
2.772 kelime · ~14 dk okuma
Herkese merhaba. Sosyal medya haberciliği gündemi ışık hızında akıtırken durup derinlikli düşünmeye fırsat bulamıyoruz. Her şey olağanca hızıyla akıp gidiyor ve biz üzerine düşünmeye fırsat bulamadığımız konularda fikir sahibi yapılıyoruz. Son günlerde tren topik konuların hemen hepsi politikti.
Fakat önümüze konan yemeğe kalkarsak bu podcast serisinde politikadan başka hiçbir şey konuşamayacaktık. Bu nedenle son bölümlerde depremi, taksicileri, zincir marketleri veya dünya kupasını konuştuk. Ama buradan yola çıkıp Türkiye politika konuşmuyor zannetmeyin. Konuşmak ne kelime, her yerimiz politika olmuş. Fakat biz konuşmamışız, konularda birikmiş.
Şimdi birikmiş diyorum da aslında konumuz aylardır aynı. Dönüyoruz, dolaşıyoruz, aynı yere geliyoruz. Nedir o geldiğimiz yer? Altılı Masa'nın adayı kim olacak? Aylardır konuştuğumuz konu bu. Bu sefer farklı bir şey yapacak ve adayların artılarını ve eksilerini masaya sereceğiz. Fakat bunu iki bölümde değerleyeceğiz. Bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu olacak, diğer tarafta Ekrem İmamoğlu. Mansur Yavaş neden yok derseniz, o henüz bir kapalı kutu, o yüzden onu masaya yatıracak bir materyal elimizde yok. Bu iki bölümde sizlere adayların avantaj ve dezavantajlarını sunduktan sonra seçim sürecini hayal etmeye çalışacağız.
Söz konusu bu avantaj ve dezavantajlar seçim sürecinde nasıl bir rol oynayacak? Cevap bulmaya çalışacağımız soru bu olacak. İki bölümlük bu mini serinin ilk bölümünde odağımız Ekrem İmamoğlu. Hadi uzatmayayım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
Seçimlere 6 ya da 7 ay kaldı. Muhalefetin adayı ise belirsizliğini koruyor. Görünen o ki, adayın ismini öğrenmek için ocak sonunu beklemek gerekecek. Son derece gergin durumdayız. Muhalif kamuoyu bir güvercin tedirginliğinde takip ediyor seçimi. Korkuyorlar. Eminim siz de korkuyorsunuzdur. Açıkçası ben de korkuyorum. Kabul edelim, korku yönetmesi son derece zor, çok güçlü bir duygu.
Zihin, her şeyin zorunlu olduğunu anladıkça duygular üzerindeki hakimiyetini arttırır. Yani duygulara daha az maruz kalır diyor Spinoza. Yani bir zorunluluk halini kabullenmediğimiz sürece duygusal manipülasyon peşimizi bırakmaz. Bir çocuk gibi yaklaşamayız olaylara. Yetişkin olmak neydi? Cesaretin var mı? Aşka filminde şöyle demişler. Yetişkin olmak buydu. İki yüz kilometre hız yapan bir arabayla altmış kilometrinin üstüne...
Tabii bu Fransız yapımı bir romantik komedi. Dolayısıyla yetişkin olmak bir nebze yeriliyor bu filmde. Fakat biz de fazlaca romantik değil miyiz yani halk olarak? Biraz gerçeklerle yüzleşmek gerekmiyor mu? Yetişkin gibi düşünmek gerekmiyor mu? Soğukkanlı olmak gerekmiyor mu?
Bu bölüm ve önümüzdeki bölümde duygularımızdan bağımsız biçimde İmamoğlu'nu ve Kılıçdaroğlu'nu masaya yatıracağız. Subjektif yorumlardan kaçınmaya çalışacak, soğuk bir rasyonellikle bu iki aday adayını ele alacağız. Öyle tahmin ediyorum ki Kılıçdaroğlu'nu tutanlar da, İmamoğlu'nu tutanlar da bazı anlattıklarımdan hoşlanmayacak. Bilmiyorum gerçi, belki de hoşlanırlar ama bana biraz rahatsız edici gelebilir gibi geliyor. Yanlış anlaşılmayayım, bu bölümde biz bir cevap vermeyeceğiz elbette.
