
3.153 kelime · ~16 dk okuma
Herkese merhaba. Sinan Ateş suikastinin perde arkasını konuştuğumuz ikinci bölümü dinliyorsunuz. Önce son bölümde ne konuştuğumuzu özetleyeyim. Bir önceki bölümde eski ülke ocakları başkanı Sinan Ateş'i cinayete kurban veren atmosferi anlatmaya çalışmıştık size. Zaten 2019'dan bu yana onlarca gazeteci MHP'nin hedef göstermesinden sonra pusuya düşürülüp saldırıya uğramıştı. Hatırlarsınız.
Bu saldırıların da önemli bir kısmı Sinan Ateş genel başkanken yaşanmıştı. Ülkücü camia'dan bu saldırılara tepki yükselmek bir yana camia saldırılara sahip çıkmıştı. Zaten yargı organı da pek üstüne gitmemişti bu saldırıların. Hatta 16 Ocak 2021'den Abertürk'ten Nagi Analçı MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın'a ''Kim bu saldırganlar?'' diye sormuş. Semih Yalçın'ın cevabı ise ''Bu hareketin delisi çoktur Nagi Hanım. Talimat falan dinlemezler.'' olmuştu. Dolayısıyla bu saldırılar MHP yönetimi tarafından da kınanmıyor.
Saldırganlara avukatlar tahsis ediliyor, MHP'li kimliklerine halal gelmiyor. Cezasızlık zırhına bürünmüş bir yapı, arzu ettiği biçimde insanları pusuya düşürebiliyor. Derken Sinan Ateş'in adı, Bahçeli'den sonraki MHP'yi tartışan isimlerle bir arada anılmaya başlıyor. Sinan Ateş ve onun il başkanları görevden alınıyor. Bu başkanlar için de yani Sinan Ateş'in ekibinde Mersin il başkanı Çağrı Ünel de bulunuyor. Çağrı Ünel de görevden alınıyor ama yeni il yönetimiyle gerginlik devam ediyor. Derken 15 Mart 2022'de yani 9 ay kadar önce Çağrı Ünel'e...
Dört ülkücü genç sokak ortasında saldırıyor ve bu saldırıda silahına sarılan Çağrı Ünel saldırganlardan biri olan Emrullah Kaplan'ı öldürüyor. Böylece ocak içi çatışmaya kan bulaşmış oluyor. İntikam sesleri daha gür çıkmaya başlıyor. Mersin'deki Emrullah Kaplan cinayetinin ardından Sinan Ateş'in ülkücü katili olduğu yönünde propaganda başlıyor. Sonuçta Emrullah Kaplan'ı öldüren Çağrı Ünel, Sinan Ateş'in adamı olarak biliniyor. Ama Sinan Ateş, siyasi iddiasına buna rağmen sürdürüyor. Ülkeyi turluyor, toplantılar düzenliyor. Eski ülkücülerle bir araya geliyor. Bu da teşkilat içinde rahatsızlık yaratıyor. Hal böyle olunca Sinan Ateş'e dönük tehditler de artıyor. Ve 30 Aralık'ta Ateş Cemberi Sinan Ateş'i de yutuyor. İntikam sloganları bu sefer Sinan Ateş'in cenazesinde duyuluyor.
Bu bölümde Sinan Ateş'in ölümünden sonraki süreci konuşacağız. Başta tetikçiler üzerinden cinayetin izini sürecek, ardından cinayetin gösterdiği fotoğrafı resim etmeye çalışacağız. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım. Sinan Ateş'in 30 Aralık'ta öldürülmesinin ardından bir hafta geride kaldı. Cinayeti aydınlatmak için gerekli deliller hala elimizde değil. Dahası, kamu yönetiminin de ağzını bıçak açmıyor. Ne iktidar partisi AKP, ne de ortağı MHP, konuya ilişki şeffaf bir süreç yürütmüyor.
