
4.121 kelime · ~21 dk okuma
Herkese merhaba. Siyasette bir gün bile çok uzun süredir derler ama 14 Aralık günü diğer bütün günlerden daha uzun sürdü. Aylardır süregelen İmamoğlu davasından dün karar çıktı. İmamoğlu'na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası verilirken siyasi yasak sürecinin de önü açıldı.
İstinaf ve yargıtay süreçlerinde karar bozulmazsa İmamoğlu hapis yatmayacak ama hapse girip çıkacak. Yani kararın onanması halinde İBB başkanının hapse girdiğini göreceğiz. Fakat daha önemlisi de şu, eğer karar onanırsa İmamoğlu'nun aynı zamanda siyaset yapması da yasaklanacak. Kararın ardından hemen herkesin aklında tek bir soru belirdi. O soruyu da ekonomist Özgür Demirtaş açık açık dile getirmiş ve şöyle sormuş. Biri bana en sade şekilde anlatabilir mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan, İmamoğlu kararının AKP ve kendisi için net ve açık olarak negatif etkisi olacağını bildiği halde neden böyle bir karar alındı? Benim görmediğim ne var?
Şimdi Özgür Hoca böyle sormuş. Biz de bu bölümde hemen herkesin aklındaki bu soruyu cevaplamaya çalışacağız. İmamoğlu'na siyaset yasağının İmamoğlu'na dönük desteği arttıracağı apaçık ortadayken, mahkeme neden böyle bir karara imza attı? Bu soruya verilebilecek çok sayıda cevap var. Ama biz hakikate en yakın cevabı arayacağız. Bunu yaparken de yöntemimiz bize mantıklı gelen senaryolar değil, somut deliller olacak.
Bu bölümde gazeteci yazar Barış Terkoğlu da bize eşlik edecek. Uzunca bir bölüm olacak. Derin bir nefes alın derim. Ben Ozan Gündoğdu. Hadi başlayalım.
2019'un 31 Mart akşamına giderek başlayalım mı? Çok oyalanmayacağız burada fakat bazen bugünü daha iyi anlamak için hafıza tazelemenin de şart olduğunu düşünüyorum. İstanbul'da sandıkların %84'ü açılmış, saat akşam 9 suları. Halkın tek veri kaynağı devletin resmi kurumu olan Anadolu Ajansı, O da saatlerdir veriyi güncellemiyor. İmamoğlu'na oy veren seçmenler endişeli. Bir haltlar dönüyor tedirginliğe hakim. Yüksek Seçim Kurulu'nun iki yıl önceki mühürsüz oy kararı hala haftalarda. İşte bu anda İmamoğlu ekran karşısında.
Devletin kurumu, Anadolu Ajansı ki veri tabanının o olduğu söyleniyor, onları da hassasiyete, göreve ve ahlaklı bir duruşa davet ediyor. Tartışılan Anadolu Ajansı değildi, bu ülkenin bağımsız kurumlarıydı. Zaten seçim konusunda endişeli olan, endişeli olmakta da haksız olmayan bir toplumdu. Saatler geçmesine rağmen, tüm sandıklar açıklanmasına rağmen, 31 Mart'ta İstanbul sandıkları açıklanmıyordu. İlerleyen saatlerde, gece 2.30 sularında Anadolu Ajansı'nın Twitter hesabından bir açıklama paylaşıldı. Açıklamada, veriyi bizle paylaşmayan yüksek seçim kuruludur deniyordu. Ertesi gün, yani 1 Nisan 2019'da, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadü Güven iddiaları yalanlayacaktı. Arkadaşlar Anadolu Ajansı benim müşterim değil. Benden beri almıyor. Nereden alıyor bilmiyorum. Anadolu Ajansı akşam 90'ları gösterdiğinde ben sisteme yeni daha tarayıp girmeye başlamıştım. Dolayısıyla ben Anadolu Ajansı'na herhangi bilgi servisi yapmıyorum. Yani benim üzerimden bir polemik yaratılmasın. YSK Başkanı Sadigüven Anadolu Ajansı'nı taca atmıştı. Peki devletin kurumu neden İstanbul sandıklarının sonuçlarını halktan gizliyordu?
Cevabı gazeteci Murat Yetkin verdi. Anadolu Ajansı'nın veri kaynağı, YSK değil, AKP İstanbul İl Başkanlığı'ydı. Parti, Ajans'a veri akışını durdurmuş, böylece Ajans da kamuoyuyla bilgi paylaşmaktan vazgeçmişti. 31 Mart 2019 akşamında bir parti devletinin paniklediği anlarda makyajının nasıl döküldüğünü gördük. Anadolu Ajansı veri girişini bırakmış, YSK sessizliğe bürünmüş, Binali Yıldırım ise kazandığını duyurmuştu. İmamoğlu ise ben hak yemem, hakkımı da yedirmem çıkışıyla o geceye damga vuracaktı.