Yani Kılıçdaroğlu mu daha iyi olur, İmamoğlu mu daha iyi olur sorusunun cevabını vermek benim haddime değil. Sadece şunu yapmaya çalışacağız. Lüzumundan büyük hayaller kurmanın önüne geçmeye çalışacağız. Öne çıkan bu iki adayın mevcut seçim konjonktüründe artılarını ve eksilerini masaya yatıracağız. Çünkü hayal kuran kitleler artıları görüyorlar da genelde eksileri görmüyorlar.
Bizim de görevimiz bu ikisini vasaya atırmak olacak. O halde başlayalım. İlk aday Karadeniz'in hırçın çocuğu Ekrem İmamoğlu. Tarih 18 Aralık 2018. 31 Mart 2019'da gerçekleşecek seçimlere 3 aydan biraz daha fazla zaman var. CHP hemen tüm kentlerin adaylarını açıklamış fakat henüz İstanbul ve Ankara adaylarını açıklamamış. Parti meclisi o gün sabah saatlerinde toplantı salonunda yerini aldığında tüm gazeteciler toplantıdan çıkan adayları en hızlı şekilde haber merkezine bildirmek için bekliyor.
Bu sırada Ekrem İmamoğlu haberi almış, ilk konuşmasına hazırlanıyor. Akşama doğru neredeyse kimsenin tanımadığı Beylikdüzü Belediye Başkanı, ilk kez İstanbul Belediye Başkan Adayı olarak kameraların karşısına geçiyor. Evet, değerli basın mensubu arkadaşlarımız, bugün tabii çok benim için de özel, Beylikdüzü halkı için de çok özel bir anda haberi alır almaz, sizlerle beraber paylaşmanın keyfini ve onurunu yaşıyorum. Kulis haberlerini takip edenler zaten İmamoğlu'nun adını duymuştu. Henüz bir gün önce İmamoğlu'nun hürriyetten İpek Özbey'le röportaj yayınlanmış ve ''beni tanıdıkça seveceksiniz'' ifadesi manşet olmuştu. Gerçekten de İmamoğlu'nu tanıyan falan yoktu. Partinin yaptırdığı anketlerde İstanbulluların sadece %16'sı İmamoğlu'nun adını duymuştu.
Bu bölümü hazırlarken İmamoğlu'nun İstanbul adayı olarak duyurulduğu haberlere baktım. Sözcü gazetesi 18 Aralık 2018'de son dakika olarak paylaşmış Twitter'da. Altına yazılanlar enfes. Yani birkaçını okuyayım size. Mesela Bekir adlı kullanıcı şöyle demiş.
Bir CHP seçmeni olarak ilk defa oy vermeme kararı almıştım ve ne kadar haklıymışım. Ekrem İmamoğlu kim ya? Mesela Bozok adlı kullanıcı Ekmelettin İmamoğlu diye dalga geçmiş. Bir başka kullanıcı Ekmelettin kadar kötü seçim demiş. Bir başkası Kılıçdaroğlu CHP'yi bitirmeye kesin kararlı demiş. Bir diğeri yazıklar olsun CHP'ye son ana kadar Sayın Muharrem İnce'yi İstanbul'a da gösterirler diye umut etmiştik demiş.
Diğer gazetelerin paylaşımlarına gelen tepkilere de baktım. Bir kişi bile iyi aday, iyi ki İmamoğlu aday oldu dememiş. Yani dediyse bile benim gözümden kaçtı. Şu yüzden söylüyorum, seçmenin ilk yorumları böyleydi. Zor bir seçmen kitlesinden bahsediyoruz CHP seçmeni derken. Kolay beğenmiyor, kolay mutlu olmuyor, mutsuzluk hali bir kronik hal almış durumda.