Fakat ortaya dökülenler kolay kolay cevaplanabilecek türden de değil. Önce tetikçilerden başlayalım. Ülkücü Sinan Ateş'in tetikçileri, bir motosiklet üzerindeki iki kişiydi. Bu isimler, gazeteci Ali Can Uludağ'ın ulaştığı iddialara göre, Eray Özyağcı ve Doğukan Çepti.
Bu iki ismi daha önce 2013'te yaşanan Hasan Ferit Gedik suikastinde de duymuştuk. Yani sabıkalı ve kaçak iki isim. 1992 doğumlu Hasan Ferit Gedik, İstanbul Maltepe'deki Gülsuyu mahallesinde, mahalledeki sol görüşlü derneklerin uyuşturucuya karşı düzenlediği bir yürüyüşe katılmış ve 29 Eylül 2013'te yapılan bu yürüyüş, kimliği belirsiz kişiler tarafından yaylım ateşine tutulmuştu. Bu saldırıda henüz 21 yaşındaki Hasan Ferit Gedik de hayatını kaybetmişti.
Hasan Ferit Gedik'in katilleri ve azmettiricileri hemen her türlü suça karışmış, taşerol olarak da kullanılan gül suyu çetesiydi. Maltepe İlçe Emniyet Müdürlüğü de çete hakkında zaten Mayıs ayında bir rapor hazırlamış, bu raporda çetenin üyelerinin adı da anılmıştı. Üyelerden biri Doğukan Çep'ti yani Sinan Ateş'in iki tetikçisinden biri. Doğukan Çep cinayetin ardından gözaltına alındı ve tutuklandı. Çete üyeliğinden yargılandı ve tutuksuz yargılanmak üzere 2015'te serbest bırakıldı. Daha sonra cezası kesinleşti ve kaçak duruma düştü. Sinan Ateş'in öldürüldüğü tarihlerde de kaçak durumdaydı. Yani Hasan Ferit Gediğin cinayetinden aranıyordu.
Fakat cezaevinde olduğu sürede Gülsü Çetesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yazdıkları bir açık mektupla bir kez daha gündem olmuştu. Ocak 2018'de Türkiye, Afrin'e müdahale etmeye hazırlanıyor ve ülkücülerden bu hazırlığa ilişkin destek açıklamaları birbiri ardına geliyordu. Hatta Devlet Bahçeli, ben de Afrin'e giderim diyerek o dönemde gündem olmuştu. Ben de bir bozkurt gibi en ön safta affına gider, gerekirse ihtiyaç. Hasılı olunca bu makamı, bu millete taşıdığım canı seve seve feda etmeye hazırım.
Konunun Gülsuyu Çetesi ile ne ilgisi var? Anlatayım. En tepeden Afrin'e böyle bir destek gelince Gülsuyu Çetesi de benzer bir açıklamayı cezaevinde kaldıkları E9 koğuşundan dile getirdi. Gülsuyu Çetesi'nin cezaevinden Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yazdığı mektupta böylece ortaya çıktı. Bu mektubun politik bir bağlamı olduğu için bahsetmekte erar görüyorum. Şöyle başlıyor. Mübarek dinimizin kutlu mücadelesini veren Sayın Cumhur Reisimiz.
Bizler Maltepe Birnoğlu L-tipi kapalı cezaevinde yatmakta olan gül suyu olayları davasında 40'a yakın DHKPC, PKK, MLKP, KCK militanı yaralamaktan yargılanan insanlarız. Böyle başlıyor mektup ve şöyle devam ediyor. Sayın Devlet Büyüğümüz ve Başkomutanımız. Sizin de cezaevlerinde emirlerinizi bekleyen, ak değil ama kara da olmayan, şehadet şerbetine susamış, bir emriniz ile Afrin'de ve tüm hain yuvalarında savaşmaya hazır olan neferlerinizin olduğunu bilmenizi isteriz. Bir emrinizi bekliyoruz. Şimdi bir kere vakanın bir adını koyalım. Dünyanın neresinde suç çeteleri milliyetçilik kılıfına bu kadar kolay bürünebilir?