Herkesin gözünün içine baka baka şunu söylüyorum. Hak yemedim yemem ama hakkımı da yedirtmem. Bu kadar net. Hak yemem, hakkımı da yedirmem. Sabah saatlerinde bildiğiniz üzere Ekrem Bey'in 13 bin oy farkla kazandığını duyurdu YSK. Fakat iktidar partisinin son derece keskin iddiaları vardı. Aynı zarfa giren belediye meclis üyesi, Muhtarlık ve İlçe Belediye Başkanı pusulalarında bir sorun yoktu da, Büyükşehir Belediyesi pusulalarında hile yapılmıştı. AKP'nin seçim işlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, ''Hiçbir şey olmamışsa da, aradaki fark nasıl kapandı bunu anlayamıyoruz. Bizce kesin bir şeyler oldu.'' dedi. Tabi bu ifade çok tiyi alındı. Ekrem Emanoğlu'nun rakibi Binali Yıldırım ise, seçimin neden yenilendiğini soran yurttaşa, ''Çok basit. Çünkü çaldılar.'' deyip geçiverdi.
Aradan geçti 3,5 sene, ne çalanlar önümüze kondu, ne de bu seçimde yolsuzluk yapıldığını iddia edenler tek bir açıklama yaptı. Derken elde hiçbir delil olmamasına rağmen, hemen herkesin üzerinde uzlaşacağı bir netlikte yaşanan hukuksuzlukla, İstanbul seçimi 6 Mayıs'ta iptal edildi. Gerisini zaten biliyorsunuz. 13 bin oyluk fark, 700 bin üzerine çıktı.
AKP'nin 20 yıllık iktidar tarihinde aldığı en büyük yenilgiydi. 31 Mart'ta sonuçları açıklamayan Anadolu Ajansı, 23 Haziran'da tekrarlanan seçimlerde bu sefer hiç iletmedi. Saat akşam 9 olduğunda tüm sonuçları yayınladı. İBB'nin yeni başkanından İmamoğlu olduğu tescillendi.
Şimdi bu girizgahı neden yaptığımı izah edeyim. İtidara lüzumundan fazla nezaket ve zeka atfettiğimizi düşünüyorum. Halbuki paniklediğinde zorbalığa meyleden bir parti AKP. Hangi partiyi tuttuğunuzu bilmiyorum ama AKP'ye gönül vermiş olsanız bile kabul edeceğinizi düşündüğüm bir gerçek bu.
31 Mart seçimleri tümüyle, hukuksuz biçimde iptal edildi. Böyle bir hukuksuzluğa imza atmak için de politik bir yönlendirme şarttı. Yani hukukçu insanlar durup dururken böyle bir karara imza atmıyorlar. Hata değildi yani. Eski mit ajanlarından, daha sonra akademisyenlik yapan Mahir Kaynak, siyasi çözümleme yaparken bizi yanlışa sürükleyen bir metodu bence başımıza bela etti.
Mael kaynak şöyle diyordu. Bir olay olduğunda olayın failini bulmak istiyorsanız olayın sonucunun kime yaradığına bakın. Bu olay kimin işine yarar? Bunu bilirseniz bu işi kimin yaptığını da bilirsiniz.
Bu düşünme metodu çok popülerdir. Herkes tarafından neredeyse tahmin edilir, bu şekilde uygulanır. Bu düşünme metodu geniş kesimlerin çözümleme vasatını çok etkiliyor. Çok popüler bir şey, söyledim zaten. Dünden bu yana okuduğum çözümlemeler de bu metoda göre yapılıyor. Şimdi deniyor ki bu iş Ekrem Emanoğlu'na yaradıysa kesin bir halt var bu işin içinde. Şimdi Mahir Kaynak'ın bu metodunu
31 Mart seçimlerine uyarlayalım o halde. 31 Mart 2019'da İstanbul'da seçim iptal edildi ve bu kime yaradı? İmamoğlu'na. O halde Mahir Kaynağan metodundan yola çıkarak söyleyelim. Seçimin iptal kararı İmamoğlu'na yaradıysa, bu kararı İmamoğlu'na yakın bir güç odağı almıştır.
Şimdi böyle dersek Allah aşkına akılcı bir çözümleme yapmış olur muyuz? Elbette olmayız. Tümüyle mesnetsiz bir iddiayı sırf ilgi çekici bir hikayeye dönüşüyor diye savunamayız. Halbuki hakikat, ya da bu bölümde buna odadaki beyaz fil diyelim, önümüzde duruyordu. İktidar 31 Mart seçimini iptal ederek çok büyük bir hata yapmıştı.
İşte bu yüzden diyorum ki iktidara hak ettiğinden fazla nezaket ve zeka atfediyoruz. Hayır, 31 Mart seçim gecesi ve devamında seçimin iptal sürecinde gördüğümüz gibi iktidar paniklediğinde hata yapıyor ve zorba yöntemlere başvurmaktan çekinmiyor. Bu girizgah odadaki beyaz fili görmemizi kolaylaştırıyor. Beyaz fili görmeyip türlü türlü kompletörlerine dalıyoruz. Şimdi gelelim günümüze ve başta sorduğumuz soruyu tekrarlayalım. 14 Aralık 2022 günü mahkeme İmamoğlu'na neden siyasi yasak kararı verdi? Hızlıca cevaplayalım ve sonra bu cevabı temellendirelim. 31 Mart seçimi hangi akılla iptal edildiyse 14 Aralık mahkeme kararı da aynı akılla alındı.