Zaten İmamoğlu da tanıdıkça seveceksiniz diyordu. Yani ben aday olarak karşınıza çıkar çıkmaz beni seversiniz demiyor. Yani o da herkes tarafından tanındığını iddia etmiyor. Fakat İmamoğlu Türkiye'de seçim satının ne kadar önemli olduğunu bizlere hatırlatıyor. Kimsenin tanımadığı bu isim doğru tercih olduğunu 3 ayda kanıtlıyor.
Ne avantajı vardı peki? Yani neydi İmamoğlu'nun şeytan tüyü? Bir kere genç, dinamik bir isim. İletişim kabiliyeti son derece yüksek. Sokakta kimle karşılaşsa sarılmadan bırakmıyor. Bir şey söyleyeyim. 60'lı yıllarda da benim dedem Demokrat Partiliydi. Adalet Partiliydi. Bak, senin baban CHP'liydi. Şimdi sen AK Partili'sin, ben CHP'liyim. Tamam mı? Aynı, aynı tavanın balıyız. Kurban olayım sana. Hacı abi, hakkını helal et. Ama bir şey söyleyeyim. Bak, az önce dedim ya, ben daha iyi koşarım.
Hakikaten adamın ikna edemeyeceği kimse yok gibi, gerçekten pek az insanda böyle bir enerji olabilir. Yani bilmiyorum sokakta gezerken içim ama onu gördünüz mü? Gerçekten bir sinerji saçıyor etrafa. Sokakta özellikle AKP'li seçmenleri buluyor, onlarla sohbet ediyor ve bu sohbetleri kameraların çekmesine müsaade ediyor. Mesajını o seçmenle kurduğu diyaloglar üzerinden karşı tarafa vermiş oluyor.
Bir başka önemli özelliği genç bir isim olması. Aday olduğunda 48 yaşında, bugün 52 yaşında. Burada gençlik algısı siyasette ilk kez adını bu yaygınlıkta duymamızdan da kaynaklanıyor olabilir. Mesela bizim Timur Soykan 25 yıllık gazetecidir de ekranlarda onu yeni görenler genç gazeteci demeye başladılar, o hesap. İmamoğlu'nda 48 yaşında tanıdık, bu yüzden genç siyasetçi diyoruz.
ama bizim lider portföyüne göre gerçekten genç. Zaten bu gençliği ve dinamizmi sayesinde kazandığı seçim iptal edilmesine rağmen kitlesini yeniden bir araya getirebilmişti. Yolumuz uzun, heyecanımız yüksek, gençliğimiz var! Gençliğimiz var! Biz adalete savaş, demokrasiye inancı tam Türk gençliğiyiz!
Sadece gençliği değil elbette. Muhafazakar seçmenlerle çok rahat bir iletişim kurabiliyordu. Biz de biliyorsunuz siyaset CHP nefreti üzerine bina edilir. Bu nefreti yıkmaya çalışıyordu İmamoğlu. Hatta Yeni Zelanda'daki sel felaketinden sonra 17 Mart 2019'da, yani seçime 12 gün kala, Yasin bile okumuştu bir camide. Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahim Ama elbette her şey iletişim değil. İstanbul Zaferi tümüyle İmamoğlu'nun iletişim başarısı değil elbette. Böyle dersek bu zaferde emeği geçen diğer isimlere haksızlık etmiş oluruz. Bir kere İmamoğlu CHP adayıydı ancak İYİ Parti ve CHP tarafından o dönem ilan edilen Millet İttifakı tarafından destekleniyordu. Yani CHP üyesi olmakla beraber ittifakın İstanbul adayı olarak lanse edildi. Yani Meral Akşener'i unutmamak gerekir.