Hangi devlet su çetelerinin milliyetçi bir kılıfa bürünmesine izin verir? Milliyetçilik bu çeteler için neden bu kadar kolay sahiplenecek bir ideolojidir? Sorular uzar gider ama hakikati söyleyelim. Doğukan Çep'in de aralarında olduğu Gülsuyu Çetesi'nin organik ilişkisi tespit edilememiş olsa da, politik olarak bu mektuptan da anlıyoruz ki MHP'ye yakın mensupları bulunuyor.
Bu çetenin asıl faaliyeti uyuşturucu ticareti bu arada. Zaten Hasan Ferit Gedik cinayeti de uyuşturucuya karşı bir yürüyüşe dönük bir saldırı sonucu yaşanmıştı. Gülsüy Çetesi'nin Sinan Ateş'le doğrudan bir husumeti de bulunmuyordu. Dolayısıyla cinayetin aydınlanması için azmettiricilerin de araştırılması gerekiyordu. Yani tetikçiler yetmez. Gülsüy Çetesi de, daha doğru ifadeyle çete üyeleri Doğukan Çep ve Era Özyacı taşerondu. Peki ya azmettiriciler?
Bu noktada MHP'li isimlerin de az medyacılar arasında adı geçiyor. 20 Aralık'ta, yani cinayetten henüz 10 gün önce, MHP İstanbul İl Yönetimi'ne atanan Ufuk Köktürk, Sinanteş cinayetine adı karışan isimlerden sadece biri. Hatta MHP Ufuk Köktürk'ü İstanbul İl Yönetimi listesinden de çıkardı. Peki neyle suçlanıyor Köktürk? Bilmiyoruz ama Ufuk Köktürk'ün cinayetten önce tetikçilere 97 bin TL para gönderdiği ve bu yüzden gözaltına alındığı söyleniyor.
İddia sahiplerinden biri daha önce de yine ülkücü çevrelerinin saldırısına uğrayan, kendisi de eski bir ülkücü olan gazeteci Yavuz Selim Demirağ. Yavuz Selim Bey, KRT'de Yavuz Oğan'ın programında iki ocakta dile getiriyor konuyu. Dinleyelim. Ufuk Köktürk'e eşinin hesabından zannılara 97 bin TL'lik bir havale. Bu arada Ülke Ocakları yöneticisi Ufuk Köktürk ile tetikçi Doğukan Çepin bir arada görüldüğü fotoğraflar da ortaya saçıldı. Dahası bu kişi, yani Ufuk Köktürk'ün kendisi de 2013'te bir lise kavgasında işlenen bir cinayetten hapis yatıyor.
Lise çıkışında Ülkü Ocakları üyesi gençlerin karıştığı kavgada 16 yaşındaki Kahraman Kaya öldürülüyor. Ufuk Köktürk bu olayın üzerine hapis yatıyor ve cezasını yaptıktan sonra çıkıyor. Cezaevinden çıktıktan sonra da Çekmeköy Ülkü Ocakları'nın başına geçiyor. Sinataj suikastinde emniyetin radarına giren bir diğer MHP'li isim ise Tolgahan Demirbaş. Kendisi Ülkü Ocakları Esi Genel Merkez Yöneticisi. Sinatajdan önceki genel başkan Olcay Kılavuz'un ekibinden biri. Peki ne yaptığı söyleniyor bu kişinin? Tetikçiler İstanbul'dan Ankara'ya geliyorlar. Dolayısıyla onlara Ankara'da yol gösterecek bir bağlantıya ihtiyaç var.
