
5.049 kelime · ~25 dk okuma
Ve Arjantin dünya şampiyonu. Trendspor'dan herkese merhabalar. Hızlı bir gürüş yaptım ama Arjantin uzun yıllar sonra Lionel Messi önderliğinde dünya şampiyonu olduğu müthiş bir maçtı. Benim izlediğim en heyecanlı dünya kupası final maçıydı. Bu maçı tabii ki bol bol konuşacağız bu bölümde. Aynı zamanda Formula 1'e de değineceğiz. Sevgili Barkın'la birlikte küçük bir değerlendirme yaptık. Formula 1'de Ferrari'nin patronu değişti ve Mick Schumacher'da Mercedes'e geçti. Orada yeni sezon öncesi bir takım haberler var. Onları değerlendirdik.
Ve son olarak da voleybolda küçük bir değinip bu bölümü kapatacağız ama hemen dünya kısmı finali ile başlayalım. Şimdi geçen hafta son bölümde bıraktığımızda çeyrek finaller oynanmıştı. Yarı final maçları oynanmamıştı. Ve çeyrek finallerden sonra bu geçtiğimiz hafta içerisinde çok net bir Arjantin üstünlüğü gördük. Brezilya'yı deviren Hırvatistan'ı ezip geçtiler. Ve çok net bir yarı final galibiyeti aldılar. Ondan sonra da Fransa maçında da maçın hakkı üstünlüğü net bir şekilde Arjantin'deydi. Gerçi son saniyelerde Colo Muhani golü atsa 4-3 Fransa'da karşı karşıya Muhani atabilirdi tabii ki. ve 4-3 Fransa'da kazanabilirdi Dünya Kupası'nı. Kupa bir o tarafa bir bu tarafa gitti geldi ama en sonunda penaltılarla da olsa bence maçın hakkı olan Arjantin bu kupayı kazandı hem de savunmasına rağmen kazandı bence. Okolovani'nin pozisyonda dördüncü net bireysel hata yapılmıştı ve dört golü sırf bireysel hatalar sonucu yiyebilirdi. Bir Dünya Kupası finali için dört bireysel hata golü gerçekten çok marjinal olurdu.
3 bireysel hata golüne rağmen Dünya Kupası'nı kazanmış olmak da bence o oyun üstünlüğüyle açıklanabilecek bir şey. İstatistikleri söyleyeyim. Neden bu kadar üstün olduklarını vurgulamak açısından daha kolay olur. Arjantin'in 20, Fransa'nın 10 şutu var. Arjantin 10 isabetli, Fransa'nın 5 isabetli şutu var. Tam 2'ye katlamış şut performansında Arjantin. %54 topla sahip olmuş. %46 Fransa'ya göre topla oynamada daha fazla. Daha fazla başarılı isabetli pas yapmış.
daha fazla korner atmış ve çok daha yüksek bir xg'ye sahip, çok daha net pozisyonlar üreten taraf da Arjantin'di. Arjantin ama sadece Fransa'ya karşı üstün olmadığı, Suudi Arabistan mağlubiyetinden sonra oynadığı tüm maçlarda net bir Arjantin üstünlüğü, oyun üstünlüğü söylemek gerekir. Meksika'ya karşı üstündüler, kazandılar. Polonya'ya karşı çok üstün oynadılar, kazandılar. Avustralya'ya karşı aynı şekilde üstün oynadılar. Son dakikalarda yine bireysel savunma hatalarından o maç bile 2-2'ye gidip uzatmalara kalabilirdi. Çok üstün oldukları bir başka maçtı ama zor zahmet almışlardı. Hollanda maçı 73. dakikaya kadar 2-0'a kadar sürkülese ettikleri bir maçtı. Yine aynı bu maç gibi çok rahat ve önde götürdükleri bir maçtı. Yine bu maç gibi sonradan yaptıkları, kendi kendilerine yaptıkları biraz savunma eksikliğinden, savunma zaafından sonra o maç da penaltılara gitmişti ve yine Emiliano Martinez ön plana çıkmıştı.
Hırvatistan maçı yine çok üstün oynadılar ve Fransa maçı da dediğim gibi yani belki 4 gol yiyip kaybedeceklerdi ama 4 gol de bireysel hatadan dolayı gelmiş olacaktı ve bu maçta da bence maçın hakkı çok net bir şekilde Arjantin'den yanaydı. İlk 80 dakika boyunca çok net bir üstünlük var zaten. İlk 80 dakika dediğiniz zaten 90 dakikanın 9'da 8'ini üstün oynadılar zaten. Ama tabii futbolun güzelliği de bu. 10 dakikada her şey değişebiliyor. İlk 64 dakika sahanın en iyisi Di Maria. bir penaltı aldı. Orada da tabi Fransa'nın da çok basit bireysel bir hata yaptığından bahsedelim. Dembele de aynı şekilde yaptı. Hep Arjantin savunmasını söylemeyelim yani. Fransa da hatalar yaptı. O penaltı çok bariz bir hata. Sonra bir de kontra atakta golü attı. Ve ilk 64 dakika sahanın en iyisi Di Maria'ydı. Messi'den de daha iyiydi. Messi tabi turnuvanın en iyisi, maçın en iyisi vs. ama o
Bu finalin ilk 64 dakikası Dimari'ye çıkana kadar sahnenin iyisi Dimari'ydi ve insanlar Dimari'ye nasıl çıkar diye, oyundan nasıl alınır diye Skaloni'yi çok ağır eleştirdi. Ama muhtemelen Dimari'ye sakatlık dönüşü oynuyordu ve muhtemelen 90 dakikayı çıkaracak bir fiziksel durumu olmayabilir. O yüzden çıkmış olabilir yani. Ben o noktadan eleştirmiyorum Scaloni'yi de. Başka eleştirdiğim bir nokta var. Fransa 40. dakikada Dechamps işler iyi gitmiyor diye iki değişiklik birden yaptı işte. Girou ve Dembele'yi çıkardı ki zaten Girou'nun sakatlığı da vardı. Belki orada eleştiri noktası şey olabilir. Son 30-40 dakikaya Girou'yu saklamak. O zaman çok daha iyi bir Girou oynayabilir. Rakip savunmada yorulmuşken. Girou biraz sakat sakat oynadı. O yüzden 40. dakikada çıktı. Dembele de o bireysel hatayı yapınca demoralize oldu. Düştü zaten oyundan.