Hata mı yaptılar yoksa doğru mu? Demokrasi adına, hukuk adına hata olduğu ortada da siyaseten bir bedeli olacak mı? Bu soruyu cevaplayacağız. Ama önce kendi iddiamızın dayanaklarını sunalım. Bu sefer çok değil. Bir buçuk ay kadar geriye gidelim. 7 Kasım 2022.
O gün Cumhuriyet Gazetesi'nde Barış Terkoğlu imzalı bir yazı yayınlandı. Yazıda İmamoğlu davasına bakan fakat Haziran ayında davadan el çektirilerek Samsun'a sürülen hakim Hüseyin Zengin'e ilişkin bir takım iddialar kaleme alınmıştı. Yazıyı sizlere ben sunmayacağım, sözü gazeteci dostumuz Barış Terkoğlu'na bırakacağım. Barış Terkoğlu, İmamoğlu davasından el çektirilen Hüseyin Zengin'in AKP'ye yakın bir hakim olduğunu, eşinin hükümete yakın İstanbul İkinoğlu baronunun çalışmalarına katıldığını söylüyor ve devam ediyor. Kendisi de bu göreve bu nedenle tesadüfen getirilmemiştir. Ancak kendisinin Hakim Hüseyin Zengin'den bu davada İmamoğlu'na iki yıldan az olmamak üzere bir karar vermesi istedi. Şimdi bir dakika. Araya girelim ve burguyu kaçırmayalım. Barış Terkoğlu diyor ki, İmamoğlu davasından el çektirilen Hakim Hüseyin Zengin'den İmamoğlu'na iki yıldan fazla süreli bir ceza vermesi istendi. Kimin istediğine geleceğiz. Peki neden iki yıldan fazla?
2 yılın esprisi şudur, 2 yıldan fazla cezalar ertelemeye tabi olamıyor. Yani diyelim ki 1,5 yıl ceza verip erteleme diye bir şey söz konusu ama 2 yıldan fazla olunca olamıyor. Böyle bir ceza verip ardından da ertelenmeyecek bir ceza verin. Siyasi yasak getirmesini isterim. Şimdi analizimize dayanak oluşturan skandala lütfen odaklanalım.
Bir hakim, hem de İmamoğlu davasına bakan fakat el çektirilen bir hakim, İmamoğlu'na iki yıldan fazla ceza üzerine bir de siyasi yasak verilmesinin istendiğini söylüyor. Üstelik bu hakimin Erdoğan'la fotoğrafları da var. AKP'ye yakın bir isim olduğunu saklamıyor. Eşi de İstanbul İkinoğlu baronunun çalışmalarına katılan bir avukat. Dahası da var. Hakim Hüseyin Zengin, İstanbul Atanalı henüz bir yıl bile olmamıştı.
Teamüllere göre en az iki yıl daha İstanbul'da görev yapması bekleniyordu. Fakat ne olduysa oldu şimdi Samsun'da. Peki Hüseyin Zengin'in İmamoğlu'na ceza ver talebine kendisinin cevabı ne oluyor? Hüseyin Zengin bu teklifi kabul etmiş. Bu teklifi kabul etmiyor ve şunu söylüyor, diyor ki ben bununla ilgili emsal kararları inceledim. Emsal kararlara baktığımda böyle bir ceza vermek adil değil. Evet ben hükümete yakın olabilirim ama vicdane, hakim olarak vicdane böyle bir karar veremem, ana terk edilmiş kararı. Bu nedenle böyle bir karar vermeyeceğim.
Ya olacak iş mi? Yer yerinden oynaması gerekmiyor mu? O yüzden diyorum odada beyaz bir fil duruyor ama biz beyaz fil yerine başka şeylere bakıyoruz diye. Peki böyle bir şeyi kim istiyor Hüseyin Zengin'den?
Bu soru cevabı için de 12 Aralık pazartesi gününe gidelim. Hulk TV'nin konu olan Ekrem İmamoğlu'nu dinleyelim. Bu mahkemenin olduğu adliyedeki yüksek rütbeli başsavcı görevinde olan kişi gönderilen hakime iki yıldan fazla ceza ver, siyasi yasaklı olsun, seni istediğin yerde ağır ceza reisi yapalım demiş midir dememiş midir? Bakın bize gelen iddiaları söylüyor.
Şimdi dinleyince kulağınıza inanamayacağınız iddialar bunlar. Beyaz fili görenler için komplo teorileri son derece anlamsızlaşıyor. İmamoğlu diyor ki, İstanbul Anadolu Yakası Cumhuriyet Başsavcısı bizzat benim davama bakan hakimi tehdit etti. Talimata uyarsa ödüllendirileceğini söyledi.
Tamam, kabul. İmamoğlu bir siyasi. Pekala, gerçeği kendi istediği gibi bükebilir. Peki, gazeteci Barış Terkoğlu tüm bunları nereden öğrenmişti? Gazeteciye kaynak sorulmaz ama sağ olsun onu da açıkladı sevgili Barış.