Meral Hanım, 2018'de Cumhurbaşkanlığı seçiminde İstanbul'da %5 oy almış. Akşener'in İmamoğlu'nu desteklemesi, çarpan etkisini bir tarafa bırakıyorum, en azından 5 puan anlamına geliyordu. Bir başka önemli faktör HDP. İstanbul'da HDP aday çıkarmadı. Karar, 28 Ocak 2019'da HDP'nin parti sözcüsü Saruhan Oluş tarafından duyuruldu. Büyük şehirler açısından bugün üç büyük şehrin size ismini vereceğim. Bu üç büyük şehirde Büyükşehir Belediye Başkanlığı için herhangi bir aday göstermeme kararı aldık. Bugün açıklayacağımız üç şehir İstanbul, Adana ve İzmir'dir. HDP'nin bu hamlesiyle aslında İstanbul'daki %5'lik oy tabanını zınnen de olsa İmamoğlu'na yönlendirmiş oldu. Böylece İmamoğlu hem bir milliyetçi partinin, hem bir merkez sol partinin, hem de Kürt hareketinin desteğini aynı anda almış oluyor. Ancak bu sadece İmamoğlu'nun gelişim başarısı değil, büyük ölçüde genel merkez düzeyinde yürütülen ittifaklar siyasetinin bir parçasıydı. Bunlar İmamoğlu'na başarıyı getiren
subjektif şartlardı. Bunun yanında memleketteki ekonomik dişatın etkisini de unutmamak gerekir. İşsizlik %15'ler seviyesinde cumhuriyet rekoru kırıyordu. Tanzim satış çadırları her yerde. İmamoğlu'nun ekonomiden bahsetmesi, seçmenin sempatisini kazanabilmesi için işlevseldi. Bu fotoğrafa bakınca İmamoğlu'nun avantajları ortada. Sırasıyla sayalım. 1. Karizmatik, enerji dolu, genç ve dinamik. Çok iyi bir iletişim performansı sergileyebiliyor.
2. Karadenizli, böylece CHP'nin etkin olamadığı bölgelerde başarı şansını arttırabiliyor. Bazıları, Erdoğan'ın karşısına bir Karadenizli ada çıkması halinde Erdoğan'ın bocalayacağını düşünüyor. Olabilir, makul bir iddia. 3. İstanbul seçimlerinde de görüldüğü gibi, hem HDP seçmeninden. Hem milliyetçilerden hem de muhafazakarlardan üstüne bir de Atatürkçülerden oyalabiliyor. Bu haliyle tam bir merkez parti siyasetçisi gibi konumlanıyor. Her kesimden oyalabilen bir isim. Vatandaş da zaten böyle düşünüyor. Bence tek şansı olan İmamoğlu. Neden amca? İmamoğlu. Daha genç.
Biraz daha sanki öbürlerine göre karizma da var biraz. Hem sağdan hem soldan oy alabilecek görüşleri var. Bunların başka da bir sebebi yok. Bu üç avantaj, İmamoğlu'nu milyonların gönlündeki ideal aday haline getiriyor.
Böylece kazanabilecek adaya ulaşıyoruz. Ver yetkiyi, gör etkiyi. İmamoğlu'nu ada yap, arkana yaslan ve seçimi kazan. Şimdi, sadece artılara odaklanınca tablo bu. Fakat biraz moral bozalım İmamoğlu taraftarları için. Ama dilerseniz önce kendimizi zihnen buna hazırlayın diye bölüme ufak bir mola verelim. Döndüğümüzde tam buradan devam edeceğiz.
Şimdi bugün İmamoğlu'nun adaylığının Altılı Masa tarafından duyurulduğunu hayal edelim. Ne olur sizce? Ben öngörümü paylaşayım. Bir kere muhteşem bir heyecan yaratır İmamoğlu. An itibariyle muhalif kamuoyunun içine düştüğü umutsuzluk hali kısa sürede yerini coşkuya bırakır. Fakat bir kusurcuğu var İmamoğlu'nun. Siyasi bir lider değil. Şu anlamda söylüyorum.
siyaseten hangi pozisyonda olduğu bilinmiyor. Daha önce de İmamoğlu hakkında yanıladığımız bölümde söylemiştik. Dünya görüşünü ön plana çıkarabileceği bir konumda hiç olmadı. Dolayısıyla dünya görüşüyle ekonomiye, politikaya, diplomasiye bakış açısıyla gündemde değil. Peki ya neden seviyorlar onu?