İşte Tolgahan Demirbaş'ın Ankara'da tetikçilere yardımcı olduğu söyleniyor. Ancak Tolgahan Demirbaş'ın bu cinayetteki önemi, tetikçilere yardımcı olduğu iddiasından çok, cinayetten sonra saklandığı adres. Çünkü çok tuhaf. İddialara göre Tolgahan Demirbaş, Sinan Ateş'ten önceki ülke ocakları genel başkanı ve bugün de MHP'nin Mersin milletvekili olan Oğulcay Kılavuz'un evinde saklanıyor. Yeni çağ yazarı Yavuz Selim Demirağ iddiayı şöyle dile getiriyor. İstihbarat birimleri, polisler evin etrafını sarıyorlar. Evin sahibi milletvekili kimliğini gösteriyor. Ben milletvekileyim, benim dokunulmazlığım var. Giremezsiniz bu eve diyor ama polisler takip ettiklerini ve içeride olduğunu bildiklerini söylüyorlar. Bu noktada olay MHP'nin tepe yönetimine sıçramış oluyor. Böylece cinayetin haber değeri daha da artıyor.
Olay, basit bir çete kavgasından çıkarak bir siyasi partinin dokunulmazlık sahibi bir vekiline kadar uzanıyor. Peki Tolgahan Demirbaş, olacağı kılavuzun evinden gözaltına alınıyor da sonra ne oluyor? Tutuklanıyor mu? Ali Can Uludağ'ın 3 Ocak'ta yayınladığı habere göre Tolgahan Demirbaş gözaltına alınıyor ama savcılık kararıyla ifadesi alınmadan serbest bırakılıyor.
Tabii tüm bunlar yaşanırken herkesin gözü İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'yu arıyor. Bildiğiniz gibi MHP'ye çok yakın bir İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. Devlet Bahçeli'nin her fırsatta kolladığı bir bakan. İkazen diyorum ki hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı'nın boynuna tasma geçiremeyecek. Buna da hiçbir alçağın gücü ve nefesi yetmeyecek. Dolayısıyla ortaya bir başka şaibeli durum çıkıyor. İçişleri Bakanı'nın MHP'ye izaha muhtaç biçimde yakın olması, hatta güvenlik personeli içinde ülke ocakları kökenli çok sayıda kişinin yer alması. İnternet alemi olcay kılavuzla birlikte bozkurt işareti yapan Özel Harekat Polislerinin fotoğraflarıyla dolu.
Soruşturmayı ilerletecek olan polis, görevini MHP'ye son derece yakın bir İçişleri Bakanı'nın sorumluluğunda yürütüyor. Ve güvenlik bürokrasisi içinde de bu durumdan rahatsız olan çevrelerin de olduğu biliniyor. Yani bu noktada belli hizipleşmelerin yaşanmasına uygun bir iklim var diyebiliriz. E bu durumda soruşturmanın akıbetine ilişkin güven vermeyen bir sonuç doğuruyor. Soruşturmanın akameti de bu hizipleşmenin rekabetine bağlı anlaşılan. Yani emniyet teşkilatı içinde MHP'nin bu kadar güçlü olması ve dolayısıyla Süleyman Soylu ile Yıldız'ı barışmayan bir hizbin ortaya çıkması, soruşturmadan bir sonuç çıkmamasının muhtemel nedenlerinden biri. Şimdi burada bölüme ufak bir ara verelim, aranın ardından konuya kaldığımız yerden Süleyman Soylu ile devam edeceğiz.
Şimdi aradan önce Süleyman Soylu'nun MHP için devlet içerisine tuttuğu konumdan söz etmeye başlamıştık. Bu tartışmada olayın bir siyasi partinin pis işlerinden çıktığı ve devletle temas kurduğu koridorda bu nedenle Süleyman Soylu oluyor. Sonuçta tüm operasyonlardan haberi olan ya da olması beklenen bir kişi İçişleri Bakanı. Üstelik saldırının tetikçileri de henüz yakalanmış değil. Öyle ya da böyle bir başarısızlık da var yani ortada.
Alt tarafı bir tetikçi, fotoğrafı var. Cinayeti işlediği yer belli, saat belli fakat bir haftadır yakalanamıyor. Bugünkü gazetelere bir haber sızdırıldı. Doğruluğu veya yanlışlığı teyide çok muhtaç. O yüzden şüpheyle yaklaşmak lazım ama sorun haberin doğruluğu veya yanlışlığı değil. Mesele bu haberin bize gösterdiği fotoğraf. Ama önce lütfen habere bakalım.