Peki ben bunu nereden öğrendim? Hüseyin Zengin görevden alınıp Samsun'a tabiri caizse sürgün edildikten sonra ve kendisine sürgün kararına itiraz ettikten sonra etrafındaki pek birçok yargı mensubuna, benim sürgün edilme nedenim budur, İmamoğlu davasında beklenen kararları vermedim, benden bunlar istenmişti dediği için ben de aslında Hüseyin Zengin'in etrafındaki insanlara dayanarak, onunla konuşan insanlara dayanarak bu yazıyı yazdım. Bir hakim kendisine verilen hukuksuz talimata uymadığı için sürülüyor ve etrafına neden sürüldüğünü anlatmaya çalışıyor. Açıkça söyleyelim, mızrak çuvala sığmıyor, iş teşhir oluyor ve yazıya erişim engeli getiriliyor. Erişim engelinin gerekçesi yazının içeriğinin yanlış olması değil, hakimin adının HZ olarak değil Hüseyin Zengin olarak geçirilmesi. Nitekim kamuya mal olduğu için, her yerde dillendirildiği için biz de Hakim Bey'in adını zikrediyoruz. Peki,
Kamuya bu kadar mal olmuş bir olay, bunun üzerine yazılar yazılmış, yetmemiş İBB başkanı bazı sorular sormuş, konuşulmuş, tartışılmış. Peki bu konuya ilişkin herhangi bir yetkili açıklama yapmış mı? Adalet ve Kalkınma Partili yetkililerden hiçbir açıklama gelmedi. Ama işin özüne baktığınızda, bu hakim neden tam da böyle bir önemli davanın ortasındayken, neden görev süresi dolmamışken, tabii bir hakimi yeri değiştirebilir ama bunun şartları var yani orada tarafsız hakinlik yapacak imkanları yitirmiş olması gerekiyor. Böyle bir şey de yok İstanbul'da, bu hakimle ilgili özel bir durum da yok. Neden görevden alındığına dair hiçbir resmi açıklama da yok.
Tek bir açıklama bile yok. Türkiye Cumhuriyeti'nde hakimlik yapan bir kişi tehdit edildim, aksi halde ödüllendirilecektim, bu yüzden sürüldüm diyor. Fakat tek bir açıklama bile yok, görüyorsunuz. Daha önceki bölümlerde de ifade etmiştim. İktidarın en büyük gücü, elinde tuttuğu medya gücüyle halkın bir kısmını alternatif bir hakikat evrenine hapsedebilmesi. Bu alternatif evrende kurmaca hikayelerle halkın zihnini manipüle edebiliyorlar.
Beyaz Fili şimdi tanımlayalım o halde. Daha önceki bölümlerde de ifade etmiştik. AKP iktidarı demokratik ilkeleri benimseyen bir parti değil. Geçmişte öyle miydi değil miydi tartışmasına hiç girmiyorum ama bugün itibariyle siyasal iktidar yapabildiği ölçüde demokratik standartlarla oynayabilecek güçte ve oynuyorlardı.
İşte bu yüzden 31 Mart seçiminin nasıl iptal edildiğini anlatmaya ihtiyacı hissettim. Hatırlayın, aradan geçen sürede İBB'ye terör soruşturması da düzenlediler. İmamoğlu'nun adını yıpratmaya çalıştılar ama bir sonuç alamadılar. Baktılar madem yıpratamıyoruz, yine aynı mantıkla aylar öncesinden İmamoğlu'na seçim yasağı getirmeyi hayal ettiler ve uygulamaya geçtiler.
Hakikat çok açık. Ellerinde inanılmaz bir güç var. Rüzgar terse eserse istinaftan geri döner. Olmadığı yargıtayda bekletilir. Ve buraya dikkat lütfen. Kimse ihtimal vermiyor ama masada şu da var. İmamoğlu'nun olası adaylığında. İktidar seçimi kazanamayacağını anlarsa İmamoğlu'na siyaset yasağı getirilebilir. Bakın getirilir demiyorum ama masada bu olasılığın durması isteniyor. Bir acil durum butonu olarak burada tutuluyor bu olasılık. Ve bu olasılığın orada durması, masadaki acil durum butonu Erdoğan'ı rahatlatıyor. İstediği zaman rakibini yasaklayabilecek güçte çünkü kendisi.
Kimse neden buna ihtimal vermiyor? Çünkü beyaz fili görmek kolay ama odada beyaz fil var demek zor. Ama hakikat bu. Odada her ne şekilde olursa olsun iktidarını korumaya çalışan bir güç var.
Biz bazen komplo teorilerine kitlenirken, aslında hükümetin karşısında olan herkese karşı, bazen tweet atan öğrenciye karşı da, bazen başkasına karşı da yapmış olduğu o gidelim ve üstüne bastıralım eğilimini ihmal ediyoruz. O komplo teorisinin içinde kayboluyor bazen. Ya da senin kullandığında emin ol, odadaki beyaz fili görmüyoruz. Böyle bir durumla karşı karşıya kalırken ben bunun doğal bir eğilim olduğunu düşünüyorum.