Çünkü dünya görüşünü koymuyor ama tam olarak kendi kimliğini koyuyor masaya. Bu kimliği masaya koyduktan sonra geniş halk kitleleri dünya görüşüne ilişkin hayaller kuruyor. Karadenizli, Trabzon sporlu, iş adamı, baba, koca, genç, siyasetçi, Atatürkçü, Müslüman... Bunlar İmamoğlu denildiğinde akla gelen tabu kelimeler.
Elbette dünyaya bakış açısı hakkında Mansur Yavaş gibi tam bir kapalı kutu değil. Ama Kılıçdaroğlu gibi her salı gündemi değerlendirmek zorunda da kalmıyor. Kürt sorununa ne der? Ekonomiye ilişkin ne düşünüyor? Bu LGBTİ meselesi gündemde ona ne der? Grevler yasaklanıyor. Sendikalaşma oranı özel sektörde %3'lerde. Bu meselelere nasıl bakıyor? Bu beşli çeten ifadesini hiç kullanmıyor mesela. Neden kullanmıyor?
Bu kamu özel işbirliği projelerine ilişkin tavrı nedir? Özelleştirmeci midir, kamucu mudur? Yani sürekli bu konularda konuşmak zorunda kalmadığı için belli belirsizlikler var. Kendisi net değil demiyorum, belli belirsizlikler var sadece. Ne var canım, seçim sürecinde öğreniveririz diyenleriniz olabilir. Fakat bunları öğrenirken çok can yakar.
İmamoğlu, kendisini her tanıttığında, biz böyle düşünmemiştik diyecek olan politik kesimleri karşısında bulma ihtimali var. Nagi Analçı'yla fotoğraf verdikten sonra olanları bir düşünün. Nasıl hayaller kurduysa muhalif halk kesimleri, o hayal kırıklığı bir lince dönüşmüştü. Şöyle anlatayım.
İmamoğlu'nun adaylık sürecinde her yerde ya Erdoğan'ı ya da İmamoğlu'nu göreceğiz. Adayın İmamoğlu olması halinde karizmalar yarışacak. Bir tarafta Erdoğan, diğer tarafta İmamoğlu. Erdoğan'ın arkasında AKP ve MHP, İmamoğlu'nun arkasında altılı masa. Ancak burada Erdoğan'ın İmamoğlu karşısında çok büyük bir avantajı olacak.
Erdoğan hem AKP'ye hem de MHP'ye neredeyse tam olarak hakim. Siyaseten istediği manevrayı yapıyor ve partiler Erdoğan'a göre konumlanıyor. U dönüşleri Erdoğan'a siyaseten hiçbir bedel ödetmiyor. Dün ak dediğine bugün kara diyebiliyor. Sisi'ye dün sövüyordu.
Bugün el sıkışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan aynı masada oturmam, darbeci dediği Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile Katar'da düzenlenen Dünya Kupası'nın açılış resepsiyonunda bir araya geldi. El sıkıştılar. 9 yıl aradan sonra gerçekleşen ilk temas sonrası yeniden niye olmasın dedi. Ve hiçbir şey olmuyor. Tabanında en ufak bir soru işareti bile oluşmuyor.
Bu U dönüşünün ardından ne AKP'de ne MHP'de tek bir çatlak ses çıkmıyor. AKP HDP'ye gidiyor, Gözler MHP'ye çevriliyor, MHP lideri Devlet Bahçeli, AK Parti heyetinin anayasa değişikliğini görüşmek amacıyla mecliste grubu bulunan siyasi partileri ziyaret etmesi de son derece doğal ve doğru bir adımdır. diyebiliyor. Yani Erdoğan'ın söylediği hiçbir söz, attığı hiçbir adım, onu destekleyen partiler arasında bir bir test sorusu değil. Destekleyip desteklememe gibi bir gündem yok. Tam olarak bir tek adamdan bahsediyoruz. O ne derse partiler ona göre izahlanıyor. Sistem Erdoğan'ın liderliği üzerine kurulmuş durumda.
