sağ içindeki motivasyonunuzu bile etkileyen bir nokta olabilir bu. Ama Anadolu Efes'in de sezona kötü başlasa da aslında ritim bulduğu bir döneme girmişti. Sonra yeniden bir düşünce oldu. Larkin'i sezon başındaki sakatlıktan sonra işin içine biraz daha adapte etmeleri gerekiyor. Larkin sonuç olarak EuroLig'in en iyi oyuncularından birkaç. Hatta şunu söylüyorum ben, EuroLig için ilk beşte en iyi oyuncuları saysam bunların üç tanesi zaten Anadolu Efes'te. Mistic, Larkin ve Clyburn.

Bu yüzden yani sezon içindeki bu kırılmalar Anadolu Efes'in gidişatını, işte final şansını, final 4 şansını, şampiyonluk şansını çok fazla böyle etkileyen şeyler olduğunu ben düşünmüyorum. Son düzlüğe girildikçe ve Larkin işin içine kattıkça ki Singleton'la çok önemli bir ekleme. Polonare hiç şans bulmuyordu ama Singleton muhtemelen takımın ana parçalarından bile olabilecek bir isim. Anadolu Efes'in ben ligin son düzlüğüne doğru yine çok üst düzey formuna bulaşacağını düşünüyorum ki sonuçta evet rayavetten bahsediyoruz ama üçüncü şampiyonluğu çok isteyerek ve bu planlama yapılarak başlanmış sezonda Anadolu Efes için mutlaka yine Final 4 ve şampiyonun en büyük adayı olduğunu düşünüyorum ben.

Bu en iyi 3 oyuncudan bahsettin ya, çok fazla bireysel oyuncu ile çözüme gitme gibi bir alışkanlığı başladı sanki Efes'in ve böyle playoff gibi final 4 gibi artık son düzlüğe geldiğin zaman Avrupa basketbolu böyle çok NBA gibi bireysellikle çözülmüyor ya hani biraz daha böyle kolektif bir oyun, takım oyunu biraz daha seni zirveye götürebiliyor. Bu oyunun bu şekilde bireye bağımlı hale gelmesi bozucu bir etki yapar mı? Tabii ki bu açıdan da bakılabilir ama biraz koç faktörü, koçun bu oyunu nasıl istediğiyle de bağlantılı bir durum. Ergun Ataman'ın kariyerine baktığında hep saha içinde birkaç tane oyunu kendi başına yönlendirebilen, o skorunu yaratabilen oyuncuları her zaman gördü kendi kadrosunda. Beşiktaş döneminde de böyleydi, Galatasaray döneminde de böyleydi, her FS döneminde de böyleydi. Yani saha içi kontrolünü evet bazen set oyunu üzerinden şekillendirebiliyor FS ama hakikaten çok özel parçaları olduğundan dolayı bu adamlara set oyununu oynatmak da bir noktadan sonra zor bir hal alıyor yani. Ama sonuçta baktığın zaman iki şampiyonlukta Larkin'in

üst düzey bireysel becerileri, Vasile Minis için üst düzey becerileriyle geldi. Bu yüzden aslında baktığında Anadolu Efes geçmiş döneme göre biraz daha şanslı çünkü bu iki tane bence canavarın yanına bir de Euro Ligi'nin en özel oyuncularından biri Clyburn ekleyebiliyorsun. Her takım için belki söylediğin abi bir noktadan sonra geçerli olabilir ama Anadolu Efes bence bu bireysel yani isolation dediğimiz oyunu Set oyunundan daha iyi oynayabilecek bir ekip. Bireysel parçalara güvenmesi Efes'in daha fazla yararına olabilecek bir durum bana kalırsa. Yani benim düşüncem tamamen böyle. Çünkü hakikaten 3 tane çok özel oyuncuya sahip bir ekip.

Ağzına sağlık Oğuzhan'cığım. Çok teşekkürler abi. Umarım Euroleague'de temsilcilerimiz başarılı bir ikinci yarı geçirirler. Playoff'ta da aynı şekilde. İnşallah. O zaman ağzına sağlık diyorum. Çok teşekkür ederim abi. Gelecek hafta yeniden Trel Spor'a sizleri de bekliyoruz. Görüşmek üzere, hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)