İddiaya göre tetikçilerden biri, suikastin ardından Suriye topraklarında, TSK denetiminde bulunan Türkmen Dağı bölgesine kaçırılmıştı. Düşünün, Ankara'da güpe gündüz bir politik cinayetin faalisiniz, cinayeti işliyorsunuz, bir hafta geçmeden Türkiye'nin sınırını bile geçebiliyorsunuz. Bu eğer gerçekse, çok daha başka bir gündem ortaya çıkıyor. İddiayı, gazeteci Fatih Portakal da kendi YouTube hesabından paylaşmış. Şimdi, bir başka önemli detay. EEV, bir kişinin de, ki bu kişi de yine önemli isimlerden bir tanesi, iki kişinin Suriye'ye kaçtığı iddia ediliyor. Suriye'ye kaçtığı iddia ediliyor. Suriye'de biliyorsunuz bir tampon bölge var, Türkiye'nin koruması altında.
Bu iddia doğru mudur, değil midir? Eğer bu insanlar kaçacak olursa bu cinayet çözülemez. Mümkün değil çözülmesi. Şimdi haberin doğruluğunu ve yanlışlığını bir kenara koyuyorum. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun MHP ile ilişkilerinin diğer bakanlara kıyasla çok daha yakın olması bu cinayetin bize gösterdiği en ilginç fotoğraflardan biri. Çünkü bu Türkmen Dağı dedikoduları boşuna çıkmıyor. Hatırlayın Devlet Bahçe'nin çağrısını.
Eğer yeri gelirse ben de bir bozkurt gibi en ön safta af ile gider... Şimdi niye özel bir önemi var bu durumun iddia şu. Özel harekat içinde MHP'ye yakın personelin yoğunluğu fazla. Suriye bölgesinde görev yapan personeller de yoğun olarak bu çevre içinden görevlendiriliyor.
Hal böyle olunca, bu tetikçi Türkmen Dağı'na kaçtığı iddiası aslında büyük bir iddiaya dönüşüyor. Bu nedenle 5-10 kez teyit etmek gerekir fakat doğruysa, cinayetin resmi ettiği fotoğrafın kadracığı genişler. Daha geniş bir resme ulaşırız. Dönelim cinayetin ardından ortaya saçılanlara.
Sizlere cinayete yardım yataklık suçunu işlediği iddia edilen Tolgahan Demirbaş'ın Olcay Kılavuz'un evinden çıktığı iddiasını sunmuştum. Bu durum Süleyman Soylu'ya değdiği için objektifler Süleyman Soylu'nun üzerine çevriliyor doğal olarak. Tabii Süleyman Soylu diğer bakanlardan farklı olarak sürekli polemiklerin içinde olan biri, doğal olarak gazetecilerin de karşısına çıkan bir isim. Nitekim Süleyman Soylu, 3 Ocak'ta İçişleri Bakanlığı'nın yıllık değerlendirme toplantısında basın mensuplarının karşısına çıkıyor ve Soylu'ya da bu soruluyor.
Yani Tolgahan Demirbaş'ın Olcay Kılavuz'un evinden çıktığı söyleniyor. Buna ne diyeceksiniz diye soruluyor. Tolgan Demirbaş nasıl bir milletvekilinin evinde olabilirdi hem de cinayetten hemen sonra? Benzer bir olay, yani bir suçlunun bir milletvekilinin evinden çıkma olayı 2021'de de yaşanmıştı. Şırnağıncızre ilçesinde Mehmet Miraş Dinç isimli bir şahıs AKP ilçe başkanı Cihan Güven'in kardeşi Tahir Güven'i öldürmüştü. 4 Arlık'ta işlenen cinayetten tam 5 gün sonra bu kişi HDP'li milletvekili Hüseyin Kaçmaz'ın evinden çıkmıştı. O gün mecliste söz alan Süleyman Soylu'ya kulak verelim.