Ve karşısına İmamoğlu çıkacak. Peki, Erdoğan'ın Cumhur İttifakı ile kurduğu ilişki ile İmamoğlu'nun Altılı Masa ile kurduğu ilişki aynı mı? Altılı Masa'nın çerçevesinin dışına çıkamayan bir İmamoğlu. Ona sorulan her ciddi soru da Altılı Masa'yı işaret etmek zorunda kalacak.
Her konu başlığı altılı masanın çizdiği çerçeveden cevap bulacak. Aksi halde partilerden çatlak sesler yükselecek. Üstelik bu partilerin temel hedefi de parlamenter demokratik sisteme geçmek. Yani birçok konuda da uzlaşmamış altı partiden bahsediyoruz. İşte İmamoğlu'nun en büyük dezavantajı. Altılı masayla seçim sürecinde yaşanması olası bir gerginlik.
Bu, seçimin tümüyle çöpe gitmesi demek. Ya da daha başka ifade edelim, İmamoğlu'nun sürekli altılı masadaki liderlerin hassasiyetini gözetme gerilimi, seçim sürecine rengini verecek temel risklerden biri olacak. Konuya ilişkin bir açıklama, Deva Partisi lideri Ali Babacan'dan gelmiş. Babacan, 24 Kasım'da Sabancı Üniversitesi Politika Kulübü'nün konuğu olmuş. Tabii konu, adaylık meselesine de gelmiş, Babacan uzun uzun altılı masanın yol arasasını anlatmış.
Sonra da lafı adaylık meselesine getirmiş. Ali Bey'in cevabını bir dinleyelim. Yani bizim sıralamamızda hani gazetecilerin bir 5N1K sorusu olur ya. Hani ne, nerede, nasıl falan filan. En son kim? 5N1K. O kim sorusunun cevabını sürecin en sonunda vereceğiz. Çünkü şöyle bir risk var. Tabii kamuoyu da çok merak ediyoruz. Sizin ortak adayınız kim diyor. Ama biz ortak adayı bugün belirlersek, ortak adayı
Ya kendi kafasına göre sorulara cevap verecek, kendi dağarcığına göre bir Türkiye ufkusu izleyecek ya da ben hiçbir şey bilmiyorum bekleyin altın masası çalışmasını bitiririz ben ancak ondan sonra konuşabilirim diyecek. İkisi de çok kötü yani. Evet. Yani geleceği hayal ettiğimiz zaman işler biraz daha berraklaşıyor. Büyük bir sorun var ortada. Altınlı masanın yol haritasına ve çerçevesine uymak zorunda olan bir adaydan bahsediyoruz.
Dolayısıyla kişisel karizma bu noktada büyük ölçüde anlamını yitiriyor. Yani İmamoğlu'nun en büyük avantajı olan kişisel karizma bu noktada Erdoğan karşısında zorlanıyor. Çünkü kişisel karizma değil, altılı masanın çerçevesinin içine hapsolmuş bir adaydan bahsediyoruz. İmamoğlu'nun adaylığı halinde parti genel başkanları arka planda kalacak. Böylece genel başkanların gücü seçim sürecine yeterince yansımayacak. Seçim süreci İmamoğlu'nun karizması üzerine bina edilecek. Böylece 6 siyasi parti görünürlüğünü kaybedecek ve Erdoğan ile İmamoğlu baş başa kalacak. Dediğimiz gibi 2 karizma yarışacak fakat karizmalardan birinin ayağına 6 lider dolanmış olacak.
Çünkü İmamoğlu, Erdoğan'dan farklı olarak kendisine destek verecek olan 6'lı masanın lideri değil. Dolayısıyla her açıklaması 6'lı masanın testinden geçecek. İmamoğlu'nun dediği her laf dönüp 6 lidere sorulacak. Mesela HDP'ye ilişkin bir laf etti diyelim. Bu laf dönüp İYİ Parti'ye ya da HDP'ye sorulacak. Bu partilerden çatlak sesler duyulacağız ve bu sesleri iktidar medyası AKP seçmenine ulaştıracak.