Ve Kolomuani ile Turan girdi. Santerfor'a da biraz daha Mbappe geçmiş oldu. Bir değişiklikti. Çok da tutmadı aslında. Yani 80. dakikaya kadar tek Santerfor, Mbappe çok da böyle bir şey üretemedi, yaratamadı. Ama Deucham işler yolunda gitmese de bir şeyler değiştirmeye devam etti. Theo Hernandez, belki işte turnuvanın en iyisi ol beki. Kardeşi Lucas sakatlandıktan sonra oynamaya başladı ve işte golliler falan.
Gerçi İngiltere maçında da çok basit bir penaltı yapmıştı ama bu maçta çok kötüydü. Ve 71'de yerine bir orta sağ olmasına rağmen Kamavinga girdi ki işte daha önceden sol bök oynamışlığı var. Çok da yadırgamadı fizik kalitesinden dolayı da oynayabilir zaten. İşte Griezmann yine bu turnuvanın bence en gizli kahramanlarından bir tanesi. Fransa'da Mbappe'den sonra bence ikinci isim. Takım finale kadar çıkmasında çok büyük rol oynadı. Tam bir gizli kahramandı. Ama bu maçta o da yok. O da olmayınca Koeman girdi yerine. Bireysel performanslar çok aşağıdaydı Fransa'da. Ve 80'e kadar 4 oyuncu değişikliği yapmış oldu Fransa. Ve Arjantin'in o dakikaya kadar yaptığı oyuncu değişikliği sayısı sadece 1 idi. İşte Di Maria'nın çıkıp Acuna'nın girmesi o da. Ama Arjantin tabii ki yoruldu. Zaten Messi 35,5 yaşında. Yoruldu da 3 günde bir maçta çıkarıyor işte dünya kupası boyunca. Ve her maçta da çok yüksek efor harcıyor takımı. Hücumda, sırtında taşıyor falan. E tabii ki çok yoruldu. Alvarez de aynı şekilde işte 3. maçtan itibaren devamlı oynuyor ve devamlı müthiş bir eforla oynuyor. O da çok yoruldu. Fakat Scaloni oyuncu değişikliklerinde çok geç kaldı.
80'de Otamendi'nin yaptığı çok basit hata ve penaltı. Öncesinde de bu arada Otamendi küçük bir bireysel hata yapar gibi oldu. O da tehlikeye dönüşebilirdi. Bir 10-15 dakika önce yine böyle topu ayağında geveledi ve kaptırdı. O da bu pozisyonu alabilirdi. Ama burada 80'de çok daha geç kaldı ve
Zaten Otomendi de yaşlı bir oyuncu. Artık adetizm olarak düştüğünü görüyorsunuz. Onun bireysel hatasından dolayı da bir penaltı kazandı işte Fransa ve penaltıyı da Mbappe gole çevirdi. 2-1 olduktan sonra Arjantin birden panikledi ve yorgunlukta var. Takım da düşmüş, Scalonde oyuncu değişikliği yapmamış. Hemen ardından bir gol daha geldi. Orada sabek oyuncusu Molina çok gereksiz Mbappe'nin üzerinde kafa topuna çıktı. Mbappe aldı o topu ardından hemen Molina oyundan düştü hemen yakaladı ve direkt çok iyi bir gol vuruşu yaparak gerçekten orada hani topu hiç bekletmeden kontrol etmeden
Çok net, sert bir gol vuruşu yaptı. Lotharo Martinez'in ilk kaçırdığı golde mesela kontrol yapmak istedi ve kontrol yapınca hemen Upamecano yetişti ve blokla düştü. Hatırlayın ilk pozisyonu. Aynısını işte Mbappe yapmadı. Top yere inmeden, topu tutmadan direkt vuruş yaptı ve bloklanamayınca da çok da sert bir vuruş yapınca yine Martinez topu çelmeye çalışmış olmasına rağmen, tokatlamasına rağmen top yanağlara gitti. Emiliano Martinez'in de böyle bu turnuvada bir şanssızlığı oldu. Gerçi kupayı aldı artık umursamaz da.
Suudi Arabistan maçından beri, Suudi Arabistan maçından yediği ikinci golde de aynısı oldu. Tokatladığı toplar hep yanağlara gitti. Yani kurtaramamış oldu ama hep dokundu. Enbabbenin ilk penaltısını da tokatladı, yanağlara gitti. İkinci golü de tokatladı, yine yanağlara gitti. Penaltılarda da Enbabben ilk penaltıyı Enbabben kullandı, onu da tokatladı, o da yanağlara gitti.