Barış Terkoğlu'nun bizlere anlattıkları, iktidarın zorbalıkla İmamoğlu'na siyaset yasağı koymak istediğini gösteriyor. Bir de davanın içeriğine gidelim. Sahi İmamoğlu'na neden siyaset yasağı getiriliyor? Yani gerekçesi nedir bu işin? Bu sorulara da cevap vereceğiz elbette ama burada bölüme kısa bir ara verelim, biraz soluklanın, döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Aradan önce İmamoğlu'na verilen cezanın nedenine gelmiştik. Davanın gerekçesi, İmamoğlu'nun YSK üyelerine hakaret ettiği iddiası. YSK üyelerine ahmak dediği iddiasıyla bu cezayı alıyor İmamoğlu. Peki, ortada böyle bir hakikat var mı? Ben size biraz süreci hatırlatayım. Tartışmayı başlatan olay, Ekrem İmamoğlu'nun 30 Ekim 2019'da, bundan 3 yıl önce, 23 Haziran seçimlerindense 5 ay sonra Strasburg'da yaptığı bir konuşma.
Ülkemde 31 Mart yerel seçimlerinde basın ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı, muhalif seslerin ana akıl medyada kendine gel bulamadığı, birlikte yaşam kültürünün zayıfladığı bir toplumsal iklimde ve ne yazık ki adaletsiz koşullarda 31 Mart tarihinde yerel seçimleri yaptık. İmamoğlu, Strasbourg'ta yaptığı konuşmanın bir bölümünde, 31 Mart seçimlerinin nasıl hukuksuzca iptal edildiğini anlatıyordu. Olay, hemen iktidar cephesinde bir karalama kampanyasına dönüştü. Kendi vatanını, devletini nasıl olur da gider ecnebilere şikayet edersin, türünde eleştiriler havada uçuştu. Öyle ya son iktidara göre, kol kırılır yen içinde kalır demek lazımdı. Teflon siyaseti, daha önce de söyledim. İmamoğlu'nun bu konuşmasına ayarı kaçırarak cevap veren bir isim, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu oldu.
Soylu'nun İmamoğlu'na dediklerini bir dinleyelim. Bugün terörizmden yargılanan, aynı zamanda terörist olmaktan ceza alanları bu ülkenin selameti ve o beldenin selameti için görevden aldığımızda Avrupa Parlamentosu'na gidip Türkiye'yi şikayet eden ahmağa söylüyorum. Bunun bedelini bu millet sana ödetecek. Böyle bir dil olabilir mi? Avrupa Parlamentosu'na gidip Türkiye'yi şikayet eden ahmağa söylüyorum diyor. Buradaki ahmağa da vurguluyor. Şimdi Soylu kuyuya bir taş attı, biz de çıkarmaya çalışıyoruz.
Bu tartışmaya konu olan ahmak kelimesini biz ilk olarak Soylu'nun ağzından duyduk. Fox TV muhabiri Gürşah İnce de bu sözü tırnak içine alarak Ekrem İmamoğlu'na yorumunu sordu. Dedi ki, Soylu böyle dedi, siz ne diyorsunuz? İmamoğlu da şu cevabı verdi. Yani ben lafa bakarım laf mı diye bir de söylene bakarım, adama bakarım adam mı diye derim. Önce bunu söyleyeyim, üzücü. Tabi seviyesine inmeyeceğim bir alan bu. Çünkü bu seviyesine defalarca inmediğim ve inmeyeceğimi seçim sürecinde dile getirmiştim. ve bu seviye noktasında söyledikleri, yaptıkları da zaten belli. O tarafına çok girmek istemiyorum ama oraya bir cümle yapmak isterim. 31 Mart'ta seçimi iptal edenler ve dünyada, Avrupa'da onların gözünde nereye düştüğümüz noktasında o olan şeyleri, biten şeyleri baktığımızda tam da işte 31 Mart'ta
Seçimi iptal edenler ahmaktır. Önce ona bir odaklansın. Bu açıklama üzerine 31 Mart seçimlerinin iptal kararını veren YSK, İmamoğlu'ndan şikayetçi oluyor. İmamoğlu'nun avukatları da diyor ki, müvekkilimiz YSK'ya değil Süleyman Soylu'ya yönelik kullanıyor bu ifadeleri. Bana kalırsa da Süleyman Soylu düşünülerek edilmiş laflar bunlar.
Fakat ister YSK'ya söylenmiş olsun ister Süleyman Soylu'ya. Açıkça söyleyelim. Böyle dandik bir dava nedeniyle milyonların umut bağladığı bir siyasiye yasak getirmeye kalkarsanız 100 yıl unutulmazsınız. Yani yargı bağımsız vesaire diyebilirsiniz de bunlar 5-10 yıl sonra unutulur. Hatırlayın. Recep Tayyip Erdoğan'a verilen ceza hukuki değil miydi? Bir şiir okudu diye ceza verildi diye anlatılsa da mahkeme o günlerde bu şiiri bir cihat çağrısı olarak yorumlamıştı.