İstanbul'da iş kolaydı. Mesele bir belediye başkanlığı seçimiydi, dolayısıyla politik olarak kendisini destekleyen partileri bağlamıyordu dedikleri. Zaten politik mevzuları İmamoğlu ustalık atacağı atıyordu, ben İstanbul Belediye Başkanıyım, bana bu sorularla gelmeyin diyebiliyordu. Nagi Analçı'nın İstanbul seçiminden önceki sorusuna bir kulak verelim.
Bir Kürt ve Alevi katliamı olan Dersim katliamı konusunda ne düşünüyorsunuz? Ve Tunceli isminin Dersim olarak değiştirilmesi konusunda nasıl bakıyorsunuz? Ben sizinle tarihle ilgili program yapın. İnanın 2 saat, 3 saat... Ama bu tarihle ilgili değil. Bu bugünle ilgili bir tartışma. Bakın Türkiye ikiye ayrılmış durumda.
Buna benzer sorulardan kaçmak belediye başkan adayıyken kolay da, cumhurbaşkan adayıyken zor olacak. Bir cevap verse dahi, bu cevaplar altılı masadaki partilerden tam bir onay almayacak. Dolayısıyla altılı masanın kısıtları altında İmamoğlu görüleceğiz ve söz konusu bu kısıtlar moral motivasyonu sürekli olarak zorlayacak. Peki nedir bu kısıtlar?
Bir kere güçlendirilmiş parlamenter sistem denilen yeni bir siyasi rejime geçme konusunda hemfikir boğaltılması. Dolayısıyla seçimden sonra parlamenter sisteme geçiş süreci yaşayacağız. Bir süreç yani. Sürecin yaklaşık iki yıl sürmesi planlanıyor. Bu iki yılda ülke nasıl yönetilecek?
Başkanlık sistemi gibi mi, yoksa fiilen parlamenter sistem gibi mi? Yani Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle mi, yoksa kanunlarla mı yönetileceğiz? Altınlı Masa'nın kararı, geçiş sürecinde meclisin aktif kullanılması önünde olacak. Dolayısıyla 6 partinin milletvekilliği koltuk sayıları, ağırlıkları ölçüsünde partilere güç katacak.
Dolayısıyla ortak adayın sadece seçim sürecinde değil, seçimden sonra da altı partiyle tam bir uyum içinde çalışması hayati önemli olacak. Bu sadece seçim ittifakı değil yani, sadece seçime beraber girme değil. Seçimden sonra da ülkeyi beraber yönetme iradesi. Bunu ilk defa yaşayacak Türkiye. Onun için çok dikkatli tasarlanması gerekiyor. Her adımının hesap edilmesi gerekiyor. İhtimalleri düşünün lütfen.
seçim satında altılı masa ile altılı masanın adayı arasındaki yaşanacak zımni bile olsa gerginlik işaretleri hem seçime hem de seçimden sonraki geçiş sürecini zora sokabilir. İşte İmamoğlu'nun avantajları ve dezavantajları bunlar. Ama şunu da belirtmek gerekir. İmamoğlu, siyasi performansı öylesine yüksek bir isim ki, söz konusu bu dezavantajları avantaja dönüştürme becerisine sahip olabilir. Yani tamam, kabul, altılı masa ile uyumsuzluk riski seçim sürecinin en önemli sorunu olarak masada. Ancak İmamoğlu, bu uyumsuzluktan kendi gücünü arttıracak bir dil de yaratabilir.
Bir sonraki bölümde Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığını gündemimize alıyoruz. Hem Kemal Bey'in muhtemel aday olarak artılarını ve eksilerini, hem de yakın dönemde nasıl bir süreç yürüttüğünü konuşacağız. Trend Topik'i PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar yolunuz uzun, heyecanınız yüksek olsun. Hoşça kalın, takipte kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.