Suudi Arabistan maçındaki ikinci gol de öyleydi. Belki de yumruklamayı düşünmeli Emiliano Martinez ya da tokatlama tekniğini geliştirmeli. Yani tokatlasa bile topun yön değiştirmesini çok fazla sağlayamıyor. Ama iyi bir turnuva geçirdi gerçekten. Tabii 2-2'den sonra hem Arjantin panikledi hem de bir de orada yorgunluk var. Yani bence aslında Scaloni'nin eleştirilme nedeni Di Maria'nın neden çıkması değil. O muhtemelen zaten sakatlık yüzünden öyledir. Yani oyuncu çıkarabilecek durumda değildir. O yüzden sokmuştur ama
Parades ve Martinez çok geç girdiler oyuna. Martinez 4 tane %100'lük gol kaçırmış olabilir. Son 20 dakika oynayıp 4 tane kaçırmış olabilir. Ama dikkat edin, 100. dakikadan sonra nihayet 2 oyuncu değişikliği yapınca Scaloni, Parades orta sahaya girdi. Depol çok yorulmuştu. Bence çok doğru bir değişiklik ve çok geç kalınmış bir değişiklik. Hem de Alvarez çok yorulmuştu. Martinez girdi onun da yerine ve 100. dakikadan sonra 120'ye kadar yani maç bitene kadar penaltılara kalana kadar yine çok net bir Arjantin üstü. görüyoruz. Yani 80'deki Fransa'nın ilk golünden 100'e kadar olan bölüm yani uzatmaların ilk 10 dakikası da dahil olmak üzere Fransa'nın çok net üstünlüğü var. Çünkü 4 tane yeni canavar atlet oyuncu almış. İşte Kovman girmiş, Kamavinga girmiş, Kolomuhane girmiş, Turan girmiş. Hepsi çok fizikli. üstün oyuncular. Ve o dakikaya kadar işte 1.64'teki değişiklik var Arjantin'de. Tabi uzatmalara başlarken de bir oyuncu değişikliği geldi. Molina çıktı sabek ve Montiel girdi. Bir de üzerine 100. dakikada Paredes ve Martinez girince Arjantin'de 4 değişiklik yapmış oldu ve Arjantin ondan sonra da oyunu tekrar hakimiyet altına aldı. Zaten topa basıp oyun oynamak istedikleri bütün turlarda, bütün maçlarda çok net bir üstünlük sergilediler.
Suudi Arabistan maçı hariç. O maçın da herhalde bence sebebi hem Papu Gomez çok yaşlı hem Dimaria hem Messi hepsini bir arada oynatmak istemesi bence Scaloni'nin. O maçın mağlubiyetle sonuçlanma ve iyi oynayamama nedeniydi. Sonuçta Alvarez'in etkisi çok büyük. Ben 6-11'e de Forvet'e Alvarez'i yazarım. Yani sol kenara Mbappe'yi, 10 numarayı Messi'yi, en öne de 6-11'de Alvarez'i yazarım ben. Belki işte 3. maçtan itibaren oynadı Alvarez ama bu kupanın kazanılmasında bence Messi'den sonra Arjantin adına en büyük ikinci isim Alvarez oldu. Birçokları Emiliano Martinez'i de haklı olarak söyleyebilir. İki penaltılarda da çok net hakimiyet kurdu ve rakiplerini psikolojik baskı altına aldı. Birazdan değiniriz penaltılarda ona da. ve onun da payı çok büyük ama bence oyun gücünü %100 arttıran hamle Alvarez'in ilk 11'e girmesiydi ve müthiş iş yaptı ama bu maçta da çok yorulmuştu ve bu değişikliklerden sonra son 20 dakika Arjantin yeniden hükmetti oyuna hatta Fransa bunu değiştirmeye çalıştı işte 5 değişiklik hakkınız var onun dışında uzatmalara kalırsa artı bir hak daha elde ediyorsunuz 6 değişiklik hakkını oradan kullandılar bir de kafaya alınan darbelerde ek değişiklik hakkı getirilmişti
Rabio ile çarpışmış da Alvarez'i yine. Ve Rabio sakatlanınca kafasını aldı darbeden. Bir de Fofana girdi onun yerine. Toplamda 7 oyuncu değiştirmiş oldular. Yani basketbolu geçti açıkçası Fransa adına bu maç. Ve ona rağmen tekniğin fiziği kırdığını görüyoruz. Bu bir Abdullah Avcı sözüydü. Teknik her zaman fiziği kırar demişti Abdullah Avcı geçtiğimiz haftalarda.
Ben ona çok fazla katılamamıştım bu sözü onun ağzından dinledikten sonra. Çünkü özellikle 21. yüzyılda yine Fransa'nın etkisiyle fiziğin genelde futbolda tekniğe çok daha fazla üstün geldiğini görmeye başlamıştık. İlk böyle 1998 Dünya Kupası'yla görmüştük biz bunu. Sonrasında 2000 Avrupa Şampiyonası'nda da ve daha sonraki şampiyonlar liginde de, kulüpler bazında da genelde fizik kalite tekniğin üzerine çıkıyordu bence. Ama bu turnuva biraz da Abdullah Hoca'nın söylediği gibi oldu. Tekniğin fiziği yendiği ve finalde yendiği turnuva oldu bu aynı zamanda. 7 değişikliğe ve sürekli genç, dinamik atlet oyuncuların oyuna girmiş olduğu bir Fransa'ya rağmen her topa bastığında, her oyunu oynamak istediğinde Arjantin'in çok net üstünlük kurabildiğini gördük. Tabii burada küçük bir detay, biraz hıncalı uçuluk oynayacağım. Genelde o herkesin söylediğinin aksini söylemeyi severdi ya o yüzden öyle diyorum. Lautaro Martinez girdi yüzüncü dakikada ve işte penaltılara gidene kadar, neyse ki penaltı kullanmadı bu arada sağolsun, penaltılara gidene kadar 4 tane yüzde yüzlük gol kaçırdı. Sonuncu da işte 120 artı 4'te falan işte Kolomani kaçırdıktan sonra bir de Kafayla yüzde yüzlük kaçırdı Martinez. 4 tane yüzde yüzlük kaçırdı. Hatta 100 ile 109 arası 9 dakikada 3 tane net pozisyon kaçırdı.