Elbette o günkü mahkeme tümüyle politikadan azadedir demiyoruz. Mutlaka orada bir politik etki var. Ama aradan yıllar geçtikten sonra kimse o mahkemenin kararının gerekçesini hatırlamıyor. Bugün hangi birimiz kararın gerekçesini bilir? O günlerde de denmedi mi? Bağımsız yargının kararıdır diye. Erdoğan'ın bu konuşması bir cihat çağrısı olarak yorumlandığında halkın önemli bir kısmı mahkeme kararına onay vermemiş miydi? Vermişti. Haklı mahkeme diyenler çoktu. Peki ya bugün İmamoğlu'nun Süleyman Soylu'ya mı, GSK'ya mı söylediği belli olmayan bir ahmak lafı yüzünden siyaseten cezalandırılması tarihe geçmeyecek mi? Fakat iktidarın tarihi düşünecek mecali kalmamış durumda. Gözüzebildiğim kadarıyla panik durumda tüm tuşlara basıyorlar.
Amma yaptım bu kadar mı saflar?" diye soranlarınız için şunları söylemek gerekir. Bugünden yorumladığımız zaman yanlışa düşebiliriz. Geçmişin gözünden bugüne bakmak gerekir. İmamoğlu'na siyasi yasak kararının kamuoyunda böyle bir tepkiye yol açacağını düşünmek tahmin ettiğiniz kadar kolay değil. Rüzgarın, iktidarın beklemediği şiddette esmesi neden olan olay, 14 Aralık'ta henüz öğlen saatlerinde karar açıklanmadan önce İmamoğlu'nun halkı Saraçhane'ye çağırmasıydı.
Ve Meral Akşener Ankara'dan kalkıp İstanbul'a gitmeseydi, bunlar yapılmasaydı, hava çok daha farklı olabilirdi. İmamoğlu da 14 Arlık'ta Saraçhane Meydanı'nda yaptığı konuşmada ateş püskürüyordu. Erdoğan'ın daha önce siyasi yasaklı hale gelmesine ilişkin de konuştu. Tüm konuşmasının en çarpıcı kısmıydı belki de.
Değerli dostlar okuyorum. Görüyoruz ki yargı gerçekten bağımsız değil. Böylece yargının işleyişine adalet ilkelerinin değil siyasetin egemen olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Siyasi rakiplerimiz güç ve çıkar odakları seçim sandıklarında karşımızda duramayacaklarını önümüzü kesemeyeceklerini iyiden iyiye anlamış olmalılar ki böyle bir yola başvurdular. Bu yol yanlış bir yoldur. Çünkü adalet gün gelecek
yargıyı siyasallaştıranlara da lazım olacaktır. Ne kadar doğru cümleler değil mi? Ben de aynen öyle düşünüyorum. Ama yahu bu kararı aldıran zat bu sözler senin değil mi? Bu sözler senin değil mi? Bu sözler bu belediyenin başkanıyken
Bu kararı aldıran zat, bu sözler senin değil mi? Doğrudan Erdoğan'ın sözlerini okuyor ve bu sözleri Erdoğan'a gönderiyor. Bugünlük görüntü rüzgarın İmamoğlu'nun yelkenini doldurduğu yönünde. Ama işler değişebilir. Bu rüzgar şu anda muhalif kamuoyuna heyecan veriyor olabilir. Ama bir hafta sonra farklı bir tabloyla karşılaşabiliriz. Zaten bunu gören iktidar temsilcilerinin de canı oldukça sıkkın. Konuya ilişkin konuşmuyorlar şu sıralar. Konuşanlar da yaşananın bir tiyatro olduğunu söylüyor. Yargı kararının İmamoğlu'na destek amaçlı alınan bir komplo olduğunu dillendiriyorlar.
Ya böyle bir komplo varsa bu kim? Kim böyle bir rejimde Erdoğan'a rağmen bir yargı komplosunu kurabilir? 31 Mart seçimlerinin iptalinde mi komploydu? Çaldılar diyen Binali Yıldırım'da mı bu komplonun parçasıydı yani? Bu sorulara herhangi bir cevap yok. Bu arada Barış Pehlivan, Twitter hesabından İmamoğlu davasının hakimi Mehdi Komşul'un daha önce AKP'li yöneticilerle birlikte çekildiği fotoğrafları da paylaştı bu arada. Yani...
Hakimin AKP'li yetkililerle görüntüleri de var. Davanın savcısı da farklı değil. Onun da fotoğrafları saçıldı kamuoyuna. Barış Pehlivan Savcı Furkan Okudan'ın AKP Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı'nın yeğeni olduğunu belirtti. Yani baya akrabalık ilişkileri de zaten bu network'un içinde. Ayrıca Okudan'ın nikahını da AKP Samsun Belediye Başkanı Mustafa Demir'in kıydığını da fotoğraflarla öğrenmiş olduk.