Mehmet Miraç Dinç. Peki pusu kuranı biz bu sabah nerede yakaladık? HDP'li milletvekili Hüseyin Kaçmaz'ın evinde yakaladık. Bunların hepsinin hesabını vereceksiniz. Hepsinin hesabını vereceksiniz. Sizi onlar da kurtaramayacaklar. Hepsinin hesabını
Şimdi bağlamı neredeyse aynı iki cinayet. Siyasi mi adli mi bilmiyoruz ama iki cinayet. Bir de şimdi Sinan Ateş cinayetine adı karışan bir kişinin Bolcay Kılavuz'un evinden çıkmasının sorulması üzerine Süleyman Soylu'nun ne dediğine bakalım. Tetiği çekenin haricindekilerden bir kişi daha yani bizim hedefimizden iki kişi şu anda aranıyor. Üçtü, ikiye düştü. Burada onları da bulacağız ve adalete teslim edeceğiz. Kararlılığımız budur. Yorumu size bırakıyorum ama şunu görüyoruz, basit bir cinayet gibi kavransa da yıllarca konuşulacak bir suikastten bahsediyoruz. Çünkü cinayetin işlendiği noktada bambaşka kapılar açılıyor. Bu cinayet, tehlikenin boyutuna ilişkin fikrimizi netleştiriyor. Şimdi sizlere hem önceki bölümde hem de bu bölümde bu cinayetin anatomisini sunmuş olduk.
Fakat ortada daha farklı bir resim var. Devletin tanımına ilişkin bir resim bu. Devlet dediğiniz şey nedir? En çıplak haliyle hiç makyajsız anadan yürüyen devlet, Max Weber'in tanımıyla şiddet tekelini elinde bulunduran güçtür. Yani varoluşu gereği şiddetle iç içe bir organizasyondur devlet. Tabii bu şiddet tekelinin meşruiyetini iktidar kaynağından alması gerekir.
Bir monark mesela gücünü tanrıdan aldığını iddia edebilir ve bu iddiaya dağınarak hükmettiği topraklarda meşru şiddetin sorumlusu olur. Modern devlet ise gücünün ve iktidarının kaynağını dünyevileştirir. Bu, her şeyin başında emekçi kesimler için çok büyük bir ferahlama anlamına geliyor. Yani iktidar kaynağının dünyevileşmesi hepimizi daha özgür kıldı. Modern devlet her şekilde feodal devletten iyiydi yani.
Çünkü sınırlarını hukuk kuralları belirliyordu. Diğer türlüsünde keyfilik had safhadaydı. Hukuk devleti yani hepimizin teminatı. Devlet ile alelade bir silahlı gücü birbirinden ayıran şey de hukukun kendisi. Bu olayda hukukun dışında ama devletle de dirsek temasında bir silahlı şebeke açığa çıkmış görünüyor. Karma karışık bir hadise yani. Bu şebekenin üzerine gidilmemesi halinde bunun anlamı çok açık.
Üzerine gidilmezse, devlet, kendi dışında bir güç odağının şiddet kullanmasına izin vermiş olacaktır ki, bu da devletin şiddet tekelinin kaybedilmesi anlamına gelir. Devlet dışında, devleti üreten kişilerin himayesiyle, şiddet kullanma gücüne haiz bir grubun varlığı, bir başka grubun çıkmayacağı anlamına gelmez. Tekel bir kere kırıldığında bunun arkası kesilmez. Bu şebekerin üzerine, Bu olayın aydınlanmaması halinde yaşanacak ikinci olasılık da şu. Devlet buraya sahip çıkabilir. Daha tehlikeli belki de. Ama ne kadar sahip çıkacak? Bu cinayeti tüm detaylarıyla aydınlatabilecek mi? Yoksa bir adli vaka olarak mı kavranacak? Burada artık iktidar kaynağının sorgulandığı bir sürece doğru giriyoruz. Nedir bu iktidarın kaynağı?