Ama Lothar Martínez'in de oyuna girdikten sonra çok katkı sağladığını görebiliyoruz. Yani gol kaçırmak aslında bundan teknik direktörün yapabileceği bir şey yok. Yani bu son iki değişiklik, Paredes ve Martínez'in oyuna girmesi, Fransa'ya dönen oyunu tekrar Arjantin'e getirdi. Scaloane adına doğru ama çok geç kalınmış bir hamleydi bence. Ve bu kaçan goller dışında Martínez'in yaptığı koşullar çok doğruydu, onu da söylemem lazım. İlk pozisyonda sadece yani Messi'den aldığı pasta. Messi de bu arada hem goller hem o pastalar. Yani Upamecano'nun blokladığı pozisyon var. İkisinin, ikerçi iki tane var Upamecano'nun. İlkinde blokladığı pozisyonda topu kontrol etmemesi gerekiyordu. Martinez'in direkt vuruş yapması gerekiyordu.
Kontrol etse bile çapraz vuruş denememeliydi çünkü çapraz vuruşta biraz daha bloklanabilir hale geliyordu. Diğer köşeye vursaydı, yani kalecinin soluna, kendisinin sağına vursaydı, bir plase deneseydi muhtemelen Upamekanu'nun yetişmesi biraz daha zor olabilirdi. O pozisyonda boşa çıkardığı Hemen ardından yine Upamecano'nun yetiştiği ikinci pozisyonda savunmanın arkasına çok iyi sarkıyor. Üçüncü pozisyonda yine işte bu gol olan Messi'nin tamamladığı pozisyonda. Orada da atamadığı şutu ama orada da yine offside'dan çok iyi kaçıyor ve şut yerine pasta deneyebilir o pozisyonda. Yine şutu da kaçırıyor ama üç pozisyonda da hem offside'dan kaçıyor hem savunmadan çok çok iyi kurtuluyor. Hani ki savunması da Fransız savunması da işte Upamecano falan yani Otomendiler gibi değil. Çok daha iyi bir savunma ama bu Arjantinlilerin, daha doğrusu Güney Amerikalı Forvetlerin, Santerforların bu gol sezisi olayı çok ekstra gerçekten. Yani kaçırmış olabilir Martinez bir sürü ama. Her o üç pozisyonda da hep kendini boşa çıkarması, hiç offside'a düşmemesi ve çok iyi savunma arkası sarkışılar var. O açıdan bir de işin diğer boyutundan bakmak lazım diye düşünüyorum. Orada oyun tekrar döndü demiştim ama maçı 3-2'ye de geldi işte Messi de gol attı. Ama yine bir sabek hatası. Bir de sabekleri değiştiriyorsun yeni gelen. Yenisi de çok büyük bir hata yapıyor. Bu daha da büyük bir hata oldu. Korner dönüşü. Kollar açık bir şekilde ceza sahası için de şuta karşı koşturuyor Montiel. Ve şut da gitti onun koluna çarptı. Bir penaltı da aldı.
Maç 3-3'e geldi. Sonra 120 art 3'te Colomani'nin şu turnuşta Emiliano Martinez ayağıyla müthiş çıkardı. 120 art 3'te. O pozisyonda da Otomendis ektiriyor topu. O da çok büyük bir hata. 4 tane direkt savunma ve stoper ve sağ bekçilerin hatasından 4 tane gol yiyordu Arjantin. Buna rağmen de kupayı kazanmayı bildiler. Bence bu çok çarpıcı bir durum. Penaltılarda da Emiliano Martinez işi biraz çirkefleştiriyor.
biraz futbolcuların üzerine oynuyor ama bu tutuyor her zaman. Hollanda'ya karşı da tutmuştu. Bu maçta da tuttu. Loris'e biraz daha kibar kaldı ki. Loris'i de çok severim normalde ama onun zaten bir dünya okpası vardı. O yüzden çok üzülmesine gerek yok. Çok büyük bir kaleci Loris. Ama Martinez ve arkadaşları biraz fazla istiyorlardı. Martinez tabii onu çok tahsif etmiyorum ama Forvetler'in psikolojisini bozarak penaltılarda yine üstünlüğünü sergiledi diyelim. Maçı konuştuk.
Ama bir de Messi'ye ayrı bir sayfa açmak lazım. Küçük bir ara verelim. Aradan sonra Messi'yi özel olarak konuşalım. Messi'ye ayrı bir bölüm ayırmasak ayıp olurdu. Ben aslında turnun öncesinde böyle bir favori ya da bir takımı tutmuyordum ama son turlardan sonra çok net bir Arjantin sempatizanı oldum ve bir Arjantinli olarak maçı izledim. Ve Messi de böyle aslında benim kariyeri boyunca böyle hayran olduğum bir, daha ziyade böyle sempatizan olduğum bir oyuncu değildi. Mesela ben Zidane'ı çok severdim. Hatta Zidane'dan dolayı da Real Madrid taraftarı oldum kendimi bilemeden.