Savcının nikahına katılan AKP'li isimlerle fotoğrafları bir bir saçıldı kamuoyuna. Şimdi öyle ya da böyle. 14 Arlık sabahı ile akşama arasında rüzgar yön değiştirdi. Günün kazananı tartışmasız Ekrem İmamoğlu. Elbette bir kaybeden de var. O da kim? CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu. Son derece büyük bir hatayla 14 Arlık'ta Berlin'e gitti CHP lideri.
CHP kaynaklarından öğrendiğime göre bu gezi aylar öncesinden falan planlanmamıştı. Tarihi ise 10 gün önce falan netleşmişti. 14 Arlık'taysa İmamoğlu'nun karar duruşması olduğu belliydi. Hadi denebilir ki İmamoğlu'na ceza çıkacağını nereden bilecekti?
%10 bile ihtimal olsa böyle bir geziyi bir gün ertelemek zor olmasa gerek diye düşünüyorum. Çünkü son ihtimalle bir iletişim gezisiydi. Önemli görüşmelerin yapılacağı bir geziden bahsetmiyoruz. Aylar öncesinden tasarlanmış bir gezideyiz. Nitekim gezinin hata olduğu ortaya çıktı ve Kılıçdaroğlu gezisinden apar topar dönmek zorunda kaldı.
CHP seçmende haklı olarak durma tepi gösterdi. Mevlâ Akşener ise doğru zamanda, doğru yerde durarak muhalif kesimlerin sempatisini kazandı. Öte yandan Akşener neredeyse açık açık İmamoğlu'nun adaylığını desteklediğini de söylemiş oldu. Dün Sara Çağ'ın da yaptığı konuşmadan çarpıcı bir kısmı dinleyelim. Bundan yıllar evvel burada okuduğu bir şiirle mahkum olan bir büyük şehir belediye başkanı vardı.
Yok yok yok. Biz yuhlamayız. Biz gereğini yaparız. Biz yuhlamayız. Biz gereğini yaparız.
Ve o Büyükşehir Belediye Başkanı buradan sizlere seslenip, İstanbulluya seslenip demişti ki, bu şarkı burada bitmez. Doğrudur, o şarkı orada bitmedi. Ama bugün, bugün Meral Akşener olarak söz veriyorum, bu şarkı da burada bitmeyecek. Bu şarkı burada bitmeyecek. Bunu ne anlamda söyledi? Bence atmosfer buyken İmamoğlu'nun adaylığına ilişkin bir destek cümlesiydi bu. Farklı düşünüyor olabilirler ama bu cümle otobüsün üzerinde edildi. Akşener belli ki İmamoğlu'nun adaylığını altılı masada isteyen tek lider.
Buna neden diye sorsak, sadece bu soru üzerine bir trend-topik bölümü yapabiliriz diye düşünüyorum ama süremizin de sonuna geliyoruz, uzatıyoruz. 14 Aralık günü İmamoğlu davasına çıkan karar, yargının siyasete açık bir müdahalesi olarak daireye geçti. AKP'li yetkililerin de bana kalırsa tedirgin olduğu açık. Bülent Turan, bu yaşananların bir tiyatro olduğunu söylemiş. Yargının kararının da kesin olmadığını belirtmiş.
Yargıtay bu hakaretin, bu küfrün ceza olduğunu düşünüyor ve buna göre karar veriyor. İddia edildiği gibi siyasi bir kararmış, Ekrem Bey'e özel karar verilmiş, böyle bir şey yok. Eğer suçun maddi manevi usulleri oluşmuşsa, yani İmamoğlu bu ifadeyi kullanmışsa kamu görevlerine karşı, bu suçtur, cezadır. Bunun karşısında bir hakimin, bir mahkemenin aslında bu suç ama Ekrem Bey İstanbul'un başkanı buna ceza vermeyelim demesi ihtimali olmaz. Bağımsız mahkemelerimiz varmış. Ne kıyak iş. Deniz Yücel davasında, Rahip Brunson davasında, Gezi ve Çarşı davalarında, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala davalarında tümüyle politik kararlar verilirken, yargının itibarı 3 günlük siyasi hesaplara meze edilirken düşünecektiniz onu. Artık bu ülkede yargının bağımsız olduğuna inanan kaldı mı? Hadi bağımsızdır diyelim, belki hakikat bu bağımsız. Biz bu kadar davayı yanlış yorumlamışız. Ya daha dün, Erdoğan, Suudi Arabistan prensi Bin Selman'la barıştıktan sonra bağımsız yargımız Cemal Kaçıkçı davasını kapatmadı mı? Ne kadar çabuk unutuyoruz böyle şeyleri. Bunları unuttuktan sonra sadece unutkanlara hitap eden bir AKP grup başkan vekiliyle karşı karşıyayız. Denebilir ki İmamoğlu'nun yargı süreci en az 2 yıl sürecektir. Daha istinaf var, yargıtay var vs. vs.
Evet, gerçekten de Türkiye'de bu süreç ortalama iki yıl sürüyor. Ama dikkat buyurun, Diken Komiteleri Hukukçu Veysel Oktan konuya ilişkin bir görüş almış, Veysel Hoca konuya ilişkin şu yorum yapmış. Bu tarz dosyalarda istinaf süreci uzun sürer. Üstelik bir de yargıtay süreci var. Lakin Demirtaş'a verilen ceza birkaç ay içinde onaylanmıştı. Burada İmamoğlu için de Demirtaş sürecinin işletilmemesini umuyorum.