En sağda kim var? MHP ve AKP tabanları da cinayetin aydınlanmasını istiyor gözlediğim kadarıyla. Bana kalırsa ses yükseltenler için de en değerlisi soldan geldi. 1977 yılında 7 genç üyesi MHP'de isimler tarafından katledilen Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Sinan Ateş cinayetinin aydınlatılması için çağrı yaptı. Biz, Ülke Ocakları eski genel başkanı Sinan Ateş.
cinayetinin tüm ayrıntılarıyla açığa çıkması, hangi hesapların, hangi planların, hangi amaçların sonucu olarak bu cinayetin işlendiğinin ortaya çıkartılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda takipçisi olacağımızı, bu suç şebekelerinin bütün ayrıntılarıyla kamuoyu tarafından bilinmesinin en temel yurttaşlık hakkı olduğunu söylüyoruz. Senat açıklamalardan biri de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na aitti. Kemal Bey, grup toplantısına değindiği konuyu 4 Ocak'ta sosyal medyadan paylaştığı bir video açıklamayla bir adım ileri götürdü. Milliyetçi Atatürk'cü bir akademisyen Ankara'nın göbeğinde katledildi. Bu işin müsebipleri susuyor. Hapisten çıkardıkları çetelere mesajı siz verin diyorlar. Rahmetli ülkücü gence FETÖ'cü damgası yapıştırıyorlar. Çok açık söyleyeyim, bu en hafif tabirli adiliktir. Burası Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi. Ben şimdi buradan o çetelere sesleniyorum. Siz haddinizi çok aştınız. Biz Kuvayi Milliyeci gelenekten gelen 100 yıllık bir hareketiz. Size mi yedireceğiz bu cumhuriyeti? Aklınızı başınıza toplayın. Bu memleket sahipsiz değil. Başkaca genel başkanlar da açıklama yaptılar. Tabii Gözler, Meral Akşener ve Mansur Yavaş'a da çevrildi geçmişlerinin ötürü. Ancak onlardan sert bir çıkış göremedik. Sinan Ateş cinayeti bir süre daha gündemde kalacak gibi görünüyor. Fakat Türkiye'nin gündemi, yüzyıl konuşacağımız skandalları birkaç ay içinde yaratabilecek kadar hareketli. Seçim yaklaştıkça, daha daha hareketli olacağa benziyor. Ama bu cinayet gündemden düşse dahi, neyle baş başa kaldığımızı göstermesi açısından bence tarihse önemli.
Ben böyle düşünüyorum. Peki ya ülkücüler ne düşünüyor? Onlar ne hissediyor? Sonuçta 5 milyona yakın insandan bahsediyoruz. Peki onlar ne düşünüyor? Bu noktada iki eğilim var. Birincisi, Devlet Bahçeli'ye gözü kapalı güvenenler, yaşananları sineye çekenler var. Çünkü Bahçeli hiç konuşmuyor. O halde bir bildiği vardır diyenler var ülkücüler içinde.
Bir de bahçeliğe doğrudan ses etmeyen ama aydınlansın bu pislik diyen ülkücüler var. Tabii yaşananların ulaştığı boyut bu partiye gönül vermiş kişilerde belli şaşkınlıklar da yaratıyor. Bu kimseler nasıl düşünüyor? Adını vermeyeyim, alelade bir ülkücü. Ben çoğu ülkücünün duygu durumunu iyi yansıttığını düşündüğüm için sizlere bunu sunmak istedim. HDP'nin bir il başkanına Türk Emniyeti bir tokat attı, memleketi ayağa kaldırdılar kardeşim. Türk milletinin çocuğuna kurşun atılıyor, Türk milletinin evladı öldürülüyor, herkes sessiz olsun diye talimatlar geliyor. Türk milletinin iradesini, direnme iradesini kırmayın kardeşim. Türk milletinin sorgulama iradesini kırmayıp, PKK'lı sorgulayabilecek, memlekette bu topraklarda tokadı oy alanlara, sokaklara çıkacak edecek, Türk milleti bu sorgularını, bu dillerini sosyal medyadan ya da medyadan yapamayacak, edemeyecek. Olmaz! Niye memlekette bir tane bir pezevengin, bir rantçının, bir hırsızın, bir FETÖ'cünün, bir PKK'lın kafasına tesadüf bir mermi şimdiye kadar gelmemiş, bu memlekete, bu millete inanmış, bu devlete inanmış,
Hayatının pratiğini de bu rüyalara adamış bir tane çocuğa, bir tane gence, bir tane aslana kurşun geliyor ve bunu normal, sessiz, sakin geçmemiz bekleniyor. Finali Cemal Enginyurt ile yapalım. Biliyorsunuz daha önce MHP'liydi. Hatta çocukluktan bu yana MHP'li bir his.