Ama bir Real Madrid taraftarı olmama rağmen ben her zaman Messi'yi Ronaldo'nun çok daha önünde bir futbolcu olarak gördüm. Tabii ki Ronaldo istatistik olarak Messi'ye her zaman yakın kalmayı başardı, çok büyük bir iş başardı. Ama bence futbolculuk yeteneği ve futbolculuk yeterliliği bakımından Messi olağanüstü bir seviyede. Yani o hep herkesin söylediği işte herkes insan, Messi de uzaylı gibi bir durum var bence gerçekten. ve ben her zaman Messi'yi çok daha iyi buluyordum. Ve açıkçası Dünya Kupası alamamış da olsa kariyerinde bence gelmiş geçmiş en büyük futbolcu Messi'ydi ve bunun Dünya Kupası ile taçlanmış olması da güzel oldu. Ve unutmayalım Lionel Messi 35,5 yaşında. Yani evet çok yorgundu işte 60. dakikadan sonra yürüyerek oynadı belki. Ama bakın bütün maçlara, bütün maçlara çok net bir damga vuruyor. Yani Di Maria'nın attığı golde o kontraya çıkarken en kilit pası o atıyor. Penaltıları çok sakin attı hem penaltılarda hem ilk golde. Üçüncü golde yine kalesası içinde doğru yerde biten o. Ve Messi çok daha iyi olduğu dönemlerde, işte 2010 Dünya Kupası, 2014 Dünya Kupası, 2018 Dünya Kupası'nda çok daha genç ve çok daha güçlü olduğu dönemlerde, çok daha fazla yapabileceği şey olan dönemlerde bile bu kadar etki etmemişti. Artık olgunlaştı. Belki eskisi kadar 40 metrelik dribblingleri yapamayabiliyor. Bir yerden sonra yorulabiliyor. O kadar güçlü değil, o kadar çabuk değil belki. Biraz atletizm olarak düşmüş olabilir. Ama bu haliyle bile yarı finalde
21 yaşındaki Guardiola kedi fare gibi oynadı. İnanılmazdı o yani. Leipzig oyuncusu Guardiola ve büyük ihtimalle 1-2 yıl içerisinde çok büyük takımlara transfer yapacak ki zaten Leipzig yeterince büyük yani. Bu Nestiga'nın en büyük takımlarından bir tanesini de oynayan çok genç ve en fiziksel olarak en top seviyesinde bir stoperi New York Pussy yarı finalinde çırak çıkardı. Yani ve bunu 35 yaşında yaptı. Şimdi ben maçın ardından bir tweet attım. Gelmiş geçmiş ve gelebilecek en iyi futbolcu dedim.
Mesih için. Ona tabi işte birçok retweet ve beğeni var ama şeyde alıntı retweet eden ve işte Mbappe mi diyorsun evet haklısın gibi işte ironi yapan alayı alan arkadaşlar da olmuş. Valla bana biraz mantıksız geldi bu kusura bakmasınlar. Çünkü şöyle Yani Mbappé evet hat-trick yaptı ve müthiş bir kariyeri olacak çok büyük ihtimalle. Ama şu maçta bile Mbappé henüz 23-24 yaşında ve top seviyesinde, en iyi döneminde. Ve bu maça bile baktığınız zaman paslarda, pozisyon hazırlamalarda, oyuna etkinlik konusunda her yerde Messi'yi gördük. Ama 80 dakika boyunca Mbappé'yi falan görememiştik.
Yani sadece evet işte savunmanın, Arjantin savunmasının bireysel hatalarını çok güzel son vuruşlarla gole çevirdi ve takımını tuttu oyunda ve az daha işte kolu muhane atsa yeniden bir dünya şampiyonluğunu da getiriyordu ama oyunun içine sahanın içine etkisi Messi'ler boyutunda değildi ve evet birinin kariyer sonu Artık belki %60'larıyı da %50'leriyle oynayan bir Messi izliyoruz. Diğeri %100'üyle oynayan, en iyi dönemi, en iyi, en gençlik, en güçlü çağını oynayan Mbappe'yi görüyoruz. Messi %60'ıyla oynarken %100'üyle oynayan Mbappe'den çok daha fazla oyuna etki ediyor. Tabi bu biraz for ve torta saha farkından da kaynaklı bir şey olabilir. Ama ne olursa olsun çok net bir fark vardı bence o açıdan. Ve 24 yaşındaki Messi'yi hatırlarsak, aklımıza getirirsek, yapabildiklerini düşünürsek, Messi senede 90 gol falan atıyordu. Yani o yaşlardayken. O yüzden Mbappé ile kıyasında Mbappé tabii ki çok büyük bir futbolcu ve muhtemelen gelecek 10 yıla da damga vuracak tabii ki. Ama Messi bence gelmiş geçmişe en iyi futbolcu ve bence gelebilecek diye en iyi futbolcu. Bunu da şundan böyle yorumluyorum. Artık tüm dünyada futbola olan ilgi
Yavaş yavaş yerini başka sporlara veya başka eğlence konularına kaybediyor. Yani en azından ağırlığını kaybediyor. Biraz daha paylaşıyor gençler futbola verdikleri süreyi, dakikayı biraz daha diğer şeylere dağıtıyorlar. İşte e-spor dediğimiz oyunlar biraz daha fazla gençlerin hayatında yer buluyor. dizi ve filmler biraz daha fazla belki yani daha doğrusu film demeyeyim sinema belki ölüyor ama işte Netflix gibi veya başka platformlar gibi ekrana yani bir şeyi izlemeye olan ayrılan süre, oynamaya ayrılan sürenin önüne geçiyor ve bu da bence gelecek yıllarda, gelecek 10 yıllarda sokakta kendi kendine öğrenen sporcu sayısında ciddi bir düşüş yaratacak. ki yarattı da zaten 21. yüzyılda bunu görüyoruz. 21. yüzyıldaki sporcular çok daha fazla salonlarda ve antrenman sahalarında öğrenen, öğretilen futbolcular oluyor. Ve bu biraz tabii ki oyuncuları robotlaştırıyor. Doğaçlama yapabilen ve bunu kendi kendine sokaklarda öğrenen futbolcu sayısı çok azalıyor. Çünkü öyle bir şey kalmadı artık. Yani sokaklarda futbol oynayan kalmadı. Türkiye'de hiç yok neredeyse.