Öyle diyor Veysel Hoca. E haklı. Daha önce benzerleri görülmüş yine bir politik davada. İmamoğlu'na siyasi yasak verilemeyeceğini düşünmeyi ben iyi niyetli buluyorum. Yani veremezler canım falan. Hayır verebilirler. İstemeleri yeterli. Verebilecek güçteler. Selahattin Demirtaş davası ortada. O dava tümüyle politik değil mi? Cezası alelacele onaylanmamış mıydı? İmamoğlu'na da icap ederse aynı muamele yapılabilir.
Belki önümüzdeki hafta istinafın kararını, sonraki hafta yargıtayın kararını görebiliriz. Sözü ter koluna bırakalım. Belki de bundan sonra, bir tür demokrasinin kılıcı gibi, bakın onu aday gösterirseniz, biz seçime kadar bu kararı kesinleştirip aday olmasını engelleriz diyebilecek hamleler yapacak. Belki mesela biz haftaya uzun kararın çıktığında İstinaf'a gönderildiğini okuyacağız. Belki öbür hafta İstinaf'ta dosyanın açıldığını okuyacağız. Yani bu tehlike hızla Ekrem İmamoğlu'nun boynuna doğru inen bir bıçağa dönüşecek. Haliyle ben önce komplo teorilerine değil, önce gerçeğin kendisine sadık kalmak gerektiğini düşünüyorum.
ve o açıdan da hani hiçbir zaman beni tanıyan insanlar biliyorlardır. Bilgiye dayanmadan işte şu şodur, böyledir, bu böyledir demem. Önümüze bütün kağıtları serelim, o kağıtları serdikten sonra olguları sıralayalım ve olguları sıraladıktan sonra da Oradaki boşluğu da artık bizi dinleyenlere bırakalım. Bir gazeteci sorumluluğuyla yaklaştık meseleye. Elbette benim de aklıma türlü türlü komplo teorileri geldi. Acaba bu kararı aldıran güçler Erdoğan'ın gitmesini isteyen bir takım güç odakları mı vesaire gibi. Emin olun bu teorileri teyit etmeye de çalıştım. Fakat hemen hepsinin dayanakları yaptığım telefon görüşmelerinden sonra çürüdü. Ben de isterdim beyaz filin yerine başka bir hikaye sunabilmeyi. Çok çekici bir hikaye sunamadık. Ama beyaz fili göstermiş olduk.
dengesi tümüyle şaşmış, hakimiyetini kaybetmiş bir iktidarla karşı karşıyayız. Günün adamı İmamoğlu demiştik. Hatta Ekrem ve Kemal Beyler başlıklı iki bölümlük serimizde İmamoğlu'nun adaylığının eksilerini ve artılarını da konuşmuştuk. O bölümü de dinlemediyseniz kafamızdaki boşlukları dolduracağını düşünüyorum. O bölümde İmamoğlu'nun iletişim performansının üst düzeyde olduğunu,
Ancak altılı masayla frekans uyuşmazlığı yaşama olasılığının seçimin en büyük riski olduğunu söylemiştik. İletişim performansı. İmamoğlu'nun büyüsü bu. Dünkü miting performansı bunun provası gibiydi. İmamoğlu konuşmasının sonunda taraftarlarını öylesine ateşledi ki konuşmasının sonunda üstü çektirmeye başladı.
Bizi yıldırmak isteyenlere buradan söyleyeyim. Aradan üç buçuk sene geçmiş olabilir. Ama benim hala gençliğim var. Gençliğim! Hala gençliğim var! Hala umudumuz yüksek! Hala umudumuz yüksek!
Benim gibi milyonlarca ceketini çıkarıp kollarını sıvayacak Türk Milleti var. Adalete susamış, adalete susamış Türk Milleti var. Size söz almak istiyorum. 2023'te her şey Her şey aynı. Ankara duysun. Bugün o mahkemeye müdahale eden akıl duysun. Her şey
Türkiye büyük bir değişim narifesinde. Rüzgar şimdilik muhalefetten yana esiyor. İmamoğlu öne çıkan isim ama süreç tehlikeleri de gebe. Geleceğin ne getireceği ise belirsiz. Bu bölümün hazırlıklarını yaptığımız günün akşamı Saraçhane'de Altılı Masa liderleri İmamoğlu'yla beraber bir miting düzenleyecek. Muhalefet bu kritik eşiği sağlıklı atlatabilecek miyi birlikte görmüş olacağız. Biz de bu sırada gelişmeleri takip etmeye devam edeceğiz. Yani trend topikten bu konu üzere bir bölüm daha dinlemeniz muhtemel.
Tren topi podil medyayla beraber hazırlıyoruz. Biz de İmamoğlu'nun konuşmasını bitirdiği gibi bitirelim. Bir sonraki bölüme kadar her şeyin çok güzel olmasını dilerim. Kalın sağlıcakla.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.