Ordu'da fındık fiyatını eleştirince partisi MHP'den ihraç edilmişti. Şu anda altını masadaki Demokrat Parti'de genel başkan üyesi konumunda, organize suç örgütü lideri Kürşat Yılmaz, Sinan Ateş hakkında ileri geri konuşunca Cemal Enginyurt canlı yayında köpürmüş. Uzun halini arzu edenler izleyebilirler. Konuşmaya ülküzler çok ilgi göstermiş olacak ki sosyal medyada defalarca paylaşıldı. Cemal Enginyurt tren topik oldu. Ayıptır, günahtır ya. Bu kadar ülkücünün üzerine gelinmesin. Ölmüş bir çocuk var ortada ya. İki tane evladın babası var ortada, ölmüş ya. Demansansiyonun çıkıyor. Biraz sakin ol. Nasıl sakin olayım? Ne yapacak yani? Bize ne yapacak Kürşat Yılmaz? Ne yapabilir? Bir o da bir çete bulur. O da bir tetikçi bulur. O da bir uyuşturucuya taşanır eder bizi. Vurdurur, başka ne yapar?
Ne kadar doktriner olursan ol, siyasetin öznesi insan işte. İnsanla yapılıyor bu iş. Bu doktrinler insanın sınırlarıyla çerçeveleniyor. Bir cinayet, mafya var, devlet var. E para yok mu? Para illaki var. Fakat bu bambaşka bir bölümün konusu olurdu. Bu arada bu bölümü hazırlarken bir haber düştü ajanslara. Ali Can Uludağ bu süreçte çok büyük haberlere imza attı. Bu haber de ona ait. 5 Ocak akşamı ikisi... özel harekat polisi olmak üzere 4 kişi daha tutuklanmış. Özel harekat polisleri, tetikçileri İstanbul'dan Ankara'ya getirmekle suçlanıyor. İddialardan yola çıkarak ortaya çıkan resmin büyüklüğünü fark ettiniz umarım. Bu süreçte ortaya çıkan haber kaynaklarının da çok temiz olmayacağını gözeterek temkinli gitmekte fayda var. Bunca biriken soru karşısında, iktidar cephesi bir sinir savaşı veriyor ve susuyor. Konuşulanlara ilişkin herhangi bir cevap vermiyor. Ne Bahçeli ne Erdoğan ne alelade milletvekilleri ne parti yetkilileri.
Kimseden çıt çıkmıyor. İktidar medyasında böyle bir konu yokmuş gibi davranılıyor. İktidar cephesinde bu konuyla ilgili bir sessizlik var ama tam bir sessizlik de yok. Onlar da konut kampanyasıyla, memur maaşlarıyla uğraşıyor. İktidarın gündeminde bu var. Benzeri görülmemiş yıkıcılıkta bir seçim ekonomisine başlıyoruz gibi duruyor. Ama iktidar, Sinan Ateş cinayetine kulaklarını daha ne kadar tıkayacak göreceğiz.
Tren Topi'yi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşene dek, bunca kirlenmiş siyasetin iktidarda olduğu bir garip ülkede temiz bir yaşam sürebilmenizi dilerim. İftirayetle kalın, hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.