Belki işte artık köylerde var veya kırsal yerlerde var. Büyük şehirlerde yok. Ama o kırsallardakiler de zaten oradan çıkış yolu pek bulamıyor. Çünkü ilgi ve alaka yok. Ve büyük şehirlerde de futbolcu, sporcu olmak isteyenler antrenörler eşliğinde biraz daha böyle atlet yetiştiriyorlar. ve robot olarak yetiştiriliyorlar biraz. Hani Maradona ve Messi gibi oyuncular biraz daha kendi kendine öğrenen ve sanatını kendi kendine doğaçlama halde büyük bir şekilde geliştiren tipte çocuklar büyük ihtimalle kalmayacak. Veya belki daha fakir ülkelerde göreceğiz bunları. Belki Afrika ülkelerine doğru kayacak bu tip oyuncular. Ama bence o seviyede oyuncu kolay kolay göremeyebiliriz.
Malcolm Gladwell'in 10.000 saat kuralı vardı. Meşhur bir kural bu. Bir konuda uzmanlaşmak için en az 10.000 saat üzerine çalışılması gerekmekte olduğuna dair bir kuram bu. Piyano çalıyorsanız da 10.000 saat veya futbol oynuyorsanız da böyle bir kuralı vardı. Bu çocuklukta sokaklarda futbol oynayarak geçirilen süreçte
Topa olan hakimiyet bu 10.000 saatle birlikte harmanlanabiliyor. Mesela Maradona'nın bir kitabı var. Daha doğrusu Maradona'yı anlatan bir kitap var, Tanrı'nın Eli. O kitapta okumuştum. Maradona çok fakir bir ailenin çocuğu ve 3 yaşındayken ilk oyuncağı dayısı tarafından ona doğum günü hediyesi olarak veriliyor ve o oyuncak futbol topu. 3 yaşından itibaren, mahallede de çok fazla oynayabilecek başka bir şey yok.
3 yaşından itibaren her gün evinin önündeki bahçede top sürüyor, top sektiriyor ve saatlerce işte binlerce saat topla olan ilişkisi onu sanki böyle bir topla aşk yaşayan bir sporcu haline getiriyor. Yani daha sonraki yıllara baktığınız zaman top sanki ona bağımlı gibi hareket etmeye başlıyor. Onunla birlikte o çocuklukta geçirilmiş günlerin ve saatlerin getirisi diye düşünüyorum. Mesih için de benzer bir şey geçerli veya eski futbolcular için o sanatçı futbolcu dediğimiz zidanlar için, haciler için. Onlar için de bence benzer bir durum bu. Sokakta sanatınızı kendiniz şekillendiriyorsunuz. Ama antrenman sahalarında biraz hocalarınız sizi şekillendiriyor ve antrenman sahalarında sabah 8'den ya da sabah 10'dan akşam 10'a kadar top koşturmanız pek mümkün değil. Tabii bu sizin top tekniğinizi biraz geriletebilir. Yani fizik ve atletizm konusunda sizi kuvvetlendiriyor. Bugünkü Fransız milli takım futbolcuları gibi oluyorsunuz. Antrenman sahalarında gerektiği kadar idman yapıp, gerektiği kadar uyumak ve gerektiği kadar yemek yemek gibi konularda sizi çok daha iyi eğitiyorlar. Ama işte sabah 8'den akşam 8'e kadar sokakta top koşturursanız da Messi Maradona gibi top size yapışacak bir sporcu haline de gelebiliyorsunuz. Yani çok çok daha teknik olabiliyorsunuz. Bu yüzden herhalde Messi gibi olağanüstü teknik futbolcu artık çok azaldı zaten sayıları. Bundan sonra da görmek biraz zor gibi. Çünkü çocuklar daha fazla oyun oynuyor.
Bilgisayar oyunu oynuyor, konsol oyunu oynuyor neyse veya daha fazla Netflix izliyor. Futbolu ayrılan süre biraz azalıyor. O yüzden biraz daha fazla robotlar görüyoruz diye düşünüyorum ben. O yüzden gelmiş geçmiş bence en iyi Messi ve bence gelebilecek de en iyi futbolcu Messi. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Müthiş bir dönem izletti bizlere sağ olsun.
Ve biraz da turnuva dışına yani bu final maçı dışına notlara geçelim. Ronaldo Nazario bir açıklama yapmış. Brezilyalıların ve tüm dünyanın bu finalde Messi'ye tezahürat yaptığını gördüm. Bu üstün yetenek için hak edilmiş bir son demiş. Ronaldo'ya da çok teşekkür edelim. O da olağanüstüydü ve çok güzel bir açıklama yapmış. Turnuvanın sonunda ödüller dağıtıldı bu arada. En değerli oyuncu ödülünü altın topu Lionel Messi aldı. Altın ayakkabıyı yani gol kralına verilen ödülü 8 gol atan Kylian Mbappe aldı. En iyi genç oyuncu ödülünü Enzo Fernandes aldı ki o da ilk maçta Suudi Arabistan maçında oynamamıştı. Scaloni'nin sonradan yaptığı doğru değişikliklerden bir tanesi o oldu. Hem Alvarez hem Fernandes ikisinin Arjantin'in 1-11'ine girmesi Arjantin'i çok çok daha güçlendirdi ve kupaya kadar götürdü diye düşünüyorum. En iyi kaleci ödülünü de Emiliano Martinez aldı ama burada sanki Livakovic de alabilirdi. 3. olan Livakovic de en iyi kaleci ödülünü alabilirdi diye düşünüyorum. Mbappé 2 dünya kupasında toplam 12 gole ulaştı. 2018'de kupayı aldıklarında 4 gol atmıştı. 2022'de de 8 gol attı ve şimdiden 12 gole ulaştı. Bu sayıya inerken en hızlı ulaşan futbolcu oldu aynı zamanda Mbappé.
Mbappe aynı zamanda Dünya Kupası finallerinde en çok gol atan futbolcu da oldu. 2018'deki finalde de bir gol atmıştı. Bu finalde de 3 gol attı ve toplamda 4 gole ulaştı. Muhtemelen Dünya Kupalarında en çok gol atan oyuncu rekortmeni de olur. Çünkü yaşı da çok daha genç ve Fransa gibi çok güçlü bir ülkenin forveti olarak devam edecek yoluna.
Lionel Messi de bu arada final ile birlikte bir istatistikte daha ön plana çıkmış oldu. Final maçındaki istatistiyle Bruno Fernandes'i de geride bıraktı ve Dünya Kupası'nın en fazla hat kıran pas atan ismi oldu. Arjantin'i her anlamda sırtladığını söylemek lazım. 2010'da İspanya ilk maçını kaybedip şampiyon olmuştu ve Arjantin'de ilk maçını kaybedip sonra dünya şampiyonu olan ikinci takım oldu. 2002'de bu arada Brezilya kazanmıştı biliyorsunuz dünya kupasını. Daha sonraki tüm dünya kupalarında Avrupa ülkeleri üstün gelmişti şampiyon olmuştu. bir kez daha Güney Amerika'nın Dünya Kupası'nı aldığını görüyoruz. Ben de açıkçası Güney Amerika futbolunu Avrupa futboluna göre daha çok seviyorum. Güney Amerika ligleri bilhassa çok daha keyifli geçiyor ama milli takım bazında da ben de açıkçası Güney Amerika'dan yanayım. O yüzden futbolun tekrar Güney Amerika'ya doğru geçiş yapmasını temenni ederim açıkçası.
Evet, Formula 1'de de yeni sezon öncesi bir takım değişiklikler oluyor. Takım patronları değişiyor. Bu konuları konuşacağız. Yine Barkın Kızıl'la birlikteyiz. Kendisi Esports ve Digital Racing YouTube kanalının yorumcusu. Barkın'a bir hoş geldin diyelim. Barkın'cığım selamlar. Selam abi. Yeniden konuk aldık seni. Yine Formula 1'de bir gündem söz konusu. Ferrari'de takım patronluğu değişti.
Hem onu soracağım hem de Alfa Romeo ve McLaren'ın da patronları değişti. Onu da biraz konuşuruz. Mart başında başlıyor yeni sezon Formula 1'de ve Ferrari'de Binotto dönemi sona erdi. Binotto benim Ferrari'yi tuttuğum ve Formula 1'i yakın takip ettiğim dönemde, Schumacher'li dönemde mühendis olarak kazandığı başarılarla ün yapmış biri olsa da takım patronunu sanki pek hislerini veremedi. Biraz onun dönemini yorumlamanı isteyeceğim senden.
Tabii abi. İlk olarak iznin olursa az önce taze taze de geride kalan finalin ardından tarihin en büyük oyuncusu Messi'yi buradan tebrik etmek isterim. Hak ettiğini aldıktan sonra bir sohbet yapıyoruz. O yüzden onu şöyle bir altını çizeyim. Sonrasında soruna tabii gelelim. Binotto'nun takım patronluğu dönemi gerçekten çalkantılı ve tartışmalı oldu. Aslında buraya gelişi de bir ultimatom sonrasında olmuştu. Seni de bahsettiğin gibi o mühendislikten, başmühendislikten takım patronluğuna geçiş süresinde bir res çekmişti. Beni ya takım patronu yapın ya da ben gidiyorum Mercedes'le çalışacağım diye.
Sonucunda Ferrari de bu blöfü belki görmüş oldu ve takım patronuna getirdiler Binotto'yu ama sonuçlar hiç istedikleri gibi gitmedi. İstedikleri gibi gitmemesinin yanı sıra Binotto'nun esas takılınan özelliği bence hedefleri çok küçük koymasıydı. Yani küçük hedef koyarsak daha başarılı gözükürüz gibi bir anlayış içindeydi. Onu açıkçası kestirmek kolay değil ama küçük hedeflerle küçük sonuçlar alınan bir dönem yaşatmış oldu Ferrari'ye. Herhalde en başında senin söylediğin doğru olacak. Yani iyi bir mühendis ama kötü bir takım patronu olarak hatırlayacağız gibi düşünüyorum. Peki şimdi yeni isim var Fred Vesseur. Daha önce Alfa Romeo ve Sauber'de çalışmış. Ferrari'ye hep yakın bir isim olarak biliniyor. Sence Vesseur'la birlikte o eski şaşalı dünlere geri dönüş ihtimali olur mu?
Bununla ilgili iki farklı görüş var aslında. Bir tanesi şuradan geliyor. Fred Vasseur ve Sherlockler, Ferrari'nin sürücülerinden birisi, organik olarak birbirlerine çok bağlılar. Grand Prix 3'te yarışırken Sherlockler, ikilik altta diyelim Formula 1'e göre, o zaman takım patronu Fred Vasseur'du.
Sonra Lokler Formula 1'e katıldı. Formula 1'e Sauber-Alfa Romeo ile beraber dahil oldu. Yine orada da Vasseur ile beraber çalıştılar. Sonrasında zaten Ferrari'ye gitti. Çok kısa kaldı o takımda. Dolayısıyla biraz Vasseur'un bütün kumarı Lokler'in üzerine oynayacağı gibi bir görüş hakim. Hatta La Gazzetta derlerdi, Sport'ta da tam olarak onu söylemişler. Lokler birinci pilot olacak bundan sonra demişler. Şöyle bakabiliriz. Ferrari bütün yumurtaları aynı sepete koyuyor ama sepeti de mümkün olduğunca güçlü yapıyor. Kırılacak mı yoksa günün sonunda omlet mi olacak onu göreceğiz. Kestirmek kolay değil. Bir yandan da şunu diyenler var. Binotto döneminin sonlarına doğru
Önemli temeller atılmıştı aslında. Taşlar yavaş yavaş dizilmeye başlanmıştı. Takım patronluğuyla beraber en azından kısa vadede biraz geriye gidiş olabilir. Takımın işleyen düzeni değişeceği için biraz belki yine bir duraksama yaşanabilir diyenler de yok değil. Açıkçası ben biraz kumar olarak görüyorum. İkinci pilot konumuna düşecekse Carlos Sainz
O da izlemesi ilginç bir cephe olacaktır bence. Peki Alfa Romeo ve McLaren'ın da patronları değişti. Sence tüm bu değişimlerden sonra en karlı çıkacak takım hangisi olur? Yani Alfa Romeo cephesinden baktığımız zaman her şey gerçekten yolunda gözüküyor. Alfa Romeo dememek lazım bu arada. Sauber demek lazım. Çünkü Audi Formula 1'e dair olacak. Sauber de markayı onlarla birleştirecek. Aslında Sauber üstünden belki konuşmak daha doğru olur.
Onlar çok önemli bir isim aldılar. Andreas Seidel aldılar. Her zaman Formula 1 gridinde yani elinde bulunduran takımın büyük avantajlar elde ettiğini bildiğimiz bir isim. McLaren için dolayısıyla bu kötü bir haber oldu. Yani onun yerine kimi koyarsalar koysunlar çok iyi bir değişiklik oldu diyemeyiz. McLaren için bence kaybeden tarafında olduğunu söylemek lazım. Bu takasın. Dolayısıyla Audi de motor sporlarında çok iddialı bir markadır. Formula 1 gibi en büyük arenaya gelirken de bu kadar önemli bir isimle çalışacak olmaları onlar için büyük kazanç diye düşünüyorum. Peki, son sorum. Mihaly Schmeier'in oğlu Mick Schmeier, Ferrari ile tüm bağlarını koparıyor ve üstüne de ezeli rakibi Mercedes'e yedek pilot olarak geçiyor. Yani Mick'in bu takım değişikliğinden sonra Ferrari ve Mercedes açısından bu işi değerlendirebilir misin?
Enteresan oldu. Yani biliyorsun Michael Schumacher'de kariyerinde ilk emekliliğini açıkladıktan bir dönem sonra Mercedes'e gelmişti. Son olarak Mercedes de yapmıştı finali. Biraz bu Jordan'ın Washington'a gitmesi gibi aslında. O zaman yani şu tabii bugünden bakınca daha iyi gözüküyor. Bu dominant geçen Mercedes döneminin temellerinin atılmasında baba Schumacher'in, yani Michael Schumacher'in de payı çok büyük.
Dolayısıyla oradan aslında bir organik bağları olduğunu söyleyebiliriz. Tabii bir de Alman takımı, Alman sürücü. MİG cephesinden baktığımız zaman da Formula 1'deki koltuğu artık tartışmalı bir konuma gelmişti. 20 koltuğun tamamı dolduktan sonra MİG Şumayra bir yer kalmamıştı. Ya Formula 1'in dışına gidip tekrar geri gelecekti ya da böyle bir yedek sürücü pozisyonuna razı olmak durumunda kalacaktı gibi değerlendirebiliriz bunu.
Yedek sürücü olacaksanız da Mercedes'te olmak gerçekten çok iyi fikir. Dediğim gibi hem ulusal kökler, ulusal bağlar anlamında çok iyi oturuyorlar hem de zaten buradaki en güçlü 3 takımdan bir tanesi tartışmasız bir biçimde. Dolayısıyla Formula 1'de onu tutan hamle olarak Mercedes ile anlaştığını söyleyebiliriz. Yoksa Mick Schumacher ismini en azından 1 belki 2 sene için Formula 1'de duymuyor olacaktık buralarda kalmasa.
Ağzına sağlık Barkın'cım. Teşekkür ederim. Mart ayında başlayacak yeni sezon ve yeni sezon öncesinde de bu tip böyle önemli gelişmeler olduğu zaman hem seni bağlamak isteriz hem de sezon içerisinde de yine birlikte oluruz diye düşünüyorum. Evet, ben de mutlaka katılmak isterim. Herkese de keyifli dinlemeler dileyim. Çok sağ ol.
Son olarak voleyboldan bazı haberlerimiz var. Kadınlar Voleybol Dünya Kupası Antalya'da gerçekleşti ve şampiyonluk Imoco Volley Comigliano'nun oldu. Kadınlar Voleybol Dünya Kupası'nda Vakıfbank İtalyan temsilcisi Comigliano'ya 3-1 kaybetti. 25-18, 23-25 ve 25-21 ve son sette yine 25-21 şeklinde sonuçlandı. Ve 3-1'lik mağlubiyetin ardından Vakıfbank maalesef kaybetti finali.
Vakıfbank bu arada sezon başında Conmegliano'dan Egonu'yu transfer etmişti ve Isabel Hak'ı onlara göndermişti. Maalesef finalde rövanşı almış oldular. Bu arada Sultanlar liginde liderliği elinde tutan Eczacıbaşı yarı finalde Vakıfbank'a kaybetmişti ve finale kalamamışlardı. Onlar da çıktığı üçüncülük maçında Brezilya temsilcisi Minas'ı 3-1 mağlup ederek üçüncülüğe ulaşmış oldular. Yani kadınlar voleybol dünya kupasının ikincisi vakıfbank, üçüncüsü de ezracibaşı olmuş oldu. Şampiyonluğu İtalyanlara kaptırdık ama yine de büyük bir başarı tabii ki. Temsilcilerimizi kutluyoruz, tebrik ediyoruz. Bu güzel haberle birlikte de bu haftaya veda etmiş olalım. Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Gelecek hafta Süperlik maçları da başlıyor. Süperlik'le birlikte tekrar karşınızda olacağım. Görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.